İngiltere, Fransa ve Almanya’dan ABD’ye mektup: ‘İran’a yaptırımlardan bizi muaf tut’ dediler

İngiltere, Fransa ve Almanya’nın ABD’ye yolladıkları mektupta İran’a karşı uygulanacak yaptırımlardan Avrupalı şirketlerin muaf tutulmasını istedikleri belirtildi.

Bir süre önce ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin nükleer anlaşmadan çekildiğini duyurmuş ve İran’la ticaret yapan şirketlere ABD tarafından yaptırım uygulanmasının önünü açmıştı. ABD Hazine Bakanı Steve Mnuchin ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’ya gönderildiği belirtilen mektupta, İran’ın uluslararası para transferi yapılmasına olanak tanıyan SWIFT sisteminden çıkarılmaması da istendi.

Avrupa harekete geçiyor
Bu arada Avrupa Komisyonu, ABD’nin Avrupa çelik ve alüminyum ürünlerine getirdiği gümrük vergilerine misilleme olmak üzere, Avrupa Birliği’nin de temmuzdan itibaren belirli Amerikan mallarına ek vergi uygulamaya hazır olduğunu açıkladı.

AB üyeleri, Washington’un attığı adımın yasal olmadığı görüşünde olan Komisyon’un, karşılık olarak 2.8 milyar avro (3.3 milyar dolar) değerinde Amerikan ihraç malına yeni vergi getirmesine toplu destek veriyorlar.

Komisyon üyesi Maros Sefcovic dün yaptığı basın toplantısında, “Komisyon gerekli prosedürü üye ülkeler ile eşgüdüm içinde haziran sonundan önce tamamlamayı ve böylece yeni vergilerin Temmuz’da uygulamaya girmesini öngörüyor” dedi.

Fransa’dan İran’a ‘kırmızı çizgi’ uyarısı
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, ABD’nin İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesi sonrası uranyum zenginleştirme planlarını açıklayan Tahran’a, “kırmızı çizgiyi aşmak üzere” olduğu uyarısında bulundu.

Europe 1 radyosuna konuşan Le Drian, “Kırmızı çizgiye yaklaşmak her zaman tehlikelidir” diyerek, ABD Başkanı Donald Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilmesi sonrası anlaşmayı kurtarma planlarının değişmediğini vurguladı.

Le Drian’ın değerlendirmeleri, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile önceki gün görüşen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun nükleer anlaşmaya dair açıklamalarının ardından geldi.

ABD, Batı ve Araplara çağrı: İran’a karşı askeri koalisyon kuralım

ABD’nin İran’la nükleer anlaşmadan çekilmesinde önemli rol oynayan İsrail, Tahran’ın anlaşmanın çökmesi halinde uranyum zenginleştirme hazırlığına karşı da ABD, Batılı ülkeler ve Araplarla birlikte uluslararası askeri müdahale tehdidinde bulundu.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu İran’la yapılan anlaşmaya bağlılık bildiren Almanya, Fransa ve İngiltere’yi turlarken İstihbarat Bakanı Yisrael Katz ‘askeri düzeyde’ uranyum zenginleştirmeye yeniden başlaması halinde İran’a karşı ABD ve Araplarla askeri koalisyon kurulması çağrısında bulundu.

Katz ‘’İranlılar derhal teslim olmaz ve uluslararası denetim bulunmaksızın uranyum zenginleştirmeye geri dönmeye çalışırsa ABD Başkanı ile tüm Batı koalisyonu net tavır koymalı. Araplarla İsrailliler de kesinliklen onların yanında olacaktır’’ dedi. İsrail İstihbarat Bakanı, ‘’İranlılar, uranyum zenginleştirmeye geri dönerse onlara karşı askeri koalisyon oluşturulacağı mesajı verilmelidir’’ vurgusu yaptı.

Savunma Bakanı Avigdor Liberman’dan ‘’Hamaney’in açıklaması, İran liderliğinde histeri ve toplu panik işareti’’ yorumu geldi. Öncesinde Netanyahu ‘’İki gün önce Hamaney İsrail’i yok etme niyetini dile getirdi. Dün de bunu nasıl yapmak istediğini açıkladı: Sınırsız uranyum zenginleştirmeyle nükleer cephanelik yaratarak’’ çıkışını yapmıştı.

4 Haziran’da ‘’İran Atom Enerjisi Kurumu uranyum zenginleştirme için 190 bin santrifüj üretmenin zemini oluşturmaya hazırlanmalıdır, ama şimdilik nükleer anlaşma kapsamında kalarak’’ açıklamasını yapan Ayetullah Ali Hamaney, İran Atom Enerjisi Kurumu’nun (İAEK) hazırlıklara başlandığını Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na (UAEK) ileteceğini duyurdu.

İran UAEK’ye bildirdi
Öte yandan Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun (UAEK) Viyana’daki toplantısı sırasında, İran Temsilcisi Rıza Necefi, anlaşmanın çökmesi senaryosu dahilinde nükleer faaliyetlere yeniden başlamaya yönelik hazırlık çalışmaları içinde olduklarını, İran’ın nükleer faaliyetlerine hiçbir sınırlama olmaksızın yeniden başlayabileceğini duyurdu. Necefi, uranyum zenginleştirme kapasitesini artırmak için yeni santrifüj üretimi ve İsfahan’daki uranyum dönüştürme tesisinde UF6 üretimi faaliyetlerini yeniden başlatma planlarını UAEK’ye bildirdiklerini belirtti. UAEK da Tahran’ın 4 Haziran tarihli mektubunda UF6 (Uranyum Heksaflorid) üretimini yeniden başlatmaya yönelik takvim hazırlığının bildirildiğini teyit etti.

CHP’li Özel: İsrail’e karşı miting değil, icraat yapın

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, yasal düzenlemelerle karşılanmayı bekleyen geniş toplumsal talepler dururken, AKP ve MHP’nin birlikte hareket ederek Meclisi kapattığını ifade etti.

“En önemli konu” denilen çocuklara yönelik cinsel istismara ilişkin yasal düzenleme bile gündeme getirilmeden Meclisin kapatıldığını aktaran Özel, “Çocuk istismarı konusunda Recep Tayyip Erdoğan’ın, Binali Yıldırım’ın ve Devlet Bahçeli’nin söylediği her şey kendi heybelerinde günah, kusur olarak onlar seçim meydanlarında yürüdükçe sırtlarından çekecek.” diye konuştu.

Özel, yeni dönemde Meclisin, sistem değişikliği ile ortadan kaldırıldığını ileri sürdüğü itibarını, geri kazandıracak bir seçim sonucu beklediklerini bildirdi.

“Tek başına ‘Af’ dedi, öyle kaldı”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sosyal medya üzerinden yaptığı afla ilgili paylaşımına de değinen Özel, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Toplumsal mutabakat yok, siyasi mutabakat yok, hiçbir partiyle temas yok. Ve hatta Genel Kurulda MHP’nin grup önerisi bile yok, diyor ki ‘Bu gündemdeki kanunu bitirelim, gidelim.’ E hani af? Sayısal ağırlığı kalmadığı gibi siyasal ağırlığı da kalmamış durumda. Cezaevlerinde yatan bütün vatandaşlarımız ve onların değerli aileleri ya da cezaevlerinde yatanların çıkmasının kendisine sorulmamasından rahatsız olan bütün vatandaşlarımız; duyduğunuz bütün heyecan, rahatsızlık, uykusuzluk, hepsi Devlet Bahçeli’nin seçim için, oy için sizin duygularınızı istismarıydı. Çünkü Meclise teklif dahi etmedi. Teklif dahi etmeden Meclisi kapattırdı. Samimi değildi, kandırmaya çalışıyordu. Sarayın borazanlığını yapmak borazanın çıkardığı sesin şiddetiyle değil, borazanı kimin üflediğiyle ilgiliymiş. Borazan tek başına ses çıkaramıyormuş. Tek başına ‘Af’ dedi, öyle kaldı.”

“İsrail’e tepkiler yetersiz”

Özgür Özel, İsrail’in Gazze’deki katliamı sonrasında Türkiye’nin gösterdiği tepkinin yeterli olmadığını savunarak, İsrail’in Ankara Büyükelçisinin bir süreliğine ülkesine gönderilmesinin de göstermelik olduğunu belirtti.

Özel, “Bu aslında şu demek; ‘İçeride toplumun gazını alalım, büyükelçiliğin önünde topluluk azalsın, Beyazıt Meydanı boşalsın, sen yine gelirsin kardeşim. Biz dostuz’ demek. İsrail Büyükelçisinin, istenmeyen adam ilan edemeden, kalıcı olarak yollamadan bir süreliğine ülkesine gitmesi istendi.” dedi.

CHP’nin, Türkiye İle İsrail arasında tazminata ilişkin usul anlaşmasının onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanunun iptaline yönelik talebinin de Genel Kurulda kabul edilmediğini hatırlatan Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yarın İstanbul’da İsrail’e karşı düzenleyeceği mitinge de değindi.

Özel, “Miting taleptir, siyasi gücü, yürütme gücü olmayanın yürütmeyi etkileme çabasıdır. Yürütmenin bütün gücünü, hatta fazlasını elinde tutan birinin miting yapması, vatandaşı oyalamaktan başka bir şey değildir. Miting yapmayın, icraat yapın. Miting yapmayın, yaptırım uygulayın.” ifadesini kullandı.

Samsun’da 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla düzenlenen fener alayının bu yıl valilikçe iptal edilmesini de eleştiren Özel, bu kararın vicdanlardan döneceğini belirtti.

“19 Mayıs akşamı fener alayını iptal eden vali, Samsun’un valisi olamaz.” ifadesini kullanan Özel, Vali Osman Kaymak’ı istifaya davet etti.

“Akla zarar, deli saçması, zırvalar”

Özel, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

Bahçeli’nin bir röportajında yer alan, af talebinin gerekçeleriyle ilgili soru üzerine Özel, gerekçelerin “akla zarar, deli saçması zırvalar” olduğunu iddia etti.

Bahçeli’nin, FETÖ ve cezaevleriyle ilgili sözlerine de değinen Özel, “Bu tamamen işkembeyi kübradan atıp da sonra gerekçelendirilmeye çalışılırken karşı karşıya kalınan acziyeti gösterir. Devlet Bahçeli’nin bu planına bir FETÖ planı diyemeyiz. Ama FETÖ’cü akılla üretilmiş bir plandır. Saraydan buna diyorlar ki ‘FETÖ böyle bir şey planlamıştır.’ Ona bu bilgi notunu yollayanlara bir baksın. Bu FETÖ’cü bir akıl.” ifadesini kullandı.

Özel, Eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın ABD’deki davada 32 ay hapis cezasına mahkum edilmesiyle ilgili soruyu yanıtlarken de konuyla ilgili genel başkan yardımcılarının ayrıntılı bir açıklama yapacaklarını, ancak davanın Türkiye açısından bir utanç davası olduğunu söyledi.

“İnce, Turgut Özal’ın icraat makamından gidişini kast ediyor”

Özel, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin katıldığı bir televizyon programında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili, “Demirel nasıl gittiyse, Özal nasıl gittiyse Erdoğan da öyle gidecek” şeklindeki sözlerinin, Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı sırasında hayatını kaybetmesi ve ölümüne ilişkin bazı şüphelerin dile getirilmesi dolayısıyla tepkilere neden olduğu da ifade edilerek, değerlendirmesinin sorulması üzerine, şunları aktardı:

“Turgut Özal’ın icraat makamından, yani hükümetten gidişini kast ediyor Sayın İnce. Bugünkü Cumhurbaşkanlığı makamı ile o günkü Cumhurbaşkanlığı makamı aynı değil. Bugünkü Cumhurbaşkanlığı ile o günkü Cumhurbaşkanlığını özdeşleştirip, ‘görevi başında ölmüştü’ haksız bir yorum, çarpıtma. İnce, demokratik yollardan görevi bırakmayı tarif ediyor. Zaten öyle olmasa sadece ‘Özal’ der. Gösterilen tepkilerin tamamı da siyasi amaç içeren haksız yargılardır.”

Özel, Bahçeli’nin cumhurbaşkanlığı adaylığı için toplanan 100 bin imza ve FETÖ’ye ilişkin açıklamalarıyla ilgili bir soruya ise şu yanıtı verdi:

“Bahçeli siyasi argüman üretmeyi, icraata yönelik vaatlerde bulunmayı terk edeli çok oldu. Elinde bir FETÖ çamuru var, ondan kar topu yapmış önüne gelenin yüzüne atıp, alnına kara sürmeye çalışıyor.” (AA)

Bitmeyen savaş, dur diyemeyen insanlık!..

Dünyanın ve insanlığın, dikiş tutmayacak biçimde dağılmış post modern hali malum; bunlara birçok farklı yorum getirmek de mümkün. İnsanlığın çılgınlığı yeni değil kuşkusuz… Ezelden beri huzuru ve barışı kendine çok gören bir insanlıkla, horoz dövüşü gibi birbirini durmadan gagalayan liderlerden söz edilebilir. Nedeninin, temelde, paylaşım kavgasında yattığını söylemek de yanlış olmaz. Toprak, zenginlik ve gücün paylaşımı!… Bugün de, Trump, Netanyahu gibi birkaç lider çerçevesinde yapılan tartışmalarda, ya içerdeki kaos ve baskılar ya da dışardaki zenginlik ve gücün paylaşımı konu ediliyor.

Şu son Kudüs olayı!.. Zaten 50-60 yıldır tehdit, şiddet, acı ve kayıplarla yaşanılıyor bu topraklarda. İsrail işgal alanını her yıl daha büyütürken, Filistin halkının gettolarda yaşamaya mahkum edildiği yerler buraları… İsrail’li yöneticiler ise, bunca büyüme ve güce karşın, kendi halkına da Filistinlilere de barış ve huzuru getirecek bir anlaşmayı değil, hala savaşı ve ölümleri seçmekteler. Dünyanın lideri konumundaki ülke de yangına körükle gitmekte…

Ortadoğu zaten yılardır yanıyor… Suriye’deki savaş henüz sonlandırılamadı; savaş bugün sona erse, yol açtığı yıkımı onarmanın on yıllar alacağı, Ortadoğu halklarının kolay kolay ayağa kalkamayacağı da bilinmekte. Yaptıkları ise, Ortadoğu’daki kaosun ve insanların acılarını devam ettirmek oluyor. Hollywood filmlerine konu olan nükleer savaşa yol açan düğmeye basmaya benzemekte.

Ancak tüm bu gerçekler içinde, insanın seçimleri de beni çok ilgilendiriyor. Yani, bu tür liderleri başa getiren insan; bir yanda “post truthlar” ve popülizme, öte yanda kaos ve savaş gibi belalara razı olan insan; en büyük erdemlerinden biri diye düşünülen demokrasiden bu liderleri çıkaran insan; üstelik, geçmişe göre daha çok daha bildiği ve gördüğünü düşünen insan; ulaştığı bilgi, teknoloji ve zenginlikle paylaşım kavgasını yumuşatması, daha barışçı çözümler bulması mümkün olan insan!…

İnsana ve insanlığa yükleniyor olabilirim; ama bu barbarlıktan kurtulamayışın, yaşanan acılardan ders alamayışın insan dair düşündürücü yanları da olmalı kanısındayım. Ayrıca, bu tür liderlerden ve yol açtıkları kavgalardan kurtulmanın yolu yine insanlardan geçeceğine göre, insan ve insanlık üzerine düşünmek kaçınılmaz.

Kısacası politikacıları ve nedenlerini az çok çözmüş olabiliriz; ama ya insanlar!…Onlar bu kadar mı kör; bu kadar mı güçsüz!…

Tabii soruları başka türlü sormak mümkün; ama dünyanın bitmeyen savaş ve şiddet halini görünce Jose Saramago’nun “Körlük” adlı kitabını hatırlatmadan edemiyorum. Kitap, insanların nedeni bilinmeyen bir biçimde peş peşe kör oldukları kaotik bir ortamda hayatta kalabilmek için ne kadar vahşileşebildiklerini konu etmekte. Bir bakıma, insanlığın karanlık yüzünün anlatıldığı söylenebilir. Kitaptaki son cümleler de şöyle: “Neden kör olduk, Bilmiyorum, belki bir gün nedenini öğreniriz, Ne düşündüğümü söyleyeyim mi sana, Söyle, Bence biz kör olmadık, biz zaten kördük, Gören körler mi, gördüğü halde görmeyen körler.”

Saramago’nun dediği gibi, bugün insanlığı, gördüğü halde görmeyen kör olarak tanımlamak mümkün diye düşünüyorum. Ne bilmedim, duymadım diyebilecek, ne de yaşananları Tanrı’nın takdiri, talihsizlik gibi kolaya kaçmalarla açıklayabilecek durumdalar… Kuşkusuz, bu gördüğü halde görmeyişin arkasında insandan sisteme uzanan birçok neden var ve bunları konuşmak gerekiyor.

İnsan bilinci ve algılamasının yaşadığı çağ ve içinde bulunduğu toplum içinde biçimlendiği ortada. Bu çağın ise, bir yandan insanı doğaya ve kaderine hakim olacak biçimde güçlendirirken, öte yandan bencilliklerine ve çıkarlarına mahkum etmek gibi zayıflattığını söylemek mümkün diye düşünüyorum. Tabii, her iki açıdan da dünyadaki hegemonik ilişkilerin ve kapitalist sistemin payını hesaba katmak gerekmekte. Kısaca söylersek, bu dünyanın, sistemin dişlisi olacak kadar güçlü, sisteme razı olacak kadar zayıf insanlara ihtiyacı var. Bunun için de, “mışlı” dünyalar ve post-truthlar yarattığı gibi, korku ve tehditleri de kullanmakta. Kısacası, bencillikle korkuları, çıkarlarla düşmanlıkları bir araya getiren öyle bir harman yapmakta ki, hem kendini perdelemekte hem insanları pasifize ederek değirmenine su taşıması mümkün olmakta.

Böyle bir sistemde de, barışa değil savaşlara ve korkulara ihtiyaç olduğu ortada. İnsanlar biraz nefes almaya başlasalar, biraz korkularından kurtulsalar, dünyanın bu çılgın gidişatını da, bunun arkasında dönen dolapları da daha iyi anlayıp sorgulayabilecekler. O zaman da, kendilerini yiyip bitiren bu dünyaya dur demeye başlamayacaklarını düşünebiliriz. Ama ne mümkün!…

Bu nedenle, yaşadıklarımızı, aydınlıkla karanlığın savaşı olarak görmek gibi, asıl aydınlanma çağının bilgi, teknoloji ve gücün, insan ve insanlık için olumlu bir şeyler üretmesiyle başlayacağını düşünmek abartı olmaz. Bugün yaşanılanlar ise, bu aydınlanmayı engellemek üzerine kurulmuş durumda.

Parlamenter sistem sona erdi: Eski sisteme veda

HÜSEYİN ŞİMŞEK

AKP ve MHP’nin kurduğu Cumhur İttifakı’nın aldığı seçim kararının ardından TBMM, önceki gün parlamenter demokrasi düzenine “şimdilik” veda etti. Seçim sonuçlarının kesinleşmesinden üç gün sonra yeni rejimin ilk toplantısı için toplanacak olan TBMM’nin 4 Kasım 2016’da başlayan 26’ncı Yasama Dönemi’nin son günü, kürsüde açılan oruç, CHP’nin İsrail ile Mavi Marmara Anlaşmasının iptali yönündeki önergesinin reddedilmesi ve çeşitli tartışmalarla tarihe geçti.

CHP’nin İsrail’in yaptığı katliama tepki için verdiği önergeyi değerlendiren AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş ise bu duruma, “Devletler ‘canı sıkıldığında’ anlaşma iptal edilmez” yanıtını verdi. Elitaş’ın bu sözleri muhalefetin büyük tepkisini çekti.

Kürsüden oruç açtı
Son günde Elitaş’ın oruç şovu da yaşandı. Elitaş, orucunu Genel Kurul Kürsüsü’nden içtiği suyla milyonların gözü önünde açmayı tercih etti.

Partisi adına son Genel Kurul’da konuşan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Meclis’in yetkilerinin elinden alındığı bir sürece girildiğini hatırlatarak, AKP’ye şöyle seslendi: “Muhalefete sormadan İçtüzük yaptınız, size sormadan İçtüzük yapmayacağız. Muhalefetin bileğini bükerek Anayasa değiştirdiniz, asla böyle bir şey yapmayacağız. Siz bu Meclis’ te Erdoğan’a Anayasa yaptınız, biz geldiğimizde her doğana Anayasa yapacağız.”

‘Huzuru getiremedik’
HDP’nin Ekonomiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan ise 26’ncı Yasama Dönemi milletvekilleri olarak Türkiye’ye huzuru ve refahı getiremediklerini söyledi.

Muhalefet yok sayıldı
Meclis Başkanlığı Denetim Bürosu’nun istatistikleri ise TBMM’nin 26’ncı dönemde yeni dönem uygulamaya konmadan, fiili olarak işlevini yitirdiğini gözler önüne serdi. Buna göre, toplam bin 607 sözlü soru önergesi verilirken bunların yalnızca 568’i cevaplandırıldı. Verilere göre ayrıca, iktidar üyelerinin yanıtlaması istemiyle iki yılda 28 bin 704 yazılı soru önergesi verildi. 22 bin 252 önerge CHP’liler, 4 bin 568 önerge HDP’liler, bin 647 önerge MHP’liler ve 61 önerge İYİ Parti’liler tarafından verildi. Bu önergelerin 2 bin 993’ü yanıtlanırken, 14 bin 258’i yanıtsız bırakıldı. İktidar, muhalefetin verdiği 5 bin 528 araştırma önergesinin tümüne yakınını da reddetti. Az sayıda komisyon kuruldu.

BDS Türkiye gönüllüsü Dr. Nicola El-Saafin: Filistin davası

ZEYNEP KURAY [email protected] @zeynokuray

Filistin için İsrail’e Boykot Girişimi-BDS Türkiye gönüllüsü Dr. Nicola el-Saafin, Türkiye’de Filistin davasına bir seçim malzemesi olarak yaklaşılmasının kabul edilemez olduğunu söyledi. İktidarın bir yandan Filistin halkının yanında olduğunu iddia ederken diğer taraftan ise İsrail ile en üst düzey ilişkilerini sürdürdüğüne dikkat çeken Saafin, bu tutarsızlığın İsrail’e kazanım sağladığını kaydetti.

Miting düzenleyenler ticaret de yapıyorlar
İstanbul’da doğan Dr. Saafin, BDS Türkiye içinde 12 yıldır ülkesindeki işgal ve zulme karşı mücadele veriyor. 70’inci yılına giren Nakba’nın (Büyük Felaket) sadece tarihten ibaret olmadığını, Filistin halkının işgal edilen topraklarına geri dönüş mücadelesinin kuşaktan kuşağa süreceğinin de beyanı olduğunu vurgulayan Dr. Saafin, “Filistin halkı yeniden fedakârlık, birlik ve tarihsel haklar için mücadelenin ön plana çıkması gerektiğini savunuyor ve bu yönde de eylemlerine devam ediyor” dedi.

Türkiye siyasetinde Filistin’in genellikle kullanılan bir dava olduğuna işaret ederek, Gazze’deki son katliamın hemen akabinde AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Yenikapı’da miting düzenleyecek olmasının bunun en somut göstergesi olduğunu kaydetti. Filistin davasına bir seçim malzemesi olarak yaklaşmanın kendisinin bir felaket olduğunun altını çizen Saafin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye hükümeti bir yandan Filistin halkının yanında olduğunu beyan ediyor, diğer taraftan ise İsrail ile geçmişten gelen ilişkilerini devam ettirmekte ısrar ediyor. Tepkisi söylemden öteye geçmiyor. İsrail ile ilişkilerin kesilmesi, anlaşmaların iptal edilmesi gibi gerçek adımları atmıyor. Büyük elçiyi geçici olarak geri çekmek gibi tavırların hiçbiri İsrail için bir şey ifade etmiyor. Siyasi iktidar Kudüs Filistin halkına iade edilmediği müddetçe tüm ilişkilerin kesilmesini savunursa o zaman farklı olur. Ama şu an kurulan ilişki İsrail’e kazanım sağlıyor.”

İki ülke ilişkileri üst düzeyde sürüyor
İsrail ile Türkiye’nin ilişkilerinin en üst düzeyde seyrettiğine, ekonomik olarak Türkiye’nin İsrail’in beşinci büyük ortağı olduğuna işaret eden Saafin, bu açıdan İsrail’in Türkiye tarafından hiçbir cezalandırma politikasına tabi tutulmayacağının da ortada olduğunu belirtti. Mavi Marmara saldırısının ardından bozulan ilişkileri “normalleştirmek” için başlatılan süreci de hatırlatan Saafi, Filistin halkıyla gerçek dayanışma adımlarının bu anlaşmalardan geçmediğini kaydetti.

Diplomatik ilişkiler kesilsin
Saafin, Türkiye-İsrail ilişkilerinin genel tablosunu şöyle ortaya koydu: “Filistin halkıyla gerçek bir dayanışma içinde olunacaksa, o zaman Türkiye hükümetinin İsrail ile tüm ticari, askeri, diplomatik ilişkilerini kesmesi gerekiyor. Türkiye şu anda İsrail’e büyük ekonomik katkılarda bulunuyor. Ekonomik, politik, askeri, kültürel ilişkilerin kesilmesi lazım. Türkiye’nin İsrail ile kültürel etkinlikleri aynen devam ediyor.”

Kudüs fitilini ateşleyen ABD Başkanı Donald Trump’ın kararını da değerlendiren Saafin, Ortadoğu’nun bir kaos döneminden geçtiği bugünlerde emperyalistlerin fırsattan istifade kendi yayılmacı politikalarını devreye soktuğunu belirtti. ABD ve İsrail’in bölgede istediği gibi at koşturduğunu ifade eden BDS Sözcüsü Saafin, tarihsel bir şehri ele geçirerek işgallerini meşrulaştırmaya çalıştıklarını vurguladı. Saafin, siyonizme ve emperyalizme karşı mücadeleyi yükseltme çağrısında bulunan Dr.Saafin, hangi saldırıyı yaparlarsa yapsınlar Filistin halkının, tarihsel hakları için mücadele etmeye devam edeceğini ve dünyadaki özgür halkların Filistin halkıyla dayanışmayı sürdüreceğini vurguladı.

İnce: 24’ünde cumhurbaşkanı olayım, 25’inde dolar düşecek

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, seçim kampanyası kapsamında Kırklareli’nde konuşuyor. İnce, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın İngiltere temaslarını değerlendirirken, “Erdoğan İngiltere’de 3 gün kaldı, 16 yıl içinde bir ilde 3 gün kaldı mı; ne konuştunuz orada?” diye sordu.

1 yıldır Türkiye’de ABD’nin büyükelçisi olmadığını ilişkilerin katip düzeyinde sürdüldüğüne dikkati çeken İnce, “24 Haziran’da temaslar büyükelçi düzeyinde olacak. Şam’da da olacak” dedi.

Bugün Erdoğan’ın da katılacak Yenikapı’da düzenlenecek Kudüs mitingine değinen İnce, “Boykot yok, anlaşma iptali yok, Mavi Marmara için alınan paraları iade etmiyor, ne yapıyor miting yapıyor; miting Filistin için değil seçim için” tepkisini gösterdi.

İç fıstığın kilosunun 200 lirayı aşmasını değerlendiren İnce, Tarım Bakanı’na tepki gösterdi. İnce, Tarım Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’ya “Vicdansız” diyerek, “Antep fıstığı ithal edilir mi?” dedi.

İnce seçim çalışmaları kapsamında Kırklareli’nde konuştu:

“Ey aziz Türk milleti, kandırılma. O kandırılıyor olabilir, onu kandırıyor olabilirler. Sen oynanan filme kanma. 2 sene geçmiş üstünden daha istememiş bile.

Sayın Erdoğan Londra’ya gitti. Londra’da 3 gün kaldı. Şimdi size soruyorum, sayın Erdoğan Anadolu’da veya Trakya’da 16 yıl içinde, 3 gün bir şehirde kaldı mı? 3 gün İngiltere’de ne konuştunuz?

F-35 uçaklarını 6 senedir ABD’den istiyoruz. Parasını veriyoruz, uçağı vermiyor. Bu uçakların en belirgin özelliği, helikopter gibi yukarıdan aşağıya inebilmesi. Parasını verdiğimiz halde F-35’leri 6 senedir vermiyorsunuz? Bu soru 2.

Soru 3. Neden 6 senedir vermediğini uçakları, seçimden 3 gün önce veriyorsunuz? Sizin gözünüzü boyamak için aziz Türk milleti.

Tam 1 yıldır Türkiye’de Amerikan Büyükelçisi yok. Türkiye, ABD’nin gözünde bir katiple idare edilecek bir ülkedir. Daha ilginci, Türkiye’nin Şam’da büyükelçisi yoktur. Yıllardır yok. 4 milyon Suriyeli Türkiye’de. Suriyelilere 40 milyar dolar harcamışız. Ama Suriye’de elçimiz yok. Nasıl çözeceğiz bu sorunları? 40 milyar dolar paramız gitmiş. Ev yapsak 2 milyon ev yapıyor. Muharrem İnce cumhurbaşkanı olduğunda, ABD ile ilişkiler büyükelçilik düzeyinde olacak. Suriye’de büyükelçimiz olacak. Bağımsız, onurlu, başı dik. Böyle çözeceğiz sorunları.

Bugün sayın Erdoğan miting yapıyor Filistin’le ilgili. Hiçbir itirazım yok. AK Parti Genel Başkanı’na yardımcı olmak istiyorum. Milletimizin önünde söz veriyorum. İsrail mallarını boykot edecek misin? Hayır. Anlaşmaları iptal edecek misin? Hayır. Mavi Marmara için aldığın 20 milyonu geri verecek misin? Hayır. Sadece miting yapacağım diyor. Miting Filistinliler, Müslümanlar için değil. O miting seçim içindir.

2008’den bu yana her emekli olanın maaşı düşüyor. 840 lira emekli maaşı var. Türkiye’de en düşük emekli maaşıyla en yüksek maaş arasındaki fark 9 kat oldu. Finlandiya’da bu 2 kat. Türkiye’de 6500 liraya da var, 840 liraya da var.

Muharrem İnce cumhurbaşkanı olduğunda, hiç üretimi arttırmazsa sadece gelir dağılımını adaletli yapsak, herkesin maaşı 2 katına çıkar.

Yakında bayram geliyor. Bayram deyince aklımıza baklava geliyor. Fıstığın kilosu 220 lira olmuş. Bakan çıkmış böyle olursa dışardan alırız diyor. Fıstığın adı Antep Fıstığı, sende hiç vicdan yok mu? Tarım Bakanı’nın adı Fakıbaba, milletin adı fakir baba. İki Trakya büyüklüğünde tarım alanı artık ekilmiyor. Buğday’ın artışı yüzde 11, mazotun artışı yüzde 27. 30 milyar para vermeleri gerekirken tarıma, 12 milyar verdiler. Türkiye Cumhuriyeti çiftçisine borçludur. O borcu bu köylü çocuğu hemen ödeyecek.

AK Partili annelere sesleniyorum. Sizin partiniz mi daha değerli, yoksa çocuğunuz mu? 24 Haziran üniversite sınavı vardı. Size soruyorum, seçimin tarihi mi önemli sınavın mı? Bu ülkenin çocuklarını düşünmeyip, kendi koltuğunuzu düşünüyorsunuz. Bu çocukların sınav tarihlerinden ne istiyorsunuz?

O şeker fabrikalarını alan iş adamlarına sesleniyorum. Sakın güvenmeyin. Yeniden gözden geçireceğiz, bunu herkes böyle bilsin.

Türkiye’de AKP ile birlikte bir örtülü ödenek tartışması başladı. Başbakanlar kullanırdı eskiden. Kanunu değiştirdiler, cumhurbaşkanı da kullanır oldu. Hem Binali Yıldırım, hem Erdoğan kullanıyor. Sıkı durun. 2018’in ilk 4 ayında 747 milyon örtülü ödenek kullanıldı. Nereye kullandın bunu bu kadar? Seçim çalışmalarına mı kullandın, bilelim? Benim cumhurbaşkanlığımda, istihbarat çalışmaları hariç, meclisteki iki büyük partiye göstereceğim örtülü ödenek harcamalarını.

2018’in ilk 4 ayında devlet 324 milyon lira kira ödemiş. Mesela araç kiralamaya 174 milyon harcamış. Nereden bulacaksın diyor parayı? Tasarruf edeceğim işte. Saray yaptın 2 milyar liraya. O paraya 100 bin ev yapılırdı, 100 bin ev.

Anneler size söz veriyorum, çocuklarınız temiz tuvaleti olan okula gidecek. Güven içinde okula gidecekler. Servis zulmü yaşamayacak, sınava girerken ücret ödemeyecek. Çocuklarınız uluslararası sınavlarda sonuncu olmayacak. Çocuklarımızı geleceğe hazırlayacağız. Hurafelere değil, bilime hazırlayacağız, bilime. Dindar nesil yetiştirecekmiş, senin haddine mi? Sana mı kaldı? Biz dinimize sadık değil miyiz? Senin dindar veya kindar bir nesil yetiştirmek gibi bir görevin yok ama bu çocuklara matematik öğretme görevin var. Bunu öğreteceksin.

Televizyonlarda tezek diyen, pislik diyen, çukur diyen bir cumhurbaşkanı değil, gelecekten bahseden bir cumhurbaşkanı olacak. 24’ünde cumhurbaşkanı olayım, 25’inde dolar düşecek, bundan emin olun. Neden düşecek? Uluslararası piyasalara güven vereceğiz. Bağımsız mahkemelerin olduğu bir Türkiye diyeceğiz. Merkez Bankası Başkanı’nı CHP Genel Merkezi’ne çağırmayacağız. Ekonomi Bakanı, kur artışını takmıyorum diyor. Ekonomi ciddi bir iştir, böyle bir şey diyebilir mi ekonomi bakanı? 2022’de olması gereken dolar seviyesi 2018’de gelmiş, uçuruma gidiyoruz. Buradan başı dik, onurlu, millete sevdalı bir politikayla çıkabiliriz ancak. Emin olun bunu başarabiliriz.”

Yeni Türkiye

“Yazlık saray için 40 bin ağaç kesildi” haberine erişim engeli geliye.

Gazeteciler hapiste kalıye. Zaten gazeteciler gazetecilik yapmıye.

OHAL’de toptan seçime gidiliye.

Yerli ve milli uçak, araba, ev, TOKİ, UFO, ne varsa zaten otomatik olarak geliye…

Özgürlükler azalıye. Grev yasaklanıyeah. Konvoyun sonu gelmiyeah. Hiçkimse bizi sevmiye. Almanya bizi kıskanıye.

İsrail yine bildiğini okuye. Bizimkiler üç günlük yas ilan ediye. Mavi Marmara ise çoktan satılıye. 20 milyon dolara sus pus oluniye. Dostlar alışverişte göriye.

Döviz çıkdırıye, kimse bir şey yapamıye, Merkez Bankası sessiz kalıye. Kimse bizi tabii ki sevmiye… Giden bir tek bizim yövmiye.

Toplum iyice ortadan bölüniye. Kimse kimseyi dinlemiye, kimseye de güvenmiye, dinlese bile inanmıye. Başımıza gelen hep eğitimsizlikten geliye.

Bizimkiler yalanlarla yaşıye, ekonomiyi söz vererek düzeltiye, Dolar’a yatırım yapan yaya kalıye deniliye ama maalesef olmıyye. İnsan ister istemez üzüliye.

Seçimle gidilirken, giderayak kimsenin kullanmayacağı lüks zırhlı ve konforlu makam arabaları alınıye, neden bu kadar masraf yapılıye?

Altımızda Merso, işler yine terso gidiye… Yerli tohum elden gidiye… Topraklarımız satılıye, geçmediği köprünün geçiş ücretini yine vatandaş ödiye. Bir de bununla gurur duyuliye…

Koylar imara açılıye, imar affı geliye, çalanın, çırpanın, orman yakanın yanına kar kalıye… Oylamalarda herkes pişkince sırıtıye…

Meclis güçten düşüye, hiçbir şeyi araştırmak istemiye, çoluk çocuk sefil oluye, bir sürü hayat kararıp gidiye…

Baştakiler her şeye kızıye. Yıllar önce tekme atan Yerkel özür diliye, sanki rüzgarın yönü değişiye…

Anneler gününde Tünel’e dantel kaplanıye, bunun ihalesinin ekmeğini kim yiyiye? Yol kenarlarını sevimsiz saksılar süsliye…

Meydanlar betona teslim oliye. Örovizyona bizden kimse katılamıye, bakanlarımız dövize zaten tavır koyiye…

Medya iyice sütlaca döniye. Gazeteciler işlerinden çıkarılıye, zaten herkes kısa yoldan zengin olmak istiye…

Benzine mazota sürekli zam geliye, çalışanın maaşı gün geçtikçe eriye, kimse bunları hak etmiye…

Seçimlere doğru normalde istifa etmesi gereken kimse istifa etmiye. İnsan iyice kıllanıye, bunlar acaba oy mu çalıye… Durduk yerde bıyıklı bir bakan çıkıp “Bir trafo tartışması, elektrik kesintisi başlamamalı” diye açıklama yapıye. Neden bunu şimdi yapıye?

YSK zaten “Sıkıntı yok, neden sıkıntı çıkmadan bizi darlıyorsunuz” diyiye. Ben en çok onlara güvenmiye. Gün geliyor “Güvenli olsun” diye zarf mühürliye, ertesi gün gelip “Ya o mühüre filan gerek yok” diyiye… Sana kim inanıye?

Devletin ajansı acayip haberler yapıye. yükselen dövize “Dolar 4.29’a geriledi” diyiye, e ben sana nasıl inanıye? Dolar son bir ayda 3.98^’d’den 4.29’a geriliye. Ben gerim gerim geriliye.

Her yağmurda meydanlar sel oliye, dere yataklarına yapılmış evleri su basıye, gariban vatandaş da buna Allah’ın işi diyiye…

Erkekler kadınlar için AVM açıye, kimse buna şaşırmıye. Adam gibi adam, adam gibi kadınlar yetişiye…

Evren Paşa işkenceyi kabul etmiye, bakanımız kurdaki artışı kabul etmiye, inanmayarak bir hayat geçiye.

Başbakan yardımcısı seçim sonrası “Gerçek iktidar Haziran ayının 24’ünde belli olacaktır… Onlar rüya görüyorlar, 24 Haziran bu rüyaların kabusa döndüğü yeni bir gün olacaktır” diye millete kabus vaadediye… Kimse bu uykudan uyanamıye.

Peki sen söyle güzel abim, güzel ablam: Boşa geçen ömre ne deniye?

İsrail’in 30 Mart’tan bu yana öldürdüğü Filistinli sayısı 46’ya

İsrail’in dünkü “Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü”ne yaptığı saldırıda vurulan 14 yaşındaki Azzam Awaed’in bu sabah yaşamını yitirdiği öğrenildi. Awaed’le birlikte yürüyüşün başladığı 30 Mart tarihinden itibaren İsrail’in öldürdüğü Filistinlilerin sayısı 46’ya yükseldi.

Filistin Sağlık Bakanlığı dün Gazze’de düzenlenen “Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü’nde İsrailli bir keskin nişancı asker tarafından vurulan 14 yaşındaki Azzam Awaed’in bu sabah yaşamını yitirdiğini açıkladı.

“Büyük Dönüş Yürüyüşü” kapsamında Gazze sınırında haftalardır süren eylemlerde İsrail askerlerinin saldırıları sonucunda çok sayıda Filistinli yaralanırken ölenlerin sayısı 46’ya yükseldi. Dünkü gösterilerde 29 yaşındaki Abdul al-Salam Bakir, 22 yaşındaki Halil Naim Mustafa Atta ile 21 yaşındaki Muhammed Amin El-Macid yaşamını yitirmişti.

Filistin Sağlık Bakanlığı İsrail saldırılarında ölen Filistinlilerin isim listesini de yayımladı.

BM’den İsrail’e uyarı

Birleşmiş Milletler (BM), İsrail’e Gazze- İsrail sınırında Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü gösterileri düzenleyen Filistinlilere karşı aşırı güç kullanmaması yönünde çağrıda bulundu. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) Üyesi Zeid Ra’ad Al Hussein geçen ay boyunca 40’ı aşkın Filistinli’nin öldüğüne ve 5 bin 500’den fazla insanın yaralandığına dikkat çekerek, “Her hafta, silahsız göstericilere karşı ölümcül güç kullanma vakalarına tanık oluyoruz” dedi.

BM ve uluslararası kuruluşların uyarılarına rağmen durumun değişmediğine dikkat çeken Zeid Ra’ad Al Hussein, gösterilerde hayatlarını kaybedenlerin silahsız siviller olduğuna vurguladı. Göstericilerin İsrail askerlerine ciddi bir tehdit oluşturmamasına karşın İsrail kolluk kuvvetlerinin, Filistinlilere karşı aşırı güç kullandığını belirten Al Hussein, “Protestonun son dört haftasında dört kişinin İsrail kuvvetleri tarafından, baş veya boyun bölgesine hedef alınan mermi ile vurularak öldürüldüğü tespit edilmiştir. 233 kişide uzuvların ampütasyonu da dahil olmak üzere ömür boyu süren sakatlıklarla sonuçlanacak kalıcı yaralanmalara maruz kalmıştır” şeklinde konuştu.

OHCHR kayıtlarına göre, 14 yaşında bir çocuk olan Ayyoub’un, 20 Nisan’da bir mermiyle öldürüldüğünü vurgulayan Yüksek Komiserlik Üyesi, “Savunma pozisyonlarındaki ağır korunan güvenlik güçlerine karşı yakılan lastiklerin, atılan taş ve molotofların ciddi bir tehdit olarak görülmesi oldukça zordur” ifadelerini kullandı.

Yaşanan yaralanmaların hesabının sorulması gerektiğini söyleyen üye, bunun yapılmaması halinde gelecekte insan hakları ihlallerinin yaşanabileceğini söyledi.

***

Yaralanan çocuk hayatını kaybetti

Filistin Sağlık Bakanlığı, dün Gazze Şeridi’ndeki Büyük Dönüş Yürüyüşü’nde, Han Yunus’ta İsrail askerleri tarafından başından vurularak yaralanan çocuğun bugün hayatını kaybettiğini duyurdu. Han Yunus’un doğusunda Huza kasabası yakınlarında başından vurularak ağır yaralanan Azem Hilal Uveyda (14) isimli çocuk kaldırıldığı Gazze Avrupa Hastanesinde bu sabah hayatını kaybetti.