Hürriyet, profesörün ‘YÖK kalkmalı’ sözlerini ‘sansürledi’

Cambridge Üniversitesi’nde Fizik Profesörü olan Mete Atatüre’nin Hürriyet Pazar’ın bir yazısına verdiği görüşte “YÖK kalkmalı” sözleri sansürlendi.

Olayı twitter hesabından paylaşan Atatüre, gazetenin Pazar eki için “Gençler nasıl kurtulur” yazısına katkıda bulunduğunu, fakat “YÖK kalkmalı ve üniversite yönetimi rektör/mütevelli heyeti mutlakiyetinden akademik senatolara kaymalı” sözlerinin yazıya eklenmediğini belirtti.

Atatüre’nin paylaşımı şöyle:

Hürriyet Pazar’da 19 Mayıs için “gençler nasıl kurtulur?” başlığıyla basılan yazıya ben de kısa bir katkıda bulundum. Gerçi ben YÖK kalkmalı ve üniversite yönetimi rektör/mütevelli heyeti mutlakiyetinden akademik senatolara kaymalı diye de yazmıştım, sanırım sığmamış o kısım. 🙂 pic.twitter.com/BybvIqhvdB

— Mete Atature (@MeteAtature) May 20, 2018

Sıkıldım!

Sevgili okur, sen bu satırları okurken ben çiçeği burnunda bir milletvekili aday adayı olarak sokakta seçmeni dinliyor ve oy kullanmanın bir şeyi değiştirmediğini düşünenleri ‘bu kez gerçekten değiştirecek’ diyerek ikna etmeye çalışıyor olacağım. Açıkçası aday gösterilir miyim gösterilmez miyim, gösterilirsem hangi ilin listesinde nereye adım yazılır bilmiyorum ama bildiğim bir şey var: Olur da bir şekilde Ankara siyasetinin bir parçası olursam canınızı hiç sıkmayacağım. Can sıkıntısı çok fena bir şey. Bunu onlarca yıl aynı konuşmaları aynı isimlerden dinlemek zorunda kalanlar çok iyi bilir.

Pazartesi yazılarımı gazetemiz BirGün basılmak üzere matbaaya zamanında gidebilsin diye Pazar öğle saatlerine kadar göndermek durumundayım. Bunun için bu yazılar çoğu zaman Cumartesi geceleri bilgisayara dökülüyor. Bu yazı da Cumartesi gecesi yazıldı. Bilgisayarın başına oturduğumda anketler, son dakika haberleri, açıklamalar, küresel gelişmeler, ekonomi cephesinden son notlar arasında gezinirken sıkıldığımı fark ettim.

Yazıyı yazdığım Word penceresini simge durumuna küçültüp ekranda Youtube’u açtım. Arama kısmına Eurovision Live yazıp 6 yıldır katılmadığımız yarışmanın bu yılki finalini canlı olarak izlemeye başladım. Bu yıl Portekiz’de yapılan yarışmayı izleyen milyonlarca insan, farklılıkların uyum içinde bir arada, tatlı bir rekabet halinde, farklılıklarını kutlamasına tanıklık etti.

Çok eğlendiler. Çok kıskandım. Çok renkliydiler. Çok gençtiler. En çok da kendileriyle dalga geçtiler. İrlanda’nın yarı finaldeki şovunu sansürleyen Çin Televizyonuna, ‘sansürlersen biz de sana yayın izni vermeyiz’ dediler, Eurovision’un sansüre, yasaklara, ayrımcılığa karşı bir platform olduğunun da altını çizdiler.

Biz de uzaktan baktık öyle. ‘Aman canım bir eksiğimiz de komşunun komşuya oy verdiği şu eski yarışma olsun’ derseniz ben de size şunu sormak isterim: Sertab Erener’in eşsiz sesi ve sahne şovuyla makus talihimizi yendiği o yıl, o akşam yüreğiniz her zamankinden hızlı atmamış mıydı?

Sahi Akp’nin iktidara geldiği 2002 yılıydı değil mi o yıl? Durun youtube’u simge durumuna küçültüp vikipedi’yi açayım da bir bakayım. Sahi vikipedi’ye giremiyoruz değil mi? Durun o zaman Vpn’imi açık konuma getireyim önce.
Bak iyi oldu vikipedi’ye baktığım. Doğrusu 2002 değil 2003’müş. Akp’nin Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne tam üye yapma vaadiyle daha çok demokrasi ve insan haklarına saygı manifestoları yazdığı yıllar! Hoş 15 yıl sonra bugün bile aynı vaatleri sıralamakta bir beis görmüyor Reis.

Oysa geldiğimiz noktada modern dünyayla bağlarını neredeyse tamamen koparıp yalnızlaşmış güzel ülkemizde ağır mı ağır bir içine kapanma durumu var. İçine kapanmış, bütün enerjisini 16 yıllık iktidarının devamını sağlamaya harcayan parti devletiyle, baskılarla, cezalarla, yasaklarla sürekli olağanüstü hal yaşatılan bir ülke.

Muhafazakârlaşmakta sınır tanımayan bir toplum. Ekranlarda sil baştan yazılan resmi tarih anlatıları ve dizilerle Abdülhamit’i özleyen, Reis’in işaretini gözleyen, Ankara’daki Saray’ın küçük birer kopyası halinde inşa edilen okullarda niteliksiz eğitime mahkum edilenler…

Mahkûm edilen demişken, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin başına gelenleri ve Boğaziçi demişken ODTÜ’de daha birkaç gün önce yasaklar ve tehditler altında onur yürüyüşü yapan o cesur öğrencileri de anmadan geçmeyelim.
Akademiden sürülmüş akademi, düşünmekten men edilmiş üniversite! Of sıkıldım. Açayım Eurovision’u ve bir sahne şovu daha izleyeyim bari. 10 puanım kendi gibi davranmaktan korkmayana, cesur olana, farklı olana. 12 puanımsa ‘tamam, sıkıldık, yeter, değiştireceğiz’ diyen gençlere.

Gençler, tek bir oyla değişecek her şey ve tek bir kedi bile trafolara giremeyecek bu kez emin olun. Bunu hep beraber başaracağız. Everyway that we can…

Kız arkadaşından ayrıldı, köpeği davalık oldu

Eskişehir’de 23 yaşındaki Osman Orhan Baçaru, ayrıldığı kız arkadaşında kalan köpeğini geri almak için dava açtı.

Eskişehir’de üniversite öğrencisi 23 yaşındaki Osman Orhan Baçaru, kendisine ait olduğunu iddia ettiği “Golden” cinsi “Marley” isimli köpeği ayrıldığı kız arkadaşının geri vermediği gerekçesiyle hukuk mücadelesi başlattı.

3. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açan Anadolu Üniversitesi Turizm ve Otelcilik Fakültesi öğrencisi Baçaru, Mart 2017’de internet üzerinden ilan vererek “Marley” adlı köpeğini sahiplendirmek isteyen Ezgi B. ile iletişime geçtiğini ve anlaşıp köpeği sahiplendiğini iddia etti.

Daha sonra Ezgi B. ile bir süre aynı evi paylaştığını öne süren Baçaru, yaklaşık bir yıl sonra ayrıldığı kız arkadaşının köpeği vermediğini ileri sürerek hukuk mücadelesi başlattığını söyledi.

Yeni bir eve çıkmak için köpeği bir hafta eski kız arkadaşında bıraktığını, almak için geri döndüğünde kapıların yüzüne kapatıldığını belirten Baçaru, eski kız arkadaşının “Marley”e kendisi kadar iyi bakamadığını savundu.

“BENLE ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞTU”

Ezgi B’nin “Marley”i kendisine vermeyeceğini söylediğini anlatan Baçaru, şöyle konuştu:

“Marley benden öncesinde tasmasından çıkmamış bir köpekti. Benimle özgürlüğe kavuştu. Yanımda yürürken bile tasmasız gezerdi. Yaklaşık 5 aydır göremiyorum onu. En azından iyi durumda olduğunu göreyim istiyorum ama buna da müsaade etmediler. Marley’in bana karşı duyguları daha fazla. Tuvaleti gelince terasa çıkartan biriyle onunla sokaklarda koşturan birisi aynı olamaz. Köpeğim için hukuk mücadelesi veriyorum ve sonuna kadar da vereceğim.”

Baçaru, “O benim kızım. Ben onun, bensiz neler hissettiğini biliyorum. En son eve onu almak istediğimi söylemeye gittiğimde kapının arkasındaki seslerini duymanız lazımdı. Resmen ağlıyordu” dedi.

“BU BİR EMSAL OLACAK”

Davacı vekili avukat Oytun Süllü adına dosya hazırlığı ve takibini yürüten stajyer avukat Ahmet Seyhan da köpeğin sahiplendirilmesi sonrasında gerçek sahibinin Osman Orhan Baçaru olduğunu savundu.Seyhan, yargı kararının bu konuda emsal teşkil edeceğini belirterek, şunları kaydetti:

“2017 yılı mart ayında karşı taraf internetten köpeği sahiplendirme ilanı vermiş. Bu delil elimizde mevcut. Sahiplenme resmi olarak gerçekleşmiş. Marley şu anda zorla alıkonulmaktadır. Gerekli başvurularımızı tamamladık. İnşallah davayı kazanacağız ve bu bir emsal olacak. Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde davamızı açtık. Müvekkilim gerçekten iyi bir hayvansever.”

“İNTİKAM ALMAK İÇİN YAPIYOR”

Konu ile ilgili hakkında dava açılan Ezgi B. ise davacı Osman Orhan Baçaru’nun kendisinden ayrıldıktan sonra intikam almak için bu yola başvurduğunu ileri sürdü.

Ezgi B, köpeği “Marley”i 3,5 aylıkken sahiplendiğini dile getirerek, şunları söyledi:

“Marley yaklaşık 4 yıldır bende. Ayrıldığımız için şimdi Marley’i benden alarak acı çektirmek istiyor. Kızımı Osman’a vermeyi düşünmüyorum. Bir dönem sahiplendirmeyi düşünmüştüm. O dönemde Osman’la tanıştım ve sahiplendirmekten vazgeçtim. Osman’ın birkaç aşı karnesine adını yazdırıp kendini sahibi gibi göstermesi Marley’in gerçek sahibi olduğunu kanıtlamaz.”

SON SÖZ MAHKEMENİN

Marley”in kimde kalacağı sorusunun cevabı, Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülecek davada belli olacak.Davanın ilk duruşması 25 Mayıs’ta gerçekleştirilecek.AA

Bilkent Üniversitesi, tüm kampüslerde sigara içmeyi yasaklıyor

Bilkent Üniversitesi Senatosu, 2022 yılı eylül ayından itibaren üniversitenin 3 bin dönümlük üniversite kampüsünün içinde sigara içmeyi yasaklama kararı aldı.

Bilkent Üniversitesi Prof. Dr. Abdullah Atalar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sigaranın büyük bağımlılık yapan ve sağlığa çok fazla zararı bulunan kimyasal bir madde ve bir nevi zehir olduğunu söyledi.

Sigaranın büyük bir bağımlılık yaptığına işaret eden Atalar, “Nasıl kokain, eroin gibi uyuşturucu maddeler bağımlılık yapıyor, sigara da bağımlılık yapıyor. İnsan sağlığına zararı artık ispatlanmış bir nesne bu.” değerlendirmesini yaptı.

“O günlerden bugünlere geldik”

Türkiye’de 1980’lerde üniversitelerde derslerde, sınavlarda sigara içmenin serbest olduğunu hatta üniversite sınavında bile rahat bir şekilde sigara içilebildiğini belirten Atalar, “O günlerden bugünlere geldik. O gün ‘Bir gün sınıflarda sigara içmek yasaklanacak’ dense kimse inanmazdı.” ifadesini kullandı.

ODTÜ’de öğretim üyesi olduğu yıllarda sınav salonlarının birinde sigara içimini yasakladığını ve bu salona çok talep gelmesi üzerine salon sayısını ikiye çıkardığını aktaran Atalar, daha sonra Bilkent Üniversitesinde görev yapmaya başladığında dönemin rektörü Prof. Dr. Mithat Çoruh ile görüşerek üniversitenin senato ve diğer toplantılarda sigara içimini yasaklayarak üniversitelerde bir ilki hayata geçirdiklerini vurguladı.

Atalar, kapalı alanlarda sigara içiminin yasak olmadığı o yılları, “Türkiye’de kapalı alanlarda sigara içme yasağı yoktu. Biz bu yasağı ilk getiren üniversitelerden biriyiz. Düşünün o yıllarda asansörlerde sigara içilirdi ve biz bunu da yasakladık. Hocaların odalarını sigaralı, sigarasız diye böldük. Zaman geçti, binaların içinde sigara içmeyi yasakladık.” sözleriyle anlattı.

Dünyanın birçok ülkesinde sigaradan gençleri uzak tutmak için çalışmalar yapıldığına dikkati çeken Atalar, Yeni Zelanda gibi bazı ülkelerin ise 2030 yılında ülkede sigara içmeyi tümüyle yasaklayacağını açıkladığını, Nepal’in komşusu Butan’da ise sigara içmenin tümüyle yasak olduğunu bildirdi.

“Bu nesneden gençlerimizi uzak tutmamız lazım”

Atalar, ABD’de 2 bin 500 üniversitede sigara, bin 600 üniversitede ise her türlü tütün mamulunu içmenin yasak olduğunu belirterek, “ABD’de akla gelen hemen bütün üniversitenin kampüslerinde sigara içmek yasak. Türkiye ise bu konuda geride kaldı.” dedi.

Rektör Atalar, Bilkent Üniversitesi olarak öncülük yapmak istediklerinin altını çizerek, şöyle devam etti:

“Geçen hafta üniversite senatosu ve yönetim kurulunun oy birliği ile aldığı kararla 2022 yılında yani 4 yıl sonra eylül ayından itibaren üniversitemizin kampüsünün içinde herhangi bir yerinde sigara içmek yasak olacak. Yasağın uygulanacağı alan 3 bin dönüm.

Şu anda bina girişlerinde sigara içmek yasak. Bunları zamanla geliştireceğiz. Dünyadaki bazı ülke örneklerine bakarsak sigara içmenin yasak olduğu yerleri giderek büyütmüşler. Araştırmalar şunu gösteriyor, üniversitede bir yerde serbest bırakırsanız bu öğrencilerin sigara içmesine engel olmuyor, hatta orası sosyal mekan oluyor, herkes oraya gidiyor. Sigara içmenin çok zor olması lazım.

Araştırmalar, bir kere sigaraya başlayanların maaşlarının beşte birini sigaraya vermekten çekinmediklerini gösteriyor. Bu nesneden gençlerimizi uzak tutmamız lazım. Bir de sigaraya başlanırsa bırakmak çok zor. En doğrusu hiç başlamamak. Öğrencilerin sigaraya genelde üniversite yıllarında başladıklarını biliyoruz. Biz üniversitemizi sigarasız bir yer haline getirerek, öğrencilerimizin sigaraya hiç başlamamalarına ön ayak olmak istiyoruz.”

“Hiç başlamamasına neden olacak”

Atalar, sigara yasağının herkesi kapsayacağını vurgulayarak, “Hocaları, öğrencileri, çalışanları, işçileri, bahçıvanları, güvenlik görevlilerini ve herhangi bir konu için kampüse gelenleri de kapsayacak. Bu yaklaşık 15 bin kişi anlamına geliyor. Sigara içmek isteyen kampüs dışına çıkacak. Bu da hiç başlamayan birisi için başlamamasına neden olacak. Öğrencilerimizin büyük kısmı zamanlarının çoğunu kampüste geçiriyor. Yani sigara içmek kolay olmayacak.” diye konuştu.

ABD’deki üniversitelerde arabanın içinde de sigara içiminin yasak olduğunu ifade eden Atalar, “Bizde de bu detaylar nasıl şekillenecek, zaman içinde göreceğiz. Bir komite kurduk, bu komitenin içinde öğrenci konseyimiz de var. Görevimiz, aldığımız kararın önemli olduğunu öğrencilere inandırmak ve koyacağımız kurallara onların uymasını sağlamak.” dedi.

Kampüslerinin girişine 2022 tarihinden itibaren “Burası dumansız kampüstür” yazısının olacağını bildiren Abdullah Atalar, şunları kaydetti:

“Bildiğimiz kadarıyla bu konuda ilk ya da ilklerden biriyiz. Projemizi başlattık. Bu konularda da diğer üniversitelere örnek olmayı umuyorum. Onların da bunları takip edeceğini umuyorum, tahmin ediyorum. Gençleri sigaradan uzak tutmak bence üniversitelerin ve üniversite yöneticilerinin bir görevi.” AA

Kaybettiklerimiz ve bitmeyen arayışımız

Yıllanmış ağaçları kestiler. İtiraz edenlere, “ne var canım yerine yenilerini diktik” diyerek omuz silktiler. Kimi canını siper edecek kadar çok sevdi onları, kiminin kılı kıpırdamadı devrilirken o koca gövdeler. Çünkü kimi bildi kimi bilmedi filizlenmenin, serpilmenin ve olgunlaşmanın ne büyük emek istediğini, ne çok zamana ihtiyacı olduğunu… Türkiye’de her şey hep bu bilenler ve bilmeyenler arasına sıkışıp kaldı. Atanlar ve onaranlar, bozanlar ve koruyanlar, eksiltenler ve çoğaltanlar olarak bölündük durduk. Hiçbir siyasi, ideolojik farklılık bu ayrım kadar zarar vermedi bize. Neredeyse dünyanın bütün kültürlerine ev sahipliği yapmış bu özel topraklarda, her defasında yoktan yeni bir hayatın var edilebildiği bereketli Anadolu’da, görülüyor ki yeniden bir sonlanmanın eşiğindeyiz. Farklı karakterlerimizi ortak değerlerde birleştiremiyoruz çünkü. Bakmadığımız, beslemediğimiz, korumadığımız ne varsa çürüyor. Kimileri acı çekiyor hala, kimileri çoktan nefes almayı bırakmış.

•••

Vasat, eğer karşısında bir direnç görmezse insanı hızla teslim alan bir şeydir. Çünkü hepimizin içindeki en zayıf halkaları, tembelliği ve bencilliği gıdıklar. Vasat kolaydır, zorlamaz. Ne eksik ne fazla, göründüğü gibi, göründüğü kadardır. Dolayısıyla ona teslim olmak, anlamı aramaktan da vazgeçmek demektir. Bu tehlikelidir çünkü içten içe kendini, var oluşunu anlamsız bulan insan değer üretemez, ortaklık kuramaz ve nihayet kendine de tutunamaz. Ama başkasına pekala tutunabilir. Üstelik kendisine yalan söylenip söylenmediğine de hiç aldırmadan. Çünkü insanın anlam arayışı hiç bitmez ve onu asıl olduğu yerde, içinde bulamayan, dışarıdan vadedilen kadarına razı olur. “Sen hiç yorulma, ben senin adına her şeyi düşünürüm. Ne yiyeceğine, ne içeceğine, nasıl giyineceğine, kaç çocuk doğuracağına, nerede yaşayacağına, bundan sonrasına hep ben karar vereceğim. Neyi, ne kadar düşünmen gerekiyorsa hep ben söyleyeceğim sana.”

•••

Ortak değerler insanın anlam arayışında önemli bir rehberdir. Sevme biçimlerimiz yaşadığımız coğrafyada şekillenir örneğin. Sıkı sıkı kucaklaşmaya alışmış olanlara, bundan sonra neden erkekle kadının el sıkışmayacağını anlatamazsınız. Madden manen koruduklarımız tarihimizi inşa eder. Geçmiş ve geçmişin çizdiği anılar, hikayeler geleceği nasıl biçimlendireceğimizin de haritasıdır. Çocukken bahçesinde oynadığınız bir evin yıkımı, ilk aşkınızla önünde buluştuğunuz bir kitapçının kapanması, içinde gençliğinizi bıraktığınız o üniversite kampüsünün yok olması, parçalara ayrılması asla ve asla sadece üst üste dizilmiş taşların kırılıp dökülmesi demek değildir. Onlar bizi anılarımıza bağlayan, bizi köklü ve ait hissettiren, bizimle beraber nefes alıp veren hayatımızdır. Onlar yaşarken bizi yaşatanlardır.

•••

İnsanın, değişime en kolay uyum sağlayan canlı olması bir tesadüf değil. İş o ki, değişimler yine insan doğasının en kıymetli ürünü olan dayanışma ile birlikte hayata artı bir değer katarak zenginleştiren olsun, eksilten değil. Bizi zor günler bekliyor. Çünkü dağılıp kırılmış ve bizi hem kendimizden hem birbirimizden uzağa düşürmüş; toplanmayı, onarılmayı bekleyen çok fazla şey var. Üniversitelerin bölünmesine karşı çıkan değerli hocamız Prof. Dr. Kaya Özkuş’un “acı çekiyorum” diye başladığı ve varlığımızın, tarihimizin, geleneğimizin, ürettiğimiz bütün iyiliklerin yok edilmesi karşısındaki isyanını dile getirdiği konuşmasını izlediğimden beri aklımdan bunlar geçiyor. “Burası bizim! Bu ülke bizim, bu hayat bizim!”

•••

Yeniden başlamak her zaman mümkün. Umut hep var. İnsan yeter ki, hayatının anlamına sarılsın. Onun, kimsenin elinden alamayacağı en büyük gücü ve varlık nedeni olduğunu hatırlasın. Kişisel tarihimiz nasıl ki karanlık ve aydınlık arasında süregiden ve hep bir yeniden doğuş hikayelerinden oluşuyorsa, toplumlar ve ülkeler de öyle… Kaybettiklerimizin farkında olalım ki engelleri aşabilelim. Zor günleri, elimizden alınanları yeniden kazanmayı amaç edinerek, dayanışma içinde geçirmek, bize inanın umduğumuzdan çok daha fazlasını kazandıracak. Elinden gelenin en iyisini yaptığını bilmenin huzuru başka hiçbir şeye benzemiyor.

Antalya’da kızamık alarmı: 1500 öğrenciye aşı yapıldı

Akdeniz Üniversitesi’nde biri yabancı uyruklu 8 öğrencide kızamık hastalığı tespit edilmesinden sonra daha önce aşı olmadığı belirlenen 1500 öğrenciye tedbir amaçlı kızamık aşısı yapıldı.

Akdeniz Üniversitesi’nde eğitim gören yabancı uyruklu bir öğrencide 28 Mart’ta kızamık hastalığı tespit edildi. Hasta hemen tedaviye alınırken, bu hastanın temas ettiği kişilere de aşı yapıldı. Olayın ardından hastalığın yayılması ihtimaline karşı kızamık aşısı olmadığı belirlenen öğrencilere aşı olmaları çağrısı yapıldı. AÜ Genel Sekreteri Ali Serinoğlu, Antalya İl Sağlık Müdürlüğü’nün koordinasyonunda üniversitede bir öğretim üyesinin görevlendirildiğini, bir ekip tarafından hastalığın kontrol altına alındığını söyledi.

Hastalığın ilk olarak yurt dışından gelen bir öğrencide tespit edildiğini vurgulayan Ali Serinoğlu, “Daha sonra üniversite genelinde toplam yedi kızamık vakası daha tespit edilmiştir. İlk vakanın tespit edilmesinden sonra koordinasyon ekibi tarafından hızla olaya müdahale edilmiş, hastaların hızla tedavi süreci başlatılmıştır. Şüpheli/temaslı tüm öğrenciler tespit edilerek aşılama yapılmıştır. Yapılan etkin müdahalenin ardından 28 Mart’ta bu yana yani bir haftadır şüpheli herhangi bir kızamık vakası tespit edilmemiştir. Şu an itibariyle halk sağlığı açısından endişe edilecek bir durum olmayıp, olay kontrol altına alınmıştır. Kızamık hastaları ile ilgili teması olduğu düşünülen, daha önce aşı olmadığını beyan eden 1500 öğrencimiz gönüllü olarak aşı olmuştur” diye konuştu.

Diğer yandan Antalya genelinde ise 4 bin 250 kişinin kızamık aşısı olduğu kaydedildi.

Prof. Dr. Funda Barlık Obuz: Karanlığa karşı inadına iyi

ANIL VARLI

İzmir Tabip Odası Seçimleri 15 Nisan Pazar günü Alsancak Salih İşgören İlkokulunda yapılacak. “Susmayacağız, biat etmeyeceğiz, sarayın odalarından biri olmayacağız” diyerek, “Karanlığa karşı inadına iyi hekimlik” sloganıyla seçime hazırlanan Demokratik Katılımcı Hekimler’in Yönetim Kurulu Başkan adayı Prof. Dr. Funda Barlık Obuz ile seçime dair konuştuk. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görev yapan Prof. Dr. Obuz, Türk Radyoloji Derneği İzmir Şubesi Başkanlığı, İzmir Tabip Odası Onur Kurulu üyeliğinin yanı sıra aynı zamanda Türk Tabibleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyesi. Prof. Dr. Obuz, “Çağdaş, laik ve demokratik bir ülkede, barış içinde onurlu ve iyi hekimlik yapmak istiyoruz. geleceğimize ve meslek örgütümüze sahip çıkacağız” diyor.

»Hekimlerin öncelikli sorunları nelerdir?
Kamu hastanelerinde aşırı hasta yükü altında uzun süreler çalışan hekimler, emeğinin karşılığı olmayan yetersiz ücretlerle, politik ve yönetsel baskılarla karşılaşıyor. Aile hekimliğinde benzer olumsuzlukların yanında, sözleşmeli ve güvencesiz çalışma dayatılıyor. Özel sağlık kuruluşlarında, işyeri hekimliklerinde çalışan meslektaşlarımız güvencesiz ve mesleki bağımsızlığını kaybetme tehlikesi altında çalışıyor. Üniversite hastanelerinde sevk zincirinin olmaması nedeniyle hizmet, eğitim ve araştırmanın önüne geçiyor. Tıp eğitimi ve mezuniyet sonrası eğitim gün geçtikçe niteliğini kaybediyor. Hekimler emeklilikte yoksulluk sınırının altında ücretlere mahkûm ediliyor. Kamuda liyakate dayanmayan kadrolaşma tüm hızıyla sürerken, binlerce hekim bir gecede kamudan ihraç ediliyor, yüzlerce yeni mezun hekim güvenlik soruşturmalarıyla işsiz bırakılıyor.

»Son yıllarda hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarında büyük artışlar yaşanmaktadır. Sağlıkta artan şiddet olaylarının nedeni nedir?
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, sağlık hizmet sunumunun hemen tüm aşamalarında yaygın ve ciddi bir sorun haline geldi. Sağlıktaki şiddetin en önemli nedeni, sağlık alanını ticarileştiren, sağlık çalışanlarını güvenliksiz ortamlarda, performansa dayalı gece gündüz çalıştıran sağlık politikalarıdır. Şiddeti artıran etkenlerden birisi de, şiddeti uygulayan kişilerin cezalandırılmayacakları ya da önemsenecek bir yaptırımla karşılaşmayacakları düşüncesidir. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddete asla hoşgörü gösterilmeyeceği, aksine şiddet suçlarının mutlaka cezalandırılacağı düşüncesinin oluşturulması, önleyicilik açısından çok önemlidir. Bu amaçla Türk Tabipleri Birliği tarafından önerilen yasa tasarısı kabul edilmelidir.

»İktidarın uyguladığı sağlık politikalarının yol açtığı yıkımı nasıl değerlendirirsiniz?
Son 15 yıldır uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP), sağlık ortamında pek çok yeni soruna yol açtı. Performansa dayalı ek ödeme sistemi, hastaya ayrılan süreyi azalttı, yapılan işlem sayısı, nitelikli sağlık hizmetinin önüne geçti. Performans sistemi aynı zamanda çalışma barışını da bozdu. Bugün Genel Sağlık Sigortası (GSS) primlerini ödeyemediği için yaklaşık 5 milyon kişi kamu sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor. Aylık olarak ödenen GSS primi dışında, hastalar hastaneye başvurduğunda, muayene katılım bedeli, ilaç katılım bedeli, tıbbi malzeme katılım payı gibi 14 ayrı kalemde katkı payı ödemek zorunda kalıyorlar. Yine SDP’nin bir parçası olan aile hekimliği sistemi, bireysel ve toplumsal sağlık hizmetini birbirinden ayırarak birinci basamak sağlık hizmetlerini parçalı hale getirdi.
SDP’nin ikinci fazı olarak ileri sürülen, bir kamu-özel ortaklığı projesi olan Şehir Hastaneleri, şehre olan uzaklıkları, gereksiz büyüklükteki kullanım alanları ile hastaların sağlık hizmetine erişimini güçleştiriyor, sağlık çalışanları açısından da önemli sorunlar oluşturuyor. Şehir merkezindeki pek çok kamu hastanesinin kapatılacak olması, toplam yatak sayısında önemli bir değişiklik olmaması, en önemlisi gelecek nesillere aktarılacak büyük bir kamu borcunun yaratılması, Şehir Hastanelerinin yeniden değerlendirilmesini ve daha büyük zararlara yol açmadan bu projeden vazgeçilmesini gerektiriyor.

»Hükümetin meslek örgütlerine yönelik (TBB, TTB, TMMOB) “itibarsızlaştırma, hizaya getirme” politikalarına karşı “Sarayın Tabip Odası olmayacağız derken neyi ifade etmektesiniz?
Son dönemde meslek örgütleri çıkarılmak istenen yasalarla etkisiz ve işlevsiz hale getirilmek istenmektedir. Anayasanın 135. Maddesinde, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları devlet hiyerarşisi altında bulunmayan özerk kuruluşlar olarak düzenlenmiştir. Meslek birliğimizin kamusallığı, hekimlerin haklarını korumakla sınırlı olmayıp tüm toplumun sağlık hakkının sağlanmasına yöneliktir. Demokrasinin sorunlu olduğu dönemlerde devletler, meslek kuruluşlarının kendi politikalarını eleştirmemesini, desteklemesini hatta bir devlet organı gibi hareket etmesini istemekte; bunu sağlamak için de müdahalelerde bulunabilmektedir. Bu müdahaleleri engellemek için, Dünya Tabipler Birliği, ulusal hekim birliklerinin üye olarak kabul edilebilmesi için herhangi bir devlet kurumu veya kuruluşuna tabi olmaması veya bir devlet kurumu veya kuruluşu tarafından kontrol edilmemesi koşulunu getirmiştir. Türk Tabipleri Birliği’nin ülkemizi temsil ettiği Dünya Tabipler Birliği, Avrupa Hekimler Daimi Komitesi gibi uluslararası hekim örgütleri, evrensel hekimlik ilkelerine sahip çıkmanın toplumlar açısından öneminin ve değerinin farkındadır. Güçsüzleştirilmiş, hükümetin kontrolü ya da etkisi altındaki meslek kuruluşlarının dünya halkları nezdinde itibarının olamayacağı açıktır.

»Sağlıkta gericileştirme özellikle aşı karşıtlığı ve kanıta dayalı bilimsel tıp uygulamaları yerine geleneksel, alternatif ve tamamlayıcı tıp uygulamaları yaygınlaşmaya başlandı. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Geleneksel, alternatif ve tamamlayıcı sağlık uygulamaları, büyüyen ve kar getiren bir pazar olarak sağlık sisteminin bir parçası haline getirildi. Modern tıp uygulamalarına erişemeyenlere “umut tacirliği” yapılarak alternatif yaratılmak isteniyor. Bizler etkinliği ve güvenilirliği belirlenmemiş, yarar zarar değerlendirmesi yapılmamış, bilimselliği kanıtlanmamış, toplum sağlığını tehlikeye atan, tüm bilim dışı uygulamaların karşısında olmayı, bilimsel ve çağdaş tıp yöntemlerine dayalı hizmet sunumunu tavizsiz olarak savunmayı sürdüreceğiz. Modern tıbbın konularının dini kavram ve uygulamalarla sorgulandığı, helal kan ve helal ilacın, organ ve doku naklinin dine uygunluğunun tartışıldığı, aşı karşıtı söylemlerin arttığı, hastanelerde psikolog yerine manevi rehberlik adı altında imamların çalıştırıldığı bir dönemde laikliği savunmayı temel bir görev olarak görüyoruz.

»Projeleriniz nedir? Yeni dönemde tabip odası olarak nelere öncelik vereceksiniz?
Hekimlerin sorunlarının çözümü için demokratik ve katılımcı bir yönetim anlayışını benimseyecek, mesleki etik değerlerin korunması ve geliştirilmesi için çalışacağız. Toplumun sağlığının korunmasında ve sağlığın en önemli belirleyicilerinden demokratik ve özgür bir ortamın yerleşmesinde hekimlere büyük görev düşüyor. Bunun sağlanması için üzerimize düşeni yapacağız. Uygulanan sağlık politikalarına eleştirel ve sorgulayan bir tutum içinde olacak, kendi çözüm önerilerimizi kamuoyu ile paylaşacağız. Hekimlik değerlerini ve halkın sağlık hakkını savunurken, barışın egemen olduğu, özgür, adil, demokratik bir ülkede yaşamak istiyoruz. Yaşamdan ve barıştan yana olma tutumumuzu bugün olduğu gibi yarın da sürdüreceğiz.

»İzmirli hekimlere çağrınız nedir?
Tüm meslektaşlarımızı insanca çalışma koşulları, çalışırken ve emeklilikte insanca ücret, iş güvencesi, sağlık hakkı, iyi hekimlik ve nitelikli sağlık hizmeti için mücadeleye ve bizleri desteklemeye davet ediyoruz.

Cerrahpaşa Tıp ‘bölünmeye’ karşı ayakta

Üniversitelerin bölünmesi için hazırlanan kanun tasarısı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde protesto edildi.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin yönetim kadrosu, öğretim üyeleri ve öğrenciler, Temel Tıp Bilimleri Binası önünde ve bir amfide toplanarak eylem yaptı.

“Cerrahpaşa Bizimdir Bizim Kalacak” şeklinde slogan atan öğrencilere konuşma yapan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alaattin Duran, “Hepimiz üzüntü içerisindeyiz. Böyle bir ayrımı hiçbir şekilde düşünmemiştik. İnşallah bu ayrım yine de gerçekleşmeyecek. Bunun çabası içerisindeyiz” dedi.

“ZOR BİR SÜREÇTEN GEÇİYORUZ”

cerrahpasa-tip-bolunmeye-karsi-ayakta-455712-1.

“Öğretim üyesi arkadaşlarımla biraz önce uzun süre müzakere ettik” diyen Duran, “Gayret göstermeye devam ediyoruz. Bunun sonucunda başarılı olacağız diye düşünüyorum ve umut ediyorum. Ancak provokasyonlara kapılmayalım. Sükunetle ve yasal çerçeve içerisinde gayretlerinizle bu süreci götürmeye çalışalım. Hiçbir şekilde toplu yürüyüşe geçmeyin. İsterseniz Beyazıt’taki toplantıya bireysel olarak katılabilirsiniz. Gerçekten zor bir süreçten geçiyoruz. Birkaç günden beri ben çok gergin durumdayım” diye konuştu.

Amfide toplanan öğrenciler ise sıralara vurarak ve alkışlarla protestoya katıldı. Öğrencilerden biri, “Üniversitenin bölünmesini istemiyorum. Bu üniversite Türkiye’nin tıp tarihini üç amiral gemisinden biri” dedi.

Başka bir öğrenci ise “Köklü geçmişimizi muhafaza etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Bir sürü tıp öğrencisi mağdur edilecek. Buraya gelmek için çok emek sarf ettik” ifadelerini kullandı. Grup daha sonra polisin toplu bir şekilde yürüyüş yapılmasına izin vermemesi üzerine Beyazıt’ta yapılacak eyleme yürüyüş olmaksızın gitti.

cerrahpasa-tip-bolunmeye-karsi-ayakta-455713-1.

cerrahpasa-tip-bolunmeye-karsi-ayakta-455715-1.

cerrahpasa-tip-bolunmeye-karsi-ayakta-455716-1.

Minibüsçülerden üniversite öğrencilerine destek

BATMAN (AA) – Batman’daki minibüsçüler yüzlerce üniversite öğrencisinin eğitim masrafını üstlenerek acil durumlar için kampüste araç bekletiyor.

Batman Üniversitesi Batı Raman Kampüsü ile il merkezi arasında taşımacılık yapan Batman Birlik Motorlu Taşıtlar Kooperatifi, örnek teşkil edecek çalışmalar gerçekleştiriyor. 575 öğrencinin yemek, ulaşım ve yurt ücretini karşılayan kooperatif, acil durumlar için de kampüste her gece 2 minibüs bekletiyor.

Başarılı öğrencileri tarihi ve turistik mekanlara geziye götüren kooperatif, ayrıca öğrenciler için yılda 2 kez ücretsiz konser düzenliyor.

Toplu taşıma araçlarının ilin aynası olduğunu belirten Batman Birlik Motorlu Taşıtlar Kooperatifi Başkanı Veysi Erdoğan, “Öğrencilerimizi en güzel şekilde ağırlamaya çalışıyoruz” dedi.

Batman Minibüsçüler Odası Başkanı Mehmet Tekin, Batman Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Şubesi ile düzenledikleri program kapsamında minibüs sürücülerine 3 gün eğitim verdiklerini söyledi.

-Öğrenciler memnun

Öğrencilerden Hicran Ucak, Mersin’de üniversite öğrencisi Özgecan Aslan’ın öldürülmesi olayını anımsatarak, kooperatifin uygulaması sayesinde Batman’da güvenli şekilde yolculuk yaptıklarını söyledi.  

İstanbul’dan geldiğini belirten Çiğdem Falay da ilk başlarda yaşadığın tedirginliğin kısa sürede sona erdiğini vurgulayarak, Batman’da ulaşım sırasında güvenlik sıkıntısı yaşamadıklarını söyledi.

Kooperatif yöneticilerine teşekkür eden Batman Üniversitesi Öğrenci Konseyi Başkanı Orhan Engin, kooperatifin çalışmaları sayesinde öğrencilerin rahat ettiğini kaydetti.