Prof. Dr. Funda Barlık Obuz: Karanlığa karşı inadına iyi

ANIL VARLI

İzmir Tabip Odası Seçimleri 15 Nisan Pazar günü Alsancak Salih İşgören İlkokulunda yapılacak. “Susmayacağız, biat etmeyeceğiz, sarayın odalarından biri olmayacağız” diyerek, “Karanlığa karşı inadına iyi hekimlik” sloganıyla seçime hazırlanan Demokratik Katılımcı Hekimler’in Yönetim Kurulu Başkan adayı Prof. Dr. Funda Barlık Obuz ile seçime dair konuştuk. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görev yapan Prof. Dr. Obuz, Türk Radyoloji Derneği İzmir Şubesi Başkanlığı, İzmir Tabip Odası Onur Kurulu üyeliğinin yanı sıra aynı zamanda Türk Tabibleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyesi. Prof. Dr. Obuz, “Çağdaş, laik ve demokratik bir ülkede, barış içinde onurlu ve iyi hekimlik yapmak istiyoruz. geleceğimize ve meslek örgütümüze sahip çıkacağız” diyor.

»Hekimlerin öncelikli sorunları nelerdir?
Kamu hastanelerinde aşırı hasta yükü altında uzun süreler çalışan hekimler, emeğinin karşılığı olmayan yetersiz ücretlerle, politik ve yönetsel baskılarla karşılaşıyor. Aile hekimliğinde benzer olumsuzlukların yanında, sözleşmeli ve güvencesiz çalışma dayatılıyor. Özel sağlık kuruluşlarında, işyeri hekimliklerinde çalışan meslektaşlarımız güvencesiz ve mesleki bağımsızlığını kaybetme tehlikesi altında çalışıyor. Üniversite hastanelerinde sevk zincirinin olmaması nedeniyle hizmet, eğitim ve araştırmanın önüne geçiyor. Tıp eğitimi ve mezuniyet sonrası eğitim gün geçtikçe niteliğini kaybediyor. Hekimler emeklilikte yoksulluk sınırının altında ücretlere mahkûm ediliyor. Kamuda liyakate dayanmayan kadrolaşma tüm hızıyla sürerken, binlerce hekim bir gecede kamudan ihraç ediliyor, yüzlerce yeni mezun hekim güvenlik soruşturmalarıyla işsiz bırakılıyor.

»Son yıllarda hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarında büyük artışlar yaşanmaktadır. Sağlıkta artan şiddet olaylarının nedeni nedir?
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, sağlık hizmet sunumunun hemen tüm aşamalarında yaygın ve ciddi bir sorun haline geldi. Sağlıktaki şiddetin en önemli nedeni, sağlık alanını ticarileştiren, sağlık çalışanlarını güvenliksiz ortamlarda, performansa dayalı gece gündüz çalıştıran sağlık politikalarıdır. Şiddeti artıran etkenlerden birisi de, şiddeti uygulayan kişilerin cezalandırılmayacakları ya da önemsenecek bir yaptırımla karşılaşmayacakları düşüncesidir. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddete asla hoşgörü gösterilmeyeceği, aksine şiddet suçlarının mutlaka cezalandırılacağı düşüncesinin oluşturulması, önleyicilik açısından çok önemlidir. Bu amaçla Türk Tabipleri Birliği tarafından önerilen yasa tasarısı kabul edilmelidir.

»İktidarın uyguladığı sağlık politikalarının yol açtığı yıkımı nasıl değerlendirirsiniz?
Son 15 yıldır uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP), sağlık ortamında pek çok yeni soruna yol açtı. Performansa dayalı ek ödeme sistemi, hastaya ayrılan süreyi azalttı, yapılan işlem sayısı, nitelikli sağlık hizmetinin önüne geçti. Performans sistemi aynı zamanda çalışma barışını da bozdu. Bugün Genel Sağlık Sigortası (GSS) primlerini ödeyemediği için yaklaşık 5 milyon kişi kamu sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor. Aylık olarak ödenen GSS primi dışında, hastalar hastaneye başvurduğunda, muayene katılım bedeli, ilaç katılım bedeli, tıbbi malzeme katılım payı gibi 14 ayrı kalemde katkı payı ödemek zorunda kalıyorlar. Yine SDP’nin bir parçası olan aile hekimliği sistemi, bireysel ve toplumsal sağlık hizmetini birbirinden ayırarak birinci basamak sağlık hizmetlerini parçalı hale getirdi.
SDP’nin ikinci fazı olarak ileri sürülen, bir kamu-özel ortaklığı projesi olan Şehir Hastaneleri, şehre olan uzaklıkları, gereksiz büyüklükteki kullanım alanları ile hastaların sağlık hizmetine erişimini güçleştiriyor, sağlık çalışanları açısından da önemli sorunlar oluşturuyor. Şehir merkezindeki pek çok kamu hastanesinin kapatılacak olması, toplam yatak sayısında önemli bir değişiklik olmaması, en önemlisi gelecek nesillere aktarılacak büyük bir kamu borcunun yaratılması, Şehir Hastanelerinin yeniden değerlendirilmesini ve daha büyük zararlara yol açmadan bu projeden vazgeçilmesini gerektiriyor.

»Hükümetin meslek örgütlerine yönelik (TBB, TTB, TMMOB) “itibarsızlaştırma, hizaya getirme” politikalarına karşı “Sarayın Tabip Odası olmayacağız derken neyi ifade etmektesiniz?
Son dönemde meslek örgütleri çıkarılmak istenen yasalarla etkisiz ve işlevsiz hale getirilmek istenmektedir. Anayasanın 135. Maddesinde, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları devlet hiyerarşisi altında bulunmayan özerk kuruluşlar olarak düzenlenmiştir. Meslek birliğimizin kamusallığı, hekimlerin haklarını korumakla sınırlı olmayıp tüm toplumun sağlık hakkının sağlanmasına yöneliktir. Demokrasinin sorunlu olduğu dönemlerde devletler, meslek kuruluşlarının kendi politikalarını eleştirmemesini, desteklemesini hatta bir devlet organı gibi hareket etmesini istemekte; bunu sağlamak için de müdahalelerde bulunabilmektedir. Bu müdahaleleri engellemek için, Dünya Tabipler Birliği, ulusal hekim birliklerinin üye olarak kabul edilebilmesi için herhangi bir devlet kurumu veya kuruluşuna tabi olmaması veya bir devlet kurumu veya kuruluşu tarafından kontrol edilmemesi koşulunu getirmiştir. Türk Tabipleri Birliği’nin ülkemizi temsil ettiği Dünya Tabipler Birliği, Avrupa Hekimler Daimi Komitesi gibi uluslararası hekim örgütleri, evrensel hekimlik ilkelerine sahip çıkmanın toplumlar açısından öneminin ve değerinin farkındadır. Güçsüzleştirilmiş, hükümetin kontrolü ya da etkisi altındaki meslek kuruluşlarının dünya halkları nezdinde itibarının olamayacağı açıktır.

»Sağlıkta gericileştirme özellikle aşı karşıtlığı ve kanıta dayalı bilimsel tıp uygulamaları yerine geleneksel, alternatif ve tamamlayıcı tıp uygulamaları yaygınlaşmaya başlandı. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Geleneksel, alternatif ve tamamlayıcı sağlık uygulamaları, büyüyen ve kar getiren bir pazar olarak sağlık sisteminin bir parçası haline getirildi. Modern tıp uygulamalarına erişemeyenlere “umut tacirliği” yapılarak alternatif yaratılmak isteniyor. Bizler etkinliği ve güvenilirliği belirlenmemiş, yarar zarar değerlendirmesi yapılmamış, bilimselliği kanıtlanmamış, toplum sağlığını tehlikeye atan, tüm bilim dışı uygulamaların karşısında olmayı, bilimsel ve çağdaş tıp yöntemlerine dayalı hizmet sunumunu tavizsiz olarak savunmayı sürdüreceğiz. Modern tıbbın konularının dini kavram ve uygulamalarla sorgulandığı, helal kan ve helal ilacın, organ ve doku naklinin dine uygunluğunun tartışıldığı, aşı karşıtı söylemlerin arttığı, hastanelerde psikolog yerine manevi rehberlik adı altında imamların çalıştırıldığı bir dönemde laikliği savunmayı temel bir görev olarak görüyoruz.

»Projeleriniz nedir? Yeni dönemde tabip odası olarak nelere öncelik vereceksiniz?
Hekimlerin sorunlarının çözümü için demokratik ve katılımcı bir yönetim anlayışını benimseyecek, mesleki etik değerlerin korunması ve geliştirilmesi için çalışacağız. Toplumun sağlığının korunmasında ve sağlığın en önemli belirleyicilerinden demokratik ve özgür bir ortamın yerleşmesinde hekimlere büyük görev düşüyor. Bunun sağlanması için üzerimize düşeni yapacağız. Uygulanan sağlık politikalarına eleştirel ve sorgulayan bir tutum içinde olacak, kendi çözüm önerilerimizi kamuoyu ile paylaşacağız. Hekimlik değerlerini ve halkın sağlık hakkını savunurken, barışın egemen olduğu, özgür, adil, demokratik bir ülkede yaşamak istiyoruz. Yaşamdan ve barıştan yana olma tutumumuzu bugün olduğu gibi yarın da sürdüreceğiz.

»İzmirli hekimlere çağrınız nedir?
Tüm meslektaşlarımızı insanca çalışma koşulları, çalışırken ve emeklilikte insanca ücret, iş güvencesi, sağlık hakkı, iyi hekimlik ve nitelikli sağlık hizmeti için mücadeleye ve bizleri desteklemeye davet ediyoruz.