Ahmet Hakan’dan Nagehan Alçı’ya: Ne oldu sizin şu Bank Asya işi?

Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan , kendisini hedef alan Nagehan Alçı ‘ya yanıt verdi.

Cumhuriyet’in haberine göre Nagehan Alçı için Bank Asya hatırlatması yapan Hakan “Niye size hiçbir şey olmuyor meselesini de bir açıklığa kavuşturuver bi zahmet?” ifadelerini kullandı.

“Nagehan! Ne oldu sizin şu Bank Asya işi” diye sorana Ahmet Hakan , “Bank Asya’nın önünden geçenlerin bile hayatlarının karartıldığı bir dönemde… Bank Asya’dan misler gibi kredi çekmenize rağmen niye size hiçbir şey olmuyor meselesini de bir açıklığa kavuşturuver bi zahmet.” diye yazdı.

Ne olmuştu?
Ahmet Hakan, 1 Haziran 2018 tarihli ‘Gazeteciliğin geldiği son nokta’ başlıklı yazısında, Muharrem İnce’nin konuk olduğu,Nagehan Alçı’nın da gazeteciler arasında yer aldığı televizyon programıyla ilgili olarak “Eskiden…Siyasetçiler madara olurdu. Bugün… Gazeteciler madara oluyor.” ifadelerini kullanmıştı

Nagehan Alçı da Ahmet Hakan ‘ın bu sözlerine yanıt niteliğindeki “Çoktan madara olmuş bir muhbirin portresi” başlıklı yazısında şu ifadeleri kullanmıştı;

“AK Partililerden CHP’lilere, MHP’lilerden HDP’lilere toplumdaki herkesin müşterek nefretini kazanmış bir insan düşünün. 80 milyon içinde hiç kimse ona güvenmiyor ve sözlerine inanmıyor. Çünkü dara düşünce herkesi yarı yolda bırakmış, zor durumdakilere acımasızca tekme vurmuş. Yeri gelmiş şahsi menfaatleri için en yakınlarını ve hayatında sadece iyilik gördüğü dostlarını sırtından hançerlemiş, en samimi arkadaşlarına bile kasten kötülük yapmış. Kötülük yapmakla ve kötü insan olmakla gurur duyan bu patolojik şahsiyet utanmadan hâlâ, tüm Türkiye’ye defalarca madara olduğu halde ahkâm kesiyor.

Türk basın tarihi çok sayıda kötü insan görmüştür ama bu derecesinin daha önce geldiğini sanmıyorum.”

‘Borç alan emir alır’

Yalçın Karatepe [email protected]

Erdoğan uzun süreden beri seçim meydanlarında Türkiye’nin IMF’ye borç verecek bir duruma geldiğini söylüyor. En son salı günü Çorlu’da yaptığı konuşmada “IMF 5 Milyar Avro borç istedi. Arkadaşlar verelim mi? Dediler. Verin dedim. Borç alan emir alır dedim. Baktılar ki bu Türkler çılgın Türkler şaşırdılar ve vazgeçtiler” dedi. Sayın Erdoğan’ın borç alanlara ilişkin burada çok doğru bir tespiti var: Borç alan emir alır. Bütün kredi ilişkilerinde de durum böyledir; borç veren kuralı koyar. Borç alan eğer konulan kurala uymak istemez ise kaynağa ulaşamaz. Bu doğru tespitten hareket ederek Türkiye’de son zamanlarda yaşanan döviz ve faiz ilişkisini ve Erdoğan’ın bu ilişkindeki rolünü değerlendirmek gerekir.

Erdoğan’ın faiz konusundaki görüşleri, katılmasam da, gayet açık ve nettir. Uzun zamandan beri bütün ekonomi kuramlarının aksine, yüksek faizin yüksek enflasyona yola açtığını, bu nedenle de faizlerin indirilmesi gerektiğini hemen bütün konuşmalarında söylüyor. Tabii söyledikleri sadece bir siyasetçinin görüş beyan etmesi olarak yorumlanmamalıdır.

CB Erdoğan’ın faizlere ilişkin görüşünün bir de sonucu vardır. Her ne kadar kanununda bağımsız olduğu yazıyor olsa da Merkez Bankası’nın (MB) faiz politikasını belirlerken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu görüşlerinin etkisi altında kaldığını ve serbestçe politika geliştiremediğini tahmin edebiliriz. En azından geçen haftaya kadar durum böyleydi.
Türkiye ekonomisinde 16 yıldır uygulanan yanlış ekonomik politikalara bağlı olarak enflasyon, cari açık, bütçe açığı gibi ekonomik göstergeler bozulmuştur. Bu bozulmaya bağlı olarak derecelendirme kuruluşları Türkiye’nin kredi notunu yatırım yapılabilir seviyenin çok altına düşürmüş ve Türkiye’den sermaye çıkışı yaşanmaya başlamıştır. Yüklü miktarda kısa vadeli dış borç ödemesi yapacak olan ve artan cari açığı finanse etmek için yabancı kaynağa ihtiyaç duyan Türkiye için bu gelişmeler TL’nin özellikle dolar karşısında hızla değer kaybetmesine yol açmıştır.

TL hızlı değer kaybederken TCMB başlangıçta bu sürece seyirci kalmış, kullanabileceği araçları etkin biçimde kullanmamıştır. Kur artışını önleyebilmek için önce bankaların kendisinde yabancı para olarak tuttuğu munzam karşılıkların bir kısmını serbest bırakmış ancak bu yeterli olmamıştır. Piyasanın Merkez Bankası’nın faizler üzerinden de bir hamle yapma beklentisi giderek artmıştır. Ancak bu beklenti uzun süre karşılık bulmamıştır. Özellikle CB Erdoğan’ın İngiltere’ye yaptığı ziyarette Bloomberg televizyonuna verdiği mülakatta açık bir biçimde ifade ettiği “Seçimlerden sonra faiz politikasında daha aktif bir rol alacağım” açıklamasıyla birlikte TCMB’nin bağımsızlığı ve politika üretmekte yetersiz kaldığı inancı piyasalarda hakim olmuş ve TL’deki düşüş hızlanmıştır. Bu gelişmeler sonucunda geçen hafta dolar 4,92 TL’ye kadar yükseldi.

Kamuoyunun yakından takip ettiği bir gösterge olan dolar kurundaki bu artış MB’nin geçen hafta geç likidite penceresi (GLP) faiz oranlarında 300 baz puanlık bir artışa giderek %16,5’a yükseltmesine yol açtı. Faiz artırımının çok geç ve yetersiz olduğunu düşünen piyasa aktörlerinin beklentisini karşılanmadığını gören TCMB, Pazartesi günü aldığı kararla piyasanın uzun süreden beri talep ettiği faiz oranlarında da sadeleşmeye gitti. Kayıtlarda %8 olarak görünen politika faiz oranını 850 baz puan artırarak GLP oranı olan %16,5’e yükseltti.

Bu hafta Londra’da yabancı yatırımcılar ile bir araya gelen Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ve TCMB Başkanı Murat Çetinkaya, haziran ayında yapılacak Para Politikası Kurulu toplantısında Mayıs ayı enflasyon rakamlarına bağlı olarak yeniden faiz artırımına giderebilecekleri yönünde açıklamalarda bulundular. Peki bu açıklamayı yaptıkları yabancı yatırımcılar kimlerdir? 2002 yılının sonunda 114 milyar olan toplam dış borcun bugün itibariyle 453,2 milyar dolara çıkarken borç verenlerdir. Diğer bir ifade ile AKP döneminde ortaya çıkan yaklaşık 340 milyar dolarlık dış borç artışını fonlayanlardır. Erdoğan’ın “Borç alan emir alır” diye tanımladığı ilişkideki borç verenlerdir. Ve borç verenler borç alanlara istediklerini yaptırmışlardır. Sonuç olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan doğru bir tespit yapmıştır.

Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu izlemeye aldı

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu izlemeye aldığını duyurdu.

Moody’s’ten yapılan yazılı açıklamada, Türkiye’nin “Ba2” seviyesindeki kredi notunun, gelecek dönemdeki makroekonomik politikalara yönelik belirsizlik gerekçesiyle izlemeye alındığı bildirildi.

Belirsizliğin sürmesinin, mevcut dış kırılganlıklar da göz önünde tutulduğunda Türkiye’nin ödemeler dengesine yönelik risk seviyesini yükseltebileceği öne sürülen açıklamada, bunun şu anki reytingle uyumsuz olabileceği ifade edildi.

Moody’s, 8 Mart’ta yaptığı son not açıklamasında, Türkiye’nin kredi notunu “Ba1″den “Ba2″ye düşürmüş ve not görünümünü “negatif”ten “durağan”a çevirmişti.

MEHMET ŞİMŞEK’TEN AÇIKLAMA

Financial Times’ın Moody’s kararıyla ilgili haberini alıntılayan Şimşek, atılan adımları özetlediği mesajında şu ifadelerle Moody’s’e İngilizce cevap verdi:

  • “Güvenilir politika eylemleriyle piyasaların endişelerine dönük tavır alıyoruz”
  • – sıkılaştırılmış ve sadeleştirilmiş para politikası
  • – Makro-ihtiyati önlemlerin uygulanması
  • – Politika karışımının güçlendirilmesine yönelik çalışmalar (harcama kesintileri yoluyla maliye politikasının sıkılaştırılması)
  • – Seçim sonrası reformların hızlandırılması

We r addressing market concerns through credible policy actions;

-tightened & simplified monetary policy

-introduced macro prudential measures

-working on strengthening the policy mix further (e.g. tightening fiscal policy via spending cuts)

-speed up reforms post elections. https://t.co/ipG2Yn8tqg

— Mehmet Simsek (@memetsimsek) June 2, 2018

Bankaların kârı, yurttaşın şikâyeti arttı

NURCAN GÖKDEMİR

Borçları her yıl daha da büyüyen yurttaşların banka işlemleri ve kredi kartı uygulamalarından kaynaklanan şikâyetleri arttı. 2016 banka kredilerinin büyüklüğü 2 milyar lirayı geçerken çoğunluğu bireysel kredi ve kredi kartları ile banka kartlarından olmak üzere şikayetler de yüzde 19’luk artışla 64 bin 416 oldu. 2017 yılı vergi sonrası net dönem kârı 49 milyar TL olan bankalara yaklaşık 2 milyon TL ceza verildi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun 2017 yılı Faaliyet Raporu yayımlandı. Buna göre, bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü bir önceki yıla göre yüzde 19,3 oranında artarak 3.258 milyar TL oldu. Aynı dönemde kredi portföyü de yüzde 21’lik artışla 2.098 milyar TL’ye ulaştı.

BDDK’nin denetim, gözetim ve cezalandırma faaliyetleri ile de bilgilerin yeraldığı raporda, 2017 yılında izinsiz faaliyette bulunma ile ilgili olarak 30, zimmet ile ilgili 53 adet, düzenleyici, iyileştirici ve kısıtlayıcı önlemleri almama ile ilgili olarak 22, itibarın zedelenmesi ile ilgili olarak 1 adet suç duyurusunda bulunuldu. Ayrıca, 75 geçici imza yetkisi kaldırma işlemi yapıldı. Bankalar hakkında 564 adet, yabancı banka temsilcilikleri hakkında 1 adet, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri hakkında 28 adet, bağımsız denetim şirketleri hakkında 15 adet, varlık yönetim şirketleri hakkında 1 adet, ödeme kuruluşları ve elektronik para kuruluşları hakkında 3 adet ve bilgi alışverişi kuruluşları hakkında 18 adet olmak üzere toplam 630 idari para cezası uygulandı.

Yurttaşlardan şikâyet yağdı

Yıl boyunca yurttaşlardan da çeşitli yollarla kuruma çok sayıda şikayet ulaştı. Elektronik şikayet sistemi üzerinden toplam 21 bin 801 başvuru yapılırken çağrı merkezine de 31 bin 808 çağrı geldi.

BİMER sistemi de yoğun olarak tercih edildi, 64 bin 416 başvurunun yüzde 42’si BİMER üzerinden yüzde 34’ü de elektronik şikayet olarak iletildi.

Kredi şikâyetleri birinci sırada

Yurttaşların en çok şikayet ettikleri konu bireysel krediler oldu. Başvuruların yüzde 24,9’unu bireysel krediler oluştururken bunu yüzde 18,5 ile banka ve kredi kartları, yüzde 15,8 ile yardım ve kredi talepleri, yüzde 12,9 ile mevduat ve katılım fonu işlemleri, yüzde 5,1 ile kredili mevduat hesabı işlemleri, yüzde 3,4 ile ticari işlemler, yüzde 3,4 ile alternatif dağıtım kanalları ile ilgili şikayetler izledi. Şikayetlerin yüzde 2,3’ü ise banka dışı kuruluşlarla ilgili yapıldı.

Birinci sırada yer alan bireysel kredilere ilişkin şikayetler ağırlıklı olarak kredi notu, sicil affı ve kara liste sorunları (%12,4) ile kredinin erken ödenmesi ve yeniden yapılandırma (%3,4) kaynaklı oldu. Kredileri, yüzde 4,7 ile kredi kartı ücret, masraf ve komisyon tutarları ile harcama itirazları izlerken, şikayetlerin yüzde 3,5’ de dolandırıcılık konulu yapıldı.

Finansal Tüketici İlişkileri Daire Başkanlığı bu şikayetler üzerine 156 rapor ve 14 mütalaa hazırladı, yapılan denetimler sonucunda 89 adet Kurul Kararı alındı. Bu kararlar sonunda 97 idari para cezası kesilirken 7 suç duyurusunda bulunuldu, 5 kişinin imza yetkisi kaldırıldı ve toplamda bankalara 2 milyon 120 bin 568 TL idari para cezası kesildi.

Ekonomi Bakanı’ndan kredi değerlendirme kuruluşlarına tepki

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci “Fitch ve Moody’s’in bu dönemde Türkiye ile ilgili açıklamalarını tamamen manipülasyon ve spekülatif amaçlı Türkiye’ye yaklaşanların oyunlarına destek vermek amacıyla yapılan birer açıklama olarak görüyoruz. Bankalarımızın sermaye yeterlilik oranlarını, sermaye, özsermaye oranlarını gayet iyi biliyoruz. Bu konularla ilgili herhangi bir endişemiz, sıkıntımız yoktur. Bu değenlendirmeleri sağlıklı bulmuyoruz, aceleci ve maksatlı bir değenlendirme olarak buluyoruz” dedi.

Fitch, 25 Türk Bankasını ‘negatif izlemeye’ aldı

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in internet sitesinden açıkladığı bilgilere göre, 25 Türk Bankası negatif izlemeye alındı

BloombergHT’nin haberine göre, yapılan açıklamada, “Negatif İzlemeye (RWN) alınan Türk Bankaları’nın finansal kapasiteleri; performanslarına, varlık değerlerine, karlılığına ve pek çok durumda likidite ve fonlama profillerine artan riski yansıtıyor. Ekonomik ve mali piyasa şartları daha da kötüye gitmezse, pek çok durum için not indirimlerinin sadece bir basamak olarak kısıtlanması olası. Negatif izlemeyi 6 ay içerisinde ortadan kaldırmayı bekliyoruz” ifadeleri yer aldı.

Açıklamada şöyle devam etti:

“Artan fonlama maliyetleri, yavaşlayan kredi büyümesiyle, sektörün 2018’de karlılığın görece zayıflamasını bekliyoruz. Performanslar varlık değerlerinde kayda değer bir gerileme olursa, bozulma gösterebilir. Varlık değerlerindeki potansiyel bozulma bankaların varlık pozisyonlarının riskini yansıtyor. Ancak bozulma öncesi karlar pek çok bankaya kredi kayıplarını önlemek için tampon oluşturmayı sağlıyor

Birinci çeyrek sonunda, sektörün kredi/teminat oranı yüzde 127 oldu. Bankaların dış borçları 186 milyar dolara ulaştı. Bunların 103 milyar dolarını ise 12 ay içerisinde vadesi dolan borçlar oluşturdu”

Yıkıma karşı halktan yana çözüm önerileri

Dizinin bu bölümünde çözüm önerilerini tartışmaya açacağız. Yanlış anlaşılmasın, AKP yönetimine, “faiz koridorunu biraz genişletin”, “mali disiplini sakın elden bırakmayın” yollu ifadelerle akıl vermeye çalışmıyoruz. Sadece, giderek kötüleşen ekonomik koşullar karşısında nasıl direnilebileceği, toplumun önünde hangi alternatifler bulunduğu konusundaki tartışmalara katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Çıkış noktamız, emeğiyle geçinen geniş toplum kesimlerinin kendi gücüyle, kendi öz örgütlenmeleriyle dayatılan neoliberal reçetelere karşı koyma kapasitesine sahip olduğu inancıdır.

RTE’nin karşısındaki Cumhurbaşkanı adaylarının ekonomik vaadlerde bulunmasını açıkçası onaylamıyoruz. Çünkü bu çaba, örtük biçimde başkanın yürütme gücüne sahip olmasını kabullenmek anlamı taşıyor. Ne var ki bu saatten sonra İnce’yi veya Demirtaş’ı eleştirmeyi de doğru bulmuyoruz. Yolları açık olsun demekle yetiniyoruz.

Birleşik Haziran Hareketi’nin “Krizden Çıkış İçin Emeğin10 Çözümü “ , DİSK’in “AKP Döneminde Emek Raporu” ve Birleşik Metal-İş’in “Manifesto’sunu” aşağıdaki satırlara da yer yer esin kaynağı oluşturan doğru yolda atılmış adımlar şeklinde değerlendiriyoruz.

  1. Yurttaşlık geliri (YG), tüm yurttaşlara ülkenin doğal ve ekonomik kaynaklarının paydaşı olma sıfatıyla eşit bir ödeme yapılmasını öngörür. Böylelikle her bireye belli bir satın alma gücü kazandırmak, gelir dağılımı bozukluklarını törpülemek, patronla pazarlığa otururken emekçinin pazarlık gücünü artırmak imkanı yaratmak mümkün olur. İtalya’da birinci parti konumuna gelen 5 Yıldız Hareketi’nin yükselişinde, özellikle Güney’in yoksul bölgelerinde kazanılan oylarda YG vaadinin etkili olduğu bildiriliyor. Bunu bir fırsatçılık değil, sadece bir geçmişi bulunan bir iddianın doğrulanması kabul edin lütfen. Çünkü ÖDP bu uygulamayı 1999 seçim beyannamesinden beri savunuyor. Ancak daha doğru yöntem, bu talebi yükseltenlerin YG üzerinden bir “toplumsal hareket” oluşturması gibi görünüyor.
  1. Bireysel borçlanmanın kritik noktalara ulaştığının önceki bölümlerde altını çizmiştik. Özellikle kredi kartının bir ödeme aracı değil de bir borçlanma fırsatı gibi görülmesi ve ihtiyaç kredilerinin kabarması, en fazla düşük gelirli yurttaşlarımızı zor durumda bırakıyor. Bu konuda da seçim vaatlerine bel bağlamak yerine bir “borçlular hareketinin” öz taleplerini dillendirmesi, kendi bağımsız mücadelesini sürdürmesi en doğrusu. Bu noktada “ Barzon Hareketi “ adı verilen Meksika’daki örgütlenme deneyimini hatırlatmakta yarar görüyoruz.
  1. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine karşı yoğun toplum tepkisi, geçmişte emekçilerin oy tercihlerini, yaşam tarzı konumlarını aşan biçimde Tekel direnişine destek vermeleri, aslında özelleştirmeye karşı halkın direncinin kanıtları. Geçmişteki özelleştirmelerin de iptalini amaçlayan özelleştirmeye karşı topyekun bir inisiyatif geliştirilmesi de toplumsal bir gereksinme.
  1. Kamunun ekonomideki ağırlığının azaltılması yolundaki neoliberal rüzgara kapılmamak gerekiyor. Ancak bu saptama, kamu bütçesinden Saray’daki sefahat, Meclis Başkanı’nın lüks araba sevdasının yoksul yurttaşın cebinden finanse edilmesi gibi sembolik örneklerden çıkarak savurganlığa karşı toplumsal denetim mekanizmaları geliştirmek sorumluluğumuzu unutturmamalı. Ama en önemli bütçe tasarrufunun, barışçı bir dış politikayla birlikte savaş harcamalarının kısılması sonucu sağlanabileceğini akıldan çıkarmadan.
  1. Kolektif mülkiyet biçimlerinden biri olan kooperatifler baskıcı bir rejimde dahi halkın yönetim kapasitesini artırmak, dayanışmacı ve eşitlikçi bir yapı kurmak için anlamlı ve önemlidirler. Bugünkü Türkiye’de kooperatifler demokrasi ve hoşgörü kültürünün yerleştiği; toplumsal cinsiyet, mezhep ve etnik ayrımcılıkların egemenlik sağlayamadığı; sözün, yetkinin, kararın kooperatif bileşenlerinde toplandığı bir örgütlenme biçimi özelliğiyle toplum için bir nefes borusu olabilir. Zaten şimdiden çok anlamlı tüketici ve üretici kooperatifi örnekleri yaratılmış durumda.
  1. Günümüzde veri ve enformasyonun herkesin erişebildiği kamusal bir nitelik taşıması, İnternet’in demokratikleşmesi, her yurttaşın aynı eğitim gibi teknolojiden de yararlanmasının bir hak olarak kabul edilmesi gerekir. Ayrıca dijital demokrasinin gerçekleşmesinde kamu otoritelerinin sorumluluğundadır ve bütçeden yeterli kaynak ayrılmak zorundadır. Uber benzeri şirketlere karşı da platform kooperatiflerini savunmalıyız. Böylelikle hem teknolojinin olanaklarından yararlanabilir, hem de kamusal bir zeminde aracıları geçersiz kılabiliriz.
  1. Türkiye’nin vergi gelirlerinde günlük harcamalarımızdan alınan dolaylı vergilerin ağırlığı yüzde 65’le aşırı yüksektir. Bu olgu gelir ve servet adaletsizliğini katmerleyen çarpık bir sonuç ortaya çıkarıyor.Sonunda geniş halk kesimlerinin ödediği dolaylı vergiler yerine ; ilkesel olarak, kar, rant ve servetten alınan dolaysız vergilerin ağırlığının artırılmasını savunmalıyız.
  1. Biraz gerilere gidersek, yaşanan 1979 krizinde özel sektörün DÇM adı verilen döviz borçlarının kur risklerini devlet üstlendiği, 2001’de ise banka kurtarma operasyonlarının maliyeti kamu bütçesine yıkıldığı için, son tahlilde faturayı halkın ödediğini biliyoruz . Söz konusu dönemlerde geniş emekçi kesimler gerçekten büyük sıkıntılara katlanmak zorunda kaldı. Bu kez “ karlar özel zararlar kamusal “ anlayışının egemen olmasına izin vermemeliyiz. Döviz borcu 337 milyar dolara dayanan şirketleri devlet kurtarmamalıdır. Eğer bir şirket kapanmak zorunda kalırsa, üretimin ve istihdamın devam etmesinin koşulları aranmalı, emekçilerin yönetim ve denetime ağırlıklarını koyması yoluna gidilmelidir.
  1. Döviz mevduat hesapları en son rakamlarla, 87 milyar doları gerçek kişilere, 67 milyar doları tüzel kişilere ait olmak üzere 187.5 milyar dolarlık aşırı bir düzeye ulaştı. Ne var ki, bu hesapların TL’ye çevrilmesi önerisi ciddi sorunları da beraberinde getirebilir. Çünkü parasını finansal sisteme sokmayanların, döviz kuru yüksekken TL’ye dönenlerin ödüllendirilmesi sonucunu doğurabilir. Ayrıcı yüksek kurdan, örneğin dolar 4.80’ken döviz alarak vagona son anda atlayanların iki kez cezalandırılmasına neden olur. Mevduatların bir kısmı da, vadesi gelecek döviz borçlarının ödenmesi için bankada tutulan şirket fonlarıdır. Önerimiz, döviz hesaplarından bir para çekişi halinde, yatırıldığı zamanki döviz kuru temel alınarak, ortaya çıkan farkın sermaye kazancı kabul edilmesi, buradan bir vergi tahakkuk ettirilmesidir. Böylece hem mevduat sahipleri tasarruflarını zorunlu olmadan çekmeyerek finansal sistemi tehlikeye atmayacaklardır. Hem de nakde döndüklerinde daha düşük bir bedel ödeyeceklerdir.
  1. Emekçiler kıdem tazminatı haklarını korumakta, işsizlik sigortası fonundaki paralarının amaç dışı kullanımına karşı çıkmakta çok kararlı davranmalıdırlar. Güvencesiz çalışmayı kolaylaştıran, taşeron çalıştırma sistemini teşvik eden uygulamalara karşı da en geniş bir ittifakla direnmeli, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunu hak mücadelelerinin eksenine oturtmalıdırlar.

Bakan Bak: Kredi derecelendirme kuruluşları bizi çekemiyor

Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Türkiye’nin büyümesine not veren uluslararası derecelendirme kuruluşlarını eleştirdi, “Kafalarına göre not veriyorlar. Esas önemli olan milletin verdiği not. Millet ne not veriyor, biz ona bakıyoruz” dedi.

Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı ve AKP Rize Milletvekili adayı Muhammed Avcı, Rize’nin Güneysu ilçesinde esnaf ziyaretlerinde bulundu. Bak ve Yazıcı burada Fındıklı ilçesine geçti, seçim irtibat bürosunun açılışını gerçekleştirdi.

Burada konuşan Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Türkiye’nin dev projeleri gerçekleştirmek için koşar adımlarla çalıştığını öne sürerek 16 yılda Türkiye’nin 3,5 kat büyüdüğünü ileri sürdü. Türkiye’nin büyümesine not veren uluslararası derecelendirme kuruluşlarına yönelik eleştirilerde bulunan Bak, “Kafalarına göre not veriyor. Esas önemli olan milletin verdiği not. Millet ne not veriyor, biz ona bakıyoruz. Birtakım kuruluşlar not veriyor. Batan, borç içerisindeki Yunanistan’a yüksek not veriyor. Büyüyen gelişen Türkiye’ye düşük not veriyorlar. Bölgedeki bu gücü, büyümeyi çekemiyorlar. Bütün planları bozan, milletin iradesine dayanamıyorlar. Türkiye’yi çekemeyenlerin her türlü darbe girişimine millet karşılık verdi. Bu millet tanka karşı göğsünü siper etmiştir. Dolayısıyla bu millete kimse operasyon yapmaya kalkmasın. Bu millet asla bu operasyonlara prim vermez. Gücümüzü biz milletten alıyoruz. Oradan, buradan değil sadece milletten. Karar da söz de milletin.” dedi.

Yabancı kartla yapılan hava yolu ödemeleri dört kat arttı

Bankalararası Kart Merkezi (BKM), Türkiye’nin 2018 yılı mart ayındaki kart kullanım verilerini açıkladı. BKM verilerine göre geçtiğimiz yıl mart ayına kıyasla 2018 mart ayında kredi kartı kullanımı %7, banka kartı kullanımı ise %12 artış gösterdi. BKM’nin verilerine göre, mart ayı sonunda Türkiye’de 63,4 milyon adet kredi kartı ve 134,6 milyon adet banka kartı bulunuyor.

BKM verilerine göre, banka kartları ve kredi kartları ile mart ayında toplam 64,3 milyar TL’lik ödeme yapıldı. Bu tutarın 57,1 milyar TL’si kredi kartları ile ödenirken, 7,2 milyar TL’sinde banka kartları kullanıldı. Büyüme oranları özelinde incelendiğinde ise banka kartı ile ödemelerde önceki yılın aynı dönemine göre büyüme oranı yüzde 40 olurken, kredi kartı ile ödemelerde ise bu oran yüzde 15 olarak gerçekleşti.

Yabancı kartlar ile yurt içinde yapılan harcamaların sektörel dağılımı incelendiğinde en fazla payın yüzde 34 ile hava yolları sektöründe olduğu görülüyor. Hava yolları sektörünü yüzde 15 ile konaklama, yüzde 12 ile giyim ve aksesuar, yüzde 7 ile seyahat acenteleri, yüzde 6 ile market ve AVM sektörleri takip ediyor.

Instagram’da ‘paralı dönem’ geliyor

Aktarılan bilgilere göre; Instagram‘a çok yakında uygulama içi satın alma seçenekleri eklenecek. Bu özellik sayesinde firmalar, Instagram hesapları üzerinden kredi kartı ile satış yapabilecek.

Instagram, test etmeye başladığı yeni özellik ile akıllara Instagram paralı mı olacak sorusunu getirdi? Peki, Instagram’ın yeni özelliği ile kullanıcılar paralarını ne yönde harcayacak?

Facebook’un bünyesinde yer alan Instagram, son dönemde yaptığı yenilikler ile Snapchat’i adeta piyasadan silmeyi başarmıştı. Hikayeler özelliğine eklediği portre modu ile tek kameralı telefonlarda portre fotoğraf çekmeye imkan sağlayan Instagram, şimdi de yeni özelliğini test ediyor.

Kullanıcılar; Instagram’a kredi kartlarını kaydettikten sonra, firmaların Instagram hesaplarında paylaştıkları gönderilerde yer alan ürünleri çok kolay bir şekilde satın alabilecek. CNN Türk’ten Ecevit Bıktım’ın aktardığı habere göre, bu özelliğin sadece isteğebağlı olduğunu, Instagram’ın eskisi gibi ücretsiz olarak kullanılacağını belirtiliyor.

Şimdilik belli başlı kullanıcılar üzerinde test edilen bu özelliğin, yaz aylarında ilk olarak Amerika’da kullanıma sunulması bekleniyor. Instagram‘ın bu satışlardan henüz ne kadar komisyon alacağı bilinmiyor.

Bankacılık işlemleri tüzüğünden dolayı; ülkemizde şimdilik kullanımasunulmayacak olan bu özellik, Instagram‘ı sosyal medya platformundan alışveriş platformuna dönüştürecek gibi görünüyor.

Instagram’ın uygulama içi satışlardan oldukça fazla kar elde etmesi bekleniyor.