Alt ıslatma erkek çocuklarda 2 kat fazla

ALT ıslatma sorununun 5 yaş civarında çocuklarda yüzde 15-20 oranında görüldüğünü belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Güneş, rahatsızlığın erkek çocuklarda yaklaşık 2 kat daha sık görüldüğünü söyledi.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Güneş, özellikle okul öncesi dönemde sıklıkla karşılaşılan gece alt ıslatma sorununun, çocukluğunda altını ıslatmış anne babaların çocuklarında ve erkek çocuklarda daha sık görüldüğüne dikkat çekerek, ebeveynlere tavsiyelerde bulundu. ‘Enürezis nokturna’nın (gece alt ıslatma), çocukluk çağının en sık karşılaşılan üriner sistem problemlerinden biri olduğunu ifade eden Dr. Muhammed Güneş, “Organik rahatsızlığı bulunmayan 5 yaşından büyük bir çocukta, en az 3 ay süreyle, haftada 2 veya daha fazla altını ıslatma durumunu enürezis olarak tanımlıyoruz” dedi.

ERKEK ÇOCUKLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR

‘Monosemptomatik enürezis nokturna’da gece altını ıslatma dışında gündüz herhangi bir belirti olmadığını söyleyen Dr. Güneş, “Monosemptomatik olmayan enürezis nokturna’da ise gündüzleri ani sıkışma hissi, sık idrara gitme, gündüz idrar kaçırma, kronik kabızlık gibi bulgular eşlik eder. Enürezis 5 yaş civarında yüzde 15-20 oranında görülür. 10 yaşında bu oran yüzde 5’e kadar inmektedir. Erkek çocuklarda yaklaşık 2 kat daha sık görülmektedir” diye konuştu.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Güneş, sorunun anne babadan geçiş özelliğine de dikkat çekerek, “Çocukluk döneminde enürezis nokturna’sı olan ebeveynlerin çocuklarında altını ıslatma sıklığı daha fazladır. Enürezis, çocuğun kendine güvenini azaltır ve psikolojik sorunlara neden olabilir. Ayrıca toplumumuzun bu konuda yeterli bilgiye sahip olmayışı konunun istismarına neden olmaktadır” dedi.

Uzman Dr. Muhammed Güneş, tedavi başlangıcında anne babalara yardımcı olabilecek bazı basit önerileri ise şöyle sıraladı:

“1. Gün içinde sıvı alımı 6-7 su bardağı olacak şekilde düzenlenmelidir.

2. Yatmadan 2 saat önce sıvı alımı kısıtlanmalıdır. Akşam saatlerinde çay, kahve, kola gibi kafein içeren sıvıların alımından kaçınılmalıdır.

3. Evde ve okulda 2-3 saatte bir düzenli tuvalete gidilmesi sağlanmalıdır.

4. Yatmadan önce mutlaka mesane boşaltılmalı ve uyuduktan 2 saat sonra çocuk uyandırılarak idrar yapması sağlanmalıdır.

5. Altını ıslatan çocuğa ceza verilmemelidir.

6. Çocuğun ıslak ve kuru geceleri takvim şeklinde not etmesi istenmelidir. Kuru kalınan gecelerden sonra ödüllendirilmelidir.”DHA

Yarkadaş: CAL’da birçok öğrenci zehirlendi, skandalın üstü örtülmeye çalışılıyor

Adı ”okul müdürünün düzenlediği köfte ve sucuk partileri”yle gündemden düşmeyen Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde bu kez de zehirlenme skandalı yaşandı. Skandalı TBMM’ye taşıyan CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, öğrencilerin okulda içtikleri sudan zehirlendiğini belirterek, konunun araştırılmasını istedi.

Yarkadaş şöyle konuştu:

“Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde birkaç gün önce sular kesiliyor. Okul yönetimi bunun üzerine, dışarıdan su getirtiyor. Bu sudan içen öğrencilerin bir kısmı kaldıkları pansiyonda, bir kısmı ise evlerinde rahatsızlanıyor. Okul Aile Birliği’ne giden çok sayıda şikayet sonrası durum Müdür Necati Yener’e aktarılıyor. Yener ise sorun çözmek yerine aileleri ‘provokasyon yapmak’la suçluyor. Böylece sorumsuzluğunu gizlemeye çalışıyor. Öğrenciler ise bu sırada yüksek ateşten dolayı kusma ve halsizlik yüzünden yataktan kalkamıyor.”

“PARTİZANLIĞIN GELDİĞİ NOKTA…”

Okul Müdürü Necati Yener’in, sırtını AKP’li İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve bakanlık bürokratlarına yasladığı için kendisini dokunulmaz gördüğünü belirten Yarkadaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Partizanlık, liyakatsızlık ve sorumsuzluk öğrencilerin canına mal olacak. Aynı müdür, daha önce de nereden alındığı belli olmayan sucukları öğrencilere yedirmeye çalışmıştı. Neyse ki; hiçbir öğrenci getirilen sucukları yemedi de zehirlenmekten kurtuldu… Ancak öğrenciler bir dahaki sefere, bu kadar şanslı olmayabilir. Milli Eğitim Bakanlığı, tarikat dayanışmasını bırakmalı ve okul müdürünü derhal görevden almalıdır. Müdürün görevden el çektirilmesi için öğrencilerin başına daha büyük bir felaket gelmesi mi bekleniyor!”

“AİLELER BASKI ALTINDA”

Çocuklarına “gıda zehirlenmesi” teşhisi konulan çok sayıda anne ve babanın kendisini aradığını belirten Yarkadaş, “Aileler kamuoyunda seslerini duyuramıyor. Çünkü müdür aileleri arayıp adeta tehdit ediyor. Adeta bir ‘Ali kıran baş kesen’ tavrı var. Öğrencilerin ve ailelerin bu zulümden bir an önce kurtarılması gerekiyor” dedi. Yarkadaş, İstanbul Tabip Odası’nı da okulda sağlık taraması yapmaya davet etti.

“HESAPLAR DA İNCELENSİN…”

Okulun tüm hesaplarının da incelenmesi gerektiğini belirten Yarkadaş, “Okulun gelir ve giderlerinin düzgün ve yasalara uygun tutulmadığı da beliniyor. Milli Eğitim Bakanlığı, bu müdürden neden çekiniyor? Müfettişlerin tüm raporları sümen altı ediliyor. Bakan İsmet Yılmaz bu müdürden neden korkuyor?” diye sordu. Yarkadaş, konunun tüm boyutlarını araştırma önergesi olarak meclise taşıdığını da dile getirdi. CHP’li vekil, okul müdürünün öğrencilere kötü davrandığını da yineledi.

Okul kantinlerinde tost ve poğaçalar küçülecek

Sağlık ve Milli Eğitim bakanlıkları, obeziteyi önlemek için okul kantinlerini düzenliyor. Artık okullara giren tost ve poğaçalar küçülecek. Araştırmalara göre de Türkiye’de 7-8 yaş grubu çocukların yüzde 22.5’i fazla kilolu ve obez.

Hürriyet’ten Meltem Özgenç’in haberine göre, Sağlık ve Milli Eğitim bakanlıkları, yedi-sekiz yaş grubu çocukların yüzde 22.5’inin fazla kilolu ve obez olduğunu gösteren araştırmaların ardından harekete geçme kararı aldı.

Bakanlıkların hazırladığı ‘Okullarda Yiyecek ve İçecek Standartları’ kitapçığındaki yeşil grup (meyve, kuruyemiş, doğal mineralli su, yoğurt, ayran, şekersiz sakızlar gibi) yiyecek ve içeceklerin tüketimi özendirilecek. Bunların okullarda her gün bulundurulması sağlanacak.

Turuncu gruptaki (şeker eklenmemiş kahvaltılık gevrekler, simit, poğaça, tost gibi unlu mamuller, yağsız işlenmiş etler, dondurma, yüzde 99’u meyve suyu içeren yenilebilir buzlu ürünler gibi) yiyecek ve içeceklerin ise sık tüketilmesi önlenecek. Bu nedenle okula girecek poğaçalar, simitler ve tostlar küçülecek. Tuz yerine baharatlar kullanılacak.

Bir çocuk ve bir köpeğin dostluk hikâyesi: “Dostum Tedi ve Ben”

Merve İpek Öztürk’ün yazdığı Dostum Tedi ve Ben Genç Destek Yayınları etiketiyle yayımlandı.

Tanıtım Bülteninden:

Bir çocuk ve bir köpeğin dostluk hikâyesi… Koşulsuz sevgiyi ve paylaşma duygusunu bir hayvan dost üzerinden anlatan Merve İpek Öztürk’ün yazdığı Dostum Tedi ve Ben Genç Destek Yayınları etiketiyle minik okurlarla buluşuyor.

Bir çocuğun hayatına bir köpek girmesiyle değişen dünyası… Yazar Merve İpek Öztürk’ün çocuklara yeni bir arkadaş olması için kaleme aldığı Dostum Tedi ve Ben kitabıyla tüm çocuklar içinde kendilerinden parçalar bulabilecekleri bir hikâye ile hayatına yeni bir dostu alan, onu kabullenip ailesinden bir parça gibi gören Melina’nın heyecanına ortak olacaklar.

Bir canlıyı sevmek için dış görünüşün önemli olmadığını doğal ve samimi bir dille anlatan kitapta çocuklara verilmek istenen mesajlar hikâyenin içine serpiştirilmiş gizli olumlamalarla aktarılıyor. Abartılı, olağandışı ya da fantastik ögelere ihtiyaç duymadan da çocukların ilgisini ve beğenisini kazanabilecek bir hikâye anlatılabileceğini gösteren kitap Melina ve Tedi’nin yeni maceralarını içeren bir seri olarak devam edecek.

Dostum Tedi ve Ben, içerdiği birbirinden güzel resimlerle 1 yaşında çocukların ilgisini çekebilecek renklilikte olmasının yanı sıra 2-4 yaş arası çocukların dinlemekten keyif alacakları ve odakları dağılmadan hikâyeye devam edebilecekleri kısa cümlelere sahip bir kitap olmasıyla da öne çıkıyor. Okumaya yeni başlayan minikler ise bu sıcacık dostluk hikâyesini ilk okuma kitapları olarak benimseyip yanlarından ayırmayacaklar.

Kitapta ayrıca annelerin her akşam uyumadan önce çocuklarına tekrar ettirebilecekleri olumlamalar da ayrı bir bölüm olarak yer alıyor.

Kitap çocuklara NLP tekniğiyle yaklaşıyor

Sahip olunması mucizevi bir gerçeklik olan evladı mutluluk ve huzur içinde yetiştirmek emek ister. Günümüzde NLP ekolüne önem veren, çocuklara ileride mutlu bireyler olmaları için bu sisteme bağlı kalarak yaklaşan okullar giderek artıyor. Peki, nedir bir çocuğa NLP sistemine bağlı kalarak yaklaşmak?

0-3 yaş dönemde olumsuz kalıpların oluşmasını önlemenin yolu

0-3 yaş döneminde karşılaştıklarımız hayatımızın geriye kalan döneminin mimarıdır. Bu dönemde çocuklar ebeveynlerinin mimiklerini, beden dillerini kopyalar. Ebeveynlerin olaylar karşısındaki tutumları ve çocukla iletişim kurma biçimleri çocuğun karakterinin şekillenmesindeki etkenlerden biridir.

Kişiliğin oturma süreci olan bu kritik dönemde anne-babaların çocuklarına yaklaşım biçimleri çok önemlidir.

Kişisel gelişim, NLP, EFT, Nefes gibi teknikleri kullanarak hayal ettiği başarılara ulaşmış pek çok insan vardır. Başarılı insanların yaptıkları modellenip örnek alınarak benzer başarılara ulaşılabiliyorsa, bu yöntemin küçük yaşlardan itibaren oturtulmasıyla mutlu, başarılı ve kendine güvenen bireyler yetiştirilebilir.

Peki, yetişkinlerde işe yarayan bu teknik, 0-3 yaş gibi kritik bir dönemde nasıl kullanılır ve ne işe yarar?

Yazar, karakterin oturmaya başladığı kritik bir dönem olan bu süreçte yanlış ve olumsuz kalıpların oluşmamasına yardımcı olabileceğimizi ve böylece daha mutlu ve başarılı bireylerin yetişmesini sağlayabileceğimizi ifade ediyor. Bunu başarabilmek için ilk adımının da olumlamalarla bilinçaltlarında doğru kalıplar oluşturmaktan geçtiğinin altını çiziyor.

Arka kapaktan:

Neşe içinde koşup oyun oynarken bir yandan da evimize gelecek olan yeni dostumu hayal etmeye başladım.

Tedi’nin neye benzediğini merak ediyordum.

Onu barınaktan alıp getirecekler bize.

Yazık…

Eski ailesi onu terk etmiş…

Acaba nasıl bir köpek Tedi?

Bir kurda mı benziyor, yoksa bir aslana mı?

Yoksa kuzu gibi kıvırcık tüylü bir yün yumağına mı?

Neye benzerse benzesin bunun hiçbir önemi yok.

Ben onu her koşulda çok ama çok seveceğim.

Ona “İşte burası evimiz Tedi” diyeceğim. “Bundan sonra burada birlikte yaşayacağız ve hepimiz seni çok seveceğiz.”

Çocuklara koşulsuz sevgiyi ve paylaşma duygusunu gizli olumlamalarla aşılamaya katkı sağlayan, doğru zamanda, doğru kalıp oluşturmaya yardımcı olan bu kitabı okul öncesi çocuklara anneleri keyifle okuyabilir.

Kitabın devam edecek olan serilerinde Melina, dostu Tedi sayesinde affetmeyi ve sorumluluk almayı bir dolu maceralarla öğrenecek. edebiyathaber.net

Cihangir Aslan’ın ilk albümü ‘Roots’ yayımlandı

Son yıllarda yükselişe geçen yerli sahnenin elektronik müzik kanadı git gide daha güçlü bir hâl almaya başlarken, bu alanda bir albüm daha yayımlandı. İstanbullu müzisyen ve prodüktör Cihangir Aslan’ın ilk albümü Roots’u dinleyicisiyle buluşturdu.

Toplam yedi parçadan oluşan Roots, inişleri, çıkışları, çözümlemeleri ve katarsisleriyle beraber bu anlatının altını güçlü bir biçimde dolduruyor. Aynı zamanda albümde sürpriz bir de Hüsnü Arkan düeti var.

MMA’da (Modern Müzik Akademisi) gitar eğitimi aldıktan sonra Galatasaray İTM’den de ses mühendisliği ve müzik prodüksiyonu lisansını alan ve okul yıllarında ses tasarımı ve prodüktörlük çalışmalarının temposunu arttıran Cihangir Aslan’ın varoluşunu ve albümün ismiyle müsemma olarak köklerini arayışını hikâye ettiği Roots şehirde kaybolmaya yüz tutmuş modern insanın dönüp tekrar doğaya ve özüne bakmaya çalışmasını bir anlatı olarak kuruyor. Sonar İstanbul 2018’de Synthesis adlı projeyle yer alan Aslan’ın aynı zamanda ilk özgün projesi olan albüm, Subroomer Records etiketiyle bugün dijital platformlardaki yerini aldı.

***

1987 doğumlu Cihangir Aslan İstanbul merkezli bir elektronik müzik sanatçısıdır.

MMA’da Jazz Gitar bölümünden mezun olduktan sonra Galatasaray ITM ses mühendisliği ve müzik prodüksiyonunu kazandı.

Okul döneminde ağırlıklı sound dizayn ve prodüktörlük çalışmarına yöneldi. Aynı dönemde Harems Production ve Taşoda Studio’da ses mühendisliği üzerine çalışma fırsatı buldu. Hüsnü Arkan, Pamela, Klost, Gülay, Bora Duran, Gülden Mutlu gibi isimlerin albümlerinde aranjör olarak yer aldı.

Daha sonraki çalışmalarında deneysel,minimal ve etnik tınılardan esinlendi.

Bu çalışmaları audio – visual performanslarla birleştirerek fiziksel alanda deneyimlemeye odaklandı.Son olarak Sonar İstanbul 2018’de Synthesis projesiyle yer aldı.

Born in 1987, Cihangir Aslan is an Istanbul based electronic musician.

After studying Jazz Guitar at MMA, he was accepted to the Galatasaray ITM sound engineering and music production department.

At that same period, he had the opportunity to work at Harems Production and Tasoda Studio as a sound engineer. He was credited as an arranger on some of the albums of famous Turkish musicians such as Hüsnü Arkan, Pamela, Klost, Gülay, Bora Duran, Gülden Mutlu.

His further work was inspired by experimental, minimal and ethnic tunes.

He then combined these works with audio – visual performances for a physical performance experience. Lastly, in 2018, he appeared on Sonar Istanbul with the Synthesis project.

Ödüllü yazar Elif Yonat Toğay’dan ilk çocuk kitabı: Bir Şeyler Yapmam Gerek

Ödüllü yazar Elif Yonat Toğay, ilk çocuk kitabı Bir Şeyler Yapmam Gerek’i okuyucularıyla buluşturdu. Çocukların dünyasına dair kısa öyküler anlatılan kitap, tudem etiketiyle raflardaki yerini aldı.

15 kısa öykünün, 5 ayrı başlık altında toplandığı kitap, anlatım dili, olayların gündelik hayatla ilişkisi ve kendine has mizahi duruşuyla her yaştan okurun gönlünü fethediyor.

Çocukların hayallerinden ve geleceğe dair düşlerinden beslenen Bir Şeyler Yapmam Gerek, okurların nabzını tutan, günceli yakalayan öykü çeşitliliğiyle hem güldürüyor hem düşündürüyor. ​

***

Öyküleri, Varlık, Sarnıç, Kitapçı gibi dergilerde yayımlanan Elif Yonat Toğay, Bir Şeyler Yapmam Gerek kitabında kıvrak kalemi ve eşsiz mizah anlayışıyla sıradan durumları sıra dışı hikâyelere dönüştürüyor. Yazar, anne ve babasının sorunlarını tek başına çözemeyeceğini anladığı için kardeş isteyen bir çocuğun ya da kulaktan kulağa yayılan haberlerle sevgili öğretmenlerinin başına gelmedik bırakmayan bir okul dolusu öğrencinin hayatın içinden, komik öykülerine imza atıyor. Okurlarını başrolde hayallerin ve büyüme sürecinin olduğu bir dünyaya davet eden bu eğlenceli kitap, öykülerinin şaşırtıcı sonlarıyla ters köşe yaptırıyor.

Hayal kurmak, dikkatli olmak, sorunlara çözüm bulmak, büyümek, hatta âşık olmak için mutlaka “Bir Şeyler Yapmak Gerek” diyen bu eğlenceli kitap, çocukların gündelik yaşamda karşılaştıkları olayları ve verdikleri tepkileri mizahın ve kelimelerin gücüyle kısa öykülerde buluşturuyor.

David Almond’un öykü kitabı Küçük Koşucular Türkçede

Çağdaş İngiliz edebiyatının 2010 Hans Christian Andersen ödüllü yazarı David Almond‘un büyüleyici öykü kitabı KÜÇÜK KOŞUCULAR Türkçede Günışığı Kitaplığı etiketiyle yayımlandı.

Okuma serüveninin başındaki çocuklar için sokakları denize çıkaran bir öykü anlatan yazar, başarı kavramını tartışmaya açıyor.

Basın bülteninden;

Koşun çocuklar, hayallerinize koşun!

Tüm dünyanın okuduğu İngiliz yazar David Almond’dan, okuma serüveninin başındaki çocuklar için unutulmayacak bir öykü! Hayat koşusuna yeni çıkmış bir çocukla, koşunun sonuna yaklaşmış bir ihtiyarı aynı mahallede buluşturan yazar, başarının ipi göğüslemekten çok, mutlu anılar biriktirmekten geçtiğini hatırlatıyor. Kuşak farkını ortak hayallerle ortadan kaldıran öykü, çocuklara cesaret aşılıyor. Her yaştan okurda iz bırakacak güçteki kitap, ödüllü illüstratör Salvatore Rubbino’nun özgün desenleriyle renkleniyor.

Liam, yakın arkadaşıyla birlikte, geleneksel Büyük Kuzey Gençler Koşusu’na hazırlanmaktadır. Rıhtım boyunca nasıl fırtına gibi koşacağını düşünüp, bitiş çizgisini nasıl göğüsleyeceğini hayal etmektedir. O gün, antrenman yapmak yerine, annesinin zoruyla yaşlı komşularını ziyarete gider. Komşuda gördüğü eski fotoğraflar ve dinledikleri, Liam’ın koşusuna yepyeni bir anlam kazandıracaktır…

David Almond: 1951’de İngiltere’de doğan Almond, 1998’de Garajdaki Giz (2004) adlı çocuk romanıyla ödüller aldı. Sinema, tiyatro ve operaya uyarlanan bu kitabını, 1999’da yine üst üste ödül kazanan Dünya Büyülü Bir Yer (2001), 2003’te savaş karşıtı söylemiyle dikkati çeken ve ödüller kazanan Alevler Arasında (2011) izledi. 2008’de My Dad’s a Birdman(Babam Bir Kuşadam) ile, 2010’da Slog’s Dad (Slog’un Babası) ve Ay’a Tırmanan Çocuk (2011) ile resimli çocuk kitaplarına yönelen Almond, aynı yıl, dünya çocuk edebiyatının en önemli ödülü olan Hans Christian Andersen Ödülü’nü kazandı. 2012’de Piranalarla Yüzen Çocuk (2015) adlı çocuk romanının ardından, Half a Creature from the Sea (Denizden Gelen Kız, 2014) adlı kitabındaki bir öyküsü, 2015’te Küçük Koşucular(2018) adıyla desenli bir kitaba dönüştü. Almond, İngiltere’de çocukluğunun geçtiği kasabanın yakınındaki Newcastle-upon-Tyne’da ailesiyle birlikte yaşıyor.

Salvatore Rubbino: Londra’da büyüyen Rubbino, Kraliyet Sanat Koleji’nde (Royal College of Art) illüstrasyon dalında eğitim aldı. İlk çocuk kitabı A Walk in New York (New York’ta Bir Yürüyüş, 2009), Victoria ve Albert Müzesi İllüstrasyon Ödülleri’ne aday gösterilen bir dizi resmin ardından ortaya çıktı. İkinci kitabı A Walk in London(Londra’da Bir Yürüyüş, 2011) 2012’de Okul Kütüphaneleri Birliği’nin ödülünü aldı. Just Ducks (Yalnızca Ördekler, 2012) da 2013 Kate Greenaway Ödülü’ne aday gösterildi. Rubbino ailesiyle birlikte Londra’da yaşıyor.

Okulda sebze meyve bahçesi

ANIL VARLI

Suriye’deki okullarda binlerce okullu çocuk gıda ve beslenme eğitim programından yararlanacak. Program, öğrencilere dengeli ve sağlıklı beslenme için sebze meyve tüketiminin önemini öğretmek için okul bahçelerini kullanıyor.

FAO Suriye Temsilcisi Vekili Adam Yao “Suriye’de devam eden krizin, bütün çocukların beslenmesi ve sağlığı üzerine yıkıcı etkisi var. Ancak bu okul bahçeleri yoluyla çocuklar bir taraftan besleyici sebze ve meyvelere erişim sağlarken bir taraftan da şimdi gıda ve beslenmeyle ilgili ana kavramları öğreniyorlar” dedi. Suriye’de okul bahçeleri projesi ilk kez ilkokul seviyesinde hayata geçiyor. Aralarında Halep, Hama, Humus, İdlib ve Kırsal Şam gibi çatışma bölgelerinin de bulunduğu bölgelerde 300 öğretmen 17 okulda eğitim aldı. Program çerçevesinde 3 bin 400’den fazla çocuk sebze ve meyve yerken gıda ve beslenmenin önemini öğrenecek. Bu girişim, çatışmalardan etkilenen Suriye’de gıda güvenliğini geliştirmek amacıyla yapılıyor.

Fayda sınıftan öte
“Okul bahçeleri çocukların yaparak öğrenecekleri açık bir sınıf gibi” diyen Yao, projenin faydalarının sınıfın çok ötesine taşınacağını ve çocukların aileleri ve topluma kadar ulaşacağını kaydetti.

Yao şöyle devam etti: “İyi beslenme ana hastalıklara karşı çocukların ilk savunmasını oluşturuyor ve çocukların aktif ve sağlıklı bir hayat yaşamaları için çok önemli. Çoğunlukla okullar çocukların hayata dair önemli kabiliyet edindikleri tek yer. Bundan dolayı bu okul bahçeleri sadece çocukların beslenme gelişimi için değil aynı zamanda onların gelişim büyümesine yardım etmek için de güçlü bir araç.”

Sağlanan araçlarla birlikte her okul sulama tankları ve damlama sulama sistemini bulunan yaklaşık 500 metrekarelik bir okul bahçesi kurdu. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve yerel bir sivil toplum örgütünün üretimle her gün ilgilenmesiyle, okul bahçeleri topluca yaklaşık 12 ton sebze ve meyve üretti.

Gıda ve beslenme eğitimi, gıda güvenliği programlarının etkisini genişletiyor.
FAO Beslenme ve Gıda Sistemleri Yetkilisi Ahmed Raza “Gıda ve beslenme eğitimi ile desteklenmezse gıda üretiminin tek başına beslenme uygulamaları üzerine çok az etkisi olduğuna dair giderek artan kanıtlar var.

Sığınmacı çocuklar minik yaşta ağır travma yaşıyor

Suriye’de iç savaşın neden olduğu sığınmacı göçünün ardından Türkiye’de de faaliyet göstermeye başlayan uluslararası çocuk örgütü Save The Children Türkiye Direktörü Nick Finney, 2018 itibariyle 938 bin Suriyeli çocuk okul yaşına geldiğini kaydetti. “Bunların yarısına yakını okula kayıtlı” diyen Finney, “Eğitim Bakanlığı’na göre sürecin normalleşmesi için 20 bin yeni sınıf gerekecek. Eğitim kalitesi düşebilir okul sayısı artmazsa” dedi.

Çocuk sığınmacıları ve en çok da eğitimlerini destekleyen projeler gerçekleştiren Save The Children Türkiye Direktörü Finney, “2018 itibariyle 938 bin Suriyeli çocuk okul yaşına geldi. Bunların yarısından fazlası okula kayıtlı.
Eğitim Bakanlığı’na göre sürecin normalleşmesi için 20 bin yeni sınıf gerekecek. Eğitim kalitesi düşebilir okul sayısı artmazsa. Çözüm mevcut sistemin geliştirilmesi. O yüzden de bu konu çok daha acil.Türkiye’nin çocuk nüfusunun da eğitim kalitesinin düşmesi riski var” değerlendirmesi yaptı.

“Türkiye’de üç yıl önce ortalama sınıf nüfusu 25’ti fakat üç yılda bu ortalama 2018’de 38-39’a çıkmış” ifadelerini kullanan Finney, “Okul sayısı artmazsa öğrencilerin de eğitim kalitesi düşebilir

Türkiye’de Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile yakından çalışıyoruz. Özel ihtiyaçları olan çocuklar var sığınmacılar arasında ve bakanlığın sosyal refah sisteminin bu aileleri de kapsaması için çalışmalar yapıyoruz” diye belirtti.

Eğitimin kalitesi düşebilir
Finney’in açıklamasından öne çıkan satırbaşları şöyle:

»Çocuk koruma en kırılgan çocukları kapsıyor: Okuldan atılma tehlikesi olanları, aile bireylerinden biri kayıp olan çocukları, ev içi şiddete ve zorbalığa maruz kalanları kapsıyor.

»Sığınmacı çocuklar için eğitimden sonra en önemli sorun ise ailenin çocuklara doğru yemekleri verebilecek, okulunu bitirmesini sağlayabilecek yeterli parası olmaması.

»Sığınmacı çocuklar Türkiye’ye geldiklerinde çok berbat şeyler yaşadı. Yaptığımız çalışmalar toksik stres de dediğimiz çok uzun süren strese bağlı tramvalar, davranış bozukluğu ve öğrenme zorluğu yaşamaya başladıklarını gösterdi.

»Son olarak da çocukların eğitimi için uğraşsak da bu çocukların ileride istihdam pazarına girmesi de düşünülmesi gereken başka bir zorluk. Okula giden çocukların sayısı artıyor. Peki iş nasıl bulacaklar ve Türkiye ekonomisine entegre olacaklar?

»Bazen ekonomik baskılardan dolayı okulu bitirmeleri zor. Dili öğrenmedilerse de işler zor.

»Şu ana kadar toplam 300 bin Suriyeli bebek Türkiye’de doğdu ve her gün 250 Suriyeli bebek Türkiye’de doğuyor. Bu nesil kim olduğuyla ilgili sorular da soracak.

Kitap okumanın çocukların gelişimine katkısı belirlenecek

Türkiye Yayıncılar Birliğine bağlı yayıncılar, yazarlar, çevirmenler ile eğitimciler ve psikologların iş birliğinde hazırlanan proje kapsamında, kırsal ve yoksul bölgelerde pilot okul ve sınıflarda gönüllü öğretmenlerle sürekli kitap okuyan öğrencilerin eğitimleri başta olmak üzere yaşamlarındaki gelişmeler takip edilip rapor haline getirilecek.

Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) tarafından yapılan araştırmaya göre sürekli kitap okuyan çocukların okuduğu cümleyi anlamasının 13 saniye sürerken, okumayan çocukta bu sürenin 45 saniye olduğuna dikkati çekti.

İyi eğitim almış, analitik düşünen, okuduğunu anlayan ve yorumlayan nesiller yetişmesi isteniyorsa bunun sadece sınavlarla ölçülemeyeceğine işaret eden Kocatürk, “Eğitimde kitabın büyük önemi vardır. Daha az ödev, daha çok kitap okuyan bir nesille beraber belki de sınavlarda daha farklı çocuklarla karşılaşacağız. İnsanların okuduğunu kavrayarak yaratıcı fikirlere ulaşmasının yolu kitaptan başka hiçbir yerden geçmez. Bütün dünya eğitimcileri bunu tartışıyor.” dedi.

Okuma kültürü ve kitap okuyan çocukların eğitimdeki başarısı, bakış açısı ve ufkuna bakarak nelerin değiştirilebileceğini göstermek adına bir çalışma başlattıklarını aktaran Kocatürk, bu kapsamda yayıncılar, yazarlar, çevirmenler, eğitimciler ve psikologlarla iş birliği halinde proje geliştirdiklerini bildirdi.

Kırsal ve yoksul bölgelerden pilot okullar ve sınıflar seçerek gönüllü öğretmenlerin desteğiyle çocuklara ücretsiz olarak kitap vereceklerini belirten Kocatürk, şöyle devam etti:

“Çocuklara uygun nitelikte kitaplar seçeceğiz. Eğitim bilimciler ve araştırmacılar olarak kitap okuyan çocukların eğitiminde nasıl değişiklik yaşandığını, ne şekilde gelişme olduğunu, başarılarının artıp artmadığına bakacağız. Okuma kültürüyle beraber ne gibi değişiklikler olduğunu göreceğiz. Bunu gelecek eğitim öğretim yılında başlatmayı ve gelecek yıllarda da sürdürmeyi planlıyoruz. Proje ile aynı zamanda sadece devletten beklemeden sınıf ve okullarda kütüphaneler, yeni halk kütüphaneleri kurulmasını, kitapçıların yaygınlaştırılmasını amaçlıyoruz. Yayıncılar olarak taşın altına elimizi koyacağız ve projeyi yapacağız. Çıktıları ilgili kurum ve kuruluşlarla paylaşıp Türkiye’nin başka bir kültürel dünyaya adım atmasını sağlamaya çalışacağız.”

“Okuma kültürünü toplumun tüm kesimine yaygınlaştırmak istiyoruz”

Kocatürk, çocuk ve aileden başlayan okuma kültürünü toplumun her kesimine yaymak istediklerini vurgulayarak, yetişkinler üzerine de araştırma yapmayı planladıklarını dile getirdi.

Kitap okuma kültürüyle sınıf başarılarının yanı sıra eğitim ve kişisel gelişimleri artmış bir nesil hedeflediklerini vurgulayan Kocatürk, “Ana hedefimiz okuma kültürüyle okuduğunu anlayan, okuduklarını analiz eden, değerlendiren, yeni yorumlara onu götürecek yeni nesillerin adımını atmak.” ifadesini kullandı.

Kocatürk, projenin adının büyük ihtimalle “Okuma Kültürünü Geliştirme Projesi” olacağını belirterek, yerel yönetimler, eğitim dernekleri, sivil toplum kuruluşları, üniversitelerin katkı vereceği projeye Milli Eğitim Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığını da dahil etmeyi istediklerini kaydetti.AA