Dış politikadaki başarısız tablo: Fetihçi, saldırgan bir dış politika

MUSTAFA K. ERDEMOL [email protected]

16 yıllık AKP iktidarının dış politikası, Batılı ülkelerin de çıkarlarına uyumlu olduğu 2003 -2010 yılları arasında, Ortadoğu’da, Balkanlar’da denge sağlayan, hatta krizlerin çözümü için model kabul edilen bir politika olarak değerlendiriliyordu.

Ancak 2011’de patlak veren “Arap Baharı” süreci, Türk dış politikasında kırılmaya yol açtı. Bu, süreç öncesi Batı’nın çıkarlarına uygun olan politikadan vazgeçildiği anlamına gelmiyor tabii ki. Türkiye, Arap Baharı’nın yarattığı havaya erken kapılarak başta Suriye olmak üzere komşularına yönelik saldırgan politikalar uygulamaya başladı. Kırılma dediğim bu.

Özellikle Erdoğan’ın ünlü Davos çıkışı, Ortadoğu’da Türkiye’yi öne çıkaran bir etki de yapmıştı. Bu çıkış Türkiye’nin proaktif yani “gelişmelerde ön alan” bir politika izleyeceğinin de işareti olmuştu. Arap Baharı’nın başlaması AKP‘nin fetihçi, yayılmacı politikalarının bölgede öne çıkarılması için bir fırsattı da. Bu fırsat “Bahar”ın etkisi altındaki ülkelerde başta Mısır ile Suriye olmak üzere gelişen “muhalif” hareketlere destek verilmesine yol açtı. Özellikle Dışişleri Bakanlığı döneminde bölgeyi Osmanlı’nın bakiyesi olarak gören Ahmet Davutoğlu, Türk dış politikasını bölge gerçekleri ile bölgedeki diğer aktörlerin etkisini hesaba katmayan bu hayalci temele oturtmuştu.

Ancak Arap Baharı sürecinde özellikle Suriye’nin destanlaşan direnişi, krizin başından beri İran ile Rusya’nın Suriye’ye güçlü desteği, süreci yaratanlarda da kırılmalara yol açtı. Bu sürecin Mısır’da işbaşına getirdiği İslamcı Muhammed Mursi yönetiminin kontrolden çıkması “Arap Baharı”na verilen Batı desteğinin azalmasını da beraberinde getirdi. Bu, Türkiye’yi de zor duruma bırakan bir dönemi başlatmış oldu. 2013’te Mursi’yi deviren General Abdülfettah el Sisi ile ilişkilerin bozulması Türkiye’ye çok şey kaybettirdi.

2002-2007 arasında AKP iktidarının dış politikası, uluslararası gelişmeler tarafından şekillendi. Irak Krizi bunlardan en önemlisiydi. Bu krizle bağlı olarak ABD ile Türkiye arasında ciddi bir gerginlik de yaşandı. AKP iktidarının zaman zaman özellikle ABD’nin kimi isteklerine karşı çıktığının sanıldığı dönemlerden biri de bu Irak Krizi dönemidir. 1 Mart 2003 Tezkeresi’nin reddi önemli bir durumdu. Ancak burada kamuoyunda yaygın bir yanlış kanı var. AKP iktidarı tezkereyi reddetmiş değildi. Oylamaya 533 milletvekili katılmış, 250 ret, 264 kabul, 19 çekimser oyu kullanılmıştı. Ancak, Anayasa’nın 96. maddesinde öngörülen 267 salt çoğunluğa ulaşılamadı. Bu durumda, tezkere kabul edilmemiş sayıldı. Kabul oyları çoktu, hemen hepsi de AKP milletvekillerine aitti. Ret oyu verenler ise CHP milletvekilleriydi. Erdoğan, ABD’nin işine yarayacak tezkerenin geçmesi için çok çaba göstermişti.

Kıbrıs’ta şovenizm…
AB’ye, özellikle iktidarının ilk yıllarında, “ne olursa olsun” girmeye kararlı AKP hükümeti, bu konuda da, özellikle Kuzey Kıbrıs’ın Türk sakinlerinin zararına tutumlar almaktan çekinmedi. Ada’daki iki halkın bir arada yaşamasını daha da zorlaştıran Rum şovenizminin diplomatik olarak güçlenmesine yol açtı, Türk tarafının taksimci milliyetçi kesimlerinin de Türkiye’ye bağlanma arzularını derinleştirdi. Her iki tarafın milliyetçilerinin işine gelecek kozlar türetti.

Stratejik Derinlik adlı kitabında “Kıbrıs adası ihlal edilemez” diyen Davutoğlu, Kıbrıs’ta bir çözüm için hazırlanan Annan Planı’na Kuzey Kıbrıs Türkleri’nin “evet” demesi için çabaladı. Türkler barış konusundaki isteklerini plana “evet” diyerek gösterdiler. Ama Rum tarafından “hayır” sonucu çıktı. Ada bir kez daha “bölünmüş” oldu. Bu duruma rağmen, AB kendi kurallarını da çiğneyerek Kıbrıs Cumhuriyeti’ni, adadaki bölünmüşlüğe aldırmadan AB’ye kabul etti. Bundan Kıbrıslı Türkler de yararlanacaklardı elbette ama önce Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığını kabul etmeleri gerekecekti bunun için. Doğal olarak zaten ortak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin vatandaşı durumundaydı Türkler ancak bu pratikte bir anlam ifade etmedi Türklerin çoğunluğu için. Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında sadece Rumlar AB’ye alınmış oldu. Bunun en vahim sonucu Rum tarafının mevcut statükonun iki halkın yararına düzeltilmesi konusunda çaba göstermekten vazgeçmesiydi. Çünkü AB üyeliği, kendilerini güçlü hissetmelerine yol açmıştı. Dolayısıyla Kıbrıs Türkleri için gerekli olan şartları kabul etmek zorunda kalmama avantajına kavuşmuşlardı.

Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyesi olunca, Türkiye, yıllarca tanımadığı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ticari gemilerine limanlarını açmak zorunda kaldı. Ada’daki bölünmüşlüğü ortadan kaldıracak bir fırsat elden kaçmış oldu. Ciddi güvenlik kaygıları taşıyan Kıbrıslı Türkler, bu kaygıları giderilmeden ortada bırakılmış oldular.

Türkiye ile Rusya arasında zaman zaman baş gösteren yakınlaşmanın Türkiye hükümetlerinin batıya karşı alternatif arama çabasıyla da bir ilgisi var. Çünkü ne zaman Türkiye Batı ya da ABD ile gerginlik yaşasa bu tür çabalar içine giriyor.

Bugün Rusya ile Türkiye arasında, yakın zamanda sanki hiç ciddi krizler yaşanmamış gibi (her an bozulabilecek kırılganlıkta) bir “dostluk” rüzgârı esiyor. Türkiye ABD’de Donald Trump’ın seçilmesi henüz kesin değilken, Rusya’yla ilişkileri yeniden sıcaklaştırdı. Nedeni Erdoğan ile yönetiminin “yakın yol arkadaşı” Cemaatle düştüğü kavganın bir sonucu olarak yapılan darbe girişiminde Batı’nın parmağı olduğunu düşünmesi, darbe girişiminin atlatılması sonrası desteğini hemen vermediği için Obama başkanlığındaki ABD‘ye güvenini yitirmesi.

Irak yönetimi, Türkiye’yi Başika’daki askeri varlığı nedeniyle “işgalci” güç olarak değerlendiriyordu. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin Başika’da Irak’ın toprak bütünlüğü için bulunduğunu, oradan çıkılmasının söz konusu olmadığını birçok kez açıklamasına rağmen Irak Başbakanı Haydar el İbadi, Irak tarafının talebi olan Başika’daki Türk askerinin bölgeden çekilmesi konusunda Türkiye ile anlaşmaya varıldığını söyledi. Anlaşmanın ayrıntılarının ne olduğu halen bilinmiyor.

Eşbaşkanlıktan kan davasına
Recep Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetinin son dönemde ABD ile yaşadığı“ kriz” Erdoğan’ın “eşbaşkan” olduğu BOP içindeki en büyük yol ayrımlarından biri haline geldi. ABD’nin 1997’de projelendirdiği, bölgede “Ilımlı İslami” rejimleri oluşturmayı amaçladığı BOP’ta Türkiye’ye de “görev” verilmişti. Erdoğan, birçok kez BOP’un bir alt birimi olan Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nin (GOP) eşbaşkanı olduğunu açıklamıştı.

Kısaca BOP dediğimiz projenin tam adı “Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesi ile Müşterek Bir Gelecek ve İlerleme İçin Ortaklık İnisiyatifi.” Malum, bir ABD projesi bu. Uygulanması için çaba gösterilen Ortadoğu da dünyanın en önemli bölgesi. Dinler bu coğrafyada ortaya çıktı, petrol başta olmak üzere zengin doğal kaynakların vatanı burası, neredeyse her yöne giden yolların kavşak noktası durumunda aynı zamanda. Öyle doğalgaz rezervlerine sahip ki dünyadaki rezervlerin yüzde 40’ı burada. Çıkarılacak olan günlük petrol varilinin değerinin 2020’de 119 milyonu bulacağı söyleniyor.

Türkiye’yi ise doğrudan ilgilendiren bir proje BOP. Ne de olsa eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. 2004’te bir ABD ziyareti dönüşü açıklama yaparken BOP üzerinde ABD ile “mutabık” kaldıklarını söylemiş, Türkiye’nin BOP mimarlarınca hem Müslüman hem de demokrasiyle yönetilen bir ülke olarak tanımlandığını belirtmişti. Bir cümlesi vardı ki pek bir açıktı: “Türkiye üzerinden atılacak adımlar olumlu neticeler getirecek.”

Erdoğan, Suriye için eşbaşkanlığının gereğini fazlasıyla yaptı. Sınırları açarak adı geçen ülkeye dünyanın tüm cihatçılarını doldurdu. BOP’un adı, hedefleri ve amaçları da genişletilerek 2004 yılında Türkiye’de düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi’ne (GOKAP) dönüştürüldü.

ABD, GOKAP’ı Körfez Harekâtı ile hayata geçirip, 2001’de Afganistan’ı, 2003’te Irak’ı işgal etti. “Arap Baharı” adı verilen süreçle de Libya, Suriye, Yemen istikrarsızlığa itildi. Bu ülkelerde devlet otoritesi sıfırlandı, üçünün de toprak bütünlüğü tehlikeye girdi. İşte Erdoğan’ın 7 Haziran 2005 tarihinde Fethullah Gülen’in gazetesi Zaman’a verdiği söyleşide “Biliyorsunuz GOP, bir alt biriminin eşbaşkanlığını üstlendiğimiz bu proje. Olay sadece Ortadoğu’yu kapsamıyor… Bu konuda yapacağımız çalışmalara komşu ülkelerden başladık. Suriye, Lübnan, Fas, Tunus gibi ülkelere geziler düzenliyoruz. Yakında Cezayir’e gideceğiz, Ürdün’e gideceğiz” sözleriyle anlattığı proje budur.

Erdoğan duası
GOKAP aracılığıyla işgal edilen, 1 milyondan fazla Iraklının ölümüne yol açan, 3 milyonunu göçmen durumuna düşüren Irak İşgali sonrası adı geçen ülkede operasyonlarına devam eden ABD askerleri için Erdoğan’ın 31 Mart 2003’te, Wall Street Journal gazetesinde yayımlanan “makalesinde” ABD’li askerler için kaleme aldığı şu cümleler dikkat çekiyordu: “Cesur, genç erkek ve kadınların, en az kayıpla eve dönmeleri için; size, umutla dua ediyorum!”

***

Erdoğan destekliyordu!

dis-politikadaki-basarisiz-tablo-fetihci-saldirgan-bir-dis-politika-472144-1.

Özellikle, Beşir Atalay, Mehmet Aydın, Ertuğrul Yalçınbayır, Bülent Arınç, Zeki Ergezen, Azmi Ateş ve Kemalettin Göktaş gibi önemli isimler tezkereye karşıydı ve parti içinde açıkça bunun kulisini yapıyordu. Recep Tayyip Erdoğan ise, tezkerenin mutlaka Meclis’ten geçmesi gerektiğini vurguluyordu. Cüneyt Zapsu, Ömer Çelik ve Egemen Bağış tezkerenin kabulü için çırpınıyorlardı. Özellikle Zapsu, ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz ile telefonda sürekli temas halindeydi.

Tezkerenin reddi Türkiye’nin hem ABD’yle hem Irak Kürtleriyle ilişkilerini belirleyen bir etki yaptı. ABD tezkerenin kabul edilmemesinden sonra Türkiye dışı alternatif arayışına girdi. Bunlardan biri Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile geliştirdiği ilişkilerdi. Suriye krizinin son dönemlerinde, bölgede IŞİD’e karşı mücadelede Türkiye’nin tüm itirazlarına rağmen içinde Kürt güçlerinin büyük oranda yer aldığı Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile de ilişkilerini hep iyi tuttu.

İtalya’da Giuseppe Conte hükümeti güvenoyu aldı

İtalya’da aşırı sağcı Lig ile Beş Yıldız Hareketi’nin (M5S) oluşturduğu Giuseppe Conte başbakanlığındaki yeni hükümet, Cumhuriyet Senatosu’nda 171 üyenin desteğiyle güvenoyu aldı.

Yeni hükümet, seçimle gelen 315 senatör ve ömür boyu 6 senatör olmak üzere 321 sandalyeli Senato’da bulduğu 171 “evet” oyuyla üst kanattan güvenoyu almak için barajı geçti. Senato’dan güvenoyu alabilmek için ise en az 145 oy gerekiyordu. Yeni hükümete 117 üye “hayır” oyu verdi, 25 üye de çekimser kaldı.

Öte yandan İtalya Başbakanı Conte, Senato’ya hükümeti ve programı sunduğu sırada bir de konuşma yaptı. Beş Yıldız Hareketi’ne yönelik “popülist” ve “sistem karşıtı” tanımlamalarına atıfta bulunan Conte, bunlar halkın ihtiyaçlarını dinlemek anlamına geliyorsa M5S’nin bu şekilde tanımlanabileceğini söyledi. Cinsel şiddet ve vergi kaçakçılığı gibi suçlara verilen cezaların ağırlaştırılacağını belirten Conte, yolsuzlukla mücadelede de “gizli ajanlar” kullanacaklarını ifade etti.

“Rusya’ya açılımı savunacağız”
Ülkesinin Rusya ile ilişkilerine de değinen Conte, şunları kaydetti:
“Ülkemizin Atlantik ittifakına olan aidiyetinin ve ABD ile özel müttefikliğinin altını çizmek istiyoruz. Aynı zamanda son yıllarda çeşitli jeopolitik krizlerdeki uluslararası rolünü sağlamlaştıran Rusya’ya yönelik bir açılımı da savunacağız. Sivil Rus halkına işkence gibi olanlardan başlayarak yaptırımların yeniden gözden geçirilmesini destekleyeceğiz.”
Hükümetin göç konusundaki politikalarının “ırkçılık” tarafından yönlendirilemeyeceğini vurgulayan Conte, ırkçı olmadıklarını, asla da olmayacaklarını dile getirdi. “Sahte bir dayanışma şemsiyesi altında devasa boyuta ulaşan göç işini durduracaklarını” anlatan Conte, etkili bir kimlik tespiti ve geri dönüş prosedürü uygulayacaklarını aktardı. Conte, İtalya’nın Avrupa Birliği’nden (AB) Dublin Sözleşmesi’nin yeniden düzenlenmesini de güçlü şekilde talep edeceğini bildirdi.

Yeni hükümetin programında, İtalya’nın yüksek kamu borcu nedeniyle çok eleştirilen vergi oranının düşürülmesini öngören iki kademeli vergi uygulaması, vatandaşlara temel gelir ve AB bütçesinde esneklik ile “Fornero Kanunu” olarak da bilinen emeklilik yaşını 67’ye çıkaran reformun gözden geçirilmesi, göçmenler ve Müslümanlara yönelik sert politikalar gibi tartışmalı konular bulunuyor.

Merkel: Türkiye ile mülteci mutabakatının dışında anlaşma yok

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Alman meclisindeki yeni uygulamaya göre, Çarşamba günü ilk kez koalisyon ve muhafelet partilerinin güncel konulara ilişkin sorularına yanıt verdi.

DW Türkçe’nin aktardığına göre Başbakan Merkel’e yönelik sorularda Türkiye de gündeme geldi. Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinden milletvekili Beatrix von Storch, Merkel’e 7 Mart 2016 tarihinde Türkiye’nin Brüksel’deki Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği’nde dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ve Hollanda Başbakanı Mark Rutte ile bir araya gelip gelmediğini sordu. AfD’li milletvekili von Storch, Merkel’in bu görüşmede Türkiye’den her yıl 150 bin ile 200 bin arasında mültecinin Avrupa’ya getirilerek, yerleştirilmesi yönünde yazılı olmayan bir anlaşma yapıp yapmadığı sorusunu yöneltti.

Merkel ise Türkiye ile mültecilere ilişkin görüşmelerin yapıldığını ve sonunda bir mutabakata varıldığını hatırlattı. Merkel, bu anlaşmaya göre, “Ege Denizi üzerinden kaçak yollardan Avrupa’ya gelmek isteyen her Suriyeli mültecinin” Türkiye’ye geri gönderilmesi karşılığında Türkiye’den belirli bir kontenjan dahilinde ve yasal yollardan gelecek Suriyelileri kabul etmeye hazır olduklarını ifade etti. “Bu konuda yapılan başka bir anlaşma olmadığını” vurgulayan Merkel, Türkiye ile yapılan anlaşmanın da içeriğinin bilindiğini dile getirdi. Merkel, von Strock’un sözünü ettiği buluşmada da bu anlaşmanın görüşüldüğünü ifade etti.

MÜLTECİLERE YÖNELİK POLİTİKASINI SAVUNDU

Başbakan Merkel’e mültecilere yönelik izlediği politikaya ilişkin sorular da soruldu. Merkel, 2015-2016 yıllarında izlediği mülteci siyasetini de savundu. Almanya’nın “çok sorumlu” bir tutum izlediğini vurgulayan Merkel, aldığı siyasi kararların da doğru olduğunun altını çizdi. O dönemde “istisnai bir durum” yaşandığını kaydeden Merkel, o dönemden beri göç ve mülteci siyasetinde bir dizi değişlik yapıldığını ve yeni düzenlemeler üzerinde çalışıldığını söyledi.

Merkel’e yöneltilen sorular arasında Göç ve Mülteciler Dairesi’ndeki (BAMF) sorunlar ve usulsüzlükler de önemli bir yer tuttu. Merkel, BAMF’deki ağır sorunları dikkate almadığı yönündeki iddiaları reddetti.

G-7 ZİRVESİ

Başbakan Merkel, milletvekillerinin sorularını yanıtlamadan önce hafta sonu Kanada’nın Charlevoix kentinde yapılacak G-7 zirvesine ilişkin bilgi verdi. Merkel, G-7 üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının katılacağı zirvenin sonunda ortak bir sonuç bildirisi yayınlanıp yayınlanamayacağı sorusunun yanıtını açık bıraktı. ABD’nin Avrupa Birliği’den (AB) ithal edilen çelik ve alüminyum ürünlerine uyguladığı ek gümrük vergisi, İran’la anlaşmadan çekilmesi ve iklim politikasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle zorluklar yaşandığına işaret eden Merkel, “Bunlar çok taraflı anlaşmalara ilişkin ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor” dedi.

Merkel, Rusya’nın G-8 üyeliğinin askıya alınmış olmasına ilişkin bir soruya yanıtından da, Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmiş olması nedeniyle G-8 üyeliğinden çıkartılmış olmasını savundu.

DSG: Suriye hükümetiyle müzakereye hazırız

ABD ile Türkiye arasındaki Menbiç anlaşmasının ardından, YPG‘nin omurgasını oluşturduğu Demokratik Suriye Güçleri‘nden (DSG) birbiri ardına Suriye hükümetiyle diyalog çağrıları geliyor. DSG’nin siyasi kanadı Demokratik Suriye Meclisi de Şam’dan siyasi bir heyetin diyalog başlatmak için bölgelerini ziyaret ettiğini söyledi.

Demokratik Suriye Meclisi (DSM) Eşbaşkanı İlham Ahmed, tek taraflı ilan ettikleri Kuzey Suriye Federasyonu’nun akıbeti konusunda Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın yönetimiyle müzakereler için zamanın olgunlaşmış olabileceğini söyledi.

‘SURİYE DEMOKRATİK CEPHESİ’NDEN ZİYARET’

Sputnik’in Amerikan haber ajansı AP’den aktardığı habere göre, Suriye hükümetiyle görüşmeye hazırlandıklarını ifade eden Ahmed, Şam merkezli, Esad hükümetine yakın Suriye Demokratik Cephesi isimli grubun, hükümetle diyalog başlatılması çabaları çerçevesinde, Kuzey Suriye Federasyonu’nu ziyaret ettiğini duyurdu.

Ahmed’in açıklamasının, ABD-Türkiye Dışişleri Bakanları Mike Pompeo-Mevlüt Çavuşoğlu’nun YPG’nin Menbiç’ten çekilmesini içeren yol haritasını onaylamasının sonrasında gelmesi dikkat çekti.

Anlaşmaya karşı ABD destekli DSG’den muhalefet yükselmese de toprakları üzerindeki bölgelerden birinin YPG’nin çekilmesinin ardından ABD-Türkiye ortak askeri gücü tarafından kontrol edilecek olmasına Suriye hükümeti tepki göstermişti.

‘ÖZYÖNETİMİMİZİ GÜVENCEYE ALMAK İSTİYORUZ’

DSM Eşbaşkanı ”Savaşı bitirecek bir vizyon peşindeyiz. Kendi özyönetimizi güvence altına almak istiyoruz, bunu Amerikalılar da önemsiyor” dedi.

Öncesinde TEV-DEM ve PYD liderlerinden Aldar Halil de Esad yönetiminin kuzeydoğuda özerk Kürt yönetimini kabul etmeye hazır olup olmadığına dair nabız yoklamak istediklerini, bunun için heyet yollamaya hazır olduklarını söyledi.

‘SURİYELİLER KENDİ ARALARINDA ÇÖZMELİ’

Daha önce Rusya’nın sponsorluğunda Suriye hükümetiyle görüşmelerden sonuç elde edemediklerini kaydeden Halil, ”Amaç Suriyelilerle Suriyeliler arasında çözüm geliştirip çatışmalarla savaşlara kapıları kapatmak olmalı. Barış ve istikrarla sonuçlanması herkesin çıkarına olur” vurgusu yaptı.

Kürt yetkililerin bu çağrılarına henüz Şam’dan resmi yanıt gelmedi.

ESAD’IN İKİ YOLU

Esad, mayıs sonunda RT’ye verdiği demeçte, DSG ile barış görüşmelerine hazır olduklarını, ama askeri seçeneğin de hala masada olduğunu söylemişti.

”Suriye’de geriye kalan tek sorun DSG” tespitini yapan Suriye lideri, DSG konusunda önlerinde iki yol olduğunu anlatmıştı:

‘AMERİKALILAR SURİYE’DEN GİTMELİ, BİR ŞEKİLDE GİDECEKLER’

“İlki şu: Müzakereler için açık kapı bırakıyoruz çünkü DSG’nin çoğunluğu Suriyelilerden oluşuyor. Bu yöntem işlemezse ise bu bölgeleri güç kullanarak özgürleştirme yoluna başvuracağız… Amerikalılar Suriye’den gitmeli. Bir şekilde gidecekler.”

Seçim beyannamelerinde dış politika vaatleri… AKP: Maceraya devam Muhalefet: Tamir edeceğiz

İBRAHİM VARLI [email protected] @ibrhmvarli

Siyasi partilerin izleyecekleri politikaları ve vaatleri içeren seçim beyannameleri ardı ardına açıklandı. AKP, CHP, HDP ve İyi Parti’nin seçim beyannamelerine yansıyan dış politika hedeflerinde ABD, NATO, AB, İran, Irak ile ilişkilerle, Suriye sorunun çözümüne yönelik hedefler öncelikli başlıklar olarak anlatıldı. On altı yıllık iktidarı döneminde uyguladığı dış politikayla ülkeyi maceradan maceraya sürükleyerek, savaş ce çatışma iklimine sokan AKP, iflas eden politikalarına rağmen proaktif dış politikaya devam kararı alırken, CHP’nin dış politika hedefleri “İstikrar ve İtibar” başlığıyla somutlaştırıldı.

AKP: İflas eden dış politikada ısrar
360 sayfalık seçim beyannamesinde dış politikayla ilgili hedefler sıralanırken Türkiye’nin AB’ye katılım hedefinin korunduğu bağımsız, pro-aktif siyaset ve perspektif üreten politikaya devam ediliciği vaat edildi. Beyannamede “ABD ile yaşanan sorunları aşmak istiyoruz” denilerek, ABD ile yakın işbirliğinin korunmasının esas olduğu vurgulandı. Suriye politikası için de “Meşru bir yönetime kavuşmuş yeni bir Suriye hedefi için çalışacağız, arzumuz yeni Suriye ile komşuluk ilişkilerimizi ve işbirliğimizi yeniden tesis etmek” denildi.

“Dış Politika ve Milli Güvenlik” başlığı altında şunlar yer aldı: “Türkiye’nin AB hedefini stratejik bir hedef olarak görüyoruz. ABD ile yaşanan sorunları aşmak istiyoruz. ABD ile yakın işbirliğinin korunması esas. Rusya ile ikili ilişkilerimizi geliştirmeye çalışacağız. Suriye ihtilafının nihai bir siyasi çözümle neticelenmesi için gayretlerimizi sürdüreceğiz. Meşru bir yönetime kavuşmuş yeni bir Suriye hedefi için çalışacağız. Dış politikamız vizyona dayalı çok boyutlu olmaya devam edecektir. Güvenlik ve savunma politikamızın merkezinde olan NATO’nun, gerek askeri gerek siyasi etkinliğinin daha da güçlendirilmesine ve ülkemizin dışarıdan kaynaklanan tehditlere karşı savunulmasına katkı sağlamasına yönelik çalışmaları bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da destekleyeceğiz.”

CHP: İstikrar ve itibar
240 sayfalık beyannamenin “Dış Politika: İstikrar ve İtibar” alt başlığında derlenen hedef ve amaçlarda Türkiye’nin hem komşuları nezdinde bölgesel bir aktör olarak, hem de müttefikleri gözünde tarafsızlığını, inanılırlık ve güvenilirliğini kaybetmiş, öngörülebilir bir uluslararası aktör olma özelliğini yitirdiğine dikkat çekildi.

Beyannamede “CHP’nin dış politika anlayışı, bir yandan Türkiye’nin dış politika uygulamalarında yeniden güvenilir ve iş birliği yapılabilir bir ortak haline gelmesi için gereken adımların atılmasını sağlayan, bir yandan da ülkeninyitirmiş olduğu imaj ve itibarını yeniden olumlu bir dönüşüme kavuşturan güçlü bir kamu diplomasisi faaliyeti bütünlüğü oluşturmaktadır” denildi.

Türkiye’nin dış politikası şu dört unsur üzerine oturtularak geliştirileceği kaydedildi: “Yurttaşlarımızın adalet, güvenlik, huzur ve refahını gözeten bir dış politika. Uluslararası hukuka saygılı ve değerlere dayalı bir dış politika. Tarihi birikim, coğrafi konum ve kültürel çeşitliliğin zenginliği ile donanmış çoğulculuğa dayalı bir dış politika. Tüm dünya ile bütünleşen, bölgesel ve küresel iş birliğini güçlendiren, katılımcı bir dış politika.”

Beyannamedeki vaatler:
»ABD ile ilişkiler karşılıklılık ve güven çerçevesinde yürütecek. »AB’nin yeni fasıl açmasını beklemeden, gereken reformlar yapılacak.

»Rusya ile ekonomik ve ticari ilişkileri tek taraflı olmayan ve şahsi çıkarlara dayanmayan şekilde geliştirilecek.

»Suriye halkının esenliğini ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamaya dönük bütün uluslararası barış girişimleri ve BM’nin çalışmaları destekleklenecek.

»TSK’nin Suriye’deki misyonunun gerekli diplomatik adımlarla desteklenerek, en kısa zamanda başarıyla sona erdirilmesi temin edilecek.

»İran’la uzun bir geleneğe dayanan iyi ilişkiler çok yönlü olarak geliştirilecek. İran’ın nükleer programı ile ilgili olarak yapılan anlaşmanın sürdürülmesi için gösterilen çabalar desteklenecek.

»Irak’ın toprak bütünlüğünün Irak Anayasası’nın çizdiği sınırlar içerisinde korunması için bölgede ve uluslararası alanda etkin girişimlerde bulunulacak.

HDP: Eşitlikçi, barışçıl dış politika
Beyannamede dış politika vaatleri “Dış ilişkilerde barışçıl bir dış politikayı uygulamaya geçireceğiz” başlığı altında yer alırken, “En güzel ülke, komşularıyla barış içinde yaşayan ülkedir” denilen bildirgede şunlar kaydedildi:

»AB’yle müzakere ve tam üyelik çalışmaları ilkeler çerçevesinde yeniden değerlendirecek.

»Başta Ortadoğu olmak üzere, tüm dünya halklarının kendi geleceklerini özgürce belirlemeleri ve halkların kendi kendilerini yönetecekleri demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir yönetim anlayışını geliştirmeleri için destek verilecek.

»Bölgede küresel ve bölgesel güçlerin savaştan, işgalden ve şiddetten yana politikalarına karşı durulacak. Kader olarak dayatılan bu savaş düzeni değiştirilecek. Ortadoğu’da mevcut iktidar tarafından yürütülen Kürt düşmanı politikaya derhal son verilecek ve Kürt halkıyla barış sağlanacak.

»Suriye’de iç savaşın sona erdirilmesi için çaba harcanacak. Halkların kardeşliğine ve eşitliğine dayalı demokratik bir çözümün ortaya çıkarılması için çaba harcanacak, Rojava halkının açığa çıkardığı demokratik yönetim iradesinin tanınması ve Demokratik Suriye yönetiminin yaşam bulması için mücadele edilecek.

»İsrail hükümetinin etnik temizliği esas alan işgalci politikalarına karşı duracak. Filistin işgaline son verilmesine ve Filistin halkının kendi geleceğini belirlemesine destek verilecek.

»Ortadoğu’da emperyalistler tarafından çizilmiş yapay sınırlarla kendini bağlamayacak, halklar arasındaki ekonomik, sosyal ve kültürel bağların güçlendirilmesi ve ilişkileri perdeleyen bürokratik engellerin ortadan kaldırılması için çalışılacak.

»Ermenistan üzerinde uygulanan ekonomik ambargoyu kaldıracak, gerekli ekonomik, politik ve diplomatik ilişkileri geliştirecek. Türkiye tarafından tek yanlı kapatılan Türkiye-Ermenistan sınırını koşulsuz olarak açılacak.

»Emperyalist müdahalelere, başka ülkelerin topraklarının işgal edilmesine, komşu ülkelere askeri veya iç savaşı kışkırtıcı müdahalede bulunmak gibi politikalara karşı çıkmaya devam edilecek.

İYİ Parti: Milli, itibarlı dış politika
138 sayfalık beyannamenin “Dünyada ve bölgemizde barışı hedefleyen güçlü dış politika, huzurlu Türkiye” başlıklı dış politika bölümünde şu vaatlere yer verildi:

»Milli, İtibarlı, Barış Odaklı ve Gerçekçi Bir Dış Politika Anlayışını Benimseyeceğiz. Türkiye’nin tarihten gelen kazanımları, coğrafyasının zenginlikleri, stratejik ve jeopolitik konumu, siyasal gerçekçilik zemininde değerlendirilerek hazırlanan dış politika anlayışı uygulanacak.

»Uluslararası hukuku esas alan, caydırıcı, dengeli, barışçı, etkin, akıllı, kararlı, saygın, güvenilir, istikrarlı, gerçekçi, sadece sorunların çözümünü değil krizlerin önlenmesini de hedefleyen, sonuç odaklı ve çok yönlü bir dış politika izleyeceğiz.

»Türkiye’yi dış politikada yalnızlıktan kurtaracağız. Ülkemizin son zamanlarda dini-mezhepsel ve toplum mühendisliği yaklaşımlarıyla içine çekildiği “Ortadoğululaşma” yanlışına son vereceğiz. Çevre komşularımızla, bölge ülkeleriyle dostluk, iyi komşuluk ve iş birliği ilişkileri oluşturacağız, bu suretle bölge ve dünya barışına katkı sağlayacağız.
» Dış politikanın iç politika malzemesi olarak kullanılmasına son vereceğiz. Dış politikada sadece milli çıkarları gözeteceğiz, iç politika malzemesi olarak kullanılmasına izin vermeyeceğiz.

»AB ile müzakere sürecini hızlandıracağız. Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin Türkiye için olduğu kadar Avrupa Birliği için de önemli olduğunu düşünmekteyiz. AB ile müzakere sürecini hızlandıracağız.

»Türk Dünyası ile ilişkileri güçlendireceğiz, Yurtdışında Yaşayan Türklerin sorunlarıyla yakından ilgileneceğiz. Avrasya coğrafyasına yayılmış olan Türk Dünyası’nı dış politikanın önemli bir boyutu haline getireceğiz.

»Bölgesel sorunların çözümünde komşularımızla yakın işbirliği yapacağız. Kıbrıs Milli Davamızdır.

»Türkiye’nin Ege’deki haklarının korunmasında ve ihlâllerin önlenmesinde kararlı davranacağız. İki devlet arasındaki sorunların diyalog ve müzakere yöntemleriyle çözümlenmesi için iyi niyetle ve samimiyetle çalışacağız. Küresel Terörle Mücadelede Uluslararası toplum ile işbirliği halinde hareket edeceğiz.

Lavrov, Kim Jong-un’u Rusya’ya davet etti

Rus Dışişleri Bakanı Lavrov, Kuzey Kore ziyareti sırasında Kim Jong-un’u ülkesine davet etti. Lavrov, “Kuzey Kore dahil tüm tarafların çıkarlarını karşılayacak somut anlaşmalara destek vermeye hazır olacağız” açıklamasında bulunmuştu. ​

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Kuzey Kore’yi ziyaret etti.

Rus Bakan, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’u ülkesine davet etti. Lavrov Kim’in, “Kore yarımadasında barışın ve ilerlemenin sağlanması için istekli olduğunu” belirtti.

Lavrov’un Kim Jong-un’a Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in iyi dileklerini ilettiği açıklandı.

MEVKİDAŞIYLA GÖRÜŞTÜ

Rus Ria haber ajansı, Lavrov Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang’da mevkidaşı Ri Yong Ho ile de görüştüğünü aktardı.

Görüşme sonrasında düzenlenen basın toplantısında Lavrov, Kuzey Kore ile ABD arasındaki müzakerelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Kuzey Kore ve ABD arasındaki görüşmelere karışmanın hakları olmadığını ancak bütün tarafların çıkarlarını karşılayan anlaşmaları da desteklemeye hazır olduklarını vurgulayan Lavrov, “Elbette, Kuzey Kore dahil tüm tarafların çıkarlarını karşılayacak somut anlaşmalara destek vermeye hazır olacağız” ifadelerini kullandı.

Moskova’nın Washington ile Pyongyang arasında olduğu gibi Pyongyang ve Seul arasındaki iletişimden de memnun olduğunu kaydeden Lavrov, müzakerelerin başarılı olmasını diledi.

Kore yarımadasındaki nükleer sorunun çok bileşenli olduğunu ve aceleden kaçınılması gerektiğini ifade eden Lavrov, çözümünün zaman alacağına işaret etti.

Kuzey Kore’ye yönelik yaptırımların kaldırılmadığı sürece nükleer program sorununun çözülemeyeceğini savunan Lavrov, kısıtlayıcı önlemleri kaldırma sürecinin müzakere meselesi olduğunu bildirdi.

Lavrov, “Tek oturumda nükleer silahlardan arındırma hususunda çözüm bulmak mümkün değildir. Belli kademeler olmalıdır” diye konuştu.

(AA)

Kanada üzerinde dolunay

Amerikan Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA), Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan (ISS) çekilen bir Ay fotoğrafını yayımladı.

NASA’nın internet sitesinde yayımladığı fotoğrafta, dünyanın tek doğal uydusu, Kanada’nın doğusundaki Newfoundland kıyıları üzerinde dolunay halinde görülüyor.

Dünyanın 354 kilometre üzerinde saatte 27 bin 700 kilometre hızla seyreden ISS, dünya çevresindeki bir turu 92 dakikada tamamlıyor. İstasyonda görev yapan astronotlar bu sayede her gün 15-16 kez gün doğumuna ve gün batımına tanık oluyor.

NASA, Rusya Federal Uzay Ajansı, Japonya Uzay Araştırma Ajansı, Avrupa Uzay Ajansı ve Kanada Uzay Ajansının ortak projesi olan ISS’de farklı ülkelerin astronotlarından oluşan 6 kişilik mürettebat görev yapıyor.

Aziz Behich, Dünya Kupası’na gidiyor

Bursaspor’un sol beki Aziz Behich, 2018 Dünya Kupası’nda mücadele edecek Avustralya’nın aday kadrosuna çağrıldı.

Rusya’da düzenlenecek 2018 Dünya Kupası’nda C Grubu’nda Fransa, Danimarka ve Peru’yla mücadele edecek Avustralya’nın aday kadrosu açıklandı. Buna göre Teknik Direktör Bert Van Marwijk’in belirlediği 32 kişilik kadroda Bursaspor’un başarılı savunmacısı Aziz Behich de yer aldı.

Aziz Behich, Bursaspor formasıyla bu sezon çıktığı 29 lig maçında 5 gol ve 2 asist kaydetti. Avustralya Milli Takımı’nda ise 19 maça çıkan tecrübeli oyuncunun 2 golü bulunuyor.

Avustralya 9 Haziran’da Macaristan ile Budapeşte’de bir hazırlık maçı oynayacak. Avustralya’nın 32 kişilik aday kadrosu 14 Mayıs’ta 26 kişiye düşürülecek. Daha sonra 3 isim daha kadrodan çıkarılacak.DHA

Play-off maçlarında VAR uygulanacak

FIFA’nın Rusya’daki 2018 Dünya Kupası’nda kullanacağı Video Yardımcı Hakem (VAR) Sistemi, online olarak Türkiye’de resmi bir maçta ilk defa Spor Toto 1. Lig Play-Off müsabakalarında uygulanacak.

Bu sezon çevrim dışı ve çevrim içi olarak test uygulamaları gerçekleştirilen VAR’ın hayata geçmesi için Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu, Play-Off maçları öncesinde statü değişikliği yaptı.

Bu karar sonrasında Spor Toto 1. Lig’de 11 ve 15 Mayıs tarihlerinde oynanacak Play-Off yarı finalleri ile 19 Mayıs’ta yapılacak Play-Off finalinde Video Yardımcı Hakem Sistemi online olarak hayata geçecek.

Tüm kararlarda yüzde 100 doğruluk elde etmeyi değil, futbolun akışı bozmadan adaleti sağlamayı hedefleyen VAR sistemi TFF, FIFA ve IFAB arasında yapılan protokoller uyarınca gerçekleşecek. VAR uygulamasının Spor Toto 1. Lig Play-Off müsabakalarında kullanılması için katılımcı 4 kulüp de mutabakat sağladı.

‘Sibirya’da yavaş ölüm’ raporu: Yerli halka maden baskısı

Ormanlar ve temel haklar üzerine çalışan Avrupalı Sivil Toplum Örgütü Fern ile Kömür Eylem Ağı (Coal Action Network) tarafından dün yayımlanan rapor, Güney Sibirya’nın Kuzbass bölgesindeki kömür madeni genişlemesinin bölgedeki Türk topluluklarından olan yerli Şorların yaşam alanları üzerindeki tahribatını ortaya koyuyor.

Rapora göre, 2017 yılında Kuzbass’taki kömür üretimi, bir önceki yıla göre yüzde 6,2 artış gösterdi. Kuzbass’tan kömür ithal eden 21 ülkenin 11’ini Avrupa Birliği ülkeleri oluştururken, Sibirya Gümrük İdaresi’ne göre 2016 yılında Kuzbass kömürünün en büyük ithalatçıları sırasıyla şu ülkeler: Güney Kore, Japonya, İngiltere ve Türkiye.

“Sibirya’da Yavaş Ölüm” raporu, kömür madenciliğinin ormanları nasıl tahrip ettiğini, Kuzbass’ın havasını, suyunu ve toprağını nasıl kirlettiğini ortaya koyarken madenlerin yakınında yaşayan topluluklarda ortaya çıkan hastalıklar ve sağlık sorunlarındaki artışları gösteren kanıtları da içeriyor. Kanser türleri, verem, kalp ve damar hastalıklarını kapsayan sağlık sorunları, yerel halkın beklenen yaşam süresinde azalmaya yol açıyor.

İnanış ve yaşam biçimleri doğrudan bulundukları çevreye göre şekillendiği halde genişleyen madencilik aktiviteleri yüzünden, kendi deyimlerine göre topraklarında yavaş bir ölüme teslim edilen yerli Şor Türkleri’nin tanıklıkları ve gerçek hikayeleri raporun merkezini oluşturuyor. Yapılan hesaplara göre bölgedeki Şor nüfusu, son 7 yılda yaklaşık yüzde elli azalma gösterdi. Önceden ormanlık olan pek çok Şor köyü, madencilik yüzünden bugün yok edilmiş durumda.

Her ne kadar küresel ölçekte kömür üretimi düşüşte olsa da 2016 yılında Rusya’nın kömür üretimi, bir önceki yıla göre yüzde üç artış gösterdi. Ülke, halihazırda dünyanın üçüncü en büyük kömür ihracatçısı. Kuzbass bölgesi, Rusya’nın toplam kömür üretiminin yüzde elli dokuzunu sağlıyor ve Rusya’nın kömür ihracatının yüzde yetmiş altısı bu bölgeden geliyor.

Yalnızca Türkiye 2016 yılında Kuzbass bölgesinden toplam 10,4 milyon ton kömür ithal etti. Ayrıca Rusya merkezli farklı resmi kaynaklara göre aynı yıl Türkiye’nin Rusya’dan kömür ithalatı toplamda 11,5 milyon ton oldu. Yani Türkiye’nin ithal ettiği her 3 ton kömürün 1 tonu Şor halkının yaşadığı ve baskı gördüğü bu bölgeden geliyor.