Saray Ekibi!

İtiraf edeyim, Muharrem İnce’nin aday olmasını.. Olsa da böyle bir performans göstermesini beklemiyordum. Yanılmışım.

Kılıçdaroğlu, partideki rakibini aday gösterdi. Çok kritik bir eşiği, çok önemli bir adımla aştı.

Muharrem İnce de, dostunu düşmanını şaşırttı.

Yandaş medyaya, AKP’nin kurmaylarına bakıyorum da.. Muharrem İnce’ye karşı politika üretemiyorlar. Muharrem İnce’yi “neresinden tutacaklarını” bilemiyorlar! Nereden ve nasıl saldıracaklarını kestiremiyorlar. Alevi değil. Kavgacı değil. Hem Kürtler’e mesaj veriyor, hem ulusalcılara. Ezan okunurken susuyor. Kendisiyle de Erdoğan’la da alay edebiliyor.

Yandaş / yanaşma medya ne yapsın! Hiçbir şey bulamayınca, “ekibi yok” teşhisine sarıldı. İnce’nin ekibi yokmuş. Ekonomide, dış politikada, kültür – sanatta danışmanlarının kim olduğu belli değilmiş. Falan filan.

Bunları yazıp söyleyenlerin Saray danışmanlarını gördüğü yok herhalde!

Malum, Erdoğan’ın -son dönemin en mayınlı alanı- ekonomide danışmanları çok ilginç isimler.

Yiğit Bulut’u defalarca yazdım. Sizler de yakından biliyorsunuz. Tekrarlamaya gerek yok.

Son günlerde adı öne çıkan Cemil Ertem’e gelince..

Hazret, daha Mart sonunda yaptığı tespitle tarihe geçti: “Dolar 4’e çıktı algısı yanlış. 3.85’in üzerindeki çıkışlar oldukça spekülatif çıkışlar. Dalgalı kurda temellere uygun dengeye geleceğiz.”

Geldik beyefendi. Bu sözlerin üzerinden sadece bir buçuk ay geçti. Ama dolar, sizi duymamış olacak, 4.50 dolaylarında salınıp duruyor!

Bu “başdanışman” bey, Erdoğan’ın son İngiltere ziyaretini de aynı ferasetle takdim etti. Ona göre,”ziyaret ve özellikle iş çevreleriyle yapılan toplantı bazı “merkezleri” oldukça rahatsız” etmiş!

O ziyaret sırasında doların uçtuğunu.. Bunda, Erdoğan’ın Merkez Bankası’nın bağımsızlığını yok sayan görüşlerinin de payı olduğunu.. Zaten gerek BBC gerekse Bloomberg yayınlarındaki soruların bile Türkiye’nin halini ortaya koyduğunu fark etmemiş.

* * *

Yüksek irtifada oksijen azlığından görüş bulanıklaşır ya! Bu beyefendilerde de öyle oluyor anlaşılan. Aşağıdaki satırlar da Erdoğan’ın muhteşem ekibinden Cemil Ertem Bey’e ait:

Erdoğan, hem iş çevreleriyle yaptığı toplantıda hem de sonrasında gerçekleşen canlı yayında, bütün sorulara içtenlikle cevap verdi; dileyen dilediğini sordu.”

Bizim buralarda iş çevreleri de gazeteciler de soru sormayı bilmiyor herhalde. Baksanıza, dileyen dilediğini sorabilirmiş.. Sorunca da Erdoğan içtenlikle cevap verirmiş.

Fotoğraf bu konuda size net bir fikir verecektir. Erdoğan Londra’da, özenle seçilip heyete dahil edilmiş Türk gazetecileri toplamış. O anlatmış, gazeteciler dinlemiş. Elbette “içtenlikle”!!!

* * *

Saray’ın ekonomi başdanışmanı Cemil Ertem, bu tabloya bakıp da “hakikaten bizimkiler elin İngilizi gibi soramıyor azizim” diye iç geçirmiş midir? Bilemem.

Kendisinin ekonomik alandaki liyakatı hakkında da bir fikrim yok.

Elbette, ekipce Türkiye’yi getirdikleri ekonomik / toplumsal yıkıma bakıp bir fikir sahibi oluyoruz. O ayrı!

Merak ettiğim, “nasıl bir insan” Türkiye’de medyaya / emekçilere / iş dünyasına yönelik baskının farkında olmaz? “Nasıl bir insan” bir an olsun durup “yahu sahiden Türkiye’de Erdoğan’a neden dileyen dilediği soruyu soramıyor” diye düşünmez? “Nasıl bir insan” inşaat sektöründen başka umudu kalmamış bir ülkede işlerin yolunda gittiğini, İngilizler’in, Kraliçe’nin falan bizi takdir ettiğini zanneder?

Geçiniz.

Muharrem İnce’nin de böyle bir ekibi olacaksa hiç olmasın daha iyi!!

* * *

Saray ekibi ekonomiyi yönetemiyor, dış politika danışmanları çoktan pert oldu da Erdoğan siyasette toz mu attırıyor! Hadi canım siz de!

Hürriyet’te Nuray Babacan’ın -iç sayfalara küçücük sıkıştırılmış- müthiş haberi siyasi danışmanların nerelere / ne hallere geldiğini anlatıyor:

“İktidar partisi, seçim çalışmalarında vatandaşın nabzını tutmak ve ona göre politika geliştirmek için ‘anlık-günlük strateji’ belirleyecek.Tüm söylemler ve alınan kararlar, telefon anketiyle halka sorulacak. Kampanya boyunca kullanılacak söylem ve başlıklar, günün gelişen koşullarına, muhalefetin kullandığı dile ve gündem oluşturacak konulara göre belirlenecek. Yapılan konuşmaların ve geliştirilen söylemin ‘sosyal kırılganlık algısı’ anlık ölçülecek. Ona göre politika değiştirilecek veya geliştirilecek.”

* * *

Dünyada para bolken.. AB Erdoğan’ı desteklerken.. Liberaller, Gülen’le birlikte AKP’nin değirmenine su taşırken.. Bu ülkenin vatandaşlarının alın teriyle, vergisiyle yaratılmış ne kadar fabrika / tesis / banka varsa haraç mezat satılıp parasıyla gösteriş yapılırken.. Erdoğan’ı ASRIN LİDERİ diye takdim etmek kolaydı.

Hadi bakalım, şimdi “anlık politikalarla yürümeye çalışan” partiyi ve liderini parlatın da görelim!

Ha bir de Cemil Ertem parlatayım derken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faiz-enflasyon ilişkisi hakkında söyledikleri bugün tam da çağdaş bilimsel iktisat teorisinin konusudur. Aksi iddialar da bilim dışı safsatadan ibarettir” demez mi!

Ekonomistler bir gül bir gül..

Nohuta artık kıyma bile koyamayan vatandaş bir gül bir gül..

O kadar olur yani!

‘Havuz’a karşı ekranlar kapalı

BURCU CANSU [email protected] @burcu_cansu

Eşit olmayan seçimleri daha da adaletsiz kılan iktidarın medya tekeline tepkiler büyüyor. Birleşik Haziran Hareketi (HAZİRAN) tek bir partinin ve tek bir adayın sesinin dışında hiçbir sese yer vermeyen havuz medyasını protesto için tüm ülkede ‘Tamam Kapatıyoruz’ kampanyası başlattı. Ekranların kapatılacağı kampanyanın startı, bugün saat 20.00’de verilecek. Çok farklı kanalardan duyurulan çağrılarda bir yanda OHAL döneminde kapatılan yayın kuruluşlarını hatırlatılırken diğer yandan da bolca TRT eleştirisi yapıldı.

Buluşmalar başlıyor
İstanbul’da bugün saat 21.00’da Koşuyolu Parkı’nda “Haydi TV’yi kapat, parkta buluşalım. Çay demli bekliyoruz” buluşması yapılacak. Ankara’da ise yarın Batıkent Kültür Evi bahçesinde gerçekleşecek olan “Kapat Buluşması” nda BirGün Gazetesi Yayın Kurulu Üyesi Berkant Gültekin ve BirGün Gazetesi yazarı İrfan Değrimenci yer alacak. 20 Mayıs’ta da Yüzüncü Yıl Parkı’nda gerçekleşecek etkinlikte de gazetemizin Ankara Bürosu’ndan deneyimli gazeteci Nurcan Gökdemir, Halk TV Yayın Müdürü Semra Topçu katılacak. Türkiye’nin çeşitli illerinde gerçekleşecek olan buluşmalar için tüm yurttaşlar bir araya gelmeye çağrıldı.

BirGün’e konuşan HAZİRAN’dan Bayazıt İlhan, Türkiye’nin çok kritik bir seçime gittiğine dikkat çekerek, “Havuz medyası adı verilen çok büyük kısmını kaplayan medya grupları, gazeteciliğin evrensel ilkelerine uygun hareket etmiyor. Çok fazla iktidar yanlısı bir yayıncılık anlayışı ile devam ediyorlar. Kapatıyoruz ve bu kanalları izlemek istemiyoruz” diye konuştu.

İlhan, “Televizyonları kapatacağız, mahallelerimizde, meclislerimizde, örgütlü olduğumuz bütün kesimlerde seçimi konuşacağız. Hep birlikte Türkiye’nin geleceğini konuşacağız. Kritik seçimde geçen yılki HAYIR’ımızı bu yıl TAMAM’lamaya çalışacağız” dedi.

‘Ambargoyu yaşıyoruz’
İYİ Parti İzmir Milletvekili Aytun Çıray da havuz medyasında kendilerine ilişkin bir ambargo uygulandığını belirtti. “Çok çok uzun zamandır yandaş medyayı izlemiyorum” diyen Çıray, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yandaş medya konusundaki tartışmasız gerçek, tek yönlü yayın yaptıklarıdır. Yayın organlarını AKP ele geçirdi. İçeriği boş, tek taraflı, beyin yıkamaya yönelik, kolektif şuuru bozan bir yayın anlayışı var. Havalar güzel parklarda her fikirden insan oturup sohbet etsin. Daha özgür bir irade ile karar verirsin.”

Havuzun karanlığına karşı protesto
Sanatçı Genco Erkal, CHP’li Zeynep Altıok Akatlı ve İlhan Cihaner’in de desteklediği çağrı şöyle: “Kapatıyoruz çağrısı, el koyulan kamu kaynaklarıyla oluşturulan eşitsiz medya düzenine milyonların itirazının bir ifadesi. Şimdi baktığımızda da seçimlere giderken tek bir partinin ve tek bir adayın sesinin dışında hiçbir sese yer verilmediğini görüyoruz. Bu da bir şekilde havuz karanlığına karşı bir dakika aydınlık eyleminin yeni bir biçimi olarak görülebilir.”

Yandaşlara uyarı: Haftaya kanalın önündeyim!

CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce, kendisine uygulanan medya sansürüne bir kez daha tepki gösterdi ve “Konuşmamı canlı yayında vermeyen kanallarının önünde haftaya miting yapacağım” ifadelerini kullandı. Amasya’da miting yapan İnce, konuşması sırasında bazı televizyonların canlı yayını kestiği haberinin gelmesi üzerine, “Dünyanın neresinde medya varsa röportaj yaptı. Bizim medya korkuyor gelemiyor. Şimdi Amasya’dan söylüyorum. Bu mitingi vermeyen hangi kanalsa önünde miting yapacağım” dedi.

Cumhurbaşkanı olunca üç ay içinde yargıyı bağımsız ve tarafsız olarak yeni baştan düzenleyeceğini aktaran CHP adayı, ekonomideki son durumu ise şu sözlerle değerlendirdi; “Merkez Bankası Başkanı bağımsız, sen onu nasıl parti genel merkezine çağırırsın. Bunu yaparsan dış sermaye sana güvenmez. Dolar 4.50, avro 5.50. Binali Yıldırım’a soruyorlar ‘Dolar ne olacak’ diye? ‘Dolsa ne olur, dolmasa ne olur’ diyor. Ekonomi Bakanı ‘Kurlardaki artışla ilgilenmiyorum’ diyor. Millet fakirleşiyor, sen ilgilenmiyorsun. Bu cıvıklıktan kurtulacağız, devlet adamı olacağız.”

CHP Lideri’nden bağış
Öte yandan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, İnce’nin seçim kampanyasına 13 bin lira bağışta bulundu. İnce, Amasyalılardan da seçim kampanyasına destek için açılması zorunlu banka hesabına para yatırmalarını isteyerek, “Benim hemşehride [Erdoğan] para çok, bende para yok. Ateşleyin bakayım ateşleyin” dedi.

Şeriatçı Dayılar

İki dayı… Biri geçen haftanın mevzuu. Şirinler köyünün muhtarına benzediği doğru. Takkesi, cüppesi, terlikleri… ‘Kürtaj’ yapıyor. Bir canda, yandaşlığı, kabullenmişliği, muhbir vatandaş konseptini, içi boş tevekkülü görmek mümkün. Bir çözmecenin parçası gibiler. ‘Şirinler köyü muhtarını’, fenomenliği biraz daha eski bir dayı tamamlıyor. “Gazetelerin yazdığına inanmayın” diyor. “Ama resmi gazete bu…” “Olsun yine de inanmayın…” Canını verir, oyunu bildiğine vermekten geri durmaz.

•••

Sempatik olduklarını söylenemez. Hatta antipatikler. Şeriatçı dayılar üzerinden bir tartışma. Yenisi daha ön planda; ‘kürtaj yapan’… “Amcayı rahat bırakın, söylemlerini medyadan almış, duyguları istismar edilmiş birini hedef almak yanlış.” Kısmen doğru; ama Türk tipi liberal mantık kurgusunda eksikler var. Çünkü ‘şeriatçı dayılar’, bir neden midir yoksa sonuç mu kısmı tartışılır.

•••

‘Yeni dayı’dan hareketle… Neyi anlatıyor? Çok fazla şeyi… Basit değil yani. Dayı; romantik bir tartışmanın eskizi gibi; Devrim köyden mi başlamalı kentten mi? Dayı, 12 Eylül’ün toplumu nasıl silindir gibi ezdiğinin göstergesi. Dayı sendikalara kilit, fabrikalarda, iş yaşamında koca bir sınıfın örgütsüzleştirilmesi demek. Ranta dayalı özendirme, kolay yoldan köşe dönme, olmadı tevekküle yatay geçiş! Hak mücadelesinin din, toplum ahlakının televizyonla doldurulmasının nobran bir dışa vurumu.

•••

Dayı; hem rüzgar ekip fırtına biçmekle ortaya çıkan bir model, hem yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan çıkar tartışması. Binlerce yıllık geleneğin üzerine dökülen, ‘din elden gidiyor’ sosu. Dayı; ‘Zübük’ün mikrofonu, sloganı, oy deposu, her şeyi…

•••

Basit değil… Şeriatçı dayılar; seksenlerin ilk yarısında siyasetten elini ayağını çekip tavernanın ön masasından yer kapan, ikinci yarısında karısını gösteriş olsun diye kapatan küçük demir tüccarı. Apolitizmin nasıl olup da İslamlaşan siyasete döndüğünün yalın anlatımı. Dayı; Twitter’da ‘hayırlı cumalar’ mesajı. Kafa tokuşturma klişesi, “Allaha emanet ol” lafzı, dükkana asılan; “Cuma’ya gittim gelcem” yazısı.

•••

Bu yüzden dayıları rahat bırakmak değil, yüzleşmek zübüklerle beraber anlamlandırmak şart. ‘Kürtaj dayısı’ da, ‘gazeteler yalan yazıyor dayısı’ da bir yandan bugünün meselesi. Evet doğru; her ikisi de duyguları istismar edilen, medya ile uyutulan toplumun yüzleri. Toplum AKP ile mi bu hale geldi sorusu ise tartışmaya değer. Madımak, Maraş, Çorum, 6-7 Eylül utancı… Ama az ama çok her toplumun kötülük mayası vardır. Kötülük, hamur gibi yoğrulur, bir çatlak bulursadışarı kolay sızar. Kuralları yerle bir eden, ahlakı kendine yontan 16 yıllık iktidarın derinleştirdiği çatlaktır bu.

•••

Kötüdür ya da iyidir demek elbette doğru değil. Yargısız infazdır. Bir tanım koymamakla birlikte; asla düşündüğünden zerre taviz vermeyen, yandaşlığı, muhbirliği, güce tapınmayı bünyelerinde barındıran o dayılar enine boyuna, çatlağın derinliğidir. Ama dayılar mevzuu bir tarafıyla sanıldığından daha eskidir. Onlar; kapatılan köy enstitüleridir..

•••

Vallahi onlar, sosyal demokratın, solun kafa karışıklığıdır bir yanlarıyla. ‘Terliksi dayı’ CHP’de, çarşaflı kadına takılan göstermelik rozet, ‘yalan yazıyor dayısı’, HDP’de Altan Tan tartışmasıdır. Her ikisi de tavlanın altı kapısıdır. “53 kişinin yaşamını yitirdiği katliamın hemen ardından yapılan seçimden sonra nasıl oldu da AKP’ye yüzde 65 oy çıktı?” sorusudur.

•••

Üstten bakmacı, alttan anlamacı, yandan kakmacı derin derin laflar bir yana… Dayılar bizim perişan çaresizliğimizdir.

Dayılar; ne ah zavallılar meselesidir, ne de Şükrü Erbaş’ın ‘Köylüleri niçin öldürmeliyiz’ şiridir. Gerçekçi bir bakıştır.

Dayılar zaman yok endişesi, elimizden geleni yapmalıyız kaygısıdır. Zübükle imtihanımız, toplumun istismarıdır.

•••

Kuran sallayarak oy istemek ‘suretiylen’ ruhu, okullara cihat dersleri sokup, üniversiteleri bölerek geleceği çalınan Türkiye’de, yarın vah zevallı dayıları değil, eli silahlı Pakistan modeli geneleri tartışacağız.

Dayı geliyor, dayı gidiyor…

Dayılara ne acımalı, ne de şirdeki gibi öldürmeliyiz. Artık onlara hayat veren rüzgarı durdurmalıyız. Basit bir tartışma değil, derin bir meseledir bu.

Aydın Doğan veda etti

Aydın Doğan ilk olarak Posta Gazetesi, Fanatik Gazetesi ve Medyanet’in bulunduğu Trump Towers’a gitti. Aydın Doğan’ın yanında kızları, Aydın Doğan Vakfı ve Doğan Online Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Doğan Boyner, Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Begümhan Doğan Faralyalı, Aydın Doğan Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Doğan Holding Yönetim Kurulu üyesi Vuslat Doğan Sabancı da yer aldı.

Aydın Doğan, çalışanlar tarafından Trump Towers girişinde alkışlarla karşılandı.

Aydın Doğan kendisini dışarıda bekleyen çalışanlara sarılarak tek tek tokalaştı. Dışarıdaki karşılama töreninin ardından Aydın Doğan , Posta Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Rıfat Ababay, Fanatik Gazetesi Genel Yayın yönetmeni Necil Ülgen ve gazete çalışanlarıyla sohbet etti. Aydın Doğan kısa bir konuşma yaptı.

‘HİÇ BİR BASKI ALTINDA KALMADAN…’

“Bu meslekte 40 yıl gazete sahipliği yapan tek kişi herhalde tek kişi benim” diyen Aydın Doğan, “Yoruldum. Gönlümüzle, kendi rızamızla, hiç bir baskı altında kalmadan sizlerden ayrılıyorum” diye konuştu. Konuşmaların ardından Aydın Doğan çalışanlarla hatıra fotoğrafı çektirdi.

İKİNCİ DURAĞI HÜRRİYET GAZETESİ OLDU

Aydın Doğan daha sonra Doğan Haber Ajansı, Hürriyet Gazetesi ve Hürriyet Daily News’in bulunduğu Bağcılar’daki Hürriyet Dünyası binasına geçti. Aydın Doğan çalışanlar tarafından karşılandı.

Burada düzenlenen törende Aydın Doğan Vakfı ve Doğan Online Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Doğan Boyner, Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Begümhan Doğan Faralyalı, Aydın Doğan Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Doğan Holding Yönetim Kurulu üyesi Vuslat Doğan Sabancı ve Doğan TV Holding Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ da yer aldı.

‘GEMİYİ BATIRMAMAK İÇİN ÇOK ÇİLE ÇEKTİM’

Aydın Doğan konuşmasında Demirören ailesiyle önümüzdeki günlerde biraraya gelerek devir töreni gerçekleştirileceğini kaydetti.

Aydın Doğan, “40 yılda dalgalarla boğuştum, gemiyi batırmamak için çok çile çektim. Gemiyi limana salimen getirmek için uğraştım ve gemi, Türk basınının amiral gemisi olarak salimen limana ulaşmıştı. Hürriyet’ten ayrılırken üzülüyorum ama onurlu bir şekilde gelenlerin de devam ettirmesini diliyorum” dedi. Aydın Doğan çalışanların alkışları arasında Hürriyet gazetesi binasından ayrılarak Kanal D ve CNN Türk’ün bulunduğu Doğan Medya Center’e geçti.

Bahçeli’den Aydın Doğan’a: Medyanın Türkmen ağası

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, medya varlıklarını tamamen satarak sektörden çekilen Aydın Doğan’a “Türk basınına 40 yıl hizmet ettiniz” diyerek teşekkür etti ve bundan sonraki hayatında sağlık ve huzur diledi.

Aydın Doğan da telefon görüşmesinde Devlet Bahçeli’ye “Yayınlarda bilmeden, istemeden size haksızlık yaptığımız belki olmuştur. Hakkınızı helal edin” ifadesini kullandı.

Bunun üzerine Bahçeli, Doğan’a “Siz Türk medyasının Türkmen ağasısınız” yanıtını verdi. Bahçeli’nin bu benzetmesine teşekkür eden Doğan, “Bu sıfat çok hoşuma gitti. Çok teşekkür ederim. İzninizle bundan sonra ‘Türkmen ağası’ sıfatını kullanacağım” diye konuştu.

Doğan Medya, Demirören’e devredildi

Doğan Medya’da devir teslim töreni düzendi.

Bağcılar’daki Hürriyet Gazetesi binasında düzenlenen tören öncesi Doğan Holding Onursal Başkanı Aydın Doğan’a, Demirören Holding Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Demirören tarafından plaket verildi.

Daha sonra tören devir teslim törenine geçildi. Törene Doğan Holding Onursal Başkanı Aydın Doğan, Demirören Holding Yönetim Kurulu Başkanvekili Yıldırım Demirören ve Demirören Holding Yönetim Kurulu Üyesi Meltem Demirören Oktay ile aileler katıldı.

Törende ilk olarak Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fikret Bila konuştu. Bila, devrin her iki aile için hayırlı olmasını diledi.

Aydın Doğan ise, “Türk basınının amiral gemisini Demirören ailesine teslim ediyorum. Dilerim, Demirören uzun yıllar medyada yer alır ve daha da ileri taşır” diye konuştu.

Doğan,”Milliyet ve Vatan’ı Demirörenler’e teslim ederken salondan kaçmak istemiştim. Ben gemiyi kazasız, belasız limana yanaştırdım. Önceki devirlerde çok heyecanlanmıştım. Artık heyecanlanmıyorum. Artık satış konusunda kaşarlandım galiba.” dedi.

Yıldırım Demirören de, “Şimdi büyük denizlere açılma sırası bizde. Bu yolculuğu hep birlikte yapacağız” şeklinde konuştu.

Tören sonunda Yıldırım Demirören ve Meltem Demirören Oktay tarafından Aydın Doğan’a çiçek verildi. Törenin ardından Aydın Doğan, Yıldırım Demirören tarafından uğurlandı.

Sahte haberin zararı tek taraflı olmaz

Sanırım bir gözlüğe ihtiyacımız var. Bu tavsiye -biraz daha kaba bir biçimde- genellikle futbol hakemlerine verilir ama hepimizin bir gözlüğe ihtiyacı olduğu yeni bir çağın içindeyiz artık. Hadi oradan diyebilirsiniz, çünkü tıp teknolojisi o kadar ilerledi ki gerek lazerle, gerek mercek nakliyle, gerekse lensle bu sorun rahatça çözülüyor. Gelin görün ki, iletişim teknolojilerinin bu kadar ilerlemesi başka bir gözlük ihtiyacını gündeme getirdi. O da sahte haberi tüm çıplaklığıyla açığa çıkaracak bir gözlük. Evet, batıda bu proje üzerinde ciddi çalışmalar var.

Popular Science Türkiye dergisinin Nisan 2018 sayısında hem bir gazeteci hem de bir haber teyitçisi olan Brooke Borel, sahte haberle mücadele için geliştirilen bir yapay zekâ aracını test ettiği deneyimi detaylıca yazmış. Bu araçlar, bizi haberin doğruluğunu ikincil kaynaklardan doğrulama zahmetinden kurtarmayı amaçlıyor. Haberi alıp doğrudan yapay zekâ aracına soracaksınız ve size sahte mi gerçek mi olduğunu söyleyecek. Tabii henüz işin çok başındalar çünkü çok zor bir algoritma bu. Claim Buster (İddia Çökertici), Truth Goggles (Doğruluk Gözlüğü) süren projelerin en bilinenleri.

Bu haftaki Köşe Vuruşu’nun derdi şu: İnsanların sahte haberleri algılaması için gerçekleri tüm çıplaklığıyla algılayacak bir gözlük beklemekten başka çare yok mu?

Haber doğrulama siteleri

Türkiye’de teyit.org ve dogrulukpayi.com örnekleri olan haber doğrulama siteleri, gerçekten önemli girişimler. Sık sık yararlandığım, herkese tavsiye ettiğim ve yazılarda da bahsettiğim bu siteler maalesef bir noktada yetersiz kalıyor. Yetersiz kalmaları kendi şartlarıyla ilgili değil. Elbette çeşitli kısıtlar nedeniyle her şeye yetişemiyorlar ama bundan daha önemli olan bu siteleri kullanma motivasyonunu hissetmek. Bunun için de kandırıldığını hissetmesi lazım insanın. Oysa insanların haberle ilişkisi çok daha kısa. Bakıyor, okuyor, referans çerçevesi bağlamında ikna oluyor ve ilerliyor. Açık Toplum Enstitüsü’nün son medya okur yazarlığı araştırması’na göre; Türkiye, Makedonya’nın ardından sahte habere karşı en dirençsiz ikinci ülke olmuş. Hemen çuvaldızı kendimize batırmayalım. Geniş çaplı başka bir araştırmaya göre (Princeton, Exeter Üniversiteleri ve Dartmouth Koleji siyaset bilimi araştırmalarınca yürütülen) her dört Amerikalıdan birinin 2016 seçimleri sırasında bir sahte haber sitesini ziyaret ettiğini hatırlayalım. Sahte haber önemli bir sorun. İki önemli seçimin yaşanacağı 2019 yılı arefesinde daha da büyük önem kazanıyor.

Medya okuryazarlığının önemi

Geçen haftaki yazıyı medya okur yazarlığının önemine dikkat çekerek kapatmıştım. Bu hafta devam etmeyi özellikle istedim. Bugünden yarına olacak iş değil ama şu an en önemli gündem maddelerimizin birinin medya okuryazarlığı bilinci kazandırmak olması şart. Sadece muhalefetin değil gönül iktidarın da gündemi olsun ister çünkü bir ülkenin başka bir ülkedeki seçime (Rusya’nın Amerika seçimlerine) medya manipülasyonu yoluyla müdahale ettiği tartışmaları ortada. Bu “ana akım medyanın hepsine hükmediyorum” diye geçiştirilecek bir şey değil. Bu bir şeyleri yasaklayarak çözülecek bir şey de değil. Muhalefet cephesi için de en az alternatif haber kaynaklarını yaşatmak kadar önemli. Bu konuyu zaten her tarafı tartışılan milli eğitim sistemiyle çözmek yıllar alır. Evet, bir gözlüğe ihtiyacımız var ama bunun için teknolojiyi beklemek de uzun zaman alacak. Öyleyse geriye kalan tek çözüm bir medya okuryazarlığı hareketi başlatmak. Nereden gelirse gelsin sahte habere karşı. Ülkesini, insanını seven herkesin sorumluluğu var bu konuda.

Adalet Nöbeti’ne katılan avukatlardan BirGün’e destek ziyareti

Cumhuriyet gazetesi davası kapsamında tutuklu yargılanan avukat Akın Atalay nezdinde başlatılıp tüm haksız tutuklamalara karşı sürdürülen ve 54. haftası tamamlanan Adalet Nöbeti’ne katılan avukatlar BirGün’e destek ziyaretinde bulundu.

Hukuk örgütlerinin tutuklu meslektaşları için Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde başlattıkları “Adalet Nöbeti”ne katılan avukatlar BirGün’ü ziyareti. Bağımsız medya kuruluşlarına desteklerini sunan avukatlar, BirGün’ün basındaki yerini vurgulayıp gazetemize desteklerini sundu.

BirGün’ün başlattığı abone kampanyasının önemine değinen avukatlar herkesi BirGün’e destekte bulunması için çağrı yaptı.

BirGün’e Abone Olmak İçin Tıklayın

tmmob-yonetim-kurulu-baskani-koramaz-dan-birgun-e-destek-424499-1.