Gazetelerin sayfaları holdinglere yollanıyor

MUSTAFA KÖMÜŞ [email protected]

24 Haziran’a sayılı günler kala, medyadaki eşitsiz yayın devam ediyor. Özellikle TRT’nin taraflı tutumuna ilişkin tartışma sürerken, diğer basın kurumlarının iktidar ve muhalefet haberlerini görme şekli de eleştiri alıyor. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın haberlerini genelde manşette gören gazeteler, muhalefetin haberlerini ise çoğu zaman hiç görmüyor ya da çok küçük görmeyi tercih ediyor.

Ana akım olarak değerlendirilen medyada, muhalefetten Muharrem İnce dışında neredeyse kimseye yer verilmiyor. Meral Akşener, Temel Karamollaoğlu ve Selahattin Demirtaş medyada kendine yer bulamıyor.

DİSK’e bağlı Basın İş Sendikası Genel Başkanı Faruk Eren, konuya ilişkin BirGün’e konuştu. Eren, “Medyaya ‘İYİ Parti’nin haberlerini görmeyin’ diye emir veriliyor. 1’inci sayfalar holdinglere gönderilip orada onaylanıyor” dedi.

‘Manipülasyon yapılıyor’
Eren, şunları söyledi: “Bizim birçok yerde arkadaşlarımız var. Televizyonlarda, gazetelerde… İktidara yakın yayın organlarında bariz bir sansür ve ayrımcılık var. Bunlar tabii ki çalışanlara sözlü olarak iletiliyor, insanlara, yazı işlerine, haber merkezlerine. ‘Şu aday görülmeyecek, bu aday böyle görülecek’ diye. Tabii ki inkâr edeceklerdir, kanıtlayın diyeceklerdir ama biz bunu biliyoruz. Hürriyet’i ve Posta’yı yakın zamanda satın aldılar. Mesela Hürriyet’in 1’inci sayfasına Meral Akşener’i koymayın diye çalışanlara emir veriliyor. Gazetelerin sayfaları yapıldıktan sonra holdinge gönderiliyor. Bir denetimden geçiyor. Holdingin istemediği haberler girmiyor, istediği başlıklar atılıyor. Bu fecaat bir durum. Daha önce de Demirören Medyası’nda benzer şeyler yaşandı. Şimdi herkes kamu yayıncısı olduğu için TRT’yi konuşuyor. TRT dışında da aynı durum var aslında. Medya kuşatma altında. Bariz manipülasyon yapılıyor. Açıkça insanlara emir verilerek yapılıyor. Erdoğan dışındaki adayları az görün deniliyor.”

“Açıkça bir sansür olduğunu, kamuoyunun yanlış bilgilendirildiğini düşünüyorum” diyen Eren, şöyle devam etti: “Bu konuda sendikamız bir çalışma hazırlıyor ve bunu tanıklıklarla yayımlayacağız. Gazeteler bazı adaylara toleranslı davranabilir hatta taraf da tutabilir ama bunu manipülasyon aracı olarak kullanamaz. Gazetecilik adına gerçekten utanç verici bir durum bu.”

‘Eşit yarış olmuyor’
Daha önce Vatan gazetesi ile NTV’de çalıştığını hatırlatan Faruk Eren, sözlerini şöyle sürdürdü: “AKP bu duruma medyayı yavaş yavaş alıştırdı. NTV’de biz bunu hızlı tren kazasında yaşadık. 34 kişi öldü ve kazayı sorguladık. Çünkü Devlet Demir Yolları’na tecrübesiz bir ekip getirildi. Sonra yukarıdan emir geldi ‘Yayınları kesin’ denildi. Demirören, Milliyet ve Vatan’ı aldıktan sonra da bariz bir şekilde iktidar yanlısı yayınlar yapılmaya başlandı. Vatan, Deniz Feneri gibi iktidarı rahatsız eden çok haber yapmıştı. Bunlar kesildi. Gezi’de bize, ‘İsyan demeyin’ denilmişti. Ama Posta’yı Hürriyet’i de alınca iş başka bir şeye dönüştü. Başka bir örnek vereyim Anadolu Ajansı şimdiye kadar neredeyse hiç Meral Akşener haberi girmedi. Seçime eşit yarış olmuyor. Özel kanallar da böyle davranıyor.”

Ekonomi Notları’nın konuğu HAZİRAN Yürütme Kurulu Üyesi Kansu Yıldırım

BirGün Medya’da yayımlanan, Ece Zereycan ile BirGün Ekonomi Editörü Semih Güven’in hazırlayıp sunduğu Ekonomi Notları programının konuğu, Birleşik Haziran Hareketi Yürütme Kurulu Üyesi Kansu Yıldırım oluyor.

Yıldırım, ekonomik krizden çıkış için emeğin 10 çözümünü yorumluyor:

Prof. Dr. Süleyman İrvan: ‘Tanık haberciliği’ tehdit değil fırsat

ANIL KARACA

Dijital teknolojinin hızla gelişmesi ve medyanın dijitalleşmesi, gazeteciliği de şüphesiz etkiliyor. Akıllı telefonlar sayesinde günümüzde her yurttaş, etrafında olup biteni kaydederek sosyal medyada paylaşıp çevresini bilgilendirebiliyor. Günümüzde sokakta olup biten, saniyesi saniyesine sosyal medyada yer alıyor; anında binlerce insan tarafından paylaşılıyor.

Hâl böyle olunca, kamuoyu bazı durumlarda basın kuruluşlarından önce, ‘yurttaş gazeteciler’den haber alabiliyor. Peki nedir/kimdir yurttaş gazeteciliği/gazetecisi? Üsküdar Üniversitesi Yeni Medya Bölüm Başkanı ve Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman İrvan ile tartıştık.

Yurttaş gazeteciliğini “Asıl mesleği gazetecilik olmayan yurttaşların dijital iletişim teknolojileri yardımıyla haber üretim sürecine katılmalarını anlatan bir kavram.” ifadeleriyle tanımlayan İrvan’a, “Artık elinde telefonu olan herkes gazeteci mi?” diye soruyoruz.

İrvan, haber üretim sürecine dahil olmanın bir yurttaşı gazeteci yapıp yapamayacağı sorusuna vurgu yapıyor. Geleneksel anlamda gazeteciliğin profesyonel bir meslek olduğunun ve eğitimin önkoşul olmasa bile gazeteciliğin mesele özgü kuralları ve etik ilkeleri olduğunun altını çiziyor.

Demokratik toplumlarda gazeteciliğin dördüncü güç olarak tanımlandığını ve yurttaşların bilgi edinme hakkını gerçekleştirmelerinde önemli bir işlevi yerine getirdiğini kaydeden İrvan, bu noktada yurttaş gazeteciliği kavramının belirsiz olduğuna ve kullanımının yanlış olduğunu düşündüğünü ifade ediyor:

“Yaygın kabule göre, gördüğü herhangi bir olayı kaydedip sosyal medyada yayan herkes yurttaş gazeteci olarak nitelendiriliyor ve elinde akıllı cep telefonu olan herkes potansiyel gazeteci olarak görülüyor. Oysa, yurttaşların ellerindeki akıllı telefonlarla yaptıkları şey, bir olaya tanıklık etmek ve bu tanıklığı sosyal medyada aktarmaktan ibaret.”

‘GAZETECİLİK BİR MESLEK, HABERCİLİK BİR PRATİK’
Bu gerekçeyle bahsedilenin aslında “tanık haberciliği” olduğunu belirten İrvan, “Tanık gazeteciliği bile demiyorum, çünkü gazetecilik bir meslek, ama habercilik bir pratik,” diyerek tezini şöyle örneklendiriyor:

“Satın aldığınız bir ürünü sosyal medyada övdünüz diyelim. Bu bir reklam mıdır? Evet reklamdır. Peki bu sizi reklamcı yapar mı? Hayır yapmaz. Reklamcılık bir meslektir, tıpkı gazetecilik gibi. Bence tanımları doğru yapmak lazım.”

Mesleki pratiğe vurgu yapan ve “tanık haberciliği” tanımını anlatan İrvan, öte yandan yurttaş gazetecilik diye bir türün de olduğunu ifade ediyor ve geleneksel medyanın ağır baskı koşulları altında olduğu, sindirildiği, güdümlü halde olduğu, ülkede olan biteni özgürce haberleştiremediği toplumlarda, asıl mesleği gazetecilik olmadığı halde sosyal medya üzerinden gelişmeleri aktaran yurttaş gazetecilerden söz edilebileceğini belirtiyor.

Konuyla ilgili sözlerine Arap Baharı’ndan, 2009’da İran’da yapılan şaibeli seçimlere yönelik gösterilerden ve Gezi Parkı direnişinden örnek vererek devam eden İrvan, bu eylemlerin dünyaya yayılmasında yurttaş gazetecilerin rolüne vurgu yapıyor:

“Geleneksel medyada çalışan gazeteciler protestolar için sokağa çıkan halkı haber yapmaktan çekiniyorlardı. Suriye’deki iç savaşta da yurttaş gazeteciler önemli rol oynadılar ve halen de oynamaya devam ediyorlar. Türkiye’de Gezi protestoları sırasında da geleneksel medyanın önemli bir kısmının protestoları görmezden gelmesi nedeniyle yurttaş gazeteciliğinin ivme kazandığına tanık olduk.”

“Elinde cep telefonu olan herkes potansiyel bir yurttaş gazeteci değildir, o şekilde tanımlanmamalıdır,” diyerek bu tür tanımların geleneksel gazeteciliği değersizleştirmeye hizmet ettiğini söyleyen İrvan, “Öte yandan, geleneksel medyanın suskun kaldığı, ağır sansüre uğradığı durumlarda, dönemlerde, ülkelerde yurttaş gazeteciliği değerli bir alternatif olarak karşımıza çıkmaktadır.” diyor.

prof-dr-suleyman-irvan-tanik-haberciligi-tehdit-degil-firsat-470769-1.

‘TANIK HABERCİLİĞİNİN YÜKSELİŞİ İNTERNETLE MÜMKÜN OLDU’
İrvan ile görüşmemizin devamında ‘yurttaş gazeteciliği’nin kökenini irdeliyoruz.

Tanık haberciliğinin ilk kez Kennedy suikastıyla ismini duyurduğunu belirten İrvan, olayı şöyle özetliyor:

“Abraham Zapruder isimli terzi, 22 Kasım 1963 tarihinde eşiyle birlikte Dallas’a gelen ABD Başkanı John F. Kennedy’yi elindeki amatör kamerayla çekerken birkaç el silah sesi duyuldu. Olayı baştan sona kaydeden Zapruder, böylece tarihe tanıklık etmiş oldu. Zaten yurttaş gazeteciliği tarihinde de Zapruder ilk yurttaş gazeteci olarak kabul edilir. Kuşkusuz Zapruder’in tamamen rastlantısal biçimde olay yerinde bulunduğunu ve gerçekleştirdiği haberciliğin tanıklıktan ibaret olduğunu söylemeye gerek yok. Yine benzer biçimde, 3 Mart 1991 tarihinde Los Angeles’ta Rodney King isimli siyah gence yönelik polis şiddetine kamerasıyla tanıklık eden George Holiday de tanık haberciliği yapmıştı.”

Tanık haberciliğinin asıl yükselişe geçmesinin internetle birlikte mümkün olduğunu söylüyor Süleyman İrvan ve kendi tanımladığı anlamda yurttaş gazeteciliğinin Arap Baharı, İran’daki gösteriler ve sokak hareketleriyle önem kazandığını vurguluyor. İrvan, yurttaş gazeteciliği girişimlerini şöyle özetliyor:

“2000 yılında Güney Kore’de kurulan OhMyNews isimli internet sitesi “Her yurttaş muhabirdir” sloganıyla yayın hayatına başladı, ancak haber doğrulamada yaşadığı sıkıntılardan dolayı 2010 yılında yurttaşlardan gelen haberleri yayımlamayı durdurma kararı aldı. Global Voices ve IndyMedia gibi başka yurttaş gazeteciliği siteleri de mevcut.”

Türkiye’de de yurttaş gazeteciliği iddiasıyla yayın hayatına başlayan haber siteleri olduğunu, fakat birçoğunun ya format değiştirdiğini ya da ömrünü doldurduğunu söyleyen İrvan, “Dokuz8Haber, Journo ve VivaHiba gibi siteler bu iddiayla yayına başladılar, ancak bugün içeriklerine bakıldığında, Dokuz8Haber ile Journo’nun geleneksel habercilik formatına döndüğü, ‘Medya sensin, paylaş’ sloganını kullanan VivaHiba’nın ise başarısız bir girişim olarak ömrünü doldurduğu görülüyor.” diyor.

‘MEDYA YÖNETİCİLERİ MUHABİR İSTİHDAMI YERİNE SOSYAL MEDYA TAKİBİNDE’
Yurttaş gazeteciler gerçeği önümüzde dururken, bunun basın kuruluşlarındaki yansımalarıyla devam ediyoruz Süleyman İrvan ile konuşmaya ve bir basın kuruluşu için yurttaş gazetecinin ne anlam ifade ettiğini soruyoruz kendisine.

Türkiye’de son yıllarda geleneksel medyayı yönetenlerde, “Nasılsa insanlar yaşadıkları, gördükleri her olayı sosyal medyada paylaşıyor, öyleyse biz niye muhabir istihdam edelim, merkezden sosyal medya hesaplarını takip edelim, oralardan haber çıkaralım” mantığının egemen hale geldiğini söylüyor İrvan ve bunun neden yanlış olduğunu şu ifadelerle anlatıyor:

“Çünkü gazetecilik kaliteli içerik üretimi yapmayı gerektiren bir meslek. Kaliteli içerik de muhabirin, sadece olay yerinde bulunmasını değil, taraflarla görüşmesini, olayın arka planını araştırmasını gerektiriyor. Masa başında, sosyal medya paylaşımlarını peş peşe koyarak haber üretmek, gazeteciliği hafife almak anlamına geliyor. Bir de elbette haber yapılacak görüntülerin, paylaşımların gerçek olup olmadığı sorusu var. Gazetecilik etiği, tanık haberciliğinin en başta ‘haber doğrulama’ süzgecinden geçirilmesini gerektiriyor. Bir yalan haber bir sitede haberleştirildikten dakikalar sonra onlarca farklı sitede kopyalanabiliyor. Sosyal medyada yalanların hızla yayıldığına ilişkin ciddi araştırmalar var. Aslında yalan haberler haber sitelerinde de hızla yayılıyor, bu da sonuçta gazeteciliğe duyulan güveni aşındırmaya devam ediyor.”

“TANIK HABERCİLİĞİ BİR TEHDİT DEĞİL, FIRSATTIR”
Bu tartışmanın ışığında, yurttaş gazeteciliğinin profesyonel gazeteciliğe bir tehdit olup olamayacağı sorusunu görüşmenin gündemine getiriyoruz.

Prof. Dr. İrvan, yurttaş gazeteciliğinin bir tehdit değil, fırsat olduğu kanısında.

Tanık haberciliğinin haber konusu bulmada profesyonel gazetecilere yol göstereceğini, önemli olayları kolayca takip edebilmesi, görüntülerle kanıt oluşturabilmesi için malzeme sunacağını belirten İrvan, tezinin gerekçesini şu örnekle sunuyor:

“2009 yılında Guardian gazetesi adına Londra’daki G20 protestolarını izleyen gazeteci Paul Lewis, evine giderken düşüp ölen İngiliz yurttaşı Ian Tomlinson’un nasıl öldüğünü araştırmaya başladı. Resmi açıklamaya göre Tomlinson kalp krizi geçirmişti. Paul Lewis diğer gazetelerin aksine resmi açıklamayla yetinmeyip twitter’da takipçilerine çağrı yaptı ve olay yerinde olan görgü tanıklarından varsa ellerindeki görüntüleri kendisiyle paylaşmalarını istedi. Olay yerinde kamerasıyla çekim yapan bir kişi Lewis’e çektiği görüntüleri gönderdi ve sonuçta Tomlinson’un polis tarafından itildiğini, yere düşerek kafasını çarptığını ve öldüğünü kanıtladı.”

İrvan, tanık haberciliğine, geleneksel gazeteciliğin alternatifi değil, destekleyicisi olarak görüldüğü takdirde daha doğru bir yerden bakılabileceğinin altını çiziyor.

Görüşmemizin sonunda, yurttaş gazeteciliğinin gelecek için yol haritasını tartışıyoruz İrvan ile. Yurttaş gazeteciliğinin, gazeteciliğin dijital dönüşümüyle eş zamanlı olarak nasıl bir role bürüneceğini ve bu pratiğin sosyal medya üzerinden geçilen fotoğraf ve bilgiden daha geniş bir perspektif bulup bulamayacağını soruyoruz kendisine.

‘GAZETECİLİĞE BASKILAR ARTARSA YURTTAŞ GAZETECİLİĞİ ÖN PLANA ÇIKAR’
İrvan, bu konuda belirleyicinin geleneksel medya düzeni olacağını söylüyor ve gazeteciliğin üzerindeki baskı ortamı faktörüne değinerek, sözlerini şöyle sonlandırıyor:

“Tanık haberciliğinin dijital medya ile daha fazla görünürlük kazandığına kuşku yok. Ancak gelecekte nasıl bir yöne doğru gideceğini belirleyecek olan teknoloji değil, geleneksel medya düzeni olacaktır bana göre. Eğer geleneksel gazetecilik üzerindeki baskılar artar ve gazetecilik yapmak imkânsız hale gelirse yurttaş gazeteciliği olarak tanımladığımız gazetecilik ön plana çıkacaktır. Medya özgürlüğü arttıkça da tanık haberciliği olarak tanımladığımız, fotoğraf, görüntü ve bilgi geçmekle sınırlı habercilik anlayışı yardımcı bir unsur olarak varlığını sürdürecektir.”

Milliyet, Ankara Temsilcisi ve yardımcısını işten çıkardı

Milliyet’in Ankara temsilcisi Serpil Çevikcan ve yardımcısı Tolga Şardan gazeteden ayrıldı.

Doğan Medya Grubu’nun Demirören Holding’e satılmasının ardından Doğan Medya bünyesinde yaşanan işten çıkarmaların ardından Milliyet’in Ankara Temsilci Serpil Çevikcan ve Temsilci Yardımcısı Tolga Şardan’ı görevinden aldığı öne sürüldü.

Çevikcan’ın yerine Vatan gazetesi Ankara Temsilci Murat Çelik’in düşünüldüğü iddia edildi.

Çevikcan, 1987’de başladığı Milliyet gazetesinde uzun yıllardır Ankara temsilciliği ve yazarlık yapıyordu. Şardan ise 1989’da başladığı Milliyet’te 2015’ten beri Çevikcan’ın yardımcılığı görevini üstleniyordu.

Çevikcan ve Şardan’ın görevlerinin son bulmasında el değiştirmenin bir payı olup olmadığı henüz bilinmiyor.

Kanal D’de bir görevden alma daha

Doğan Medya’nın Demirören Grubu’na satılmasının ardından, Kanal D’de görev yapan bir isimle daha yollar ayrıldı. Doğan TV Washington Temsilcisi Serdar Cebe’nin görevine bugün son verildi.

Medyaradar’da yer alan habere göre, Kanal D Ana Haber’de Mehmet Ali Birand’ın ölümünden sonra anchormanlik koltuğuna oturan ve 7,5 yıl boyunca anchormanlik ve hafta sonu haber bülteni sunuculuğu görevlerinde bulunan Cebe, Ahmet Hakan’ın gelişinin ardından Mayıs 2017’de Washington Temsilciliği’ne atanmıştı.

POZİSYON KAPATILDI

Öte yandan Demirören Grubu’nun son olarak Serdar Cebe’nin yürüttüğü Doğan TV Washington Temsilciliği pozisyonunu kapatma kararı aldığı, Cebe’den sonra yeni bir atamanın gerçekleştirilmeyeceği öğrenildi.

SERDAR CEBE KİMDİR?

  • Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü´nü bitiren Serdar Cebe, 1992 yılında Milliyet Gazetesi Ankara büroda muhabir olarak meslek hayatına başladı.
  • Cebe, Kanal D´nin açılmasıyla muhabir olarak 1997 yılına kadar yoluna burada devam etti.
  • Daha sonra NTV ve Kanal 6´da editör ve haber spikerliği görevlerinde bulundu.
  • Deneyimli gazeteci, 2000 yılının Ocak ayında CNN TÜRK´e geçti ve Mehmet Ali Birand ile Çiğdem Anad´ın sunduğu
  • `Gündem´ programının editörlüğünü yaptı.
  • 2002 yılında Cüneyt Özdemir ve Soner Yalçın ile `Meşin Yuvarlağın Türkiye Serüveni´ isimli belgeseli hazırladı ve sundu.
  • 2005 yılında CNN TÜRK´te yayınlanan `Para´ belgeselinin metin yazımını Özgül Apaçe ile birlikte yaptı.
  • Serdar Cebe, 2003 yılında Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği´nin verdiği “En İyi Sabah Programı Sunucusu” ödülünü aldı.
  • 2006 yılında haber kanalı 24’e transfer oldu.
  • 2009 yılında istifa ederek CNN Türk’e döndü .2010 yılında ise Kanal D Haber’e geçti. Cebe 7,5 yıldır Kanal D Haber’de anchormanlik ve haftasonu haber bülteni sunuculuğu yapmasının ardından koltuğunu Ahmet Hakan’a devretti.

Muharrem İnce yandaş gazeteciyi yalanladı: Bu kişiyi tanımıyorum

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, AKP’ye yakınlığıyla bilinen Güneş Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Turgay Güler’in “Benim belirleyeceğim soruları sorarsa gelirim” iddialarına yanıt verdi.

Sosyal paylaşım sitesi Twitter’da yaptığı paylaşımda Muharrem İnce’nin röportaj sorularını görmek ve değiştirmek istediğini söyleyen Güler şu ifadeleri kullandı: “Bu arada merak edenler için söyleyeyim: Muharrem İnce Sıradışı’na gelemiyor. “Benim belirleyeceğim soruları sorarsa gelirim” diye haber yolladı! Böyle bir şeyi kabul etmem mümkün değil! Dedim Muharrem İnce bir şartla Sıradışı ‘na katılırım dedi: –Ya soruları önceden görür ve beğenmediklerimi çıkarırım yahut soruları ben belirlerim— Ben de kusura bakmayın dedim.”

Muharrem İnce bir şartla Sıradışı ‘na katılırım dedi:
–Ya soruları önceden görür ve beğenmediklerimi çıkarırım yahut soruları ben belirlerim—
Ben de kusura bakmayın dedim.

— Turgay Güler (@turgayguler) June 2, 2018

Yandaş gazeteciyi yalanlayan Muharrem İnce yaptığı açıklamada Güler’i tanımadığını ve hiç görüşmediğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bu kişiyi tanımıyorum, kendisiyle hiç görüşmedim, haber yollamadım. zaten yandaş medya dediğin tam da budur:) beni Tayyip Erdoğan ile karıştırıyor!”

Bu kişiyi tanımıyorum, kendisiyle hiç görüşmedim, haber yollamadım. zaten yandaş medya dediğin tam da budur:) beni Tayyip Erdoğan ile karıştırıyor! pic.twitter.com/GS0Ja2PCZo

— Muharrem İNCE (@vekilince) June 2, 2018

Talat Bulut taciz iddialarına yanıt verdi

‘Yasak Elma’ dizisinin başrol oyuncusu Talat Bulut’un tacizine uğradığını iddia eden 19 yaşındaki kostüm asistanı Özge Şimşek dava açacağını söyledi. Talat Bulut da avukatı aracılığı ile açıklama yayınladı

FOX‘taki ‘Yasak Elma‘da başrolü oynayan Talat Bulut, dizinin kostüm asistanı Özge Şimşek‘i taciz ettiği iddia edildi. Asistan, 31 Mayıs Perşembe final sahnesi çekilirken sette başına gelen olayı şöyle anlatmıştı: ”Sahne öncesi Talat Bulut’un kravatını düzeltmek istedim. Bana ‘Odaya girelim, orada düzelt’ dedi. Orada dudağımdan öpüp gitti. Şok yaşadım. Sonra yapım ekibinin yanına çıktım. Beni öperken yanımda kimse yoktu. Ama odaya çağırırken şahitlerim var. Başrol oyuncuları Şevval Sam, Eda Ece, Onur Tuna Sevda Erginci, Gün Akıncı başta olmak üzere setteki herkes bana büyük destek oldu.”

ŞİMŞEK DAVA AÇACAK

Talat Bulut‘a ceza davası açacağını söyleyen Özge Şimşek şöyle konuştu: ”Menajeri benimle uzlaşmak istedi ama kabul etmedim. Yaşadıklarımı herkese duyurmak istiyorum ki, bir daha kimsenin başına gelmesin. Henüz 19 yaşındayım. Taciz birçok yaşıtıma yapılıyor. Ama arkadaşlarım ‘Karşımızdaki ünlü bir oyuncu’ diye korkup susuyor. Talat Bulut ile daha önce sorun yaşayan başka kadınlara ulaştım. Korktukları için hep susmuşlar. Belki hukuki yollardan bir şey elde edemeyeceğim ama en azından her yere duyuracağım. Bu yüzden de vicdanım rahat olacak.”

‘ASLA KABUL EDİLEMEZ’

Dizinin yapım şirketi MED Yapım’ın patronu Fatih Aksoy iddia üzerine açıklama yaptı: ”Her iki tarafla da görüştüm. Bu çok ağır bir itham. Bu asla kabul edilir bir şey değil. Olay yargıya taşındı. Savcılık davaya ve soruşturmaya karar verirse Talat Bulut’la sözleşmeyi feshedeceğim. Kızımız isterse başka setimizde çalışabilir. Her zaman yanındayım.”

TALAT BULUT CEPHESİNDEN İLK AÇIKLAMA

Yaşananların ardından Talat Bulut‘un avukatı yazılı bir açıklama yayınladı: “Müvekkilim Talat Bulut hakkında birkaç gündür sosyal medyada ve bu gün diğer medya organlarında ortaya atılan iddialar tamamen asılsızdır.

Talat Bulut 42 yıl boyunca sanat hayatını saygın bir şekilde sürdürmüş ve toplumsal konulara duyarlılığı ile de sevenlerinin takdirini kazanmış, oldukça sevilen bir sanatçıdır. Bir genç kız babası olan müvekkilim toplumun hassas olduğu bir konuda zan altında bırakılmış, toplum önündeki itibarı zedelenmeye çalışılmıştır. Müvekkilim hakkında ki tüm iddiaları reddetmekle beraber konunun ilgili tarafına karşı yasal başvuru hakkımızı derhal kullanacağımızı kamuoyuna saygılarımızla bildiririz.”

‘BİM; NTV, Star ve Kral TV’yi satın alacak’ iddialarına şirketten yanıt

Birleşik Mağazalar AŞ (BİM) tarafından, bazı haber mecralarında yayınlanan Doğuş Yayın Grubu’na ait Star, NTV ve Kral TV kanallarının satın alınacağına dair haberlerin gerçeği yansıtmadığı, şirketin medya sektöründe faaliyet göstermek gibi bir planı olmadığı bildirildi.

BİM tarafından yapılan yazılı açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Bazı haber mecralarında yayınlanan ve halen Doğuş Yayın Grubu’na ait bulunan Star, NTV ve Kral TV kanallarının BİM’e satılacağına dair haberler gerçeği yansıtmamaktadır. Türkiye perakende sektörünün lideri BİM’in medya sektöründe faaliyet göstermek gibi bir planı yoktur ve anıIan TV kanalları için Doğuş Yayın Grubu ile herhangi bir görüşme yapılmamıştır. Kamuoyunun bilgisine sunarız.”

Dış basında ‘Kürt Obama’ denen Demirtaş: ‘Kürt Trump’tan iyidir

Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan Demirtaş, avukatları aracılığıyla The National’ın sorularını yanıtladı.

Demirtaş, cezaevinde olmasının seçimleri sorgulanabilir bir hale getirdiğini belirterek, “Bu haliyle hanginiz kazanırsanız kazanın, gönül rahatlığıyla o koltuğa oturabilecek misiniz diye soruyorum. Çünkü bu yarış devam ederken, cezaevinde kaldığım her gün seçimlerin, dolayısıyla da sonunda seçilecek kişinin meşruiyetine gölge düşürecektir” dedi.

Gazete DuvaR’ın aktardığına göre Demirtaş, yürüttüğü seçim kampanyasına ilişkin şunları söyledi:

‘DIŞARIDAN YÜRÜYEN KAMPANYAYI MOTİVE ETMEYE ÇALIŞIYORUM’

“En basitinden miting yapamıyorum, seçmenlerimin karşısına çıkamıyorum, sesimi dahi duyuramıyorum. Yani özetle rakiplerim gibi bir seçim kampanyası yürütemiyorum. Avukatlarım aracılığıyla gönderdiğim mesaj ve mektuplar dışında herhangi bir imkanım yok. Benimkisi bir seçim kampanyası yürütmek değil. Dışarıda yürüyen kampanyayı motive etmeye çalışıyorum sadece.”

Adaylığını son yıllarda Türkiye’nin ‘yarı açık cezaevine’ dönüşmüş olmasının sembolik bir parçası olarak nitelendiren Demirtaş, Batı medyasında kendisi için kullanılan ‘Kürt Obama’ nitelendirmesi sorulunca ‘Kürt Trump diye adlandırılmaktan iyidir’ diye yanıt verdi.

Demirtaş, seçim kampanyalarında karşılaştıkları engeller sorulunca “İktidarın devletin her kaynağını, resmi-özel tüm medya organlarını istediği gibi kullandığı bir yerde sesini duyurmak, seçim kampanyasını görünür kılmaktır en temel engel” dedi.

Demirtaş bu koşullara rağmen yine de HDP’nin ‘kilit aktör’ olmaya devam ettiğini belirtti.

‘ÜLKE YENİ BİR SEÇİMİ KALDIRAMAZ’

Darbe girişimi sonrasında AKP’nin muhalifleri üzerinde baskının arttığını belirten Demirtaş, şöyle devam etti: “Kürtlerin Türkiye demokrasisinin aldığı yaradan, bugünkü manzaradan en fazla zarar gördüğünü söylemek abartı olmayacaktır. Öte yandan siyaset alanı sadece Kürtler için değil toplumun AKP gibi düşünmeyen diğer kesimleri için de daraltılmıştır.”

Seçimlerden sonra yürürlüğe girecek cumhurbaşkanlığı yetkilerine karşı olduğunu belirten Demirtaş, seçilmesi durumunda bu yetkileri dağıtacağını söyledi: “Bildirgemde de ifade ettiğim gibi, çok fazla yetkiyle oturacağım o koltuktan görev süremin sonunda sadece ceketimi alarak ayrılacağım.”

Demirtaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını kazanmasına rağmen mecliste çoğunluk elde edememesi halinde yeniden seçim karara alabileceği iddialarına, “Ne ekonomik, ne siyasi, ne de toplumsal açıdan yeniden bir seçime gitme durumunu bu ülke kaldırabilir” yanıtını verdi.