‘Ben anlamakla ilgileniyorum’

Fasa Fiso’yu okumaya başlayınca Teoman’ın çocukken yazdığı günlüğü okuyormuşum gibi hissettim. Nefret ettiği şeyleri söylerken rahat olan ancak sevdiği şeyleri söylerken çekinen bir adam vardı. Özel hayatı hep merak edilen bir rock yıldızının, anılarını tüm çıplaklığı ile anlatması çok rastlanan bir şey değildir. Kitapta öne çıkan birçok konu var. Vazgeçmemek, başkalarının senin hakkın düşündüğü şeylerin önemi-önemsizliği gibi. Bir bölümde Teoman sahneye çıkmadan önceki heyecanından bahsediyor ki, muhtemelen okuyan herkes çok şaşırmıştır. Kariyerine tanıklık ederken, beni en çok etkileyen şey, başkaları için gereksiz görünen detayların, onun için ne kadar önemli olduğunu hissetiğim anlardı. Müziği bıraktığı dönemi anlattığı bölüme geldiğimizde ise zaten çoktan ikna oluyor ve “İyi ki bırakıyor” noktasına geliyoruz. Teoman, hiçbir röportajında ezberlenmiş cümleler kuran biri olmadı. Kitabı da aynı samimiyetle yazmış. Şarkı, anı, roman ya da araştırma… Keşke yeniden yazsa, yazmayı hiç bırakmasa. Teoman’la hep kitap etiketiyle yayımladığı Fasa Fiso hakkında konuştuk.

»Kitapta bir başarı hikâyesi ile karşılaşıyorum. Hayatında tesadüflere neredeyse hiç yer yok. Çok çalışıp ve vazgeçmemişsin.Endişelerin çok insani. Kendine haksızlık etmiyor musun?

Ben sizin anlattığınız gibi görmüyorum. Daha doğrusu başarıyı elde ettikten sonra, öyle görmüyorum. Zaten benim tatminsizliğimin, müzikteki başarımla pek ilgisi yok. Kendimi hedefler koyarken, motive ederken beğeniyorum ben, asıl dert ettiğim konu bu. Motive olamıyorum, heveslenemiyorum.

»Elvis Presley ya da diğer tüm kahramanların, mutlu muydular?

Mutlusu vardır, mutsuzu vardır ama Elvis mutsuz gitti bence. Las Vegas’ta, ölmeden önce verdiği son konserlerinden birini seyrettim YouTube’da. Gereksiz yere telaş yapıyor, şarkının sözlerini yanlış söylüyor ve gözlerinden uzun uzun yaşlar dökülüyor. Görüntü çok acıklıydı.

»Yaşadığın bu coğrafyada olmasaydın sence bu kadar dikkat çeker miydin?

Bu coğrafyada doğup büyümüş olmasaydım da, benzer bir şeyler yapmaya çalışırdım herhalde. Sıradan şeylere özenmiyordum küçükken. Ama bende tüm dünyada geçerli olan, müzikal bir yetenek filan yok. Yine de kendime bir yol bulur, bir şeyler yaparmışım gibi geliyor. Hem hayalci hem de hırslı biriyim. Ya da eskiden öyleydim.

»Hakkında çok şey bildiğini düşünen insanlardan hoşlanmadığını yazmışsın. Bu kitapla seninle ilgili her şeyi bildiğini düşünen insanlar oluşturdun çevrende.

Bence ne kadar şey söylenirse söylensin, bir insan hakkında çok şey bilinemez. Kendi kendimizi bile zor tanıyoruz. Ama bu kitapta, birçok boyutumdan, birçok hikâye mevcut. Bana dair fikir verecektir okuyucuya.

»Deri ceketlerin duruyor mu?

Eskiden satın almak için çırpındığım deri ceketlerim durmuyor. Artık giymediğim kıyafetlerime karşı duygusal bağım kalmadığı için atmış olmalıyım. Ya da daha büyük ihtimal, birilerine vermişimdir.

»Kitabın ilk cümlesinden son cümlesine kadar, ilkokulun ilk günü fotoğraf çektiren Teoman vardı hep karşımda. Bu yüzden de film seyredince yönetmen olmak istemek, şiir okuyunca şair olmak istemek hiç kötü bir şey gibi gelmedi.

Bana da gelmiyor zaten. Hatta sevimli ve işlevli olduğunu da düşünüyorum bu özenme meselesinin. Zaten özenmek devreye girmese, kim, nasıl bir şey üretebilir ki? İnsanlar anasının karnından şarkıcı, yönetmen, doktor olmayı isteyerek çıkmıyor, bir yerlerde özenmesi gerekiyor.

»Siyasete girmeyi düşündün mü?

Hayır. Siyaset dünyası ve o dünyanın içindeki insanlarda benim hoşlandığım hiçbir şey yok. Kişiliğime de uygun değil, aşırı elastikiyet gerekiyor.

»Varlığını kanıtlamaya çalışan biri olduğunu söylüyorsun. Nasıl olabilir bu?

İnsanın kendi kendisiyle yaptığı bir çekişme olarak görüyorum bunu. Gençken ve kendini var ederken, insan aynı zamanda kendine var olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Yaptığı şeyleri, sadece sevdiği için değil, kendini yaratmak için de yapıyor.

»Bir sosyolog olarak, toplumu araştırıp, çözüm bulduğun, anlamlandırdığın şeyler var mı?

Ben genelde anlamakla ilgileniyorum . Okulda bize öyle öğrettiler! Ayrıca ben öyle göğsümü gere gere sosyoloğum diyebilecek bir öğrenci değildim, o yüzden de gerçek sosyologları okuyup toplumu, öğrendiklerimle tahlil ediyorum.

»Kadın araştırmaları bölümünde mastır yaptın. Toplumsal rolleri düşündüğünde nasıl bir değerlendirme yapabilirsin ?

Herkesin bildiği şeyleri söyleyebilirim. Kadının ikinci sınıflığı, ezilmişliğine dair şeyleri yani. Daha kötüye gidecek gibi duruyor. Muhafazakâr dünya, kadını dört duvar arasına doğru itiyor, iklim de ona uygun olunca kadının o duvarların arasına sıkışması kaçınılmaz.

»Ne demek zorunlu sadakatten ölmek? Sadakat senin için nedir? diye düzeltiyorum sorumu.

Aklın başkalarındayken, eşine karşı sadık olmanın ruhu derinden yaralamasından bahsetmişim hikâyemde! “Sadakat benim için şudur” demek istemiyorum. Hepimiz biliyoruz ne olduğunu. Başkalarına duyduğun erotik hisleri, huzur adına bastırmak, sadakat oluyor işte.

»Gelecekten neden korkuyorsun? Ne olacağını düşünüyorsun?

Valla geleceğe dair düşüncelere daldığımda, hiç pozitif bir şey görmüyorum ben. Gündelik hayatımda zaten bir çok şeyden çok sıkıldım, ileride daha da çok sıkılacakmışım gibi geliyor. Hayat kalitemizi artırdığımızı varsaysak bile, güzel günler beklemiyor kimseyi.

»Yakın tarihte bir seçime giriliyor. Beklentilerin nedir?

Beklentim olmamasına çalışıyorum. Daha doğrusu, benim gerçek beklentim hiç gerçekçi bir beklenti değil. Ufukta sosyal bir barış gözükmüyor. O barış olmadıktan sonra da, geri kalan her şey çok önemsizleşiyor. En azından benim için.

»Bir şeyleri değiştirebileceğine inanmıyor musun?

İnanmıyorum. Zaten benim konumum çok önemsiz bir konum, eninde sonunda, hiçbir şeyi değiştirme gücü olmayan bir meslek dalı benim mesleğim. Ama eskiden çok önemserdim bu konumu. Rock şarkıcıları, dünyanın tepesinde oturuyormuş gibi gelirdi bana. Gençleri etkilemek gibi bir fonksiyonları var tabii rock yıldızlarının, ama dünyanın gidişatında sadece tüketim alışkanlıkları gibi şeyleri etkileyebiliyorlar artık. Çok romantik değilim o konuda.

»Ütopyaların var mı?

Hayır yok. İnsanlık, 2018 yılında da, tarihin her anında olduğu gibi delilikler yapıyor. Dünyayı takip etmeye çalışıyorum, hemen hemen hiçbir yerde güzel şeyler olmuyor. Teknolojik gelişim bile başımıza bela oluyor.

»İmza gününde hayranlarınla buluşuyorsun. Senin için nasıl bir şey yakınlık kurmak?

Açıkçası okuyucularımı, hayranlarımı mutlu etmek için yaptığım bir etkinlik. Hayranlarımın gözündeki abartılı etkimi de görüyorum o buluşmalarda, hoşuma da gidiyor, ama asıl olarak onları mutlu etmeye çalışıyorum. Eskiden ben de onlar gibiydim, “bir hayran nasıl olur, neler hisseder?” biliyorum. Ben ergenlik çağımdayken çok severdim bu tip buluşmaları.

»Seninle konuşmak için uydurulmuş soruları anlar mısın?

Anladığımı iddia edemem. Ama hazır soru şablonları var, herkese soruluyor. Onları soranlar ya uyduruyorlar ya da hayal güçleri çok sınırlı bence.

»Cover’lardan oluşacak albüm ne zaman çıkacak? Şarkılar belli mi?

Daha şarkı seçme aşamasındayım. Ne zaman başlayacağımı bilmiyorum o albüme ama adını koydum bile; “Âşık Bir Adam.” Başka şarkı yazarlarının aşk şarkılarını söyleyeceğim o albümde.

‘Barış istedik hedef gösterildik’

Rıfat Kırcı

Barış Bildirisi’ne imza attıkları için akademiden ihraç edilen akademisyenlerden Kuvvet Lordoğlu ve Filiz Arıöz, ihraç sürecini ve sonrasını anlatan öykülerden oluşan ‘Akademisyenlerden KHK Öyküleri’ kitabını hazırladılar. Tıp, kimya, hukuk gibi farklı alanlardan doktorun öykülerinin yer aldığı çalışma üzerine konuştuk.

»Kitabı hazırlama fikri nasıl oluştu?
Kuvvet Lordoğlu:
Fikir KHK’lı arkadaşımız Filiz Arısöz’ün kendi öyküsünü yayımlama girişimi ile başladı. Diğer KHK’lı arkadaşlara e-mail ile ulaşıp, öykü kitabına katkı sunmak isteyenler davet edildi. Belirli aralıklarla toplanıp öykü yazımına giriştik. Bu arada profesyonel olarak metin yazarlığı yapan arkadaşlardan da destek aldık.

‘Unutmayayım diye yazmalıyım’
Filiz Arıöz: KHK sonrasında “Olmaz böyle saçmalık, geçecek! Bugün yarın bitecek” diye düşünerek günler aylar geçiyordu ama bu büyük yanlıştan bir türlü dönülmüyordu. Üstelik kötülüklerine devam ediyorlardı; TÜBİTAK ayrı uğraşıyordu, pasaportlarımızı vermiyorlardı, sigortalı işe giremiyorduk. Psikolojik olarak çok zor bir süreç içerisindeydik. “Çok öfkeliyim ve tüm bunları yazmalıyım” diye düşündüm. “Unutulmasın, unutmayayım” diye “Yazmalıyım” dedim kendime.

»Akademisyenlerden KHK Öyküleri kolektif bir çalışma, ayrıca kitabın kapak tasarımı kitabın yazarlarından Didem Dayı’ya ait, siz de kitabın hem hazırlayanı hem de yazarlarındansınız. Kitabın hazırlanması nasıl bir süreçti?
F.A.:
Uzun yıllardır notlar aldığım diğer yazılarımı, birgün toparlar öykü ya da roman haline getiririm diye sakladığım yazılarımla birleştirip işte tam zamanı diye düşündüm. Düşüncemi bir arkadaşımla paylaştım o da hemen editör arkadaşını arayıp benimle ilgili konuşmuş. Editör beni aradı buluştuk. Yazdıklarımın, anlattıklarımın kitap olabileceğini yazmaya devam etmemi destek olacağını söyledi ayrıldık. Eve dönerken aradı, ortağı ile konuşmuş o da KHK sürecinin ayrı bir kitap olmasının daha uygun olabileceğini söylemiş. Bu süreci yaşayan 10-15 akademisyene ulaşabilir misiniz? diye sordu. Bu öneri beni o kadar heyecanlandırdı ki anlatamam. Önemli bir proje… Üniversitedeyken yapmaktan çok zevk aldığım projelerim gibi. Hemen sıvadım kolları önce bu süreçte tanıdığım hocalarıma arkadaşlara ulaştım. Bu fikrimi paylaştığım arkadaşların önerdiği kişilere ulaştım sendika ve dayanışma gruplarına mail gönderdim ve böylece yola çıkmış olduk. İyi ki de çıkmışız. Özdemir Hocam benim ısrarlarıma çok maruz kaldı. İyi ki ısrar etmişim o da ‘iyi ki etmişsin’ diyor. KHK Öyküleri kolektif bir çalışma, ayrıca kitabın kapak tasarımı kitabın yazarlarından olan Didem Dayı’ya ait. Değerli edebiyatçılarımız Sema Kaygusuz, Ercan Kesal ve Burhan Sönmez’in katkılarına değinmemek olmaz. Sağ olsunlar kendileri ile iletişime geçer geçmez öyküleri hızla okuyup kitabımızın arka kapağında ve içindeki o güzel umut ve duygu dolu yazılarını kaleme aldılar.

baris-istedik-hedef-gosterildik-467665-1.

“Tarih olmadan tarih yazmak hatalıdır”
»Akademisyenlere yapılan ihraçlar tarihe geçecek. Peki bu kitabın tarihteki yeri ne olacak?
K.L.:
Kitabın tarihteki yeri için beklemek gerekir. Belki on yıl sonra bu dönemi tarihselleştirecekler açısından bir belge niteliği olabilir. Borges ‘in deyimi ile “Tarih olmadan tarih yazmak hatalıdır”.

F.A.: Barış istedik terörist ilan edildik, hedef gösterildik. Yanı başımızda yaşanan insanlık dramına seyirci kalmak istemedik, dondurucuda ve sokakta günlerce kalan cesetleri görüp kafamızı çeviremedik… Durdurun bu savaşı dedik. Bunu belkide en etkisiz yollardan olan barışı talep eden bir bildiriye onay vererek yaptık. Hızla işten atma ve soruşturma açma sürecini başlatan üniversitelerin yanında hala soruşturma açmamış olan üniversiteler de var. Yani tüm bu yaşatılanlar keyfi. İfade özgürlüğü kapsamındaki bu imzanın suç olamayacağı anayasa maddesiyle de onaylı. Bir yıl önceki imza metni bahane gösterilerek açılmış olan soruşturmalar sürerken denk geldi OHAL ve KHK. 15 Temmuz sürecinin de aktif mağdurları olduk. Bizlerin, ne terörist ne de herhangi bir örgütün hatta FETÖ gibi gerici bir yapılanmanın içinde olamayacağı ve her zaman karşısında olduğu bilinmesine rağmen suça kanıta gerekte kalmadı. Listele, talep et, gönder ve oldu bitti. Muhalif, kendilerine biat etmeyecek akademisyenlerden böylelikle kurtuldular. Bu da yetmedi imza metninden başka hiç bir belgesi olmayan, asla kabul edemeyeceğimiz iddialarla ağır ceza mahkemelerinde yargılanıyoruz.

Bizler öykülerimizde bu hukuksuzlukları anlattık. Bu yaşatılanların sadece bizim maduriyetimiz olmadığını, bu keyfi hukuksuz uygulamaların insan eliyle nasıl bu kadar fütursuzca yapılabildiğini, haklarımızın yasalar da var olsa bile toplum olarak birbirimize ve demokrasiye sahip çıkmazsak nelerin yaşatılabileceğini göstermek, hafıza oluşturmak ve evet tarihe önemli bir not düşmek için yazdık bu öyküleri…

Edirne’de Hıdrellez coşkusu

Türkiye’nin birçok bölgesinde çeşitli etkinliklerle kutlanan baharın müjdecisi olarak kabul edilen Hıdrellez, Edirne’de de renkli görüntülere sahne oldu. Tunca Nehri üzerinde bulunan Fatih Köprüsü’ne çıkan bir genç, herkesin gözü önünde kendisini nehrin serin sularına bıraktı.

Edirne Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin yapıldığı Sarayiçi Er Meydanı alanında Tunca Nehri kenarında başta Edirneli romanlar olmak üzere toplanan binlerce yerli ve yabancı turist, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte baharın müjdecisi olarak kabul edilen Hıdrellez’i karşıladı.

edirne-de-hidrellez-coskusu-460220-1.

Edirne Belediyesi tarafından hazırlanan platformda, roman halk dansları topluluğun gösterileri ve davul zurna eşliğinde binlerce roman dans etti, göbek attı.

Bin yıllık roman gelenekleri sürdürüldü

Tunca Nehri kenarında Hıdrellez Şenlik kutlamaları için gelen çok sayıda yerli ve yabancı turist, bölgede binlerce yıldır süregelen dilek tutma rutiellerini gerçekleştirdi. Romanlar ve turistler, inanışları gereği ‘sağlık, arınma ve bereket’ için Tunca Nehri’nde özel eşyalarını yıkadı, dileklerini yazılı olduğu kağıtları attı ve nehre dilek tutarak mum bıraktı.

Türkiye’nin birçok bölgesinde çeşitli etkinliklerle kutlanan baharın müjdecisi olarak kabul edilen Hıdrellez, Edirne’de de renkli görüntülere sahne oldu. Tunca Nehri üzerinde bulunan Fatih Köprüsü duvarına çıkan bir genç, bir anda köprüden atlayarak, kendisini Tunca Nehri’nin serin sularına bıraktı. Festival alanında kısa süreli panik yaşansa da suya atlayan genç, birkaç metre sonra kıyıya ulaştı.

edirne-de-hidrellez-coskusu-460221-1.

“Barış, mutluluk ve bereket dileklerimizle çelengimizi Tunca Nehri’ne bıraktık”

Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, “Bin 400 yıllık bir Roman geleneğini tekrar yaşatıyoruz her yıl yeniden. 2018 yılında Kakava ve Hıdrellez etkinlikleri, UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi’ne girdi. Bu yıl ilk kez UNESCO kapsamında da etkinliklerimizi düzenledik. Dün Edirne’den tüm dünyaya, güzel ülkemize barış, huzur, sağlık, mutluluk ve bereket getirmesi için ateşimizi yapmıştık. Bu günde bereketli Tunca Nehri’nin ve bereketli Edirne topraklarının, Osmanlı Sarayı’nın olduğu bölgede yine barış, huzur, mutluluk ve bereket dileklerimizle çelengimizi Tunca Nehri’ne bıraktık” dedi. (İHA)

edirne-de-hidrellez-coskusu-460222-1.

CerEdebiyat sezonu Murat Gülsoy’la kapatıyor

CerModern’de 2012 yılından bu yana aralıksız olarak devam eden CerEdebiyat Söyleşileri, dönemin son söyleşisini Yazar Murat Gülsoy’la gerçekleştiriyor.

Şimdiye kadar kırktan fazla yazarla gerçekleştirilen söyleşilerde 13 Mayıs Pazar günü saat 14:30’da ‘‘2001 Sait Faik Hikaye Armağanı’’, ‘‘2004 Yunus Nadi Roman Ödülü’’, ‘‘2013 Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü’’ ve ‘‘2014 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’’ sahibi yazar Murat Gülsoy’la gerçekleştiriyor. CerEdebiyat Koordinatörü Tolga Yüksel’in moderatörlüğünde gerçekleşecek söyleşiye katılım ücretsiz ve herkese açık olacaktır.

Murat Gülsoy Kimdir?

MURAT GÜLSOY, 1992-2002 yılları arasında arkadaşlarıyla Hayalet Gemi dergisini çıkardı. Bu Kitabı Çalın adlı kitabıyla 2001 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı, Bu Filmin Kötü Adamı Benim adlı romanıyla 2004 Yunus Nadi Roman Ödülü’nü, Baba Oğul ve Kutsal Roman adlı kitabıyla 2013 Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü’nü, Gölgeler ve Hayaller Şehrinde adlı romanıyla da 2014 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü kazandı.Kitapları çeşitli dillere çevrilen Murat Gülsoy, Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyesi, mühendislik ve yaratıcı yazarlık dersleri veriyor; sadece yazmayı değil, yazmak üzerine düşünmeyi de seviyor.

Şişli’de Hıdrellez’in adresi Nişantaşı Sanat Parkı

Hıdrellez ruhu; rengârenk süslemeler, çiçekler, ışıklandırmalar ve müzik dolu bir geceyle bu yıl da 5 Mayıs’ta Nişantaşı Sanat Parkı’nda yaşanacak. Şişli Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenecek olan şenliklerde çeşitli sanatçıların performanslarıyla eğlenceye doyacak katılımcılar, Hıdrellez ateşini birlikte yakıp, dileklerini fenerlerle gökyüzüne uçuracak.

Roman vatandaşların daha iyi şartlarda yaşaması için yürüttüğü çalışmalarla, 2016 yılında Avrupa Konseyi Roman Dostu Kent Ödülleri’ne layık görülen Şişli Belediyesi ev sahipliğinde yapılacak olan Hıdrellez kutlamaları şenlik havasında gerçekleşecek.

Şişli Belediye Başkanı H. Hayri İnönü’nün de katılacağı etkinlikte dilek fenerleri yakılarak gökyüzüne bırakılacak. 16.00’da başlayacak olan Hıdrellez kutlaması 23.00’e kadar sürecek.