Bitmeyen savaş, dur diyemeyen insanlık!..

Dünyanın ve insanlığın, dikiş tutmayacak biçimde dağılmış post modern hali malum; bunlara birçok farklı yorum getirmek de mümkün. İnsanlığın çılgınlığı yeni değil kuşkusuz… Ezelden beri huzuru ve barışı kendine çok gören bir insanlıkla, horoz dövüşü gibi birbirini durmadan gagalayan liderlerden söz edilebilir. Nedeninin, temelde, paylaşım kavgasında yattığını söylemek de yanlış olmaz. Toprak, zenginlik ve gücün paylaşımı!… Bugün de, Trump, Netanyahu gibi birkaç lider çerçevesinde yapılan tartışmalarda, ya içerdeki kaos ve baskılar ya da dışardaki zenginlik ve gücün paylaşımı konu ediliyor.

Şu son Kudüs olayı!.. Zaten 50-60 yıldır tehdit, şiddet, acı ve kayıplarla yaşanılıyor bu topraklarda. İsrail işgal alanını her yıl daha büyütürken, Filistin halkının gettolarda yaşamaya mahkum edildiği yerler buraları… İsrail’li yöneticiler ise, bunca büyüme ve güce karşın, kendi halkına da Filistinlilere de barış ve huzuru getirecek bir anlaşmayı değil, hala savaşı ve ölümleri seçmekteler. Dünyanın lideri konumundaki ülke de yangına körükle gitmekte…

Ortadoğu zaten yılardır yanıyor… Suriye’deki savaş henüz sonlandırılamadı; savaş bugün sona erse, yol açtığı yıkımı onarmanın on yıllar alacağı, Ortadoğu halklarının kolay kolay ayağa kalkamayacağı da bilinmekte. Yaptıkları ise, Ortadoğu’daki kaosun ve insanların acılarını devam ettirmek oluyor. Hollywood filmlerine konu olan nükleer savaşa yol açan düğmeye basmaya benzemekte.

Ancak tüm bu gerçekler içinde, insanın seçimleri de beni çok ilgilendiriyor. Yani, bu tür liderleri başa getiren insan; bir yanda “post truthlar” ve popülizme, öte yanda kaos ve savaş gibi belalara razı olan insan; en büyük erdemlerinden biri diye düşünülen demokrasiden bu liderleri çıkaran insan; üstelik, geçmişe göre daha çok daha bildiği ve gördüğünü düşünen insan; ulaştığı bilgi, teknoloji ve zenginlikle paylaşım kavgasını yumuşatması, daha barışçı çözümler bulması mümkün olan insan!…

İnsana ve insanlığa yükleniyor olabilirim; ama bu barbarlıktan kurtulamayışın, yaşanan acılardan ders alamayışın insan dair düşündürücü yanları da olmalı kanısındayım. Ayrıca, bu tür liderlerden ve yol açtıkları kavgalardan kurtulmanın yolu yine insanlardan geçeceğine göre, insan ve insanlık üzerine düşünmek kaçınılmaz.

Kısacası politikacıları ve nedenlerini az çok çözmüş olabiliriz; ama ya insanlar!…Onlar bu kadar mı kör; bu kadar mı güçsüz!…

Tabii soruları başka türlü sormak mümkün; ama dünyanın bitmeyen savaş ve şiddet halini görünce Jose Saramago’nun “Körlük” adlı kitabını hatırlatmadan edemiyorum. Kitap, insanların nedeni bilinmeyen bir biçimde peş peşe kör oldukları kaotik bir ortamda hayatta kalabilmek için ne kadar vahşileşebildiklerini konu etmekte. Bir bakıma, insanlığın karanlık yüzünün anlatıldığı söylenebilir. Kitaptaki son cümleler de şöyle: “Neden kör olduk, Bilmiyorum, belki bir gün nedenini öğreniriz, Ne düşündüğümü söyleyeyim mi sana, Söyle, Bence biz kör olmadık, biz zaten kördük, Gören körler mi, gördüğü halde görmeyen körler.”

Saramago’nun dediği gibi, bugün insanlığı, gördüğü halde görmeyen kör olarak tanımlamak mümkün diye düşünüyorum. Ne bilmedim, duymadım diyebilecek, ne de yaşananları Tanrı’nın takdiri, talihsizlik gibi kolaya kaçmalarla açıklayabilecek durumdalar… Kuşkusuz, bu gördüğü halde görmeyişin arkasında insandan sisteme uzanan birçok neden var ve bunları konuşmak gerekiyor.

İnsan bilinci ve algılamasının yaşadığı çağ ve içinde bulunduğu toplum içinde biçimlendiği ortada. Bu çağın ise, bir yandan insanı doğaya ve kaderine hakim olacak biçimde güçlendirirken, öte yandan bencilliklerine ve çıkarlarına mahkum etmek gibi zayıflattığını söylemek mümkün diye düşünüyorum. Tabii, her iki açıdan da dünyadaki hegemonik ilişkilerin ve kapitalist sistemin payını hesaba katmak gerekmekte. Kısaca söylersek, bu dünyanın, sistemin dişlisi olacak kadar güçlü, sisteme razı olacak kadar zayıf insanlara ihtiyacı var. Bunun için de, “mışlı” dünyalar ve post-truthlar yarattığı gibi, korku ve tehditleri de kullanmakta. Kısacası, bencillikle korkuları, çıkarlarla düşmanlıkları bir araya getiren öyle bir harman yapmakta ki, hem kendini perdelemekte hem insanları pasifize ederek değirmenine su taşıması mümkün olmakta.

Böyle bir sistemde de, barışa değil savaşlara ve korkulara ihtiyaç olduğu ortada. İnsanlar biraz nefes almaya başlasalar, biraz korkularından kurtulsalar, dünyanın bu çılgın gidişatını da, bunun arkasında dönen dolapları da daha iyi anlayıp sorgulayabilecekler. O zaman da, kendilerini yiyip bitiren bu dünyaya dur demeye başlamayacaklarını düşünebiliriz. Ama ne mümkün!…

Bu nedenle, yaşadıklarımızı, aydınlıkla karanlığın savaşı olarak görmek gibi, asıl aydınlanma çağının bilgi, teknoloji ve gücün, insan ve insanlık için olumlu bir şeyler üretmesiyle başlayacağını düşünmek abartı olmaz. Bugün yaşanılanlar ise, bu aydınlanmayı engellemek üzerine kurulmuş durumda.

Cezaevindeki adayı seçmen temsil edecek: ‘Hepimiz Demirtaş’ız’

HÜSEYİN ŞİMŞEK [email protected] @simsekhuseyinn

HDP’de Cumhurbaşkanı Adayı olarak açıklanan Selahattin Demirtaş’ın tahliye edilmemesi durumunda izlenecek propaganda yönteminin ana çizgileri belirlendi.

Dokunulmazlıkların kaldırılmasına yönelik Anayasa değişikliği teklifinin TBMM’de kabul edilmesinin ardından 4 Kasım 2016’da tutuklanarak Edirne Cezaevi’ne gönderilen HDP eski Eş Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, kısa ve gündemdeki gelişmeleri vurgulayan mesajlarla seçmenine seslenecek. Cumhurbaşkanı adaylarının serbest bırakılmaması durumunda ise parti yönetimi mitinglerde Demirtaş maskelerini seçmenlere dağıtacak.

Eş zamanlı mitingler
Edirne’den ve Kars’tan aynı anda Eş Genel Başkanlar Sezai Temelli ve Pervin Buldan’ın yapacağı mitinglerle seçim çalışmalarına başlamayı planlayan HDP’de seçmenlere dağıtılan maskelerin miting alanında takılmasıyla, “Hepimiz Demirtaş’ız” mesajı verilecek.

Paylaşımlar başladı
Avukatları aracılığıyla YSK’ye ve tutuklu yargılandığı mahkemeye tahliye talebinde bulunan Demirtaş’ta ve HDP’de tahliye beklentisinin düşük olduğu ve bu nedenle propaganda usullerinin netleştirildiği öğrenildi. CHP, Saadet Partisi ve İYİ Parti’den “tahliye edilmesi gerekiyor” yönünde açıklamalar yapılan Demirtaş, eski fotoğraflarının kullanılacağı mesajlarıyla sosyal medyadan seçmenine seslenmeye başladı.
Önceki gece, “Demirtaş’a Özgürlük Çünkü” ifadeleriyle paylaşılan mesajlarda, “Demokrasiye Acil Geçiş Programını hayata geçireceğiz”, “Evrensel hukuk ve insan hakları anlayışıyla güvence altına alınmış kuvvetler ayrılığından taviz vermeyeceğiz”, “İnançlara, yaşam tarzlarına, siyasi ve felsefi görüşlere eşit mesafede duracağız” ifadeleri yer aldı.

Mitinglerde kısa mesajlar
HDP’nin resmi sosyal medya hesaplarından da paylaşılan mesajlarla birlikte Demirtaş, mitingler için de mesaj hazırlamaya başladı. Edinilen bilgilere göre, her miting için Demirtaş, ortalama beş cümleyi geçmeyecek mesajları seçmenine gönderecek ve bu mesajlar Eş Genel Başkanlar tarafından okunacak.

Mesajların yanı sıra Demirtaş’ın fotoğraflarının da yer aldığı kartlar bastırılarak dağıtılacak.

Kürt ittifakı rafa kalktı
Öte yandan Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK), Azadi Hareketi, Kürdistan Özgürlük Hareketi (PAK), Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (PDK-T) ve Kürdistan Demokratlar Platformu’nun (KDP) 24 Haziran için aldığı ittifak kararının ardından HDP ile anlaşılamadığı açıklandı.

***

Malvarlığını açıkladı

Tutuklu bulunan HDP’nin eski Eş Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş, Twitter’dan mal varlığını ve diplomasını paylaştı. Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin adaylara yaptığı mal varlıklarını açıklama çağrısının kendisine de ulaştığını söyleyen Demirtaş, şu açıklamayı yaptı; “Mal varlığımı açıklıyorum: 300 bin TL değerinde bir konut, 55 bin TL değerinde, 2013 model bir otomobil. Yüzlerce kitap, binlerce mektup. Ve bir diploma.”

CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce de mal varlığını Hakkâri’de yaptığı mitingde paylaşmıştı.

***

‘Çalışmalarım dolayısıyla gelemiyorum’

Demirtaş’ın, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı davaya devam edildi. Bakırköy Adalet Sarayı’nda bulunan 38. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada savunmasını tam olarak hazırlayamadığını belirten Demirtaş, seçim çalışmalarını da gerekçe göstererek duruşmaya gelmedi. Duruşma Demirtaş’ın savunmasının alınması için ertelendi.

İranlı kadınlar ne yapmak istiyor?

Türkiye’de hükümetin arayıp da bulamadığı bir girişim Fransa’dan geldi.

Fransa’da, aralarında eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, üç eski başbakan, Yahudi ve Hristiyan cemaati temsilcileriyle yazarların da bulunduğu 300 kişinin imzasıyla bir bildiri paylaşıldı. Bildiride Kuran’ı Kerim’de Anti Semitik olduğu iddia edilen bazı ayetlerin çıkarılması isteniyor. Bu saçma bildiri hükümete çok şahane pas verdi.

Ne var ki meselenin Fransa menşeili olması hükümet açısından kötü oldu. Malum Macron dünyada kim var kim yok, hepsiyle arayı iyi tutmayı amaçlayan, detaylara takılmayalım işimize bakalımcı bir lider. Avrupalı pek çok lider Erdoğan ile görüşmeyi tercih etmezken, Erdoğan’ı Elysee’de mart ayı sonunda ağırlayan isim Fransa Cumhurbaşkanı oldu. Bu bildiri Fransa’dan değil de Hollanda’dan gelseydi hükümet muhtemelen meseleyi daha da dallandırıp budaklandırabilir, tepe tepe kullanabilirdi.

Fransa bildirisi konuşulurken İslamcıların asıl atladığı hareket İran’dan geliyor. İran’da kadınlar sosyal medyada “Kuran’ı Kerim yakma” düellosu başlattı. Kadınlar Kuran’ı Kerim’i yaktıkları videoları sosyal medyada #Burning_Quran_Challenge etiketini İngilizce ve Farsça, “چالش_آتش_زدن_قرآن” paylaşıyor. Kadınlar videolarda önce yakmak üzere oldukları kitabı sayfa sayfa kameralara gösteriyorlar, yaktıkları kitabın gerçekten Kuran’ı Kerim olduğunu teşhir ediyorlar. Sonra da kendilerince bu eylemi gerçekleştiriyorlar.

Kutsal Kitabı banyosunda yakan bir kadın “bu hurafelerle dolu bir kitap. Bu kitabı herkes gerçekten okusa ve anlasa İslam Cumhuriyeti bir dakika bile ayakta kalmazdı” diyor. Kuran’ı devrim öncesi döneme ait İran sanat müziği eşliğinde yakan bir kişiye ait video var. Bazı kadınlar bu eylemi yaparken yüzlerini göstermekten de çekinmiyor. Sarışın bir İranlı kadın paylaştığı videoda, “Bu Kuran’ı yakıyorum çünkü beni 20 yıl boyunca kandırdılar ve bu kitabı bana zorla kabul ettirdiler. Bu eylemi daha iyi bir İran için ve gelecek nesillerin baskı altında olmaması için yapıyorum” diyor. Bir başka kadın “hurafeler yakılmalı artık 21. yüzyıldayız” diyor.

Bir avuç kadının Kuran’ı Kerim’i yakmasıyla dünya değişmeyecek, İran’da rejim falan düşmeyecek. Hatta muhtemelen rejim toplum üzerindeki baskıyı arttırmak için bu videoları kullanacak. Rejimi en katı haliyle uygulamak isteyen muhafazakarlar, “Bakın ılımlı Ruhani iktidara geldi özgürlüklerden bahsetti, dinsizlik, fitne, islam düşmanlığı aldı yürüdü” diyecekler. Sopayı şiddeti savunacaklar. Fakat bu da öte yandan, gördükleri baskıdan dolayı İslam’dan nefret etmiş kadınlara İslamı sevdirmeyecek, fikirlerini değiştirmeyecek. Sopayla, silah zoruyla, hapis tehdidiyle hiç bir rejim kimseye bir şeyi sevdiremez. Ancak bir süreliğine susturabilir.

Ancak baskıcı rejimlerin bir açmazı da bu. Halk üzerine sürekli uygulanan korku, bir zaman sonra olağan hale geliyor ve korku yıldırıcı olmaktan çıkıyor. İran İslam Cumhuriyeti’nde Kuran’ı Kerim yakma eylemi gerçekleştirirken yüzünü göstermekten çekinmeyen kadın korkunun yıldırıcılığının kırılma anının simgesi adeta mesela.

Velhasılı kelam, sopayla, korkuyla, tehditle kimseye bir şeyi sevdiremezsiniz, sevdirmek istediğiniz şey, size göre dünyanın en temiz mesajı, en ulu ülküsü, en şerefli amacı olsa da.

Engelli bireyi sosyal ilişkileri güçlendirir

Dünyada her yıl 10-16 Mayıs haftası, Engelliler Haftası olarak kutlanıyor. Bu hafta boyunca; engellilik sorunu, engelliliğin önlenmesi ve engellilerin eğitimi konuları üzerinde duruluyor.

Ergoterapi Uzmanı Muammer Aydoğdu, engelli bireylerin hayata katılmasının önemine işaret etti.

Engelli bireylerin hayata nasıl baktıklarının önemli olduğunu ifade eden Ergoterapi Uzmanı Muammer Aydoğdu, “Durumu kabullenmek, daha iyisini yapabilmeyi hedeflemek ve maksimum derecede bağımsızlığa sahip olabilmek için çabalayan bireyler birçok sorunun üstesinden gelebilmektedir. Ancak tam tersi davranan yani içerisinde bulunduğu durumu inkar süreciyle birlikte hayata karşı küskünlük gösteren bireyler sosyal izolasyonla karşı karşıya gelebiliyorlar” diye konuştu.

Engelli bireylerde sosyal davranışların azalmasının, bireyin yeteneklerinin farkına varamamasını, kendini geliştirememesine ve dolaylı olarak tedavi süresini uzattığına dikkat çeken Muammer Aydoğdu, “Engelli bireylerin, insanlarla olan ilişkilerinin artması kendilerini tedavi etmelerine yardımcı olacaktır. Hayattaki birçok aktiviteyi yapmakta ön yargılı davranarak geri adım atmak, denememek bir bebeğin yürümeye başlayacağı süreçte emeklemekten vazgeçmesine örnektir” dedi.

Engelli bireylere sevdikleriyle ve arkadaşlarıyla daha çok zaman geçirmeleri tavsiyesinde bulunan Ergoterapi Uzmanı Muammer Aydoğdu, şunları söyledi: “Kendinize olan güveni kazanabilmeniz içinde çevrenizdeki insanlarla da sohbet etmeniz, gülmeniz, şakalar yapmanız dağın zirvesine varmak için çıktığınız yolda dinlenme aralarınız, sizlere doping sağlayacak enerji içecekleriniz olacaktır. Sevdiğiniz insanlarla sokaklarda gezmeniz, spor yapmanız, sanat faaliyetleri ile ilgilenmeniz, hobilerinizle ilgilenmeniz, kitap okumanız, araştırmalar yapmanız hayatın akışında engelsiz bir yaşama katılmanıza ve sosyalleşmenize yardımcı olacaktır.”

Kitap okumanın çocukların gelişimine katkısı belirlenecek

Türkiye Yayıncılar Birliğine bağlı yayıncılar, yazarlar, çevirmenler ile eğitimciler ve psikologların iş birliğinde hazırlanan proje kapsamında, kırsal ve yoksul bölgelerde pilot okul ve sınıflarda gönüllü öğretmenlerle sürekli kitap okuyan öğrencilerin eğitimleri başta olmak üzere yaşamlarındaki gelişmeler takip edilip rapor haline getirilecek.

Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) tarafından yapılan araştırmaya göre sürekli kitap okuyan çocukların okuduğu cümleyi anlamasının 13 saniye sürerken, okumayan çocukta bu sürenin 45 saniye olduğuna dikkati çekti.

İyi eğitim almış, analitik düşünen, okuduğunu anlayan ve yorumlayan nesiller yetişmesi isteniyorsa bunun sadece sınavlarla ölçülemeyeceğine işaret eden Kocatürk, “Eğitimde kitabın büyük önemi vardır. Daha az ödev, daha çok kitap okuyan bir nesille beraber belki de sınavlarda daha farklı çocuklarla karşılaşacağız. İnsanların okuduğunu kavrayarak yaratıcı fikirlere ulaşmasının yolu kitaptan başka hiçbir yerden geçmez. Bütün dünya eğitimcileri bunu tartışıyor.” dedi.

Okuma kültürü ve kitap okuyan çocukların eğitimdeki başarısı, bakış açısı ve ufkuna bakarak nelerin değiştirilebileceğini göstermek adına bir çalışma başlattıklarını aktaran Kocatürk, bu kapsamda yayıncılar, yazarlar, çevirmenler, eğitimciler ve psikologlarla iş birliği halinde proje geliştirdiklerini bildirdi.

Kırsal ve yoksul bölgelerden pilot okullar ve sınıflar seçerek gönüllü öğretmenlerin desteğiyle çocuklara ücretsiz olarak kitap vereceklerini belirten Kocatürk, şöyle devam etti:

“Çocuklara uygun nitelikte kitaplar seçeceğiz. Eğitim bilimciler ve araştırmacılar olarak kitap okuyan çocukların eğitiminde nasıl değişiklik yaşandığını, ne şekilde gelişme olduğunu, başarılarının artıp artmadığına bakacağız. Okuma kültürüyle beraber ne gibi değişiklikler olduğunu göreceğiz. Bunu gelecek eğitim öğretim yılında başlatmayı ve gelecek yıllarda da sürdürmeyi planlıyoruz. Proje ile aynı zamanda sadece devletten beklemeden sınıf ve okullarda kütüphaneler, yeni halk kütüphaneleri kurulmasını, kitapçıların yaygınlaştırılmasını amaçlıyoruz. Yayıncılar olarak taşın altına elimizi koyacağız ve projeyi yapacağız. Çıktıları ilgili kurum ve kuruluşlarla paylaşıp Türkiye’nin başka bir kültürel dünyaya adım atmasını sağlamaya çalışacağız.”

“Okuma kültürünü toplumun tüm kesimine yaygınlaştırmak istiyoruz”

Kocatürk, çocuk ve aileden başlayan okuma kültürünü toplumun her kesimine yaymak istediklerini vurgulayarak, yetişkinler üzerine de araştırma yapmayı planladıklarını dile getirdi.

Kitap okuma kültürüyle sınıf başarılarının yanı sıra eğitim ve kişisel gelişimleri artmış bir nesil hedeflediklerini vurgulayan Kocatürk, “Ana hedefimiz okuma kültürüyle okuduğunu anlayan, okuduklarını analiz eden, değerlendiren, yeni yorumlara onu götürecek yeni nesillerin adımını atmak.” ifadesini kullandı.

Kocatürk, projenin adının büyük ihtimalle “Okuma Kültürünü Geliştirme Projesi” olacağını belirterek, yerel yönetimler, eğitim dernekleri, sivil toplum kuruluşları, üniversitelerin katkı vereceği projeye Milli Eğitim Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığını da dahil etmeyi istediklerini kaydetti.AA

Zeynep Delav ilk öykü kitabı Kemik Tozu’yla okurların karşısına

Daha önce birçok edebiyat dergisinde öyküleri yayımlanan Zeynep Delav’ın ilk öykü kitabı Kemik Tozu, hep kitap etiketiyle 11 Mayıs’ta kitapseverlerle buluşuyor! Delav, kalıpların dışına çıkarak farklı bir üslupla kaleme aldığı öykülerinde anlaşılmamayı, yalnızlığı, terk edilmişliği ince ince işlerken insana ve var olmaya dair umudunu da okurlarla paylaşıyor.

11 öykü ve bir novelladan oluşanKemik Tozubaskı altına alınmış, görmezden gelinen insanları eksenine alıyor: Romanının yayımlanması hayat memat meselesi olan içekapanık bir adam… Kocasından sürekli şiddet gören bir kadın… Aile baskısından yılmış iki kız kardeş… Öldükten sonra eşyaları eşe dosta dağıtılan bir genç… Evlenip sınıf atladıktan sonra kazandıklarını kaybetmemek için her şeyi göze alan bir kadın… Geçmişlerinden, çevrelerinden kaçmak zorunda olan bir çift…

Kemik Tozu, 11 Mayıs’ta hep kitap logosuyla raflardaki yerini alacak.

ZEYNEP DELAV HAKKINDA

1980 yılında Erzurum’da dünyaya geldi. Felsefe ve psikoloji eğitimi aldı. Sinema-psikoloji, edebiyat-psikoloji alanında yaptığı derinlikli araştırmaların yanında kitap ekleri ve dergilerde kitap tahlilleri, eleştirileri kaleme aldı. Çeşitli senaryo çalışmalarında yer aldı. TRT’de editörlük, danışmanlık ve metin yazarlığı yaptı. Kültür-sanat sitelerinde kültür ve kitap bölümleri hazırladı. Köşe yazarlığı yaptı. Hece Öykü, Varlık, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Edebiyatist dergilerinin de aralarında bulunduğu pek çok edebiyat dergisinde öyküleri yayımlandı.

8. Uluslararası Eskişehir Şiir Buluşması sona erdi

Tepebaşı Belediyesi tarafından düzenlenen 8. Uluslararası Eskişehir Şiir Buluşması sona erdi.

Buluşmanın son gününde düzenlenen etkinlikte şair, gazeteci, oyuncu ve çevirmen Ülkü Tamer anıldı. 1950’li yıllarda ortaya çıkan İkinci Yeni şiir akımının önde gelen temsilcilerinden biri olan, yetmişin üstünde kitap çeviren, şiir antolojileri hazırlayan ve 1 Nisan 2018’de aramızdan ayrılan Ülkü Tamer için, şair Yavuz Özdem ve şair Haydar Ergülen birer bildiri sundu.
Özdem, “Elbette Ülkü Tamer, öncelikle bir şair. Ve fakat yüzün üzerinde kitap diyerek nicelik meselesine yaslayacağımız bir çeviri değil Ülkü Tamer’inki. Kimler yok ki orada. Euripidus, Shakespeare, Çehov, T.S. Eliot, H. İbsen… Nitelik bahsinde liste uzar gider. En mühimi yazıldığı dile bile çevrilemeyen şiirden yaptığı çevirilerdir şüphesiz” dedi.

Oturuma katılamadığı için Ergülen’in bildirisini ise Rahmi Emeç sundu. Ergülen bildirisinde, “Şiire virgülü eklemişti, şimdi virgül eksildi. Şiirin de, virgülün de boynu bükük kaldı. Ülkü Tamer, virgülün şairi, Türkçe’nin çocuğu; Türkçe’nin gençlerinden; Çocukluğun Türkçesi. Böyle bir alçakgönüllülük ancak virgülde bulunur. Şiirde başka uğraşlarında, hayatta kendini şiirin bir parçası kıldı, virgül oldu. Büyük şairlerin en genciydi her zaman, hep öyle kaldı” diye konuştu.

8. Uluslararası Eskişehir Şiir Buluşmaları’nda anılan bir diğer isim ise şair ve yayıncı Enver Ercan oldu. Anmada, kızı Özge Ercan, Varlık Dergisi’nden çalışma arkadaşı Mehmet Erte ve Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) Genel Başkanı Mustafa Köz konuşmacı olarak yer aldı.

Köz, Enver Ercan’ın eksik bir şey bırakmama telaşı içinde olduğunu belirterek, “Kendi hayatından çok, başkalarının yazı hayatına yönelirdi. Pratik bir zekâsı vardı ve üretici yalnızlığı vardı” dedi.

Köz ayrıca, Ercan’ın TYS genel başkanlığı döneminde ‘hızlı karar alabilme’ becerisiyle sendika yönetiminin işlerini kolaylaştırıcı bir rol oynadığına değindi.

Kızı Özge Ercan da, “Babamı doğum yıldönümünden bir gün sonra kaybettik. Sanki doğum günü pastasını kesmiş, onu herkese dağıtmış ve sonra uğurlamıştık. Hep yaşamın içindeydi ve hep gençlere destek oldu. Çok güzel bir yaşam armağan etti bana” diye konuştu.

Çalışma arkadaşı Mehmet Erte de, “Cemal Süreya’nın şiirleriyle çok yakınlığı vardı. O, Cemal Süreya ile benzerliği olduğunu söyler, ‘Cemal Süreya’da mizah vardır, bende ironi var; Cemal Süreya’da arabesk yoktur, ben de var’ diyordu” dedi.

Anmada söz alan Şiir Buluşması Onur Konuğu Metin Cengiz de, 1980 sonrası şiirinin yaygınlaşmasında ve İkinci Yeni akımı içinde yer alan şairlerin durgun bir döneme girdikleri bir zamanda tekrar gündeme gelmelerinde Enver Ercan’ın önemli bir katkı sağladığını söyledi.

Gezi’nin piyanisti olarak bilinen Dengin Ceyhan, 8 Uluslararası Eskişehir Şiir Buluşmaları kapsamında bir konser verdi. Mart Sanat Galerisi salonunda müzik severlerle buluşan sanatçı, Eskişehir’de konser vermekten dolayı çok mutlu olduğunu belirterek, “Bugün 6 Mayıs, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ölüm yıldönümü. Eskişehir, Ali İsmail’in bir dönem yaşadığı şehir. Hepsini saygıyla, sevgiyle anıyorum” dedi.

Daha sonra, Şiir Buluşması kapanışında şiir okumaları gerçekleştirildi. Yurt dışından ve ülkemizden şairler şiirlerini okudu. Kapanışta konuşan Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, “Şiir Buluşmaları her geçen yıl gelişerek büyüyor. Bundan büyük mutluluk duyuyorum” ifadelerini kullandı. İHA

Bedia Öğretmen köy çocukları için yollarda

Sinop’ta, anaokulu öğretmeni Bedia Kiren hazırladığı proje ile bir köyün konağını ana sınıfına dönüştürdü, okul öncesi eğitim alma şansı olmayan çocuklara gönüllü öğretmenlik yapmaya başladı.

Atatürk İlkokulu’nda ana sınıfı öğretmenliği yapan Kiren, okul öncesi eğitimin önemine dikkat çekmek ve bu konuda toplumda farkındalık yaratmak amacıyla “Sevgi Çiçeği” adlı bir proje hazırladı.

Farklı sebeplerle okul öncesi eğitim alamayan köy çocuklarına gönüllü olarak eğitim verilebilmesinin amaçlandığı proje kapsamında Kiren, kentteki kurum ve kuruluşlar ile hayırsever vatandaşların desteğiyle Ordu köyündeki köy konağını sınıfa dönüştürdü.

Konağın bahçesine oyun parkı kurulmasını da sağlayan Kiren, haftada iki gün kent merkezinden köye gelerek, köyde yaşları 3 ile 6 arasında değişen 7 çocuğa okul öncesi eğitim vermeye başladı. Bunun yanı sıra köyde yaşayan diğer çocukların da hayatına dokunan Kiren, çocukların eğlenceli zaman geçirebilmeleri için köyde çeşitli etkinlikler düzenliyor.
Kiren, yaptığı açıklamada, Sinop’un okul öncesi eğitimin zorunlu olduğu iller arasında yer almadığına işaret etti.
Özellikle kırsal kesimlerde yaşayan çocukların söz konusu eğitimden mahrum kalabildiklerini dile getiren Kiren, okul öncesi eğitimin çocukların gelişimlerine önemli katkılar sunduğunu ve bu nedenle kendisinin de gönüllü olarak bir şeyler yapma ihtiyacı duyduğunu anlattı.

Çocukların gelişimlerinin yüzde 80’inin 0-6 yaş döneminde tamamlandığına vurgu yapan Kiren, “Ben bu anlamda özellikle kırsal kesimde eğitimden yararlanamayan çocuklara faydalı olmak istedim. Çünkü köylerdeki velilerimiz bütün gün bahçede veya farklı bir yerde çalışıyorlar. Dolayısıyla çocuklarının gelişimlerine fazla bir katkı sağlama fırsatları olmuyor. Bazı çocuklarımız söz konusu eğitimi alabiliyor ama bazıları mahrum kalıyorlar. Ben de, ‘Mahrum kalan çocuklarımıza nasıl eğitim verilebilir?’ noktasında bir çalışma yaptım. ‘Sevgi Çiçeği’ adlı bir proje hazırladım.” dedi.
Kiren, farklı sebeplerden dolayı okul öncesi eğitim alamayan köy çocuklarına, gönüllü olarak eğitim verilebilmesinin amaçlandığı proje doğrultusunda Ordu köyündeki bir konağı sınıf haline getirdiklerini vurguladı.

Projeye,çoğu kişinin büyük destek verdiğini söyleyen Kiren, şunları kaydetti:

“Sinop Belediyesi konağın bahçesine oyun parkı kurdu. Esnaflarımız kitap, minder, boyama kalemi gibi yardımlarda bulundular. Köy konağımızı sınıfa çevirdik. Şimdi haftada iki gün, iki ders şeklinde köyde okul öncesi eğitimi alamayan çocuklara eğitim vermeye çalışıyorum. Burada amacım hem köy halkında hem de toplumda okul öncesi eğitim hakkında farkındalık yaratmak.”

Kiren, söz konusu projesinin il genelinde yaygınlaşmasını arzuladığını, buna yönelik bazı çalışmaların yapıldığını da sözlerine ekledi.

‘İşlenmiş gıdada karmin böceklerinin izleri mevcut’

Kırmızı gıda boyalarının neredeyse tamamı ezilmiş böceklerden üretiliyor. BBC Türkçe’nin haberine göre; Anavatanı Güney Amerika olan böceklerden milyonlarca yetiştiriliyor ve gıda boyalarının üretiminde kullanılıyorlar. Meyveli yoğurtlardan dondurmalara, meşrubatlardan boyalı kek kremalarına kadar kırmızı renk içeren hemen her işlenmiş gıdada karmin böceklerinin izleri mevcut. Özellikle Peru’da endüstriyel ölçekte yetiştirilen karmin böceği pek çok ruja da kırmızı rengini veriyor.

Karmin böceğini küresel gıda piyasasının vazgeçilmezlerinden birisi haline getiren şey ise dayanıklılığı. Karmin böceğinin ezilmesiyle elde edilen kırmızı renk, ısı değişikliklerine uzun süre dayanabiliyor ve canlı rengini kaybetmiyor. Karmin böceğinden elde edilen gıda boyasını destekleyenler, bunun doğal bir ürün olduğunu da vurguluyor ve kimyasal gıda boyalarındansa karmin böceği boyasının daha avantajlı olduğunu savunuyor.

Ancak karmin böceğini savunanlar dahi ürünlerin etiketlerinde kırmızı rengin nasıl elde edildiğine dair daha net ifadelerin kullanılması gerektiği görüşünde.

Aldığınız kırmızı renkli gıda ürünlerinde içindekiler bölümünü iyice okuyun. ‘Karmin’ ifadesini görebilirsiniz. Karmin böceği, içindekiler bölümünde bazen de Avrupa Birliği’ndeki kodu olan E120 ile yer alıyor. Karmin böceği ve bu böceğin kullanımı konusunda ‘Mükemmel kırmızı’ adlı bir kitap yazan Amy Butler Greenfield, ürünlerde kırmızı rengin sorumlusunun net biçimde yazılması gerektiğini söylüyor.

Dex Kitap tan iyi kitap, iyi kahve yarışması!

Dex Kitap ve Nescafe, sosyal paylaşım sitesi Instagram’da ‘iyi kitaptan ve iyi kahveden’ anlayanlar için bir yarışma başlattı.

Instagram’da #iyikitapiyikahve etiketiyle oluşturulan etkinlikte, okurlar en sevdikleri Dex kitabınının Nescafe Gold ile kompozisyonunu yaratıp fotoğrafını #iyikitapiyikahve @nescafegoldtr @dexpub etiketiyle Instagram’da paylaşarak yarışmaya katılabiliyorlar.

Yarışma sonunda, 5 kişiye büyük ödül Nescafe Gold MyCafé kahve makinesi ve yarışmada dereceye giren diğer 15 kişiye ise sürpriz hediyeler verilecek.

Yarışma koşulları www.dexkitap.com’dan edinilebilir.