Saray Ekibi!

İtiraf edeyim, Muharrem İnce’nin aday olmasını.. Olsa da böyle bir performans göstermesini beklemiyordum. Yanılmışım.

Kılıçdaroğlu, partideki rakibini aday gösterdi. Çok kritik bir eşiği, çok önemli bir adımla aştı.

Muharrem İnce de, dostunu düşmanını şaşırttı.

Yandaş medyaya, AKP’nin kurmaylarına bakıyorum da.. Muharrem İnce’ye karşı politika üretemiyorlar. Muharrem İnce’yi “neresinden tutacaklarını” bilemiyorlar! Nereden ve nasıl saldıracaklarını kestiremiyorlar. Alevi değil. Kavgacı değil. Hem Kürtler’e mesaj veriyor, hem ulusalcılara. Ezan okunurken susuyor. Kendisiyle de Erdoğan’la da alay edebiliyor.

Yandaş / yanaşma medya ne yapsın! Hiçbir şey bulamayınca, “ekibi yok” teşhisine sarıldı. İnce’nin ekibi yokmuş. Ekonomide, dış politikada, kültür – sanatta danışmanlarının kim olduğu belli değilmiş. Falan filan.

Bunları yazıp söyleyenlerin Saray danışmanlarını gördüğü yok herhalde!

Malum, Erdoğan’ın -son dönemin en mayınlı alanı- ekonomide danışmanları çok ilginç isimler.

Yiğit Bulut’u defalarca yazdım. Sizler de yakından biliyorsunuz. Tekrarlamaya gerek yok.

Son günlerde adı öne çıkan Cemil Ertem’e gelince..

Hazret, daha Mart sonunda yaptığı tespitle tarihe geçti: “Dolar 4’e çıktı algısı yanlış. 3.85’in üzerindeki çıkışlar oldukça spekülatif çıkışlar. Dalgalı kurda temellere uygun dengeye geleceğiz.”

Geldik beyefendi. Bu sözlerin üzerinden sadece bir buçuk ay geçti. Ama dolar, sizi duymamış olacak, 4.50 dolaylarında salınıp duruyor!

Bu “başdanışman” bey, Erdoğan’ın son İngiltere ziyaretini de aynı ferasetle takdim etti. Ona göre,”ziyaret ve özellikle iş çevreleriyle yapılan toplantı bazı “merkezleri” oldukça rahatsız” etmiş!

O ziyaret sırasında doların uçtuğunu.. Bunda, Erdoğan’ın Merkez Bankası’nın bağımsızlığını yok sayan görüşlerinin de payı olduğunu.. Zaten gerek BBC gerekse Bloomberg yayınlarındaki soruların bile Türkiye’nin halini ortaya koyduğunu fark etmemiş.

* * *

Yüksek irtifada oksijen azlığından görüş bulanıklaşır ya! Bu beyefendilerde de öyle oluyor anlaşılan. Aşağıdaki satırlar da Erdoğan’ın muhteşem ekibinden Cemil Ertem Bey’e ait:

Erdoğan, hem iş çevreleriyle yaptığı toplantıda hem de sonrasında gerçekleşen canlı yayında, bütün sorulara içtenlikle cevap verdi; dileyen dilediğini sordu.”

Bizim buralarda iş çevreleri de gazeteciler de soru sormayı bilmiyor herhalde. Baksanıza, dileyen dilediğini sorabilirmiş.. Sorunca da Erdoğan içtenlikle cevap verirmiş.

Fotoğraf bu konuda size net bir fikir verecektir. Erdoğan Londra’da, özenle seçilip heyete dahil edilmiş Türk gazetecileri toplamış. O anlatmış, gazeteciler dinlemiş. Elbette “içtenlikle”!!!

* * *

Saray’ın ekonomi başdanışmanı Cemil Ertem, bu tabloya bakıp da “hakikaten bizimkiler elin İngilizi gibi soramıyor azizim” diye iç geçirmiş midir? Bilemem.

Kendisinin ekonomik alandaki liyakatı hakkında da bir fikrim yok.

Elbette, ekipce Türkiye’yi getirdikleri ekonomik / toplumsal yıkıma bakıp bir fikir sahibi oluyoruz. O ayrı!

Merak ettiğim, “nasıl bir insan” Türkiye’de medyaya / emekçilere / iş dünyasına yönelik baskının farkında olmaz? “Nasıl bir insan” bir an olsun durup “yahu sahiden Türkiye’de Erdoğan’a neden dileyen dilediği soruyu soramıyor” diye düşünmez? “Nasıl bir insan” inşaat sektöründen başka umudu kalmamış bir ülkede işlerin yolunda gittiğini, İngilizler’in, Kraliçe’nin falan bizi takdir ettiğini zanneder?

Geçiniz.

Muharrem İnce’nin de böyle bir ekibi olacaksa hiç olmasın daha iyi!!

* * *

Saray ekibi ekonomiyi yönetemiyor, dış politika danışmanları çoktan pert oldu da Erdoğan siyasette toz mu attırıyor! Hadi canım siz de!

Hürriyet’te Nuray Babacan’ın -iç sayfalara küçücük sıkıştırılmış- müthiş haberi siyasi danışmanların nerelere / ne hallere geldiğini anlatıyor:

“İktidar partisi, seçim çalışmalarında vatandaşın nabzını tutmak ve ona göre politika geliştirmek için ‘anlık-günlük strateji’ belirleyecek.Tüm söylemler ve alınan kararlar, telefon anketiyle halka sorulacak. Kampanya boyunca kullanılacak söylem ve başlıklar, günün gelişen koşullarına, muhalefetin kullandığı dile ve gündem oluşturacak konulara göre belirlenecek. Yapılan konuşmaların ve geliştirilen söylemin ‘sosyal kırılganlık algısı’ anlık ölçülecek. Ona göre politika değiştirilecek veya geliştirilecek.”

* * *

Dünyada para bolken.. AB Erdoğan’ı desteklerken.. Liberaller, Gülen’le birlikte AKP’nin değirmenine su taşırken.. Bu ülkenin vatandaşlarının alın teriyle, vergisiyle yaratılmış ne kadar fabrika / tesis / banka varsa haraç mezat satılıp parasıyla gösteriş yapılırken.. Erdoğan’ı ASRIN LİDERİ diye takdim etmek kolaydı.

Hadi bakalım, şimdi “anlık politikalarla yürümeye çalışan” partiyi ve liderini parlatın da görelim!

Ha bir de Cemil Ertem parlatayım derken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faiz-enflasyon ilişkisi hakkında söyledikleri bugün tam da çağdaş bilimsel iktisat teorisinin konusudur. Aksi iddialar da bilim dışı safsatadan ibarettir” demez mi!

Ekonomistler bir gül bir gül..

Nohuta artık kıyma bile koyamayan vatandaş bir gül bir gül..

O kadar olur yani!

Demokrasilerde A, B, C planı olmaz: Geldiğin gibi gidersin

Siyasi iktidar ve temsilcileri sadece Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri ihlal etmekle kalmıyor, Cumhurbaşkanı’nın onayından geçen ‘Yetki Kanunu’ ve “Seçimden sonraki A, B, C planları”, ifadeleri ile Anayasayı da delebileceğine yönelik sinyaller veriyor, deliyor. O halde yargıyı göreve çağırmak neden suç sayılıyor? Açıklaması, ‘korku imparatorluğunun yıkılma korkusu’ olabilir.

45 gün içinde kaldırılması mümkün olan olağanüstü hal (OHAL), 18 Nisan 2018 tarihinde 7. kez uzatıldı. OHAL’in devam etmesi hali, AKP ve Saray iktidarının artık Türkiye’yi ‘yönetememe süreci’ olarak değerlendiriliyor. Yaşam ve adil yargılama hakkı ihlalleri, masumiyet karinesine aykırı tutumlar, emniyette kötü muamele artarak sürüyor.

OHAL, Anayasa gibi Birleşmiş Milletler (BM) Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de (AİHS) aykırı. AİHS’in 15. Maddesi’ açık: Tahmin, olasılık ya da varsayıma göre OHAL uygulanmaz, uygulanabilmesi için tehlikenin mevcut ya da çok yakında gerçekleşmiş olması gerekir. Oysa bugün herhangi bir tehlikenin olmadığı ortada.

Anayasal kurumları kim tehdit ediyor?

Uluslarası platformda ‘olağanüstü hali’ tanımlayan, ‘Sirakuza İlkeleri’ ise OHAL’in uygulanabilmesininin 3 şarta bağlı olduğunu belirtiyor. Buna göre özetle; (1) nüfusun tamamının ve coğrafyanın büyük bir bölümü ile (2) anayasal kurumların tehdit altında olması ve (3) bu tehdidin olağan güçlerle giderilemeyecek boyutta olması şart. Son madde ironik; çünkü anayasal kurumların ‘kim tarafından tehdit edildiği’ sorusu tartışılmaya değer!

Sandıkla gelen…

‘OHAL’siz Türkiye’yi yönetememe sürecinin’, bu süreçteki hukuksuzlukların; ‘Yetki Kanunu’ ve sözü edilen A, B,C planları ile çok daha ileri boyuta taşınması sinyalleri veriliyor. Bu yüzden seçmenin aklında, ‘Sandıkla gelen, sandıkla gitmeyecek mi?’ sorusu var. 7 Haziran- 1 Kasım 2015 arasında yaşananlar hafızalarda. İktidarın, hukuk kılıfında sunacağı kanunsuzluklara yönelik zemin hazırlaması ise önemli bir endişe.

Partili Cumhurbaşkanı’nın bakanlarına imtiyaz

Yetki Kanunu’nun tanımı şöyle: “Bakanlar Kurulu’na verilen yetki, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanı’nın yemin ederek göreve başladığı tarihe kadar geçerlidir. Bu süre içinde Bakanlar Kurulu birden fazla Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarabilir.”

Partili Cumhurbaşkanının ‘bakanlarına’ KHK çıkarma imtiyazı veren kanun, bu nedenle ‘Meclis’i fesih hamlesi’ olarak da değerlendirilebilir. Cumhurbaşkanının yemin süresinin ne olduğu belli değil. AKP’nin yasayı, Meclis çoğunluğunu kaybetme korkusu nedeniyle düzenlendiği açık.

Yetki Kanunu referansını; TCK’deki; ‘Anayasa’da değişiklik yapılmasına yönelik 6771 Sayılı Kanunu’ndan alıyor. Çerçevesi; “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yapılan değişikliklere uyum sağlanması amacı” olarak çiziliyor. Oysa, Erdoğan’ın birkaç gün önce imzalayıp, CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığı Yetki Kanunu daha ilk bakışta bile kendini ele veriyor. Çünkü bununla ‘uyum’ değil ‘radikal bir değişiklik’ öngörülüyor.

Hangi sistem?

Ancak “Seçimden sonraki A, B, C planları”, Yetki Kanunu’nun ‘yetmediğinin’ de göstergesi. Erdoğan, 24 Haziran 2018 tarihine çekilen Cumhurbaşkanlığı ve genel milletvekili seçimleriyle ilgili olarak 15 Mayıs’ta Bloomberg TV’ye verdiği mülakatta aynen şunları söyledi: “AKP’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) çoğunluğunu kaybetmesi olasılığına ilişkin “A, B, C planlarımız var.” Bu sözler, Havuz medyasında; ‘AKP’nin Meclis’te çoğunluğu sağlayamaması durumunda yeniden seçim yapılabileceği mesajı’ olarak yorumlandı. Bunun medyanın bir tevili olduğunu anlayabilmek güç değil. Çünkü Erdoğan bu cümlesini, “Sistemi tıkayacak herhangi bir gelişmeye izin vermeyiz” diye tamamladı.

“Hangi sistem?” diye sorup, başa dönelim. Anayasa’nın 309. maddesi, yine aynı kitabın ilk satırlarına göndermede bulunarak özetle şu ifadeleri kullanıyor: “Anayasanın başlangıç kısmında aynen ‘Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiç bir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı’ belirtilmiştir.”

Maddenin fiile dünüşmesinin yaptırımları da açık. Suçu anımsatmak ‘suç değil’ ancak yurttaşlık ve gazetecilik görevi olsa gerek. Demokrasilerde A, B, C planı yoktur. Plan basittir: Geldiğin gibi gidersin.

CHP’li Özel: İsrail’e karşı miting değil, icraat yapın

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, yasal düzenlemelerle karşılanmayı bekleyen geniş toplumsal talepler dururken, AKP ve MHP’nin birlikte hareket ederek Meclisi kapattığını ifade etti.

“En önemli konu” denilen çocuklara yönelik cinsel istismara ilişkin yasal düzenleme bile gündeme getirilmeden Meclisin kapatıldığını aktaran Özel, “Çocuk istismarı konusunda Recep Tayyip Erdoğan’ın, Binali Yıldırım’ın ve Devlet Bahçeli’nin söylediği her şey kendi heybelerinde günah, kusur olarak onlar seçim meydanlarında yürüdükçe sırtlarından çekecek.” diye konuştu.

Özel, yeni dönemde Meclisin, sistem değişikliği ile ortadan kaldırıldığını ileri sürdüğü itibarını, geri kazandıracak bir seçim sonucu beklediklerini bildirdi.

“Tek başına ‘Af’ dedi, öyle kaldı”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sosyal medya üzerinden yaptığı afla ilgili paylaşımına de değinen Özel, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Toplumsal mutabakat yok, siyasi mutabakat yok, hiçbir partiyle temas yok. Ve hatta Genel Kurulda MHP’nin grup önerisi bile yok, diyor ki ‘Bu gündemdeki kanunu bitirelim, gidelim.’ E hani af? Sayısal ağırlığı kalmadığı gibi siyasal ağırlığı da kalmamış durumda. Cezaevlerinde yatan bütün vatandaşlarımız ve onların değerli aileleri ya da cezaevlerinde yatanların çıkmasının kendisine sorulmamasından rahatsız olan bütün vatandaşlarımız; duyduğunuz bütün heyecan, rahatsızlık, uykusuzluk, hepsi Devlet Bahçeli’nin seçim için, oy için sizin duygularınızı istismarıydı. Çünkü Meclise teklif dahi etmedi. Teklif dahi etmeden Meclisi kapattırdı. Samimi değildi, kandırmaya çalışıyordu. Sarayın borazanlığını yapmak borazanın çıkardığı sesin şiddetiyle değil, borazanı kimin üflediğiyle ilgiliymiş. Borazan tek başına ses çıkaramıyormuş. Tek başına ‘Af’ dedi, öyle kaldı.”

“İsrail’e tepkiler yetersiz”

Özgür Özel, İsrail’in Gazze’deki katliamı sonrasında Türkiye’nin gösterdiği tepkinin yeterli olmadığını savunarak, İsrail’in Ankara Büyükelçisinin bir süreliğine ülkesine gönderilmesinin de göstermelik olduğunu belirtti.

Özel, “Bu aslında şu demek; ‘İçeride toplumun gazını alalım, büyükelçiliğin önünde topluluk azalsın, Beyazıt Meydanı boşalsın, sen yine gelirsin kardeşim. Biz dostuz’ demek. İsrail Büyükelçisinin, istenmeyen adam ilan edemeden, kalıcı olarak yollamadan bir süreliğine ülkesine gitmesi istendi.” dedi.

CHP’nin, Türkiye İle İsrail arasında tazminata ilişkin usul anlaşmasının onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanunun iptaline yönelik talebinin de Genel Kurulda kabul edilmediğini hatırlatan Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yarın İstanbul’da İsrail’e karşı düzenleyeceği mitinge de değindi.

Özel, “Miting taleptir, siyasi gücü, yürütme gücü olmayanın yürütmeyi etkileme çabasıdır. Yürütmenin bütün gücünü, hatta fazlasını elinde tutan birinin miting yapması, vatandaşı oyalamaktan başka bir şey değildir. Miting yapmayın, icraat yapın. Miting yapmayın, yaptırım uygulayın.” ifadesini kullandı.

Samsun’da 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla düzenlenen fener alayının bu yıl valilikçe iptal edilmesini de eleştiren Özel, bu kararın vicdanlardan döneceğini belirtti.

“19 Mayıs akşamı fener alayını iptal eden vali, Samsun’un valisi olamaz.” ifadesini kullanan Özel, Vali Osman Kaymak’ı istifaya davet etti.

“Akla zarar, deli saçması, zırvalar”

Özel, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

Bahçeli’nin bir röportajında yer alan, af talebinin gerekçeleriyle ilgili soru üzerine Özel, gerekçelerin “akla zarar, deli saçması zırvalar” olduğunu iddia etti.

Bahçeli’nin, FETÖ ve cezaevleriyle ilgili sözlerine de değinen Özel, “Bu tamamen işkembeyi kübradan atıp da sonra gerekçelendirilmeye çalışılırken karşı karşıya kalınan acziyeti gösterir. Devlet Bahçeli’nin bu planına bir FETÖ planı diyemeyiz. Ama FETÖ’cü akılla üretilmiş bir plandır. Saraydan buna diyorlar ki ‘FETÖ böyle bir şey planlamıştır.’ Ona bu bilgi notunu yollayanlara bir baksın. Bu FETÖ’cü bir akıl.” ifadesini kullandı.

Özel, Eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın ABD’deki davada 32 ay hapis cezasına mahkum edilmesiyle ilgili soruyu yanıtlarken de konuyla ilgili genel başkan yardımcılarının ayrıntılı bir açıklama yapacaklarını, ancak davanın Türkiye açısından bir utanç davası olduğunu söyledi.

“İnce, Turgut Özal’ın icraat makamından gidişini kast ediyor”

Özel, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin katıldığı bir televizyon programında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili, “Demirel nasıl gittiyse, Özal nasıl gittiyse Erdoğan da öyle gidecek” şeklindeki sözlerinin, Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı sırasında hayatını kaybetmesi ve ölümüne ilişkin bazı şüphelerin dile getirilmesi dolayısıyla tepkilere neden olduğu da ifade edilerek, değerlendirmesinin sorulması üzerine, şunları aktardı:

“Turgut Özal’ın icraat makamından, yani hükümetten gidişini kast ediyor Sayın İnce. Bugünkü Cumhurbaşkanlığı makamı ile o günkü Cumhurbaşkanlığı makamı aynı değil. Bugünkü Cumhurbaşkanlığı ile o günkü Cumhurbaşkanlığını özdeşleştirip, ‘görevi başında ölmüştü’ haksız bir yorum, çarpıtma. İnce, demokratik yollardan görevi bırakmayı tarif ediyor. Zaten öyle olmasa sadece ‘Özal’ der. Gösterilen tepkilerin tamamı da siyasi amaç içeren haksız yargılardır.”

Özel, Bahçeli’nin cumhurbaşkanlığı adaylığı için toplanan 100 bin imza ve FETÖ’ye ilişkin açıklamalarıyla ilgili bir soruya ise şu yanıtı verdi:

“Bahçeli siyasi argüman üretmeyi, icraata yönelik vaatlerde bulunmayı terk edeli çok oldu. Elinde bir FETÖ çamuru var, ondan kar topu yapmış önüne gelenin yüzüne atıp, alnına kara sürmeye çalışıyor.” (AA)

Parlamenter sistem sona erdi: Eski sisteme veda

HÜSEYİN ŞİMŞEK

AKP ve MHP’nin kurduğu Cumhur İttifakı’nın aldığı seçim kararının ardından TBMM, önceki gün parlamenter demokrasi düzenine “şimdilik” veda etti. Seçim sonuçlarının kesinleşmesinden üç gün sonra yeni rejimin ilk toplantısı için toplanacak olan TBMM’nin 4 Kasım 2016’da başlayan 26’ncı Yasama Dönemi’nin son günü, kürsüde açılan oruç, CHP’nin İsrail ile Mavi Marmara Anlaşmasının iptali yönündeki önergesinin reddedilmesi ve çeşitli tartışmalarla tarihe geçti.

CHP’nin İsrail’in yaptığı katliama tepki için verdiği önergeyi değerlendiren AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş ise bu duruma, “Devletler ‘canı sıkıldığında’ anlaşma iptal edilmez” yanıtını verdi. Elitaş’ın bu sözleri muhalefetin büyük tepkisini çekti.

Kürsüden oruç açtı
Son günde Elitaş’ın oruç şovu da yaşandı. Elitaş, orucunu Genel Kurul Kürsüsü’nden içtiği suyla milyonların gözü önünde açmayı tercih etti.

Partisi adına son Genel Kurul’da konuşan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Meclis’in yetkilerinin elinden alındığı bir sürece girildiğini hatırlatarak, AKP’ye şöyle seslendi: “Muhalefete sormadan İçtüzük yaptınız, size sormadan İçtüzük yapmayacağız. Muhalefetin bileğini bükerek Anayasa değiştirdiniz, asla böyle bir şey yapmayacağız. Siz bu Meclis’ te Erdoğan’a Anayasa yaptınız, biz geldiğimizde her doğana Anayasa yapacağız.”

‘Huzuru getiremedik’
HDP’nin Ekonomiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan ise 26’ncı Yasama Dönemi milletvekilleri olarak Türkiye’ye huzuru ve refahı getiremediklerini söyledi.

Muhalefet yok sayıldı
Meclis Başkanlığı Denetim Bürosu’nun istatistikleri ise TBMM’nin 26’ncı dönemde yeni dönem uygulamaya konmadan, fiili olarak işlevini yitirdiğini gözler önüne serdi. Buna göre, toplam bin 607 sözlü soru önergesi verilirken bunların yalnızca 568’i cevaplandırıldı. Verilere göre ayrıca, iktidar üyelerinin yanıtlaması istemiyle iki yılda 28 bin 704 yazılı soru önergesi verildi. 22 bin 252 önerge CHP’liler, 4 bin 568 önerge HDP’liler, bin 647 önerge MHP’liler ve 61 önerge İYİ Parti’liler tarafından verildi. Bu önergelerin 2 bin 993’ü yanıtlanırken, 14 bin 258’i yanıtsız bırakıldı. İktidar, muhalefetin verdiği 5 bin 528 araştırma önergesinin tümüne yakınını da reddetti. Az sayıda komisyon kuruldu.

‘Havuz’a karşı ekranlar kapalı

BURCU CANSU [email protected] @burcu_cansu

Eşit olmayan seçimleri daha da adaletsiz kılan iktidarın medya tekeline tepkiler büyüyor. Birleşik Haziran Hareketi (HAZİRAN) tek bir partinin ve tek bir adayın sesinin dışında hiçbir sese yer vermeyen havuz medyasını protesto için tüm ülkede ‘Tamam Kapatıyoruz’ kampanyası başlattı. Ekranların kapatılacağı kampanyanın startı, bugün saat 20.00’de verilecek. Çok farklı kanalardan duyurulan çağrılarda bir yanda OHAL döneminde kapatılan yayın kuruluşlarını hatırlatılırken diğer yandan da bolca TRT eleştirisi yapıldı.

Buluşmalar başlıyor
İstanbul’da bugün saat 21.00’da Koşuyolu Parkı’nda “Haydi TV’yi kapat, parkta buluşalım. Çay demli bekliyoruz” buluşması yapılacak. Ankara’da ise yarın Batıkent Kültür Evi bahçesinde gerçekleşecek olan “Kapat Buluşması” nda BirGün Gazetesi Yayın Kurulu Üyesi Berkant Gültekin ve BirGün Gazetesi yazarı İrfan Değrimenci yer alacak. 20 Mayıs’ta da Yüzüncü Yıl Parkı’nda gerçekleşecek etkinlikte de gazetemizin Ankara Bürosu’ndan deneyimli gazeteci Nurcan Gökdemir, Halk TV Yayın Müdürü Semra Topçu katılacak. Türkiye’nin çeşitli illerinde gerçekleşecek olan buluşmalar için tüm yurttaşlar bir araya gelmeye çağrıldı.

BirGün’e konuşan HAZİRAN’dan Bayazıt İlhan, Türkiye’nin çok kritik bir seçime gittiğine dikkat çekerek, “Havuz medyası adı verilen çok büyük kısmını kaplayan medya grupları, gazeteciliğin evrensel ilkelerine uygun hareket etmiyor. Çok fazla iktidar yanlısı bir yayıncılık anlayışı ile devam ediyorlar. Kapatıyoruz ve bu kanalları izlemek istemiyoruz” diye konuştu.

İlhan, “Televizyonları kapatacağız, mahallelerimizde, meclislerimizde, örgütlü olduğumuz bütün kesimlerde seçimi konuşacağız. Hep birlikte Türkiye’nin geleceğini konuşacağız. Kritik seçimde geçen yılki HAYIR’ımızı bu yıl TAMAM’lamaya çalışacağız” dedi.

‘Ambargoyu yaşıyoruz’
İYİ Parti İzmir Milletvekili Aytun Çıray da havuz medyasında kendilerine ilişkin bir ambargo uygulandığını belirtti. “Çok çok uzun zamandır yandaş medyayı izlemiyorum” diyen Çıray, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yandaş medya konusundaki tartışmasız gerçek, tek yönlü yayın yaptıklarıdır. Yayın organlarını AKP ele geçirdi. İçeriği boş, tek taraflı, beyin yıkamaya yönelik, kolektif şuuru bozan bir yayın anlayışı var. Havalar güzel parklarda her fikirden insan oturup sohbet etsin. Daha özgür bir irade ile karar verirsin.”

Havuzun karanlığına karşı protesto
Sanatçı Genco Erkal, CHP’li Zeynep Altıok Akatlı ve İlhan Cihaner’in de desteklediği çağrı şöyle: “Kapatıyoruz çağrısı, el koyulan kamu kaynaklarıyla oluşturulan eşitsiz medya düzenine milyonların itirazının bir ifadesi. Şimdi baktığımızda da seçimlere giderken tek bir partinin ve tek bir adayın sesinin dışında hiçbir sese yer verilmediğini görüyoruz. Bu da bir şekilde havuz karanlığına karşı bir dakika aydınlık eyleminin yeni bir biçimi olarak görülebilir.”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın’dan çözüm süreci açıklaması

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Cumhurbaşkanımızın gündeminde yeni bir çözüm süreci yok. PKK’yla mücadele devam edecek. Geçmişin inkar ve asimilasyon politikası ortadan kaldırılmıştır” dedi.

Kalın, konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu:

“Sayın Cumhurbaşkanı’mız, hem Başbakanlığı hem de Cumhurbaşkanlığı döneminde Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarının eşit haklara sahip bireyler olarak yaşaması için büyük bir mücadele vermiştir. Dini ve etnik kökene dayalı her tür ayrımı reddetmiş ve bunu somut icraatlarıyla ortaya koymuştur. Kürt kardeşlerimiz de diğer bütün bireyler gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit vatandaşlarıdır. Geçmişin ret, inkar ve asimilasyon politikaları Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde ortadan kaldırılmıştır. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın gündeminde yeni bir çözüm süreci yahut açılım gibi bir konu yoktur. Kürtler dahil bütün vatandaşlarımızın PKK terör örgütünün zulüm ve baskısından kurtulması için verilen mücadele bundan sonra da kararlılıkla devam edecektir.”

BAŞDANIŞMAN SİNYALİ VERMİŞTİ

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı İlnur Çevik dün Habertürk TV’de Kübra Par’ın sorularını yanıtlamış ve seçimden sonra yeni bir çözüm sürecinin gündeme gelebileceğini söylemişti.

Erdoğan'ın başdanışmanı: Seçimden sonra yeni çözüm süreci olabilir Erdoğan’ın başdanışmanı: Seçimden sonra yeni çözüm süreci olabilir

BDS Türkiye gönüllüsü Dr. Nicola El-Saafin: Filistin davası

ZEYNEP KURAY [email protected] @zeynokuray

Filistin için İsrail’e Boykot Girişimi-BDS Türkiye gönüllüsü Dr. Nicola el-Saafin, Türkiye’de Filistin davasına bir seçim malzemesi olarak yaklaşılmasının kabul edilemez olduğunu söyledi. İktidarın bir yandan Filistin halkının yanında olduğunu iddia ederken diğer taraftan ise İsrail ile en üst düzey ilişkilerini sürdürdüğüne dikkat çeken Saafin, bu tutarsızlığın İsrail’e kazanım sağladığını kaydetti.

Miting düzenleyenler ticaret de yapıyorlar
İstanbul’da doğan Dr. Saafin, BDS Türkiye içinde 12 yıldır ülkesindeki işgal ve zulme karşı mücadele veriyor. 70’inci yılına giren Nakba’nın (Büyük Felaket) sadece tarihten ibaret olmadığını, Filistin halkının işgal edilen topraklarına geri dönüş mücadelesinin kuşaktan kuşağa süreceğinin de beyanı olduğunu vurgulayan Dr. Saafin, “Filistin halkı yeniden fedakârlık, birlik ve tarihsel haklar için mücadelenin ön plana çıkması gerektiğini savunuyor ve bu yönde de eylemlerine devam ediyor” dedi.

Türkiye siyasetinde Filistin’in genellikle kullanılan bir dava olduğuna işaret ederek, Gazze’deki son katliamın hemen akabinde AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Yenikapı’da miting düzenleyecek olmasının bunun en somut göstergesi olduğunu kaydetti. Filistin davasına bir seçim malzemesi olarak yaklaşmanın kendisinin bir felaket olduğunun altını çizen Saafin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye hükümeti bir yandan Filistin halkının yanında olduğunu beyan ediyor, diğer taraftan ise İsrail ile geçmişten gelen ilişkilerini devam ettirmekte ısrar ediyor. Tepkisi söylemden öteye geçmiyor. İsrail ile ilişkilerin kesilmesi, anlaşmaların iptal edilmesi gibi gerçek adımları atmıyor. Büyük elçiyi geçici olarak geri çekmek gibi tavırların hiçbiri İsrail için bir şey ifade etmiyor. Siyasi iktidar Kudüs Filistin halkına iade edilmediği müddetçe tüm ilişkilerin kesilmesini savunursa o zaman farklı olur. Ama şu an kurulan ilişki İsrail’e kazanım sağlıyor.”

İki ülke ilişkileri üst düzeyde sürüyor
İsrail ile Türkiye’nin ilişkilerinin en üst düzeyde seyrettiğine, ekonomik olarak Türkiye’nin İsrail’in beşinci büyük ortağı olduğuna işaret eden Saafin, bu açıdan İsrail’in Türkiye tarafından hiçbir cezalandırma politikasına tabi tutulmayacağının da ortada olduğunu belirtti. Mavi Marmara saldırısının ardından bozulan ilişkileri “normalleştirmek” için başlatılan süreci de hatırlatan Saafi, Filistin halkıyla gerçek dayanışma adımlarının bu anlaşmalardan geçmediğini kaydetti.

Diplomatik ilişkiler kesilsin
Saafin, Türkiye-İsrail ilişkilerinin genel tablosunu şöyle ortaya koydu: “Filistin halkıyla gerçek bir dayanışma içinde olunacaksa, o zaman Türkiye hükümetinin İsrail ile tüm ticari, askeri, diplomatik ilişkilerini kesmesi gerekiyor. Türkiye şu anda İsrail’e büyük ekonomik katkılarda bulunuyor. Ekonomik, politik, askeri, kültürel ilişkilerin kesilmesi lazım. Türkiye’nin İsrail ile kültürel etkinlikleri aynen devam ediyor.”

Kudüs fitilini ateşleyen ABD Başkanı Donald Trump’ın kararını da değerlendiren Saafin, Ortadoğu’nun bir kaos döneminden geçtiği bugünlerde emperyalistlerin fırsattan istifade kendi yayılmacı politikalarını devreye soktuğunu belirtti. ABD ve İsrail’in bölgede istediği gibi at koşturduğunu ifade eden BDS Sözcüsü Saafin, tarihsel bir şehri ele geçirerek işgallerini meşrulaştırmaya çalıştıklarını vurguladı. Saafin, siyonizme ve emperyalizme karşı mücadeleyi yükseltme çağrısında bulunan Dr.Saafin, hangi saldırıyı yaparlarsa yapsınlar Filistin halkının, tarihsel hakları için mücadele etmeye devam edeceğini ve dünyadaki özgür halkların Filistin halkıyla dayanışmayı sürdüreceğini vurguladı.

Aday gösterilmeyen MHP’li Vural’dan ilk açıklama

MHP İzmir Milletvekili Oktay Vural, partisinden 27. Dönem Milletvekili adayı olarak gösterilmemesine ilişkin, “Bu safhada ilan edilen tercih ve takdir sonucunda milletvekilliği görev ve temsilim sona ermiştir.” dedi.

Oktay Vural, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’nin yeni bir siyasi sürecin yeni bir safhasına geldiğini belirterek, bugüne kadar gelen dönemde, MHP milletvekili, genel başkan yardımcısı, bakan ve grup başkanvekili olarak sorumluluk ve görevler üstlendiğini anımsattı.

Vural, “Davamı ve partimi layıkıyla temsil ve daim yüksek hedeflere ulaştırma ülküsü ve inancıyla görevlerimi yerine getirirken büyük Türk milletinin değer, menfaat ve ihtiyaçları, milliyetçi-ülkücü hareketin, kutlu davamızın ülküleri ve uhdemdeki görevin onur ve haysiyeti her zaman için vazgeçilmez rehberim olmuştur.” diye konuştu.

MHP İzmir Milletvekili Vural, şöyle devam etti:

“Partimin bana verdiği her emanete sahip çıkarak, birliği, adaleti, hukuku, milli egemenliği, hürriyeti, bütünlüğü, huzuru, kardeşliği hülasa ülkümü dile getirdim. Teröre, darbeye, kumpasa, hukuksuzluğa, bölücülüğe, yolsuzluğa karşı durdum, doğruyu, hakkı, haklıyı savundum, haksızlık karşısında susmadım, her kesimden vatandaşın derdine derman arayışına tercüman oldum. Partimizin ve siyasi mücadelemizin daima bir umut olduğuna inandım, bunu yüksek bir kararlılık ve inançla ifade ettim. MHP’yi ve ülkücü-milliyetçi kadroları temsil ve milletin iradesiyle iktidara taşıma sorumluluğunu hep hissettim. MHP İzmir Milletvekili olarak görevimi yürütürken aldanmadım, aldatmadım, eğilmedim, bükülmedim, kin ve nefret gütmedim, şahsi veya nefsi davranmadım, yalan, iftira, dedikodu ve fitnelerden yılmadım, makama halel getirmedim. Sözümü ve mücadelemi yüksek tuttum. Gören gözler ve duyan kulaklar şahit oldu.”

Adaylık başvurusunda bulunduğunu hatırlatan Vural, “Bu safhada ilan edilen tercih ve takdir sonucunda milletvekilliği görev ve temsilim sona ermiştir. Böylece şuur, şeref ve gururla üstlendiğim MHP milletvekili emanetini bırakmış bulunmaktayım.” ifadelerini kullandı.

“Artık milletin sinesindeyim”

Milletvekilliğinin, siyasi mücadelenin ne başlangıcı ne de sonu olduğunu dile getiren Vural, şunları söyledi:

“Dediler ki ‘Gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Dedim ki: Gönüle giren gözden ırak olsa ne olur.’ ‘Sükutun da bir sesi vardır.’ dedim. Dava arkadaşlarımın ve milletimin her ortamda gösterdikleri sevgi ve saygı, gönüllerinde samimi ve güvenli bir yerim olduğunu hissettiriyor. Onlara şükran borçluyum. Onların gönülleri olmasaydı gözleri beni göremezdi. Temiz kalpli insanların hepsi gönüllerinde edindiğim yerime daima sahip çıktığımdan emin olsun. Emaneti gönüllerine teslim ediyorum. Artık milletin sinesindeyim. Gönüller yapmaya devam edeceğim. Gönülden de göze yol vardır. ‘Niyet hayır, akıbet hayrolsun’. Siyasi mücadelem, bilgi, fikir ve tecrübelerimi aktif olarak sunma gayretim ve arayışım devam edecektir.”

Savaştan mutlulukla çıkan ülke: Vietnam

Vietnam, 1950’lilerin ortalarından itibaren 35 yıl boyunca Fransızlar, Birleşik Amerikalılar ve komşu Kamboçya ile savaştaydı ve bu savaşlarda 3,5 milyona yakın Vietnamlı hayatını kaybetti. Henüz son 25 yıldır ülkelerinde barışı hissedebiliyorlar. Bin yıllık tapınaklarının üzerine düşen bombaların yarattığı harabeleri ve çukurları gidip gördüğünüzde, ülke bu felaketleri görmeseydi bugün nerede olurdu diye düşünmemek mümkün değil.

Vietnam’ın resmi adı Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti. 1945’teki Vietnam Bağımsızlık Hareketi’nin önderi, Vietnam Demokratik Cumhuriyeti’nin kurucusu, halk için “ulu önder” statüsündeki Ho Chi Minh, ya da Vietnamlıların tabiriyle “Ho Amca”, Anıtkabir’e oldukça benzeyen bir mimari eser olan mozolesinden bugün şehri gözetliyor. Ho Chi Minh, eski adı Saygon olan Vietnam’ın en büyük şehrine adını vermekle kalmamış elbette, müzikten sinemaya, resim sanatından heykellere ülkenin her köşesinde varlığını size hissettiriyor, okullardaki her sınıfta tahtanın üzerine asılı portresiyle de dahil. Sosyalizmin, iyi ve kötü yanlarıyla hayatın her alanında halen kendini güçlü biçimde hissettirdiği ülkede şehir ve köy yaşamının, 2 bölüm boyunca bahsedeceğimiz zorlukları da mevcut. Fakat Vietnam halkı geçmişindeki bunca acıya ve günlük hayattaki zorluklara rağmen hayatından memnun, stresten uzak ve hatta düpedüz mutlu. Komşu Tayland uzun yıllar turizmde pastanın büyük dilimine sahipti, Vietnam ise son 10 yıla kadar büyük kalabalıklardan uzak kalmayı başardı, ancak muhteşem doğal güzellikleri, iklim ve kültür açısından çeşitliliği ile büyük şehirlerdeki eğlenceli gece hayatı ülkenin popülaritesini giderek artırdı. Şöyle anlatalım; Tayland’a 1 yıl içinde gelen turist sayısı halen Vietnam’ın 3 katı civarında, ancak son 20 yılda Tayland’ın ziyaretçi sayısı % 450 artarken, Vietnam’ın ziyaretçi sayısı % 760 oranında arttı ve 13 milyona ulaştı. Biz de Vietnam’ın orta kısmından kuzey sınırına kadar ulaşan 16 günlük bir yolculuk yaptık. Bizi Hong Kong’dan Da Nang’a getiren Hong Kong Express uçağından inerek başlayalım.

savastan-mutlulukla-cikan-ulke-vietnam-462998-1.

Da Nang ve Sonu Gelmeyen Sahili
Da Nang, başkent Hanoi ve Ho Chi Minh’den sonra Vietnam’ın en büyük üçüncü şehri. Genelde bir endüstri şehri olarak bilinmesi onun turistler tarafından çok fazla ziyaret edilmemesine yol açmış, bu yüzden de genelde 30 kilometre güneydeki, turistlerin göz bebeği Hôi An’dan günübirlik düzenlenen turların merkezi durumunda. Ancak biz klasik turist davranışlarından ve turlardan uzak durmaya çalıştığımız için Da Nang’da 2 gece geçirmeye karar verdik ve şehirden ayrılırken bunun ne kadar doğru bir karar olduğunu anladık. Vietnam’a ayak bastığımızda gözümüze ilk çarpan şey, akşam 10 sularında kafelerin tıklım tıklım olduğu ve seyyar yemek tezgâhının etrafına 5 tane plastik masa ve 20 tane plastik iskemle atan herkesin bir açık hava lokantası kurduğu. Bir de tabii, daha önce de birçok kez duyduğumuz, yiyecek-içecek fiyatlarının aşırı ucuzluğu. Şöyle diyelim, Vietnam’da orta halli bir lokantada başlangıç, ana yemek ve 2 şişe bira için ödediğiniz rakam kişi başı 30 TL (!) civarında. Eğer bu yemeği, sokak tezgâhlarında yerseniz fiyat 20 TL civarına kadar geriliyor. Hatta Vietnam’da kaldığımız 16 gün boyunca herhangi bir yemek için ödediğimiz en yüksek rakam kişi başı 200 TL idi ve onu da yolculuğun sonunun gelmesinin şerefine lüks bir otelin açık büfesine ödemiştik. Bu fiyatlara rağmen Vietnam mutfağı porsiyon konusunda da oldukça cömert. Yani oldukça cüzi rakamlara karnınızı doyurmadan sofradan kalkmanız oldukça zor.

Da Nang’ın 5 kilometre uzunluğundaki, bir zamanlar Vietnam Savaşı’nda çok önemli bir rol oynayan sahili bugün tertemiz kumsalı ve deniziyle harika bir plaja dönüşmüş durumda. Bu plajın bittiği ve şehir merkeziyle birleştiği noktada deniz ürünlerini sofralarına taşıyan lokantalar ve gece hayatını renklendiren barlar başlıyor. Da Nang’daki ikinci günümüzde istikamet, şehrin sembolü haline gelen Mermer Dağları. Birbirine yakın konuşlanmış ve en yükseği 500 metre yüksekliğindeki bu doğal yapılar içlerinde bir dolu küçük tapınak mağaza bulunduruyor. Bu mağaralardan en ünlüsü savaş zamanında hastane olarak kullanılan ve tepesine düşen bombaların açtığı delikten giren gün ışığıyla bir tapınağa dönüştürülen Hoa Nghiem. Mermer Dağları’nın en yüksekte bulunan 2 noktasından Da Nang şehrinin panoramik görüntüsünü de izleyebilirsiniz.

Renk ve Terziler Cenneti Hoi An
Ertesi gün güneydeki rengârenk Hôi An’a gitme zamanı. Ama size Da Nang’daki son gecemizde gittiğimiz harika bir lokantayı önermem lazım. Lokantalar bölgesinde, çıkmaz bir sokağın sonuna kurulmuş Thung Phi BBQ. Hem masanın üzerindeki ızgarada kendi et veya sebzelerinizi pişireceğiniz hem de kendi mutfaklarında pişirdikleri nefis şehriye (noodle) tabaklarını tadabileceğiniz Thung Phi, 16 günlük yolculuğumuzun zirve anlarından birisiydi. Burada ulaşımla da ilgili hemen bir tavsiye verelim. Vietnam’ın büyük şehirlerinde, şehir içi veya birbirine yakın iki şehir arasındaki yolculuk için tek seçeneğiniz Uber olmalı (tabii mobilet kiralamak ya da şehirler arası otobüsleri de kullanmak mümkün, ancak otobüs seçeneği 50 kilometreden daha uzak mesafeler için daha uygun). Biz Da Nang-Hoi An arasındaki 30 kilometre için Uber’e 358 bin Dong ödedik ve bu 60 TL’ye denk geliyor. Aşağıda şehirlerarası otobüslerden de bahsedeceğim.
Hôi An, aynen Da Nang gibi Vietnam’ın doğu kıyısında, turistlerin uğrak yeri pozisyonunda, tarihi kısmı UNESCO Dünya Mirası Listesinde olan, 120 bin nüfuslu bir şehir. Tam 400 otele ev sahipliği yapan bu küçük (!) şehrin sokakları, özellikle akşam saatlerinde büyük kalabalıkların sahnesine dönüşüyor. Özellikle de Thu Bộn Nehri’ne bırakılan renkli fenerlerin oluşturduğu, Işıklar Köprüsü’nden izleyebileceğiniz muhteşem görüntü ve nehrin kenarında sıralanmış tıka basa dolu barlar Vietnam’ın reklam yüzlerinden birisi. Biz nehir kenarının hemen arka sokağında, Lumpia adındaki Vietnam börekleri ile (bizdeki sigara böreğinin daha ince hamurla yapılanı) bizleri büyüleyen Nostalife’ta akşam yemeğini yedik ki bu da Vietnam yolculuğundan tavsiye vereceğimiz ikinci harika mekân. Hôi An’ın ünü Vietnam’a yayılan bir başka tarafı terzileri. Şehrin hemen her kısmında bulacağınız terziler sabah erkenden ölçülerinizi alıp, akşam saatlerinde takım elbisenizi veya bir balo kıyafetini teslim edebiliyorlar. Ancak belirteyim bu daha çok Avrupa ve Amerikalılara hitap eden bir pazar. Zira fiyatlar Türkiye ile hemen hemen aynı, tabii burada size özel yapılmış ve birkaç saat içinde teslim edilebilen kıyafetler söz konusu. Bavul veya sırt çantanızda yer varsa düşünülebilir.

savastan-mutlulukla-cikan-ulke-vietnam-462996-1.

Bombaların yıktığı tapınaklar ve eski başkent
Hôi An’dan ayrılmadan önce yolumuz 8. ve 10. asır arasında inşa edilmiş ve Vietnam Savaşı’nda üzerine düşen bombalar sebebiyle sadece birkaç binası ilk halini koruyabilmiş My Son Tapınağı var. Bombaların harap ettiği eski tapınaklar bugün üzerinde bitkilerin büyümesi ile başka bir güzelliğe bürünmüş durumda. Biz bu güzellikleri geride bırakıp eski başkent Hue’nin yolunu tutuyoruz. Vietnam otobüslerine girerken şöför size ayakkabılarınızı çıkarmanızı söyleyip onları bir poşete koyarak size teslim ediyor. Ardından 3 sıra halinde, ranza tipinde 2 katlı ve 45 derece yatabilen koltuklara uzanmış halde yolculuk ediyorsunuz. 130 kilometre ötedeki Hue’ye otobüs yolculuğunun fiyatı sadece 8 TL.
15 gün sonra ikinci bölümde sizleri, eski başkentten başlayıp bugünkü başkent Hanoi ve tarifsiz doğal güzelliklerle dolu Ninh Binh, Sapa ve Ha Long Körfezi’ne götüreceğiz.

savastan-mutlulukla-cikan-ulke-vietnam-462997-1.

68’den çıkarımlar- 2

68’e değinmek benim için yazıklanıp durduğum bir süreç. Sonuçta dünyayı yönetenlerin yine paçayı kurtardığı ama yinelemekten bıkıp usanmadığım, benim için dünyanın merkezine düşsel bir yolculuk sanki…

68’e yolculuğu geçen hafta kaldığımız yerden sürdürelim…

Hippi’lerin insancıl ve barışçıl bir yaşam biçimi vardı. Bu dönemin gençleri “make love, not war”(savaşma seviş) savsözünde kendini buldu. ‘68 dönemine müzik de damgasını vurmuştu. Rock ve folk olarak iki ana başlık altında toplanan, kökleri “insan hakları savaşımı”na dayanan protest müzik, siyasal içerikli bildirileri kitlelere ulaştırmada etkili bir rol oynamış ve bu günlere de ulaşan bir müzik kültürü yaratmıştı. Janis Joplin, Bob Dylan, Beatles, Rolling Stones, The Doors, Joan Baez, Peet Seager gibi müzisyenler özellikle şiddet ve ırkçılık karşıtlığı ile öne çıktı. Çeşitli şenlikler(festivaller) düzenlendi. 15 ağustos 1969’da yapılan Woodstock Şenliğine katılım şaşırtıcıydı. Bu; 2 gece 3 gün süren, 500.000 kişinin katıldığı sevgi ve dayanışmanın, paylaşımın, ırkçılık ve savaş karşıtlığının yaşandığı en büyük etkinliklerden biriydi. Unutulmaz anlarından biri de Jimi Hendrix’in ABD ulusal marşını gitarıyla savaş sesleri çıkararak çalması olmuştu.

1968 eylemleri kısa ve uzun erimli bir dizi gelişmelere yol açtı. Çevre bilincinin ortaya çıkmasına neden oldu. “Çekirdeksel(nükleer) karşıtlığı” ve “silahların artışına karşı silahsızlanma” gibi konularda toplumsal bilinç ve kültür yaratıldı… Seçenekli(alternatif) yaşam biçimleri geliştirildi. Ortak(Komün) evler kuruldu. Ayrımlı(farklı) olanların varlığı olurlanmaya başlandı.Cinsel özgürleşme, 68’in en önemli sonuçlarından biriydi. Okullarda dirimbilim(biyoloji) dersinde insan gövdebilimi(anatomisi) öğretilmeye başlandı. Daha önce pornografi, nü resimler, sanatta çıplaklık suç sayılırken, bunlar sergilenmeye başlandı. Eski kültür paramparça olmaya, bireyin özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden biri olan cinsellik tabusu yıkılmaya başladı. Eşcinsellik, eşcinsel evlilik, seks işçiliği, bisexsüellerin ve lezbiyenlerin örgütlenme özgürlüğü gibi kazanımlar elde edildi. 68’in en büyük sonuçlarından biri kadın haklarında görüldü. Kadınlar evli olsun olmasın kürtaj olma, boşanma davası açma, kocalarının izni olmadan ehliyet alma ve yolculuk etme haklarını elde etti. Evlilik dışı cinsel yaşam özgürlüğü, seçme seçilme hakkı sağlandı. İnsanlar birlikte yaşamak için evlenme koşulunu, aile kurmayı istemediler. Geleneksel kadın rolü sayılan çocuk bakımı, mutfak işleri ve ev temizliği erkekler yanınca da yapılmaya başlandı. Eğitimde demokratik katılımcı yapı ve örgütlenme özgürlüğü gelişti. Savaşlara karşıtçılık(muhalefet) yükseldi. Üçüncü dünya ülkeleri ve ulusal bağımsızlık istemleriyle dayanışma yerleşti. Sırt çantası ile dış ülkelere gezi, çeşitli kültürler ve insanlarla tanışma eğilimi arttı. Giyim kuşamda tüketim yerine ikinci el ya da eskiler yeğ tutuldu. Askerlik yapmaya karşı duruş, sivil askerlik gibi açılımlar gerçekleşti.

68-den-cikarimlar-2-462869-1.

Toplumda köktenci görüşler geliştirmenin gücü, denilebilir ki bir yokluk sonucu, kendisi bir sınıf olmayan, zaman içinde sürekli olmayan bir tabakaya, öğrencilerin omuzuna düştü. Onlar demokrasinin anlamını genişletmek, doğrudan eylemle halkın gücünü arttırmak, yeni siyasi arayışlar-kuramlar geliştirmek, bireyi köktencileştirmek için savaşım verdiler. Ne var ki 68 devinimi(hareketi), son çözümlemesinde(tahlilde), toplumsal tabakaları eyleme geçiremedi, özellikle kurulu düzenin güçlü(iktidar) yapılarına tehdit yöneltebilecek işçi sınıfıyla bağ kuramadı…

Benim yetersiz özetlemelerim nereye kadar? Oysa çok değerli çalışmalar var; 1968 İsyancı Bir Öğrenci Kuşağı(Ronald Fraser/ Belge Yayınları, 1988) yanı sıra diğer bir kaçı: Küresel İsyan ‘68(Mete Kızık/ Günizi Yayıncılık, 2008), Bizim 68’liler(Şükran Soner/ Cumhuriyet Kitapları, 2009), 68 Kuşağı Gençlik Olaylarının Uluslararası Boyutu(Feryat Bulut, 2011), Türkiye ve Fransa’da 1968(Emine Öztürk/ Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (2017), vd.

68 Kuşağı, yazmakla ve üzerinde düşünmekle bitmeyecek 50 yıllık bir destan…