İspanya’da Sosyalist Parti hükümetinin 17’i bakanının 11’i kadın

İspanya’da Sosyalist Başbakan Pedro Sanchez, kabinesindeki 17 bakanlığın 11’ini kadınlara vererek, Avrupa’da bu alandaki rekoru kırdı.

Kendini feminist olarak tanımlayan Sanchez, güvensizlik oyuyla devrilen eski Başbakan Mariano Rajoy’un erkek ağırlıklı kabinesinin tersine, kadın bakanlarla çalışmayı tercih etti.

Kadın bakanlara, savunma, ekonomi, maliye, ve eğitim gibi başlıca görevler verildi.

Eski astronot Pedro Duque de Bilim Bakanı oldu.

Sanchez’in kapinesindeki partili çalışma arkadaşları ve siyaset dışından gelen uzman isimler İspanya’da “feminist kabine” diye tanımlandı.

Sanchez televizyonda yaptığı açıklamada kabinesinin “çağdaşlaştırıcı ve Avrupa yanlısı ilerici bir toplum vizyonunu benimseyen insanlardan” kurulduğunu söyledi.

Avrupa’dan “yeni memleketimiz” diye bahseden Sanchez yeni kabinesinin 8 Mart’ta İspanya’da ortaya çıkan değişimin yansıması olduğunu belirtti.

8 Mart’ta beş milyon kadın ücret eşitsizliği ve şiddeti protesto etmek için “feminist grev” yapmıştı.

Sanchez bu grevin İspanyol toplumunda bir dönüm noktası olduğunu vurguladı.

Pedro Sanchez kendisi dahil 18 kişiden oluşan kabinenin yüzde 61,1’i kadınlardan oluşuyor. Kabinesinin en az yarısı kadınlardan oluşan ülkelerse sadece Fransa, İsveç ve Kanada.

Astronot Bilim Bakanı

Havacılık mühendisi Duque, Avrupa Uzay Ajansı’nın astronot heyetine 1992 yılında seçildi ve 1998 yılında uzaya giden ilk İspanyol oldu.

Üç çocuğu olan Duque, Discovery Uzay Mekiği’nin 9 günlük seferinde uzman olarak yer aldı.

NASA’nın STS-95 misyonunda yer alan ekibe, 1999 yılında “evrenin barışçıl amaçlarla keşfinin mimarları” oldukları için Asturias Prensliği Ödülü verildi.

Duque 2003 yılında da Uluslararası Uzay Üssü’nün 10 günlük Cervantes misyonuna uçuş mühendisi olarak katıldı.

2011 yılından itibaren Avrupa Uzay Ajansı’nın Almanya’nın Münih kentindeki Uçuş Operasyonları Ofisi’nin başkanlığını üstlendi.

Avrupa Uzay Ajansı’nın internet sitesine göre, 2015 yılında “astronotluk görevine ve uçuşlarına” geri döndü.

2011’den beri görev başında olan İspanya Başbakanı Mariano Rajoy, geçen hafta parlamentoda yapılan güven oylamasını kaybetmişti.

Sosyalist Parti lideri Sanchez, altı partinin desteğini alarak, yolsuzluk skandalına adı karışan Rajoy’u düşürmüştü.

Sosyalist Parti’nin 350 üyeli parlamentoda sadece 84 sandalyesi bulunuyor.

İspanya Anayasası’na göre gensoru ile hükümeti deviren parti hükümeti kuruyor.

63 yaşındaki Rajoy Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Hayatta kendini siyasete adamaktan başka yapılacak şeyler var” sözleriyle siyaseti bırakmayı düşündüğünü açıkladı.

Rajoy, “Çok yoğun bir siyasi yaşamım oldu ve bence burada daha fazla durmanın bir anlamı yok” dedi. BBC Türkçe

Savaştan mutlulukla çıkan ülke: Vietnam

Vietnam, 1950’lilerin ortalarından itibaren 35 yıl boyunca Fransızlar, Birleşik Amerikalılar ve komşu Kamboçya ile savaştaydı ve bu savaşlarda 3,5 milyona yakın Vietnamlı hayatını kaybetti. Henüz son 25 yıldır ülkelerinde barışı hissedebiliyorlar. Bin yıllık tapınaklarının üzerine düşen bombaların yarattığı harabeleri ve çukurları gidip gördüğünüzde, ülke bu felaketleri görmeseydi bugün nerede olurdu diye düşünmemek mümkün değil.

Vietnam’ın resmi adı Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti. 1945’teki Vietnam Bağımsızlık Hareketi’nin önderi, Vietnam Demokratik Cumhuriyeti’nin kurucusu, halk için “ulu önder” statüsündeki Ho Chi Minh, ya da Vietnamlıların tabiriyle “Ho Amca”, Anıtkabir’e oldukça benzeyen bir mimari eser olan mozolesinden bugün şehri gözetliyor. Ho Chi Minh, eski adı Saygon olan Vietnam’ın en büyük şehrine adını vermekle kalmamış elbette, müzikten sinemaya, resim sanatından heykellere ülkenin her köşesinde varlığını size hissettiriyor, okullardaki her sınıfta tahtanın üzerine asılı portresiyle de dahil. Sosyalizmin, iyi ve kötü yanlarıyla hayatın her alanında halen kendini güçlü biçimde hissettirdiği ülkede şehir ve köy yaşamının, 2 bölüm boyunca bahsedeceğimiz zorlukları da mevcut. Fakat Vietnam halkı geçmişindeki bunca acıya ve günlük hayattaki zorluklara rağmen hayatından memnun, stresten uzak ve hatta düpedüz mutlu. Komşu Tayland uzun yıllar turizmde pastanın büyük dilimine sahipti, Vietnam ise son 10 yıla kadar büyük kalabalıklardan uzak kalmayı başardı, ancak muhteşem doğal güzellikleri, iklim ve kültür açısından çeşitliliği ile büyük şehirlerdeki eğlenceli gece hayatı ülkenin popülaritesini giderek artırdı. Şöyle anlatalım; Tayland’a 1 yıl içinde gelen turist sayısı halen Vietnam’ın 3 katı civarında, ancak son 20 yılda Tayland’ın ziyaretçi sayısı % 450 artarken, Vietnam’ın ziyaretçi sayısı % 760 oranında arttı ve 13 milyona ulaştı. Biz de Vietnam’ın orta kısmından kuzey sınırına kadar ulaşan 16 günlük bir yolculuk yaptık. Bizi Hong Kong’dan Da Nang’a getiren Hong Kong Express uçağından inerek başlayalım.

savastan-mutlulukla-cikan-ulke-vietnam-462998-1.

Da Nang ve Sonu Gelmeyen Sahili
Da Nang, başkent Hanoi ve Ho Chi Minh’den sonra Vietnam’ın en büyük üçüncü şehri. Genelde bir endüstri şehri olarak bilinmesi onun turistler tarafından çok fazla ziyaret edilmemesine yol açmış, bu yüzden de genelde 30 kilometre güneydeki, turistlerin göz bebeği Hôi An’dan günübirlik düzenlenen turların merkezi durumunda. Ancak biz klasik turist davranışlarından ve turlardan uzak durmaya çalıştığımız için Da Nang’da 2 gece geçirmeye karar verdik ve şehirden ayrılırken bunun ne kadar doğru bir karar olduğunu anladık. Vietnam’a ayak bastığımızda gözümüze ilk çarpan şey, akşam 10 sularında kafelerin tıklım tıklım olduğu ve seyyar yemek tezgâhının etrafına 5 tane plastik masa ve 20 tane plastik iskemle atan herkesin bir açık hava lokantası kurduğu. Bir de tabii, daha önce de birçok kez duyduğumuz, yiyecek-içecek fiyatlarının aşırı ucuzluğu. Şöyle diyelim, Vietnam’da orta halli bir lokantada başlangıç, ana yemek ve 2 şişe bira için ödediğiniz rakam kişi başı 30 TL (!) civarında. Eğer bu yemeği, sokak tezgâhlarında yerseniz fiyat 20 TL civarına kadar geriliyor. Hatta Vietnam’da kaldığımız 16 gün boyunca herhangi bir yemek için ödediğimiz en yüksek rakam kişi başı 200 TL idi ve onu da yolculuğun sonunun gelmesinin şerefine lüks bir otelin açık büfesine ödemiştik. Bu fiyatlara rağmen Vietnam mutfağı porsiyon konusunda da oldukça cömert. Yani oldukça cüzi rakamlara karnınızı doyurmadan sofradan kalkmanız oldukça zor.

Da Nang’ın 5 kilometre uzunluğundaki, bir zamanlar Vietnam Savaşı’nda çok önemli bir rol oynayan sahili bugün tertemiz kumsalı ve deniziyle harika bir plaja dönüşmüş durumda. Bu plajın bittiği ve şehir merkeziyle birleştiği noktada deniz ürünlerini sofralarına taşıyan lokantalar ve gece hayatını renklendiren barlar başlıyor. Da Nang’daki ikinci günümüzde istikamet, şehrin sembolü haline gelen Mermer Dağları. Birbirine yakın konuşlanmış ve en yükseği 500 metre yüksekliğindeki bu doğal yapılar içlerinde bir dolu küçük tapınak mağaza bulunduruyor. Bu mağaralardan en ünlüsü savaş zamanında hastane olarak kullanılan ve tepesine düşen bombaların açtığı delikten giren gün ışığıyla bir tapınağa dönüştürülen Hoa Nghiem. Mermer Dağları’nın en yüksekte bulunan 2 noktasından Da Nang şehrinin panoramik görüntüsünü de izleyebilirsiniz.

Renk ve Terziler Cenneti Hoi An
Ertesi gün güneydeki rengârenk Hôi An’a gitme zamanı. Ama size Da Nang’daki son gecemizde gittiğimiz harika bir lokantayı önermem lazım. Lokantalar bölgesinde, çıkmaz bir sokağın sonuna kurulmuş Thung Phi BBQ. Hem masanın üzerindeki ızgarada kendi et veya sebzelerinizi pişireceğiniz hem de kendi mutfaklarında pişirdikleri nefis şehriye (noodle) tabaklarını tadabileceğiniz Thung Phi, 16 günlük yolculuğumuzun zirve anlarından birisiydi. Burada ulaşımla da ilgili hemen bir tavsiye verelim. Vietnam’ın büyük şehirlerinde, şehir içi veya birbirine yakın iki şehir arasındaki yolculuk için tek seçeneğiniz Uber olmalı (tabii mobilet kiralamak ya da şehirler arası otobüsleri de kullanmak mümkün, ancak otobüs seçeneği 50 kilometreden daha uzak mesafeler için daha uygun). Biz Da Nang-Hoi An arasındaki 30 kilometre için Uber’e 358 bin Dong ödedik ve bu 60 TL’ye denk geliyor. Aşağıda şehirlerarası otobüslerden de bahsedeceğim.
Hôi An, aynen Da Nang gibi Vietnam’ın doğu kıyısında, turistlerin uğrak yeri pozisyonunda, tarihi kısmı UNESCO Dünya Mirası Listesinde olan, 120 bin nüfuslu bir şehir. Tam 400 otele ev sahipliği yapan bu küçük (!) şehrin sokakları, özellikle akşam saatlerinde büyük kalabalıkların sahnesine dönüşüyor. Özellikle de Thu Bộn Nehri’ne bırakılan renkli fenerlerin oluşturduğu, Işıklar Köprüsü’nden izleyebileceğiniz muhteşem görüntü ve nehrin kenarında sıralanmış tıka basa dolu barlar Vietnam’ın reklam yüzlerinden birisi. Biz nehir kenarının hemen arka sokağında, Lumpia adındaki Vietnam börekleri ile (bizdeki sigara böreğinin daha ince hamurla yapılanı) bizleri büyüleyen Nostalife’ta akşam yemeğini yedik ki bu da Vietnam yolculuğundan tavsiye vereceğimiz ikinci harika mekân. Hôi An’ın ünü Vietnam’a yayılan bir başka tarafı terzileri. Şehrin hemen her kısmında bulacağınız terziler sabah erkenden ölçülerinizi alıp, akşam saatlerinde takım elbisenizi veya bir balo kıyafetini teslim edebiliyorlar. Ancak belirteyim bu daha çok Avrupa ve Amerikalılara hitap eden bir pazar. Zira fiyatlar Türkiye ile hemen hemen aynı, tabii burada size özel yapılmış ve birkaç saat içinde teslim edilebilen kıyafetler söz konusu. Bavul veya sırt çantanızda yer varsa düşünülebilir.

savastan-mutlulukla-cikan-ulke-vietnam-462996-1.

Bombaların yıktığı tapınaklar ve eski başkent
Hôi An’dan ayrılmadan önce yolumuz 8. ve 10. asır arasında inşa edilmiş ve Vietnam Savaşı’nda üzerine düşen bombalar sebebiyle sadece birkaç binası ilk halini koruyabilmiş My Son Tapınağı var. Bombaların harap ettiği eski tapınaklar bugün üzerinde bitkilerin büyümesi ile başka bir güzelliğe bürünmüş durumda. Biz bu güzellikleri geride bırakıp eski başkent Hue’nin yolunu tutuyoruz. Vietnam otobüslerine girerken şöför size ayakkabılarınızı çıkarmanızı söyleyip onları bir poşete koyarak size teslim ediyor. Ardından 3 sıra halinde, ranza tipinde 2 katlı ve 45 derece yatabilen koltuklara uzanmış halde yolculuk ediyorsunuz. 130 kilometre ötedeki Hue’ye otobüs yolculuğunun fiyatı sadece 8 TL.
15 gün sonra ikinci bölümde sizleri, eski başkentten başlayıp bugünkü başkent Hanoi ve tarifsiz doğal güzelliklerle dolu Ninh Binh, Sapa ve Ha Long Körfezi’ne götüreceğiz.

savastan-mutlulukla-cikan-ulke-vietnam-462997-1.

Grameçli Arnavut Antonio Gramsci

Çok mu sessiz geçiştirildi acaba? Büyük Marksist teorisyen Antonio Grasmci’nin ölüm yıldönümüydü 27 Nisan. Gözlerimiz sosyalizmin bu büyük fedakârı için yazılmış araştırma, analiz, yazı aradı doğrusunu isterseniz. Topu topu kırk altı yıl yaşamış, bu kısacık ömrün 11 yılını hapishanelerde geçirmiş, 27 Nisan 1937’de ölmüş olan bu büyük teorisyen her zaman okunmayı, anılmayı hak ediyor oysa.

İtalya’nın Sardunya bölgesindendir ama aslı Arnavut’tur. Soyadı da oradan gelme zaten, Arnavutluk’ta küçük bir kasabanın adı olan Grameç’ten. Çocukken geçirdiği, ayrıntısı da hâlâ bilinmeyen bir kaza sonucu hafif kambur kalmış biriydi ama küçük bir memur olan babasının zimmetine para geçirdiği için hapse atılmasıyla erken yaşta çalışmak zorunda kalmasına engel olmadı bu durumu. Okulu bırakmasının nedeni de babasının yokluğunda aileye katkıda bulunmak için çalışmak zorunda olmasındandır.

Neden sonra yeniden okula dönüp bitirmiştir. Sosyalist düşüncelerle tanışması iş yaşamının zorluklarına tanık olduğu o proleterlik döneminde olmuştur sanılırsa bu yanılgı olur. Tam tersine, hep hayran olduğu sıkı mı sıkı bir sosyalist olan ağabeyi Gennaro Gramsci’ye ragmen solla, sosyalizmle ilgisi yoktur henüz o yıllarda. Bugün hâlâ İtalya’da bir sorun olarak var olan Kuzey İtalya’nın zenginliği meselesi o dönem de vardır, bu nedenle Kuzey İtalya’ya tüm zenginliği kendisinde topladığı için birçok insan gibi Gramsci de öfkelidir. Yani o dönemler adam akıllı bir Sardunya milliyetçisidir, büyük teorisyen.

Ama yaşam, fiziki olarak da zayıf, bu nedenle de içe kapanık olan genç adamın karşısına kendisi kadar parlak insanlar çıkarmıştır. Torino Üniversitesi sınavına girdiği arkadaşlarından biri, büyük sosyalist devrimci teorisyen Palmiro Togliatti’dir örneğin, ki sonradan dostlukları, yoldaşlıkları bozulacaktır. Torino’daki yaşamında karşılaştığı, muhteşem zekâsıyla da nedenlerini hemen kavradığı sınıfsal çelişkilerin Gramsci’yi sosyalizme itmemesi ne mümkün? 1913’te artık İtalya Sosyalist Partisi’nin bir üyesidir.

Bedeni güçsüz, parasızlık da hep var zaten, çok değil iki yıl sonra üniversiteden ayrılır. Ama o kadar bilgi edinmiştir ki, tarih de, felsefe de Gramsci için artık tüm yaşamında kendisine yetecek, başkalarını da etkileyecek muhteşem bir temel olmuştur. Bu iki alanın üzerine dilbilim çalışmalarını da ekleyin. Ortaya hâlâ hayranlık duyduğumuz, yazdıklarından hep yararlanacağımız muhteşem Gramsci çıkar.

Aşkı Rusya’da buldu
İtalya Komünist Partisi (İKP) 1921’de kurulduğunda başkan yardımcısı olmuştur. Partiyi temsilen ertesi yıl Rusya’a gider. Aşkı bulduğu ülkeye yani. Evlendiği kadın olan viyolonselist Giulia Schucth ile Rusya’da tanışır.

İtalya’da faşizm vardır. Bu koşullarda, 1924’te İKP’nin başkanıdır artık. İtalya’nın yeniden demokrasiye dönmesi için birleşik cephe çağrıları yapar. Parti içi sorunlar da vardır tabii, bunları eleştirdiği bir mektubu Komintern’e iletmesi amacıyla, İKP’nin Moskova temsilcisi olan Togliatti’ye yollar. Mektubu okuyup, içeriğine katılmadığı için Togliatti’nin Komintern’e iletmediği bir mektuptur bu. İki dostun arasını da açan bir mektup tabii.

Faşist Mussolini’ye yönelik bir saldırıyı bahane eden faşist İtalya hükümetinin 1926’da ilan ettiği olağanüstü hal uygulaması sonucu, o sırada milletvekili olan Gramsci de tutuklanır. Mussolini’nin, Gramsci’yi kastederek “yirmi yıl bu beynin işlemesini susturmalıyız” dediğini söylerler. Cümle doğrudur ama Mussolini’ye ait değildir. Tabii ki o da böyle bir niyete sahiptir kuşkusuz ancak bu ünlü cümle, Gramsci’yi yargılayan savcının uğursuz ağzından çıkmıştır. Tek kişilik hücrede hakkında verilen 20 yıl hapis cezasını çekmeye başlar. Zaten bozuk olan sağlığı iyice kötüleşir, üç cezaevi değiştirdikten sonra 1934’te şartlı tahliye edilir. Kısa süre sonra da Roma’da ölür. 46 yaşındayken.
Kısacık bir ömür. Hapisteyken 30’u aşkın defter dolmuştur. Neler yoktur ki bu defterlerde, tarih, felsefe neredeyse her şey. Marksistlerin, işçi sınıfının öncü rolüne vurgu yapmak için kullandığı “hegemonya” kavramına, kavramı sivil topluma dayandırmasıyla faklı bir bakış kazandırmıştır. Büyük bir katkıdır bu. Kapitalizmin sadece şiddetle değil, uzlaşma kültürüyle de egemenliğini koruduğunu söyleyen de Gramsci’dir.

Hapishane Defterleri
Çoğunu okuyabildiğim kitaplarını keşke iyi kavrayabilmiş olsam. Okuduklarım arasında Hapishane Defterleri adıyla yayımlanan kitabı da var. Batı’daki sivil toplum ile Doğu’daki sivil toplum arasındaki farkı bulursunuz bu kitapta. Marx’tan da söz edilir, Lenin’den de. Makyavel’i de okursunuz, Rosa Lüxemburg’u da. Ne zengin kitaptır.

27 Nisan’da hakkında, onu daha iyi anlayanlarca yazılmış yazılar okuyabilseydik ne iyi olurdu. Kırk altı yıllık sıkıntılı bir ömre bir saygı duruşu bizden de gitse fena olmazdı.

Sırtındaki kambur daha iyi bir dünya için yüklendiği her şeyin sembolü gibidir benim açımdan.