İran Dışişleri Bakanı: AB’nin nükleer anlaşma çabası yetersiz

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Avrupa Birliği’nin (AB) nükleer anlaşmanın İran’a getirdiği yararları korumak için yeterince çaba sarf etmediğini söyledi.

İran resmi haber ajansı IRNA’nın haberine göre, Zarif Avrupa Komisyonu’nun İklim ve Enerjiden Sorumlu Üyesi Miguel Arias Canete ile Pazar günü Tahran’da görüştü. Zarif’in Canete’ye, “ABD’nin anlaşmadan çekilmesiyle birlikte anlaşmanın kazanımlarını koruma noktasında İran’ın AB’den beklentileri arttı ve AB’nin anlaşmaya verdiği siyasi destek mevcut durumda yeterli değil” dediği bildirildi.

Zarif’in ayrıca “Avrupalı büyük şirketlerin İran ile işbirliklerini sona erdirdiklerini duyurmaları olasılığı, AB’nin nükleer anlaşmaya bağlılığıyla tutarlılık göstermiyor” dediği aktarıldı.

ABD Başkanı Donald Trump, 8 Mayıs tarihinde ABD’nin İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekildiğini açıklamıştı. ABD’nin yeni Berlin Büyükelçisi Richard Grenell, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “İran’da faaliyet gösteren Alman şirketleri operasyonlarını derhal azaltmalı” demişti.

Avrupa Komisyonu, 1996 yılında kabul edilen Blocking Statute (Engelleme Mevzuatı) adlı yasayı Cuma günü yeniden etkin hale getirmişti. Sözkonusu uygulamayla İran ile ticaret yapan Avrupalı firmaların ABD’nin yaptırımlarından korunması amaçlanıyor.

Avrupalı liderler ve Tahran ABD’nin kararına rağmen anlaşmanın sürdürülmesi taraftarı.

Bitmeyen savaş, dur diyemeyen insanlık!..

Dünyanın ve insanlığın, dikiş tutmayacak biçimde dağılmış post modern hali malum; bunlara birçok farklı yorum getirmek de mümkün. İnsanlığın çılgınlığı yeni değil kuşkusuz… Ezelden beri huzuru ve barışı kendine çok gören bir insanlıkla, horoz dövüşü gibi birbirini durmadan gagalayan liderlerden söz edilebilir. Nedeninin, temelde, paylaşım kavgasında yattığını söylemek de yanlış olmaz. Toprak, zenginlik ve gücün paylaşımı!… Bugün de, Trump, Netanyahu gibi birkaç lider çerçevesinde yapılan tartışmalarda, ya içerdeki kaos ve baskılar ya da dışardaki zenginlik ve gücün paylaşımı konu ediliyor.

Şu son Kudüs olayı!.. Zaten 50-60 yıldır tehdit, şiddet, acı ve kayıplarla yaşanılıyor bu topraklarda. İsrail işgal alanını her yıl daha büyütürken, Filistin halkının gettolarda yaşamaya mahkum edildiği yerler buraları… İsrail’li yöneticiler ise, bunca büyüme ve güce karşın, kendi halkına da Filistinlilere de barış ve huzuru getirecek bir anlaşmayı değil, hala savaşı ve ölümleri seçmekteler. Dünyanın lideri konumundaki ülke de yangına körükle gitmekte…

Ortadoğu zaten yılardır yanıyor… Suriye’deki savaş henüz sonlandırılamadı; savaş bugün sona erse, yol açtığı yıkımı onarmanın on yıllar alacağı, Ortadoğu halklarının kolay kolay ayağa kalkamayacağı da bilinmekte. Yaptıkları ise, Ortadoğu’daki kaosun ve insanların acılarını devam ettirmek oluyor. Hollywood filmlerine konu olan nükleer savaşa yol açan düğmeye basmaya benzemekte.

Ancak tüm bu gerçekler içinde, insanın seçimleri de beni çok ilgilendiriyor. Yani, bu tür liderleri başa getiren insan; bir yanda “post truthlar” ve popülizme, öte yanda kaos ve savaş gibi belalara razı olan insan; en büyük erdemlerinden biri diye düşünülen demokrasiden bu liderleri çıkaran insan; üstelik, geçmişe göre daha çok daha bildiği ve gördüğünü düşünen insan; ulaştığı bilgi, teknoloji ve zenginlikle paylaşım kavgasını yumuşatması, daha barışçı çözümler bulması mümkün olan insan!…

İnsana ve insanlığa yükleniyor olabilirim; ama bu barbarlıktan kurtulamayışın, yaşanan acılardan ders alamayışın insan dair düşündürücü yanları da olmalı kanısındayım. Ayrıca, bu tür liderlerden ve yol açtıkları kavgalardan kurtulmanın yolu yine insanlardan geçeceğine göre, insan ve insanlık üzerine düşünmek kaçınılmaz.

Kısacası politikacıları ve nedenlerini az çok çözmüş olabiliriz; ama ya insanlar!…Onlar bu kadar mı kör; bu kadar mı güçsüz!…

Tabii soruları başka türlü sormak mümkün; ama dünyanın bitmeyen savaş ve şiddet halini görünce Jose Saramago’nun “Körlük” adlı kitabını hatırlatmadan edemiyorum. Kitap, insanların nedeni bilinmeyen bir biçimde peş peşe kör oldukları kaotik bir ortamda hayatta kalabilmek için ne kadar vahşileşebildiklerini konu etmekte. Bir bakıma, insanlığın karanlık yüzünün anlatıldığı söylenebilir. Kitaptaki son cümleler de şöyle: “Neden kör olduk, Bilmiyorum, belki bir gün nedenini öğreniriz, Ne düşündüğümü söyleyeyim mi sana, Söyle, Bence biz kör olmadık, biz zaten kördük, Gören körler mi, gördüğü halde görmeyen körler.”

Saramago’nun dediği gibi, bugün insanlığı, gördüğü halde görmeyen kör olarak tanımlamak mümkün diye düşünüyorum. Ne bilmedim, duymadım diyebilecek, ne de yaşananları Tanrı’nın takdiri, talihsizlik gibi kolaya kaçmalarla açıklayabilecek durumdalar… Kuşkusuz, bu gördüğü halde görmeyişin arkasında insandan sisteme uzanan birçok neden var ve bunları konuşmak gerekiyor.

İnsan bilinci ve algılamasının yaşadığı çağ ve içinde bulunduğu toplum içinde biçimlendiği ortada. Bu çağın ise, bir yandan insanı doğaya ve kaderine hakim olacak biçimde güçlendirirken, öte yandan bencilliklerine ve çıkarlarına mahkum etmek gibi zayıflattığını söylemek mümkün diye düşünüyorum. Tabii, her iki açıdan da dünyadaki hegemonik ilişkilerin ve kapitalist sistemin payını hesaba katmak gerekmekte. Kısaca söylersek, bu dünyanın, sistemin dişlisi olacak kadar güçlü, sisteme razı olacak kadar zayıf insanlara ihtiyacı var. Bunun için de, “mışlı” dünyalar ve post-truthlar yarattığı gibi, korku ve tehditleri de kullanmakta. Kısacası, bencillikle korkuları, çıkarlarla düşmanlıkları bir araya getiren öyle bir harman yapmakta ki, hem kendini perdelemekte hem insanları pasifize ederek değirmenine su taşıması mümkün olmakta.

Böyle bir sistemde de, barışa değil savaşlara ve korkulara ihtiyaç olduğu ortada. İnsanlar biraz nefes almaya başlasalar, biraz korkularından kurtulsalar, dünyanın bu çılgın gidişatını da, bunun arkasında dönen dolapları da daha iyi anlayıp sorgulayabilecekler. O zaman da, kendilerini yiyip bitiren bu dünyaya dur demeye başlamayacaklarını düşünebiliriz. Ama ne mümkün!…

Bu nedenle, yaşadıklarımızı, aydınlıkla karanlığın savaşı olarak görmek gibi, asıl aydınlanma çağının bilgi, teknoloji ve gücün, insan ve insanlık için olumlu bir şeyler üretmesiyle başlayacağını düşünmek abartı olmaz. Bugün yaşanılanlar ise, bu aydınlanmayı engellemek üzerine kurulmuş durumda.

68’den çıkarımlar- 2

68’e değinmek benim için yazıklanıp durduğum bir süreç. Sonuçta dünyayı yönetenlerin yine paçayı kurtardığı ama yinelemekten bıkıp usanmadığım, benim için dünyanın merkezine düşsel bir yolculuk sanki…

68’e yolculuğu geçen hafta kaldığımız yerden sürdürelim…

Hippi’lerin insancıl ve barışçıl bir yaşam biçimi vardı. Bu dönemin gençleri “make love, not war”(savaşma seviş) savsözünde kendini buldu. ‘68 dönemine müzik de damgasını vurmuştu. Rock ve folk olarak iki ana başlık altında toplanan, kökleri “insan hakları savaşımı”na dayanan protest müzik, siyasal içerikli bildirileri kitlelere ulaştırmada etkili bir rol oynamış ve bu günlere de ulaşan bir müzik kültürü yaratmıştı. Janis Joplin, Bob Dylan, Beatles, Rolling Stones, The Doors, Joan Baez, Peet Seager gibi müzisyenler özellikle şiddet ve ırkçılık karşıtlığı ile öne çıktı. Çeşitli şenlikler(festivaller) düzenlendi. 15 ağustos 1969’da yapılan Woodstock Şenliğine katılım şaşırtıcıydı. Bu; 2 gece 3 gün süren, 500.000 kişinin katıldığı sevgi ve dayanışmanın, paylaşımın, ırkçılık ve savaş karşıtlığının yaşandığı en büyük etkinliklerden biriydi. Unutulmaz anlarından biri de Jimi Hendrix’in ABD ulusal marşını gitarıyla savaş sesleri çıkararak çalması olmuştu.

1968 eylemleri kısa ve uzun erimli bir dizi gelişmelere yol açtı. Çevre bilincinin ortaya çıkmasına neden oldu. “Çekirdeksel(nükleer) karşıtlığı” ve “silahların artışına karşı silahsızlanma” gibi konularda toplumsal bilinç ve kültür yaratıldı… Seçenekli(alternatif) yaşam biçimleri geliştirildi. Ortak(Komün) evler kuruldu. Ayrımlı(farklı) olanların varlığı olurlanmaya başlandı.Cinsel özgürleşme, 68’in en önemli sonuçlarından biriydi. Okullarda dirimbilim(biyoloji) dersinde insan gövdebilimi(anatomisi) öğretilmeye başlandı. Daha önce pornografi, nü resimler, sanatta çıplaklık suç sayılırken, bunlar sergilenmeye başlandı. Eski kültür paramparça olmaya, bireyin özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden biri olan cinsellik tabusu yıkılmaya başladı. Eşcinsellik, eşcinsel evlilik, seks işçiliği, bisexsüellerin ve lezbiyenlerin örgütlenme özgürlüğü gibi kazanımlar elde edildi. 68’in en büyük sonuçlarından biri kadın haklarında görüldü. Kadınlar evli olsun olmasın kürtaj olma, boşanma davası açma, kocalarının izni olmadan ehliyet alma ve yolculuk etme haklarını elde etti. Evlilik dışı cinsel yaşam özgürlüğü, seçme seçilme hakkı sağlandı. İnsanlar birlikte yaşamak için evlenme koşulunu, aile kurmayı istemediler. Geleneksel kadın rolü sayılan çocuk bakımı, mutfak işleri ve ev temizliği erkekler yanınca da yapılmaya başlandı. Eğitimde demokratik katılımcı yapı ve örgütlenme özgürlüğü gelişti. Savaşlara karşıtçılık(muhalefet) yükseldi. Üçüncü dünya ülkeleri ve ulusal bağımsızlık istemleriyle dayanışma yerleşti. Sırt çantası ile dış ülkelere gezi, çeşitli kültürler ve insanlarla tanışma eğilimi arttı. Giyim kuşamda tüketim yerine ikinci el ya da eskiler yeğ tutuldu. Askerlik yapmaya karşı duruş, sivil askerlik gibi açılımlar gerçekleşti.

68-den-cikarimlar-2-462869-1.

Toplumda köktenci görüşler geliştirmenin gücü, denilebilir ki bir yokluk sonucu, kendisi bir sınıf olmayan, zaman içinde sürekli olmayan bir tabakaya, öğrencilerin omuzuna düştü. Onlar demokrasinin anlamını genişletmek, doğrudan eylemle halkın gücünü arttırmak, yeni siyasi arayışlar-kuramlar geliştirmek, bireyi köktencileştirmek için savaşım verdiler. Ne var ki 68 devinimi(hareketi), son çözümlemesinde(tahlilde), toplumsal tabakaları eyleme geçiremedi, özellikle kurulu düzenin güçlü(iktidar) yapılarına tehdit yöneltebilecek işçi sınıfıyla bağ kuramadı…

Benim yetersiz özetlemelerim nereye kadar? Oysa çok değerli çalışmalar var; 1968 İsyancı Bir Öğrenci Kuşağı(Ronald Fraser/ Belge Yayınları, 1988) yanı sıra diğer bir kaçı: Küresel İsyan ‘68(Mete Kızık/ Günizi Yayıncılık, 2008), Bizim 68’liler(Şükran Soner/ Cumhuriyet Kitapları, 2009), 68 Kuşağı Gençlik Olaylarının Uluslararası Boyutu(Feryat Bulut, 2011), Türkiye ve Fransa’da 1968(Emine Öztürk/ Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (2017), vd.

68 Kuşağı, yazmakla ve üzerinde düşünmekle bitmeyecek 50 yıllık bir destan…

Bölgelere göre kanser haritası çıkartıldı

Türkiye Kanserle Savaş Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Ertem, Türkiye’de sigara kullanımının yüzde 60 oranında olduğunu belirterek, “Marmara Bölgesi’ndeki bu yoğunluk da gözlendiğinde, özellikle sigaradan kaynaklanan kanserler ön plana çıkıyor.” dedi.

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ertem, 1-7 Nisan Kanser Haftası dolayısıyla Türkiye’nin kanser haritasına ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, bölgelerin yoğunluklarına ve insan kalabalıklarına göre kanser türlerinin değişiklik gösterdiğini söyledi.

Türkiye’nin büyük bir kısmının Marmara Bölgesi’nde şehir hayatı içerisinde yaşadıklarını hatırlatan Ertem, “Bunun getirdiği en önemli sıkıntılardan biri, sigara kullanımı. Maalesef Türkiye’de sigara kullanımı yüzde 60’lar oranında. Dünyada bir deyim vardır ‘Türk gibi sigara içmek.’ Böyle yoğun bir şekilde sigara içen bir toplumda Marmara Bölgesi’ndeki bu yoğunluk da gözlendiğinde, özellikle sigaradan kaynaklanan kanserler ön plana çıkıyor.” diye konuştu.

Marmara Bölgesi’nde yine sigaranın etki ettiği mesane kanserinin de sık görüldüğünü anlatan Ertem, sigaranın sadece akciğer kanserine değil, pankreas, mide, mesane kanserine de sebep olduğuna dikkati çekti.

Doğu’da mide, sahil kesimlerinde mesane kanseri yoğunlukta

Marmara Bölgesi’nde yaşayan erkeklerde en çok akciğer kanseri görüldüğünü belirten Ertem, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Erkeklerde trakea denilen nefes borusu kanserleri yine birinci sırada yer alıyor. İkinci sırada mesane ve daha sonrasında gelen mide kanseri gibi hastalıklar ön plana çıkmış vaziyette. Kadınlarda ise her zaman olduğu gibi meme kanseri, birinci sırada. Kadınlarda gittikçe artan sigara kullanımı neticesinde akciğer kanseri öne doğru bir eğilim gösteriyor.

Karadeniz Bölgesi’nde de tiroid hastalığı ve tiroide bağlı kanser hastalıkları ön plana çıkıyor. Bunların sebebinin geçmiş dönemlerden Çernobil ve nükleer santralden oluşan radyasyon kaçaklarının günümüze kadar yansıması olduğunu söyleyebilirim. Yine Doğu Anadolu Bölgesi ve Erzurum’da sıcak çay içmeye bağlı özofagus yani yemek borusu kanserleri ve mide kanserleri ön planda. Güneydoğu Anadolu’da yine mide kanserleri daha sık görülüyor. İç Anadolu Bölgesi’nde ise akciğer, mide ve kalın bağırsak kanseri yoğunlukta. Türkiye’nin sahil kesimlerinde ise mesane kanseri ön planda.”

“Batı tarzı beslenmeyle kalın bağırsak kanserleri sıklaştı”

Kanserin oluş mekanizmasında genetik, fiziksel ve beslenme olmak üzere 3 etkenden bahsedilebileceğini aktaran Ertem, genetik etkenli olarak aileden geçen kanserlerin yüzde 15 oranında olduğunu, fiziksel çevre ve beslenme etkenli oluşan kanser türlerinin ise daha yoğunlukta olduğunu vurguladı.

Prof. Dr. Ertem, kanserden korunmada doğru beslenmenin çok önemli olduğuna işaret ederek, şunları söyledi:

“Mesela Batı toplumlarında kalın bağırsak kanseri ön plandayken, bizim de zaman içerisinde Batı tarzı beslenmemizle beraber kalın bağırsak kanserlerini daha sık görmeye başladık. Gene de biz beslenme açısından şanslıyız, ülkemizde çok çeşitlilik var. Doğal beslenmeyi yakalayabiliyoruz. Tamamen sanayileşme söz konusu değil. Ama bölgelerin etkenleri var tabii ki etle beslenmek gibi, mide ve kalın bağırsak kanserlerine etken olabiliyor. Yine yemek borusu kanserlerinde sıcak gıdalar tüketmek söz konusu. Bu beslenmenin içerisine sigarayı da sokabiliriz. Dolayısıyla sigara tabii her şeyin başında geliyor.” ifadelerini kullandı.

“Bölgelerindeki doğal gıdalarla beslenmeleri yeterli olacaktır”

Kanserden korunmak için mümkün olduğunca doğal beslenilmesi gerektiğine dikkati çeken Ertem, “Gıdaları zamanında tüketmek önemli. Zamanı olmayan sebze ve meyveleri yemek çok doğru değil. Bir de konserve edilmiş gıdalardan kaçınmak lazım. Uzun süreli konserve gıdalardan kaçınıp bölgelerindeki doğal gıdalarla beslenmeleri yeterli olacaktır. Tamamen sanayi ürünlerinden kaçınmak lazım.” uyarısında bulundu.

Türkiye genelinde erkeklerde en çok görülen kanser türlerinin akciğer, prostat, mesane, mide ve kalın bağırsak şeklinde sıralandığını dile getiren Ertem, kadınlarda ise meme kanserinin birinci, tiroid kanserlerinin ikinci sırada olduğunu ve daha sonrasında da jinekolojik organ kanserlerinin en çok görülen kanser türleri arasında yer aldığını ifade etti.

“Kanserin yüzde 100’e yakın bir tedavi şansı var”

Kanserin tedavisi mümkün bir hastalık olduğunu belirterek, erken tanının önemine işaret eden Ertem, sözlerini şöyle tamamladı:

“Erken tanı için kanser tarama programları var. Örneğin, prostat kanserinde bir ‘PSA’ (Prostat Spesifik Antijen) denen bir enzime bakılması. 50 yaşından sonra her erkek ve kadının kolonoskopi yaptırarak kalın bağırsak kanserinden korunabilir. Kadınların 40 yaşından sonra mutlaka mamogrofi yaptırarak meme taramasından geçmesi kanseri erken yakalatacaktır. Kanser erken yakalandığı zaman tedavisi olan bir hastalıktır ve kanserin yüzde 100’e yakın bir tedavi şansı vardır. Onun için herkesin bu konuda uyanık olması ve kendilerini bu kontrollerden geçirmesi önemli.”

Kore’de barış: ‘Aramızda artık savaş yok’

Dün tüm dünyada merakla beklenen görüşmeyi gerçekleştiren Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile Güney Kore Devlet Başkanı Moon Jae-in, Kore Yarımadası’nın ‘nükleer silahlardan tamamen arındırılması’ amacıyla ortak deklarasyon imzaladı. Deklarasyonda Kuzey ve Güney Kore’nin iki ülke arasındaki savaşı bu yıl nihai olarak sonlandırma amacında mutabık kaldığı ilan edildi.

İki lider, Kore Yarımadası’nın ‘nükleer silahlardan tamamen arındırılması’ amacı için konusunda anlaştıklarına dair ortak deklarasyon imzaladı.

“İki lider 80 milyonluk Kore halkının ve tüm dünyanın önünde Kore Yarımadası’nda bundan böyle savaş olmayacağını ve yeni bir barış devrinin açıldığını resmen ilan eder” sözlerin yer aldığı deklarasyonda tarafların silahlanmayı azaltma, ‘düşmanca eylemleri’ kesme, iki ülke arasındaki sınırın ‘barış bölgesine’ çevrilmesi ve ABD ile Çin gibi ateşkesin tarafı olan diğer ülkelerle Kore Yarımadası’nda nihai barış anlaşmasının imzalanması için çok taraflı müzakerelerin takip edilmesi sözleri yer aldı.

Deklarasyona göre iki Kore var olan tüm anlaşmalara ve deklarasyonlara tamamen uymayı kabul etti. Taraflar yüksek düzeyli görüşmeler de dahil olmak üzere çeşitli alanlarda diyaloğu ve müzakereleri sürdürme konusunda ve zirve sonundaki anlaşmayı hayata geçirme konusunda aktif önlemler almakta mutabık kaldı. Sınırda yer alan Kaesong endüstriyel bölgesinde iki taraftan temsilcilerin yer aldığı bir ortak irtibat ofisi açılmasında mutabık kalındı. Yine deklarasyona göre daha aktif işbirliği, ziyaretler ve her alanda iletişim teşvik edilecek. Özel tarihlerde ortak etkinlikler düzenlenecek. Bu etkinliklere her seviyeden katılımcılar dahil olabilecek. Uluslararası spor organizasyonlarına 2018 Asya Oyunları’nda olduğu gibi birlikte katınılacak.

​Askeri alandaki uzlaşma

İki Kore kara, deniz ve hava dahil her alanda birbirine yönelik düşmanca eylemleri durdurmayı kabul etti. 1 Mayıs itibarıyla iki ülke arasındaki Askerden Arındırılmış Bölge (DMZ) bir ‘barış bölgesine’ çevrilecek. Sınırdaki propaganda hoparlörleri sökülecek ve propaganda broşürleri artık dağıtılmayacak.

Taraflar askeri konuları çözmek amacıyla düzenli olarak savunma bakanlığı düzeyinde toplantılar gerçekleştirecek. Generaller düzeyinde ilk askeri görüşmeler bu ay yapılacak. İki Kore birbirlerine yönelik tüm güç kullanma eylemlerini yasaklayan saldırmazlık paktına katı şekilde uymayı kabul etti. Taraflar aşamalı şekilde silahsızlanma konusunda mutabık kaldı.

Taraflar savaşı sonlandırma ve kalıcı ve sağlam bir barış rejimi oluşturma amacıyla ABD’nin katılımıyla üçlü ya da ABD ve Çin’in katılımıyla dörtlü görüşmeleri aktif şekilde takip etmekta mutabık kaldı. İki Kore nükleersiz bir Kore Yarımadası yaratma ortak amacını gerçekleştirmek için yarımadanın nükleer silahlardan tamamen arındırılmasını onayladı.

Moon da Kuzey’e gidecek

Moon’un bu sonbaharda Pyongyang’ı ziyaret edeceği ve iki liderin ‘düzenli olarak görüşeceği ayrıca doğrudan telefon görüşmeleri yapacağı’ belirtildi.

İki lider imzaların ardından ortak basın toplantısı yaptı. Moon’un açıklamalarından öne çıkanlar şöyle: Kore Yarımadası’nda artık savaş olmayacak. Yeni bir barış dönemi başladı. Tüm dünya bizi izliyor ve omuzlarımızda büyük bir yük var. Gelecekte yaşayacağımız karada, denizde ve havada bundan sonra bir daha düşmanca eylemler içinde olmayacağız. Birleşme için birlikte çalışma kararı aldık. Bundan sonra asla geri dönmeyeceğiz. Bu Kore Yarımadası’nın tamamen nükleer silahlardan arındırılmasının başlangıcı olacak. Kim’in açıklamalarından öne çıkanlar ise şöyle: Tarih kendi kendine yazılmaz. O, dönemin insanlarının çabasıyla yazılır. Eğer insanların isteklerine öncelik verirsek birleşme daha yakın sürede gelir. Önümüzde öfkeli insanların ve tepkilerin çıkaracağı engeller olabilir fakat acısız zafer olmaz. Tek soy, tek kültür ve tek millet ayrılamaz. Biz aslında kardeşiz. Umarım bir araya gelip yeni bir geleceği başlatabiliriz. Bu yüzden sınırı geçip Güney Kore’ye geldim.

***

Rusya: katkı sunarız

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile Güney Kore Devlet Başkanı Moon Jae-in’in sınırda yaptıkları tarihi zirveye ilişkin bir açıklama yayınlayan Rusya Dışişleri Bakanlığı, Moskova’nın iki ülke arasında fiili işbirliği kurulması için katkı sunmaya hazır olduğunu belirtti. Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, tarihi zirve, Seul ve Pyongyang tarafından ulusal uzlaşı sağlanması ve çeşitli temaslar kurulması yönünde atılan önemli bir adım olarak nitelendirildi. Kore zirvesi sonucunda kabul edilen Panmunjom deklarasyonunda yer verilen anlaşmaları olumlu bulduklarını kaydeden bakanlık, “Demiryolu, elektrik enerjisi, gaz alanlarında ve diğer alanlarda üçlü işbirliğinin geliştirilmesi yoluyla Kuzey Kore ve Güney Kore arasında fiili işbirliği kurulmasını sağlamaya hazırız” ifadelerini kullandı.

***

Trump: İyi şeyler oluyor

Kim Jong-un ile Moon Jae-in’in tarihi zirvede bir araya gelmesini, ABD Başkanı Donald Trump Twitter’dan selamladı. Trump Twitter’dan ilk mesajında “Füze fırlatmalar ve nükleer denemelerin yapıldığı öfkeli bir yılın ardından Kuzey Kore ile Güney Kore arasında şu sıra tarihi bir görüşme gerçekleşiyor. İyi şeyler oluyor, ama zaman gösterecek!’’ ​Trump konuyla ilgili ikinci mesajında da “Kore Savaşı sona eriyor! ABD ve harika halkımız Kore’de yaşananlardan dolayı gurur duymalı” dedi.

Kuzey Kore, nükleer deneme tesisini kapatıyor

Güney Kore, Kuzey Kore’nin nükleer deneme tesisini Mayıs ayında ABD ve Güney Koreli bağımsız gözlemcilerin de katılımıyla kapatılacağını açıkladı.

Cuma günü Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile Güney Kore lideri Moon Jae-in, Kore Yarımadası’nı nükleer silahlardan arındırma kararıyla bir ortak deklarasyon imzalamıştı.

BBC Türkçe’nin haberine göre, Güney Kore Başkanlık Sözcüsü Yoon Young-chan, önümüzdeki sürece ilişkin bir açıklama yaptı.

Açıklamaya göre Kim Jong-un, zirve sonrası tesisin önümüzdeki ay kapatılması için hazırlıkları başlatmayı vadetti. Kuzey Kore’nin Güney Kore ile 1.5 saatlik farkı yok etmek için zaman dilimini değiştirmeyi de kabul ettiği belirtildi.

Trump: Kuzey Kore ile 3-4 hafta içinde görüşeceğiz

Güney Kore, Kim’in süreci “uluslararası topluma açık ve şeffaf” bir şekilde yürütmek için, bağımsız uluslararası gözlemci ve gazetecileri çağıracağını duyurdu.

Kuzey Kore’den bu taahhütlerle ilgili resmi bir açıklama yapılmadı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın da, Kim ile bir araya gelmesi beklenen Mayıs ayı, bir dizi nükleer görüşmeye sahne olacak.

Cumartesi günü Trump da konuyla ilgili bir açıklama yaparak Kuzey Kore lideriyle “önümüzdeki 3 ya da 4 hafta içinde” Kore Yarımadası’nın tamamen nükleer silahlardan arındırılması konusunu görüşeceğini söyledi.

Kim, 1953 Kore Savaşı’ndan bu yana yarımadayı ikiye bölen sınır hattını geçip Güney Kore’ye ayak basmıştı.

Güney Kore lideri, görüşmede Kuzey Kore’nin nükleer testleri durdurmasının çok önemli bir adım olduğunu söylemişti.

İki lider, bu zirvede karşılıklı düşmanlıkların sona ermesi için ortak bildiriye imza atmış, Kore Yarımadası’nın tamamen nükleer silahlardan arındırılması için ortak çalışma konusunda da anlaşmıştı.

Zirvede alınan bu karar, Pyongyang’ın nükleer ile balistik füze denemelerinin ve savaşa hazır olduğu söyleminin ardından gelmesi nedeniyle önemli.

Pyongyang yıllardır ‘ABD’nin saldırgan tavrına karşı’ kendini savunmak için ihtiyaç duyduğunu söylediği nükleer silahlarından vazgeçmeme konusunda ısrarlıydı.

2016 ve 2017 yılları boyunca tüm uyarılara rağmen üst üste nükleer ve balistik füze denemeleri yapması, krizi tırmandırmıştı. Bu nedenle Nisan 2018 itibariyle bu noktaya ulaşılmış olması birçok kişi için şaşırtıcı bir gelişme.

ABD ile Güney Kore, Pyongyang’ın bu adımından memnun. Kuzey Kore basını da zirveyi övmüştü.

Öte yandan bazı yorumcular, Kuzey Kore’nin verdği taahhütleri tutacağından şüpheli.

Çinli araştırmacılar, son nükleer denemede düşen bir kaya nedeniyle Kuzey Kore’nin nükleer deneme tesisisin zaten kullanılamaz halde olabileceğini öne sürüyor.

ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı: İran, terörün en büyük destekçisi

Mike Pompeo, Adil El Cubeyr ile düzenlediği ortak basın toplantısında, İran için “terörün en büyük destekçisi” nitelemesini yaptı ve Washington’un teröre karşı mücadelede Suudi Arabistan’ın yanında yer almaya hazır olduğunu vurguladı.

Al Arabiya İngilizce’ye göre, İran’ı, Yemen’deki Husilere silah sağlayarak bölgeyi istikrarsızlaştırmakla suçlayan Pompeo, nükleer antlaşmanın, Yemen’de milisleri eğitip silahlandıran İran’ın davranışlarını değiştirmediği eleştirisinde bulundu.

Mike Pompeo ayrıca Suudi Arabistan’da gerçekleştirilen ve planlanan reformaları, “Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 ile başardıkları bize ilham veriyor” sözleriyle övdü.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil El Cubeyr ise, İran’a daha fazla yaptırım uygulanması gereğini vurguladı ve İran’ın ihalleri ve desteklediği Husilerin Yemen’den Suudi Arabistan’a fırlattıkları füzelere işaret etti.

TRUMP’IN İRAN POLİTİKASINA TAM DESTEK

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran politikasına tam destek veren El Cubeyr, “Trump’ın İran politikasını, özellikle nükleer anlaşmaya ilişkin politikasını destekliyoruz” dedi.

Cuma günü Brüksel’de NATO Dışişleri Bakanları toplantısına katıldıktan sonra dün Riyad’a giderek Ortadoğu gezisine başlayan Mike Pompeo, İsrail ve Ürdün’ü de ziyaret edecek.

(ANKA)