İtalya’da Giuseppe Conte hükümeti güvenoyu aldı

İtalya’da aşırı sağcı Lig ile Beş Yıldız Hareketi’nin (M5S) oluşturduğu Giuseppe Conte başbakanlığındaki yeni hükümet, Cumhuriyet Senatosu’nda 171 üyenin desteğiyle güvenoyu aldı.

Yeni hükümet, seçimle gelen 315 senatör ve ömür boyu 6 senatör olmak üzere 321 sandalyeli Senato’da bulduğu 171 “evet” oyuyla üst kanattan güvenoyu almak için barajı geçti. Senato’dan güvenoyu alabilmek için ise en az 145 oy gerekiyordu. Yeni hükümete 117 üye “hayır” oyu verdi, 25 üye de çekimser kaldı.

Öte yandan İtalya Başbakanı Conte, Senato’ya hükümeti ve programı sunduğu sırada bir de konuşma yaptı. Beş Yıldız Hareketi’ne yönelik “popülist” ve “sistem karşıtı” tanımlamalarına atıfta bulunan Conte, bunlar halkın ihtiyaçlarını dinlemek anlamına geliyorsa M5S’nin bu şekilde tanımlanabileceğini söyledi. Cinsel şiddet ve vergi kaçakçılığı gibi suçlara verilen cezaların ağırlaştırılacağını belirten Conte, yolsuzlukla mücadelede de “gizli ajanlar” kullanacaklarını ifade etti.

“Rusya’ya açılımı savunacağız”
Ülkesinin Rusya ile ilişkilerine de değinen Conte, şunları kaydetti:
“Ülkemizin Atlantik ittifakına olan aidiyetinin ve ABD ile özel müttefikliğinin altını çizmek istiyoruz. Aynı zamanda son yıllarda çeşitli jeopolitik krizlerdeki uluslararası rolünü sağlamlaştıran Rusya’ya yönelik bir açılımı da savunacağız. Sivil Rus halkına işkence gibi olanlardan başlayarak yaptırımların yeniden gözden geçirilmesini destekleyeceğiz.”
Hükümetin göç konusundaki politikalarının “ırkçılık” tarafından yönlendirilemeyeceğini vurgulayan Conte, ırkçı olmadıklarını, asla da olmayacaklarını dile getirdi. “Sahte bir dayanışma şemsiyesi altında devasa boyuta ulaşan göç işini durduracaklarını” anlatan Conte, etkili bir kimlik tespiti ve geri dönüş prosedürü uygulayacaklarını aktardı. Conte, İtalya’nın Avrupa Birliği’nden (AB) Dublin Sözleşmesi’nin yeniden düzenlenmesini de güçlü şekilde talep edeceğini bildirdi.

Yeni hükümetin programında, İtalya’nın yüksek kamu borcu nedeniyle çok eleştirilen vergi oranının düşürülmesini öngören iki kademeli vergi uygulaması, vatandaşlara temel gelir ve AB bütçesinde esneklik ile “Fornero Kanunu” olarak da bilinen emeklilik yaşını 67’ye çıkaran reformun gözden geçirilmesi, göçmenler ve Müslümanlara yönelik sert politikalar gibi tartışmalı konular bulunuyor.

Dolar güne nasıl başladı?

Dolar/TL, dün son 2 haftadaki en düşük seviyesi olan 4.4477’ye kadar gerilekten sonra günü 4.47 civarında tamamlamış ve TL dün dolar karşısında yüzde 2 civarında değer kazancı ile benzer para birimlerinden pozitif ayrıştı. ancak sonrasında Dolar/TL bugün ise güne 4.47 civarında başladıktan sonra yönünü yukarı çevirdi.

Dün öğleden sonra artan satış baskıyla dolar kuru bir ara 4.54 TL’yi test etti.

Bankacılar ABD’nin gümrük vergisi adımları, lokallerin döviz alımları ve bankacılık hisselerinde yüzde 5’e ulaşan kayıpların kuru baskılayan unsurlar olarak ön plana çıktığını belirttiler.

Dün hisse senetlerinde yaşanan çıkışlarla birlikte BIST 100 endeksi yüzde 3, bankacılık endeksi ise yüzde 4.5 civarında kayıp yaşamıştı.

Bir bankanın döviz masası işlemcisi, son iki günde TL kuvvetli bir pozitif ayrışma yaşadığını belirtmiş ancak akşam saatlerinde ABD’nin AB’ye yönelik gümrük vergisi muafiyetinin kaldıracağını açıklamasıyla küresel bazda endişeleri artırdığını söyledi.

Dolar / TL, haziran ayının ilk, haftanın son gününde 4.53 TL ile güne başladı. Euro ise İspanya ve İtalya’daki gelişmeler öncesinde 5.29 TL’den seyrediyor.

Yıkıma karşı halktan yana çözüm önerileri

Dizinin bu bölümünde çözüm önerilerini tartışmaya açacağız. Yanlış anlaşılmasın, AKP yönetimine, “faiz koridorunu biraz genişletin”, “mali disiplini sakın elden bırakmayın” yollu ifadelerle akıl vermeye çalışmıyoruz. Sadece, giderek kötüleşen ekonomik koşullar karşısında nasıl direnilebileceği, toplumun önünde hangi alternatifler bulunduğu konusundaki tartışmalara katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Çıkış noktamız, emeğiyle geçinen geniş toplum kesimlerinin kendi gücüyle, kendi öz örgütlenmeleriyle dayatılan neoliberal reçetelere karşı koyma kapasitesine sahip olduğu inancıdır.

RTE’nin karşısındaki Cumhurbaşkanı adaylarının ekonomik vaadlerde bulunmasını açıkçası onaylamıyoruz. Çünkü bu çaba, örtük biçimde başkanın yürütme gücüne sahip olmasını kabullenmek anlamı taşıyor. Ne var ki bu saatten sonra İnce’yi veya Demirtaş’ı eleştirmeyi de doğru bulmuyoruz. Yolları açık olsun demekle yetiniyoruz.

Birleşik Haziran Hareketi’nin “Krizden Çıkış İçin Emeğin10 Çözümü “ , DİSK’in “AKP Döneminde Emek Raporu” ve Birleşik Metal-İş’in “Manifesto’sunu” aşağıdaki satırlara da yer yer esin kaynağı oluşturan doğru yolda atılmış adımlar şeklinde değerlendiriyoruz.

  1. Yurttaşlık geliri (YG), tüm yurttaşlara ülkenin doğal ve ekonomik kaynaklarının paydaşı olma sıfatıyla eşit bir ödeme yapılmasını öngörür. Böylelikle her bireye belli bir satın alma gücü kazandırmak, gelir dağılımı bozukluklarını törpülemek, patronla pazarlığa otururken emekçinin pazarlık gücünü artırmak imkanı yaratmak mümkün olur. İtalya’da birinci parti konumuna gelen 5 Yıldız Hareketi’nin yükselişinde, özellikle Güney’in yoksul bölgelerinde kazanılan oylarda YG vaadinin etkili olduğu bildiriliyor. Bunu bir fırsatçılık değil, sadece bir geçmişi bulunan bir iddianın doğrulanması kabul edin lütfen. Çünkü ÖDP bu uygulamayı 1999 seçim beyannamesinden beri savunuyor. Ancak daha doğru yöntem, bu talebi yükseltenlerin YG üzerinden bir “toplumsal hareket” oluşturması gibi görünüyor.
  1. Bireysel borçlanmanın kritik noktalara ulaştığının önceki bölümlerde altını çizmiştik. Özellikle kredi kartının bir ödeme aracı değil de bir borçlanma fırsatı gibi görülmesi ve ihtiyaç kredilerinin kabarması, en fazla düşük gelirli yurttaşlarımızı zor durumda bırakıyor. Bu konuda da seçim vaatlerine bel bağlamak yerine bir “borçlular hareketinin” öz taleplerini dillendirmesi, kendi bağımsız mücadelesini sürdürmesi en doğrusu. Bu noktada “ Barzon Hareketi “ adı verilen Meksika’daki örgütlenme deneyimini hatırlatmakta yarar görüyoruz.
  1. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine karşı yoğun toplum tepkisi, geçmişte emekçilerin oy tercihlerini, yaşam tarzı konumlarını aşan biçimde Tekel direnişine destek vermeleri, aslında özelleştirmeye karşı halkın direncinin kanıtları. Geçmişteki özelleştirmelerin de iptalini amaçlayan özelleştirmeye karşı topyekun bir inisiyatif geliştirilmesi de toplumsal bir gereksinme.
  1. Kamunun ekonomideki ağırlığının azaltılması yolundaki neoliberal rüzgara kapılmamak gerekiyor. Ancak bu saptama, kamu bütçesinden Saray’daki sefahat, Meclis Başkanı’nın lüks araba sevdasının yoksul yurttaşın cebinden finanse edilmesi gibi sembolik örneklerden çıkarak savurganlığa karşı toplumsal denetim mekanizmaları geliştirmek sorumluluğumuzu unutturmamalı. Ama en önemli bütçe tasarrufunun, barışçı bir dış politikayla birlikte savaş harcamalarının kısılması sonucu sağlanabileceğini akıldan çıkarmadan.
  1. Kolektif mülkiyet biçimlerinden biri olan kooperatifler baskıcı bir rejimde dahi halkın yönetim kapasitesini artırmak, dayanışmacı ve eşitlikçi bir yapı kurmak için anlamlı ve önemlidirler. Bugünkü Türkiye’de kooperatifler demokrasi ve hoşgörü kültürünün yerleştiği; toplumsal cinsiyet, mezhep ve etnik ayrımcılıkların egemenlik sağlayamadığı; sözün, yetkinin, kararın kooperatif bileşenlerinde toplandığı bir örgütlenme biçimi özelliğiyle toplum için bir nefes borusu olabilir. Zaten şimdiden çok anlamlı tüketici ve üretici kooperatifi örnekleri yaratılmış durumda.
  1. Günümüzde veri ve enformasyonun herkesin erişebildiği kamusal bir nitelik taşıması, İnternet’in demokratikleşmesi, her yurttaşın aynı eğitim gibi teknolojiden de yararlanmasının bir hak olarak kabul edilmesi gerekir. Ayrıca dijital demokrasinin gerçekleşmesinde kamu otoritelerinin sorumluluğundadır ve bütçeden yeterli kaynak ayrılmak zorundadır. Uber benzeri şirketlere karşı da platform kooperatiflerini savunmalıyız. Böylelikle hem teknolojinin olanaklarından yararlanabilir, hem de kamusal bir zeminde aracıları geçersiz kılabiliriz.
  1. Türkiye’nin vergi gelirlerinde günlük harcamalarımızdan alınan dolaylı vergilerin ağırlığı yüzde 65’le aşırı yüksektir. Bu olgu gelir ve servet adaletsizliğini katmerleyen çarpık bir sonuç ortaya çıkarıyor.Sonunda geniş halk kesimlerinin ödediği dolaylı vergiler yerine ; ilkesel olarak, kar, rant ve servetten alınan dolaysız vergilerin ağırlığının artırılmasını savunmalıyız.
  1. Biraz gerilere gidersek, yaşanan 1979 krizinde özel sektörün DÇM adı verilen döviz borçlarının kur risklerini devlet üstlendiği, 2001’de ise banka kurtarma operasyonlarının maliyeti kamu bütçesine yıkıldığı için, son tahlilde faturayı halkın ödediğini biliyoruz . Söz konusu dönemlerde geniş emekçi kesimler gerçekten büyük sıkıntılara katlanmak zorunda kaldı. Bu kez “ karlar özel zararlar kamusal “ anlayışının egemen olmasına izin vermemeliyiz. Döviz borcu 337 milyar dolara dayanan şirketleri devlet kurtarmamalıdır. Eğer bir şirket kapanmak zorunda kalırsa, üretimin ve istihdamın devam etmesinin koşulları aranmalı, emekçilerin yönetim ve denetime ağırlıklarını koyması yoluna gidilmelidir.
  1. Döviz mevduat hesapları en son rakamlarla, 87 milyar doları gerçek kişilere, 67 milyar doları tüzel kişilere ait olmak üzere 187.5 milyar dolarlık aşırı bir düzeye ulaştı. Ne var ki, bu hesapların TL’ye çevrilmesi önerisi ciddi sorunları da beraberinde getirebilir. Çünkü parasını finansal sisteme sokmayanların, döviz kuru yüksekken TL’ye dönenlerin ödüllendirilmesi sonucunu doğurabilir. Ayrıcı yüksek kurdan, örneğin dolar 4.80’ken döviz alarak vagona son anda atlayanların iki kez cezalandırılmasına neden olur. Mevduatların bir kısmı da, vadesi gelecek döviz borçlarının ödenmesi için bankada tutulan şirket fonlarıdır. Önerimiz, döviz hesaplarından bir para çekişi halinde, yatırıldığı zamanki döviz kuru temel alınarak, ortaya çıkan farkın sermaye kazancı kabul edilmesi, buradan bir vergi tahakkuk ettirilmesidir. Böylece hem mevduat sahipleri tasarruflarını zorunlu olmadan çekmeyerek finansal sistemi tehlikeye atmayacaklardır. Hem de nakde döndüklerinde daha düşük bir bedel ödeyeceklerdir.
  1. Emekçiler kıdem tazminatı haklarını korumakta, işsizlik sigortası fonundaki paralarının amaç dışı kullanımına karşı çıkmakta çok kararlı davranmalıdırlar. Güvencesiz çalışmayı kolaylaştıran, taşeron çalıştırma sistemini teşvik eden uygulamalara karşı da en geniş bir ittifakla direnmeli, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunu hak mücadelelerinin eksenine oturtmalıdırlar.

Pompeii’de binlerce yıllık taşlaşmış bir at bulundu

İtalya’nın Pompeii antik kentinde taşlaşmış bir at bulundu.

Unesco’nun dünya mirası listesinde bulunan İtalya’nın Napoli şehri yakınlarındaki Pompei bölgesi binlerce yıl önce Roma imparatorluğunun önemli yerleşim merkezlerinden birisiydi.

Vezüv yanardağının patlaması sonucu harap olan şehir 2 bin yıl boyunca keşfedilmeyi bekledi.

Arkeologların yaklaşık 300 yıl önce keşfettiği antik Roma kenti Pompeii’de volkanik patlama esnasında havayı etkisi altına alan volkanik küllerin ve yerden ilerleyen lavların kurumasıyla bütün şehir taşa dönüşmüştü.

Kaçışın imkansız olduğu patlamada uyurken, tuvalette veya çocuğuna sarılmış ölmeyi beklerken taşlaşmış halde bulunan onlarca kişi görenleri hayrete düşürmüştü.

Arkeologların halen çalışmalarını sürdürdükleri Pompeii’de geçtiğimiz günlerde volkanik küllerin taşa çevirdiği bir at bulundu.

2 bin yaşındaki taşlaşmış antik roma atının cinsi yapılan incelemelerin ardından açıklanacak.

Kalıntı, arkeologların kazı bölgesindeki son incelemelerinin ardından ziyaretçilere açılacak. Euronews

Kenan Sofuoğlu kariyerini noktalama kararı aldı

Dünya Supersport Şampiyonu milli motosikletçi Kenan Sofuoğlu, jübile yapma kararı aldı

Yarış kariyerini buhafta sonu İtalya’da yapılacak yarışlar sonrasında bırakacağını açıklayan Kenan Sofuoğlu, Instagram hesabından yaptığı açıklamada

“Cumhurbaşkanımın isteği üzerine kariyerimi noktalıyorum” dedi. İşte Kenan Sofuoğlu’nun açıklaması:

“Cumhurbaşkanımın isteği üzerine yarış kariuerimi noktalıyorum”

Bu hafta sonu italya’da “JÜBİLE” yapma kararı aldık.

Son zamanlarda yaşamış olduğumuz sakatlıklar, ailemin korkuları ve Cumhurbaşkanımın artık bırakmam gerektiği talimatı düşündüğümden erken bir zamanda bu kararı almamıza sebep oldu.

Gözüm arkada kalmayacak çünkü Ülkemizi Dünya arenasında temsil edecek sporcular yetiştirdik,Şanlı Bayrağımızı onlara teslim ediyorum.

20 yıl önce başlayan kariyerimizde hayalim Dünya Şampiyonalarında yarışabilmekti Şükürler olsunki Rabbim bize 5 kez şampiyon olmayı nasip etti.

Bu şampiyonlukları almamızda çok kişinin emeği var!

Bizi bu yolda destekleyen ve Dua’larını esirgemeyen herkese teşekkürlerimi sunarım.

Yarıştığım takım ve sevenlerim için 12-13 Mayıs İtalya’da jubile yapacağız!

Avrupa’da işsizlik martta değişmedi

Avro Bölgesi’nde işsizlik mart ayında yüzde 8,5 ve Avrupa Birliği’nde (AB) yüzde 7,1 seviyesinde gerçekleşerek önceki aya göre değişiklik göstermedi.

Avrupa İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) açıkladığı verilere göre, 19 üyeli Avro Bölgesi’nde mevsimsellikten arındırılmış işsizlik, bu yılın mart ayında şubat ayına göre değişmeyerek yüzde 8,5 oldu. İşsizlik böylece Aralık 2008’den bu yana görülen en düşük seviyede kalmaya devam etti.

28 üyeli AB’de de mart ayında aylık bazda değişmeyen işsizlik yüzde 7,1’le Eylül 2008’den beri görülen en düşük seviyeyi korudu.

AB’de işsiz sayısı martta 17 milyon 481 bin olurken, bunun 13 milyon 824 bini Avro Bölgesi’nde yer aldı. İşsiz sayısı, bir önceki aya göre AB’de 94 bin ve Avro Bölgesi’nde 83 bin azaldı.

İşsiz sayısı, 2017’nin mart ayına göre de AB’de 1 milyon 930 bin ve Avro Bölgesi’nde 1 milyon 414 bin düştü.

Diğer yandan açıklanan veriler ayrıca, ABD’de şubat ayında yüzde 4,1 olan işsizlik oranının martta değişiklik göstermediğini ortaya koydu.

AB’de işsizlik Litvanya ve Estonya hariç tüm ülkelerde azaldı

AB’de mart ayında en düşük işsizlik yüzde 2,2 ile Çekya’da ölçüldü. Çekya’yı yüzde 3,3’le Malta ve yüzde 3,4’le de Almanya izledi. En yüksek işsizlik ise yüzde 20,6 ile Yunanistan (Ocak 2018 verisi), yüzde 16,1’le de İspanya’da ve yüzde 11’le de Hırvatistan’da kaydedildi. Bir yıl öncesine kıyasla mart ayında AB’de işsizlik oranı Litvanya ve Estonya hariç tüm üye ülkelerde geriledi. İşsizlik Litvanya’da değişmezken Estonya’da artış gösterdi.

AB’de genç işsizlik yüzde 15,6

Mart ayında 25 yaş altı genç işsiz sayısı AB’de 3 milyon 500 bin olurken, bunun 2 milyon 449 bini Avro Bölgesi’nde yer aldı. 2017’nin mart ayına göre genç işsiz sayısı, AB’de 409 bin ve Avro Bölgesi’nde 305 bin azaldı.

Genç işsizlik oranı ise AB’de 15,6 ve Avro Bölgesi’nde 17,3 olarak ölçüldü.

Mart ayında en düşük genç işsizliğe sahip ülkeler yüzde 6,1’le Almanya, yüzde 6,8’le Çekya ve yüzde 7 ile Hollanda olarak sıralanırken, en yüksek genç işsizlik yüzde 42,3’le Yunanistan (Ocak 2018 verisi), yüzde 35’le İspanya ve yüzde 31,7 ile de İtalya’da kaydedildi.AA

Grameçli Arnavut Antonio Gramsci

Çok mu sessiz geçiştirildi acaba? Büyük Marksist teorisyen Antonio Grasmci’nin ölüm yıldönümüydü 27 Nisan. Gözlerimiz sosyalizmin bu büyük fedakârı için yazılmış araştırma, analiz, yazı aradı doğrusunu isterseniz. Topu topu kırk altı yıl yaşamış, bu kısacık ömrün 11 yılını hapishanelerde geçirmiş, 27 Nisan 1937’de ölmüş olan bu büyük teorisyen her zaman okunmayı, anılmayı hak ediyor oysa.

İtalya’nın Sardunya bölgesindendir ama aslı Arnavut’tur. Soyadı da oradan gelme zaten, Arnavutluk’ta küçük bir kasabanın adı olan Grameç’ten. Çocukken geçirdiği, ayrıntısı da hâlâ bilinmeyen bir kaza sonucu hafif kambur kalmış biriydi ama küçük bir memur olan babasının zimmetine para geçirdiği için hapse atılmasıyla erken yaşta çalışmak zorunda kalmasına engel olmadı bu durumu. Okulu bırakmasının nedeni de babasının yokluğunda aileye katkıda bulunmak için çalışmak zorunda olmasındandır.

Neden sonra yeniden okula dönüp bitirmiştir. Sosyalist düşüncelerle tanışması iş yaşamının zorluklarına tanık olduğu o proleterlik döneminde olmuştur sanılırsa bu yanılgı olur. Tam tersine, hep hayran olduğu sıkı mı sıkı bir sosyalist olan ağabeyi Gennaro Gramsci’ye ragmen solla, sosyalizmle ilgisi yoktur henüz o yıllarda. Bugün hâlâ İtalya’da bir sorun olarak var olan Kuzey İtalya’nın zenginliği meselesi o dönem de vardır, bu nedenle Kuzey İtalya’ya tüm zenginliği kendisinde topladığı için birçok insan gibi Gramsci de öfkelidir. Yani o dönemler adam akıllı bir Sardunya milliyetçisidir, büyük teorisyen.

Ama yaşam, fiziki olarak da zayıf, bu nedenle de içe kapanık olan genç adamın karşısına kendisi kadar parlak insanlar çıkarmıştır. Torino Üniversitesi sınavına girdiği arkadaşlarından biri, büyük sosyalist devrimci teorisyen Palmiro Togliatti’dir örneğin, ki sonradan dostlukları, yoldaşlıkları bozulacaktır. Torino’daki yaşamında karşılaştığı, muhteşem zekâsıyla da nedenlerini hemen kavradığı sınıfsal çelişkilerin Gramsci’yi sosyalizme itmemesi ne mümkün? 1913’te artık İtalya Sosyalist Partisi’nin bir üyesidir.

Bedeni güçsüz, parasızlık da hep var zaten, çok değil iki yıl sonra üniversiteden ayrılır. Ama o kadar bilgi edinmiştir ki, tarih de, felsefe de Gramsci için artık tüm yaşamında kendisine yetecek, başkalarını da etkileyecek muhteşem bir temel olmuştur. Bu iki alanın üzerine dilbilim çalışmalarını da ekleyin. Ortaya hâlâ hayranlık duyduğumuz, yazdıklarından hep yararlanacağımız muhteşem Gramsci çıkar.

Aşkı Rusya’da buldu
İtalya Komünist Partisi (İKP) 1921’de kurulduğunda başkan yardımcısı olmuştur. Partiyi temsilen ertesi yıl Rusya’a gider. Aşkı bulduğu ülkeye yani. Evlendiği kadın olan viyolonselist Giulia Schucth ile Rusya’da tanışır.

İtalya’da faşizm vardır. Bu koşullarda, 1924’te İKP’nin başkanıdır artık. İtalya’nın yeniden demokrasiye dönmesi için birleşik cephe çağrıları yapar. Parti içi sorunlar da vardır tabii, bunları eleştirdiği bir mektubu Komintern’e iletmesi amacıyla, İKP’nin Moskova temsilcisi olan Togliatti’ye yollar. Mektubu okuyup, içeriğine katılmadığı için Togliatti’nin Komintern’e iletmediği bir mektuptur bu. İki dostun arasını da açan bir mektup tabii.

Faşist Mussolini’ye yönelik bir saldırıyı bahane eden faşist İtalya hükümetinin 1926’da ilan ettiği olağanüstü hal uygulaması sonucu, o sırada milletvekili olan Gramsci de tutuklanır. Mussolini’nin, Gramsci’yi kastederek “yirmi yıl bu beynin işlemesini susturmalıyız” dediğini söylerler. Cümle doğrudur ama Mussolini’ye ait değildir. Tabii ki o da böyle bir niyete sahiptir kuşkusuz ancak bu ünlü cümle, Gramsci’yi yargılayan savcının uğursuz ağzından çıkmıştır. Tek kişilik hücrede hakkında verilen 20 yıl hapis cezasını çekmeye başlar. Zaten bozuk olan sağlığı iyice kötüleşir, üç cezaevi değiştirdikten sonra 1934’te şartlı tahliye edilir. Kısa süre sonra da Roma’da ölür. 46 yaşındayken.
Kısacık bir ömür. Hapisteyken 30’u aşkın defter dolmuştur. Neler yoktur ki bu defterlerde, tarih, felsefe neredeyse her şey. Marksistlerin, işçi sınıfının öncü rolüne vurgu yapmak için kullandığı “hegemonya” kavramına, kavramı sivil topluma dayandırmasıyla faklı bir bakış kazandırmıştır. Büyük bir katkıdır bu. Kapitalizmin sadece şiddetle değil, uzlaşma kültürüyle de egemenliğini koruduğunu söyleyen de Gramsci’dir.

Hapishane Defterleri
Çoğunu okuyabildiğim kitaplarını keşke iyi kavrayabilmiş olsam. Okuduklarım arasında Hapishane Defterleri adıyla yayımlanan kitabı da var. Batı’daki sivil toplum ile Doğu’daki sivil toplum arasındaki farkı bulursunuz bu kitapta. Marx’tan da söz edilir, Lenin’den de. Makyavel’i de okursunuz, Rosa Lüxemburg’u da. Ne zengin kitaptır.

27 Nisan’da hakkında, onu daha iyi anlayanlarca yazılmış yazılar okuyabilseydik ne iyi olurdu. Kırk altı yıllık sıkıntılı bir ömre bir saygı duruşu bizden de gitse fena olmazdı.

Sırtındaki kambur daha iyi bir dünya için yüklendiği her şeyin sembolü gibidir benim açımdan.