42. TGC Sedat Simavi Ödülleri’ne başvurular başladı

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) kurucu başkanı Sedat Simavi adına 42 yıldır verilen ödüllere başvurular başladı. TGC Sedat Simavi Ödülleri için başvurular, 28 Eylül 2018 Cuma akşamı saat 17.00’de sona erecek.

TGC Sedat Simavi Ödülleri’nde Gazetecilik, Radyo, Televizyon, Karikatür, Edebiyat, Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri, Sağlık Bilimleri ve Spor olmak üzere 9 dalda ödül veriliyor. Ödül dallarının sayısı ve Seçici Kurul üyeleri, her yıl Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu tarafından belirleniyor.

Ödüllerle ilgili ilanlar gazetelere veriliyor. Ödül Sekreterliği tarafından 3500’den fazla öğretim kurumu ve kuruluşa elektronik posta ile mektup gönderilip ödüller için adayları varsa bildirmeleri isteniyor. Sedat Simavi Ödülleri’ne aday olabilmek için çeşitli şartlar aranıyor.

Başvuru koşulları arasındaki bazı maddeler şöyle:

“Adaylar, bir dalda ve bir eserle başvurabilir. Kolektif çalışmalar, ödül yönetmeliğindeki ilgili maddeye uyulmak koşuluyla aday olabilir. Gazetecilik, Karikatür, Radyo ve Televizyon dallarında, aday kişinin ve eserinin Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Türkiye Gazeteciler Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ndeki maddelere aykırı olmaması dikkate alınır. Klasik ders kitapları, lisans, lisansüstü ve doktora tezleri ile bunlara dayalı makaleler, daha önce ulusal yarışma ve ödüllendirmelere katılmış eserler, derece almış olsun veya olmasın aday olamaz. Fen ve Sağlık Bilimleri dallarında eserin son 5 yıl içinde (01.10.2013–30.09.2018), diğer dallarda ise, son bir yıl içinde (01.10.2017-30.09.2018) yayınlanmış ve gerçekleştirilmiş olması gerekiyor. Fen ve Sağlık Bilimleri dallarında yabancı dille yayınlanmış eserlerle de başvurulabiliyor. Bu durumda eserle beraber çalışmayı tam olarak anlatmak kaydıyla en az 2, en fazla 5 sayfalık Türkçe özetinin verilmesi de gerekiyor”

ŞAHSEN DE BAŞVURULABİLİR

Ödüller için başvurular, 28 Eylül tarihine kadar kabul ediliyor. Kuruluşlar ve öğretim kurumları tarafından gösterilen adaylar, adaylık için şahsen başvuranlar ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nce oluşturulan Ön Araştırma Kurullarınca belirlenen adaylarla birlikte Seçici Kurul değerlendirmesine sunuluyor. Ekim ayının ilk günlerinde ödül adaylarına ait çalışmalar ve belgeler Seçici Kurul üyelerine gönderiliyor. Seçici Kurullar Ekim ayının ikinci yarısından Aralık ayına kadar Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde uygun gördükleri sayıda toplantılar yapıyor ve kazananları belirleyip 1 Aralık tarihine kadar Ödül Sekreterliği’ne bildiriyorlar..

ÖDÜLLER ARALIK AYINDA TÖRENLE DAĞITILACAK

Ödüller, her yıl Aralık ayında törenle dağıtılıyor. Ödül kazananların isimleri, medya yolu ile açıklanıyor. Ödül kazananlara, merhum Sedat Simavi’nin küçük bir heykeli ve Ödül Belgesi; övgüye değer görülenlere, plaket ve Övgü Belgesi veriliyor. 1977 yılından beri verilen ödüllerle ile ilgili ayrıntılı başvuru koşullarına http://www.tgc.org.tr/ internet sitesinin ödüller başlığı altındaki Sedat Simavi Ödülleri sayfasının Yönetmelik bölümünden ulaşılabilir. Merak edilen sorular için de Sedat Simavi Ödülleri Sekreterliği’nin [email protected] isimli elektronik posta adresi üzerinden ya da 0212 513 84 58 numaralı telefonunu arayarak da bilgi alınabilir.

SEDAT SİMAVİ KİMDİR? (1896 – 1953)
Öncü çalışmaları ile adını yayın tarihine yazdıran Sedat Simavi, 1896 yılında İstanbul’da doğdu. Babası Hamdi Simavi Bey, annesi Abdülhamit sadrazamlarından Saffet Paşa’nın torunu Aliye Hanım’dır. Sedat Simavi, babasının görevli olduğu Samsun’da ilk Fransızca derslerini aldı. Kadıköy Saint-Joseph Fransız Okulu’nda başladığı öğrenimini Galatasaray Lisesi’nde tamamladı (1912), Okul sıralarında ilk karikatürleri yayınlanmaya başlandı. 1.Dünya Savaşı patlak verince Hadımköy’deki birliğine katıldı. 1916’da Şeker Bayramı’nın birinci günü “HANDE” adındaki haftalık dergiyle yayın hayatına atıldı. 1917’de Müdafaa-i Milliye Cemiyeti adına ilk defa konulu bir film çevirdi. “PENÇE”, “CASUS” ve “ALEMDAR VAKASI” filmleri böyle doğdu. İstanbul’un çeşitli semtlerinde başarı ile oynadı. “DİKEN” ve “İNCİ” dergilerini de bu arada yayımlamıştı. Sedat Simavi, günlük gazete idealine 21 Temmuz 1920’de “DERSAADET” ile kavuştu. Gazete, Sevr Muahedesi’nin yarattığı karamsarlığa karşı yapıcı bir ruh aşılıyordu. Onu “PAYİTAHT”, “GÜLERYÜZ” izledi. 15 Mart 1933’te yayın hayatına atılan haftalık “YEDİGÜN” ile 18 yıl en çok satan dergiyi çıkarma başarısına sahip oldu. Gazetecilerin dayanışmalarını ve bağımsızlıklarını sağlamak amacıyla Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin kurulmasında öncü oldu. Cemiyetin 1 numaralı Şeref Rozeti’ni taşıdı ve ilk başkanlığa seçildi. Sedat Simavi, 1 Mayıs 1948’te Türkiye’nin en büyük tirajlı gazetesi “HÜRRİYET” i yayımlamaya başladı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı iken Üniversitede Gazetecilik Kürsüsü’nün kurulması için de ilk yazılı başvuruyu yaptı. Sedat Simavi’nin mücadeleli hayatı 11 Aralık 1953’te son buldu.

2018 SEDAT SİMAVİ ÖDÜLLERİ SEÇİCİ KURUL ÜYELERİ:

GAZETECİLİK:

Pınar AKTAŞ (Milliyet Gazetesi Haber Araştırma Müdürü)

Niyazi DALYANCI (Gazeteci – Yazar)

Sedat ERGİN (Hürriyet Gazetesi Yazarı)

Orhan ERİNÇ (Cumhuriyet Gazetesi Yazarı )

Tuğrul ERYILMAZ (Gazeteci)

Hakan GÜLDAĞ: (Dünya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni)

Vahap MUNYAR (Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni)

Ayşe ÖZEK KARASU: (Habertürk Gazetesi Genel Koordinatörü)

Şükran SONER (Cumhuriyet Gazetesi Yazarı)

RADYO VE TELEVİZYON:

Prof. Dr. Yılmaz BÜYÜKERŞEN (İletişimci)

Prof. Dr. Yasemin GİRİTLİ İNCEOĞLU (İletişim Akademisyeni)

Göksel GÖKSU (CNN Türk Televizyonu Muhabiri)

Dr. Öğr. Üyesi Gökmen KARADAĞ (İstanbul Aydın Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi)

Dr. Öğr. Üyesi Erkan OYAL (Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi)

Doğan ŞENTÜRK ( Fox TV Haber Genel Yayın Yönetmeni)

Celal TOPRAK (Ekonomi Gazeteciler Derneği Başkanı )

Dr. Recep YAŞAR (TRT Strateji Uzmanı, İletişimci)

İhsan YILMAZ (Habertürk TV Haber Müdürü)

KARİKATÜR:

Ercan AKYOL (Milliyet Gazetesi Çizeri)

Dr. Öğr. Üyesi Gürbüz Doğan EKŞİOĞLU (Çizer, Grafik Sanatçısı, Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarımı Bölümü Öğretim Üyesi)

Piyale MADRA (Çizer, Grafik Sanatçısı)

Kamil MASARACI (Cumhuriyet Gazetesi Çizeri)

Akdağ SAYDUT (Çizer)

EDEBİYAT:

Eray CANBERK (Şair, Çevirmen)

Metin CELÂL (Yazar, Eleştirmen)

FarukDUMAN (Yazar)

Nursel DURUEL (Yazar)

Doğan HIZLAN (Eleştirmen)

Ahmet ÖZDEMİR (Yazar)

Hilmi YAVUZ (Şair)

SOSYAL BİLİMLER:

Prof. Dr. Taner BERKSOY (Piri Reis Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Denizcilik İşletmeleri Yönetimi Bölümü Başkanı)

Gülseren ERGEZER GÜVER (Gazeteci)

Prof. Dr. Sibel İNCEOĞLU (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Emre KONGAR (Sosyolog)

Prof. Dr. İoanna KUÇURADİ (Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi Müdürü)

Prof. Dr. Bertil Emrah ODER (Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı)

Prof. Dr. İlter TURAN (İstanbul Bilgi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi)

FEN BİLİMLERİ:

Prof. Dr. Taylan AKDOĞAN (Özyeğin Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Mühendislik Temel Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Viktorya AVİYENTE (Boğaziçi Üniversitesi Fen – Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Türkan HALİLOĞLU (Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. İlhan İKEDA (Boğaziçi Üniversitesi Fen – Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Sedat ÖLÇER (İstanbul Bilgi Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bolümü Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Önder PEKCAN (Kadir Has Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Yücel YILMAZ (Yer Bilimci – Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi)

SAĞLIK BİLİMLERİ:

Prof. Dr. Özdemir AKTAN (Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı E. Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Selim BADUR (İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Viroloji Bilim Dalı E. Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Halil BAHÇECİOĞLU (Göz Hastalıkları Uzmanı)

Prof. Dr. Berrak ÇAĞLAYAN YEĞEN (Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Başkanı)

Prof. Dr. Gökhan DEMİR (Tıbbi Onkoloji Uzmanı)

Prof. Dr. Önder ERGÖNÜL (Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi ve Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Önceki Başkanı)

Prof. Dr. Ahmet GÜL (İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi)

Sibel GÜNEŞ (TGC Genel Sekreteri – sagliktagundem.com Genel Yayın Yönetmeni)

Prof. Dr. Gökhan HOTAMIŞLIGİL (Harvard Üniversitesi Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölümü Başkanı)

SPOR:

Mert AYDIN (Spor Yazarı)

Gürcan BİLGİÇ (Sabah Gazetesi Spor Yazarı)

Şenes ERZİK (UEFA – FİFA Onursal Üyesi – Türkiye Futbol Federasyonu Onursal Başkanı )

Attila GÖKÇE (Milliyet Gazetesi Spor Yazarı)

Arif KIZILYALIN (Cumhuriyet Gazetesi Spor Müdürü)

Uğur VARDAN (Hürriyet Gazetesi Spor Yazarı)

Esat YILMAER (Dünya Spor Yazarları Birliği (AIPS) 1. Başkan Yardımcısı)

Muharrem İnce, Kırıkkale’de konuşuyor

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, seçim çalışmalarına devam ediyor.

Kırıkkale’de konuşan İnce’nin konuşmalarının öne çıkan bölümleri şöyle:

  • Amerika’nın nüfusu 300 milyon, Türkiye’ninki 80 milyon; onların iki katı kadar milletvekilimiz var. İlk işimiz milletvekili sayısını indirmek olacak. Biz Amerika’dan daha mı büyüğüz, daha mı zenginiz! İlk önce buradan başlayacağız.
  • Kırıkkale bir Anadolu şehri ama son dönemlerde hep kaybediyor. MKE’ye bak, işçi sayısı kaça düşmüş, taşeronun hakkı verilmemiş. Bunu değiştireceğiz.
  • Türkiye’yi barıştıracağız, ekonomik olarak büyüyeceğiz, adil bölüşeceğiz.
  • Emekli arkadaşlarım, Ramazan ve Kurban bayramlarında birer maaş dedik; hükümet de biner lira dedi. Yetmez ama tamam! O bin lira birkaç senede enflasyonda erir. Bir de hükümetlerin tercihine bırakılmamalıdır, kanunu olmalı kanunu. Size sözüm şu; bayramlarda birer asgari ücret alacaksınız.
  • Devlet fakir fukaraya yardım ettiğinde Erdoğan mı veriyor, Ak Parti mi veriyor? Benim cumhurbaşkanlığımda da TC verecek, devlet verecek. Bir tartışmadır gidiyor, ben meydanlarda iş, ekmek, aş diyorum; kadınlara sesleniyorum. Ne diyor Neşet Ertaş, “Kadın insandır, biz insanoğluyuz”. Kadının iş gücüne katılım oranı yüzde 32, bunu yüzde 50 yapmamız lazım. O yüzden de her mahalleye bir kreş açacağız. Çalışmak isteyen kadının çocukla ilgili problemi olmayacak. Çocuk kreşe, kadın işe! Her aileye bir ev, her eve bir maaş!
  • Nereden bulacaksın diyor parayı, 4 milyon Suriyeliye 40 milyar lirayı nereden bulduysan oradan, sarayına parayı nereden bulduysan oradan. Çiftçiye mazotu 3 liradan vereceğiz. Asgari ücret 2200 lira olacak. Polislere, öğretmenlere, hemşirelere, din görevlilerine sesleniyorum, eski bir devlet memuru olarak; ne zaman siz 3600’ü vereceğim dedi, ben konuştuktan sonra. 16 yıldır neden vermedin? Ona teklifim var; devleti o yönetiyor, bir KHK çıkarsın bugün, 3600’ü versin. Samimiyse gelsin yapsın.
  • Memleketi 16 senenin sonunda duvara çarptırmak üzere. Dolar, Euro nasıl düşer? Bir yabancı yatırımcı Türkiye’ye güvenmiyor, çünkü mahkemelere güvenmiyor. OHAL var, yargısı bağımsız değil diye güvenmiyor. O yüzden de yatırım yapmıyor. Cumhurbaşkanı seçildiğimde ayrımcılığı sona erdireceğiz, sen, ben, o yok, biz var biz. Tek adam değil, ortak aklı kullanacağız. Türkiye’yi bir hukuk devleti haline getirince döviz düşecek, faizler inecek.
  • 16 yıldır aynı doktor, iyileştiremiyor. Hasta kanser oldu, kangren oldu. Doktoru gönderme zamanı. Dün, “Çıraklık, kalfalık, ustalık dönemim geçti, şimdi büyük ustalık dönemi” diyor. “Bana” diyor; “Büyük ustalık diploması verin.” Millet oy verir, diploma vermez. Diplomayı üniversite verir, o da varsa verir. 2016’da “Eyy” dedi “Marmara Üniversitesi Rektörü, çıkar diplomayı” dedi. 2 senedir çıkmadı. Ben telefon ettim, rica ettim hazırlar mısınız diye. 1 saat içinde hazırladılar. O 2 senedir bekliyor, üniversite vermeyince milletten istiyor
  • Ben dedim ki, 12 sene FETÖ’yle ortaklık yaptın. Şimdi gariban biri senin açtığın, izin verdiğin bankaya para yatırdı diye onu açlığa mahkum ediyorsun. Ben sordum, dedim ki, AK Parti’yi kurmadan önce konuşup onayını aldın mı? Dedi ki, almadım. Ben de dedim ki, hayır aldın, kimle gittiğini biliyorum çünkü en yakınındaki kişi aradı beni, beraber gittik ama bana zarar verir dedi. Senin cumhurbaşkanı seçileceğini biliyorum, seçilince açıkla dedi. Şimdi elimde bir kitap var, Nasuhi Güngör. Erdoğan’ın resmi var, dostu arkadaşı onun. Bunu aldı, TRT Haber Dairesi’ne başkan yaptı. Şimdi kitabın 89. sayfasını okuyorum: “Erdoğan 200 yılı Mayıs ayında ABD’ye yaptığı gezide, uzun süre orada yaşayan Fethullah Gülen’le de bir araya geldi. Erdoğan-Gülen görüşmesi muhtevasından çok, uzun yıllardır birbirine hayli mesafeli olan iki ekolün bir araya gelmesi açısından dikkat çekiciydi”.
  • Sayın Erdoğan, bana dava açmışsın 100 bin lira. Doymuyorsun paraya, illa para istiyorsun. E arkadaşına niye dava açmadın, onu niye tekzip etmedin. Gazete manşetlerinden devam edelim. Demiş ki, okullar için Putin’i aradı, ne için, FETÖ okulları için! Erdoğan: Cemaat ne istedi de geri çevirdik! Sıkı durun, 67 CHP milletvekili bir önerge verdi, 3’ünü görüyorum
  • Değerli Kırıkkaleli kardeşim, Cumhurbaşkanlığı’nın bütçesi 2007’den bu yana tam 25 kat artmış. Ey benim fakir, garip kardeşim, Ak Partili kardeşim; senin gelirin 25 kat arttı mı! Onunki niye artıyor biliyor musun; senin yüzünden. Sen ona sorgusuz sualsiz oy verdikçe onun bütçesi 50 kat artacak.

Halk neyi oylayacak? 2: Anayasal gelecek tercihi

16Nisan 2017’de Anayasa değişikliği için kurulan sandıklar, sadece Anayasa oylaması değildi; “evet” ve “hayır” ayrışması, iktidarı temsilen R.T. Erdoğan ve K. Kılıçdaroğlu öncülüğündeki muhalefet bloku arasında bir tercih idi. Bu nedenle, Anayasa halkoylaması, “plebisiter referandum” şekline dönüştü. 24 Haziran seçimleri de, CB veya TBMM’de ortaya çıkacak çoğunluk tercihi olmayıp sadece, bir “anayasa oylaması” aynı zamanda.

Geçen yazıda, anayasal eksende tercihlere ilişkin şu karşıtlıkları açmıştım:

»Devamlılık ve kopuş,

»Umut ve statüko,

»İktidarın eldeğiştirmesi ve iktidar zehirlenmesi,

»Hukuk ve OHAL,

»Hukuk devleti ve kişi devleti,

»Türkiye barışı ve ötekileştirilmiş toplumsal yapı.

Bu yazıda, daha geniş ve bütüncü çerçevede konuyu üçlü eksende ele alacağım; zira bunlar, anayasa için sacayağı oluşturur: ülke, toplum ve devlet.

ÜLKE: Anayasa, ülkenin toprak, su ve hava sahasını nasıl düzenler? Bu açıdan, flora+fauna ve homo sapiens birlikteliği esastır.

TOPLUM: Anayasa, toplumun dayandığı değerler dizgesini güvence altına alır. Kuşkusuz bu değerler, özgürlük, eşitlik ve haysiyet denklemine dayanır.

DEVLET: Devlet, ülkenin ve toplumun değerlerini korumaya ve bunların uyumlu birlikteliğini gelecek kuşaklara aktarmaya elverişli kurumlar ve kurallar bütünüdür. Söz konusu kurumlar ve kurallar, ülke ve toplum için üçlü “yükümlülük” kavramında somutlaşır:

Devlet-ülke örneği: çevre kirlenmesini önlemek, çevre sağlığını korumak ve çevreyi geliştirmek (Any., md.56), Devlet’in yükümlülükleridir.

Devlet-toplum: hak ve özgürlükleri ihlalden kaçınmak (saygı göstermek), korumak ve geliştirmek (Any., md.2, 5, 12, 40 vd.), yine devletin yükümlülükleri.

Soru: ülke-toplum ve devlet üçlüsünde; önlemek (kaçınmak veya saygı göstermek), korumak ve geliştirmek şeklindeki üçlü yükümlülük nasıl sağlanır veya yerine getirilir?

Devlet örgütlenmesini şu üç işleve denk düşen üçlü yapıya ayırarak: kuralı koyma işlevi (yasama), kuralları uygulama işlevi (yürütme) ve kurallar ile uygulamalarını denetleme işlevi (yargı).

Biyolojik çeşitlilik/haklar toplumu ve hukuk devleti
Ülke/toplum ve devlet üçlüsünde anayasa sacayağı, yapılan açıklamalar ışığında, “biyolojik çeşitlilik”, “haklar toplumu” ve “hukuk devleti” kavramlarına denk düşer.

»Biyolojik çeşitlilik, doğal öğelerin hak öznesi olarak düzenlendiği çevresel demokrasiyi gerekli kılar.

»Haklar toplumu ise, çoğulcu veya demokratik toplum olarak ifade edilir.

»Hukuk devleti ise, kuralların aşamalı sıralanması veya normlar hiyerarşisi (hukuk) ve erkler ayrılığı (devlet)kavramlarında somutlaşır.

İttifaklar ve anayasa
Siyasal partiler ve anayasa arasında ilişki kurmak, ittifaklar ve anayasa ilişkisini öne çıkarır; zira, 24 Haziran’da yapılacak oy tercihi, hem partilere hem de ittifaklara veya kişilere ilişkin olacaktır.

Bu bakımdan, “Cumhur ittifakı”nın Anayasa tercihi bellidir: 16 Nisan 2017’de halkoyuna sunulan 6771 sayılı kanun. Bu kanun, anayasanın 3. Ayağı olarak nitelenen hukuk devletinin ana mekanizmalarını parçalamış bulunuyor: yönetmelik+tüzük+kanun ve anayasa şeklindeki aşamalı kurallar zinciri kırılmış; denge ve denetim düzeneği ile ifade edilen erkler ayrılığı yerine, tek kişinin belirleyici olduğu güdümlü yapı öngörülmüştür.

Bu nedenle, Cumhur ittifakı tarafından topluma sunulan Anayasa bellidir ve bunun dışında anayasal projeye sahip değildir (statüko).

Anayasa umudu…
Buna karşılık, statükoyu reddeden “millet ittifakı” ve HDP, topluma anayasal seçenek sunmalı. Bu seçenek, şu üçlüde somutlaştırılabilir:

-İhtiyaçlar: başlıca anayasa düzenleme konuları olarak “ülke+toplum ve devlet” üçlüsünde ortaya çıkan sorunlar nelerdir?

-Anayasal kazanımlar: sözkonusu sorunlara, ülkemizin yüz elli yıllık siyasal ve anayasal birikimi ne ölçüde çözüm bulabilir?
-Çağdaş a
ayasacılığın yanıtları: karşılaştırmalı anayasacılığın hangi öğeleri esin kaynağı olabilir?

Ülke/toplum ve devlet için
16 Nisan’da oylanan değişiklik, “kişi projesi” idi ve bu özelliği açıkça beyan edildi; aradan geçen bir yıllık zaman diliminde teyit edildi.

Bu nedenle, 24 Haziran çifte seçimlerine üç hafta kala, “kişi projesi”ni reddeden müttefik ve partiler, yukarıda betimlenen eksenlere dayanan anayasa tasarımlarını toplum ile paylaşmalı. Bu sadece, 16 Nisan “hayır bloku”na karşı bir yükümlülük değil, gelecek kuşaklara karşı da bir ödevdir.

Kendilerine çifte seçim dayatılan seçmenler, aslında geleceğe dönük anayasa tercihlerini ortaya koyacaklar.
Siyasal partiler, CB adaylarını ve milletvekili adaylarını acil bir görev bekliyor: anayasal geleceği tartışmaya açmak.
Zira, 24 Haziran günü, Cumhurbaşkanı ve TBMM üyeleri için kullanılacak oylar, Türkiye ülkesi, Türkiye toplumu ve Türkiye Devleti’nin geleceği üzerine belirleyici olacak.

Muharrem İnce: 4 Mayıs’tan bu yana oylarımız korkunç derecede arttı

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, oy oranlarına ilişkin ise “24 Haziran’da Sayın Erdoğan ile Muharrem İnce’nin oyları birbirine yakın çıkacak. Gördüğüm o. 4 Mayıs’tan bu yana oylarımız korkunç derecede arttı. Bunu sizler de görüyorsunuz. Tabii ki diğer hepsi de rakiplerim ama Erdoğan ile benim oyum birbirine yakın.” değerlendirmesinde bulundu.

İnce, Habertürk canlı yayınında katıldığı programda gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

“Seçmen Muharrem İnce’ye neden oy versin?” sorusu üzerine İnce, Türkiye’nin en önemli kaynağının insan gücü olduğunu belirtti. İnce, ülkenin yaş ortalamasının da 29 olduğunu anlatarak, “Yeni bir dönemde yeni bir isimle liyakatlı bir kadroyla tek adamlık yapmadan güçlü bir liderlik yaparak ortak akılla ortak iyiyi bulmak için çalışarak, uzmanlığı, liyakatı öne çıkartarak, şeffaflığı, hesap verebilirliği öne çıkartarak, kamuda yükselmeyi adil koşullara bağlayarak, kimseyi ötekileştirmeden, bu 29 ile çok şey başarabiliriz.” diye konuştu.

Muharrem İnce, Türkiye’de bazı köylerin mahalleye dönüştürüldüğünü ifade ederek, “Şimdi onları bir büyük bela bekliyor. Vergiler ertelenmişti. 2019’a kadar bu köyler bu vergileri ödemeyecekti. Şimdi eğer Erdoğan seçilirse, o köylülere sesleniyorum 16 bin 544 köy, bin 578 belediye. Bunlar 2019’dan itibaren 5 ayrı vergi ödeyecekler, şu an farkında değiller. Bunu değiştirmemiz lazım.” dedi.

“Bu adamın neyine inanacaksın”

“Erdoğan-Gülen görüşmesi” iddiasına kaynak gösterdiği gazeteci Nasuhi Güngör’ün açıklamalarına ilişkin soru üzerine İnce, ” ‘Onlar bilgiye, belgeye dayanmadan yazdığım şeyler, dedikodu’ diyor. Beyefendinin bir tweeti daha var, 23 Ocak 2012. ‘Bunların hepsi olacak, endişe etmeyin. Yenilikçi Hareket kitabımda ve geçmişte yazdığım her şeyin de arkasındayım.’. Bu adam TRT Haber Dairesi Başkanı oluyor. Bu adamın neyine inanacaksın. Kitaba yazmışsın, tweet atmışsın, bugün yalanlıyorsun. Senin gibi bir adamı TRT’nin haber müdürü yapıyorlar. Yazık, günah.” ifadelerini kullandı.

Fetullah Gülen’in iadesine ilişkin CHP’nin Adalet Bakanlığı’na yaptığı başvurunun neticesinin sorulması üzerine İnce, şunları söyledi:

“Fetullah Gülen’in iadesiyle ilgili, ‘iadesi istenmedi’ demedim ben. ‘Usulüne uygun istenmedi’ dedim. Grup Başkanvekilimiz Özür Özel’i aradım. Adalet Bakanlığı’na yazmasını istedim. Bu konuda uzman bir iki avukat arkadaşımızla birlikte, avukat milletvekillerinden bir heyetle, Adalet Bakanlığı’na gitsinler, incelesinler benim iddiamı.Bekir Bozdağ ne dedi? ‘Gelsinler, gösterelim evrakları’ dedi. Ayın 25’inde Özgür Özel imzalı yazımız Adalet Bakanlığı’na gitti. Henüz ‘gelin, inceleyin’ demiyorlar. Bekir Bozdağ’ın açıklaması şu; ‘Kimseye gösteremeyiz, Muharrem İnce gelsin incelesin.’ Ben niye gidip inceleyecekmişim? Avukatlarım yok mu benim? Ben Cumhurbaşkanı adayıyım bu ülkede.”

İnce, “AYM’nin seçim kararı ne olur? Seçim iptal olur mu?” sorusuna ise seçimin iptalini beklemediğini belirterek, “CHP’nin itirazı sandık taşınmasına ve diğer maddelere. İttifaka, temel noktalara itirazımız yok.” yanıtını verdi.

“Bankaları yeniden yapılandıracağız”

Muharrem İnce, 24 Haziran’da sandıkları koruyacaklarını, 50 bin avukatın cübbeleriyleYSK’nın önüne gideceğini belirterek, sandık güvenliği konusunda endişe taşıdığını ancak milletin rahat olmasını, ne gerekiyorsa yapacaklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından ekonomi alanında bir hafta içinde ne yapacaklarını belirlediklerini dile getiren İnce, Merkez Bankasıyla işe başlayacaklarını, bürokratların hepsini görevden almak gibi bir durumun olmayacağını, Ziraat Bankası, Halk Bankası, Kalkınma Bankası ve Eximbank’ı sektörel bazda yeniden yapılandıracaklarını anlattı.

İnce, ekonomi alanında birlikte çalışacağı bir kurmay heyeti olduğunu, zamanı gelince onları da açıklayacağını ifade etti.

Seçilince Genelkurmay Bakanını görevden alacağını söylediğine ilişkin iddialar üzerine İnce, “Bana karşı aday olmak isteyen birinin bahçesine helikopterle inerse görevden alırım tabii.” dedi.

“Dış politika, ekonomi ve yargı üç sac ayağıdır”

Seçilmesi halinde restorasyon sürecinde kararname yetkisini de kullanacağını, bu sürecin de maksimum 2 yıl süreceğini belirten İnce, “Yargıyı düzeltmeden ekonomiyi düzeltmemiz mümkün değil. Dış politika, ekonomi ve yargı üç sac ayağıdır. Biri diğerini etkiler, tetikler. Demokrasiyi oturtmazsanız, hukuk devleti olmazsanız, mahkemelerinize saygı duyulmazsa yabancı yatırımcı size gelmez, güvenmez. Bugün ceza getirdiler yeni. Para getirmek serbest Türkiye’ye, para çıkarırsan yüzde 40 ceza var. Polisiye tedbirle ekonomi kalkınır mı?” şeklinde konuştu.

Muharrem İnce, Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduktan sonra yetkilerini kullanacağını, ancak yasama yürütme ve yargıyı ayıracağını dile getirerek, “Yetkilerimi demokratikleşme, Türkiye’nin özgürleşmesi, şeffaflaşması üzerine kullanacağım. Yetkileri elimde toplamak yerine bir denetleme mekanizması olması lazım.” dedi.

Yargı, eğitim ve dış politika gibi her alanda bir uzlaşma ve barışmadan söz ettiğini dile getiren İnce, “Yüksek yargıçların bulunduğu bir toplantıya gittiğimde neden ayağa kalksınlar. Yüksek yargıçların bir cumhurbaşkanının karşısında ayağa kalkmasını doğru bulmuyorum.” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı adayı İnce, seçilmesi durumunda Olağanüstü Hali de hemen kaldıracaklarını ifade ederek, başörtüsü konusunun ise artık Türkiye’nin sorunu olmadığını söyledi. İnce, devletin işinin kıyafetle uğraşmak olmadığını, yetenekli ve liyakatlı olması durumunda AK Partili birinin de genel müdür olabileceğini kaydetti.

Aleviler konusundaki duruşunun da net olduğunu ifade eden İnce, Sunniler olarak Alevilere haksızlık edildiğini, Sivas Madımak’ta iki kez parti adına grup başkanvekili olarak açıklama yaptığını, söylediklerinin arkasında olduğunu vurguladı.

İnce, Anıtkabir’e her gittiğinde babasının mezarında olduğu gibi Fatiha suresini okuduğunu, Cumhurbaşkanı adayı olunca bu konunun haberleştirildiğini anlattı.

“Hepimiz birlikte bir şeffaflığın içinde olacağız”

Seçilmesi halinde cumhurbaşkanının hesap vereceği bir düzen olacağını belirten Muharrem İnce, “Cumhurbaşkanının hesap verdiği bir ülkede tarikatlar hesap mı vermeyecek? Hepimiz birlikte bir şeffaflığın içinde olacağız. Cumhurbaşkanı, bakanlar, milletvekilleri, valiler, kaymakamlar.” diye konuştu.

Dindar nesil yetiştirilmesine itirazının olmadığını, çocuklarını dindar olarak yetiştirmek isteyen ailelere devlet olarak yardımcı olacaklarını dile getiren İnce, şunları söyledi:

“Ama kindar nesil yetiştirilmesine engel olurum. Dün ilk öğretmenlik yaptığım imam hatip lisesini ziyaret ettim. İmam hatipler de bu ülkenin evladıdır, çocuklarıdır. Benim çocuklarımdır, onlar merak etmesinler. Fen lisesinde okuyanlar da benim çocuklarımdır. Onlara öğretmen şefkatiyle yaklaşıyorum ben. Hiç kimsenin böyle bir kaygısı olmasın. Bekir Bozdağ ortalığı bulandırmasın. Bu tür söylemler, ‘Yok başörtüsünü yasaklar, yok imam hatipleri kapatır.’ bunların hiçbirisi doğru değildir.”

“Erdoğan bana ekonomi öğretsin istiyorum”

Türkiye’nin ekonomik durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan İnce, “Sayın Erdoğan meydanlarda ekonomist olduğunu söylüyor. Ben tartışalım diyorum. Bana ‘bu köprüleri sen yapamazsın’ diyor. Ben de diyorum ki ‘Sayın Erdoğan bana bir televizyon kanalında ekonomi öğretir misin?’ Gel bir televizyon kanalına çıkalım, tartışalım. Bana ekonomi öğretmesini istiyorum. Millet de seyretsin, kim kime öğretiyor görsün.” diye konuştu.

İnce, elektrikli otomobil üretmekten sanayi 4.0’dan yana olduklarını, tarım ve hayvancılığı da ileri noktalara taşımayı amaçladıklarını söyleyerek, “Bizim derdimiz tarımı ayağa kaldırmak. Bir köylü çocuğu olarak hayvancılıkla uğraşanları ayağa kaldırmak istiyorum.” ifadelerini kullandı.

“Nasıl bir ekonomik model öneriyorsunuz? Müdahaleci, korumacı bir Türkiye mi istiyorsunuz?” sorusu üzerine İnce, şöyle konuştu:

“Şimdi bakın CHP’yi tanımayan ve bilmeyenlerin sözüdür bu. Bilmemesi de çok normal. CHP’nin altı okundan birisi devrimciliktir. Her şey devrimcilik üzerine kurulmuştur. İkinci ok, laiklik okudur. Üçüncü ok, altında bir çentik vardır. En büyük devletçiliktir. O çentik nedir biliyor musunuz? Özel sektördür. Yani özel sektör tetikleyecek demektir. Bunu bilmeyen tarih ve CHP cahilleri böyle anlatır. Tabi ki, devletin yapması gereken işler olacak. Yapacak devlet bazı şeyleri. Piyasayı neden kontrol edelim? Piyasa hukuk devletiyle kendisini kontrol eder. AK Parti döneminde 265 stadyum yapıldı. Stadyumum gerekli midir? Tabii gereklidir. Gerektiğinde biz de yapacağız. Ama bazılarını bir iki milyon harcayarak onarıp yapacakken 265 stadyum. Ama stadyumun üretime hiçbir katkısı yok. Haftada iki, ayda sekiz saat çalışıyor. Benim tercihim 265 fabrika yapmaktır.”

Miting alanında dile getirdiği vaatleri hangi bütçeyle ve hangi kaynaklarla gerine getireceğinin sorulması üzerine ise İnce, yıllardır dersine çok iyi çalıştığını belirterek, “Kamu İhale Kanunu’nu 180 defa değiştirdiler. Kamu İhale Kanunu’nu düzeltirsek paranın yarısını orada bulacağız.” dedi.

“Sayın Erdoğan ile oyumuz birbirine yakın olacak”

İnce, oy oranlarına ilişkin ise “24 Haziran’da Sayın Erdoğan ile Muharrem İnce’nin oyları birbirine yakın çıkacak. Gördüğüm o. 4 Mayıs’tan bu yana oylarımız korkunç derecede arttı. Bunu sizler de görüyorsunuz. Tabii ki diğer hepsi de rakiplerim ama Erdoğan ile benim oyum birbirine yakın.” değerlendirmesinde bulundu.

İnce, ikinci tura kaldıklarında muhafazakar seçmenin de kendisine oy vereceğini savunarak şunları kaydetti:

“Yerli ve milli ise Erdoğan’dan daha milliyim. Her şeyim belli. Milletin gözü önünde. Şatafattan uzak. Sarayda yaşamayacağım. Kedi evimde yaşayacağım. Şeffaf bir yönetim, hukuk devleti, özgürlükler ve isteyen istediği gibi giyinecek. Merkez Bankası korkutulmayacak. Yabancı yatırımcılar güven duyacak. Ben sadece CHP’lilerin cumhurbaşkanı olmayacağım ki. Bu partimden ayrı düştüğüm anlamına da gelmez. Cumhurbaşkanlığını tarafsız yapacağız. 3B ve 3Y diyorum. Barışacağız, bölüşeceğiz ve büyüyeceğiz. Yönümüz, yöntemimiz ve yönetimimiz belli olacak.”

Meydanlarda “Göreve geldiğimde Genelkurmay Başkanı’nı görevden alırım diyorsunuz. Peki MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı da görevden alacak mısınız?” sorusu üzerine Muharrem İnce, şöyle konuştu:

“Ben meydanlarda şöyle söyledim: Benim cumhurbaşkanlığımda aday olacak birinin bahçesine helikopterle inerse onu hemen görevden alırım dedim. Cümlem aynen böyleydi. Cümlemin arkasındayım. Ben kişileri tartışmadım. Olayı ortaya koydum. Böyle bir olay olursa görevden alırım. Böyle bir şeyi Hakan Fidan da yaparsa onu da görevden alırım. Türkiye’yi siyasi irade yönetecek. Seçilmişler yönetir. Millet iradesi hiç itirazım yok.”

“3 başkan yardımcısı olacak”

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı İnce, Millet Bahçesi Projesi’ni desteklediğini ifade ederek, “Ben de öyle yapacağım ama onlar kazanırsa asla yapmayacak. Bir kenarını bahçe yaparlar ama oraya TOKİ girmeden, rezidans olmadan bırakmazlar.” dedi.

Muharrem İnce, 24 Haziran’da seçilmesi halinde 3 başkan yardımcısı olacağını, bakanlıklar arasında gençler ve girişimcilikle ilgili yeni bir bakanlığın yer alacağını aktardı.

“Bir partinin genel başkanının, yardımcınız olma ihtimali var mı?” sorusu üzerine İnce, “Karşımda rakip olan birine seni yardımcım yapacağım demek, siyasi nezaketsizliktir.” yanıtını verdi.

İnce, ikinci tura kalırsa, başkan yardımcılarını 8 Temmuz’dan önce açıklayacağını ifade etti.

Hukuk alanında nasıl bir değişikliğe gideceğine ilişkin soruya İnce, “Adalet Bakanı ve müsteşarı, Hakimler Kurulunda ve Savcılar Kurulunda olmayacak. Seçildiğimde, birinci sınıf hakimlerle konuşma yapmayı düşünüyorum. Yargıtay’da, Danıştay’da seçimler olurken, gazetelerde boy boy haberler gördük. 8 tanesi sosyal demokrat, 13 tanesi muhafazakar, 4 tanesi ülkücü… Bu haberlerden utanmadınız mı diyeceğim? Nasıl olur da hakimlerin dünya görüşlerini, ideolojilerini biliyoruz. Kontenjanınız mı var?” yanıtını verdi.

“Adalet sağlanamazsa, yeni aflar gündeme gelir”

İnce, cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda çok hızlı bir şekilde adil bir yargılama sürecine girebileceklerini dile getirerek, “FETÖ’cüler önce askerleri hapse attı, şimdi FETÖ’cüler hapiste. Sonra bunların işbirlikçileri hapse girecek. Sırayla bu işler, o yüzden adalet hepimize lazım. Erdoğan’a da bana da size de.” diye konuştu.

“Şu an iktidarda olanlardan mı bahsediyorsunuz işbirlikçi diye?” sorusu üzerine İnce, “Onların işbirlikçileri kimse, onları oraya kim getirdiyse… Akın Öztürk’ü Hava Kuvvetleri Komutanı yapmak için, önündeki 60 generali emekliye sevk edip… Kim ortaklarıysa çıkacak ortaya.” dedi.

Adalet sağlanmazsa, yeni afların gündeme geleceğini belirten İnce, bunun doğrusunun adaleti sağlamak olduğunu, merhum Başbakan Necmettin Erbakan’ın deyimi ile affın “pansuman bir tedbir” olduğunu dile getirdi.

Adil bir yargı sistemi kurduklarında, FETÖ’cü hakim ve savcıları yargılarken “kiminle işbirliği yaptınız” diye soracaklarını anlatan İnce, “Sormayalım mı? Kapatalım mı? Buintikam, rövanş değil ki. Bunu sormak bizim görevimiz değil, yargının görevi. Biz yargının bağımsız, tarafsız, adil düzenini kuracağız.” dedi.

“Suriye’ye büyükelçi göndereceğiz”

Seçilirseniz ABD’ye mi yaklaşacaksınız yoksa bölgesel ittifakı mı işleteceksiniz?” sorusu üzerine İnce, Suriye’ye büyükelçi göndereceklerini, 4 milyon Suriyeli’yi barışçıl yollarla göndermenin birinci hedefleri olduğunu söyledi.

Suriye’nin toprak bütünlüğünün mutlaka korunması gerektiğini vurgulayan İnce, bu ülke için yeni bir anayasa gerektiğini, BM gözetiminde Suriye’de ve Suriye dışında yaşayanların katıldığı bir seçim yapılması gerektiğini ifade etti.

‘Barış istedik hedef gösterildik’

Rıfat Kırcı

Barış Bildirisi’ne imza attıkları için akademiden ihraç edilen akademisyenlerden Kuvvet Lordoğlu ve Filiz Arıöz, ihraç sürecini ve sonrasını anlatan öykülerden oluşan ‘Akademisyenlerden KHK Öyküleri’ kitabını hazırladılar. Tıp, kimya, hukuk gibi farklı alanlardan doktorun öykülerinin yer aldığı çalışma üzerine konuştuk.

»Kitabı hazırlama fikri nasıl oluştu?
Kuvvet Lordoğlu:
Fikir KHK’lı arkadaşımız Filiz Arısöz’ün kendi öyküsünü yayımlama girişimi ile başladı. Diğer KHK’lı arkadaşlara e-mail ile ulaşıp, öykü kitabına katkı sunmak isteyenler davet edildi. Belirli aralıklarla toplanıp öykü yazımına giriştik. Bu arada profesyonel olarak metin yazarlığı yapan arkadaşlardan da destek aldık.

‘Unutmayayım diye yazmalıyım’
Filiz Arıöz: KHK sonrasında “Olmaz böyle saçmalık, geçecek! Bugün yarın bitecek” diye düşünerek günler aylar geçiyordu ama bu büyük yanlıştan bir türlü dönülmüyordu. Üstelik kötülüklerine devam ediyorlardı; TÜBİTAK ayrı uğraşıyordu, pasaportlarımızı vermiyorlardı, sigortalı işe giremiyorduk. Psikolojik olarak çok zor bir süreç içerisindeydik. “Çok öfkeliyim ve tüm bunları yazmalıyım” diye düşündüm. “Unutulmasın, unutmayayım” diye “Yazmalıyım” dedim kendime.

»Akademisyenlerden KHK Öyküleri kolektif bir çalışma, ayrıca kitabın kapak tasarımı kitabın yazarlarından Didem Dayı’ya ait, siz de kitabın hem hazırlayanı hem de yazarlarındansınız. Kitabın hazırlanması nasıl bir süreçti?
F.A.:
Uzun yıllardır notlar aldığım diğer yazılarımı, birgün toparlar öykü ya da roman haline getiririm diye sakladığım yazılarımla birleştirip işte tam zamanı diye düşündüm. Düşüncemi bir arkadaşımla paylaştım o da hemen editör arkadaşını arayıp benimle ilgili konuşmuş. Editör beni aradı buluştuk. Yazdıklarımın, anlattıklarımın kitap olabileceğini yazmaya devam etmemi destek olacağını söyledi ayrıldık. Eve dönerken aradı, ortağı ile konuşmuş o da KHK sürecinin ayrı bir kitap olmasının daha uygun olabileceğini söylemiş. Bu süreci yaşayan 10-15 akademisyene ulaşabilir misiniz? diye sordu. Bu öneri beni o kadar heyecanlandırdı ki anlatamam. Önemli bir proje… Üniversitedeyken yapmaktan çok zevk aldığım projelerim gibi. Hemen sıvadım kolları önce bu süreçte tanıdığım hocalarıma arkadaşlara ulaştım. Bu fikrimi paylaştığım arkadaşların önerdiği kişilere ulaştım sendika ve dayanışma gruplarına mail gönderdim ve böylece yola çıkmış olduk. İyi ki de çıkmışız. Özdemir Hocam benim ısrarlarıma çok maruz kaldı. İyi ki ısrar etmişim o da ‘iyi ki etmişsin’ diyor. KHK Öyküleri kolektif bir çalışma, ayrıca kitabın kapak tasarımı kitabın yazarlarından olan Didem Dayı’ya ait. Değerli edebiyatçılarımız Sema Kaygusuz, Ercan Kesal ve Burhan Sönmez’in katkılarına değinmemek olmaz. Sağ olsunlar kendileri ile iletişime geçer geçmez öyküleri hızla okuyup kitabımızın arka kapağında ve içindeki o güzel umut ve duygu dolu yazılarını kaleme aldılar.

baris-istedik-hedef-gosterildik-467665-1.

“Tarih olmadan tarih yazmak hatalıdır”
»Akademisyenlere yapılan ihraçlar tarihe geçecek. Peki bu kitabın tarihteki yeri ne olacak?
K.L.:
Kitabın tarihteki yeri için beklemek gerekir. Belki on yıl sonra bu dönemi tarihselleştirecekler açısından bir belge niteliği olabilir. Borges ‘in deyimi ile “Tarih olmadan tarih yazmak hatalıdır”.

F.A.: Barış istedik terörist ilan edildik, hedef gösterildik. Yanı başımızda yaşanan insanlık dramına seyirci kalmak istemedik, dondurucuda ve sokakta günlerce kalan cesetleri görüp kafamızı çeviremedik… Durdurun bu savaşı dedik. Bunu belkide en etkisiz yollardan olan barışı talep eden bir bildiriye onay vererek yaptık. Hızla işten atma ve soruşturma açma sürecini başlatan üniversitelerin yanında hala soruşturma açmamış olan üniversiteler de var. Yani tüm bu yaşatılanlar keyfi. İfade özgürlüğü kapsamındaki bu imzanın suç olamayacağı anayasa maddesiyle de onaylı. Bir yıl önceki imza metni bahane gösterilerek açılmış olan soruşturmalar sürerken denk geldi OHAL ve KHK. 15 Temmuz sürecinin de aktif mağdurları olduk. Bizlerin, ne terörist ne de herhangi bir örgütün hatta FETÖ gibi gerici bir yapılanmanın içinde olamayacağı ve her zaman karşısında olduğu bilinmesine rağmen suça kanıta gerekte kalmadı. Listele, talep et, gönder ve oldu bitti. Muhalif, kendilerine biat etmeyecek akademisyenlerden böylelikle kurtuldular. Bu da yetmedi imza metninden başka hiç bir belgesi olmayan, asla kabul edemeyeceğimiz iddialarla ağır ceza mahkemelerinde yargılanıyoruz.

Bizler öykülerimizde bu hukuksuzlukları anlattık. Bu yaşatılanların sadece bizim maduriyetimiz olmadığını, bu keyfi hukuksuz uygulamaların insan eliyle nasıl bu kadar fütursuzca yapılabildiğini, haklarımızın yasalar da var olsa bile toplum olarak birbirimize ve demokrasiye sahip çıkmazsak nelerin yaşatılabileceğini göstermek, hafıza oluşturmak ve evet tarihe önemli bir not düşmek için yazdık bu öyküleri…

Dijital dünya ve iş imkânları

TİMUR AKKURT – @timurakkurt
[email protected]

Bu haftanın yazı konusunu düşünürken bana gelen mesajlar, mailler, DM’ler (özel mesaj) aklıma geldi. Çok fazla iş imkânlarıyla alakalı başvuru yapılıyor. Bunların neredeyse hepsi dijital dünya için çalışmak üzerine. Özellikle de YouTube içerik üretimi odaklılar. İmkanım oldukça onlara cevap vermeye çalışıyorum. Buradan da genel anlamda bilgilendirme olması açısından yazmak istedim. Üstelik sadece kameranın önü veya prodüksiyon şirketlerinde değil, çalışacak çok fazla alan olduğunu söyleyeyim. Bu yazıyı okuyan anne babalar, gençlerimiz malum okumayı pek sevmiyor. Siz okuyarak en azından onlara özet geçebilirsiniz. Çocuğunun geleceği için endişelenen, hatta kendi geleceği için endişelenen eminim pek çok kişi var. Pek çok kişiye, kuruma maalesef yabancı olan bu yeni sektörü size elimden geldiğince anlatmaya çalışayım.

Öncelikle bu alanda tek bir eğitim almak mümkün değil. Maalesef üniversitelerde ‘Yeni Medya’ vs gibi bölümlerde verilen eğitim çok yetersiz. Bunun en büyük sebebi eğitmenlerin konuya hakim olmaması. Başka alanda uzman olan bu eğitmenler kimi zaman mecburen, kimi zaman fırsatları değerlendirme adına bu görevi kabul etmekte. Bu alanda yetişmiş eğitmen bulmak neredeyse imkansız. Mazisi taş çatlasın 15 yıl olan bir konu ‘yeni medya’ klasik iletişim ile pek çok ayrıştığı yer olduğu için bunların doğru harmanlanması ve öğrencilere aktarılması gerekmekte. Üniversitelerimizden doğru eğitimi almış, kendini geliştirmiş olmalılar ki iş hayatına geçtiklerinde kendilerinden faydalanılabilsin. İlk zamanlarına göre gelişme gösterse de alınması gereken daha çok yol olduğunu söyleyebilirim. İletişim çok ama çok ciddi bir iş. İnsanları ciddi yönlendirmek, karar almalarında etkili olmak bu alanı iyi kullananlar için mümkün. Ciddiye alınması gereken önemli bir bölüm ‘Yeni Medya’

Şimdi bu alanda iş olarak neler yapılabilir? Kendimizi nasıl yetiştirmeliyiz? Onlardan bahsedelim…

Öncelikle YouTuber olma konusunda biliyorum herkes çok hevesli. Herkes YouTuber olmak istiyor. Bu düşünceyi kafadan çıkartmak lazım. Ana hedef olarak YouTuber olmayı unutun. Çok özel bir yeteneğiniz varsa, maddi endişeleriniz yoksa, bu işi gerçekten yapmak istiyorsanız zaten yaparsınız.

‘YouTube işine ben de gireyim’ dedikten sonra ‘ne yapsam acaba?’ dediğiniz anda yapamayacağınızı söyleyebilirim. O iş olacaksa zaten oluyor ve yapıyorsunuz.

YouTube’a içerik üretmek için YouTuber olmanız gerekmiyor. YouTube dinamiklerine hakim olmanız, neyin sevilip sevilmeyeceği, etik değerleri olan, yenilikleri çabuk kavrayan, uygulamak için beklemeyen bir karakteriniz varsa bu alanda iş bulma şansınız var. Pek çok YouTube kanalında sizin gibi yaratıcı akıllara ihtiyaç var. Bunun için nasıl bir eğitim almış olmalısınız? Sinema-TV, iletişim, görsel iletişim tasarım, yeni medya gibi bölümleri tercih edebilirsiniz. Sinema sektöründe, TV sektöründe çalışmak çok zor. Hedefi sadece orası olarak koyacaksanız bilin isterim. Bu arada söylemeye gerek yok ama reklam, sinema, TV’de çalışma koşulları gerçekten çok ağırdır. Çok zor bir yer edinebilirsiniz. Bu yıpranmalara hazırsanız, yapabilirim diyorsanız sıkıntı yok. Bunu söylerken YouTube ya da başka alanlarda dijital içerik üretmek çok kolaydır anlamı çıkmasın. Buranın zorlukları daha bile çok. O kadar çok hızla değişen, değişken var ki inanamazsınız. Bugün doğru olan yarın tamamen yanlış olabilir.

Dijital dünya kendini çok hızlı değiştirebilen, adaptasyon sorunu olmayan, yeniliklere açık, fikir üretebilenlerin dünyasıdır. Sinema, TV, gazete gibi konvansiyonel alanlarda kurallar daha net ve sabittir. Yapısal olarak nereye uygun olduğunuza karar vererek eğitiminize, çalışmak istediğiniz sektöre hazırlanın.

Geçelim bir de masanın diğer tarafında. Kurumsal dünya hiç olmadığı kadar dijitalden anlayan elemana ihtiyaç duyuyor. Artık şirketlerin içindeki dijital birimler kurulmaya başladı. Yakındır, dev bir şirkette beyaz yakalı yönetmenler, YouTuber’lar, dijital uzmanlar görmeye başlarız. Bazı şirketlerde bir süredir profesyonel birimler var. Sayılarının hızla artacağını söylemek için falcı olmaya gerek yok. Yeni dünya gerçeklerinden bir tanesi bu.

Bir başka iş imkanı olan alana geçelim. Rakamlarla aranız iyiyse dijital dünya sizi çok sevecektir.

Dijital dünyanın bıraktığı izleri iyi okuyan, iyi hesaplayan kısacası iyi analiz eden ve bundan sonuçlar çıkartabilen biriyseniz size bu alanda büyük ihtiyaç var.

Dijital dünya rakamlarla arası iyi olanların, iyi analiz yapanların dünyası. Çünkü somut tek çıktısı burada alınacak rakamlar ve onların iyi analiz edilmesi üzerine kurulu bir düzenden bahsediyoruz. Üstelik bu ham, mekanik bilgilerin üzerine duyguyu, saha yansımalarını ekleyebiliyorsanız tebrikler, müdür oldunuz! Şaka yapmıyorum. En büyük ihtiyaç bunların hepsini yapabilen, yönetebilen, uygulamaları sahaya iyi yansıtabilen, çıkan sonuçlardan yeni stratejiler çıkartabilen, dijital dünyanın baş tacıdır. En azından bana göre öyle olması gerekiyor.

Son bölüme geçelim, inanın anlatacak çok fazla detay var ama yerimiz belli. Hem kimse uzun yazı okumadığı için toparlamam icap ediyor.

Hukuk, halka ilişkiler, sosyoloji, psikoloji, finans okuyarak dijital dünyaya hizmet edebilirsiniz. Bu alanlarda okumanız, dijital dünya, uzmanlaştığınız kendi pencerenizden bakarak büyük faydalar sağlayabilir. Önemli olan sizin yaklaşımınız ve bunu uygulayabilecek yeteneklere yatkın olmanız. Dijital dünya sadece video içerik üretmek değildir. Bunu sakın unutmayın. Dijital dünya için düşünüp yazabilirsiniz, strateji geliştiren olabilirsiniz, raporlamalar ile sonuçlar çıkartabilirsiniz, yasalar ile dijital dünyayı koruyabilir, sosyolojik yaklaşımlarla toplumsal eğilimler doğrultusunda şirketinizi, müşterileriniz yönlendirebilir, yönetebilirsiniz. Bu konu eğer ilginizi çektiyse ilerleyen haftalarda da devam ederiz. Bu konuda bana sosyal medya üzerinden rahatlıkla ulaşır, sorularınız, yorumlarınızı benimle paylaşabilirsiniz. Keyifli haftasonları…

Demokrasilerde A, B, C planı olmaz: Geldiğin gibi gidersin

Siyasi iktidar ve temsilcileri sadece Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri ihlal etmekle kalmıyor, Cumhurbaşkanı’nın onayından geçen ‘Yetki Kanunu’ ve “Seçimden sonraki A, B, C planları”, ifadeleri ile Anayasayı da delebileceğine yönelik sinyaller veriyor, deliyor. O halde yargıyı göreve çağırmak neden suç sayılıyor? Açıklaması, ‘korku imparatorluğunun yıkılma korkusu’ olabilir.

45 gün içinde kaldırılması mümkün olan olağanüstü hal (OHAL), 18 Nisan 2018 tarihinde 7. kez uzatıldı. OHAL’in devam etmesi hali, AKP ve Saray iktidarının artık Türkiye’yi ‘yönetememe süreci’ olarak değerlendiriliyor. Yaşam ve adil yargılama hakkı ihlalleri, masumiyet karinesine aykırı tutumlar, emniyette kötü muamele artarak sürüyor.

OHAL, Anayasa gibi Birleşmiş Milletler (BM) Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de (AİHS) aykırı. AİHS’in 15. Maddesi’ açık: Tahmin, olasılık ya da varsayıma göre OHAL uygulanmaz, uygulanabilmesi için tehlikenin mevcut ya da çok yakında gerçekleşmiş olması gerekir. Oysa bugün herhangi bir tehlikenin olmadığı ortada.

Anayasal kurumları kim tehdit ediyor?

Uluslarası platformda ‘olağanüstü hali’ tanımlayan, ‘Sirakuza İlkeleri’ ise OHAL’in uygulanabilmesininin 3 şarta bağlı olduğunu belirtiyor. Buna göre özetle; (1) nüfusun tamamının ve coğrafyanın büyük bir bölümü ile (2) anayasal kurumların tehdit altında olması ve (3) bu tehdidin olağan güçlerle giderilemeyecek boyutta olması şart. Son madde ironik; çünkü anayasal kurumların ‘kim tarafından tehdit edildiği’ sorusu tartışılmaya değer!

Sandıkla gelen…

‘OHAL’siz Türkiye’yi yönetememe sürecinin’, bu süreçteki hukuksuzlukların; ‘Yetki Kanunu’ ve sözü edilen A, B,C planları ile çok daha ileri boyuta taşınması sinyalleri veriliyor. Bu yüzden seçmenin aklında, ‘Sandıkla gelen, sandıkla gitmeyecek mi?’ sorusu var. 7 Haziran- 1 Kasım 2015 arasında yaşananlar hafızalarda. İktidarın, hukuk kılıfında sunacağı kanunsuzluklara yönelik zemin hazırlaması ise önemli bir endişe.

Partili Cumhurbaşkanı’nın bakanlarına imtiyaz

Yetki Kanunu’nun tanımı şöyle: “Bakanlar Kurulu’na verilen yetki, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanı’nın yemin ederek göreve başladığı tarihe kadar geçerlidir. Bu süre içinde Bakanlar Kurulu birden fazla Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarabilir.”

Partili Cumhurbaşkanının ‘bakanlarına’ KHK çıkarma imtiyazı veren kanun, bu nedenle ‘Meclis’i fesih hamlesi’ olarak da değerlendirilebilir. Cumhurbaşkanının yemin süresinin ne olduğu belli değil. AKP’nin yasayı, Meclis çoğunluğunu kaybetme korkusu nedeniyle düzenlendiği açık.

Yetki Kanunu referansını; TCK’deki; ‘Anayasa’da değişiklik yapılmasına yönelik 6771 Sayılı Kanunu’ndan alıyor. Çerçevesi; “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yapılan değişikliklere uyum sağlanması amacı” olarak çiziliyor. Oysa, Erdoğan’ın birkaç gün önce imzalayıp, CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığı Yetki Kanunu daha ilk bakışta bile kendini ele veriyor. Çünkü bununla ‘uyum’ değil ‘radikal bir değişiklik’ öngörülüyor.

Hangi sistem?

Ancak “Seçimden sonraki A, B, C planları”, Yetki Kanunu’nun ‘yetmediğinin’ de göstergesi. Erdoğan, 24 Haziran 2018 tarihine çekilen Cumhurbaşkanlığı ve genel milletvekili seçimleriyle ilgili olarak 15 Mayıs’ta Bloomberg TV’ye verdiği mülakatta aynen şunları söyledi: “AKP’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) çoğunluğunu kaybetmesi olasılığına ilişkin “A, B, C planlarımız var.” Bu sözler, Havuz medyasında; ‘AKP’nin Meclis’te çoğunluğu sağlayamaması durumunda yeniden seçim yapılabileceği mesajı’ olarak yorumlandı. Bunun medyanın bir tevili olduğunu anlayabilmek güç değil. Çünkü Erdoğan bu cümlesini, “Sistemi tıkayacak herhangi bir gelişmeye izin vermeyiz” diye tamamladı.

“Hangi sistem?” diye sorup, başa dönelim. Anayasa’nın 309. maddesi, yine aynı kitabın ilk satırlarına göndermede bulunarak özetle şu ifadeleri kullanıyor: “Anayasanın başlangıç kısmında aynen ‘Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiç bir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı’ belirtilmiştir.”

Maddenin fiile dünüşmesinin yaptırımları da açık. Suçu anımsatmak ‘suç değil’ ancak yurttaşlık ve gazetecilik görevi olsa gerek. Demokrasilerde A, B, C planı yoktur. Plan basittir: Geldiğin gibi gidersin.

AYM’den ‘Baluken’ kararı: Milletvekilleri tutuklanabilir

HÜSEYİN ŞİMŞEK / [email protected]
@simsekhuseyinn

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in tutukluluğu hakkında Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru “kabul edilemez” bulundu.

Milletvekili iken tutuklanarak “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının” ve “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının” ihlal edildiğini ifade eden İdris Baluken, AYM’ye başvurarak tahliyesinin önünün açılmasını istedi. Baluken başvurusunda, tutuklanmasına gerekçe gösterilen ifadelerin siyasi faaliyet kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Demirtaş ve Yıldırım kararına atıf

Baluken’in başvurusu inceleyen AYM raportörü, HDP’li Selahattin Demirtaş ve Gülser Yıldırım hakkındaki kararlara atıfta bulundu. Raportör, HDP’li iki milletvekilinin de tutuklanmalarının ardından AYM’ye başvurduğunu ve onlar hakkında, “Milletvekillerinin tutuklanmayacağına ilişkin anayasal bir kural yok” tespitinin yapıldığını hatırlattı.

‘Mahkemeye gitmedin’

Suç işlediği iddiasıyla gözaltına alınan ve daha sonra mahkeme kararıyla tutuklanan Baluken’in, “tutuklama uygulamasının hukuka aykırı olduğu” iddiasını da değerlendiren raportör, “AYM’ye gelmeden önceki hukuk yollarının tümünün tüketilmediği için” başvurunun kabul edilmemesi gerektiğini savundu.

‘Vaktim olmadı’

Gözaltına alınışının hukuki olmaması konusunda AYM’den önce yerel mahkemelere “zamanında” başvurmadığı ifade edilen Baluken ise buna karşılık, gece yarısı Ankara’da gözaltına alınıp hava yoluyla Bingöl’e getirildiğini ve sorgu işlemleri yapılarak tutuklandığını, ardından yine hava yoluyla Kandıra Ceza İnfaz Kurumuna götürüldüğünü, bu nedenle kanuni itiraz imkânlarından yararlanamadığını söyledi.

‘Huzur içinde yaşam için’

Adalet Bakanlığı, mahkemeye sunduğu yazıda, Baluken’in tutuklanmasının hukuka aykırı olmadığını ve seçme ve seçilme hakkının ihlal edilmediğini iddia etti. Yüksek Mahkeme’ye gönderilen değerlendirmede, Baluken’in kendisini destekleyen belirli bir halk kesimi üzerinde etkinliğinin bulunması dikkate alındığında, tutuklamanın toplumun korunması, huzur içinde yaşamın devamı ve şiddetin önlenmesi için demokratik toplum bakımından gerekli ve orantılı olduğu öne sürüldü.

Baluken’in başvurusunu, raportörün görüşünü ve Adalet Bakanlığı’nın değerlendirmelerini inceleyen AYM üyeleri, oybirliği ile aldığı kararla, “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının” ve “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlali” yönündeki başvuruyu “kabul edilemez” buldu.

DSP seçimlerde Millet İttifakı’nı destekleyeceğini açıkladı

24 Haziran cumhurbaşkanlığı ve genel seçimleriyle ilgili açıklama yapan DSP, “Demokratik Sol Parti’ye bağlı olan toplum kesimlerine karşı sorumluluğumuz gereği, 16 yıllık iktidarlarında ülkeyi ekonomik, politik ve sosyal yapısı itibariyle tam bir çöküntünün içine sürüklemiş olan AKP’nin karşısında, seçmenlerin Millet İttifakı’na ve bu ittifak içerisinde demokratik sol politikalarımıza en yakın partinin ve Cumhurbaşkanı adayının desteklenmesi gerektiği hususunun kamuoyuyla paylaşılmasına karar verilmiştir” ifadelerini kullandı.

DSP Başkanlık Kurulu’nca yayınlanan bildiride, mutlaka sandığa gidilmesi gerektiği belirtilerek, her seçmenin sandığına sahip çıkması, olası kanunsuzluk ve manipülasyonlara karşı tüm DSP’li avukatların cüppelerini yanlarında bulundurmaları istendi.

Bildiride, DSP’nin seçimlere girmesinin YSK tarafından ‘tam kanunsuzluk haliyle’ engellendiği savunularak, bu durum karşısında yürütülen iç hukuk yolları tükendiğinden, yaratılan hak ihlalinin tespiti için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurulduğu belirtildi.

Cezaevindeki adayı seçmen temsil edecek: ‘Hepimiz Demirtaş’ız’

HÜSEYİN ŞİMŞEK [email protected] @simsekhuseyinn

HDP’de Cumhurbaşkanı Adayı olarak açıklanan Selahattin Demirtaş’ın tahliye edilmemesi durumunda izlenecek propaganda yönteminin ana çizgileri belirlendi.

Dokunulmazlıkların kaldırılmasına yönelik Anayasa değişikliği teklifinin TBMM’de kabul edilmesinin ardından 4 Kasım 2016’da tutuklanarak Edirne Cezaevi’ne gönderilen HDP eski Eş Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, kısa ve gündemdeki gelişmeleri vurgulayan mesajlarla seçmenine seslenecek. Cumhurbaşkanı adaylarının serbest bırakılmaması durumunda ise parti yönetimi mitinglerde Demirtaş maskelerini seçmenlere dağıtacak.

Eş zamanlı mitingler
Edirne’den ve Kars’tan aynı anda Eş Genel Başkanlar Sezai Temelli ve Pervin Buldan’ın yapacağı mitinglerle seçim çalışmalarına başlamayı planlayan HDP’de seçmenlere dağıtılan maskelerin miting alanında takılmasıyla, “Hepimiz Demirtaş’ız” mesajı verilecek.

Paylaşımlar başladı
Avukatları aracılığıyla YSK’ye ve tutuklu yargılandığı mahkemeye tahliye talebinde bulunan Demirtaş’ta ve HDP’de tahliye beklentisinin düşük olduğu ve bu nedenle propaganda usullerinin netleştirildiği öğrenildi. CHP, Saadet Partisi ve İYİ Parti’den “tahliye edilmesi gerekiyor” yönünde açıklamalar yapılan Demirtaş, eski fotoğraflarının kullanılacağı mesajlarıyla sosyal medyadan seçmenine seslenmeye başladı.
Önceki gece, “Demirtaş’a Özgürlük Çünkü” ifadeleriyle paylaşılan mesajlarda, “Demokrasiye Acil Geçiş Programını hayata geçireceğiz”, “Evrensel hukuk ve insan hakları anlayışıyla güvence altına alınmış kuvvetler ayrılığından taviz vermeyeceğiz”, “İnançlara, yaşam tarzlarına, siyasi ve felsefi görüşlere eşit mesafede duracağız” ifadeleri yer aldı.

Mitinglerde kısa mesajlar
HDP’nin resmi sosyal medya hesaplarından da paylaşılan mesajlarla birlikte Demirtaş, mitingler için de mesaj hazırlamaya başladı. Edinilen bilgilere göre, her miting için Demirtaş, ortalama beş cümleyi geçmeyecek mesajları seçmenine gönderecek ve bu mesajlar Eş Genel Başkanlar tarafından okunacak.

Mesajların yanı sıra Demirtaş’ın fotoğraflarının da yer aldığı kartlar bastırılarak dağıtılacak.

Kürt ittifakı rafa kalktı
Öte yandan Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK), Azadi Hareketi, Kürdistan Özgürlük Hareketi (PAK), Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (PDK-T) ve Kürdistan Demokratlar Platformu’nun (KDP) 24 Haziran için aldığı ittifak kararının ardından HDP ile anlaşılamadığı açıklandı.

***

Malvarlığını açıkladı

Tutuklu bulunan HDP’nin eski Eş Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş, Twitter’dan mal varlığını ve diplomasını paylaştı. Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin adaylara yaptığı mal varlıklarını açıklama çağrısının kendisine de ulaştığını söyleyen Demirtaş, şu açıklamayı yaptı; “Mal varlığımı açıklıyorum: 300 bin TL değerinde bir konut, 55 bin TL değerinde, 2013 model bir otomobil. Yüzlerce kitap, binlerce mektup. Ve bir diploma.”

CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce de mal varlığını Hakkâri’de yaptığı mitingde paylaşmıştı.

***

‘Çalışmalarım dolayısıyla gelemiyorum’

Demirtaş’ın, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı davaya devam edildi. Bakırköy Adalet Sarayı’nda bulunan 38. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada savunmasını tam olarak hazırlayamadığını belirten Demirtaş, seçim çalışmalarını da gerekçe göstererek duruşmaya gelmedi. Duruşma Demirtaş’ın savunmasının alınması için ertelendi.