BirGün Mersin Okur İnisiyatifi: Günün güncel görevi tamam

GÖKAY BAŞCAN

BirGün Mersin Okur İnisiyatifi bir buluşma düzenledi. Buuluşmada okurlarımız güncel gelişmeleri değerlendirdi. Tartışmaların ardından düzenlenen Ali Asker ve Turhan Alıcı konserine ilgi büyük oldu. Yenişehir Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen konserde türküler söylendi, halaylar çekildi.

Okur İnisiyatifi buluşması, gazetemizin manşetlerinin yer aldığı slayt gösterisiyle başladı. Ardından Okur İnisiyatifi adına sahneye çıkan Kemal Dama söz aldı. BirGün’ün yola çıktığından bugüne kadar büyük bir sorumluluk ve heyecan içerisinde yol aldığını söyleyen Dama “Bu hikaye 15 yıl önce başladı. Büyük bir heyecanla, umutla başladığımız bir süreçti. 15 yıl içerisinde gazetenin geldiği nokta ortada. 2015 Temmuz ayında gerçekleştirilen pespaye darbe girişiminden sonra AKP iktidarı basını tümüyle teslim almak için büyük bir çaba sarf etti. Çoğunu aldı, alamadıklarını da bertaraf etmeye çalıştı. BirGün ve diğer muhalif gazetelerin ayakta durması bu nedenle çok kıymetlidir” ifadelerini kullandı.

İçerisinden geçtiğimiz siyasal sürece ilişkin konuşan Dama “BirGün ‘Hayır’ın sesiydi. Adalet Yürüyüşü’nün sesiydi. BirGün Gezi’nin sesiydi. Ensar’da tacize uğrayan çocukların ve ailelerinin sesiydi. KHK ile işinden atılan insanların sesiydi. Şimdi de baskın bir seçimle karşı karşıyayız. Gönül isterdiki sosyalistlerin, devrimcilerin bir adayı olsun. Ama devrimcilerin bir adayı olmaması onlara bir kenarda oturma hakkı vermez. Bugün açısından daha elzem bir sorumluluğumuz var. Bugün hep birlikte, güçlü bir şekilde ‘Tamam’ demeliyiz” dedi. Slaytın ve konuşmaların ardından sahneye Turhan Alıcı ve ekibi çıktı. Turhan Alıcı’nın konserinin ardından sahneye Ali Asker’i davet ederek birlikte sahne aldılar.

Sıkıldım!

Sevgili okur, sen bu satırları okurken ben çiçeği burnunda bir milletvekili aday adayı olarak sokakta seçmeni dinliyor ve oy kullanmanın bir şeyi değiştirmediğini düşünenleri ‘bu kez gerçekten değiştirecek’ diyerek ikna etmeye çalışıyor olacağım. Açıkçası aday gösterilir miyim gösterilmez miyim, gösterilirsem hangi ilin listesinde nereye adım yazılır bilmiyorum ama bildiğim bir şey var: Olur da bir şekilde Ankara siyasetinin bir parçası olursam canınızı hiç sıkmayacağım. Can sıkıntısı çok fena bir şey. Bunu onlarca yıl aynı konuşmaları aynı isimlerden dinlemek zorunda kalanlar çok iyi bilir.

Pazartesi yazılarımı gazetemiz BirGün basılmak üzere matbaaya zamanında gidebilsin diye Pazar öğle saatlerine kadar göndermek durumundayım. Bunun için bu yazılar çoğu zaman Cumartesi geceleri bilgisayara dökülüyor. Bu yazı da Cumartesi gecesi yazıldı. Bilgisayarın başına oturduğumda anketler, son dakika haberleri, açıklamalar, küresel gelişmeler, ekonomi cephesinden son notlar arasında gezinirken sıkıldığımı fark ettim.

Yazıyı yazdığım Word penceresini simge durumuna küçültüp ekranda Youtube’u açtım. Arama kısmına Eurovision Live yazıp 6 yıldır katılmadığımız yarışmanın bu yılki finalini canlı olarak izlemeye başladım. Bu yıl Portekiz’de yapılan yarışmayı izleyen milyonlarca insan, farklılıkların uyum içinde bir arada, tatlı bir rekabet halinde, farklılıklarını kutlamasına tanıklık etti.

Çok eğlendiler. Çok kıskandım. Çok renkliydiler. Çok gençtiler. En çok da kendileriyle dalga geçtiler. İrlanda’nın yarı finaldeki şovunu sansürleyen Çin Televizyonuna, ‘sansürlersen biz de sana yayın izni vermeyiz’ dediler, Eurovision’un sansüre, yasaklara, ayrımcılığa karşı bir platform olduğunun da altını çizdiler.

Biz de uzaktan baktık öyle. ‘Aman canım bir eksiğimiz de komşunun komşuya oy verdiği şu eski yarışma olsun’ derseniz ben de size şunu sormak isterim: Sertab Erener’in eşsiz sesi ve sahne şovuyla makus talihimizi yendiği o yıl, o akşam yüreğiniz her zamankinden hızlı atmamış mıydı?

Sahi Akp’nin iktidara geldiği 2002 yılıydı değil mi o yıl? Durun youtube’u simge durumuna küçültüp vikipedi’yi açayım da bir bakayım. Sahi vikipedi’ye giremiyoruz değil mi? Durun o zaman Vpn’imi açık konuma getireyim önce.
Bak iyi oldu vikipedi’ye baktığım. Doğrusu 2002 değil 2003’müş. Akp’nin Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne tam üye yapma vaadiyle daha çok demokrasi ve insan haklarına saygı manifestoları yazdığı yıllar! Hoş 15 yıl sonra bugün bile aynı vaatleri sıralamakta bir beis görmüyor Reis.

Oysa geldiğimiz noktada modern dünyayla bağlarını neredeyse tamamen koparıp yalnızlaşmış güzel ülkemizde ağır mı ağır bir içine kapanma durumu var. İçine kapanmış, bütün enerjisini 16 yıllık iktidarının devamını sağlamaya harcayan parti devletiyle, baskılarla, cezalarla, yasaklarla sürekli olağanüstü hal yaşatılan bir ülke.

Muhafazakârlaşmakta sınır tanımayan bir toplum. Ekranlarda sil baştan yazılan resmi tarih anlatıları ve dizilerle Abdülhamit’i özleyen, Reis’in işaretini gözleyen, Ankara’daki Saray’ın küçük birer kopyası halinde inşa edilen okullarda niteliksiz eğitime mahkum edilenler…

Mahkûm edilen demişken, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin başına gelenleri ve Boğaziçi demişken ODTÜ’de daha birkaç gün önce yasaklar ve tehditler altında onur yürüyüşü yapan o cesur öğrencileri de anmadan geçmeyelim.
Akademiden sürülmüş akademi, düşünmekten men edilmiş üniversite! Of sıkıldım. Açayım Eurovision’u ve bir sahne şovu daha izleyeyim bari. 10 puanım kendi gibi davranmaktan korkmayana, cesur olana, farklı olana. 12 puanımsa ‘tamam, sıkıldık, yeter, değiştireceğiz’ diyen gençlere.

Gençler, tek bir oyla değişecek her şey ve tek bir kedi bile trafolara giremeyecek bu kez emin olun. Bunu hep beraber başaracağız. Everyway that we can…

Kanarya son nefeste

Kadıköy’de pazar mesaisi… Bir tarafta şampiyonluk kovalayan Fenerbahçe, öbür köşede aldığı son galibiyetle rahatlayan Bursaspor… Soğuk ve yağışlı bir Mayıs gününde sarı-lacivertliler, Medipol Başakşehir’in berabere kaldığı haftada muhakkak kazanmak istiyor.

5 maçtır kazanan Kanarya, son haftalardakine benzer bir 11’le başlıyor. Sadece sakatlığı bulunan Dirar’ın yerine Alper sahada. Aykut Kocaman’ın sahadaki beyni Giulano’nun varlığı dosta güven, rakiplere korku veriyor. İkili, üçlü averaj hesaplarının konuşulmaya başladığı günlerde ev sahibi için formül basit; ne olursa olsun üç puan! Galibiyet halinde kalemler kâğıtlar ele alınacak, toplama çıkarma yapılacak; aksi takdirde sadece şampiyonluk değil, Devler Ligi yolu da zorlaşacak.

Hızlı başlayan ev sahibinde Giuliano’nun oyun zekası hemen fark ediliyordu. Kanarya özellikle kendi sol kanadından ataklar geliştiriyordu. Kontra kovalayan deplasman ekibinde ilk yarı bitmeden sakatlanan iki oyuncu hesapları bozuyordu. Az pozisyona sahne olan devreden gol çıkmamıştı. Ertuğrul’un çizgiden çıkardığı top ilk 45 dakikanın en heyecanlıyı anıydı.

İkinci yarı Alper’in yerine Valbuena oyundaydı. 49’da onun ortasında Soldado’ya Harun hayır demişti. Kanarya baskısını artırmıştı. 62’de Valbuena’nın frikiği Harun iyi çıkarmıştı. 69’da gelişen kontrada Furkan’ın muhteşem plasesi ağları bulmuştu. 71’deki duran topta Sow kendi ağlarını havalandırmıştı. Hemen akabinde aynı oyuncu öbür kalede golü yapamamıştı. Rus ruletine dönen mücadelede top bir o kale, bu kaledeydi artık. Titi 82’de doğrudan atılıyordu. Sonra saha karışıyor, Fırat Aydınus akşam konuşulmayı garantiliyordu. 90’da bomboş durumdaki Fernandao ev sahibini öne geçirmişti. “Musa” tezahüratını müteakip Fenerbahçe istediğini almıştı.

Kocaman’ın öğrencileri böylece Başakşehir’i yakaladı. İkili averajda üstünler, üçlüde Avcı ve şürekâsı. Bu karşılaşma daha çok konuşulur ya

neyse…

Edirne’de Hıdrellez coşkusu

Türkiye’nin birçok bölgesinde çeşitli etkinliklerle kutlanan baharın müjdecisi olarak kabul edilen Hıdrellez, Edirne’de de renkli görüntülere sahne oldu. Tunca Nehri üzerinde bulunan Fatih Köprüsü’ne çıkan bir genç, herkesin gözü önünde kendisini nehrin serin sularına bıraktı.

Edirne Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin yapıldığı Sarayiçi Er Meydanı alanında Tunca Nehri kenarında başta Edirneli romanlar olmak üzere toplanan binlerce yerli ve yabancı turist, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte baharın müjdecisi olarak kabul edilen Hıdrellez’i karşıladı.

edirne-de-hidrellez-coskusu-460220-1.

Edirne Belediyesi tarafından hazırlanan platformda, roman halk dansları topluluğun gösterileri ve davul zurna eşliğinde binlerce roman dans etti, göbek attı.

Bin yıllık roman gelenekleri sürdürüldü

Tunca Nehri kenarında Hıdrellez Şenlik kutlamaları için gelen çok sayıda yerli ve yabancı turist, bölgede binlerce yıldır süregelen dilek tutma rutiellerini gerçekleştirdi. Romanlar ve turistler, inanışları gereği ‘sağlık, arınma ve bereket’ için Tunca Nehri’nde özel eşyalarını yıkadı, dileklerini yazılı olduğu kağıtları attı ve nehre dilek tutarak mum bıraktı.

Türkiye’nin birçok bölgesinde çeşitli etkinliklerle kutlanan baharın müjdecisi olarak kabul edilen Hıdrellez, Edirne’de de renkli görüntülere sahne oldu. Tunca Nehri üzerinde bulunan Fatih Köprüsü duvarına çıkan bir genç, bir anda köprüden atlayarak, kendisini Tunca Nehri’nin serin sularına bıraktı. Festival alanında kısa süreli panik yaşansa da suya atlayan genç, birkaç metre sonra kıyıya ulaştı.

edirne-de-hidrellez-coskusu-460221-1.

“Barış, mutluluk ve bereket dileklerimizle çelengimizi Tunca Nehri’ne bıraktık”

Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, “Bin 400 yıllık bir Roman geleneğini tekrar yaşatıyoruz her yıl yeniden. 2018 yılında Kakava ve Hıdrellez etkinlikleri, UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi’ne girdi. Bu yıl ilk kez UNESCO kapsamında da etkinliklerimizi düzenledik. Dün Edirne’den tüm dünyaya, güzel ülkemize barış, huzur, sağlık, mutluluk ve bereket getirmesi için ateşimizi yapmıştık. Bu günde bereketli Tunca Nehri’nin ve bereketli Edirne topraklarının, Osmanlı Sarayı’nın olduğu bölgede yine barış, huzur, mutluluk ve bereket dileklerimizle çelengimizi Tunca Nehri’ne bıraktık” dedi. (İHA)

edirne-de-hidrellez-coskusu-460222-1.

Dolunay Soysert: Çok istiyorum, dolsun şu salon erkeklerle

Tiyatro oyuncusu Dolunay Soysert, yazar Seray Şahiner’in Kul romanından tiyatroya uyarlanan oyunda ‘Mercan’ isimli karakteri canlandırıyor.

Habertürk’ten Ekin Türkantos’a konuşan Soysert, tiyatroda kadının yerinin sağlamlaşmasından yana mutluluğunu ifade ederek, “Şununla ilgili olabilir, sesinizin kısıldığı yerde sesinizi daha çok çıkarasınız gelir. Üstümüze basıldıkça “Bir dakika buradayım” deme ihtiyacı geldi herkese. Yazarına da geldi, yönetmenine de oyuncusuna da geldi. Varız yani. Hikâyelerimizle varız. Erkek hikâyelerinin bu kadar çok olduğu bir düzende bu kadar görmezden gelmek, yok saymak bir isyan hareketini başlattı. Bu hikâyeler anlatılacak, bizler anlatacağız. Hoş Hollywood da bu sendromu yaşıyor. Bu yıl Oscar törenine baktığınızda kadınlar yine isyan ederek aynı şeyi söylediler. Kadın hikâyesi demek bile beni rahatsız etmeye başladı. O kadar ayrıştırıldık ki… Bu hikâyeler hepimize dair. Senin de annen, ablan, kardeşin var” dedi.

Kul oyununda erkek seyirciyi görmemesinden dert yanan Soysert, “Geçen hafta oyunumda kadınlar matinesi gibiydik, 3 tane erkek vardı. Oyundan sonra onları tek tek tebrik ettim. Çok istiyorum, dolsun şu salon erkeklerle” dedi.

Söyleşinin tamamı şöyle:

Hayat nasıl gidiyor, mutlu musunuz?
Mutluyum, gayet güzel gidiyor. Zaten bahar geldi, mutlu olmamak mümkün değil. Zor bir kış geçirmemiş olsak da baharın gelişi insanın içinde bir sürü şeyi hareketlendiriyor. Sabah mutsuz kalkmak için bir sebep bulamıyorum. Güneş, aman çok şükür ve hayattayız.

Bir süredir Mercan sizinle yaşıyor. Kul, bir kadın hikâyesi. Hepimizin kendimizden bir şeyler bulabileceği noktalar var oyunda. Oyunu çıkarırken kaygılandığınız ya da öne çıkarmak istediğiniz neler vardı?
Önce romanı okumuştum. Seray’ı uzun süredir takip ediyordum, çok sevdiğim bir yazar. Her yerde söylemekten büyük mutluluk duyuyorum, Seray’ı tanımayan kalmasın. Özellikle kadınları çok iyi anlatan, erkeklerin çok okuması gereken bir yazar olduğunu düşünüyorum. Hani biz bizi biliyoruz. Ama o çözülmeyen, karmakarışık karakterimizin içinde bir sürü ipucu var. “Buyurun, alın okuyun Seray Şahiner” diyesim geliyor. Romanı okuduğumda çok etkilenmiştim. ‘Antabus’tan beri, “Sahne üzerinde bu kadınları canlandırmak istiyorum” gibi düşüncem vardı. Nitekim tatlı ilişkiler zinciriyle Seray ile görüştük, oyunu aldım. Mert Öner yönetmen olarak kafamdaki tek isimdi. Fazla insan araştırmadan ekibimizi kurmuş olduk.

İzlemeyenler için oyunu nasıl anlatırsınız?
Yalnızlığı, umutları, çaresizliği, insanın kaç yola gidebileceğini, şehirleşmenin kimi hayatları ne kadar sıkıştırıp yok ettiğini anlatan bir hikâye. Esas durmak istediğimiz yer yalnızlığın içinde umuda tutunma duygusuydu. Yalnız bir kadının İstanbul gibi bir şehirde çalışarak ayakları üzerinde durma çabasının yanında, çocuk ve eş özlemine aradığı çareleri çok iyi hesaplıyor. Bana da o noktadan sonra oynamak düştü.

Aslında çok yeni bir oyun, nisan itibarıyla oynamaya başladınız…
Biraz geç kalmış bir oyun olduğumuz bile söylenebilir ama ben artık sezonlara inanmıyorum. İnşallah yazları daha çok oynayalım. Eskiden sezonlar keskindi. Yazın seyirciyi salona sokmak zor oluyordu. Şimdi klimalarla seyirciyi alabiliyoruz. Beyaz yakalıların 2 hafta tatili var. Herkes şehirlerin içerisinde, sosyal hayat akıyor.

Oyunu izlerken “Mercan bu hayata mahkûm değilsin” diye düşünüp elinizden tutarak sizi o kareden çıkarmak istedim. Sıkışmışlık hissi, çaresizliği, yalnızlığı çok dokunaklı. Nasıl tepkiler aldınız?
Genelde bu yönde. Başarıya ulaştığını düşünüyorum. O fark etmediğimiz insanların hayatlarını önemsemeden kendi hayatımıza devam ediyoruz ama birileri bir yerde tıkanmış vaziyette. İşin enteresan tarafı, siz elinizi uzatsanız da Mercan’ları çıkarmanız mümkün olmuyor. Harekete başlamak için eğitim şart. Onun eğitim olarak adlandırdığı tek yer televizyon. Onunla eğleniyor, oradan öğreniyor, onunla kurduğu bir ilişki var. Televizyonun oraya ulaşılabileceğini net bir şekilde oyunla birlikte biliyorum. O hayatları görmezden gelen biri değilim ama hayatın içinde bazen farkındalığınız kendinize fokus olduğu için kaçabiliyor. Şimdi diyorum ki, ben de televizyon işi yapıyorum, buradan daha çok insana ulaşmak gerekiyor. Böyle bir mantaliteye ulaştım.

Yalnızken insanın kendini motive etmesi çok zor. Sanırım yanında birini arıyor herkes…
Bence anlatmak, paylaşmak çok önemli. Oyunda geçen en sevdiğim cümlelerden biri “Dünyanın geri kalanı, dönüp birilerine anlatmak için lazım”. Mercan’ın çevresinde kimse kalmamış, çalıştığı yerdekiler sınıfı itibarıyla onu görmezden geliyor. Evinde bir adam yaşıyormuş, o da terk edip gitmiş. Ama ne olursa olsun bir ‘can’mış. İşten geldiğinde sokakta gördüğünü anlatıyormuş. Adam esrarkeş biri, belki de hafif uyuklayarak onu onaylıyormuş. O bile onun için bir ses. O da gidince kendiyle baş başa kalıyor, o noktada sıkışıyor. Keşke doğru bir eğitim ve gerçek bir el uzatmayla Mercan’a şunu diyebilsek biz: “Sen kendi mutluluğunu ilk önce yaratacaksın.” Çünkü Mercan gibi kadınlar hep birilerini mutlu etmek üzerine eğitim almışlar, onların kodunda bu var. “Ben kimim, nasıl mutlu oluyorum?”u bilmiyorlar.

Mercan’ın yüzleştiği şey bu…
Dilekleri kendine değil, topluma ya da eşine dair. Eş, çocuk ve bir kadından oluşan fotoğraflara bir türlü giremiyor. Birilerinin koyduğu prototiplere oturmuyor. Oysa parasını kazanan bir kadın. Sosyal hayatta tek başına durabilmeyi eğer doğru eğitilseydi başarabilirdi. Ama öyle bir eğitim şansı yakalayamadığı için mutluluğu dışarıda bir eşte zannetti.

Sizin el uzatmak istediğiniz bu tip insanlar oldu mu?
Çalışma şartlarım itibarıyla çok farklı çevrelerden insanlarla ilişki kurmak zorunda kaldım. Belki bu, bana sistemin verdiği güzel bir hediye… Birine “Derdin var mı?” diye sorduğumda cevap gelir. Elimi uzatabildiğim yere uzanmaya çalışmışımdır. Yıllardır hayatıma eşlik eden, evimde çalışan bir ablam var, o benim için bir hayat arkadaşı. Kendimce, verebildiğimce bir kadın olarak fark ettiğim şeyleri onun da fark etmesini sağladım. Onun muhatap olduğu şeylerle benimkiler farklı ama ikimiz de çalışan, İstanbul’da yaşayan yalnız iki kadınız. Aslında uğraştıklarımız temel duyguda birleşiyor. Her alana yayılmış olan ötekileştirmeyi yapmamamız gerekiyor. Bir kadın olarak görevim, öncelikle hemcinslerime her yerden ulaşmaya çabalamak.

Aksi halde çok yalnızlaşıyoruz zaten…
Evet. Farklı yerlerde akan hayatlar, başka bakış açısı getirip meselenizi basitleştirebiliyor. Dertlendiğiniz şeylerin hiç uğraşılmaması gereken şeyler olduğunu fark ettiriyorlar. Her kanaldan öğrenmeye de açık olmak lazım. Dinlediğim hikâyelerle eğittiğim kadar eğitiliyorum da.

Kadın hikâyelerinin tiyatroda ilgi görmesini neye bağlıyorsunuz?
Çok şükür. Eskiden böyle değildi. Ben meslekte 25’inci yılımı dolduruyorum, kadınların oynadığı o kadar çok metin yoktu. Şimdi son dönemde bir hareket başladı, çok mutluyum. Şununla ilgili olabilir, sesinizin kısıldığı yerde sesinizi daha çok çıkarasınız gelir. Üstümüze basıldıkça “Bir dakika buradayım” deme ihtiyacı geldi herkese. Yazarına da geldi, yönetmenine de oyuncusuna da geldi. Varız yani. Hikâyelerimizle varız. Erkek hikâyelerinin bu kadar çok olduğu bir düzende bu kadar görmezden gelmek, yok saymak bir isyan hareketini başlattı. Bu hikâyeler anlatılacak, bizler anlatacağız. Hoş Hollywood da bu sendromu yaşıyor. Bu yıl Oscar törenine baktığınızda kadınlar yine isyan ederek aynı şeyi söylediler. Kadın hikâyesi demek bile beni rahatsız etmeye başladı. O kadar ayrıştırıldık ki… Bu hikâyeler hepimize dair. Senin de annen, ablan, kardeşin var. Geçen hafta oyunumda kadınlar matinesi gibiydik, 3 tane erkek vardı. Oyundan sonra onları tek tek tebrik ettim. Çok istiyorum, dolsun şu salon erkeklerle.

“Ben apartman görevlisiyim, oyununuzu izledim” diyen biri oldu mu?
Hayır, çok istiyorum. Tiyatromuzda yardımcı olarak çalışan bir ablamız var, onu zorluyorum. “Senin oynadığın saatte ben eve gitmek zorundayım, vasıta zorluğu yaşıyorum” diyor. “Oyundan sonra ben götüreceğim, ne olur bir kere izle” diyorum. Çünkü ne hissettiğini merak ediyorum. Gördüğü şeyi dinlemeyi istiyorum. Biriz, eşitiz, hepimiziz.

Mercan içinize çok işlemiş ki, mercan kolyeniz dikkatimi çekti. Bir uğuru var sanırım…
Evet. O promiyerden önce Dolunay’ın Mercan’a aldığı bir hediye.

“O ‘GİT’LERİN HEPSİ ‘GİTME’DİR ASLINDA”
Sizin de Mercan gibi, kabuğunuza çekilip yeni şeyler denediğiniz dönemler oldu mu, yalnızlığınızla nasıl başa çıkıyorsunuz?

Yalnızlığımla başa çıkmayı 40’ımdan sonra öğrendim. Çok meşgul bir hayatım vardı. Küçük yaştan beri kamera önünde, sahne üzerinde muazzam bir temponun içindeyim. Oradan oraya koşarken sadece dinlenmek ve uyumak için vakitlerim varmış. O zaman da çok dövüşmüyorsunuz kendinizle, bir akışın içerisindesiniz. Ne zaman yaş kemale eriyor, “Ben neden mutlu oluyorum, benim zevklerim ne?” diyorsunuz. Ayrıca çevreniz çok kalabalık olabilir yalnızlığınızı keşfederken. Benim iyi bir ailem ve çok iyi dostlarım oldu, çok şükür. Çok güzel bir dönemden geçtiğimi düşünüyorum. Belki de oynadığım, seçtiğim ve okumaya başladığım şeylerle “Bu yalnızlık o kadar da kötü bir şey değilmiş gözünde büyütmezsen, kendini eyleyebilmek de güzelmiş” diyorum. Eskiden beri kendi başıma seyahat eder, sevdiğim restorana tek başıma otururum. Yalnız olmayı da seçilmiş yalnızlığı da seviyorum. Biraz ufak tefek tadilatlar mı gerekiyor, heyecan mı gerekiyor, bunları sormak zorundayız. Uzun bir ömür var, öylesine yaşamaktan yana değilim. Bir şeylerin kıymeti olsun istiyorum.

Mercan kocası için “Git dedim, gitti” diyor. Biz kadınlar bunu yapar ama adamdan içten içe bir mesaj bekleriz, değil mi?
Cümlenin devamında “Yüzüne karşı ‘Git’ dedim, nikâhlı kocam neticede eve dönecek” diyor. Dönmeyince şaşırıyor. Evet, kolay “Git” diyebiliyoruz ama o ‘git’lerin altında git mi var yoksa havamızdan mı yapıyoruz? Mercan’ın çıkışını kendimde çok gördüm, ben de “Gitme” demişimdir. O “Git”lerin hepsi “Gitme”dir aslında.

Erkekler de bu yüzden kadınları hiç anlayamadıklarından yakınır ya…
Evet, aslında tersine bakmakta fayda var. (Gülüyor.)

Sezonun son klasik konseri Gabriela Montero ve Scottish

İş Sanat, 18. sezonun son klasik müzik konserinde, piyano repertuvarındaki olağanüstü yorumlarının yanı sıra doğaçlama yeteneğiyle de adından söz ettiren Venezuelalı piyanist Gabriela Montero’yu ağırlıyor. Sahne enerjisi ve izleyicilerle kurduğu iletişimle dikkat çeken sanatçı, aynı zamanda iki Echo Klassik ödülünün de sahibi.

Gabriela Montero’ya bu konserde Birleşik Krallık’ın önde gelen yaylı orkestralarından Scottish Ensemble eşlik edecek. Zengin konser programları ve farklı disiplinlerden gelen sanatçılarla yaptıkları müzikal işbirlikleri ile tanınan orkestra, dinleyicilerine unutulmaz deneyimler yaşatıyor.

Gabriela Montero ve Scottish Ensemble, 15 Mayıs 2018 Salı akşamı saat 20.30’da Mozart ve Bach’tan Piazzolla’ya uzanan olağanüstü bir repertuvarla İş Sanat’ta olacak. Biletler, İş Sanat Ana Gişesi’nde ve Biletix’te.

Çölyaklılar şenlikte buluşacak

Türkiye’nin ilk çölyak dostu belediyesi unvanına sahip Maltepe Belediyesi, “3. Ulusal Glutensiz Hayat Şenliği”ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.

Maltepe Belediyesi’nin, Glutensiz Hayat Derneği’yle birlikte düzenleyeceği şenliğe, İstanbul, Kocaeli, Tekirdağ, Balıkesir, Antalya ve Kayseri’den çölyaklılar, aileleri ve çölyak dostları katılacak. Sindirim sistemi rahatsızlığı olarak bilinen, çölyak hastalığının tanınması ve ulusal anlamda farkındalık yaratılması, birlik- beraberlik ve dayanışma ruhunun güçlendirilmesi amaçlanan şenlik, 6 Mayıs Pazar günü Kamuran Kumkumoğlu Parkı’nda gerçekleştirilecek.

Sunuculuğunu Engin Arda’nın üstleneceği şenlikte, Anadolu rock müziğinin sevilen isimlerinden Hakan Ergün ve şarkıcı Gökhan Doğanay Pars sahne alacak. Maltepe’de özel gençlere rehabilitasyon eğitimi veren Tomurcuk Kooperatifi, “Anadolu Ateşi” dans gösterisiyle etkinliğe renk katacak. Palyaço gösterisi ve yüz boyama etkinliği yapılacak etkinlikte, glutensiz üretim yapan firmalar katılımcılara ikramlarda bulunacak.

colyaklilar-senlikte-bulusacak-459115-1.

ÇÖLYAKLILAR İÇİN YÜRÜYECEK

Gönüllü Hakan Pekzorlu da, çölyak ve gluten duyarlılığına dikkat çekmek ve çölyaklılara destek vermek için Kocaeli’nin Darıca ilçesinden, etkinlik alanına yürüyüş yapacak. Darıca’da yaşayan 52 yaşındaki Pekzorlu, Çayırova D-100 TEM bağlantı yolundan, Tersane Köprü’den sahil yoluna inip, Tuzla, Pendik, Kartal ilçelerinden geçerek devam edeceği ortalama 40 kilometrelik yolculuğunu, Kamuran Kumkumoğlu Parkı’nda tamamlayacak.

Financial Times, Türkiye’deki enflasyonu yazdı

Türkiye’de enflasyon yükselirken doların TL’ye karşı yeni bir rekor kırması yurt dışında da dikkat çekti.

İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times, “Türkiye’nin para birimi, Perşembe günü verilerin enflasyonu Aralık’tan bu yana en yüksek düzeyde göstermesinin ardından rekor düşük düzeye geriledi” diye yazıyor.

Liranın yılın başından bu yana yüzde 10’a yakın değer kaybettiğinin altını çizen gazete, yıllık enflasyonun ise beş aylığın en yüksek düzeyi olan yüzde 10.85’e çıktığını belirtikten sonra şu yorumu yaptı:

“Veriler, birçok iktisatçının, liranın zayıflamasının, enflasyonu körükleyerek potansiyel bir değer kaybı sarmalı için sahne hazırlayacağı yönündeki kaygılarına vurgu yapıyor. Birkaç analiste göre, Türk hükümetinin Haziran ayı erken seçim öncesi harcamaları artıracak bir dizi kararı alması, ateşi körükledi.”

FT, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın enflasyonu yüzde 5’lik hedefe yaklaştırma çabası ile geçen ay başlıca politika faizlerinden birini yükselttiğini ancak bunun sadece kısa bir rahatlama sağladığını da yazdı. (ANKA)

Kuzey Kore, nükleer deneme tesisini kapatıyor

Güney Kore, Kuzey Kore’nin nükleer deneme tesisini Mayıs ayında ABD ve Güney Koreli bağımsız gözlemcilerin de katılımıyla kapatılacağını açıkladı.

Cuma günü Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile Güney Kore lideri Moon Jae-in, Kore Yarımadası’nı nükleer silahlardan arındırma kararıyla bir ortak deklarasyon imzalamıştı.

BBC Türkçe’nin haberine göre, Güney Kore Başkanlık Sözcüsü Yoon Young-chan, önümüzdeki sürece ilişkin bir açıklama yaptı.

Açıklamaya göre Kim Jong-un, zirve sonrası tesisin önümüzdeki ay kapatılması için hazırlıkları başlatmayı vadetti. Kuzey Kore’nin Güney Kore ile 1.5 saatlik farkı yok etmek için zaman dilimini değiştirmeyi de kabul ettiği belirtildi.

Trump: Kuzey Kore ile 3-4 hafta içinde görüşeceğiz

Güney Kore, Kim’in süreci “uluslararası topluma açık ve şeffaf” bir şekilde yürütmek için, bağımsız uluslararası gözlemci ve gazetecileri çağıracağını duyurdu.

Kuzey Kore’den bu taahhütlerle ilgili resmi bir açıklama yapılmadı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın da, Kim ile bir araya gelmesi beklenen Mayıs ayı, bir dizi nükleer görüşmeye sahne olacak.

Cumartesi günü Trump da konuyla ilgili bir açıklama yaparak Kuzey Kore lideriyle “önümüzdeki 3 ya da 4 hafta içinde” Kore Yarımadası’nın tamamen nükleer silahlardan arındırılması konusunu görüşeceğini söyledi.

Kim, 1953 Kore Savaşı’ndan bu yana yarımadayı ikiye bölen sınır hattını geçip Güney Kore’ye ayak basmıştı.

Güney Kore lideri, görüşmede Kuzey Kore’nin nükleer testleri durdurmasının çok önemli bir adım olduğunu söylemişti.

İki lider, bu zirvede karşılıklı düşmanlıkların sona ermesi için ortak bildiriye imza atmış, Kore Yarımadası’nın tamamen nükleer silahlardan arındırılması için ortak çalışma konusunda da anlaşmıştı.

Zirvede alınan bu karar, Pyongyang’ın nükleer ile balistik füze denemelerinin ve savaşa hazır olduğu söyleminin ardından gelmesi nedeniyle önemli.

Pyongyang yıllardır ‘ABD’nin saldırgan tavrına karşı’ kendini savunmak için ihtiyaç duyduğunu söylediği nükleer silahlarından vazgeçmeme konusunda ısrarlıydı.

2016 ve 2017 yılları boyunca tüm uyarılara rağmen üst üste nükleer ve balistik füze denemeleri yapması, krizi tırmandırmıştı. Bu nedenle Nisan 2018 itibariyle bu noktaya ulaşılmış olması birçok kişi için şaşırtıcı bir gelişme.

ABD ile Güney Kore, Pyongyang’ın bu adımından memnun. Kuzey Kore basını da zirveyi övmüştü.

Öte yandan bazı yorumcular, Kuzey Kore’nin verdği taahhütleri tutacağından şüpheli.

Çinli araştırmacılar, son nükleer denemede düşen bir kaya nedeniyle Kuzey Kore’nin nükleer deneme tesisisin zaten kullanılamaz halde olabileceğini öne sürüyor.