68’den çıkarımlar- 2

68’e değinmek benim için yazıklanıp durduğum bir süreç. Sonuçta dünyayı yönetenlerin yine paçayı kurtardığı ama yinelemekten bıkıp usanmadığım, benim için dünyanın merkezine düşsel bir yolculuk sanki…

68’e yolculuğu geçen hafta kaldığımız yerden sürdürelim…

Hippi’lerin insancıl ve barışçıl bir yaşam biçimi vardı. Bu dönemin gençleri “make love, not war”(savaşma seviş) savsözünde kendini buldu. ‘68 dönemine müzik de damgasını vurmuştu. Rock ve folk olarak iki ana başlık altında toplanan, kökleri “insan hakları savaşımı”na dayanan protest müzik, siyasal içerikli bildirileri kitlelere ulaştırmada etkili bir rol oynamış ve bu günlere de ulaşan bir müzik kültürü yaratmıştı. Janis Joplin, Bob Dylan, Beatles, Rolling Stones, The Doors, Joan Baez, Peet Seager gibi müzisyenler özellikle şiddet ve ırkçılık karşıtlığı ile öne çıktı. Çeşitli şenlikler(festivaller) düzenlendi. 15 ağustos 1969’da yapılan Woodstock Şenliğine katılım şaşırtıcıydı. Bu; 2 gece 3 gün süren, 500.000 kişinin katıldığı sevgi ve dayanışmanın, paylaşımın, ırkçılık ve savaş karşıtlığının yaşandığı en büyük etkinliklerden biriydi. Unutulmaz anlarından biri de Jimi Hendrix’in ABD ulusal marşını gitarıyla savaş sesleri çıkararak çalması olmuştu.

1968 eylemleri kısa ve uzun erimli bir dizi gelişmelere yol açtı. Çevre bilincinin ortaya çıkmasına neden oldu. “Çekirdeksel(nükleer) karşıtlığı” ve “silahların artışına karşı silahsızlanma” gibi konularda toplumsal bilinç ve kültür yaratıldı… Seçenekli(alternatif) yaşam biçimleri geliştirildi. Ortak(Komün) evler kuruldu. Ayrımlı(farklı) olanların varlığı olurlanmaya başlandı.Cinsel özgürleşme, 68’in en önemli sonuçlarından biriydi. Okullarda dirimbilim(biyoloji) dersinde insan gövdebilimi(anatomisi) öğretilmeye başlandı. Daha önce pornografi, nü resimler, sanatta çıplaklık suç sayılırken, bunlar sergilenmeye başlandı. Eski kültür paramparça olmaya, bireyin özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden biri olan cinsellik tabusu yıkılmaya başladı. Eşcinsellik, eşcinsel evlilik, seks işçiliği, bisexsüellerin ve lezbiyenlerin örgütlenme özgürlüğü gibi kazanımlar elde edildi. 68’in en büyük sonuçlarından biri kadın haklarında görüldü. Kadınlar evli olsun olmasın kürtaj olma, boşanma davası açma, kocalarının izni olmadan ehliyet alma ve yolculuk etme haklarını elde etti. Evlilik dışı cinsel yaşam özgürlüğü, seçme seçilme hakkı sağlandı. İnsanlar birlikte yaşamak için evlenme koşulunu, aile kurmayı istemediler. Geleneksel kadın rolü sayılan çocuk bakımı, mutfak işleri ve ev temizliği erkekler yanınca da yapılmaya başlandı. Eğitimde demokratik katılımcı yapı ve örgütlenme özgürlüğü gelişti. Savaşlara karşıtçılık(muhalefet) yükseldi. Üçüncü dünya ülkeleri ve ulusal bağımsızlık istemleriyle dayanışma yerleşti. Sırt çantası ile dış ülkelere gezi, çeşitli kültürler ve insanlarla tanışma eğilimi arttı. Giyim kuşamda tüketim yerine ikinci el ya da eskiler yeğ tutuldu. Askerlik yapmaya karşı duruş, sivil askerlik gibi açılımlar gerçekleşti.

68-den-cikarimlar-2-462869-1.

Toplumda köktenci görüşler geliştirmenin gücü, denilebilir ki bir yokluk sonucu, kendisi bir sınıf olmayan, zaman içinde sürekli olmayan bir tabakaya, öğrencilerin omuzuna düştü. Onlar demokrasinin anlamını genişletmek, doğrudan eylemle halkın gücünü arttırmak, yeni siyasi arayışlar-kuramlar geliştirmek, bireyi köktencileştirmek için savaşım verdiler. Ne var ki 68 devinimi(hareketi), son çözümlemesinde(tahlilde), toplumsal tabakaları eyleme geçiremedi, özellikle kurulu düzenin güçlü(iktidar) yapılarına tehdit yöneltebilecek işçi sınıfıyla bağ kuramadı…

Benim yetersiz özetlemelerim nereye kadar? Oysa çok değerli çalışmalar var; 1968 İsyancı Bir Öğrenci Kuşağı(Ronald Fraser/ Belge Yayınları, 1988) yanı sıra diğer bir kaçı: Küresel İsyan ‘68(Mete Kızık/ Günizi Yayıncılık, 2008), Bizim 68’liler(Şükran Soner/ Cumhuriyet Kitapları, 2009), 68 Kuşağı Gençlik Olaylarının Uluslararası Boyutu(Feryat Bulut, 2011), Türkiye ve Fransa’da 1968(Emine Öztürk/ Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (2017), vd.

68 Kuşağı, yazmakla ve üzerinde düşünmekle bitmeyecek 50 yıllık bir destan…

Sanatçı Bahar Yürükoğlu: Plastik, yakın gelecekte bize musallat

Burak Abatay @abatayburak

Bu yıl üçüncüsü düzenlenen Red Bull Art Around, 4-20 Mayıs 2018 tarihleri arasında Arnavutköy’ün sokaklarını ve çeşitli mekânlarını çağdaş sanatla buluşturdu. Küratörlüğünü Collective Çukurcuma ekibinin üstlendiği projede biri öğrenci projesi olmak üzere toplam 14 farklı sanatçının 14 farklı eseri Arnavutköy’ü bir açık hava sergisine dönüştürüyor. Doğaya verdiğimiz zararı da ön plana çıkartan eserlerin bulunduğu sergide çevre duyarlılığıyla ön plana çıkan Bahar Yürükoğlu’nun da eserleri var. Plastiğin doğayla nasıl iç içe girdiğini anlatmaya çalışan Yürükoğlu, pleksiglastan yarattığı eserleriyle Arnavutköy’ün bahçelerinde geleceği yansıtıyor. Arnavutköy’ün yeşil alanlarına ‘plastik’ eserlerini yerleştiren sanatçı Bahar Yürükoğlu ile Red Bull Art Around’u ve işlerini konuştuk.

»Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Bir sanatçı olarak kendinize dert edindiğiniz meseleler neler?
2003 yılında New York City’deki Görsel Sanatlar Koleji’nin Fotoğraf bölümünden mezun oldum. Birkaç yıl boyunca New York’ta bir fotoğrafçı ve renkli karanlık odada baskıcı olarak çalıştım. Yüksek lisansımı 2011’de Boston’daki Massachusetts College of Art and Design’da tamamladım. Üç boyutlu alan, ses ve hareketli görüntüler kullanarak çalışmaya başladığım yer burası. Genelde fotoğraf, video, ses ve enstalasyonu bir araya getiren işlerimde; iki boyutlu düzlemle üç boyutlu mekân arasında bir dalgalanma yaratarak, birinin diğerine dönüşebilme olasılığını araştırıyorum. Nispeten soyut bir görsel dil aracılığıyla, renk, biçim ve ışık üzerinden bir manzarayla ilişkilenen deneyim ve hafızanın yoğunluğunu yeniden yaratmaya çalışıyorum.

»Bugüne kadar pek çok eser ortaya koydunuz. Sizin en keyif aldığınız işinizle insanların en çok beğendiği işleriniz hangileri oldu?
Eserin ne söylemesini istediğime bağlı olarak farklı medyumlarda çalışmalar üretiyorum. Benim için başarılı bir çalışma, izleyiciyi başka bir gerçekliğe taşımalı ve onlara ne yaşadıklarını sorgulatmalı. Eğer bu tür bir alanı yaratabilirsem, ürettiğim her türlü farklı çalışmada tatmin oluyorum.

»Arnavutköy’de sizi etkileyen şeyler neler oldu? Sizce Red Bull Art Around için neden Arnavutköy seçildi?
Arnavutköy’e her gittiğimde, zaman içinde seyahat ettiğimi hissediyorum, genellikle beni bulabileceğiniz Beyoğlu’ndan ayrılıp deneyimlediğim güzel bir tatil de denebilir. Mahallenin gizli detayları beni büyülüyor, bir köşeden dönmek ya da gizlenmiş merdivenlere adım atmak sizi yeni bir dünyaya götürebiliyor. Çalışmamın Red Bull Art Around için konumlandırılacağı yeri bu şekilde bulduk. Collective Çukurcuma’nın “Hauntology” kavramından yola çıkarak oluşturdukları tema da bu semt için çok uygun çünkü buranın sokakları ve eski binaları gezen birisi için geçmişin hayaletleri gibi hissettirebiliyor. “Zaman içinde donmuş” gibi hissettiren bir yer. Binaların ahşap olduğu, ağaçların ve çiçeklerin hâlâ vahşi doğduğu eski bir İstanbul.

»Collective Çukurcuma ekibiyle işbirliğinizden de bahsetmenizi rica etsem, neler söylersiniz?
2016 yılında Collective Cukurcuma ile, İstanbul’daki sanatçıların Nashville’de yaşayan sanatçılarla eşleştirildiği ve değişimden doğan takımlar halinde ortaklaşa çalışmalar yaptığı bir projede çalıştım. Collective Çukurcuma ekibinin sanat alanında gerek yerel gerek kıtalar arası sanat projelerinde kolektif ve ortak çalışma konusunu çok teşvik eden eşsiz bir tutumları var. Düzenledikleri karma sergiler, açık etkinlikler ve okuma grupları ile herkesin dünyayı onların zihinlerinden görebilmeye davet ediyorlar. Küratörler olarak denemeye açıklar ve sanatçıların çalışmaları tanımlamakta serbest olmalarına özen gösterip, izin veriyorlar, bu açıdan çok demokratikler. Collective Çukurcuma herkesi kapsayan bir sanata dayalı yeni bir komünite yaratabilme potansiyelleri nedeniyle de Red Bull Art Around’un bu seneki küratörleri olarak seçilmeleri heyecan verici!

»Pleksiglas’ı seçmenizin sebebi nedir?
Plastik, sanayileşmiş tüketici odaklı bir dünyayı ifade ediyor benim için. Medyayı iletmek için kullanılan bir malzeme, televizyonlarda veya bilgisayarlarda olduğu gibi, polyester gibi giydiğimiz giysilerin liflerinde bulunur; su gibi besinler için bir kaptır, dairemdeki pencerelerin çerçevelerinin materyali; dünyayı içinden deneyimlediğimiz bir mercek… Aynı zamanda, insanın çevreyi tahrip eden kolaylıklarının üretimi, tüketimi ve bertarafıdır. Algı ile oynayabildiği ve kendi imajını dünyaya yansıtabilme yeteneği olduğu için renkli ve şeffaf pleksiglas kullanıyorum. Neon, parlak ve doygun renkli olmalarının nedeni de bu renklerin beni nasıl hissettirdikleri, renkler birden adrenalin salgılatıp, haz veriyorlar. Ayrıca, bu renkler 80’ler ve 90’larda büyümüş biri olarak benim kişisel geçmişimle de bağdaşıyor. Diğer bir yandan renklerin kararlarımız üzerindeki etkisinin farkındayım. Renkler, bir şeyle etkileşimimizde bizi çekebilir ya da tam aksine itebilir. Ben renkleri öncelikle izleyiciyi işin içine çekmek için, dikkatlerini çeker çekmez de iş hakkındaki beklentilerini sekteye uğratmak amacıyla kullanıyorum.

sanatci-bahar-yurukoglu-plastik-yakin-gelecekte-bize-musallat-olacak-460201-1.

»Sergideki eserinizden biraz bahsedebilir misiniz?
Red Bull Art Around Arnavutköy için yapmakta olduğum Apokapleksi adlı yerleştirme, hayaletlerin geleceğe nasıl musallat olabilecekleri üzerine düşünmekte. Bu iş için unutulmuş bir mekân bünyesinde, daha önceki bir çalışmamdan kalan pleksiglas parçalarını geri dönüştürerek fütüristik bir arkeoloji alanı senaryosu üretiyorum. Bu yeni işimi üretmek için bir araya gelen birden fazla hayalet var. Çıkış noktalarımdan biri: Küresel ısınma korkusu. Biyobozunur olmayan plastik gibi malzemeleri çok fazla kullanıyoruz ve doğaya bırakıyoruz. Tüketim alışkanlıklarımızın yakın zamanda değişmesi imkânsız gibi gözüküyor ama gelecekte bu malzemeler bize “musallat” olacak. Gelecekte plastikler, ağaçların ve çimlerin yanı başında toprakta bitiverecekler. Aslında sadece ileride arkeolojinin neye benzeyeceğini hayal etmeye çalışıyorum.

Gençlik örgütleri: Deniz’lere sözümüz faşizm yenilecek!

ZEYNEP KURAY

Gençlik örgütleri, idam edilişlerinin 46’ıncı yıl dönümünde ’68 kuşağı önderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı Taksim’den Dolmabahçe’ye yaptıkları yürüyüşle andı. Dayatılan tek adam rejimini 68 kuşağından aldıkları direniş ruhuyla yeneceklerini vurgulayan Gençlik örgütleri, “Ezilenlere ve Deniz’lere sözümüzdür, faşizm yenilecek biz kazanacağız” dedi.

68 Kuşağı önderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, idam edilişlerinin 46’ıncı yıl dönümünde Taksim’den 6’ıncı Filo’nun denize döküldüğü Dolmabahçe’ye yapılan yürüyüşlerle anıldı. EMEP ve CHP’nin anma etkinlikleri sonrası Dolmabahçe’ye omuz omuza yürüyen gençlik örgütleri, faşizmi yenme sözü verdi. MKM önünde başlayan yürüyüşte, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın fotoğraflarını taşındı, “ 1968-2018 bitmedi sürüyor kavga” yazılı pankart açıldı. Devlet tarafından katledilen 68 kuşağı önderlerinin isimlerini teker teker sayılıp, “Yaşıyor” diye haykırdığı yürüyüşte, hep bir ağızdan, “Deniz, Yusuf, Hüseyin sürüyor sürecek mücadelemiz”, “ Emperyalistler, işbirlikçiler 6’inci Filo’yu unutmayın”, “ Emperyalizme karşı Deniz olmalı”, “ Devrim şehitleri ölümsüzdür”, “ Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atıldı.

‘68’LERİN DİRENİŞ RUHUYLA KAZANACAĞIZ!’

Polis ablukası altında Dolmabahçe’ye gelen gençler, çevredeki yurttaşlar tarafından alkışlarla karşılandı. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan şahsında hayatını kaybedeb devrimciler adına bir dakikalık saygı duruşunda bulunan gençlik örgütleri adına açıklama Cansu Eski tarafından okundu. Eski, ülkenin KHK’lerle yönetildiği, OHAL şeklini aldığı, üniversitelerin bölünmeye çalışıldığı bir ortamda 68 kuşağının kendilerine bıraktığı mücadele mirasından aldıkları güçle direndiklerini vurguladı. Başka bir dünya yaratmak için yola çıkan Deniz’lerin 12 Mart faşist rejimi tarafından idam edildiğini hatırlatan Eski, “Deniz ve Yusuf daha 25 yaşındaydı. Hüseyin ise 23’ündeydi. Cellatlarının adı tarih içerisinden silinip giderken, üç fidan kavgamızın bayrağı olup kaldı mücadelemizin satır başlarında…”

“Yalınayak idama giden Hüseyin İnan’ın, korkusuz Yusuf Aslan’ın ve son sözünü, “Yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği” olan “Deniz Gezmiş’in yoldaşlarıyız” diyerek sözlerini sürdüren Eski, “Tek adam rejimin baskı ve zulmü varsa, bizlerin de 68’lerden gelen direniş ruhu var. Bizler yine devrimci tarihimizden aldığımız derslerden biliyoruz ki zaferin büyüklüğü kavganın zorluğunda gizlidir. Ezilenlere ve Deniz’lere sözümüzdür, faşizm yenilecek, biz kazanacağız” dedi.

genclik-orgutleri-deniz-lere-sozumuz-fasizm-yenilecek-460357-1.

Anma gençlerin hep bir ağızdan Gündoğdu Marşı’nı seslendirmesiyle sona erdi.

Yürüyüş ve anmayı düzenleyen Gençlik örgütleri: Diren Üniversite, SDGF, Dev-Lis, LÖP, Öğrenci İnisiyatifi, Genç-Sen LÖP, Öğrenci Faaliyet, Liseli Direnişçi Genlik, Kaldıraç.

Bilkent Üniversitesi, tüm kampüslerde sigara içmeyi yasaklıyor

Bilkent Üniversitesi Senatosu, 2022 yılı eylül ayından itibaren üniversitenin 3 bin dönümlük üniversite kampüsünün içinde sigara içmeyi yasaklama kararı aldı.

Bilkent Üniversitesi Prof. Dr. Abdullah Atalar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sigaranın büyük bağımlılık yapan ve sağlığa çok fazla zararı bulunan kimyasal bir madde ve bir nevi zehir olduğunu söyledi.

Sigaranın büyük bir bağımlılık yaptığına işaret eden Atalar, “Nasıl kokain, eroin gibi uyuşturucu maddeler bağımlılık yapıyor, sigara da bağımlılık yapıyor. İnsan sağlığına zararı artık ispatlanmış bir nesne bu.” değerlendirmesini yaptı.

“O günlerden bugünlere geldik”

Türkiye’de 1980’lerde üniversitelerde derslerde, sınavlarda sigara içmenin serbest olduğunu hatta üniversite sınavında bile rahat bir şekilde sigara içilebildiğini belirten Atalar, “O günlerden bugünlere geldik. O gün ‘Bir gün sınıflarda sigara içmek yasaklanacak’ dense kimse inanmazdı.” ifadesini kullandı.

ODTÜ’de öğretim üyesi olduğu yıllarda sınav salonlarının birinde sigara içimini yasakladığını ve bu salona çok talep gelmesi üzerine salon sayısını ikiye çıkardığını aktaran Atalar, daha sonra Bilkent Üniversitesinde görev yapmaya başladığında dönemin rektörü Prof. Dr. Mithat Çoruh ile görüşerek üniversitenin senato ve diğer toplantılarda sigara içimini yasaklayarak üniversitelerde bir ilki hayata geçirdiklerini vurguladı.

Atalar, kapalı alanlarda sigara içiminin yasak olmadığı o yılları, “Türkiye’de kapalı alanlarda sigara içme yasağı yoktu. Biz bu yasağı ilk getiren üniversitelerden biriyiz. Düşünün o yıllarda asansörlerde sigara içilirdi ve biz bunu da yasakladık. Hocaların odalarını sigaralı, sigarasız diye böldük. Zaman geçti, binaların içinde sigara içmeyi yasakladık.” sözleriyle anlattı.

Dünyanın birçok ülkesinde sigaradan gençleri uzak tutmak için çalışmalar yapıldığına dikkati çeken Atalar, Yeni Zelanda gibi bazı ülkelerin ise 2030 yılında ülkede sigara içmeyi tümüyle yasaklayacağını açıkladığını, Nepal’in komşusu Butan’da ise sigara içmenin tümüyle yasak olduğunu bildirdi.

“Bu nesneden gençlerimizi uzak tutmamız lazım”

Atalar, ABD’de 2 bin 500 üniversitede sigara, bin 600 üniversitede ise her türlü tütün mamulunu içmenin yasak olduğunu belirterek, “ABD’de akla gelen hemen bütün üniversitenin kampüslerinde sigara içmek yasak. Türkiye ise bu konuda geride kaldı.” dedi.

Rektör Atalar, Bilkent Üniversitesi olarak öncülük yapmak istediklerinin altını çizerek, şöyle devam etti:

“Geçen hafta üniversite senatosu ve yönetim kurulunun oy birliği ile aldığı kararla 2022 yılında yani 4 yıl sonra eylül ayından itibaren üniversitemizin kampüsünün içinde herhangi bir yerinde sigara içmek yasak olacak. Yasağın uygulanacağı alan 3 bin dönüm.

Şu anda bina girişlerinde sigara içmek yasak. Bunları zamanla geliştireceğiz. Dünyadaki bazı ülke örneklerine bakarsak sigara içmenin yasak olduğu yerleri giderek büyütmüşler. Araştırmalar şunu gösteriyor, üniversitede bir yerde serbest bırakırsanız bu öğrencilerin sigara içmesine engel olmuyor, hatta orası sosyal mekan oluyor, herkes oraya gidiyor. Sigara içmenin çok zor olması lazım.

Araştırmalar, bir kere sigaraya başlayanların maaşlarının beşte birini sigaraya vermekten çekinmediklerini gösteriyor. Bu nesneden gençlerimizi uzak tutmamız lazım. Bir de sigaraya başlanırsa bırakmak çok zor. En doğrusu hiç başlamamak. Öğrencilerin sigaraya genelde üniversite yıllarında başladıklarını biliyoruz. Biz üniversitemizi sigarasız bir yer haline getirerek, öğrencilerimizin sigaraya hiç başlamamalarına ön ayak olmak istiyoruz.”

“Hiç başlamamasına neden olacak”

Atalar, sigara yasağının herkesi kapsayacağını vurgulayarak, “Hocaları, öğrencileri, çalışanları, işçileri, bahçıvanları, güvenlik görevlilerini ve herhangi bir konu için kampüse gelenleri de kapsayacak. Bu yaklaşık 15 bin kişi anlamına geliyor. Sigara içmek isteyen kampüs dışına çıkacak. Bu da hiç başlamayan birisi için başlamamasına neden olacak. Öğrencilerimizin büyük kısmı zamanlarının çoğunu kampüste geçiriyor. Yani sigara içmek kolay olmayacak.” diye konuştu.

ABD’deki üniversitelerde arabanın içinde de sigara içiminin yasak olduğunu ifade eden Atalar, “Bizde de bu detaylar nasıl şekillenecek, zaman içinde göreceğiz. Bir komite kurduk, bu komitenin içinde öğrenci konseyimiz de var. Görevimiz, aldığımız kararın önemli olduğunu öğrencilere inandırmak ve koyacağımız kurallara onların uymasını sağlamak.” dedi.

Kampüslerinin girişine 2022 tarihinden itibaren “Burası dumansız kampüstür” yazısının olacağını bildiren Abdullah Atalar, şunları kaydetti:

“Bildiğimiz kadarıyla bu konuda ilk ya da ilklerden biriyiz. Projemizi başlattık. Bu konularda da diğer üniversitelere örnek olmayı umuyorum. Onların da bunları takip edeceğini umuyorum, tahmin ediyorum. Gençleri sigaradan uzak tutmak bence üniversitelerin ve üniversite yöneticilerinin bir görevi.” AA

Cerrahpaşa Tıp ‘bölünmeye’ karşı ayakta

Üniversitelerin bölünmesi için hazırlanan kanun tasarısı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde protesto edildi.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin yönetim kadrosu, öğretim üyeleri ve öğrenciler, Temel Tıp Bilimleri Binası önünde ve bir amfide toplanarak eylem yaptı.

“Cerrahpaşa Bizimdir Bizim Kalacak” şeklinde slogan atan öğrencilere konuşma yapan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alaattin Duran, “Hepimiz üzüntü içerisindeyiz. Böyle bir ayrımı hiçbir şekilde düşünmemiştik. İnşallah bu ayrım yine de gerçekleşmeyecek. Bunun çabası içerisindeyiz” dedi.

“ZOR BİR SÜREÇTEN GEÇİYORUZ”

cerrahpasa-tip-bolunmeye-karsi-ayakta-455712-1.

“Öğretim üyesi arkadaşlarımla biraz önce uzun süre müzakere ettik” diyen Duran, “Gayret göstermeye devam ediyoruz. Bunun sonucunda başarılı olacağız diye düşünüyorum ve umut ediyorum. Ancak provokasyonlara kapılmayalım. Sükunetle ve yasal çerçeve içerisinde gayretlerinizle bu süreci götürmeye çalışalım. Hiçbir şekilde toplu yürüyüşe geçmeyin. İsterseniz Beyazıt’taki toplantıya bireysel olarak katılabilirsiniz. Gerçekten zor bir süreçten geçiyoruz. Birkaç günden beri ben çok gergin durumdayım” diye konuştu.

Amfide toplanan öğrenciler ise sıralara vurarak ve alkışlarla protestoya katıldı. Öğrencilerden biri, “Üniversitenin bölünmesini istemiyorum. Bu üniversite Türkiye’nin tıp tarihini üç amiral gemisinden biri” dedi.

Başka bir öğrenci ise “Köklü geçmişimizi muhafaza etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Bir sürü tıp öğrencisi mağdur edilecek. Buraya gelmek için çok emek sarf ettik” ifadelerini kullandı. Grup daha sonra polisin toplu bir şekilde yürüyüş yapılmasına izin vermemesi üzerine Beyazıt’ta yapılacak eyleme yürüyüş olmaksızın gitti.

cerrahpasa-tip-bolunmeye-karsi-ayakta-455713-1.

cerrahpasa-tip-bolunmeye-karsi-ayakta-455715-1.

cerrahpasa-tip-bolunmeye-karsi-ayakta-455716-1.

Denizli’de 80 anaokulu öğrencisi, yedikleri yemekten zehirlendi

Alınan bilgiye göre, Yukarı Mahallesi’nde bulunan anaokulunda 80 öğrenci ile bir personel, yedikleri yemeğin ardından rahatsızlandı.

Karın ağrısı ve mide bulantısı şikayetiyle 112 Acil Servis ekiplerince Çivril Devlet Hastanesine kaldırılan öğrenciler ile personel, tedavi altına alındı.

Hastanede öğrencileri ziyaret eden İlçe Milli Eğitim Müdürü Mehmet Özcan, anaokulunda öğle yemeğinin ardından 80 öğrenci ve bir personelin gıda zehirlenmesi teşhisiyle hastanede tedavi altına alındığını belirtti.

Özcan, gıda zehirlenmesi yaşayanların hayati tehlikesinin bulunmadığını vurgulayarak, yemekten alınan numunelerin, Denizli’deki ilgili laboratuvara gönderildiğini bildirdi.

Olayla ilgili soruşturmanın sürdüğünü belirten Özcan, şunları kaydetti:

“Yemekten alınan numune sonuçlarına göre gerekli inceleme ve araştırma yapılacak. Bununla ilgili soruşturmamız devam ediyor. Bu olaydan üzüntü duyduk. Ancak ciddi bir hastamız yok. Anaokulumuzda 80 öğrenci var. Gıdadan zehirlenen öğrencilerimiz ile personelimiz hastanede tedavi altına alındı.”

(AA)