‘Barış istedik hedef gösterildik’

Rıfat Kırcı

Barış Bildirisi’ne imza attıkları için akademiden ihraç edilen akademisyenlerden Kuvvet Lordoğlu ve Filiz Arıöz, ihraç sürecini ve sonrasını anlatan öykülerden oluşan ‘Akademisyenlerden KHK Öyküleri’ kitabını hazırladılar. Tıp, kimya, hukuk gibi farklı alanlardan doktorun öykülerinin yer aldığı çalışma üzerine konuştuk.

»Kitabı hazırlama fikri nasıl oluştu?
Kuvvet Lordoğlu:
Fikir KHK’lı arkadaşımız Filiz Arısöz’ün kendi öyküsünü yayımlama girişimi ile başladı. Diğer KHK’lı arkadaşlara e-mail ile ulaşıp, öykü kitabına katkı sunmak isteyenler davet edildi. Belirli aralıklarla toplanıp öykü yazımına giriştik. Bu arada profesyonel olarak metin yazarlığı yapan arkadaşlardan da destek aldık.

‘Unutmayayım diye yazmalıyım’
Filiz Arıöz: KHK sonrasında “Olmaz böyle saçmalık, geçecek! Bugün yarın bitecek” diye düşünerek günler aylar geçiyordu ama bu büyük yanlıştan bir türlü dönülmüyordu. Üstelik kötülüklerine devam ediyorlardı; TÜBİTAK ayrı uğraşıyordu, pasaportlarımızı vermiyorlardı, sigortalı işe giremiyorduk. Psikolojik olarak çok zor bir süreç içerisindeydik. “Çok öfkeliyim ve tüm bunları yazmalıyım” diye düşündüm. “Unutulmasın, unutmayayım” diye “Yazmalıyım” dedim kendime.

»Akademisyenlerden KHK Öyküleri kolektif bir çalışma, ayrıca kitabın kapak tasarımı kitabın yazarlarından Didem Dayı’ya ait, siz de kitabın hem hazırlayanı hem de yazarlarındansınız. Kitabın hazırlanması nasıl bir süreçti?
F.A.:
Uzun yıllardır notlar aldığım diğer yazılarımı, birgün toparlar öykü ya da roman haline getiririm diye sakladığım yazılarımla birleştirip işte tam zamanı diye düşündüm. Düşüncemi bir arkadaşımla paylaştım o da hemen editör arkadaşını arayıp benimle ilgili konuşmuş. Editör beni aradı buluştuk. Yazdıklarımın, anlattıklarımın kitap olabileceğini yazmaya devam etmemi destek olacağını söyledi ayrıldık. Eve dönerken aradı, ortağı ile konuşmuş o da KHK sürecinin ayrı bir kitap olmasının daha uygun olabileceğini söylemiş. Bu süreci yaşayan 10-15 akademisyene ulaşabilir misiniz? diye sordu. Bu öneri beni o kadar heyecanlandırdı ki anlatamam. Önemli bir proje… Üniversitedeyken yapmaktan çok zevk aldığım projelerim gibi. Hemen sıvadım kolları önce bu süreçte tanıdığım hocalarıma arkadaşlara ulaştım. Bu fikrimi paylaştığım arkadaşların önerdiği kişilere ulaştım sendika ve dayanışma gruplarına mail gönderdim ve böylece yola çıkmış olduk. İyi ki de çıkmışız. Özdemir Hocam benim ısrarlarıma çok maruz kaldı. İyi ki ısrar etmişim o da ‘iyi ki etmişsin’ diyor. KHK Öyküleri kolektif bir çalışma, ayrıca kitabın kapak tasarımı kitabın yazarlarından olan Didem Dayı’ya ait. Değerli edebiyatçılarımız Sema Kaygusuz, Ercan Kesal ve Burhan Sönmez’in katkılarına değinmemek olmaz. Sağ olsunlar kendileri ile iletişime geçer geçmez öyküleri hızla okuyup kitabımızın arka kapağında ve içindeki o güzel umut ve duygu dolu yazılarını kaleme aldılar.

baris-istedik-hedef-gosterildik-467665-1.

“Tarih olmadan tarih yazmak hatalıdır”
»Akademisyenlere yapılan ihraçlar tarihe geçecek. Peki bu kitabın tarihteki yeri ne olacak?
K.L.:
Kitabın tarihteki yeri için beklemek gerekir. Belki on yıl sonra bu dönemi tarihselleştirecekler açısından bir belge niteliği olabilir. Borges ‘in deyimi ile “Tarih olmadan tarih yazmak hatalıdır”.

F.A.: Barış istedik terörist ilan edildik, hedef gösterildik. Yanı başımızda yaşanan insanlık dramına seyirci kalmak istemedik, dondurucuda ve sokakta günlerce kalan cesetleri görüp kafamızı çeviremedik… Durdurun bu savaşı dedik. Bunu belkide en etkisiz yollardan olan barışı talep eden bir bildiriye onay vererek yaptık. Hızla işten atma ve soruşturma açma sürecini başlatan üniversitelerin yanında hala soruşturma açmamış olan üniversiteler de var. Yani tüm bu yaşatılanlar keyfi. İfade özgürlüğü kapsamındaki bu imzanın suç olamayacağı anayasa maddesiyle de onaylı. Bir yıl önceki imza metni bahane gösterilerek açılmış olan soruşturmalar sürerken denk geldi OHAL ve KHK. 15 Temmuz sürecinin de aktif mağdurları olduk. Bizlerin, ne terörist ne de herhangi bir örgütün hatta FETÖ gibi gerici bir yapılanmanın içinde olamayacağı ve her zaman karşısında olduğu bilinmesine rağmen suça kanıta gerekte kalmadı. Listele, talep et, gönder ve oldu bitti. Muhalif, kendilerine biat etmeyecek akademisyenlerden böylelikle kurtuldular. Bu da yetmedi imza metninden başka hiç bir belgesi olmayan, asla kabul edemeyeceğimiz iddialarla ağır ceza mahkemelerinde yargılanıyoruz.

Bizler öykülerimizde bu hukuksuzlukları anlattık. Bu yaşatılanların sadece bizim maduriyetimiz olmadığını, bu keyfi hukuksuz uygulamaların insan eliyle nasıl bu kadar fütursuzca yapılabildiğini, haklarımızın yasalar da var olsa bile toplum olarak birbirimize ve demokrasiye sahip çıkmazsak nelerin yaşatılabileceğini göstermek, hafıza oluşturmak ve evet tarihe önemli bir not düşmek için yazdık bu öyküleri…

Oyuncu Pervin Bağdat: Bu yumruğu sette bir kazada yemiştim…

Oyuncular Sendikası, 1 Mayıs’ta TRT’de yayınlanan “Bir Hadis Bir Film” dizisinin Konya’daki setinde meydana gelen ve bir çocuğun ağır yaralandığı kazaya ilişkin yaptığı açıklama sonrasında bugün de sosyal medya kampanyası başlattı.

Filhakika Yapım tarafından TRT için çekilen “Bir Hadis Bir Film” dizisinin setinde küçük bir çocuğun yanarak ağır yaralanması, set işçilerinin çalışma koşullarını tekrar gündeme getirdi. Oyuncular Sendikası tarafından yapılan açıklamada, Konya’daki sette güvenlik önlemi alınmadığını söyleyen sendika başkanı Demet Akbağ, “Can güvenliğimiz yok” diyerek isyan etmişti. Konuya ilişkin başlatılan sosyal medya kampanyasında ise çok sayıda paylaşım yapıldı.

Set işçileri #öncecangüvenliği etiketiyle başlattıkları kampanyayla set ortamlarında işçi güvenliğinin oluşturulmasını talep ediyor.

Oyuncu Pervin Bağdat #öncecangüvenliği etiketiyle yaptığı paylaşımda “Bakın bir sinema filmi çekimlerinde yaşanan kaZada yumruk yemiştim;malesef ne ambulans ne buz vardı sette..aaa buzluktan bezelye getirmişlerdi ama” ifadelerini kullandı.

Diğer paylaşımlardan ise bazıları şöyle:

Dünyanın ikinci dizi ihracatçısı olmakla övünebilmek için #öncecangüvenliğ[email protected]

— Janset Pacal (@PacalJanset) May 6, 2018

İzlediğiniz film, dizi ve reklam setlerinin çalışma bakanlığı tarafından TEHLİKELİ çalışma alanı sınıfına alındığını biliyor musunuz? #setlerdeölmekistemiyoruz#öncecangüvenliği

— Bülent ÖZER (@BlntOzr) May 6, 2018

Eğer üstte bulunan video neden setlerde #ÖnceCanGüvenliği istediğimizi anlatmaya yetmediyse bir de aşağıda bulunan videoyu izleyin!

Setler “tehlikeli” iş sınıfında yer almaktadır!

Gerekli önlemler alınmadığı takdirde iş cinayetlerine sebebiyet verilebilir! pic.twitter.com/4HWy6ZucTZ

— Müstehak (@GazeteMustehak) May 6, 2018

Çalışırken ölmek değil işçi olarak haklarımızla güvence içinde üretmek istiyoruz.#öncecangüvenliği#setlerdeölmekistemiyoruzpic.twitter.com/GDRGENvrII

— Oyuncular Sendikası (@oyuncusendika) May 6, 2018

***

Oyuncular Sendikası Başkanı Demet Akbağ, 4 Mayıs’ta yapılan basın açıklamasında bir çocuğun ağır yaralandığı kazanın nasıl meydana geldiğini şöyle anlatmıştı: “Olayın Konya TÜYAP Merkezi Platosu’nda yaşandığı, çekim için sete koyun getirildiği, koyunları getiren çobanın 10-12 yaşlarındaki oğlunu da yanında getirdiği bilgisine ulaşılmıştır. Çekim için kullanılan meşalelerin olduğu bölgede koyunların arasına giren çocuk, yaşanan hareketlilikten dolayı meşalelerin düşmesi sonucu yanmıştır. Sette ambulans ve itfaiye olmadığı, ateşin el yordamıyla söndürüldüğü belirlenmiştir. Ağır yaralanan M.Ç. isimli çocuğun tedavisine Ankara’daki bir hastanenin yanık yoğun bakım servisinde devam edilmektedir.”

8. Uluslararası Eskişehir Şiir Buluşması sona erdi

Tepebaşı Belediyesi tarafından düzenlenen 8. Uluslararası Eskişehir Şiir Buluşması sona erdi.

Buluşmanın son gününde düzenlenen etkinlikte şair, gazeteci, oyuncu ve çevirmen Ülkü Tamer anıldı. 1950’li yıllarda ortaya çıkan İkinci Yeni şiir akımının önde gelen temsilcilerinden biri olan, yetmişin üstünde kitap çeviren, şiir antolojileri hazırlayan ve 1 Nisan 2018’de aramızdan ayrılan Ülkü Tamer için, şair Yavuz Özdem ve şair Haydar Ergülen birer bildiri sundu.
Özdem, “Elbette Ülkü Tamer, öncelikle bir şair. Ve fakat yüzün üzerinde kitap diyerek nicelik meselesine yaslayacağımız bir çeviri değil Ülkü Tamer’inki. Kimler yok ki orada. Euripidus, Shakespeare, Çehov, T.S. Eliot, H. İbsen… Nitelik bahsinde liste uzar gider. En mühimi yazıldığı dile bile çevrilemeyen şiirden yaptığı çevirilerdir şüphesiz” dedi.

Oturuma katılamadığı için Ergülen’in bildirisini ise Rahmi Emeç sundu. Ergülen bildirisinde, “Şiire virgülü eklemişti, şimdi virgül eksildi. Şiirin de, virgülün de boynu bükük kaldı. Ülkü Tamer, virgülün şairi, Türkçe’nin çocuğu; Türkçe’nin gençlerinden; Çocukluğun Türkçesi. Böyle bir alçakgönüllülük ancak virgülde bulunur. Şiirde başka uğraşlarında, hayatta kendini şiirin bir parçası kıldı, virgül oldu. Büyük şairlerin en genciydi her zaman, hep öyle kaldı” diye konuştu.

8. Uluslararası Eskişehir Şiir Buluşmaları’nda anılan bir diğer isim ise şair ve yayıncı Enver Ercan oldu. Anmada, kızı Özge Ercan, Varlık Dergisi’nden çalışma arkadaşı Mehmet Erte ve Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) Genel Başkanı Mustafa Köz konuşmacı olarak yer aldı.

Köz, Enver Ercan’ın eksik bir şey bırakmama telaşı içinde olduğunu belirterek, “Kendi hayatından çok, başkalarının yazı hayatına yönelirdi. Pratik bir zekâsı vardı ve üretici yalnızlığı vardı” dedi.

Köz ayrıca, Ercan’ın TYS genel başkanlığı döneminde ‘hızlı karar alabilme’ becerisiyle sendika yönetiminin işlerini kolaylaştırıcı bir rol oynadığına değindi.

Kızı Özge Ercan da, “Babamı doğum yıldönümünden bir gün sonra kaybettik. Sanki doğum günü pastasını kesmiş, onu herkese dağıtmış ve sonra uğurlamıştık. Hep yaşamın içindeydi ve hep gençlere destek oldu. Çok güzel bir yaşam armağan etti bana” diye konuştu.

Çalışma arkadaşı Mehmet Erte de, “Cemal Süreya’nın şiirleriyle çok yakınlığı vardı. O, Cemal Süreya ile benzerliği olduğunu söyler, ‘Cemal Süreya’da mizah vardır, bende ironi var; Cemal Süreya’da arabesk yoktur, ben de var’ diyordu” dedi.

Anmada söz alan Şiir Buluşması Onur Konuğu Metin Cengiz de, 1980 sonrası şiirinin yaygınlaşmasında ve İkinci Yeni akımı içinde yer alan şairlerin durgun bir döneme girdikleri bir zamanda tekrar gündeme gelmelerinde Enver Ercan’ın önemli bir katkı sağladığını söyledi.

Gezi’nin piyanisti olarak bilinen Dengin Ceyhan, 8 Uluslararası Eskişehir Şiir Buluşmaları kapsamında bir konser verdi. Mart Sanat Galerisi salonunda müzik severlerle buluşan sanatçı, Eskişehir’de konser vermekten dolayı çok mutlu olduğunu belirterek, “Bugün 6 Mayıs, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ölüm yıldönümü. Eskişehir, Ali İsmail’in bir dönem yaşadığı şehir. Hepsini saygıyla, sevgiyle anıyorum” dedi.

Daha sonra, Şiir Buluşması kapanışında şiir okumaları gerçekleştirildi. Yurt dışından ve ülkemizden şairler şiirlerini okudu. Kapanışta konuşan Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, “Şiir Buluşmaları her geçen yıl gelişerek büyüyor. Bundan büyük mutluluk duyuyorum” ifadelerini kullandı. İHA