CNN Türk’te bir ayrılık daha

Doğan Yayın Grubu’nun Demirören Grubu’na satılmasından sonra işten çıkarmalar sürüyor. 2001 yılından beri kanal bünyesinde görev yapan sunucu Ahu Özyurt’un işine son verildi.

CNN Türk, Ahu Özyurt’la da yollarını ayırdı. 17 senedir CNN Türk’te birçok kademede görev yapan Ahu Özyurt, kanalda haftada iki akşam “Türkiye’nin Gündemi” programını, sabahları ise haftaiçi hergün “10’dan Sonra” programını sunuyordu.

CNN TÜRK VE KANAL D’DEN ŞİMDİYE KADAR AYRILANLAR

Önce CNN Türk Genel Müdürü Erdoğan Aktaş’ın işine son verildi. 2006 yılından bu yana Doğan Grubu’nda çalışan CNN Türk Programlar Koordinatörü Aslı Öymen’in kanalla yollar ayrıldı. Öymen, aynı zamanda “Afiş” adlı kültür sanat programını hazırlayıp sunmaktaydı.

CNN Türk Ekonomi Müdürü ve hafta içi her sabah ekrana gelen Parametre programının sunucusu Ebru Baki ile de yollar ayrıldı.

Ebru Baki sosyal medya hesabından da ayrılığına ilişkin bir fotoğraf paylaştı.

Ayrıca, cnnturk.com.tr Yayın Yönetmeni Umut Alphan ve CNN Türk Haber Programları Müdürü Cansel Poyraz’la da yollar ayrıldı.

Melis Alphan’ın da geçen ay Hürriyet’le yolları ayrılmıştı.

‘Halkların kardeşliğinin anahtarı sanattır’

Yunan Ressam Pavlos Samios’un ‘Hatıralar’ isimli 76.kişisel sergisi sanatseverlerle buluştu.

Art Point Galeri ve Müzayede’de açılan ve 21 Mayıs’a kadar ziyaret edilebilecek sergi için Türkiye’ye gelen Samios, Yunanistan ve Türkiye arasında zaman zaman yüksek seviyede yaşanan gerginliği bitirecek eylemin sanatın kendisi olduğunu söyledi.

Samios, “Müzik, resim, edebiyat kısacası sanat halkların kardeşliğinin anahtarı ve insanları bir araya getirecek olan öğeler bunlar. Siyasetçiler bunu bir oyun olarak görüyor. Biz hepsinden önce komşuyuz” dedi.

Resimlerinde yoğun semboller kullanarak metafiziksel bir vizyon sunan Samios, dönemin karakterine uygun olarak fresk ve tempera kullanarak da eserler üretiyor.

İranlı kadınlar ne yapmak istiyor?

Türkiye’de hükümetin arayıp da bulamadığı bir girişim Fransa’dan geldi.

Fransa’da, aralarında eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, üç eski başbakan, Yahudi ve Hristiyan cemaati temsilcileriyle yazarların da bulunduğu 300 kişinin imzasıyla bir bildiri paylaşıldı. Bildiride Kuran’ı Kerim’de Anti Semitik olduğu iddia edilen bazı ayetlerin çıkarılması isteniyor. Bu saçma bildiri hükümete çok şahane pas verdi.

Ne var ki meselenin Fransa menşeili olması hükümet açısından kötü oldu. Malum Macron dünyada kim var kim yok, hepsiyle arayı iyi tutmayı amaçlayan, detaylara takılmayalım işimize bakalımcı bir lider. Avrupalı pek çok lider Erdoğan ile görüşmeyi tercih etmezken, Erdoğan’ı Elysee’de mart ayı sonunda ağırlayan isim Fransa Cumhurbaşkanı oldu. Bu bildiri Fransa’dan değil de Hollanda’dan gelseydi hükümet muhtemelen meseleyi daha da dallandırıp budaklandırabilir, tepe tepe kullanabilirdi.

Fransa bildirisi konuşulurken İslamcıların asıl atladığı hareket İran’dan geliyor. İran’da kadınlar sosyal medyada “Kuran’ı Kerim yakma” düellosu başlattı. Kadınlar Kuran’ı Kerim’i yaktıkları videoları sosyal medyada #Burning_Quran_Challenge etiketini İngilizce ve Farsça, “چالش_آتش_زدن_قرآن” paylaşıyor. Kadınlar videolarda önce yakmak üzere oldukları kitabı sayfa sayfa kameralara gösteriyorlar, yaktıkları kitabın gerçekten Kuran’ı Kerim olduğunu teşhir ediyorlar. Sonra da kendilerince bu eylemi gerçekleştiriyorlar.

Kutsal Kitabı banyosunda yakan bir kadın “bu hurafelerle dolu bir kitap. Bu kitabı herkes gerçekten okusa ve anlasa İslam Cumhuriyeti bir dakika bile ayakta kalmazdı” diyor. Kuran’ı devrim öncesi döneme ait İran sanat müziği eşliğinde yakan bir kişiye ait video var. Bazı kadınlar bu eylemi yaparken yüzlerini göstermekten de çekinmiyor. Sarışın bir İranlı kadın paylaştığı videoda, “Bu Kuran’ı yakıyorum çünkü beni 20 yıl boyunca kandırdılar ve bu kitabı bana zorla kabul ettirdiler. Bu eylemi daha iyi bir İran için ve gelecek nesillerin baskı altında olmaması için yapıyorum” diyor. Bir başka kadın “hurafeler yakılmalı artık 21. yüzyıldayız” diyor.

Bir avuç kadının Kuran’ı Kerim’i yakmasıyla dünya değişmeyecek, İran’da rejim falan düşmeyecek. Hatta muhtemelen rejim toplum üzerindeki baskıyı arttırmak için bu videoları kullanacak. Rejimi en katı haliyle uygulamak isteyen muhafazakarlar, “Bakın ılımlı Ruhani iktidara geldi özgürlüklerden bahsetti, dinsizlik, fitne, islam düşmanlığı aldı yürüdü” diyecekler. Sopayı şiddeti savunacaklar. Fakat bu da öte yandan, gördükleri baskıdan dolayı İslam’dan nefret etmiş kadınlara İslamı sevdirmeyecek, fikirlerini değiştirmeyecek. Sopayla, silah zoruyla, hapis tehdidiyle hiç bir rejim kimseye bir şeyi sevdiremez. Ancak bir süreliğine susturabilir.

Ancak baskıcı rejimlerin bir açmazı da bu. Halk üzerine sürekli uygulanan korku, bir zaman sonra olağan hale geliyor ve korku yıldırıcı olmaktan çıkıyor. İran İslam Cumhuriyeti’nde Kuran’ı Kerim yakma eylemi gerçekleştirirken yüzünü göstermekten çekinmeyen kadın korkunun yıldırıcılığının kırılma anının simgesi adeta mesela.

Velhasılı kelam, sopayla, korkuyla, tehditle kimseye bir şeyi sevdiremezsiniz, sevdirmek istediğiniz şey, size göre dünyanın en temiz mesajı, en ulu ülküsü, en şerefli amacı olsa da.

Engelli bireyi sosyal ilişkileri güçlendirir

Dünyada her yıl 10-16 Mayıs haftası, Engelliler Haftası olarak kutlanıyor. Bu hafta boyunca; engellilik sorunu, engelliliğin önlenmesi ve engellilerin eğitimi konuları üzerinde duruluyor.

Ergoterapi Uzmanı Muammer Aydoğdu, engelli bireylerin hayata katılmasının önemine işaret etti.

Engelli bireylerin hayata nasıl baktıklarının önemli olduğunu ifade eden Ergoterapi Uzmanı Muammer Aydoğdu, “Durumu kabullenmek, daha iyisini yapabilmeyi hedeflemek ve maksimum derecede bağımsızlığa sahip olabilmek için çabalayan bireyler birçok sorunun üstesinden gelebilmektedir. Ancak tam tersi davranan yani içerisinde bulunduğu durumu inkar süreciyle birlikte hayata karşı küskünlük gösteren bireyler sosyal izolasyonla karşı karşıya gelebiliyorlar” diye konuştu.

Engelli bireylerde sosyal davranışların azalmasının, bireyin yeteneklerinin farkına varamamasını, kendini geliştirememesine ve dolaylı olarak tedavi süresini uzattığına dikkat çeken Muammer Aydoğdu, “Engelli bireylerin, insanlarla olan ilişkilerinin artması kendilerini tedavi etmelerine yardımcı olacaktır. Hayattaki birçok aktiviteyi yapmakta ön yargılı davranarak geri adım atmak, denememek bir bebeğin yürümeye başlayacağı süreçte emeklemekten vazgeçmesine örnektir” dedi.

Engelli bireylere sevdikleriyle ve arkadaşlarıyla daha çok zaman geçirmeleri tavsiyesinde bulunan Ergoterapi Uzmanı Muammer Aydoğdu, şunları söyledi: “Kendinize olan güveni kazanabilmeniz içinde çevrenizdeki insanlarla da sohbet etmeniz, gülmeniz, şakalar yapmanız dağın zirvesine varmak için çıktığınız yolda dinlenme aralarınız, sizlere doping sağlayacak enerji içecekleriniz olacaktır. Sevdiğiniz insanlarla sokaklarda gezmeniz, spor yapmanız, sanat faaliyetleri ile ilgilenmeniz, hobilerinizle ilgilenmeniz, kitap okumanız, araştırmalar yapmanız hayatın akışında engelsiz bir yaşama katılmanıza ve sosyalleşmenize yardımcı olacaktır.”

Sanatçı Bahar Yürükoğlu: Plastik, yakın gelecekte bize musallat

Burak Abatay @abatayburak

Bu yıl üçüncüsü düzenlenen Red Bull Art Around, 4-20 Mayıs 2018 tarihleri arasında Arnavutköy’ün sokaklarını ve çeşitli mekânlarını çağdaş sanatla buluşturdu. Küratörlüğünü Collective Çukurcuma ekibinin üstlendiği projede biri öğrenci projesi olmak üzere toplam 14 farklı sanatçının 14 farklı eseri Arnavutköy’ü bir açık hava sergisine dönüştürüyor. Doğaya verdiğimiz zararı da ön plana çıkartan eserlerin bulunduğu sergide çevre duyarlılığıyla ön plana çıkan Bahar Yürükoğlu’nun da eserleri var. Plastiğin doğayla nasıl iç içe girdiğini anlatmaya çalışan Yürükoğlu, pleksiglastan yarattığı eserleriyle Arnavutköy’ün bahçelerinde geleceği yansıtıyor. Arnavutköy’ün yeşil alanlarına ‘plastik’ eserlerini yerleştiren sanatçı Bahar Yürükoğlu ile Red Bull Art Around’u ve işlerini konuştuk.

»Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Bir sanatçı olarak kendinize dert edindiğiniz meseleler neler?
2003 yılında New York City’deki Görsel Sanatlar Koleji’nin Fotoğraf bölümünden mezun oldum. Birkaç yıl boyunca New York’ta bir fotoğrafçı ve renkli karanlık odada baskıcı olarak çalıştım. Yüksek lisansımı 2011’de Boston’daki Massachusetts College of Art and Design’da tamamladım. Üç boyutlu alan, ses ve hareketli görüntüler kullanarak çalışmaya başladığım yer burası. Genelde fotoğraf, video, ses ve enstalasyonu bir araya getiren işlerimde; iki boyutlu düzlemle üç boyutlu mekân arasında bir dalgalanma yaratarak, birinin diğerine dönüşebilme olasılığını araştırıyorum. Nispeten soyut bir görsel dil aracılığıyla, renk, biçim ve ışık üzerinden bir manzarayla ilişkilenen deneyim ve hafızanın yoğunluğunu yeniden yaratmaya çalışıyorum.

»Bugüne kadar pek çok eser ortaya koydunuz. Sizin en keyif aldığınız işinizle insanların en çok beğendiği işleriniz hangileri oldu?
Eserin ne söylemesini istediğime bağlı olarak farklı medyumlarda çalışmalar üretiyorum. Benim için başarılı bir çalışma, izleyiciyi başka bir gerçekliğe taşımalı ve onlara ne yaşadıklarını sorgulatmalı. Eğer bu tür bir alanı yaratabilirsem, ürettiğim her türlü farklı çalışmada tatmin oluyorum.

»Arnavutköy’de sizi etkileyen şeyler neler oldu? Sizce Red Bull Art Around için neden Arnavutköy seçildi?
Arnavutköy’e her gittiğimde, zaman içinde seyahat ettiğimi hissediyorum, genellikle beni bulabileceğiniz Beyoğlu’ndan ayrılıp deneyimlediğim güzel bir tatil de denebilir. Mahallenin gizli detayları beni büyülüyor, bir köşeden dönmek ya da gizlenmiş merdivenlere adım atmak sizi yeni bir dünyaya götürebiliyor. Çalışmamın Red Bull Art Around için konumlandırılacağı yeri bu şekilde bulduk. Collective Çukurcuma’nın “Hauntology” kavramından yola çıkarak oluşturdukları tema da bu semt için çok uygun çünkü buranın sokakları ve eski binaları gezen birisi için geçmişin hayaletleri gibi hissettirebiliyor. “Zaman içinde donmuş” gibi hissettiren bir yer. Binaların ahşap olduğu, ağaçların ve çiçeklerin hâlâ vahşi doğduğu eski bir İstanbul.

»Collective Çukurcuma ekibiyle işbirliğinizden de bahsetmenizi rica etsem, neler söylersiniz?
2016 yılında Collective Cukurcuma ile, İstanbul’daki sanatçıların Nashville’de yaşayan sanatçılarla eşleştirildiği ve değişimden doğan takımlar halinde ortaklaşa çalışmalar yaptığı bir projede çalıştım. Collective Çukurcuma ekibinin sanat alanında gerek yerel gerek kıtalar arası sanat projelerinde kolektif ve ortak çalışma konusunu çok teşvik eden eşsiz bir tutumları var. Düzenledikleri karma sergiler, açık etkinlikler ve okuma grupları ile herkesin dünyayı onların zihinlerinden görebilmeye davet ediyorlar. Küratörler olarak denemeye açıklar ve sanatçıların çalışmaları tanımlamakta serbest olmalarına özen gösterip, izin veriyorlar, bu açıdan çok demokratikler. Collective Çukurcuma herkesi kapsayan bir sanata dayalı yeni bir komünite yaratabilme potansiyelleri nedeniyle de Red Bull Art Around’un bu seneki küratörleri olarak seçilmeleri heyecan verici!

»Pleksiglas’ı seçmenizin sebebi nedir?
Plastik, sanayileşmiş tüketici odaklı bir dünyayı ifade ediyor benim için. Medyayı iletmek için kullanılan bir malzeme, televizyonlarda veya bilgisayarlarda olduğu gibi, polyester gibi giydiğimiz giysilerin liflerinde bulunur; su gibi besinler için bir kaptır, dairemdeki pencerelerin çerçevelerinin materyali; dünyayı içinden deneyimlediğimiz bir mercek… Aynı zamanda, insanın çevreyi tahrip eden kolaylıklarının üretimi, tüketimi ve bertarafıdır. Algı ile oynayabildiği ve kendi imajını dünyaya yansıtabilme yeteneği olduğu için renkli ve şeffaf pleksiglas kullanıyorum. Neon, parlak ve doygun renkli olmalarının nedeni de bu renklerin beni nasıl hissettirdikleri, renkler birden adrenalin salgılatıp, haz veriyorlar. Ayrıca, bu renkler 80’ler ve 90’larda büyümüş biri olarak benim kişisel geçmişimle de bağdaşıyor. Diğer bir yandan renklerin kararlarımız üzerindeki etkisinin farkındayım. Renkler, bir şeyle etkileşimimizde bizi çekebilir ya da tam aksine itebilir. Ben renkleri öncelikle izleyiciyi işin içine çekmek için, dikkatlerini çeker çekmez de iş hakkındaki beklentilerini sekteye uğratmak amacıyla kullanıyorum.

sanatci-bahar-yurukoglu-plastik-yakin-gelecekte-bize-musallat-olacak-460201-1.

»Sergideki eserinizden biraz bahsedebilir misiniz?
Red Bull Art Around Arnavutköy için yapmakta olduğum Apokapleksi adlı yerleştirme, hayaletlerin geleceğe nasıl musallat olabilecekleri üzerine düşünmekte. Bu iş için unutulmuş bir mekân bünyesinde, daha önceki bir çalışmamdan kalan pleksiglas parçalarını geri dönüştürerek fütüristik bir arkeoloji alanı senaryosu üretiyorum. Bu yeni işimi üretmek için bir araya gelen birden fazla hayalet var. Çıkış noktalarımdan biri: Küresel ısınma korkusu. Biyobozunur olmayan plastik gibi malzemeleri çok fazla kullanıyoruz ve doğaya bırakıyoruz. Tüketim alışkanlıklarımızın yakın zamanda değişmesi imkânsız gibi gözüküyor ama gelecekte bu malzemeler bize “musallat” olacak. Gelecekte plastikler, ağaçların ve çimlerin yanı başında toprakta bitiverecekler. Aslında sadece ileride arkeolojinin neye benzeyeceğini hayal etmeye çalışıyorum.

Sezonun son klasik konseri Gabriela Montero ve Scottish

İş Sanat, 18. sezonun son klasik müzik konserinde, piyano repertuvarındaki olağanüstü yorumlarının yanı sıra doğaçlama yeteneğiyle de adından söz ettiren Venezuelalı piyanist Gabriela Montero’yu ağırlıyor. Sahne enerjisi ve izleyicilerle kurduğu iletişimle dikkat çeken sanatçı, aynı zamanda iki Echo Klassik ödülünün de sahibi.

Gabriela Montero’ya bu konserde Birleşik Krallık’ın önde gelen yaylı orkestralarından Scottish Ensemble eşlik edecek. Zengin konser programları ve farklı disiplinlerden gelen sanatçılarla yaptıkları müzikal işbirlikleri ile tanınan orkestra, dinleyicilerine unutulmaz deneyimler yaşatıyor.

Gabriela Montero ve Scottish Ensemble, 15 Mayıs 2018 Salı akşamı saat 20.30’da Mozart ve Bach’tan Piazzolla’ya uzanan olağanüstü bir repertuvarla İş Sanat’ta olacak. Biletler, İş Sanat Ana Gişesi’nde ve Biletix’te.

Zeynep Delav ilk öykü kitabı Kemik Tozu’yla okurların karşısına

Daha önce birçok edebiyat dergisinde öyküleri yayımlanan Zeynep Delav’ın ilk öykü kitabı Kemik Tozu, hep kitap etiketiyle 11 Mayıs’ta kitapseverlerle buluşuyor! Delav, kalıpların dışına çıkarak farklı bir üslupla kaleme aldığı öykülerinde anlaşılmamayı, yalnızlığı, terk edilmişliği ince ince işlerken insana ve var olmaya dair umudunu da okurlarla paylaşıyor.

11 öykü ve bir novelladan oluşanKemik Tozubaskı altına alınmış, görmezden gelinen insanları eksenine alıyor: Romanının yayımlanması hayat memat meselesi olan içekapanık bir adam… Kocasından sürekli şiddet gören bir kadın… Aile baskısından yılmış iki kız kardeş… Öldükten sonra eşyaları eşe dosta dağıtılan bir genç… Evlenip sınıf atladıktan sonra kazandıklarını kaybetmemek için her şeyi göze alan bir kadın… Geçmişlerinden, çevrelerinden kaçmak zorunda olan bir çift…

Kemik Tozu, 11 Mayıs’ta hep kitap logosuyla raflardaki yerini alacak.

ZEYNEP DELAV HAKKINDA

1980 yılında Erzurum’da dünyaya geldi. Felsefe ve psikoloji eğitimi aldı. Sinema-psikoloji, edebiyat-psikoloji alanında yaptığı derinlikli araştırmaların yanında kitap ekleri ve dergilerde kitap tahlilleri, eleştirileri kaleme aldı. Çeşitli senaryo çalışmalarında yer aldı. TRT’de editörlük, danışmanlık ve metin yazarlığı yaptı. Kültür-sanat sitelerinde kültür ve kitap bölümleri hazırladı. Köşe yazarlığı yaptı. Hece Öykü, Varlık, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Edebiyatist dergilerinin de aralarında bulunduğu pek çok edebiyat dergisinde öyküleri yayımlandı.

8. Uluslararası Eskişehir Şiir Buluşması sona erdi

Tepebaşı Belediyesi tarafından düzenlenen 8. Uluslararası Eskişehir Şiir Buluşması sona erdi.

Buluşmanın son gününde düzenlenen etkinlikte şair, gazeteci, oyuncu ve çevirmen Ülkü Tamer anıldı. 1950’li yıllarda ortaya çıkan İkinci Yeni şiir akımının önde gelen temsilcilerinden biri olan, yetmişin üstünde kitap çeviren, şiir antolojileri hazırlayan ve 1 Nisan 2018’de aramızdan ayrılan Ülkü Tamer için, şair Yavuz Özdem ve şair Haydar Ergülen birer bildiri sundu.
Özdem, “Elbette Ülkü Tamer, öncelikle bir şair. Ve fakat yüzün üzerinde kitap diyerek nicelik meselesine yaslayacağımız bir çeviri değil Ülkü Tamer’inki. Kimler yok ki orada. Euripidus, Shakespeare, Çehov, T.S. Eliot, H. İbsen… Nitelik bahsinde liste uzar gider. En mühimi yazıldığı dile bile çevrilemeyen şiirden yaptığı çevirilerdir şüphesiz” dedi.

Oturuma katılamadığı için Ergülen’in bildirisini ise Rahmi Emeç sundu. Ergülen bildirisinde, “Şiire virgülü eklemişti, şimdi virgül eksildi. Şiirin de, virgülün de boynu bükük kaldı. Ülkü Tamer, virgülün şairi, Türkçe’nin çocuğu; Türkçe’nin gençlerinden; Çocukluğun Türkçesi. Böyle bir alçakgönüllülük ancak virgülde bulunur. Şiirde başka uğraşlarında, hayatta kendini şiirin bir parçası kıldı, virgül oldu. Büyük şairlerin en genciydi her zaman, hep öyle kaldı” diye konuştu.

8. Uluslararası Eskişehir Şiir Buluşmaları’nda anılan bir diğer isim ise şair ve yayıncı Enver Ercan oldu. Anmada, kızı Özge Ercan, Varlık Dergisi’nden çalışma arkadaşı Mehmet Erte ve Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) Genel Başkanı Mustafa Köz konuşmacı olarak yer aldı.

Köz, Enver Ercan’ın eksik bir şey bırakmama telaşı içinde olduğunu belirterek, “Kendi hayatından çok, başkalarının yazı hayatına yönelirdi. Pratik bir zekâsı vardı ve üretici yalnızlığı vardı” dedi.

Köz ayrıca, Ercan’ın TYS genel başkanlığı döneminde ‘hızlı karar alabilme’ becerisiyle sendika yönetiminin işlerini kolaylaştırıcı bir rol oynadığına değindi.

Kızı Özge Ercan da, “Babamı doğum yıldönümünden bir gün sonra kaybettik. Sanki doğum günü pastasını kesmiş, onu herkese dağıtmış ve sonra uğurlamıştık. Hep yaşamın içindeydi ve hep gençlere destek oldu. Çok güzel bir yaşam armağan etti bana” diye konuştu.

Çalışma arkadaşı Mehmet Erte de, “Cemal Süreya’nın şiirleriyle çok yakınlığı vardı. O, Cemal Süreya ile benzerliği olduğunu söyler, ‘Cemal Süreya’da mizah vardır, bende ironi var; Cemal Süreya’da arabesk yoktur, ben de var’ diyordu” dedi.

Anmada söz alan Şiir Buluşması Onur Konuğu Metin Cengiz de, 1980 sonrası şiirinin yaygınlaşmasında ve İkinci Yeni akımı içinde yer alan şairlerin durgun bir döneme girdikleri bir zamanda tekrar gündeme gelmelerinde Enver Ercan’ın önemli bir katkı sağladığını söyledi.

Gezi’nin piyanisti olarak bilinen Dengin Ceyhan, 8 Uluslararası Eskişehir Şiir Buluşmaları kapsamında bir konser verdi. Mart Sanat Galerisi salonunda müzik severlerle buluşan sanatçı, Eskişehir’de konser vermekten dolayı çok mutlu olduğunu belirterek, “Bugün 6 Mayıs, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ölüm yıldönümü. Eskişehir, Ali İsmail’in bir dönem yaşadığı şehir. Hepsini saygıyla, sevgiyle anıyorum” dedi.

Daha sonra, Şiir Buluşması kapanışında şiir okumaları gerçekleştirildi. Yurt dışından ve ülkemizden şairler şiirlerini okudu. Kapanışta konuşan Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, “Şiir Buluşmaları her geçen yıl gelişerek büyüyor. Bundan büyük mutluluk duyuyorum” ifadelerini kullandı. İHA

24. Bedia Muvahhid Ödülü, Pelin Budak’ın

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları ve Türk Kadınlar Birliği İstanbul Şubesi’nin ortaklaşa düzenlediği 24. Bedia Muvahhid Ödülü bu yıl İBB Şehir Tiyatroları oyuncusu Pelin Budak’a veriliyor.

Ödül töreni, Uğurtan Atakan yönetiminde 11 Mayıs 2018Cuma günü saat 20.00’de Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde gerçekleştirilecek.

İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Süha Uygur, Türk Kadınlar Birliği İstanbul Şubesi Başkanı Selma Durak ve sanatçılar Alev Oraloğlu, Ayşen Sezerel, Zeynep Göktay Dilbaz’ın katılacağı ödül töreni, koreografisini Ruhsar Özge Midilli’nin yaptığı Ada Alize Ertem’in dans gösterisiyle sürecek. Tören, şefliğini Erdem Nusret Karakaş’ın yaptığı Çok Sesli Genç Kızlar Korosu(KoroSu) dinletisiyle sona erecek.

Şişli’de Hıdrellez’in adresi Nişantaşı Sanat Parkı

Hıdrellez ruhu; rengârenk süslemeler, çiçekler, ışıklandırmalar ve müzik dolu bir geceyle bu yıl da 5 Mayıs’ta Nişantaşı Sanat Parkı’nda yaşanacak. Şişli Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenecek olan şenliklerde çeşitli sanatçıların performanslarıyla eğlenceye doyacak katılımcılar, Hıdrellez ateşini birlikte yakıp, dileklerini fenerlerle gökyüzüne uçuracak.

Roman vatandaşların daha iyi şartlarda yaşaması için yürüttüğü çalışmalarla, 2016 yılında Avrupa Konseyi Roman Dostu Kent Ödülleri’ne layık görülen Şişli Belediyesi ev sahipliğinde yapılacak olan Hıdrellez kutlamaları şenlik havasında gerçekleşecek.

Şişli Belediye Başkanı H. Hayri İnönü’nün de katılacağı etkinlikte dilek fenerleri yakılarak gökyüzüne bırakılacak. 16.00’da başlayacak olan Hıdrellez kutlaması 23.00’e kadar sürecek.