Evrensel 24 yaşında

Evrensel gazetesi, bugün 24 yaşına girdi. Gazete ilk sayısını 7 Haziran 1995’te çıkardı.

8 Ocak 1996’da gazetenin muhabiri Metin Göktepe gözaltında öldürüldü. Gazete, 1999 ve 2000 yıllarında çeşitli kapatma davalarıyla mücadele etti.

Gazetenin 24. yaş gününde bir yazı kaleme alan Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, “Bize hiçbir egemen, “Alo Fatih” diye telefon açarak işimizi nasıl yapmamız gerektiğini anlatamaz. Bunu aklından bile geçiremez. Ama bir işçi, “Yahu bizim çilemizi başka gazeteler görmüyor da, siz neden görmüyorsunuz?” diyebilir,” ifadelerini kullandı.

Fatih Polat’ın yeni yaş yazısı şöyle:

“Evrensel’in 24 yaşına girdiği bugün Türkiye, gazetecilik mesleğinin en heyecan verici yönünün de fazlasıyla baskılandığı bir ülke durumunda: Keşif.

Bir süre öncesine kadar, gazetecilerin okurlara göre dünyayı bir gün öncesinden yaşadığını söylerdik. Okurların gazeteyi ellerine alıp, ‘Bakalım bugün neler olmuş?” diye anlamaya çalıştıkları gelişmeler sonuçta bir gün önce yaşanmıştır ve gazeteciler de o gelişmeleri bir gün sonrasının gazetesi için okurlara hazırlamıştır. Tabii ki, tüm bunlar gazete deyince akla sadece basılı gazetelerin geldiği zamanlardaydı.

Şimdi artık online gazetecilik zamanı. Yani okur ile gazeteci arasındaki bu zamansal fark artık bir tuş mesafesine indi. Gazetecinin okura daha hızlı ulaşmasına imkan veren bu gelişme, okur diye tanımladığımız, gazeteciler dışındaki herkesin sıcak bilgiye ulaşım sürecini de 24 saat öne çekmiş oldu.

Bu 24 saatlik harika, Evrensel’in 24 yaşına girene kadar ki serüveninin de zamansal ifadesi aslında. Bu hikayenin içinde yer alan bizler için de, o ilk gün dün gibi.

Evrensel’in bugüne kadarki her sayısı, o günkü dünyayı tarif ederken, aslında kendi gazetecilik anlayışının, o anlayış içinde işini ne kadar iyi yapıp yapmadığının, durduğu yerin, o yerin hakkını verip veremediğinin de tarifidir. Tam da bu nedenle, çeyrek asrın kapısına dayandıktan sonra, Evrensel’in yayın politikası, gazetecilik anlayışı gibi temel konuları böyle bir yazının içine sığdırmamız beklenmesin. Yani beklenmese iyi olur(!)

Tam da bu nedenle bu yazı, salına salına yazılmış bir yazı sayılsın.

Geçen yıl, aynı konudaki yazıda, Evrensel’in tarihini bütünlüklü anlamak için sözleri Murat Ertel’e ait olan Baba Zula’nın efsane şarkısı “Özgür Ruh”un fikir verici olabileceğini yazmıştım.

Şimdi bu yazıyı yazarken de, saçma sapan gerekçelerle tutuklanmış olan, müziğin genç yeteneklerinden Ezhel’in, hip hop ile tanışmasından müziği ile yapmak istediklerini anlatırken dile getirdiği şu cümleye atıf yapmak anlamlı olabilir: “Çekinmeden, korkmadan, ne söylemek istiyorsam söyleyebilmeliyim.”*

Bizimkisi de aynı hesap. Çekinmeden, korkmadan, ne söylemek istiyorsak söylemeye çalıştık bugüne kadar. Sözün bu kısmında saygıyla anmak istediklerimiz var elbette. Çekinmeden, korkmadan haber yaparken aramızdan alınan sevgili arkadaşım Metin Göktepe, kendisinden çok şey öğrendiğimiz Sennur Ablamız (Sennur Sezer), 7 Haziran 1995 günü bayide okurla buluşan Evrensel’in birinci sayfa karikatürünü çizen ve daha sonra kaybettiğimiz, usta karikatürist İsmail Gülgeç, yakın bir zamanda kaybettiğimiz çizerlerimizden, özgün çizgisiyle hep dikkat çekmeyi başaran Ertan Aydın, bir seçim sürecindeki kazada yitirdiğimiz Hasan İşler, uzun yıllar bize şefkatli bir yol arkadaşlığı yapan Çaycımız İbrahim Dayı’ya selam olsun!

Bugün Türkiye, iktidarın medya üzerindeki yoğunlaşan tekeli nedeniyle ve tutuklu gazeteci sayısıyla bir gazeteci hapishanesine dönüştürülmüş olması özelliğiyle, bu mesleğin en heyecan verici yönünün de fazlasıyla baskılandığı bir ülke durumunda: Keşif.

Gazetecilik her şeyden önce bitmeyen bir keşiftir. Biz gazeteciler olarak, her gün yeniden kurulan dünyanın her yeni anını keşfederek okura aktarmak zorundayız. Keşfederken gördüğünüz şeyler içinde, savaş, sömürü, bir katliama dönüşen ‘iş kazaları’, kadın cinayetleri, kâr hırsıyla yapılan çevre katliamları, düşünen insanlar cezaevlerine tıkılırken, taciz ve tecavüzcüleri koruyan bir yargı ahlakı gibi bir dizi olumsuz şey var kuşkusuz. Ancak tüm bunlara rağmen, görünen ile gerçek arasındaki ilişkinin açığa çıkarılmasına dayalı gazetecilik keşfinin insana heyecan veren yanı hiçbir şeye değişilmez.

Yaptığınız bu keşif sonrası okurun önüne koyduğunuz şey protesto ile karşılaşmak yerine, yorgun bir işçinin çay molasında okuduğu ve bazen de beğenisini ifade etmek üzere size mektup yazdığı bir keşifse bunun tabii ayrı bir keyfi oluyor.

Bize hiçbir egemen, “Alo Fatih” diye telefon açarak işimizi nasıl yapmamız gerektiğini anlatamaz. Bunu aklından bile geçiremez. Ama bir işçi, “Yahu bizim çilemizi başka gazeteler görmüyor da, siz neden görmüyorsunuz?” diyebilir.

Bu aradaki fark bile ne kadar zor bir dönemden geçiyor olursak olalım, Evrensel’de emeği olan her birimize kendimizi iyi hissettiriyor.

Okurlarımız bu gazetenin sahibi, bizim de başımızın tacıdır. Bundan sonra da, çekinmeden, korkmadan, ne söylemek istiyorsak söyleyemeye devam edeceğiz.

Bu da okura sözümüzdür.

Saygıyla…”

NATO Genel Sekreteri: NATO, Irak istediği müddetçe ülkede kalmaya devam edecektir

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Irak’taki eğitim misyonunun ülkeden gelen talep üzerine başlatılacağını belirterek, “NATO, Irak hükümeti istediği müddetçe ülkede kalmaya devam edecektir.” dedi.

Brüksel’de düzenlenen NATO Savunma Bakanları Toplantısı öncesinde basına açıklamalarda bulunan Stoltenberg, toplantının ana gündem maddelerini anlattı.

Toplantının gelecek ay düzenlenecek NATO Brüksel Zirvesi’ne hazırlık amacı taşıdığını aktaran Stoltenberg, savunma bakanlarının caydırıcılık, savunma kapasitesinin güçlendirilmesi, askeri hareketlilik, siber savunma, terörle mücadele ve Avrupa Birliği (AB)-NATO iş birliği gibi farklı konuları ele alacağını kaydetti.

Irak eğitim misyonu

Brüksel Zirvesi’nin ardından Irak’taki eğitim misyonunun resmi olarak başlatılacağını ifade eden Stoltenberg, temel amacın ülkede istikrarın sağlanması ve terör örgütü DEAŞ’a karşı elde edilen kazanımların devam ettirilmesi olduğunu söyledi.

Irak hükümetinin çağrısı üzerine NATO’nun eğitim misyonunu üstlendiğini ifade eden Stoltenberg, “NATO, Irak hükümeti istediği müddetçe ülkede kalmaya devam edecektir.” açıklamasında bulundu.

“Katar üye olamaz”

Katar’ın NATO’ya tam üye olma konusunda istekli olduğunun hatırlatılması üzerine Stoltenberg, Katar’ın NATO için önemli bir müttefik olduğunu belirtti.

Stoltenberg, “NATO’nun kurucu antlaşması olan Washington Antlaşması’nın 10’uncu maddesine göre sadece Avrupa ve Kuzey Amerika’da bulunan ülkeler ittifaka üye olabililir.” dedi.

FT’de dikkat çeken analiz: Türkiye’de gerçek enflasyon yüzde 39

Halkın belini büken enflasyonun Türkiye İstatistik Kurumu tarafından düşük gösterildiğine dair iddialar sürerken, Financial Times’ta yayımlanan bir analiz, gerçek enflasyonun çok daha yüksek olduğunu öne sürdü. SoL Haber’in aktardığına göre, FT’de Jamie Powell imzasıyla yayımlanan yazıda ABD’li iktisat profesörü Steve Hanke, Türk Lirası’nda yaşanan değer kaybının ardından gerçek enflasyonun yıllık yüzde 39.2’ye ulaştığını belirtti. Yazıda, söz konusu rakamın, resmi rakamın 3.6 katı olduğu vurgulanırken, Hanke enflasyonla mücadele etmek için faizlerin yüzde 40’ın üzerine çekilmesi gerektiğini öne sürdü.

Powell’ın yazısına göre Hanke, ‘Satın Alma Gücü Paritesi’ne dayanan metodolojisinden enflasyonu ‘döviz kuru değişimi’ni baz alarak hesapladı. ‘Satınalma Gücü Paritesi’ (SGP) yöntemine göre, Türkiye’nin içinde bulunduğu ‘Kırılgan Beşli’ için yapılan 1996-2013 dönemini kapsayan bir çalışma, Türkiye için SGP yöntemiyle enflasyon hesaplamanın çok geçerli olmadığını ortaya koyuyor. SGP metodolojisi literatürde de tartışılan bir hesaplama. Ancak Türkiye’de son iki yılda petrol ve demir cevheri fiyatları başta olmak üzere emtia fiyatlarının dolar bazındaki artışı ve kurdaki gelişmelerden ötürü enflasyonun hesaplananın üzerinde olduğu tahmin ediliyor.

Piyasa yeni bir faiz artışı bekliyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Londra ziyareti sırasında para politikasında daha etkin bir rol oynayacağını açıklamasıyla hızla yükselen döviz kuru, Merkez Bankası’nın (MB) faiz artışı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ile Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nın Londra’da yatırımcılara verdikleri taahhütlerin ardından geriledi ancak piyasada faiz artırımı beklentisi sürüyor. TCMB’nin faiz artırımı ve Londra’da yatırımcılara verilen sözler, piyasalar tarafından olumlu karşılandı. Bu sözler çerçevesinde MB’nin 7 Haziran’da yapılacak Para Politikası Kurulu toplantısında faiz artıracağına kesin gözüyle bakılıyor. Ancak 24 Haziran’da yapılacak seçimler öncesi, iktidarın faiz artırımına yanaşıp yanaşmayacağı en kritik soru olarak ortaya çıkıyor.

Deutche Welle’nin haberine göre, eski FED Araştırma Grubu Direktörü Erkin Şahinöz “Merkez, biraz daha cesaretli hareket ederek piyasa faizinin üzerine çıkmalı. Banka’nın 7 Haziran’da 1.5 puan daha faiz artırması şart. Bu yönde adım atarsa etki yaratır. Atmazsa kur üzerinde yukarı yönlü baskının artmasına neden olur” dedi.

TCMB 23 Mayıs’ta 300 baz puanlık faiz artışı yaparak geç likidite penceresi borç verme faiz oranını yüzde 16.5’e yükseltmişti. TCMB faiz artışı sonrası 28 Mayıs’ta yaptığı bir açıklama ile para politikasında sadeleşmeye giderek mevcut fonlama faizi yüzde 16.5’i 1 Haziran itibariyle politika faizi haline getirdi.

Londra ziyareti öncesi TCMB’nin 23 Mayıs’taki 300 baz puanlık faiz artırım kararı öncesi 4.9290 ile tarihi zirveyi test eden Dolar/TL, 4,72’ye gerilerken, ikilinin temaslarından sonra 4,47’ye kadar düştü.

Hükümetin mücadele politikası yok
GlobalSource Partners Türkiye Danışmanı Atilla Yeşilada ise, Londra’da yatırımcılara “çok somut taahhütler verildiğini” hatırlattı ve bunların yerine getirilmesi halinde, Türkiye’ye yatırımcı ilgisinin artacağını, ancak söz konusu taahhütlerin yerine getirileceği konusunda, “derin şüpheleri” olduğunu vurguladı.

Enflasyon ve cari açıkla nasıl mücadele edileceğine dair, hükümetin bir politikası olmadığını belirten Yeşilada, “Seçimden sonra olacağına dair de hiçbir hazırlık yok. AKP seçim beyannamesinde enflasyonu tek hanede tutacağını söylüyor. Enflasyonla mücadele bu değildir. Cari açıkla mücadelenin yolu bütçe harcamalarını kesmektir. Şu anda seçmene bütçeden 1 yılda 50 milyar TL dağıtıldı. Bunları nasıl geri alacaksınız. Bu soruların cevabı yok” diye konuştu.
Seçmenin çok uzun süre her şeyin iyi gittiğine inandırıldığını söyleyen Yeşilada, “Tarif ettiğim ortam içinde TL’nin değer kazanması ve yabancı yatırımcının çıkışının engellenmesi çok zor. Siyasetin bu tür fedakarlığı yapacak ve seçmene acı reçete yutturacak kadar güçlü ve basiretli olduğuna inanmıyorum” değerlendirmesini yapıyor.

Selahattin Demirtaş’ın FOX TV’ye yazılı verdiği yanıtların tamamı

HDP Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın Fox TV’ye ankesörlü telefonla bağlanmasına izin verilmedi. Demirtaş da sorulara cevabını yazılı olarak yanıtladı. Demirtaş’ın cevapları özet olarak programda okundu.

Selahattin Demirtaş’ın FOX TV’ye yazılı verdiği yanıtların tamamı şöyle:

Seçim barajı

Yüzde 10’luk seçim barajı tam bir demokrasi ayıbıdır. Seçim barajı, şu anda sadece HDP için vardır. Diğer partiler yaptıkları ittifaklar nedeniyle, sıfır baraj imkânıyla seçime giriyorlar. Ancak ben HDP’nin, geniş halk kesimlerinden gördüğü ilgi ve destek sayesinde barajı aşacağına inanıyorum.

Şu anda halen HDP, baraj sınırında görünüyor. Biz 24 Haziran akşamına kadar durmadan çalışacak ve mutlaka barajı aşacağız.

Bütün Türkiye’nin oyuna talibiz
“Ben kamuoyu araştırmacısı, ya da siyasi analist değilim. Doğrudan siyasetçiyim. Toplumun her kesiminden oy alabilmek için de, büyük bir uğraş içerisindeyim. Zaten HDP, muhafazakâr Kürtlerin büyük bir desteğini almayı başarıyor. Bizim hedefimiz; ne sadece muhafazakâr kesimlerden, ne de sadece Kürtlerden oy almaktır. Biz bütün Türkiye’nin oyuna ve desteğine talibiz. Tabii ki Kürtler de, diğer tüm halklar gibi farklı siyasi düşüncelere, görüşlere sahiptir. Bu çerçevede diğer partilere de oy veren Kürtler mutlaka vardır ve olacaktır. Bu da çok normaldir, demokrasinin gereğidir. Biz Kürtlerden aldığımız destek kadar, Türk halkının da desteğini alacağımıza inanıyoruz. Kürt veya Türk her seçmenimiz bir akla, vicdana ve ahlâka sahiptir. Özgürce düşünüp kendi kararını verecektir. Hepimiz de bu karara saygı duyacağız.”

İkinci tura kalırsam bütün muhalif adayları ziyaret ederim
“İkinci tura ben kalacağım, bunun için çalışıyoruz. Öncelikli hedefimiz budur. Ancak benim diğer adaylara karşı bir önyargım yoktur. Ben ikinci tura kalırsam; bütün muhalif partilere ziyaretler yaparak, onlarla asgari demokratikleşme ilkelerini içeren bir protokol yapmayı ve bu çerçevede beni desteklemelerini talep edeceğim. Ayrıca, bu evrensel demokratik ilkeleri hayata geçirmek üzere oluşturacağım Hükümet’e ve Cumhurbaşkanı yardımcılıklarına dair önerilerini de isteyeceğim. “Gelin ülkeyi beraber yönetelim ve birlikte düze çıkaralım” diyeceğim.

Ben tüm adaylara ve partilere bu şekilde giderim. Şimdi asıl soru şudur; “İkinci tura kalacak herhangi diğer bir aday bana ve HDP’ye, bu şekilde gelebilir mi?” Her kim kapımızı bu şekilde çalarsa, ülkemizin ve toplumun yararına göreceğimiz ilkesel bir uzlaşmaya kesinlikle kapımızı açarız.

Bu ifade ettiklerimin aynısı Sayın İnce için de geçerlidir.”

Hendekleri destekleyen tek açıklamamız yok
“Doğrusu ben cezaevinde pek inzivaya çekilmedim. Burada da hep yoğun oldum. Ama elbette geçmişte siyaseten yaptığım her şeyi tekrar düşünme, tartma fırsatım da oldu. Daha önce bir duruşmada uzun uzun bu hendekler meselesini anlattım. Burada da bu kadar uzun zamanım yok maalesef. Ama birkaç noktaya izninizle değinmek istiyorum.

Birincisi; ne ben, ne HDP hendekleri, barikatları kazmadık, desteklemedik. İlk ortaya çıktığı andan itibaren sürekli diyalog ve ikna yöntemlerini kullanarak sonlanması için yoğun çaba sarf ettik. Hakkâri merkez ve Silvan ilçelerinde de, ilk hendekler açıldığında Lice ve Cizre ilçelerinde de bu yöntemlerle başarılı olduk ve hendekler kapatıldı. Benim hendekleri destekleyen tek bir açıklamamı bulamazsınız, yoktur. Ama bizim bütün çözüm ve diyalog girişimlerimize rağmen, hem bu yerlerdeki güvenlikten sorumlu bürokrasi, hem de Davutoğlu ve Erdoğan, bu il ve ilçelerde “taş üstünde taş koymayın, diyalogla çözümü de kabul etmiyoruz” diyerek sadece hendek, barikatı açanları değil, bütün sivil halkı düşman gibi gören bir operasyona imza attılar. Neticede aralarında sivillerin de bulunduğu yüzlerce insan yaşamını yitirdi, yüzlerce güne varan sokağa çıkma yasakları ile 500 binden fazla insan göçe zorlandı. Elbette hendek, barikat vb. varsa bunun mutlaka çözülmesi ve ortadan kaldırılması gerekirdi. Ama bunun yolu; tankla, topla bütün şehri yıkmak, insanların yatak odalarına kadar girip duvarlara hakaretler, küfürler yazmak, Cizre’de yapıldığı gibi onlarca insanı diri diri yakmak mıydı? Peki sonra ne oldu? 15 Temmuz’da bir de baktık ki, meğerse bu evleri, insanları yakıp yıkanların tamamı darbeciymiş.

Şu anda tamamı darbecilikten içerde! Yani Erdoğan kendi darbecilerine, Kürtlerin evini yıktırarak darbe ortamına zemin sundu. Şimdi kimse neden bunları konuşmuyor da, sanki hendekleri biz kazmışız, onca evi barkı biz yıktırmışız gibi sadece bizi suçluyor acaba? Üstelik 15 Temmuz’dan hemen önce TBMM’den çıkarılan özel bir yasayla Cizre’yi, Sur’u yakıp yıkanlara cezasızlık hakkı da tanındı. Şimdi hiçbir darbeci Sur’da, Cizre’de yaptıklarından dolayı yargılanamıyor da bu yasa nedeniyle. 15 Temmuz’da 251 kişiyi canlı yayınlarda katledenlerin, sokağa giriş ve çıkışın ya da tek bir kameranın olmadığı Sur’da, Cizre’de Kürtlere karşı acımasızca, hukuk dışı davranmış olabileceğine inanmayanların vicdanından şüphe ederim. Özcesi; biz hem hendek, barikata, hem de bu gerekçeyle yapılan AKP zulmüne aynı anda karşı çıktık. Fakat Türkiye toplumuna bizim bu eleştirilerimiz hendeğe destek olarak sürekli servis edildi.

Maalesef ki biz de, o dönemde derdimizi iyi anlatamadık. Ayrıca, hendeklerin kapatılması girişimlerimizde daha ısrarcı ve cesur olabilmeliydik. Bu noktada kamuoyu desteğini oluşturmada biraz da eksik kaldık galiba, buna güç getiremedik. Zamanında ve doğru siyasi müdahaleler yapamadık. AKP’nin hendekleri bahane ederek 1 Kasım seçimlerine ağır bir savaş ve korku ortamına Türkiye’yi sürüklemesini önleyemedik. Bunlar bizim eksiklerimiz oldu.”

Organik bir ilişki kesinlikle yok
“Size şunu bütün samimiyetimle ifade edeyim: Bizim PKK ile organik, örgütsel bir ilişkimiz olsaydı, bunu korkmadan, saklamadan söyleyecek kadar cesur ve dürüstüm. PKK ile HDP ya da benim aramızda ne bir örgütsel ve talimat ne de bir organik bir ilişki kesinlikle yoktur. Biz Türkiye’ye demokrasi, Kürt Sorununa barışçıl çözüm perspektifi ile PKK’nin kesin olarak Türkiye’ye karşı silah bırakması gerektiğine inanıyor ve savunuyoruz. Bunun da terörle mücadele konsepti ile değil TBMM’nin inisiyatifinde şeffaf, dürüst bir müzakere ile yapılacağına inanıyoruz. Diğer partilerden temel farkımız budur: Yani tüm partiler son 40 yıldır “son teröristi de öldürünceye kadar savaşalım” diyor. Biz ise “ikna edip dağdan indirelim” diyoruz. Bu da bizi PKK üyesi yapmaz sanırım, sadece serinkanlı, gerçekleşebilir, demokratik bir önerinin sahibi yapar.”

Burası hepimizin ortak vatanı
“Sayın Fatih Portakal’ın yönelttiği sorulara dair

Sayın Portakal benim Türkiye’nin her sorununa dair çözüm önerilerim ve projelerim var. HDP ise bu önerileri parlamentoda çözüm için savunmak adına daha kapsamlı bir programa sahiptir. Eş başkanlarımıza bunları uzun uzun anlatma fırsatı vereceğinize inanıyorum. Ama bana sadece PKK ve Kürt sorunu hakkında sormuşsunuz. Burası hepimizin ortak evi, ortak vatanıdır. Türkiye’nin iyiliği hepimizin iyiliğidir. Bizler de bu toprakların öz evlatlarıyız ve her karışını seviyoruz. Ülkemizin her rengini, her kimliğini, her inancını kardeşimiz, eşit olması gereken yurttaşımız olarak görüyoruz. Türkiye’nin her yerinde az ya da çok oy alıyoruz, her yerinden destek görüyoruz.

Bizi Türkiyeli yapan şey Türkiye’nin bütün kesimleri ile kurabildiğimiz diyalogdur. Türkiyeli olmakla “Türkçü” olmayı karıştırmamak gerekir. Biz ne Türkçüyüz, ne de Kürtçüyüz. Yüzde 0,1 oy alan ırkçı ve Türkçü bir partinin Türkiyeliliği sorgulanmıyor da yüzde 13 oy alan HDP’nin neden habire Türkiyeliliği masaya yatırılıyor ki?

Biz ısrarla Türkiyeliyiz dedikçe ısrarla hayır değilsiniz diyerek ötelemenin kime ne yararı olabilir ki? Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusundan toplamda yüzde 1 bile oy alamayan MHP’ye kimse sen Türkiye partisi değilsin demiyor. Kürtleri yok sayarak ülke nüfusunun yüzde 25’ini yok saymış olan partilere de kimse sen Türkiye partisi değilsin demiyor. O halde HDP’yi de bu şekilde yargılamayı bir kenara bırakmalıyız artık. HDP’yi her türlü eleştiriye tabi tutalım ama ötekileştirmekten de uzak duralım. HDP Türkiye için önemlİ bir şans ve fırsattır. Daha iyi bir HDP için yapalım eleştirilerimizi, daha Türkçü olması için değil. Netice olarak HDP bir Türkiye partisidir ve bu da iyi bir durumdur.”

Yıllardır aynı soru
“Siyasette ilkeli olmak ve doğrularda istikrarlı davranmak önemlidir. Bununla birlikte her an değişime açık olmak ve hatalarıyla cesurca yüzleşmek de bir siyasetçi için erdemdir. Sanırım biz PKK konusunda kendimizi yeterince açık ve doğru ifade edemedik. 1993-94’lerde daha ben üniversitedeyken TV’lerde DEP milletvekillerine sürekli olarak şu soru sorulurdu “PKK terör örgütü müdür? Kınıyor musunuz? Kınamıyor musunuz? Bunu söyleyin sadece, sizden başka bir şey duymak istemiyoruz, evet veya hayır deyin” diye ısrar edilirdi. Ben büyüdüm, siyasete girdim, hapse girdim, aradan 25 yıl geçti ve Fatih Portakal cezaevine bana soru gönderdi, ama yine aynı soru.

Evet aynı soru çünkü aynı sorunlar hala devam ediyor. Bunda bir tuhaflık yok mu sizce de. Bir sorun alanının bunca yıldır çözülememiş olması sizin ya da benim hatam mıdır? Siz de, ben de büyüdük ve şimdi aynı meseleyi aynı minvalde yine konuşmaya çalışıyoruz. Ben bu kısır döngünün değişmesi gerektiğine inanıyorum. PKK’nin terör örgütü veya silahlı şiddet örgütü, ya da özgürlük hareketi olup olmadığını bir birimize kabul ettirmeye çalışmak yerine sonuca odaklansak ve hem Kürt sorununu demokrasiyle çözsek hem de PKK’yi bir barışla dağdan indirsek çok daha yararlı bir iş yapmış oluruz.

Ama yine de şunu açıkça belirteyim, biz PKK’nin şiddetini, silahını meşrulaştırmak, normalleştirmek gibi tutum içinde olmadık, olamayız. Silaha, bombaya, şiddete, açık ve net bir tutumla karşıyız. Terör ise şiddet başlığının alt bir başlığıdır ve şiddet türlerinden sadece biridir. Siz şiddetin alt bir türü olan terör şiddetini sorunun bizatihi kendisi olarak kabul ederseniz bu durumda sorunun ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal boyutlarına dair hiçbir çözüm üretemezsiniz. Meseleye sadece “terörle mücadele anlayışı çerçevesinde yaklaşabilirsiniz.” Bu da durumu iyice içinden çıkılmaz hale getirir. Hükümetlerin terörle mücadele adı altında aşırı şiddeti, ağır hak ihlallerini de örtmüş olursunuz. Oysa şiddetin sosyolojik nedenini doğru teşhis edebilirseniz çözümü yani tedaviyi de doğru yapabilirsiniz. Biz PKK meselesine salt terör penceresinden bakılmasın derken, Kürt sorununu ve bunun ortaya çıkardığı sonuçlar açısından da bakılsın diyoruz. 40 yıldır sadece terör ve terörle mücadele diyenlerin meseleyi nasıl da içinden çıkılmaz hale getirdiğini hep birlikte üzüntüyle izliyoruz. Bir kere de bize kulak verin, şans verin, oy verin deneyin bakın nasıl da 1 yıl da sorunları çözüyoruz. Yoksa bu ülkenin gencecik askeri de, polisi de, sivili de, dağa çıkmış genci de ana baba evladıdır ve hepsinin canını, malını güvence altına almak, bu savaşı durdurmak her siyasetçinin onur borcudur. Biz sivil demokratik siyasette ısrarcıyız, silaha karşıyız, bu nettir.”

Yalnız hissetmedim
“Yalnızlık Allah’a mahsustur. Ben yaşamımın hiçbir anında yalnız olmadım. Cezaevinde hem yanımda Abdullah arkadaşım vardı, hem de binlerce mektupla dayanışmasını, sevgisini, desteğini ileten yüzbinler, milyonlar vardı yanımda. Burada kendimi yalnız hissetmemem için herkes elinden gelenin fazlasını yaptı. Ama medya ambargosu nedeniyle bu durum pek fazla kamuoyuna yansımadı.

Parti içinde de pek yalnız hissetmedim hiçbir zaman. Arkadaşlarım ağır baskılara, OHAL koşullarına tehditlere rağmen yanımda olmaya çalıştılar. Bunu görünür kılmayı pek fazla beceremediler sanırım. Ama hayatın anlamını arayan bir serüvenci ve bunu siyasetle deneyen bir kişi olarak zaman zaman yalnız hissettim kendimi.

Siyasette hep cesur fikirler değişime açık isyankâr bir tarzım oldu. Statükoyu sevmedim hiçbir zaman. Bu yönümden dolayı da yalnız kaldım bazen. Bu da çok normaldir, her çılgın serüvenci biraz yalnızdır.”

Rapçi Ezhel tutuklandı

Müzik dünyasında ‘Ezhel’ adıyla tanınan, şarkı videoları milyonlarca kişi tarafından internette izlenen ünlü rapçi Sercan İpekçioğlu, bazı şarkılarında uyuşturucu kullanımını özendirdiği ve kullanımını kolaylaştırdığı iddiasıyla gözaltına alındı.

İpekçioğlu, İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ndeki sorgusunun ardından çıkarıldığı adliyede tutuklanarak cezaevine gönderildi.

İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, sosyal medya ve internette uyuşturucu kullanımını özendiren kişilere yönelik yürüttüğü araştırmada, Ezhel adıyla bilinen 28 yaşındaki rapçi Sercan İpekçioğlu’nun bazı şarkılarında uyuşturucu kullanımını özendirdiğini belirledi.

NARKOTİK TARAFINDAN GÖZALTINA ALINDI

Savcılığın yürüttüğü soruşturma kapsamında, İpekçioğlu hakkında gözaltı kararı alındı. Narkotik ekipleri, Kadıköy’de önceki gün düzenlediği operasyonla İpekçioğlu’nu gözaltına aldı. İpekçioğlu, yapılan sağlık kontrolünün ardından sorgulanmak üzere Emniyete götürüldü.

Adalet ve İçişleri Bakanlıklarından ‘Gülen kırmızı bültenle

Fethullah Gülen’in kırmızı bülten ile aranmadığına ilişkin Sözcü gazetesi Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk’ün yazısına İçişleri ve Adalet Bakanlıklarından yalanlama geldi.

İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı yaptığı yazılı açıklama ile “FETÖ silahlı terör örgütü mensuplarının yakalanarak ülkemize getirilmesi sürecindeki Kırmızı Bülten işlemlerinde yetersizlik ve ihmal bulunduğu” iddialarını yalanladı.

Yapılan ortak açıklamada, Saygı Öztürk’ün iddiaları reddedilerek başlatılan sorgulama ve kovuşturmaların titizlikle yürütülmeye devam edildiği belirtildi. İçişleri ve Adalet bakanlıkları tarafından yapılan ortak açıklama şu şekilde:

“20 Mayıs 2018 tarihli Sözcü gazetesinde yayımlanan bir köşe yazısında yer verilen, kaçak FETÖ silahlı terör örgütü mensuplarının yakalanarak ülkemize getirilmesi sürecindeki Kırmızı Bülten işlemlerinde yetersizlik ve ihmal bulunduğu iddiaları üzerine aşağıdaki açıklamanın kamuoyu ile paylaşılması ihtiyacı duyulmuştur.
FETÖ terör örgütünün yönetici ve üyeleri hakkında adli merciler tarafından başlatılan soruşturma ve kovuşturmalar büyük bir titizlikle sürdürülmektedir. Başta terör örgütü elebaşı Fetullah Gülen olmak üzere firari örgüt yönetici ve üyelerinin yakalanarak ülkemize getirilmeleri ve adli makamlar önüne çıkarılabilmeleri için gerekli işlemler Adalet, İçişleri ve Dışişleri Bakanlıkları tarafından koordineli olarak yürütülmektedir.

“Yurt dışına kaçan terör örgütü üyelerinin yakalanması ve ülkemize getirilmesi amacıyla iade talepleri yanında INTERPOL kanalları da kullanılmaktadır. INTERPOL uluslararası suçlularla mücadele eden ülke polis teşkilatlarının işbirliği amacıyla kurduğu uluslararası bir teşkilattır. FETÖ silahlı terör örgütü yönetici ve üyelerinin yakalanıp Ülkemize getirilmeleri amacıyla; öncelikli olarak terör örgütü ile irtibatlı şahıslara ait pasaportlar yetkili makamlarımızca iptal edilerek INTERPOL Veri Tabanına aktarılmış; adli makamlardan gelen Kırmızı Bülten talepleri sisteme girilmiştir.

‘TALEPLER ASKIDA BEKLETİLEREK NİHAYETİNDE REDDEDİLMİŞTİR’

“Ancak INTERPOL Genel Sekreterliği, 15 Temmuzdan sonra aktarmış olduğumuz pasaport iptallerini veri tabanından kaldırmış; ayrıca yeni veri ekleme yetkimizi askıya almıştır. Öte yandan, Kırmızı Bülten düzenlenmesi amacıyla 2016 yılından itibaren sisteme girilen FETÖ üyeleri hakkındaki talepler, en başından beri INTERPOL Genel Sekreterliği tarafından askıda bekletilerek sisteme girilmemiş ve nihayetinde reddedilmiştir.

‘İDDİALAR GERÇEĞİ YANSITMAMAKTADIR’

“INTERPOL kanallarının etkin kullanılamamasının en temel nedeni, FETÖ silahlı terör örgütünün kanlı ve kirli eylemlerini, INTERPOL’ün ısrarla terör fiili olarak nitelendirmemesidir. 15 Temmuz 2016 tarihindeki hain terör saldırıları, 251 vatandaşımızı şehit olmasına ve 2194 vatandaşımızı yaralanmasına neden olan olaylar INTERPOL tarafından yok sayılmaktadır. Yurt dışına kaçan FETÖ terör örgütü üyelerinin yakalanarak ülkemize getirilmesinde Kırmızı Bültene ilişkin işlemlerde özensizlik veya ihmalden kaynaklanan sorunlar bulunduğu iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır.”

‘HER TÜRLÜ GİRİŞİM ARALIKSIZ DEVAM ETTİRİLMEKTEDİR’

“INTERPOL’ün yukarıda aktarılan olumsuz tutumuna rağmen, terör örgütü mensuplarına Kırmızı Bülten düzenlenmesine yönelik çalışmalar adı geçen teşkilatın İcra Kurulu ve Genel Kurulu nezdinde sürdürülmektedir. Diğer yandan bulundukları ülke belli olan firari örgüt mensuplarının ülkemize getirilmeleri için suçluları iadesine ilişkin andlaşmalar ve mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde her türlü girişim aralıksız devam ettirilmektedir.

“Adalet ve İçişleri Bakanlıkları, yurtdışına kaçan FETÖ silahlı terör örgütü üyelerinin yakalanarak Ülkemize getirilmesinde Kırmızı Bültene ilişkin işlemlerde, disiplin ve koordinasyon içinde çalışmaya devam etmektedir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

Bakırköy Belediyesi önünde hayvan hakları eylemi

Bakırköy Belediyesi hayvan barınağındaki kötü koşullar ve sokak hayvanlarına sahip çıkılmaması hayvan hakları savunucuları tarafından belediye önünde protesto edildi. Bakırköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu’nun ‘param yok, olsa da hayvanlara harcamam’ dediğini dile getiren protestocular Kerimoğlu’na ‘Görevini yap’ diye seslendiler.

SoL’un haberine göre, Bakırköylü hayvan hakları savunucuları bugün belediye binası önünde toplanarak belediyeye ait barınaktaki kötü koşulları protesto etti.

Bakırköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu’nun sokak hayvanlarının durumuyla ilgili görüşmede “Benim param yok, olsa da hayvanlara harcamam” dediğini dile getiren hayvan hakları savunucuları “Ödenek yok demek ölüm demek”, “Hayvanların oyu da sesi de biziz”, “Hayvanları koruyun ya da defolun”, “Susma haykır, hayvanlar vardır” sloganlarıyla belediye önünde toplandı. Kitle, daha sonra Bakırköy Özgürlük Meydanı’na yürüyerek burada bir basın açıklaması yaptı.

“Bakırköy Belediyesi görevini yap, hayvanlara sahip çık”, “Dilsiz hayvanların sesi de oyu da biziz” yazılı pankartlar taşıyan Bakırköy Hayvan Hakları Savunucuları adına basın açıklamasını Leyla Üzümcü okudu.

Üzümcü, Bakırköy Belediye Başkanı Sayın Bülent Kerimoğlu’na, sokak hayvanlarının 5199 Sayılı Hayvan Hakları Kanunu maddelerince güvence altına alınmış haklarını ve belediyenin bu konudaki görev ve sorumluluklarını bir kez daha hatırlatmak için bir araya geldiklerini söyledi.

‘BARINAKTA YALNIZCA HAYVAN HAKLARI DEĞİL İNSAN VE ÇALIŞMA HAKLARI İHLALİ VAR’

Bakırköy Belediyesi Sokak Hayvanları Geçici Bakım Evi adı altında kurulmuş olan rehabilitasyon merkezinin 2015 yılından bu yana çalışmalarını ihmal ettiğini belirten Üzümcü, “Bu geriye gidiş sonucunda; sekiz merkez mahallenin dışında Ataköy, Yeşilyurt, Yeşilköy, Florya gibi büyük bir alana yayılmış olan ilçemizin sokak hayvanları ve dolayısıyla da hayvan hakları savunucuları 3 yıldır ciddi bir şekilde mağdur edilmiştir. Şu anda barınağımızda, 2 protokol veteriner hekim, 1 aktif çalışan hekim, 1 tekniker ve 13 işçi bulunmaktadır. Bu 3 veteriner hekimin yalnızca 1’i klinikte çalışmakta olup, şu anda sağlık sorunlarından ötürü istirahatlidir. Diğer iki hekimin ise bürokratik işlerde görevlendirilmesi anlamsız ve faydasızdır. Doğru olan, barınak bünyesindeki tüm hekimlerin, klinik kadrosunda yer almasıdır. İlçe sınırları ve yoğunluğu göz önünde bulundurulduğunda tek veteriner hekimin, sayısı süreç içerisinde değişiklik gösteren 350 civarında köpek ve kedinin tedavisine yetişmesi teknik olarak imkansızdır. Böylesi bir çalışma ortamı yalnızca hayvan hakları ihlaline değil insan ve çalışma hakları ihlaline de yol açmaktadır” dedi.

‘BELEDİYEDE DENETİM MEKANİZMASI ÇÖKMÜŞ DURUMDA’

Kendisi de bir hekim olan Kerimoğlu’nun konserlere, gezilere, etkinliklere bütçe ayırırken barınak için röntgen tetkik cihazı almaya ve sağlık personeli istihdam etmeye gelince “param yok” dediğini belirterek “Son yıllarda belediye birimlerinin işleyişi ve yetkililerin ehil durumlarına ilişkin ciddi sorunlar yaşandığına tanıklık ediyoruz. Katılımcılıktan ve sosyal demokrat yerel yönetim anlayışından uzak belediyecilik anlayışının vardığı son noktada denetim mekanizması da çökmüştür. Barınağa ilişkin eleştiri, öneri sunulması ya da bilgi edinme hakkının kullanılması adına yazılan dilekçeler ya dikkate alınmadan sümen altı edilmekte ya da hakkında şikayet edilen kişiye yönlendirilmektedir. Bakırköy Belediyesi’ni göreve ve sorumluluğa çağırıyoruz” diye konuştu.

Bakırköy Hayvan Hakları Savunucuları olarak, taleplerinin ciddiye alınıp çözüme dönük sahici bir adım atılana dek sokakta ve diğer tüm alanlarda mücadele etmeye devam edeceklerini belirten Üzümcü “Unutulmasın, dilsiz hayvanlarımızın sesi de oyu da biziz. Yeryüzündeki tüm canlıların yaşam hakkına saygı duyulana dek mücadelemizi büyüterek sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın’dan çözüm süreci açıklaması

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Cumhurbaşkanımızın gündeminde yeni bir çözüm süreci yok. PKK’yla mücadele devam edecek. Geçmişin inkar ve asimilasyon politikası ortadan kaldırılmıştır” dedi.

Kalın, konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu:

“Sayın Cumhurbaşkanı’mız, hem Başbakanlığı hem de Cumhurbaşkanlığı döneminde Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarının eşit haklara sahip bireyler olarak yaşaması için büyük bir mücadele vermiştir. Dini ve etnik kökene dayalı her tür ayrımı reddetmiş ve bunu somut icraatlarıyla ortaya koymuştur. Kürt kardeşlerimiz de diğer bütün bireyler gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit vatandaşlarıdır. Geçmişin ret, inkar ve asimilasyon politikaları Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde ortadan kaldırılmıştır. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın gündeminde yeni bir çözüm süreci yahut açılım gibi bir konu yoktur. Kürtler dahil bütün vatandaşlarımızın PKK terör örgütünün zulüm ve baskısından kurtulması için verilen mücadele bundan sonra da kararlılıkla devam edecektir.”

BAŞDANIŞMAN SİNYALİ VERMİŞTİ

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı İlnur Çevik dün Habertürk TV’de Kübra Par’ın sorularını yanıtlamış ve seçimden sonra yeni bir çözüm sürecinin gündeme gelebileceğini söylemişti.

Erdoğan'ın başdanışmanı: Seçimden sonra yeni çözüm süreci olabilir Erdoğan’ın başdanışmanı: Seçimden sonra yeni çözüm süreci olabilir

BDS Türkiye gönüllüsü Dr. Nicola El-Saafin: Filistin davası

ZEYNEP KURAY [email protected] @zeynokuray

Filistin için İsrail’e Boykot Girişimi-BDS Türkiye gönüllüsü Dr. Nicola el-Saafin, Türkiye’de Filistin davasına bir seçim malzemesi olarak yaklaşılmasının kabul edilemez olduğunu söyledi. İktidarın bir yandan Filistin halkının yanında olduğunu iddia ederken diğer taraftan ise İsrail ile en üst düzey ilişkilerini sürdürdüğüne dikkat çeken Saafin, bu tutarsızlığın İsrail’e kazanım sağladığını kaydetti.

Miting düzenleyenler ticaret de yapıyorlar
İstanbul’da doğan Dr. Saafin, BDS Türkiye içinde 12 yıldır ülkesindeki işgal ve zulme karşı mücadele veriyor. 70’inci yılına giren Nakba’nın (Büyük Felaket) sadece tarihten ibaret olmadığını, Filistin halkının işgal edilen topraklarına geri dönüş mücadelesinin kuşaktan kuşağa süreceğinin de beyanı olduğunu vurgulayan Dr. Saafin, “Filistin halkı yeniden fedakârlık, birlik ve tarihsel haklar için mücadelenin ön plana çıkması gerektiğini savunuyor ve bu yönde de eylemlerine devam ediyor” dedi.

Türkiye siyasetinde Filistin’in genellikle kullanılan bir dava olduğuna işaret ederek, Gazze’deki son katliamın hemen akabinde AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Yenikapı’da miting düzenleyecek olmasının bunun en somut göstergesi olduğunu kaydetti. Filistin davasına bir seçim malzemesi olarak yaklaşmanın kendisinin bir felaket olduğunun altını çizen Saafin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye hükümeti bir yandan Filistin halkının yanında olduğunu beyan ediyor, diğer taraftan ise İsrail ile geçmişten gelen ilişkilerini devam ettirmekte ısrar ediyor. Tepkisi söylemden öteye geçmiyor. İsrail ile ilişkilerin kesilmesi, anlaşmaların iptal edilmesi gibi gerçek adımları atmıyor. Büyük elçiyi geçici olarak geri çekmek gibi tavırların hiçbiri İsrail için bir şey ifade etmiyor. Siyasi iktidar Kudüs Filistin halkına iade edilmediği müddetçe tüm ilişkilerin kesilmesini savunursa o zaman farklı olur. Ama şu an kurulan ilişki İsrail’e kazanım sağlıyor.”

İki ülke ilişkileri üst düzeyde sürüyor
İsrail ile Türkiye’nin ilişkilerinin en üst düzeyde seyrettiğine, ekonomik olarak Türkiye’nin İsrail’in beşinci büyük ortağı olduğuna işaret eden Saafin, bu açıdan İsrail’in Türkiye tarafından hiçbir cezalandırma politikasına tabi tutulmayacağının da ortada olduğunu belirtti. Mavi Marmara saldırısının ardından bozulan ilişkileri “normalleştirmek” için başlatılan süreci de hatırlatan Saafi, Filistin halkıyla gerçek dayanışma adımlarının bu anlaşmalardan geçmediğini kaydetti.

Diplomatik ilişkiler kesilsin
Saafin, Türkiye-İsrail ilişkilerinin genel tablosunu şöyle ortaya koydu: “Filistin halkıyla gerçek bir dayanışma içinde olunacaksa, o zaman Türkiye hükümetinin İsrail ile tüm ticari, askeri, diplomatik ilişkilerini kesmesi gerekiyor. Türkiye şu anda İsrail’e büyük ekonomik katkılarda bulunuyor. Ekonomik, politik, askeri, kültürel ilişkilerin kesilmesi lazım. Türkiye’nin İsrail ile kültürel etkinlikleri aynen devam ediyor.”

Kudüs fitilini ateşleyen ABD Başkanı Donald Trump’ın kararını da değerlendiren Saafin, Ortadoğu’nun bir kaos döneminden geçtiği bugünlerde emperyalistlerin fırsattan istifade kendi yayılmacı politikalarını devreye soktuğunu belirtti. ABD ve İsrail’in bölgede istediği gibi at koşturduğunu ifade eden BDS Sözcüsü Saafin, tarihsel bir şehri ele geçirerek işgallerini meşrulaştırmaya çalıştıklarını vurguladı. Saafin, siyonizme ve emperyalizme karşı mücadeleyi yükseltme çağrısında bulunan Dr.Saafin, hangi saldırıyı yaparlarsa yapsınlar Filistin halkının, tarihsel hakları için mücadele etmeye devam edeceğini ve dünyadaki özgür halkların Filistin halkıyla dayanışmayı sürdüreceğini vurguladı.