42. TGC Sedat Simavi Ödülleri’ne başvurular başladı

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) kurucu başkanı Sedat Simavi adına 42 yıldır verilen ödüllere başvurular başladı. TGC Sedat Simavi Ödülleri için başvurular, 28 Eylül 2018 Cuma akşamı saat 17.00’de sona erecek.

TGC Sedat Simavi Ödülleri’nde Gazetecilik, Radyo, Televizyon, Karikatür, Edebiyat, Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri, Sağlık Bilimleri ve Spor olmak üzere 9 dalda ödül veriliyor. Ödül dallarının sayısı ve Seçici Kurul üyeleri, her yıl Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu tarafından belirleniyor.

Ödüllerle ilgili ilanlar gazetelere veriliyor. Ödül Sekreterliği tarafından 3500’den fazla öğretim kurumu ve kuruluşa elektronik posta ile mektup gönderilip ödüller için adayları varsa bildirmeleri isteniyor. Sedat Simavi Ödülleri’ne aday olabilmek için çeşitli şartlar aranıyor.

Başvuru koşulları arasındaki bazı maddeler şöyle:

“Adaylar, bir dalda ve bir eserle başvurabilir. Kolektif çalışmalar, ödül yönetmeliğindeki ilgili maddeye uyulmak koşuluyla aday olabilir. Gazetecilik, Karikatür, Radyo ve Televizyon dallarında, aday kişinin ve eserinin Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Türkiye Gazeteciler Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ndeki maddelere aykırı olmaması dikkate alınır. Klasik ders kitapları, lisans, lisansüstü ve doktora tezleri ile bunlara dayalı makaleler, daha önce ulusal yarışma ve ödüllendirmelere katılmış eserler, derece almış olsun veya olmasın aday olamaz. Fen ve Sağlık Bilimleri dallarında eserin son 5 yıl içinde (01.10.2013–30.09.2018), diğer dallarda ise, son bir yıl içinde (01.10.2017-30.09.2018) yayınlanmış ve gerçekleştirilmiş olması gerekiyor. Fen ve Sağlık Bilimleri dallarında yabancı dille yayınlanmış eserlerle de başvurulabiliyor. Bu durumda eserle beraber çalışmayı tam olarak anlatmak kaydıyla en az 2, en fazla 5 sayfalık Türkçe özetinin verilmesi de gerekiyor”

ŞAHSEN DE BAŞVURULABİLİR

Ödüller için başvurular, 28 Eylül tarihine kadar kabul ediliyor. Kuruluşlar ve öğretim kurumları tarafından gösterilen adaylar, adaylık için şahsen başvuranlar ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nce oluşturulan Ön Araştırma Kurullarınca belirlenen adaylarla birlikte Seçici Kurul değerlendirmesine sunuluyor. Ekim ayının ilk günlerinde ödül adaylarına ait çalışmalar ve belgeler Seçici Kurul üyelerine gönderiliyor. Seçici Kurullar Ekim ayının ikinci yarısından Aralık ayına kadar Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde uygun gördükleri sayıda toplantılar yapıyor ve kazananları belirleyip 1 Aralık tarihine kadar Ödül Sekreterliği’ne bildiriyorlar..

ÖDÜLLER ARALIK AYINDA TÖRENLE DAĞITILACAK

Ödüller, her yıl Aralık ayında törenle dağıtılıyor. Ödül kazananların isimleri, medya yolu ile açıklanıyor. Ödül kazananlara, merhum Sedat Simavi’nin küçük bir heykeli ve Ödül Belgesi; övgüye değer görülenlere, plaket ve Övgü Belgesi veriliyor. 1977 yılından beri verilen ödüllerle ile ilgili ayrıntılı başvuru koşullarına http://www.tgc.org.tr/ internet sitesinin ödüller başlığı altındaki Sedat Simavi Ödülleri sayfasının Yönetmelik bölümünden ulaşılabilir. Merak edilen sorular için de Sedat Simavi Ödülleri Sekreterliği’nin [email protected] isimli elektronik posta adresi üzerinden ya da 0212 513 84 58 numaralı telefonunu arayarak da bilgi alınabilir.

SEDAT SİMAVİ KİMDİR? (1896 – 1953)
Öncü çalışmaları ile adını yayın tarihine yazdıran Sedat Simavi, 1896 yılında İstanbul’da doğdu. Babası Hamdi Simavi Bey, annesi Abdülhamit sadrazamlarından Saffet Paşa’nın torunu Aliye Hanım’dır. Sedat Simavi, babasının görevli olduğu Samsun’da ilk Fransızca derslerini aldı. Kadıköy Saint-Joseph Fransız Okulu’nda başladığı öğrenimini Galatasaray Lisesi’nde tamamladı (1912), Okul sıralarında ilk karikatürleri yayınlanmaya başlandı. 1.Dünya Savaşı patlak verince Hadımköy’deki birliğine katıldı. 1916’da Şeker Bayramı’nın birinci günü “HANDE” adındaki haftalık dergiyle yayın hayatına atıldı. 1917’de Müdafaa-i Milliye Cemiyeti adına ilk defa konulu bir film çevirdi. “PENÇE”, “CASUS” ve “ALEMDAR VAKASI” filmleri böyle doğdu. İstanbul’un çeşitli semtlerinde başarı ile oynadı. “DİKEN” ve “İNCİ” dergilerini de bu arada yayımlamıştı. Sedat Simavi, günlük gazete idealine 21 Temmuz 1920’de “DERSAADET” ile kavuştu. Gazete, Sevr Muahedesi’nin yarattığı karamsarlığa karşı yapıcı bir ruh aşılıyordu. Onu “PAYİTAHT”, “GÜLERYÜZ” izledi. 15 Mart 1933’te yayın hayatına atılan haftalık “YEDİGÜN” ile 18 yıl en çok satan dergiyi çıkarma başarısına sahip oldu. Gazetecilerin dayanışmalarını ve bağımsızlıklarını sağlamak amacıyla Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin kurulmasında öncü oldu. Cemiyetin 1 numaralı Şeref Rozeti’ni taşıdı ve ilk başkanlığa seçildi. Sedat Simavi, 1 Mayıs 1948’te Türkiye’nin en büyük tirajlı gazetesi “HÜRRİYET” i yayımlamaya başladı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı iken Üniversitede Gazetecilik Kürsüsü’nün kurulması için de ilk yazılı başvuruyu yaptı. Sedat Simavi’nin mücadeleli hayatı 11 Aralık 1953’te son buldu.

2018 SEDAT SİMAVİ ÖDÜLLERİ SEÇİCİ KURUL ÜYELERİ:

GAZETECİLİK:

Pınar AKTAŞ (Milliyet Gazetesi Haber Araştırma Müdürü)

Niyazi DALYANCI (Gazeteci – Yazar)

Sedat ERGİN (Hürriyet Gazetesi Yazarı)

Orhan ERİNÇ (Cumhuriyet Gazetesi Yazarı )

Tuğrul ERYILMAZ (Gazeteci)

Hakan GÜLDAĞ: (Dünya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni)

Vahap MUNYAR (Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni)

Ayşe ÖZEK KARASU: (Habertürk Gazetesi Genel Koordinatörü)

Şükran SONER (Cumhuriyet Gazetesi Yazarı)

RADYO VE TELEVİZYON:

Prof. Dr. Yılmaz BÜYÜKERŞEN (İletişimci)

Prof. Dr. Yasemin GİRİTLİ İNCEOĞLU (İletişim Akademisyeni)

Göksel GÖKSU (CNN Türk Televizyonu Muhabiri)

Dr. Öğr. Üyesi Gökmen KARADAĞ (İstanbul Aydın Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi)

Dr. Öğr. Üyesi Erkan OYAL (Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi)

Doğan ŞENTÜRK ( Fox TV Haber Genel Yayın Yönetmeni)

Celal TOPRAK (Ekonomi Gazeteciler Derneği Başkanı )

Dr. Recep YAŞAR (TRT Strateji Uzmanı, İletişimci)

İhsan YILMAZ (Habertürk TV Haber Müdürü)

KARİKATÜR:

Ercan AKYOL (Milliyet Gazetesi Çizeri)

Dr. Öğr. Üyesi Gürbüz Doğan EKŞİOĞLU (Çizer, Grafik Sanatçısı, Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarımı Bölümü Öğretim Üyesi)

Piyale MADRA (Çizer, Grafik Sanatçısı)

Kamil MASARACI (Cumhuriyet Gazetesi Çizeri)

Akdağ SAYDUT (Çizer)

EDEBİYAT:

Eray CANBERK (Şair, Çevirmen)

Metin CELÂL (Yazar, Eleştirmen)

FarukDUMAN (Yazar)

Nursel DURUEL (Yazar)

Doğan HIZLAN (Eleştirmen)

Ahmet ÖZDEMİR (Yazar)

Hilmi YAVUZ (Şair)

SOSYAL BİLİMLER:

Prof. Dr. Taner BERKSOY (Piri Reis Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Denizcilik İşletmeleri Yönetimi Bölümü Başkanı)

Gülseren ERGEZER GÜVER (Gazeteci)

Prof. Dr. Sibel İNCEOĞLU (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Emre KONGAR (Sosyolog)

Prof. Dr. İoanna KUÇURADİ (Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi Müdürü)

Prof. Dr. Bertil Emrah ODER (Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı)

Prof. Dr. İlter TURAN (İstanbul Bilgi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi)

FEN BİLİMLERİ:

Prof. Dr. Taylan AKDOĞAN (Özyeğin Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Mühendislik Temel Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Viktorya AVİYENTE (Boğaziçi Üniversitesi Fen – Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Türkan HALİLOĞLU (Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. İlhan İKEDA (Boğaziçi Üniversitesi Fen – Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Sedat ÖLÇER (İstanbul Bilgi Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bolümü Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Önder PEKCAN (Kadir Has Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Yücel YILMAZ (Yer Bilimci – Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi)

SAĞLIK BİLİMLERİ:

Prof. Dr. Özdemir AKTAN (Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı E. Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Selim BADUR (İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Viroloji Bilim Dalı E. Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Halil BAHÇECİOĞLU (Göz Hastalıkları Uzmanı)

Prof. Dr. Berrak ÇAĞLAYAN YEĞEN (Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Başkanı)

Prof. Dr. Gökhan DEMİR (Tıbbi Onkoloji Uzmanı)

Prof. Dr. Önder ERGÖNÜL (Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi ve Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Önceki Başkanı)

Prof. Dr. Ahmet GÜL (İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi)

Sibel GÜNEŞ (TGC Genel Sekreteri – sagliktagundem.com Genel Yayın Yönetmeni)

Prof. Dr. Gökhan HOTAMIŞLIGİL (Harvard Üniversitesi Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölümü Başkanı)

SPOR:

Mert AYDIN (Spor Yazarı)

Gürcan BİLGİÇ (Sabah Gazetesi Spor Yazarı)

Şenes ERZİK (UEFA – FİFA Onursal Üyesi – Türkiye Futbol Federasyonu Onursal Başkanı )

Attila GÖKÇE (Milliyet Gazetesi Spor Yazarı)

Arif KIZILYALIN (Cumhuriyet Gazetesi Spor Müdürü)

Uğur VARDAN (Hürriyet Gazetesi Spor Yazarı)

Esat YILMAER (Dünya Spor Yazarları Birliği (AIPS) 1. Başkan Yardımcısı)

Kriz sade yurttaşa nasıl yansıyor?

AKP çevreleri, ekonomide yaşananlar dünyadaki çalkantının Türkiye’ye yansıması mı, yoksa ülkemize yönelik bir saldırı mı var tartışadursun, kriz sade yurttaşı vurmaya başladı bile. Ne yazık ki, “döviz borcum da yok, borsada yatırımım da” diyenler dahi korumasız durumda…

1 Ekonominin yüzde 7.4 büyüdüğü 2017 yılında dahi ortalama işsizlik yüzde 10.9 olmuştu. Şimdi büyümenin hız keseceği, yılın ilerleyen bölümünde muhtemelen duracağı bir konjonktürde işsizlik kaçınılmaz biçimde artacak. 2007’de işsizlik yüzde 9.2 iken, 2009’da yüzde 13.1’e sıçradığını hatırlamak dahi böyle bir öngörüde bulunmak için yeterli sanırım.

2 Kriz dönemlerinde düzen sözcülerince, “ilk saldırılacak hedef” işçi ücretleri gibi görülür. Son yaşanan süreçte de baklayı ağzından ilk çıkaran Sözcü yazarı Ege Cansen oldu:

“Bir daha devalüasyon krizine düşmemek için, cari açığın kapanmasından başka çare yoktur. Bunun için de ücret artışlarının devalüasyonun altında seyretmesi, esnek istihdam reformunun (taşeronluk, yarı zamanlı ve geçici işçi çalıştırma dahil) yapılması şarttır.”

Neresinden tutmak gerekir bilemiyorum; devalüasyon kadar ücret artışı talep eden bir sendika mı var? Cari açığın nedeni gerçekten işçi ücretleri mi? Ancak Cansen’in ifadesinin işçi ücretlerine yönelik saldırının başladığını doğruladığı açık. Üstelik Nisan 2018 IMF raporu bile, imalat sanayi birim emek maliyetlerinin 2016’ya göre yüzde 10, 2010’a göre ise yüzde 26 gerilediğini söylerken…

3 Gerek 2001, gerekse de 2008-2009 krizinden aşina olduğumuz gibi, uygun ortam bulunca sadece zor duruma düşenler değil, fırsatı ganimet bilen tüm firmalar işçilere yükleniyor. İşten çıkarmaların yanısıra ücretlerin eksik ödenmesi, geciktirilmesi pratikleri yaygınlaştırılıyor.

4 Böyle dönemlerde kazanılmış haklara göz dikilmesi de beklenmeli. Sözünü ettiğimiz IMF raporu kıdem tazminatının işverenin üzerinde yük olduğunu vurguluyordu. Ayrıca işsizlik sigortası fonunda birikmiş, en son rakamlarla 116.7 milyar TL’ye de amacı dışında el atmaya da yeltenebilirler.

5 Enflasyonun son döviz kuru sıçraması öncesinde de yükselme eğiliminde olduğunu herkes biliyordu. Bundan sonra tüketici fiyatlarının yüzde 15’e doğru hareketleneceğini öngörmek zor değil. Seçim sonrası, ertelenen petrol ve elektrik zamları devreye girerek yurttaşın belini büken hayat pahalılığı daha da artacak gibi görünüyor.

6 Enflasyonun genel düzeyi ötesinde ithal bağımlılığı bulunan bazı kalemler çok kritik önemdedir. Seçim sath-ı mailinde bulunulmasına karşın Sağlık Bakanlığı geçen hafta ithal ilaç fiyatlarına yüzde 2.5 zam yaptı. Çiftçi için yaşamsal önemde bulunan mazot fiyatları da şimdilik zam miktarı ÖTV’den düşülerek sabit tutuldu. Seçim furyası sonrası büyük fiyat artışları kapıda görünüyor. Toplu taşıma dahil ulaştırma maliyetleri, buna bağlı olarak okul servis ücretlerinin artışı da önümüzdeki dönem sade yurttaşın belini bükecek.

7 Her kriz döneminde karşımıza çıktığı gibi önümüzdeki süreçte de kamunun küçültülmesi teranesiyle karşılaşacağız. Bu kapsamda, özelleştirme hamleleri de muhtemelen yoğunlaşacak. Ereğli, Kardemir, Petkim, Telekom gibi stratejik kuruluşları özelleştirme sevdasıyla elden çıkaranlar; ellerinde stok kalmadığı için bu kez ormanlarımızı, kıyılarımızı, derelerimizi harç mezat satışa yönelebilirler. Zaten epeyce yol alan sağlık, eğitim, sosyal güvenlik gibi toplumsal hizmet alanlarını ticarileştirme çabaları daha da hız kazanabilir.

8 İşsizliğin arttığı, bir istihdam olanağı bulunanların da gelirlerinin düştüğü/ücret ödemelerinin aksadığı dönemlerde insanlar ister istemez daha fazla borçlanmak zorunda kalıyorlar. Faizlerin yükselmesi borçlanma maliyetlerini artırıyor, geri ödenmesini zorlaştırıyor. Merkez Bankası’nın dün açıkladığı Finansal İstikrar Raporu’na göre, hanehalkı yükümlülükleri Mart 2018 sonu rakamlarıyla 574.6 milyar TL’ye ulaşmış durumda. Özellikle alt gelir gruplarının kullandığı ihtiyaç kredileri, 222 milyar TL’yle birinci borç kalemi haline geldi. Önümüzdeki dönemde tahsil edilemeyen borçların yaygınlaşması olasılığı yüksek görünüyor.

9 Daha çok orta sınıfları ilgilendiren bir konu da yaz mevsimi yaklaşırken tatil imkânları. TL’deki değer yitimi, turistik işletmelere döviz cinsinden fiyat kırma fırsatı yarattı. Ancak yerli turistler açısından yurtdışı seyahatlerin neredeyse imkansızlaşması bir yana, bu imkan iç turizmde de fiyatların aşırı yükselmesine neden olabilir. Yabancılarla doluluk oranını artıran işletmelerin yerli tatilcilere fazla itibar etmemesi de gündeme gelebilir.

10 Deneyimlerimizden ekonomideki kötü gidişin tedirginliği, güvensizliği, mutsuzluğu yaygınlaştırdığını biliyoruz. Böyle dönemlerde depresyon, intihar, boşanma vakaları artıyor. Araştırmacı Esther Dyson “işsizlik, eğitim ve sağlığın” nasıl birbirinin içine geçmiş alanlar olduğunu şöyle açıklıyor:

Siz işsizseniz, sağlık sorunları yaşama ihtimaliniz de yüksektir; çocuklarınızın eğitimine para ayırma şansınız da yoktur; sağlıksızsanız işsiz kalma ihtimaliniz daha da artar…

Okuduğunuz yazıdan, yurttaşlarımızı kurbanlık koyun benzeri başına gelecekleri pasifçe bekleyen nesneler gibi gördüğümüz sonucu çıkmasın. Çözüm önerilerimizi, emekçilerin direniş imkanlarını yarın dizinin son bölümünde gündeme getireceğiz.

İzmir Eczacı Odası Başkanı Tuncay Sayılkan: Döviz kuru ilacı da hastayı da vuruyor

Dr. Ergün Demir

Döviz kurundaki artış sadece ilaç fiyatlarında artışa neden olmuyor, aynı zamanda kanser ve önemli kronik hastalığı olan hastaların ilaçlara erişimini de ciddi şekilde etkiliyor. Kurdaki artış zam olarak ilaçlara yansırken, özellikle kanser ve kronik hastalıkların tedavisinde kullanılanlar başta olmak üzere ithal ilaçlar piyasada bulunmuyor. Bütün bunların yanında bundan böyle 150 çeşit ilacın artık SGK tarafından karşılanmayacağı, bundan böyle hastaların bu ilaçları parayla satın alması gerektiğini açıklandı. İlaca erişimin kısıtlı olması beraberinde ciddi etik ve tıbbi sorunları da getiriyor. Bu durum hastaların tedavisinin aksamasına neden olduğu gibi ilaçların karaborsa da çok pahalıya satılmasına da yol açıyor. Yaşanan sıkıntıları İzmir Eczacı Odası Başkanı Tuncay Sayılkan’a sorduk.

»İlaç fiyatlarının belirlenmesinde baz alınan döviz kurunun güncellenmemesi, kur ve ıskonto baskısı eczacıları ve yurttaşları nasıl etkiliyor?
Uzunca bir süredir avro kuru dikkate alınarak referans ilaç fiyatı hesaplanmaktadır. Bugün Avro kuru yaklaşık 5,3 TL iken, ilaç fiyatlarını belirlemede kullanılan, avro kuru 2,69 TL olarak belirlendi. Sağlık Bakanlığı’nın ilaç fiyatlarını belirlerken kullandığı yönteme göre bir önceki yılın avro değerinin yüzde 70‘i esas alınarak zam oranı belirleniyordu. Buna göre ilaç fiyatlarında 2018 yılı başında % 23 oranında bir zam olması gerekirken Bakanlar Kurulu kararı ile bu oran yüzde 15 olarak belirlendi. Uygulanan bu fiyat ve iskonto politikası sonucunda da ilaç firmaları ürünlerini pazara arz etmemek veya geri çekmek yönünde kararlar alabilmektedir. Bu şekilde özellikle ithal ilaçlarına erişimde ciddi sıkıntı yaşanabiliyor. Gerçek piyasa değerinin yaklaşık yarısı oranında sabit avro kurunda ısrar ederek ilaç fiyatlarını belirlemek piyasada bulunmayan ilaçlar listesinin her geçen gün artması ve vatandaşın ilaca ulaşamaması demektir.

»Döviz kurunun yükselmesi ve bu artışın devam etmesi durumunda hangi hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların erişiminde sıkıntılar yaşanacaktır?
Ülkemizde ilacın % 50’den fazlası ithal ilaçlardan oluşuyor. Yani Avro kurundaki her artış ilaç fiyatlarını doğrudan etkilemektedir. Gerek İlaç fiyatlarının belirlenmesinde baz alınan döviz kuru gerekse döviz kurunun bugünlerde yükselmesi özellikle kanser ve diğer kronik hastalıkların tedavisinde önemli yeri olan ilaçlar bu yüzden bulunamıyor.
Ayrıca birçok yeni bulunmuş ilaç mevcut ilaç fiyat politikası nedeni ile ülkemize gelmiyor bile.

Başta kanser hastalığının tedavisinde kullanılan ilaçlar olmak üzere çok sayıda ilaca ulaşmakta ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Uman albümin, tamoxifen, cisplatinler ve endoxan gibi ilaçlar uzun zamandır piyasada yok. 25 Mayıs’ta yapılan % 2,5 oranındaki zam dövizdeki artışın bir sonucu.

»Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından ödenen birçok ilaç kapsam dışı bırakılmaktadır. SGK 31 Temmuz 2018 tarihinde bedeli ödenecek ilaçların listesinde bazı kanser, astım, antibiyotik, ağrı kesici vs. toplam 151 kalem ilacın ‘’pasifize’’ edildiği açıkladı. Yani vatandaşlar bu ilaçları cebinden para ödeyerek mi alacaklar?
Sağlıkta dönüşüm süreci boyunca sağlık hizmetlerine genel bütçeden yeterli pay ayrılmadığı için sağlık hizmetlerinin finansında ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Sağlık hizmetlerinin sunumunda her yıl tasarruf amaçlı düzenlemeler yapılıyor. Bazı ilaçların ödeme koşulları ağırlaştırılırken bazı ilaçlarda hiçbir bilimsel açıklama yapılmadan ödeme kapsamı dışında bırakılıyor. Vatandaşımız yıllardır kullandığı bu ilaçları cebinden para ödeyerek almak zorunda kalıyor. Son olarak 8 Şubat tarihinde Kytril, Pexola, Klopis, Xyzal, Aspirin, Amoksilav, Calcium D, Foradil, Duocid, Atacand, Tamiflu, Vancomisin, Zinnat, Monurol, Crestor, Serequel gibi ilaçlar listeden çıkarıldı yani pasife alındı.

»SGK katkı payı tahsilatını neden eczanelere yaptırıyor ve bu konuda ne tür sıkıntılar yaşanıyor?
Muayene katkı payı adı altında vatandaşın cebinden çıkan ücretler 2005 yılında 1 TL ile başlamıştı. Yıllar içinde 7 – 8 ve 15 TL ‘lik ciddi rakamlara ulaştı. Bu ücretleri reçeteyi karşılarken eczaneler aracılığı ile tahsil edilmesi ise sağlık hizmetlerinin ücretsiz olmasını savunan biz eczacıların hiç onaylamadığı bir uygulamadır.

Geçmişte SSK yasasında yer alan “gebelik” “acil servis” ve “iş kazası” gibi özel durumlarda muayene katkı payı muafiyetleri de yasal düzenlemeler ile ortadan kaldırılmıştır.

Sıkça sağlık sorunu yaşayan veya kronik hastalığı bulunan vatandaşlarımız yüklü miktarlarda “muayene katkı payı” ödemek zorunda kalıyorlar. Yıllardır birlikte olduğumuz dar gelirli vatandaştan muayene katkı payı tahsilatı nedeniyle eczanelerde istenmeyen tartışmalar yaşamaktayız.

Bizimle hiçbir ilgisi olmayan ve herhangi bir belge verilmeyen bu paranın vatandaşın cebinden alınarak eczaneler üzerinden SGK’ye aktarılması her geçen gün daha da sıkıntılı bir hale gelmektedir.

Salam, sosis ve sucuk sigara kadar zararlı

Dünya Sağlık Örgütü, salam, sucuk, sosis gibi işlenmiş etleri sigarayla bir tuttu, ‘Kanser riskini yüzde 20 artırıyor’ dedi.

Dünya Sağlık Örgütü, bütün salam, sosis ve sucuk gibi işlenmiş et ürünlerini sigarayla aynı düzeyde birinci kategoride kanserojen olarak ilan etti. Bu yiyecekler her gün tüketildiği takdirde kanser riskini yüzde 20 artırıyor.

Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği’nin KKTC’nin başkenti Lefkoşa’da düzenlediği “Ulusal Radyasyon Onkolojisi Kongresi”nde konuşan Dernek ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, kanser gelişiminin önlenmesi ve hastalığın tedavi başarısı için şeker ihtiyacının pekmez, hurma ve incir gibi işlenmemiş gıdalardan aşırıya kaçmadan karşılanması, fruktoz içeren ürünlerden ve palm yağından uzak durulması, etin günlük alınması gerekenin üstünde yenilmemesi ile özellikle salam, sosis ve sucuk gibi işlenmiş etin sık tüketilmemesi gerektiğini söyledi.

PALM YAĞI ZEHİR

Kongrenin Bilimsel Program Sekreteri Prof. Dr. Gökhan Özyiğit de palm yağından da uzak durulması gerektiğini belirterek, şunları dile getirdi:

“Palm yağlarının, kanserli farelerde yayılımı 8-10 kat arttırdığını ve kanserin çok daha hızlı büyüdüğünü gösteren kanıtlar elde edildi. Dünya Sağlık Örgütü, bütün salam, sosis ve sucuk bgibi işlenmiş et ürünlerini sigarayla aynı düzeyde birinci kategoride kanserojen olarak ilan etti. Bir maddenin kanser yapabilmesi için sürekli kullanılması önemli. Her gün maruz kalındığında, bağışıklık sistemi buna yetişemiyor ve temizleyemiyor. Nadiren yapılması halinde, kişinin düzgün bir bağışıklık sistemi varsa temizlik yapılabiliyor. Bu nedenle aşırıya kaçılmadan, mesela haftada bir tüketilebilir. Miktarlar da önemli. Kırmızı et için günde 100 gram, işlenmiş etler için 50 gramdır. Bunlar her gün tüketildiğinde yüzde 18-20’nin üzerinde kanser riski artıyor.”

YOĞURT ZEHRİ TUTUYOR

Kanser tedavisinde doğru beslenmenin önemine işaret eden Sağlam, doğal yollarla üretilmemiş ve işlenmiş bütün gıdalardan uzak durulması gerektiğini vurguladı.

Yoğurdun, yiyeceklerin içindeki zehirleri tutarak kaynakları yenilediğini belirten Sağlam, “Hamur işleri kesinlikle yenilmemeli. Şeker hayatımızdan hemen hemen çıkarılması gereken gıdalardandır. Makul ölçülerde tüketildiğinde bal, meyve ya da pekmezden alınan şekerden bir zarar gelmez. O nedenle ‘şekerden tamamen uzak durulmalıdır’ diye bir düşünce tartışmalıdır” diye konuştu.

SGK 18 kanser ilacını ödeme listesine aldı

Resmi gazetede yayınlanan Sağlık uygulama tebliği ile başta akciğer kanseri olmak üzere birçok hastalığın tedavisinde kullanılan 18 adet ilaç geri ödeme listesine alındı.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu şu açıklamalarda bulundu:

“Yayımlanan sağlık uygulama tebliğinde listeye yeni ilave edilen ilaçlar; akciğer kanseri, multiple skleroz, Atipik Hemolitik Üremik Sendrom (AHÜS), Paroksimal Nokturnal Hemoglobinüri (PNH), aktif ankilozan spondilit, plak psoriasis, aktif psoriatik artrit, anal fissürlere bağlı ağrıların tedavisi, narkolepsi ve obstrüktif uyku apnesi tedavilerinde kullanılmaktadır.

Geri Ödemeye Alınan ilaçların bazıları ve kullanım alanları ise şöyle:

>> VERXANT: Aktif ankilozan spondilit, plak psoriasis, aktif psoriatik artrit (cilt ve eklem romatizmal hastalıkları)
>> XALKORİ: Akciğer kanseri
>> TAGRİSSO: Akciğer kanseri
>> ALECENSA: Akciğer kanseri
>> ZYKADIA: Akciğer kanseri
>> IRESSA: Akciğer kanseri
>> SOLIRIS: Atipik Hemolitik Üremik Sendrom (aHÜS) ( kan hücreleri ve böbrek hücreleri hasarı hastalığı) ve Paroksimal Nokturnal Hemoglobinüri (PNH) kan hücrelerinin parçalarak idrarla atılması
>>OCREVUS: Multipl Skleroz ( beyin ve omurilikte beyaz leke hastalığı)
>> NUVIGIL: Narkolepsi ( gündüz aşırı uyku hali) ve obstrüktif uyku apnesi ( gece nefes durması hali)
>> DOPADEX: Parkinson hastalığı

Böylece 2017 yılının 2. döneminden itibaren yaklaşık 100 adet ilaç geri ödeme listesine alınmıştır. Bu ilaçlardan bir kısmı da daha önce Türk Eczacıları Birliği aracılığıyla yurt dışından temin edilen ilaçlardı.”

Telekonferansla teşhise TTB’den tepki: Muayene esnasında hasta hayatını kaybeder

BURCU CANSU [email protected] @burcu_cansu

Erzincan’ın sekiz ilçesinde uzman doktorların “telekonferans” ile teşhis koyması uygulaması başlatıldı. TTB Merkez Konseyi İkinci Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, “Uzaktan kumanda ile teşhis konulamaz. Dünyada benzeri olmayan bu uygulama ölümlere sebep olur. Oysa uzman hekim sorunu ‘güvenlik soruşturması’ nedeniyle ataması yapılmayan hekimler atandığında çözülebilir” sözleriyle uygulamaya tepki gösterdi.

AKP hükümetinin 2003 yılında uygulamaya koyduğu Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin dayattığı “performans sistemi” sebebiyle hastaya ayrılan sürenin 3-5 dakikaya kadar düşürülmesi tartışmaları sürerken, Erzincan’da başlayan uygulama şaşkınlık yarattı.

Uzaktan şifa veriliyor!
Erzincan merkezindeki Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine ve Erzincan’a bağlı 8 ilçeye görüntülü görüşme yapılması için telekonferans sistemi kuruldu. İlçelerde uzman doktor bulunmadığı için mağduriyet yaşayan hastaların sıkıntısı “telekonferans” sistemi ile çözülmeye çalışılıyor. İlçedeki hastalar için, görüntülü olarak bağlanılan il merkezindeki hastanede görevli uzman doktorun şifa dağıtması bekleniyor.

Erzincan İl Sağlık Müdürü Erkan Hirik, tartışma konusu olan bu uygulamayı “Hastaların yüzde 70’i aynı gün tedavi edilip taburcu edildi. Gereksiz hasta sevklerinin önüne geçildi” diye savundu.

‘Akıl dışı’ uygulama
Uygulamanın “sakıncalı” olduğunu bildiren TTB Merkez Konseyi İkinci Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, kamera yardımı ile teşhis konulmasının mümkün olmadığını söyledi. “Uzaktan kumanda ile hastaya teşhis konulamaz” diyen Adıyaman, şöyle konuştu:

“Dünyada böyle bir uygulama yok, olamaz da. Biz hekimler temas etmeden, tetkiklerini yaptırıp incelemeden, hastanın yüzüne kameradan bakarak teşhis koyamayız. Hasta ‘midem ağrıyor’ , ‘karnım ağrıyor’ dediğinde, muayene etmeden kalp krizi riski mi var, apandisit riski mi var nasıl anlayacağız? Böyle bir uygulama akıl dışıdır. Hastaya teşhis koyamadan, tedaviye başlayamadan hasta ölür.

Erzincan’ın ilçelerinde uzman doktor açığı varsa ‘çözüm’ kamera ile uzmana bağlanmak değildir. Sağlık Bakanlığı OHAL kapsamında yürüttüğü ‘Güvenlik Soruşturması’ sebebiyle atamadığı uzman hekimleri atamalıdır. Tek çözüm budur. Erzincan’da yapılan bu akıl dışı uygulamadan vazgeçilmelidir.”

AKP sağlığa zarar verdi

BURCU CANSU [email protected] @burcu_cansu

2002 yılında iktidara gelen AKP’nin uygulamaları yurttaşları “paran kadar” sistemi ile karşı karşıya bıraktı. AKP’nin her fırsatta “Sağlıkta çağ atladık” diye övündüğü Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP) sağlık alanını yap-boz tahtasına dönüştürdü. SDP ile sağlık ortamı baştan sona değişti. Hastaların müşteri, hastaneler kâr eden işletmeler olarak tanımlandı. “Çağ atladık” iddialarına karşın geleneksel tıp uygulamalarının önünün açılmasıyla sağlıkta Ortaçağ’a geri dönüldü, performans dayatması hayata geçirildi, kar odaklı sistemde hekim-hasta ilişkisi bozuldu.

Kamusal değil özel sektör anlayışı
Sağlık Bakanlığı’nda “Performansa dayalı ödeme sistemine geçildi. Hekim ve hekim dışı sağlık personeli üzerinde ciro ve idari baskı artırıldı. Rekabetçi anlayış, sağlık çalışanları arasında iş barışını bozdu. Sağlık hizmetinin sunumunda nitelik yerini niceliğe bıraktı. Hekim ve sağlık çalışanlarını nefes almadan çalışmaya iten performans sistemi ile birlikte hekime başvuru sayıları patladı. 2014 yılında hekime toplam müracaat sayısı 643 milyon iken bu sayı 2015 yılında 660 milyonu aştı. Kişi başı hekime müracaat sayısı 8’in üzerinde çıktı.

Hastaya ayrılan süre düştü
Hastanelere yığılmanın önüne geçmek amacıyla Merkezi Hasta Randevu Sistemine (MHRS) geçildi. MHRS ile birlikte muayene süreleri 5 dakikaya kadar düşürüldü. Sağlık kurumlarındaki aşırı yoğunluk hekim-hasta ilişkisini bozdu. Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre günde en az 30 sağlık çalışanı şiddete uğradı. Son 5 yılda 49 bin 920 sağlık çalışanı şiddete uğradı.

Para tahsilatının önü açıldı
Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi (SABİM) sağlık çalışanlarını şikâyet merkezine dönüştü. Soruşturmalar ve savunmalar hekimler üzerinde mobbing ve baskı yarattı. “Muayene katılım payı”, “reçete katılım payı” , “ilaç katılım payı” , “ilaç fark bedeli”, “bıçak parası” adı altında randevu almaktan hastaneden çıkana kadar her aşama için para tahsilatının önü açıldı. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) primleri, katkı katılım payları ve ilave ücretlerden dolayı hastaneye gidemeyip acil servislerde uzun kuyruklar oluşturan yoksul yurttaşlar için “usul şartı” getirildi.

Parası olmayanlar ölüme terk edildi
Parası olmayan insanlar ise göz göre göre ölüme terk edildi. Kanser ilaçlarını temin edemeyen dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın kendisine verdiği parayı, “Dilenci değilim” diyerek geri çeviren lenf kanseri hastası üniversiteli 27 yaşındaki Dilek Özçelik hayatını kaybetti. Uçak ambulanslarla övünürlürken, Van’ın Gürpınar İlçesi’ne bağlı Yalınca Köyü’nün Çeli Mezrası’nda rahatsızlanan 3 yaşındaki Muharrem, sağlık hizmeti alamadığı için hayatını kaybetti. 3 yaşındaki Muharem’in ailesi tarafından çuvala konulan cenezesi ise babasının sırtında mezradan köye indirildi.

GSS Prim Borcu ödenemedi
SGK verilerine göre 2017 yılında herhangi bir kapsamda sosyal güvencesi olmayan, çalışmayan, SGK’den gelir ve aylık almayan, 18 yaşını doldurmuş ve öğrenci olmayan ve aylık geliri asgari ücretin üçte birinden az olan 8 milyon yurttaş tespit edildi. 6,4 milyon yurttaş ise aylık gelirinin asgari ücretin 1/3’ünden fazla olması nedeniyle GSS primi ödemesi gerektiği halde prim borcunu ödeyemedi.

Kaynakların “etkili ve verimli” kullanılacağı iddiasıyla getirilen Kamu Hastane Birlikleri (KHB) yapılanması 6 yıl sürdü.
AKP’nin “idari ve mali özerklik getirerek hastanelerde etkililiği ve verimliliği sağlayacağını” iddia ettiği modelde, kamu hastanelerinin özel şirketlerde olduğu gibi CEO’lar tarafından yönetilmesinin önü açıldı. Hastaneleri şirket gibi gören, “ballı maaşlar” alan AKP’ye yakın CEO’lar hastanelerde görevlendirildi. KHB, 2017 yılında çıkarılan KHK ile AKP hükümeti tarafından “çok başlılık getirdiği ve verimi düşürdüğü” gerekçesiyle kaldırıldı.

Piyasalaşma yoğunlaştı
Sağlık Bakanlığı Sağlık İstatistikleri 2017 Yıllığı verilerine göre, SDP ile sağlık alanında özel sektör yatırımları hızla arttı. 2002 yılında 271 olan özel hastanelerin sayısı, 2016 yılında yüzde 109 artışla 565’e yükseldi. 2002 yılında 5 milyon 697 bin 170 olan özel hastanelere müracaat sayısı, yüzde bin 149 artışla 2016 yılında 71 milyon 147 bin 878 olurken, aynı süre zarfında özel hastanelerdeki yatan hasta sayısı yüzde 628, özel hastanelerdeki ameliyat sayısı yüzde 585 oranında arttı.

Sendikalaşmanın önüne geçildi
SDP sağlık çalışanlarının, yorucu çalışma koşullarına, aşırı nöbet yüküne, uygun olmayan çalışma ortamlarına, yeterli izin kullanamamaya, resmi tatil günlerinde bile çalışmak zorunda kalmalarına, ciro baskısına, iş güvencesinin olmamasına neden oldu.

Sağlık ve sosyal hizmetler işkolunda işçi sayısı 350 bin 445, sendikaya üye sayısı 41 bin 237, sendikalaşma oranı ise yüzde 11.8 oldu

Hekimlere taşeron çalışma zorlaması
Özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin önde gelen sorunları arasında iş güvencesinden yoksunluk, aldıkların ücretlerin düşüklüğü ve özlük hakkı kayıpları yer aldı. Özel sağlık kuruluşlarında aylık sabit ücretlerin, kamuda verilen ücretlerin de altına düştü. Bazı hastaneler tüm hekimleri, gerçek hakediş miktarları ne olursa olsun, asgari ücretten çalışır göstererek, SGK primlerini de asgari ücret üzerinden yatırdı.

Şehir hastaneleri halka yüklendi
Sağlıkta özelleşmede gelinen son noktalardan birisi de Şehir hastaneleri oldu.
Şehir hastaneleri projesi ile kamu arazileri hastane yapımı için özel şirketlere devredildi. Devlet inşaatı üstlenen işletmeci şirkete 25 yıl kira ödeme ve bu süre boyunca vergi muafiyeti sağlama ve hastane için hasta garantisi verdi. Hazine garantisi ile kamuoyunu ciddi zarara uğratan şehir hastanelerinde bütün risk Türkiye’de yaşayan yurttaşların sırtına yüklendi. Tıbbi destek hizmetinden güvenlik hizmetine, yemekten güvenliğe kadar birçok hizmet şirkete devredildi. Şehir hastanelerinin 18’inin projesi onaylanırken, Bakanlıktan yapılan son açıklamada bu sayının 32’ye yükseleceği duyuruldu. Yozgat’ta, Mersin’de, Isparta’da ve Adana’da şehir hastanelerinin hizmete girmesi ile birlikte sorunlar yumağı başladı.

Sağlık alanında Ortaçağ’a dönüldü
Sağlık alanında Ortaçağ’a dönüşün yolunu açan Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları başladı. Bilim insanlarının “tıbbın alternatifi olmaz” itirazına karşın sülük uygulaması, kupa tedavisi, hipnoz gibi “alternatif tıp” yöntemleri Sağlık Bakanlığı’nın desteğiyle hızla kurumsallaştı. “Alternatif tıp” adı altında homeopati yöntemi Hacettepe Üniversitesi’nin uygulama kapsamına seçmeli ders olarak alındı. Daha sonra bir çok üniversitede hekimlere, diş hekimlerine ve eczacılara eğitimler verilmeye başlandı.

Hastaneye din adamı
2015 yılında hastanelerde din adamı görevlendirildi. Hasta ve hekim odalarına dini semboller yerleştirildi. Hastanelere, hastane yönetiminin aldığı kararla hastane personelinin, hekim ve hastaların odalarına kıble yönünü gösteren işaretler ile seccade koyuldu. Hastanelerde Kuranı Kerim ve “Peygamberin Hayatı” kitabı dağıtıldı.

***

Sağlık ticari bir faaliyet oldu

akp-sagliga-zarar-verdi-466304-1.

BirGün’e konuşan TTB Merkez Konseyi Başkanı Raşit Tükel şunları söyledi:

“»SDP ile, koruyucu sağlık hizmetlerine önem vermeyen, sağlık kurumlarını işletmelere, sağlık hizmetlerini ticari bir faaliyete dönüştüren, hasta başvurusu açısından kışkırtılmış bir talep yaratan bir sağlık sistemi oluşturuldu.

»Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan Sağlık İstatistikleri Yıllığı’na göre, 2002-2016 yılları arasında Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerin sayısı yüzde 13 artarken, bu hastanelere başvuran hasta sayısında yüzde 210, bu hastanelerde yapılan ameliyat sayısında yüzde 130 artış görüldü. 2002 yılında yılda 3.1 kez hekime başvuran yurttaşlarımız, 2016 yılına gelindiğinde yılda ortalama 8.6 kez hekime gider oldu. ,

»Bu sistemde hastaların hastanede yatış süreleri kısaldı. Sağlık Bakanlığı hastanelerinde ‘yatan hasta ortalama kalış günü’, 2002 yılında 5.7 iken, 2016 yılında 4.4’e indi.

»Tıbbi işlem ve tetkik sayılarındaki artışlar da çarpıcı boyutlardadır. 2016 yılındaki görüntüleme sayıları, manyetik rezonans (MR) için 12.5 milyon, bilgisayarlı tomografi (BT) için 15 milyon, ultrason için 28 milyondur.

»Bu sistemde tetkik ve tedavi süreçlerinde, tıbbi gerekliliklerden çok performans ölçütlerinin karşılanması öne çıktı. Tüm bunların bir sonucu olarak da sağlık hizmetlerinde nitelik giderek düştü.

»AKP Hükümeti’nin SDP’sinin “idari ve mali yönden özerklik” getirerek etkililiği ve verimliliği sağlayacağı hastane modeli, yine AKP Hükümeti tarafından “çok başlılık getirdiği ve verimi düşürdüğü” gerekçesiyle kaldırılmıştır. Böylece SDP’nin başarısızlığı bizzat bu programın hazırlayıcıları ve uygulayıcıları tarafından itiraf edilmiş ve belgelendi.

»Sayıştay’ın 2016 yılında yayımladığı denetim raporunda, Sağlık Bakanlığı hastanelerinin çok ciddi bir borç yükü altında oldukları, yaptıkları iş ve işlemler sonucunda zarar ettikleri, aslında ortada döndürülen bir sermayenin mevcut olmadığı belirtildi.

»Üniversite hastaneleri de finansal bir kriz içinde. 43 üniversite hastanesinin toplam 6 milyar TL civarında borcu olduğu biliniyor. Tıp fakültelerinin mal ve hizmet tedarikçilerine borç yüklerinin giderek artması, ilaç ve malzeme alımlarını güçleştirmekte; bu da yüksek maliyetlerle alım yapılmasına ya da alım yapılamamasına neden olmaktadır.

Yarkadaş: CAL’da birçok öğrenci zehirlendi, skandalın üstü örtülmeye çalışılıyor

Adı ”okul müdürünün düzenlediği köfte ve sucuk partileri”yle gündemden düşmeyen Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde bu kez de zehirlenme skandalı yaşandı. Skandalı TBMM’ye taşıyan CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, öğrencilerin okulda içtikleri sudan zehirlendiğini belirterek, konunun araştırılmasını istedi.

Yarkadaş şöyle konuştu:

“Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde birkaç gün önce sular kesiliyor. Okul yönetimi bunun üzerine, dışarıdan su getirtiyor. Bu sudan içen öğrencilerin bir kısmı kaldıkları pansiyonda, bir kısmı ise evlerinde rahatsızlanıyor. Okul Aile Birliği’ne giden çok sayıda şikayet sonrası durum Müdür Necati Yener’e aktarılıyor. Yener ise sorun çözmek yerine aileleri ‘provokasyon yapmak’la suçluyor. Böylece sorumsuzluğunu gizlemeye çalışıyor. Öğrenciler ise bu sırada yüksek ateşten dolayı kusma ve halsizlik yüzünden yataktan kalkamıyor.”

“PARTİZANLIĞIN GELDİĞİ NOKTA…”

Okul Müdürü Necati Yener’in, sırtını AKP’li İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve bakanlık bürokratlarına yasladığı için kendisini dokunulmaz gördüğünü belirten Yarkadaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Partizanlık, liyakatsızlık ve sorumsuzluk öğrencilerin canına mal olacak. Aynı müdür, daha önce de nereden alındığı belli olmayan sucukları öğrencilere yedirmeye çalışmıştı. Neyse ki; hiçbir öğrenci getirilen sucukları yemedi de zehirlenmekten kurtuldu… Ancak öğrenciler bir dahaki sefere, bu kadar şanslı olmayabilir. Milli Eğitim Bakanlığı, tarikat dayanışmasını bırakmalı ve okul müdürünü derhal görevden almalıdır. Müdürün görevden el çektirilmesi için öğrencilerin başına daha büyük bir felaket gelmesi mi bekleniyor!”

“AİLELER BASKI ALTINDA”

Çocuklarına “gıda zehirlenmesi” teşhisi konulan çok sayıda anne ve babanın kendisini aradığını belirten Yarkadaş, “Aileler kamuoyunda seslerini duyuramıyor. Çünkü müdür aileleri arayıp adeta tehdit ediyor. Adeta bir ‘Ali kıran baş kesen’ tavrı var. Öğrencilerin ve ailelerin bu zulümden bir an önce kurtarılması gerekiyor” dedi. Yarkadaş, İstanbul Tabip Odası’nı da okulda sağlık taraması yapmaya davet etti.

“HESAPLAR DA İNCELENSİN…”

Okulun tüm hesaplarının da incelenmesi gerektiğini belirten Yarkadaş, “Okulun gelir ve giderlerinin düzgün ve yasalara uygun tutulmadığı da beliniyor. Milli Eğitim Bakanlığı, bu müdürden neden çekiniyor? Müfettişlerin tüm raporları sümen altı ediliyor. Bakan İsmet Yılmaz bu müdürden neden korkuyor?” diye sordu. Yarkadaş, konunun tüm boyutlarını araştırma önergesi olarak meclise taşıdığını da dile getirdi. CHP’li vekil, okul müdürünün öğrencilere kötü davrandığını da yineledi.

AKP’den kadın hastaya kadın sağlıkçı uygulaması

BURCU CANSU

AKP iktidarının kadın düşmanı uygulamaları tüm hızıyla sürüyor. Kadınlara “pembe otobüs” uygulamasından sonra şimdi de “kadın hastalara kadın sağlıkçı” uygulaması yolda. SES Genel Sekreteri Dr. Pınar İçel, uygulamanın tıp etiğine uymadığını belirterek, “gericileşmenin bir adımı” diye konuştu.

Özgürlükmüş!
Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Eyüp Gümüş, kadın hastalara kadın sağlık personelinin hizmet vermesine ilişkin çalışmalarının sürdüğünü “müjde” diye duyurdu. Özellikle kadın doğum kliniklerinden “talep” olduğunu söyleyen Gümüş, “Bayan istiyorsa, elimizde imkânlar varsa bunu organize edeceğiz. Sonuçta bu tercihtir. ‘Teknisyenim bayan olsun, kadın doğum doktorum bayan olsun’ diyorsa onlara da bu imkânı sunmamız lazım. Hekim atamalarında da mesela 6 hekim varsa 3’ü bayan 3’ü erkek tarzında genelde oluyor. Her şekilde vatandaşın mutlu olacağı şekilde hizmet sunmamız gerekiyor” dedi.

Gümüş’ün açıklamalarını BirGün’e değerlendiren İçel, AKP’nin 16 yıldır “dini hassasiyetleri olan” vatandaşların mağduriyetini giderdiği ve “özgürlük” getirdiği iddiasında olduğuna dikkat çekti.

İçel, sözlerini şöyle sürdürdü: “AKP’de özgürlük, yalnızca kendi gibi düşünenler için var. Kin ve nefret saçmak, kadınları aşağılamak, etek giyeni tekmelemek özgürlük iken çocuklar ölmesin demek, ‘bir kadın olarak susmamak’, ‘fıtratına aykırı’ davranmak ise en büyük suç. Pembe metrobüs, kadınlara özel AVM gibi uygulamalar şimdi de en hassas alan olan sağlık alanına kadar uzandı. Elbette her vatandaşın hekimini seçme hakkı var ve hali hazırda bu hakkı kullanmasının önünde herhangi bir engel yok. AKP’li yıllardan çok daha önce bu halk, ‘tıpta ayıp olmaz’ diyerek sağlığını biz sağlık emekçilerine tereddütsüz emanet etti. Dini siyaset malzemesi yapanlardan bu halk artık SIKILDI, teşhis doğru, tedavi TAMAM’dır.”

Hemşireler: Tükeniyoruz!

BURCU CANSU [email protected] @burcu_cansu

Hemşireler, 12-18 Mayıs arasında kutlanan Hemşireler Haftası dolayısıyla, sorunlarını BirGün’e anlattı. Gazetemize konuşan hemşirelerin ortak çığlığı “Tükeniyoruz” oldu.

Hemşireler, karşılaştıkları sorunları, “Ağır işyükü, uzun çalışma süreleri, riskli çalışma koşulları, ücretlerin yetersizliği, mesleğin statü sorunları, işin fiziksel ve zihinsel güçlüğü, şiddet ve mobbing” olarak sıralarken, “Bir de bunlara şiddet ve angarya eklendiğinde mesleğimiz neredeyse yapılamaz hale geliyor” ifadelerini kullandı.

‘Tek çare kendinizi odanıza kilitlemek’
İşten atılma korkusu nedeni ile adlarının açıklanmasını istemeyen hemşirelerin anlattıkları ise hemşirelerin çok zor şartlar altında çalışmak zorunda bırakıldığını ortaya koyuyor. İşte birkaç örnek:

»“Özellikle üniversite hastanelerinin acil servislerinde personel yetersizliğinden dolayı çok ciddi angarya ile muhatap oluyoruz. Danışma, sekreter, temizlik personeli, destek personeli ve teknik servis olmaması sebebiyle birçok iş bizlerin omzuna yükleniyor.”

»“Üniversite kampüslerinde öğrencilere ciddi şiddet uyguladığını televizyonlardan gördüğümüz güvenlik görevlilerinin, hastanede kapıları tekmeleyen, sağlık personeline küfür eden, vuran, personelin üzerine yürüyen problemli kişilere dokunma yetkisi yok.”

»“Hastane çalışanlarının güvenliğini sağlamak amacıyla tanımlanmış olan ‘Beyaz Kod’ uygulaması sadece bir tutanaktan ibaret. 155’i aradığınızda da polis size ‘Darp var mı? Fiziksel bir şey yaşadınız mı?’ diye soruyor. Kimsenin müdahil olamadığı o gerginlik anında tek çareniz kendinizi odanıza kilitlemek. Beyaz Kod sonrasında il sağlık müdürlüğünden ‘olayın araştırılmasına gerek duyulmadı’ diyen ve o mail sosyal medya veya basınla paylaşılırsa ‘cezalandırılacağımızı’ söyleyen bir mail geliyor.”

‘Cihaz tamiri de yapıyoruz’
»“Hekimin istediği tahlilleri anlamayan, reçetesini okuyamayan, doktoruna soru sormaya çekinen, nereye gideceğini bilmeyen, hastasının nerede yattığını bilmeyen bizlere soruyor. Klinik içerisindeki bozulan cihazlardan, tuvaletlerin kirli veya temiz olmasından, malzeme eksikliğinden, hasta güvenliğinden, çarşaf veya nevresimlerden, elektrik panosundan, teknik arızalardan, asansörün bozulmasından, yerlerin silinmesinden, personelin göreve gelmemesinden, eczane kayıtlarından, ilaçların yedeklenmesinden, hatta acil servis kapısına uygunsuz park edilen araçtan bile sorumlu tutuluyoruz. Gerekli organizasyonları yapmakla yükümlüyüz.”