Saray Ekibi!

İtiraf edeyim, Muharrem İnce’nin aday olmasını.. Olsa da böyle bir performans göstermesini beklemiyordum. Yanılmışım.

Kılıçdaroğlu, partideki rakibini aday gösterdi. Çok kritik bir eşiği, çok önemli bir adımla aştı.

Muharrem İnce de, dostunu düşmanını şaşırttı.

Yandaş medyaya, AKP’nin kurmaylarına bakıyorum da.. Muharrem İnce’ye karşı politika üretemiyorlar. Muharrem İnce’yi “neresinden tutacaklarını” bilemiyorlar! Nereden ve nasıl saldıracaklarını kestiremiyorlar. Alevi değil. Kavgacı değil. Hem Kürtler’e mesaj veriyor, hem ulusalcılara. Ezan okunurken susuyor. Kendisiyle de Erdoğan’la da alay edebiliyor.

Yandaş / yanaşma medya ne yapsın! Hiçbir şey bulamayınca, “ekibi yok” teşhisine sarıldı. İnce’nin ekibi yokmuş. Ekonomide, dış politikada, kültür – sanatta danışmanlarının kim olduğu belli değilmiş. Falan filan.

Bunları yazıp söyleyenlerin Saray danışmanlarını gördüğü yok herhalde!

Malum, Erdoğan’ın -son dönemin en mayınlı alanı- ekonomide danışmanları çok ilginç isimler.

Yiğit Bulut’u defalarca yazdım. Sizler de yakından biliyorsunuz. Tekrarlamaya gerek yok.

Son günlerde adı öne çıkan Cemil Ertem’e gelince..

Hazret, daha Mart sonunda yaptığı tespitle tarihe geçti: “Dolar 4’e çıktı algısı yanlış. 3.85’in üzerindeki çıkışlar oldukça spekülatif çıkışlar. Dalgalı kurda temellere uygun dengeye geleceğiz.”

Geldik beyefendi. Bu sözlerin üzerinden sadece bir buçuk ay geçti. Ama dolar, sizi duymamış olacak, 4.50 dolaylarında salınıp duruyor!

Bu “başdanışman” bey, Erdoğan’ın son İngiltere ziyaretini de aynı ferasetle takdim etti. Ona göre,”ziyaret ve özellikle iş çevreleriyle yapılan toplantı bazı “merkezleri” oldukça rahatsız” etmiş!

O ziyaret sırasında doların uçtuğunu.. Bunda, Erdoğan’ın Merkez Bankası’nın bağımsızlığını yok sayan görüşlerinin de payı olduğunu.. Zaten gerek BBC gerekse Bloomberg yayınlarındaki soruların bile Türkiye’nin halini ortaya koyduğunu fark etmemiş.

* * *

Yüksek irtifada oksijen azlığından görüş bulanıklaşır ya! Bu beyefendilerde de öyle oluyor anlaşılan. Aşağıdaki satırlar da Erdoğan’ın muhteşem ekibinden Cemil Ertem Bey’e ait:

Erdoğan, hem iş çevreleriyle yaptığı toplantıda hem de sonrasında gerçekleşen canlı yayında, bütün sorulara içtenlikle cevap verdi; dileyen dilediğini sordu.”

Bizim buralarda iş çevreleri de gazeteciler de soru sormayı bilmiyor herhalde. Baksanıza, dileyen dilediğini sorabilirmiş.. Sorunca da Erdoğan içtenlikle cevap verirmiş.

Fotoğraf bu konuda size net bir fikir verecektir. Erdoğan Londra’da, özenle seçilip heyete dahil edilmiş Türk gazetecileri toplamış. O anlatmış, gazeteciler dinlemiş. Elbette “içtenlikle”!!!

* * *

Saray’ın ekonomi başdanışmanı Cemil Ertem, bu tabloya bakıp da “hakikaten bizimkiler elin İngilizi gibi soramıyor azizim” diye iç geçirmiş midir? Bilemem.

Kendisinin ekonomik alandaki liyakatı hakkında da bir fikrim yok.

Elbette, ekipce Türkiye’yi getirdikleri ekonomik / toplumsal yıkıma bakıp bir fikir sahibi oluyoruz. O ayrı!

Merak ettiğim, “nasıl bir insan” Türkiye’de medyaya / emekçilere / iş dünyasına yönelik baskının farkında olmaz? “Nasıl bir insan” bir an olsun durup “yahu sahiden Türkiye’de Erdoğan’a neden dileyen dilediği soruyu soramıyor” diye düşünmez? “Nasıl bir insan” inşaat sektöründen başka umudu kalmamış bir ülkede işlerin yolunda gittiğini, İngilizler’in, Kraliçe’nin falan bizi takdir ettiğini zanneder?

Geçiniz.

Muharrem İnce’nin de böyle bir ekibi olacaksa hiç olmasın daha iyi!!

* * *

Saray ekibi ekonomiyi yönetemiyor, dış politika danışmanları çoktan pert oldu da Erdoğan siyasette toz mu attırıyor! Hadi canım siz de!

Hürriyet’te Nuray Babacan’ın -iç sayfalara küçücük sıkıştırılmış- müthiş haberi siyasi danışmanların nerelere / ne hallere geldiğini anlatıyor:

“İktidar partisi, seçim çalışmalarında vatandaşın nabzını tutmak ve ona göre politika geliştirmek için ‘anlık-günlük strateji’ belirleyecek.Tüm söylemler ve alınan kararlar, telefon anketiyle halka sorulacak. Kampanya boyunca kullanılacak söylem ve başlıklar, günün gelişen koşullarına, muhalefetin kullandığı dile ve gündem oluşturacak konulara göre belirlenecek. Yapılan konuşmaların ve geliştirilen söylemin ‘sosyal kırılganlık algısı’ anlık ölçülecek. Ona göre politika değiştirilecek veya geliştirilecek.”

* * *

Dünyada para bolken.. AB Erdoğan’ı desteklerken.. Liberaller, Gülen’le birlikte AKP’nin değirmenine su taşırken.. Bu ülkenin vatandaşlarının alın teriyle, vergisiyle yaratılmış ne kadar fabrika / tesis / banka varsa haraç mezat satılıp parasıyla gösteriş yapılırken.. Erdoğan’ı ASRIN LİDERİ diye takdim etmek kolaydı.

Hadi bakalım, şimdi “anlık politikalarla yürümeye çalışan” partiyi ve liderini parlatın da görelim!

Ha bir de Cemil Ertem parlatayım derken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faiz-enflasyon ilişkisi hakkında söyledikleri bugün tam da çağdaş bilimsel iktisat teorisinin konusudur. Aksi iddialar da bilim dışı safsatadan ibarettir” demez mi!

Ekonomistler bir gül bir gül..

Nohuta artık kıyma bile koyamayan vatandaş bir gül bir gül..

O kadar olur yani!

Sıkıldım!

Sevgili okur, sen bu satırları okurken ben çiçeği burnunda bir milletvekili aday adayı olarak sokakta seçmeni dinliyor ve oy kullanmanın bir şeyi değiştirmediğini düşünenleri ‘bu kez gerçekten değiştirecek’ diyerek ikna etmeye çalışıyor olacağım. Açıkçası aday gösterilir miyim gösterilmez miyim, gösterilirsem hangi ilin listesinde nereye adım yazılır bilmiyorum ama bildiğim bir şey var: Olur da bir şekilde Ankara siyasetinin bir parçası olursam canınızı hiç sıkmayacağım. Can sıkıntısı çok fena bir şey. Bunu onlarca yıl aynı konuşmaları aynı isimlerden dinlemek zorunda kalanlar çok iyi bilir.

Pazartesi yazılarımı gazetemiz BirGün basılmak üzere matbaaya zamanında gidebilsin diye Pazar öğle saatlerine kadar göndermek durumundayım. Bunun için bu yazılar çoğu zaman Cumartesi geceleri bilgisayara dökülüyor. Bu yazı da Cumartesi gecesi yazıldı. Bilgisayarın başına oturduğumda anketler, son dakika haberleri, açıklamalar, küresel gelişmeler, ekonomi cephesinden son notlar arasında gezinirken sıkıldığımı fark ettim.

Yazıyı yazdığım Word penceresini simge durumuna küçültüp ekranda Youtube’u açtım. Arama kısmına Eurovision Live yazıp 6 yıldır katılmadığımız yarışmanın bu yılki finalini canlı olarak izlemeye başladım. Bu yıl Portekiz’de yapılan yarışmayı izleyen milyonlarca insan, farklılıkların uyum içinde bir arada, tatlı bir rekabet halinde, farklılıklarını kutlamasına tanıklık etti.

Çok eğlendiler. Çok kıskandım. Çok renkliydiler. Çok gençtiler. En çok da kendileriyle dalga geçtiler. İrlanda’nın yarı finaldeki şovunu sansürleyen Çin Televizyonuna, ‘sansürlersen biz de sana yayın izni vermeyiz’ dediler, Eurovision’un sansüre, yasaklara, ayrımcılığa karşı bir platform olduğunun da altını çizdiler.

Biz de uzaktan baktık öyle. ‘Aman canım bir eksiğimiz de komşunun komşuya oy verdiği şu eski yarışma olsun’ derseniz ben de size şunu sormak isterim: Sertab Erener’in eşsiz sesi ve sahne şovuyla makus talihimizi yendiği o yıl, o akşam yüreğiniz her zamankinden hızlı atmamış mıydı?

Sahi Akp’nin iktidara geldiği 2002 yılıydı değil mi o yıl? Durun youtube’u simge durumuna küçültüp vikipedi’yi açayım da bir bakayım. Sahi vikipedi’ye giremiyoruz değil mi? Durun o zaman Vpn’imi açık konuma getireyim önce.
Bak iyi oldu vikipedi’ye baktığım. Doğrusu 2002 değil 2003’müş. Akp’nin Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne tam üye yapma vaadiyle daha çok demokrasi ve insan haklarına saygı manifestoları yazdığı yıllar! Hoş 15 yıl sonra bugün bile aynı vaatleri sıralamakta bir beis görmüyor Reis.

Oysa geldiğimiz noktada modern dünyayla bağlarını neredeyse tamamen koparıp yalnızlaşmış güzel ülkemizde ağır mı ağır bir içine kapanma durumu var. İçine kapanmış, bütün enerjisini 16 yıllık iktidarının devamını sağlamaya harcayan parti devletiyle, baskılarla, cezalarla, yasaklarla sürekli olağanüstü hal yaşatılan bir ülke.

Muhafazakârlaşmakta sınır tanımayan bir toplum. Ekranlarda sil baştan yazılan resmi tarih anlatıları ve dizilerle Abdülhamit’i özleyen, Reis’in işaretini gözleyen, Ankara’daki Saray’ın küçük birer kopyası halinde inşa edilen okullarda niteliksiz eğitime mahkum edilenler…

Mahkûm edilen demişken, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin başına gelenleri ve Boğaziçi demişken ODTÜ’de daha birkaç gün önce yasaklar ve tehditler altında onur yürüyüşü yapan o cesur öğrencileri de anmadan geçmeyelim.
Akademiden sürülmüş akademi, düşünmekten men edilmiş üniversite! Of sıkıldım. Açayım Eurovision’u ve bir sahne şovu daha izleyeyim bari. 10 puanım kendi gibi davranmaktan korkmayana, cesur olana, farklı olana. 12 puanımsa ‘tamam, sıkıldık, yeter, değiştireceğiz’ diyen gençlere.

Gençler, tek bir oyla değişecek her şey ve tek bir kedi bile trafolara giremeyecek bu kez emin olun. Bunu hep beraber başaracağız. Everyway that we can…

Yeni Türkiye

“Yazlık saray için 40 bin ağaç kesildi” haberine erişim engeli geliye.

Gazeteciler hapiste kalıye. Zaten gazeteciler gazetecilik yapmıye.

OHAL’de toptan seçime gidiliye.

Yerli ve milli uçak, araba, ev, TOKİ, UFO, ne varsa zaten otomatik olarak geliye…

Özgürlükler azalıye. Grev yasaklanıyeah. Konvoyun sonu gelmiyeah. Hiçkimse bizi sevmiye. Almanya bizi kıskanıye.

İsrail yine bildiğini okuye. Bizimkiler üç günlük yas ilan ediye. Mavi Marmara ise çoktan satılıye. 20 milyon dolara sus pus oluniye. Dostlar alışverişte göriye.

Döviz çıkdırıye, kimse bir şey yapamıye, Merkez Bankası sessiz kalıye. Kimse bizi tabii ki sevmiye… Giden bir tek bizim yövmiye.

Toplum iyice ortadan bölüniye. Kimse kimseyi dinlemiye, kimseye de güvenmiye, dinlese bile inanmıye. Başımıza gelen hep eğitimsizlikten geliye.

Bizimkiler yalanlarla yaşıye, ekonomiyi söz vererek düzeltiye, Dolar’a yatırım yapan yaya kalıye deniliye ama maalesef olmıyye. İnsan ister istemez üzüliye.

Seçimle gidilirken, giderayak kimsenin kullanmayacağı lüks zırhlı ve konforlu makam arabaları alınıye, neden bu kadar masraf yapılıye?

Altımızda Merso, işler yine terso gidiye… Yerli tohum elden gidiye… Topraklarımız satılıye, geçmediği köprünün geçiş ücretini yine vatandaş ödiye. Bir de bununla gurur duyuliye…

Koylar imara açılıye, imar affı geliye, çalanın, çırpanın, orman yakanın yanına kar kalıye… Oylamalarda herkes pişkince sırıtıye…

Meclis güçten düşüye, hiçbir şeyi araştırmak istemiye, çoluk çocuk sefil oluye, bir sürü hayat kararıp gidiye…

Baştakiler her şeye kızıye. Yıllar önce tekme atan Yerkel özür diliye, sanki rüzgarın yönü değişiye…

Anneler gününde Tünel’e dantel kaplanıye, bunun ihalesinin ekmeğini kim yiyiye? Yol kenarlarını sevimsiz saksılar süsliye…

Meydanlar betona teslim oliye. Örovizyona bizden kimse katılamıye, bakanlarımız dövize zaten tavır koyiye…

Medya iyice sütlaca döniye. Gazeteciler işlerinden çıkarılıye, zaten herkes kısa yoldan zengin olmak istiye…

Benzine mazota sürekli zam geliye, çalışanın maaşı gün geçtikçe eriye, kimse bunları hak etmiye…

Seçimlere doğru normalde istifa etmesi gereken kimse istifa etmiye. İnsan iyice kıllanıye, bunlar acaba oy mu çalıye… Durduk yerde bıyıklı bir bakan çıkıp “Bir trafo tartışması, elektrik kesintisi başlamamalı” diye açıklama yapıye. Neden bunu şimdi yapıye?

YSK zaten “Sıkıntı yok, neden sıkıntı çıkmadan bizi darlıyorsunuz” diyiye. Ben en çok onlara güvenmiye. Gün geliyor “Güvenli olsun” diye zarf mühürliye, ertesi gün gelip “Ya o mühüre filan gerek yok” diyiye… Sana kim inanıye?

Devletin ajansı acayip haberler yapıye. yükselen dövize “Dolar 4.29’a geriledi” diyiye, e ben sana nasıl inanıye? Dolar son bir ayda 3.98^’d’den 4.29’a geriliye. Ben gerim gerim geriliye.

Her yağmurda meydanlar sel oliye, dere yataklarına yapılmış evleri su basıye, gariban vatandaş da buna Allah’ın işi diyiye…

Erkekler kadınlar için AVM açıye, kimse buna şaşırmıye. Adam gibi adam, adam gibi kadınlar yetişiye…

Evren Paşa işkenceyi kabul etmiye, bakanımız kurdaki artışı kabul etmiye, inanmayarak bir hayat geçiye.

Başbakan yardımcısı seçim sonrası “Gerçek iktidar Haziran ayının 24’ünde belli olacaktır… Onlar rüya görüyorlar, 24 Haziran bu rüyaların kabusa döndüğü yeni bir gün olacaktır” diye millete kabus vaadediye… Kimse bu uykudan uyanamıye.

Peki sen söyle güzel abim, güzel ablam: Boşa geçen ömre ne deniye?

Sarıbal: Benzersiz bir kriz geliyor

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, iktidarın ‘masallarına’ rağmen Türkiye’nin ekonomik krize doğru sürüklendiğini, söz konusu krizin 1994 ve 2001 yıllarında gelen krizlerden farklı ve daha ağır sonuçları olacağını söyledi.

Sarıbal, Mecliste düzenlediği basın toplantısında, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü olduğunu anımsatarak, basın emekçilerine özgürlük temennisinde bulundu. Bazı üniversitelerin bölünmesinin öngörüldüğü tasarıya da değinen Sarıbal, tarihsel belleğini yitiren üniversitelerin, niteliklerini de yitireceklerini söyledi. Sarıbal, “Yeni üniversitelere ‘evet’ ancak üniversitelerin bölünmesine karşıyız” ifadesini kullandı.

Yapılan son düzenlemeler sonucunda, nüfus müdürlüklerinin işlerinin arttığını, buna karşın personel ve mekân sıkıntısı yaşandığını anlatan Sarıbal, bu sorunun giderilmesi gerektiğini vurguladı.

Sarıbal, 27 Mart 2018 tarihli Resmi Gazete’de, gübre ve gübre hammaddelerine ilişkin karar yayımlandığını hatırlatarak, bu maddelere ÖTV getirildiğini ve çiftçiler için ek bir masraf oluştuğunu söyledi.

Dolar bazında küçüldük
Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYH) 2017’de yüzde 7,4 büyüdüğünün açıklandığını, ancak milli gelirin dolar bazında azaldığına değinen Sarıbal, “2016’da 863 milyar dolar olan GSYH, 2017’de 851 milyar dolara geriledi. Kişi başına düşen gelir 2016’da 10 bin 883 dolar iken 2017’de 10 bin 597 dolara düştü” diye konuştu. Türkiye’nin döviz açığının da büyüdüğüne ve cari açığın 47,1 milyar dolara ulaştığına dikkati çeken Sarıbal, cari açığın sıfır olması gerektiğini kaydetti.

Gelir dağılımındaki adaletsizliğe de değinen Sarıbal, “AKP ve saray iktidarının masallarına rağmen gelmekte olan ekonomik kriz, ne 1994 ne de 2001 krizine benzememekte” iddiasında bulundu.