Prof. Dr. Süleyman İrvan: ‘Tanık haberciliği’ tehdit değil fırsat

ANIL KARACA

Dijital teknolojinin hızla gelişmesi ve medyanın dijitalleşmesi, gazeteciliği de şüphesiz etkiliyor. Akıllı telefonlar sayesinde günümüzde her yurttaş, etrafında olup biteni kaydederek sosyal medyada paylaşıp çevresini bilgilendirebiliyor. Günümüzde sokakta olup biten, saniyesi saniyesine sosyal medyada yer alıyor; anında binlerce insan tarafından paylaşılıyor.

Hâl böyle olunca, kamuoyu bazı durumlarda basın kuruluşlarından önce, ‘yurttaş gazeteciler’den haber alabiliyor. Peki nedir/kimdir yurttaş gazeteciliği/gazetecisi? Üsküdar Üniversitesi Yeni Medya Bölüm Başkanı ve Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman İrvan ile tartıştık.

Yurttaş gazeteciliğini “Asıl mesleği gazetecilik olmayan yurttaşların dijital iletişim teknolojileri yardımıyla haber üretim sürecine katılmalarını anlatan bir kavram.” ifadeleriyle tanımlayan İrvan’a, “Artık elinde telefonu olan herkes gazeteci mi?” diye soruyoruz.

İrvan, haber üretim sürecine dahil olmanın bir yurttaşı gazeteci yapıp yapamayacağı sorusuna vurgu yapıyor. Geleneksel anlamda gazeteciliğin profesyonel bir meslek olduğunun ve eğitimin önkoşul olmasa bile gazeteciliğin mesele özgü kuralları ve etik ilkeleri olduğunun altını çiziyor.

Demokratik toplumlarda gazeteciliğin dördüncü güç olarak tanımlandığını ve yurttaşların bilgi edinme hakkını gerçekleştirmelerinde önemli bir işlevi yerine getirdiğini kaydeden İrvan, bu noktada yurttaş gazeteciliği kavramının belirsiz olduğuna ve kullanımının yanlış olduğunu düşündüğünü ifade ediyor:

“Yaygın kabule göre, gördüğü herhangi bir olayı kaydedip sosyal medyada yayan herkes yurttaş gazeteci olarak nitelendiriliyor ve elinde akıllı cep telefonu olan herkes potansiyel gazeteci olarak görülüyor. Oysa, yurttaşların ellerindeki akıllı telefonlarla yaptıkları şey, bir olaya tanıklık etmek ve bu tanıklığı sosyal medyada aktarmaktan ibaret.”

‘GAZETECİLİK BİR MESLEK, HABERCİLİK BİR PRATİK’
Bu gerekçeyle bahsedilenin aslında “tanık haberciliği” olduğunu belirten İrvan, “Tanık gazeteciliği bile demiyorum, çünkü gazetecilik bir meslek, ama habercilik bir pratik,” diyerek tezini şöyle örneklendiriyor:

“Satın aldığınız bir ürünü sosyal medyada övdünüz diyelim. Bu bir reklam mıdır? Evet reklamdır. Peki bu sizi reklamcı yapar mı? Hayır yapmaz. Reklamcılık bir meslektir, tıpkı gazetecilik gibi. Bence tanımları doğru yapmak lazım.”

Mesleki pratiğe vurgu yapan ve “tanık haberciliği” tanımını anlatan İrvan, öte yandan yurttaş gazetecilik diye bir türün de olduğunu ifade ediyor ve geleneksel medyanın ağır baskı koşulları altında olduğu, sindirildiği, güdümlü halde olduğu, ülkede olan biteni özgürce haberleştiremediği toplumlarda, asıl mesleği gazetecilik olmadığı halde sosyal medya üzerinden gelişmeleri aktaran yurttaş gazetecilerden söz edilebileceğini belirtiyor.

Konuyla ilgili sözlerine Arap Baharı’ndan, 2009’da İran’da yapılan şaibeli seçimlere yönelik gösterilerden ve Gezi Parkı direnişinden örnek vererek devam eden İrvan, bu eylemlerin dünyaya yayılmasında yurttaş gazetecilerin rolüne vurgu yapıyor:

“Geleneksel medyada çalışan gazeteciler protestolar için sokağa çıkan halkı haber yapmaktan çekiniyorlardı. Suriye’deki iç savaşta da yurttaş gazeteciler önemli rol oynadılar ve halen de oynamaya devam ediyorlar. Türkiye’de Gezi protestoları sırasında da geleneksel medyanın önemli bir kısmının protestoları görmezden gelmesi nedeniyle yurttaş gazeteciliğinin ivme kazandığına tanık olduk.”

“Elinde cep telefonu olan herkes potansiyel bir yurttaş gazeteci değildir, o şekilde tanımlanmamalıdır,” diyerek bu tür tanımların geleneksel gazeteciliği değersizleştirmeye hizmet ettiğini söyleyen İrvan, “Öte yandan, geleneksel medyanın suskun kaldığı, ağır sansüre uğradığı durumlarda, dönemlerde, ülkelerde yurttaş gazeteciliği değerli bir alternatif olarak karşımıza çıkmaktadır.” diyor.

prof-dr-suleyman-irvan-tanik-haberciligi-tehdit-degil-firsat-470769-1.

‘TANIK HABERCİLİĞİNİN YÜKSELİŞİ İNTERNETLE MÜMKÜN OLDU’
İrvan ile görüşmemizin devamında ‘yurttaş gazeteciliği’nin kökenini irdeliyoruz.

Tanık haberciliğinin ilk kez Kennedy suikastıyla ismini duyurduğunu belirten İrvan, olayı şöyle özetliyor:

“Abraham Zapruder isimli terzi, 22 Kasım 1963 tarihinde eşiyle birlikte Dallas’a gelen ABD Başkanı John F. Kennedy’yi elindeki amatör kamerayla çekerken birkaç el silah sesi duyuldu. Olayı baştan sona kaydeden Zapruder, böylece tarihe tanıklık etmiş oldu. Zaten yurttaş gazeteciliği tarihinde de Zapruder ilk yurttaş gazeteci olarak kabul edilir. Kuşkusuz Zapruder’in tamamen rastlantısal biçimde olay yerinde bulunduğunu ve gerçekleştirdiği haberciliğin tanıklıktan ibaret olduğunu söylemeye gerek yok. Yine benzer biçimde, 3 Mart 1991 tarihinde Los Angeles’ta Rodney King isimli siyah gence yönelik polis şiddetine kamerasıyla tanıklık eden George Holiday de tanık haberciliği yapmıştı.”

Tanık haberciliğinin asıl yükselişe geçmesinin internetle birlikte mümkün olduğunu söylüyor Süleyman İrvan ve kendi tanımladığı anlamda yurttaş gazeteciliğinin Arap Baharı, İran’daki gösteriler ve sokak hareketleriyle önem kazandığını vurguluyor. İrvan, yurttaş gazeteciliği girişimlerini şöyle özetliyor:

“2000 yılında Güney Kore’de kurulan OhMyNews isimli internet sitesi “Her yurttaş muhabirdir” sloganıyla yayın hayatına başladı, ancak haber doğrulamada yaşadığı sıkıntılardan dolayı 2010 yılında yurttaşlardan gelen haberleri yayımlamayı durdurma kararı aldı. Global Voices ve IndyMedia gibi başka yurttaş gazeteciliği siteleri de mevcut.”

Türkiye’de de yurttaş gazeteciliği iddiasıyla yayın hayatına başlayan haber siteleri olduğunu, fakat birçoğunun ya format değiştirdiğini ya da ömrünü doldurduğunu söyleyen İrvan, “Dokuz8Haber, Journo ve VivaHiba gibi siteler bu iddiayla yayına başladılar, ancak bugün içeriklerine bakıldığında, Dokuz8Haber ile Journo’nun geleneksel habercilik formatına döndüğü, ‘Medya sensin, paylaş’ sloganını kullanan VivaHiba’nın ise başarısız bir girişim olarak ömrünü doldurduğu görülüyor.” diyor.

‘MEDYA YÖNETİCİLERİ MUHABİR İSTİHDAMI YERİNE SOSYAL MEDYA TAKİBİNDE’
Yurttaş gazeteciler gerçeği önümüzde dururken, bunun basın kuruluşlarındaki yansımalarıyla devam ediyoruz Süleyman İrvan ile konuşmaya ve bir basın kuruluşu için yurttaş gazetecinin ne anlam ifade ettiğini soruyoruz kendisine.

Türkiye’de son yıllarda geleneksel medyayı yönetenlerde, “Nasılsa insanlar yaşadıkları, gördükleri her olayı sosyal medyada paylaşıyor, öyleyse biz niye muhabir istihdam edelim, merkezden sosyal medya hesaplarını takip edelim, oralardan haber çıkaralım” mantığının egemen hale geldiğini söylüyor İrvan ve bunun neden yanlış olduğunu şu ifadelerle anlatıyor:

“Çünkü gazetecilik kaliteli içerik üretimi yapmayı gerektiren bir meslek. Kaliteli içerik de muhabirin, sadece olay yerinde bulunmasını değil, taraflarla görüşmesini, olayın arka planını araştırmasını gerektiriyor. Masa başında, sosyal medya paylaşımlarını peş peşe koyarak haber üretmek, gazeteciliği hafife almak anlamına geliyor. Bir de elbette haber yapılacak görüntülerin, paylaşımların gerçek olup olmadığı sorusu var. Gazetecilik etiği, tanık haberciliğinin en başta ‘haber doğrulama’ süzgecinden geçirilmesini gerektiriyor. Bir yalan haber bir sitede haberleştirildikten dakikalar sonra onlarca farklı sitede kopyalanabiliyor. Sosyal medyada yalanların hızla yayıldığına ilişkin ciddi araştırmalar var. Aslında yalan haberler haber sitelerinde de hızla yayılıyor, bu da sonuçta gazeteciliğe duyulan güveni aşındırmaya devam ediyor.”

“TANIK HABERCİLİĞİ BİR TEHDİT DEĞİL, FIRSATTIR”
Bu tartışmanın ışığında, yurttaş gazeteciliğinin profesyonel gazeteciliğe bir tehdit olup olamayacağı sorusunu görüşmenin gündemine getiriyoruz.

Prof. Dr. İrvan, yurttaş gazeteciliğinin bir tehdit değil, fırsat olduğu kanısında.

Tanık haberciliğinin haber konusu bulmada profesyonel gazetecilere yol göstereceğini, önemli olayları kolayca takip edebilmesi, görüntülerle kanıt oluşturabilmesi için malzeme sunacağını belirten İrvan, tezinin gerekçesini şu örnekle sunuyor:

“2009 yılında Guardian gazetesi adına Londra’daki G20 protestolarını izleyen gazeteci Paul Lewis, evine giderken düşüp ölen İngiliz yurttaşı Ian Tomlinson’un nasıl öldüğünü araştırmaya başladı. Resmi açıklamaya göre Tomlinson kalp krizi geçirmişti. Paul Lewis diğer gazetelerin aksine resmi açıklamayla yetinmeyip twitter’da takipçilerine çağrı yaptı ve olay yerinde olan görgü tanıklarından varsa ellerindeki görüntüleri kendisiyle paylaşmalarını istedi. Olay yerinde kamerasıyla çekim yapan bir kişi Lewis’e çektiği görüntüleri gönderdi ve sonuçta Tomlinson’un polis tarafından itildiğini, yere düşerek kafasını çarptığını ve öldüğünü kanıtladı.”

İrvan, tanık haberciliğine, geleneksel gazeteciliğin alternatifi değil, destekleyicisi olarak görüldüğü takdirde daha doğru bir yerden bakılabileceğinin altını çiziyor.

Görüşmemizin sonunda, yurttaş gazeteciliğinin gelecek için yol haritasını tartışıyoruz İrvan ile. Yurttaş gazeteciliğinin, gazeteciliğin dijital dönüşümüyle eş zamanlı olarak nasıl bir role bürüneceğini ve bu pratiğin sosyal medya üzerinden geçilen fotoğraf ve bilgiden daha geniş bir perspektif bulup bulamayacağını soruyoruz kendisine.

‘GAZETECİLİĞE BASKILAR ARTARSA YURTTAŞ GAZETECİLİĞİ ÖN PLANA ÇIKAR’
İrvan, bu konuda belirleyicinin geleneksel medya düzeni olacağını söylüyor ve gazeteciliğin üzerindeki baskı ortamı faktörüne değinerek, sözlerini şöyle sonlandırıyor:

“Tanık haberciliğinin dijital medya ile daha fazla görünürlük kazandığına kuşku yok. Ancak gelecekte nasıl bir yöne doğru gideceğini belirleyecek olan teknoloji değil, geleneksel medya düzeni olacaktır bana göre. Eğer geleneksel gazetecilik üzerindeki baskılar artar ve gazetecilik yapmak imkânsız hale gelirse yurttaş gazeteciliği olarak tanımladığımız gazetecilik ön plana çıkacaktır. Medya özgürlüğü arttıkça da tanık haberciliği olarak tanımladığımız, fotoğraf, görüntü ve bilgi geçmekle sınırlı habercilik anlayışı yardımcı bir unsur olarak varlığını sürdürecektir.”

Hemşireler: Tükeniyoruz!

BURCU CANSU [email protected] @burcu_cansu

Hemşireler, 12-18 Mayıs arasında kutlanan Hemşireler Haftası dolayısıyla, sorunlarını BirGün’e anlattı. Gazetemize konuşan hemşirelerin ortak çığlığı “Tükeniyoruz” oldu.

Hemşireler, karşılaştıkları sorunları, “Ağır işyükü, uzun çalışma süreleri, riskli çalışma koşulları, ücretlerin yetersizliği, mesleğin statü sorunları, işin fiziksel ve zihinsel güçlüğü, şiddet ve mobbing” olarak sıralarken, “Bir de bunlara şiddet ve angarya eklendiğinde mesleğimiz neredeyse yapılamaz hale geliyor” ifadelerini kullandı.

‘Tek çare kendinizi odanıza kilitlemek’
İşten atılma korkusu nedeni ile adlarının açıklanmasını istemeyen hemşirelerin anlattıkları ise hemşirelerin çok zor şartlar altında çalışmak zorunda bırakıldığını ortaya koyuyor. İşte birkaç örnek:

»“Özellikle üniversite hastanelerinin acil servislerinde personel yetersizliğinden dolayı çok ciddi angarya ile muhatap oluyoruz. Danışma, sekreter, temizlik personeli, destek personeli ve teknik servis olmaması sebebiyle birçok iş bizlerin omzuna yükleniyor.”

»“Üniversite kampüslerinde öğrencilere ciddi şiddet uyguladığını televizyonlardan gördüğümüz güvenlik görevlilerinin, hastanede kapıları tekmeleyen, sağlık personeline küfür eden, vuran, personelin üzerine yürüyen problemli kişilere dokunma yetkisi yok.”

»“Hastane çalışanlarının güvenliğini sağlamak amacıyla tanımlanmış olan ‘Beyaz Kod’ uygulaması sadece bir tutanaktan ibaret. 155’i aradığınızda da polis size ‘Darp var mı? Fiziksel bir şey yaşadınız mı?’ diye soruyor. Kimsenin müdahil olamadığı o gerginlik anında tek çareniz kendinizi odanıza kilitlemek. Beyaz Kod sonrasında il sağlık müdürlüğünden ‘olayın araştırılmasına gerek duyulmadı’ diyen ve o mail sosyal medya veya basınla paylaşılırsa ‘cezalandırılacağımızı’ söyleyen bir mail geliyor.”

‘Cihaz tamiri de yapıyoruz’
»“Hekimin istediği tahlilleri anlamayan, reçetesini okuyamayan, doktoruna soru sormaya çekinen, nereye gideceğini bilmeyen, hastasının nerede yattığını bilmeyen bizlere soruyor. Klinik içerisindeki bozulan cihazlardan, tuvaletlerin kirli veya temiz olmasından, malzeme eksikliğinden, hasta güvenliğinden, çarşaf veya nevresimlerden, elektrik panosundan, teknik arızalardan, asansörün bozulmasından, yerlerin silinmesinden, personelin göreve gelmemesinden, eczane kayıtlarından, ilaçların yedeklenmesinden, hatta acil servis kapısına uygunsuz park edilen araçtan bile sorumlu tutuluyoruz. Gerekli organizasyonları yapmakla yükümlüyüz.”

Rapçi Ezhel tutuklandı

Müzik dünyasında ‘Ezhel’ adıyla tanınan, şarkı videoları milyonlarca kişi tarafından internette izlenen ünlü rapçi Sercan İpekçioğlu, bazı şarkılarında uyuşturucu kullanımını özendirdiği ve kullanımını kolaylaştırdığı iddiasıyla gözaltına alındı.

İpekçioğlu, İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ndeki sorgusunun ardından çıkarıldığı adliyede tutuklanarak cezaevine gönderildi.

İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, sosyal medya ve internette uyuşturucu kullanımını özendiren kişilere yönelik yürüttüğü araştırmada, Ezhel adıyla bilinen 28 yaşındaki rapçi Sercan İpekçioğlu’nun bazı şarkılarında uyuşturucu kullanımını özendirdiğini belirledi.

NARKOTİK TARAFINDAN GÖZALTINA ALINDI

Savcılığın yürüttüğü soruşturma kapsamında, İpekçioğlu hakkında gözaltı kararı alındı. Narkotik ekipleri, Kadıköy’de önceki gün düzenlediği operasyonla İpekçioğlu’nu gözaltına aldı. İpekçioğlu, yapılan sağlık kontrolünün ardından sorgulanmak üzere Emniyete götürüldü.

İzmir tramvayında orkestra dinletisi

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından kent merkezinde işletilmeye başlanan yeni tramvay hatlarında müzik dinletisi de sunuluyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Pop Orkestrası’ndan sanatçıların yer aldığı 2 ve 3 kişilik müzisyen grupları, tramvayda enstrümantal parçalar çalarak, yolculuğu keyifli hale getiriyor. İçinde notaların uçuştuğu tramvayda yolcular, önce şaşırıyor ardından ritim tutuyor. Yolcuların bir kısmı, müzisyenleri cep telefonlarının kameralarıyla kaydediyor ve sosyal medya hesaplarından paylaşıyor.

(DHA)

Ezhel’in ifadesi ortaya çıktı: Şarkılarımda kullandığım kelimelerin suç olduğunu bilmiyordum

Şarkılarında uyuşturucuya özendirdiği ve kullanımını kolaylaştırdığı iddiasıyla tutuklanan ünlü rapçi Sercan İpekçioğlu’nun emniyetteki ifadesi ortaya çıktı.

İstanbul’da, daha önce şarkılarında uyuşturucuya özendirdiği ve kullanımını kolaylaştırdığı suçlamasıyla gözaltına alınarak adli kontrolle serbest kalan Sercan İpekçioğlu’nun, yeni şarkılarında da benzer ifadelere yer verdiğinin belirlenmesi üzerine kendi isteğiyle emniyete ifade vermeye gitmiş ve ardından da gözaltına alınmıştı.

Emniyetteki sorgusunun ardından çıkarıldığı adliyede tutuklanarak cezaevine gönderilen İpekçioğlu’nun Emniyette verdiği ifade ortaya çıktı.

İpekçioğlu’nun ifadesinde, “Müzikle uğraşıyorum. Youtube kanalında paylaştığım şarkılarda ve sosyal medya hesaplarımda kullandığım kelimeler ve fotoğrafların suç olduğunu bilmiyordum, pişmanım.” dediği öne sürüldü.

Dijital dünya ve iş imkânları

TİMUR AKKURT – @timurakkurt
[email protected]

Bu haftanın yazı konusunu düşünürken bana gelen mesajlar, mailler, DM’ler (özel mesaj) aklıma geldi. Çok fazla iş imkânlarıyla alakalı başvuru yapılıyor. Bunların neredeyse hepsi dijital dünya için çalışmak üzerine. Özellikle de YouTube içerik üretimi odaklılar. İmkanım oldukça onlara cevap vermeye çalışıyorum. Buradan da genel anlamda bilgilendirme olması açısından yazmak istedim. Üstelik sadece kameranın önü veya prodüksiyon şirketlerinde değil, çalışacak çok fazla alan olduğunu söyleyeyim. Bu yazıyı okuyan anne babalar, gençlerimiz malum okumayı pek sevmiyor. Siz okuyarak en azından onlara özet geçebilirsiniz. Çocuğunun geleceği için endişelenen, hatta kendi geleceği için endişelenen eminim pek çok kişi var. Pek çok kişiye, kuruma maalesef yabancı olan bu yeni sektörü size elimden geldiğince anlatmaya çalışayım.

Öncelikle bu alanda tek bir eğitim almak mümkün değil. Maalesef üniversitelerde ‘Yeni Medya’ vs gibi bölümlerde verilen eğitim çok yetersiz. Bunun en büyük sebebi eğitmenlerin konuya hakim olmaması. Başka alanda uzman olan bu eğitmenler kimi zaman mecburen, kimi zaman fırsatları değerlendirme adına bu görevi kabul etmekte. Bu alanda yetişmiş eğitmen bulmak neredeyse imkansız. Mazisi taş çatlasın 15 yıl olan bir konu ‘yeni medya’ klasik iletişim ile pek çok ayrıştığı yer olduğu için bunların doğru harmanlanması ve öğrencilere aktarılması gerekmekte. Üniversitelerimizden doğru eğitimi almış, kendini geliştirmiş olmalılar ki iş hayatına geçtiklerinde kendilerinden faydalanılabilsin. İlk zamanlarına göre gelişme gösterse de alınması gereken daha çok yol olduğunu söyleyebilirim. İletişim çok ama çok ciddi bir iş. İnsanları ciddi yönlendirmek, karar almalarında etkili olmak bu alanı iyi kullananlar için mümkün. Ciddiye alınması gereken önemli bir bölüm ‘Yeni Medya’

Şimdi bu alanda iş olarak neler yapılabilir? Kendimizi nasıl yetiştirmeliyiz? Onlardan bahsedelim…

Öncelikle YouTuber olma konusunda biliyorum herkes çok hevesli. Herkes YouTuber olmak istiyor. Bu düşünceyi kafadan çıkartmak lazım. Ana hedef olarak YouTuber olmayı unutun. Çok özel bir yeteneğiniz varsa, maddi endişeleriniz yoksa, bu işi gerçekten yapmak istiyorsanız zaten yaparsınız.

‘YouTube işine ben de gireyim’ dedikten sonra ‘ne yapsam acaba?’ dediğiniz anda yapamayacağınızı söyleyebilirim. O iş olacaksa zaten oluyor ve yapıyorsunuz.

YouTube’a içerik üretmek için YouTuber olmanız gerekmiyor. YouTube dinamiklerine hakim olmanız, neyin sevilip sevilmeyeceği, etik değerleri olan, yenilikleri çabuk kavrayan, uygulamak için beklemeyen bir karakteriniz varsa bu alanda iş bulma şansınız var. Pek çok YouTube kanalında sizin gibi yaratıcı akıllara ihtiyaç var. Bunun için nasıl bir eğitim almış olmalısınız? Sinema-TV, iletişim, görsel iletişim tasarım, yeni medya gibi bölümleri tercih edebilirsiniz. Sinema sektöründe, TV sektöründe çalışmak çok zor. Hedefi sadece orası olarak koyacaksanız bilin isterim. Bu arada söylemeye gerek yok ama reklam, sinema, TV’de çalışma koşulları gerçekten çok ağırdır. Çok zor bir yer edinebilirsiniz. Bu yıpranmalara hazırsanız, yapabilirim diyorsanız sıkıntı yok. Bunu söylerken YouTube ya da başka alanlarda dijital içerik üretmek çok kolaydır anlamı çıkmasın. Buranın zorlukları daha bile çok. O kadar çok hızla değişen, değişken var ki inanamazsınız. Bugün doğru olan yarın tamamen yanlış olabilir.

Dijital dünya kendini çok hızlı değiştirebilen, adaptasyon sorunu olmayan, yeniliklere açık, fikir üretebilenlerin dünyasıdır. Sinema, TV, gazete gibi konvansiyonel alanlarda kurallar daha net ve sabittir. Yapısal olarak nereye uygun olduğunuza karar vererek eğitiminize, çalışmak istediğiniz sektöre hazırlanın.

Geçelim bir de masanın diğer tarafında. Kurumsal dünya hiç olmadığı kadar dijitalden anlayan elemana ihtiyaç duyuyor. Artık şirketlerin içindeki dijital birimler kurulmaya başladı. Yakındır, dev bir şirkette beyaz yakalı yönetmenler, YouTuber’lar, dijital uzmanlar görmeye başlarız. Bazı şirketlerde bir süredir profesyonel birimler var. Sayılarının hızla artacağını söylemek için falcı olmaya gerek yok. Yeni dünya gerçeklerinden bir tanesi bu.

Bir başka iş imkanı olan alana geçelim. Rakamlarla aranız iyiyse dijital dünya sizi çok sevecektir.

Dijital dünyanın bıraktığı izleri iyi okuyan, iyi hesaplayan kısacası iyi analiz eden ve bundan sonuçlar çıkartabilen biriyseniz size bu alanda büyük ihtiyaç var.

Dijital dünya rakamlarla arası iyi olanların, iyi analiz yapanların dünyası. Çünkü somut tek çıktısı burada alınacak rakamlar ve onların iyi analiz edilmesi üzerine kurulu bir düzenden bahsediyoruz. Üstelik bu ham, mekanik bilgilerin üzerine duyguyu, saha yansımalarını ekleyebiliyorsanız tebrikler, müdür oldunuz! Şaka yapmıyorum. En büyük ihtiyaç bunların hepsini yapabilen, yönetebilen, uygulamaları sahaya iyi yansıtabilen, çıkan sonuçlardan yeni stratejiler çıkartabilen, dijital dünyanın baş tacıdır. En azından bana göre öyle olması gerekiyor.

Son bölüme geçelim, inanın anlatacak çok fazla detay var ama yerimiz belli. Hem kimse uzun yazı okumadığı için toparlamam icap ediyor.

Hukuk, halka ilişkiler, sosyoloji, psikoloji, finans okuyarak dijital dünyaya hizmet edebilirsiniz. Bu alanlarda okumanız, dijital dünya, uzmanlaştığınız kendi pencerenizden bakarak büyük faydalar sağlayabilir. Önemli olan sizin yaklaşımınız ve bunu uygulayabilecek yeteneklere yatkın olmanız. Dijital dünya sadece video içerik üretmek değildir. Bunu sakın unutmayın. Dijital dünya için düşünüp yazabilirsiniz, strateji geliştiren olabilirsiniz, raporlamalar ile sonuçlar çıkartabilirsiniz, yasalar ile dijital dünyayı koruyabilir, sosyolojik yaklaşımlarla toplumsal eğilimler doğrultusunda şirketinizi, müşterileriniz yönlendirebilir, yönetebilirsiniz. Bu konu eğer ilginizi çektiyse ilerleyen haftalarda da devam ederiz. Bu konuda bana sosyal medya üzerinden rahatlıkla ulaşır, sorularınız, yorumlarınızı benimle paylaşabilirsiniz. Keyifli haftasonları…

CNN Türk’te bir ayrılık daha

Doğan Yayın Grubu’nun Demirören Grubu’na satılmasından sonra işten çıkarmalar sürüyor. 2001 yılından beri kanal bünyesinde görev yapan sunucu Ahu Özyurt’un işine son verildi.

CNN Türk, Ahu Özyurt’la da yollarını ayırdı. 17 senedir CNN Türk’te birçok kademede görev yapan Ahu Özyurt, kanalda haftada iki akşam “Türkiye’nin Gündemi” programını, sabahları ise haftaiçi hergün “10’dan Sonra” programını sunuyordu.

CNN TÜRK VE KANAL D’DEN ŞİMDİYE KADAR AYRILANLAR

Önce CNN Türk Genel Müdürü Erdoğan Aktaş’ın işine son verildi. 2006 yılından bu yana Doğan Grubu’nda çalışan CNN Türk Programlar Koordinatörü Aslı Öymen’in kanalla yollar ayrıldı. Öymen, aynı zamanda “Afiş” adlı kültür sanat programını hazırlayıp sunmaktaydı.

CNN Türk Ekonomi Müdürü ve hafta içi her sabah ekrana gelen Parametre programının sunucusu Ebru Baki ile de yollar ayrıldı.

Ebru Baki sosyal medya hesabından da ayrılığına ilişkin bir fotoğraf paylaştı.

Ayrıca, cnnturk.com.tr Yayın Yönetmeni Umut Alphan ve CNN Türk Haber Programları Müdürü Cansel Poyraz’la da yollar ayrıldı.

Melis Alphan’ın da geçen ay Hürriyet’le yolları ayrılmıştı.

CHP’den ‘Adalet Yürüyüşü’nde casus yazılım’la ilgili suç

Özel, beraberindeki milletvekilleriyle Ankara Adliyesine gelerek, suç duyurusu dilekçesini verdi.

Çıkışta gazetecilere açıklamada bulunan Özel, 25 gün süren 432 kilometrelik yürüyüşlerine tüm CHP’li milletvekillerinin katıldığını söyledi.

Ankara’da ve seçim bölgelerinde bulunan tüm milletvekillerinin bugün adliyelere giderek suç duyurusunda bulunduklarını belirten Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Neyin suç duyurusunu yapıyoruz? Adalet Yürüyüşü gibi bir yürüyüşte, Almanya’da ortaya çıkarılan bir gerçek bu yürüyüşe katılanların bir sosyal medya casusluğu üzerinden dinlendiklerini, takip edildiklerini ortaya çıkardı. Bu iddia Almanya’nın en ciddi yayın organlarından birinde yer aldı.

Bu iddiayı ise yine Almanya’da özgür yazılımla uğraşan bir aktivist grup şu netliğiyle ortaya koydu: Dünyadaki istihbarat örgütleri için çalışan ve ürettiği yazılımların istihbarat örgütleri dışında satışı yasak olan bir kuruluş, kuruluşun adı Finfisher. Bu kuruluşun elinden ‘adaleticinyuru’ linkinin, hashtaginin Türkiye’den satın alındığı, bu hashtag ile sosyal medya üzerindeki paylaşımları yapan telefonun da dinlendiği ortaya çıktı. Bizi kimin dinleyeceğinin sorusu şu cevabı barındırıyor: CHP’yi dinlemek kimin işine yarıyorsa, bu yürüyüşten kim rahatsız oluyorsa.”

Bu olay duyulur duyulmaz Meclisteki Güvenlik ve İstihbarat Komisyonunu toplantıya çağırdıklarını ancak çağrının Komisyon Başkanı tarafından duymazdan gelindiğini ifade eden Özel, konu büyüyünce Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan’ın bir açıklama yaptığını hatırlattı.

Bakan Arslan’ın, “Bize sorsalar söylerdik” dediğini aktaran Özel, “Bu durumda da İzmir Milletvekilimiz Zeynep Altıok’un bu konuyla ilgili iddialar ortaya çıktığında, bundan 11 ay önce ilgili Bakanlığa sorduğu ancak soru önergesinin hala yanıtlanmadığı ortaya çıkmıştır.” dedi.

Özel, yürüyüş boyunca kendilerini kimin dinlediğinin, casus yazılım sadece istihbarat örgütlerine satılıyorsa bunu hangi istihbarat örgütünün alıp, ne şekilde kullandığının bütün bağlantılarıyla ortaya çıkarılmasını istediklerini belirtti.

Yürüyüşte, 432 kilometre yol katettiklerini anımsatan Özel, “Yürüdük ve bir şey söyledik, sözümüzü dinlemeyenler telefonlarımızı dinlemiş. Telefonumuzu değil sözümüzü dinleyin. Biz adalet istiyoruz, hep birlikte ‘Hak, hukuk, adalet’ diyoruz.”

“Gereğinin yapılmasını bekliyoruz”

Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba da “CHP milletvekilleri olarak son yılların siyaseten yaşanmış en büyük rezaleti” ile ilgili suç duyurusunda bulunduklarını ifade etti.

Dünyanın en barışçıl, en uzun ve en etkili yürüyüşünü gerçekleştirdiklerini savunan Ağbaba, şunları söyledi:

“Maalesef bu yürüyüşün başından sonuna kadar dinlendiğini görüyoruz. Aslında dünyanın en şeffaf eyleminin dinlenmesi kepazeliktir. Hükümet bu işte suç ortağı değilse veya dinletmiyorsa aslında bu suç duyurusunu hükümetin yapması gerekirdi. Tekrar hükümeti göreve çağırıyoruz, eğer suç ortağı değilsen, eğer bu dinlemeyi sen yapmadıysanız, gereğinin yapılmasını bekliyoruz.”

(AA)

Instagram’da ‘paralı dönem’ geliyor

Aktarılan bilgilere göre; Instagram‘a çok yakında uygulama içi satın alma seçenekleri eklenecek. Bu özellik sayesinde firmalar, Instagram hesapları üzerinden kredi kartı ile satış yapabilecek.

Instagram, test etmeye başladığı yeni özellik ile akıllara Instagram paralı mı olacak sorusunu getirdi? Peki, Instagram’ın yeni özelliği ile kullanıcılar paralarını ne yönde harcayacak?

Facebook’un bünyesinde yer alan Instagram, son dönemde yaptığı yenilikler ile Snapchat’i adeta piyasadan silmeyi başarmıştı. Hikayeler özelliğine eklediği portre modu ile tek kameralı telefonlarda portre fotoğraf çekmeye imkan sağlayan Instagram, şimdi de yeni özelliğini test ediyor.

Kullanıcılar; Instagram’a kredi kartlarını kaydettikten sonra, firmaların Instagram hesaplarında paylaştıkları gönderilerde yer alan ürünleri çok kolay bir şekilde satın alabilecek. CNN Türk’ten Ecevit Bıktım’ın aktardığı habere göre, bu özelliğin sadece isteğebağlı olduğunu, Instagram’ın eskisi gibi ücretsiz olarak kullanılacağını belirtiliyor.

Şimdilik belli başlı kullanıcılar üzerinde test edilen bu özelliğin, yaz aylarında ilk olarak Amerika’da kullanıma sunulması bekleniyor. Instagram‘ın bu satışlardan henüz ne kadar komisyon alacağı bilinmiyor.

Bankacılık işlemleri tüzüğünden dolayı; ülkemizde şimdilik kullanımasunulmayacak olan bu özellik, Instagram‘ı sosyal medya platformundan alışveriş platformuna dönüştürecek gibi görünüyor.

Instagram’ın uygulama içi satışlardan oldukça fazla kar elde etmesi bekleniyor.

Rus kozmonot Oleg Artemev, ayın batışını görüntüledi

Uluslararası Uzay İstasyonu’nda görevli Rus kozmonot Oleg Artemev, sosyal medya hesabında görenleri büyüleyen bir video yayınladı.

Resmi Twitter hesabından yayınladığı videoda Oleg Artemev, Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan çektiği ‘Ay’ın batışı’na ait anları takipçileriyle paylaştı.

Söz konusu video çekimi ile, Ay’ın batımı ilk kez bu kadar net bir şekilde gözler önüne serildi.

Dünya’nın ufuk çizgisindeki mavilik içinde yavaş yavaş kaybolan Ay’ın görüntüleri sosyal medyada hızla yayıldı.

#Луна заходит за горизонт… Попробовал первый раз видео снять.
.
So I tried to make video of #moonset for the first time. pic.twitter.com/LrJY6N4Dag

— Oleg Artemyev (@OlegMKS) May 4, 2018