Demokrasilerde A, B, C planı olmaz: Geldiğin gibi gidersin

Siyasi iktidar ve temsilcileri sadece Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri ihlal etmekle kalmıyor, Cumhurbaşkanı’nın onayından geçen ‘Yetki Kanunu’ ve “Seçimden sonraki A, B, C planları”, ifadeleri ile Anayasayı da delebileceğine yönelik sinyaller veriyor, deliyor. O halde yargıyı göreve çağırmak neden suç sayılıyor? Açıklaması, ‘korku imparatorluğunun yıkılma korkusu’ olabilir.

45 gün içinde kaldırılması mümkün olan olağanüstü hal (OHAL), 18 Nisan 2018 tarihinde 7. kez uzatıldı. OHAL’in devam etmesi hali, AKP ve Saray iktidarının artık Türkiye’yi ‘yönetememe süreci’ olarak değerlendiriliyor. Yaşam ve adil yargılama hakkı ihlalleri, masumiyet karinesine aykırı tutumlar, emniyette kötü muamele artarak sürüyor.

OHAL, Anayasa gibi Birleşmiş Milletler (BM) Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de (AİHS) aykırı. AİHS’in 15. Maddesi’ açık: Tahmin, olasılık ya da varsayıma göre OHAL uygulanmaz, uygulanabilmesi için tehlikenin mevcut ya da çok yakında gerçekleşmiş olması gerekir. Oysa bugün herhangi bir tehlikenin olmadığı ortada.

Anayasal kurumları kim tehdit ediyor?

Uluslarası platformda ‘olağanüstü hali’ tanımlayan, ‘Sirakuza İlkeleri’ ise OHAL’in uygulanabilmesininin 3 şarta bağlı olduğunu belirtiyor. Buna göre özetle; (1) nüfusun tamamının ve coğrafyanın büyük bir bölümü ile (2) anayasal kurumların tehdit altında olması ve (3) bu tehdidin olağan güçlerle giderilemeyecek boyutta olması şart. Son madde ironik; çünkü anayasal kurumların ‘kim tarafından tehdit edildiği’ sorusu tartışılmaya değer!

Sandıkla gelen…

‘OHAL’siz Türkiye’yi yönetememe sürecinin’, bu süreçteki hukuksuzlukların; ‘Yetki Kanunu’ ve sözü edilen A, B,C planları ile çok daha ileri boyuta taşınması sinyalleri veriliyor. Bu yüzden seçmenin aklında, ‘Sandıkla gelen, sandıkla gitmeyecek mi?’ sorusu var. 7 Haziran- 1 Kasım 2015 arasında yaşananlar hafızalarda. İktidarın, hukuk kılıfında sunacağı kanunsuzluklara yönelik zemin hazırlaması ise önemli bir endişe.

Partili Cumhurbaşkanı’nın bakanlarına imtiyaz

Yetki Kanunu’nun tanımı şöyle: “Bakanlar Kurulu’na verilen yetki, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanı’nın yemin ederek göreve başladığı tarihe kadar geçerlidir. Bu süre içinde Bakanlar Kurulu birden fazla Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarabilir.”

Partili Cumhurbaşkanının ‘bakanlarına’ KHK çıkarma imtiyazı veren kanun, bu nedenle ‘Meclis’i fesih hamlesi’ olarak da değerlendirilebilir. Cumhurbaşkanının yemin süresinin ne olduğu belli değil. AKP’nin yasayı, Meclis çoğunluğunu kaybetme korkusu nedeniyle düzenlendiği açık.

Yetki Kanunu referansını; TCK’deki; ‘Anayasa’da değişiklik yapılmasına yönelik 6771 Sayılı Kanunu’ndan alıyor. Çerçevesi; “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yapılan değişikliklere uyum sağlanması amacı” olarak çiziliyor. Oysa, Erdoğan’ın birkaç gün önce imzalayıp, CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığı Yetki Kanunu daha ilk bakışta bile kendini ele veriyor. Çünkü bununla ‘uyum’ değil ‘radikal bir değişiklik’ öngörülüyor.

Hangi sistem?

Ancak “Seçimden sonraki A, B, C planları”, Yetki Kanunu’nun ‘yetmediğinin’ de göstergesi. Erdoğan, 24 Haziran 2018 tarihine çekilen Cumhurbaşkanlığı ve genel milletvekili seçimleriyle ilgili olarak 15 Mayıs’ta Bloomberg TV’ye verdiği mülakatta aynen şunları söyledi: “AKP’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) çoğunluğunu kaybetmesi olasılığına ilişkin “A, B, C planlarımız var.” Bu sözler, Havuz medyasında; ‘AKP’nin Meclis’te çoğunluğu sağlayamaması durumunda yeniden seçim yapılabileceği mesajı’ olarak yorumlandı. Bunun medyanın bir tevili olduğunu anlayabilmek güç değil. Çünkü Erdoğan bu cümlesini, “Sistemi tıkayacak herhangi bir gelişmeye izin vermeyiz” diye tamamladı.

“Hangi sistem?” diye sorup, başa dönelim. Anayasa’nın 309. maddesi, yine aynı kitabın ilk satırlarına göndermede bulunarak özetle şu ifadeleri kullanıyor: “Anayasanın başlangıç kısmında aynen ‘Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiç bir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı’ belirtilmiştir.”

Maddenin fiile dünüşmesinin yaptırımları da açık. Suçu anımsatmak ‘suç değil’ ancak yurttaşlık ve gazetecilik görevi olsa gerek. Demokrasilerde A, B, C planı yoktur. Plan basittir: Geldiğin gibi gidersin.

AYM’den ‘Baluken’ kararı: Milletvekilleri tutuklanabilir

HÜSEYİN ŞİMŞEK / [email protected]
@simsekhuseyinn

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in tutukluluğu hakkında Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru “kabul edilemez” bulundu.

Milletvekili iken tutuklanarak “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının” ve “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının” ihlal edildiğini ifade eden İdris Baluken, AYM’ye başvurarak tahliyesinin önünün açılmasını istedi. Baluken başvurusunda, tutuklanmasına gerekçe gösterilen ifadelerin siyasi faaliyet kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Demirtaş ve Yıldırım kararına atıf

Baluken’in başvurusu inceleyen AYM raportörü, HDP’li Selahattin Demirtaş ve Gülser Yıldırım hakkındaki kararlara atıfta bulundu. Raportör, HDP’li iki milletvekilinin de tutuklanmalarının ardından AYM’ye başvurduğunu ve onlar hakkında, “Milletvekillerinin tutuklanmayacağına ilişkin anayasal bir kural yok” tespitinin yapıldığını hatırlattı.

‘Mahkemeye gitmedin’

Suç işlediği iddiasıyla gözaltına alınan ve daha sonra mahkeme kararıyla tutuklanan Baluken’in, “tutuklama uygulamasının hukuka aykırı olduğu” iddiasını da değerlendiren raportör, “AYM’ye gelmeden önceki hukuk yollarının tümünün tüketilmediği için” başvurunun kabul edilmemesi gerektiğini savundu.

‘Vaktim olmadı’

Gözaltına alınışının hukuki olmaması konusunda AYM’den önce yerel mahkemelere “zamanında” başvurmadığı ifade edilen Baluken ise buna karşılık, gece yarısı Ankara’da gözaltına alınıp hava yoluyla Bingöl’e getirildiğini ve sorgu işlemleri yapılarak tutuklandığını, ardından yine hava yoluyla Kandıra Ceza İnfaz Kurumuna götürüldüğünü, bu nedenle kanuni itiraz imkânlarından yararlanamadığını söyledi.

‘Huzur içinde yaşam için’

Adalet Bakanlığı, mahkemeye sunduğu yazıda, Baluken’in tutuklanmasının hukuka aykırı olmadığını ve seçme ve seçilme hakkının ihlal edilmediğini iddia etti. Yüksek Mahkeme’ye gönderilen değerlendirmede, Baluken’in kendisini destekleyen belirli bir halk kesimi üzerinde etkinliğinin bulunması dikkate alındığında, tutuklamanın toplumun korunması, huzur içinde yaşamın devamı ve şiddetin önlenmesi için demokratik toplum bakımından gerekli ve orantılı olduğu öne sürüldü.

Baluken’in başvurusunu, raportörün görüşünü ve Adalet Bakanlığı’nın değerlendirmelerini inceleyen AYM üyeleri, oybirliği ile aldığı kararla, “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının” ve “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlali” yönündeki başvuruyu “kabul edilemez” buldu.

DSP seçimlerde Millet İttifakı’nı destekleyeceğini açıkladı

24 Haziran cumhurbaşkanlığı ve genel seçimleriyle ilgili açıklama yapan DSP, “Demokratik Sol Parti’ye bağlı olan toplum kesimlerine karşı sorumluluğumuz gereği, 16 yıllık iktidarlarında ülkeyi ekonomik, politik ve sosyal yapısı itibariyle tam bir çöküntünün içine sürüklemiş olan AKP’nin karşısında, seçmenlerin Millet İttifakı’na ve bu ittifak içerisinde demokratik sol politikalarımıza en yakın partinin ve Cumhurbaşkanı adayının desteklenmesi gerektiği hususunun kamuoyuyla paylaşılmasına karar verilmiştir” ifadelerini kullandı.

DSP Başkanlık Kurulu’nca yayınlanan bildiride, mutlaka sandığa gidilmesi gerektiği belirtilerek, her seçmenin sandığına sahip çıkması, olası kanunsuzluk ve manipülasyonlara karşı tüm DSP’li avukatların cüppelerini yanlarında bulundurmaları istendi.

Bildiride, DSP’nin seçimlere girmesinin YSK tarafından ‘tam kanunsuzluk haliyle’ engellendiği savunularak, bu durum karşısında yürütülen iç hukuk yolları tükendiğinden, yaratılan hak ihlalinin tespiti için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurulduğu belirtildi.

Cezaevindeki adayı seçmen temsil edecek: ‘Hepimiz Demirtaş’ız’

HÜSEYİN ŞİMŞEK [email protected] @simsekhuseyinn

HDP’de Cumhurbaşkanı Adayı olarak açıklanan Selahattin Demirtaş’ın tahliye edilmemesi durumunda izlenecek propaganda yönteminin ana çizgileri belirlendi.

Dokunulmazlıkların kaldırılmasına yönelik Anayasa değişikliği teklifinin TBMM’de kabul edilmesinin ardından 4 Kasım 2016’da tutuklanarak Edirne Cezaevi’ne gönderilen HDP eski Eş Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, kısa ve gündemdeki gelişmeleri vurgulayan mesajlarla seçmenine seslenecek. Cumhurbaşkanı adaylarının serbest bırakılmaması durumunda ise parti yönetimi mitinglerde Demirtaş maskelerini seçmenlere dağıtacak.

Eş zamanlı mitingler
Edirne’den ve Kars’tan aynı anda Eş Genel Başkanlar Sezai Temelli ve Pervin Buldan’ın yapacağı mitinglerle seçim çalışmalarına başlamayı planlayan HDP’de seçmenlere dağıtılan maskelerin miting alanında takılmasıyla, “Hepimiz Demirtaş’ız” mesajı verilecek.

Paylaşımlar başladı
Avukatları aracılığıyla YSK’ye ve tutuklu yargılandığı mahkemeye tahliye talebinde bulunan Demirtaş’ta ve HDP’de tahliye beklentisinin düşük olduğu ve bu nedenle propaganda usullerinin netleştirildiği öğrenildi. CHP, Saadet Partisi ve İYİ Parti’den “tahliye edilmesi gerekiyor” yönünde açıklamalar yapılan Demirtaş, eski fotoğraflarının kullanılacağı mesajlarıyla sosyal medyadan seçmenine seslenmeye başladı.
Önceki gece, “Demirtaş’a Özgürlük Çünkü” ifadeleriyle paylaşılan mesajlarda, “Demokrasiye Acil Geçiş Programını hayata geçireceğiz”, “Evrensel hukuk ve insan hakları anlayışıyla güvence altına alınmış kuvvetler ayrılığından taviz vermeyeceğiz”, “İnançlara, yaşam tarzlarına, siyasi ve felsefi görüşlere eşit mesafede duracağız” ifadeleri yer aldı.

Mitinglerde kısa mesajlar
HDP’nin resmi sosyal medya hesaplarından da paylaşılan mesajlarla birlikte Demirtaş, mitingler için de mesaj hazırlamaya başladı. Edinilen bilgilere göre, her miting için Demirtaş, ortalama beş cümleyi geçmeyecek mesajları seçmenine gönderecek ve bu mesajlar Eş Genel Başkanlar tarafından okunacak.

Mesajların yanı sıra Demirtaş’ın fotoğraflarının da yer aldığı kartlar bastırılarak dağıtılacak.

Kürt ittifakı rafa kalktı
Öte yandan Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK), Azadi Hareketi, Kürdistan Özgürlük Hareketi (PAK), Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (PDK-T) ve Kürdistan Demokratlar Platformu’nun (KDP) 24 Haziran için aldığı ittifak kararının ardından HDP ile anlaşılamadığı açıklandı.

***

Malvarlığını açıkladı

Tutuklu bulunan HDP’nin eski Eş Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş, Twitter’dan mal varlığını ve diplomasını paylaştı. Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin adaylara yaptığı mal varlıklarını açıklama çağrısının kendisine de ulaştığını söyleyen Demirtaş, şu açıklamayı yaptı; “Mal varlığımı açıklıyorum: 300 bin TL değerinde bir konut, 55 bin TL değerinde, 2013 model bir otomobil. Yüzlerce kitap, binlerce mektup. Ve bir diploma.”

CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce de mal varlığını Hakkâri’de yaptığı mitingde paylaşmıştı.

***

‘Çalışmalarım dolayısıyla gelemiyorum’

Demirtaş’ın, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı davaya devam edildi. Bakırköy Adalet Sarayı’nda bulunan 38. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada savunmasını tam olarak hazırlayamadığını belirten Demirtaş, seçim çalışmalarını da gerekçe göstererek duruşmaya gelmedi. Duruşma Demirtaş’ın savunmasının alınması için ertelendi.

CHP’den ‘Adalet Yürüyüşü’nde casus yazılım’la ilgili suç

Özel, beraberindeki milletvekilleriyle Ankara Adliyesine gelerek, suç duyurusu dilekçesini verdi.

Çıkışta gazetecilere açıklamada bulunan Özel, 25 gün süren 432 kilometrelik yürüyüşlerine tüm CHP’li milletvekillerinin katıldığını söyledi.

Ankara’da ve seçim bölgelerinde bulunan tüm milletvekillerinin bugün adliyelere giderek suç duyurusunda bulunduklarını belirten Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Neyin suç duyurusunu yapıyoruz? Adalet Yürüyüşü gibi bir yürüyüşte, Almanya’da ortaya çıkarılan bir gerçek bu yürüyüşe katılanların bir sosyal medya casusluğu üzerinden dinlendiklerini, takip edildiklerini ortaya çıkardı. Bu iddia Almanya’nın en ciddi yayın organlarından birinde yer aldı.

Bu iddiayı ise yine Almanya’da özgür yazılımla uğraşan bir aktivist grup şu netliğiyle ortaya koydu: Dünyadaki istihbarat örgütleri için çalışan ve ürettiği yazılımların istihbarat örgütleri dışında satışı yasak olan bir kuruluş, kuruluşun adı Finfisher. Bu kuruluşun elinden ‘adaleticinyuru’ linkinin, hashtaginin Türkiye’den satın alındığı, bu hashtag ile sosyal medya üzerindeki paylaşımları yapan telefonun da dinlendiği ortaya çıktı. Bizi kimin dinleyeceğinin sorusu şu cevabı barındırıyor: CHP’yi dinlemek kimin işine yarıyorsa, bu yürüyüşten kim rahatsız oluyorsa.”

Bu olay duyulur duyulmaz Meclisteki Güvenlik ve İstihbarat Komisyonunu toplantıya çağırdıklarını ancak çağrının Komisyon Başkanı tarafından duymazdan gelindiğini ifade eden Özel, konu büyüyünce Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan’ın bir açıklama yaptığını hatırlattı.

Bakan Arslan’ın, “Bize sorsalar söylerdik” dediğini aktaran Özel, “Bu durumda da İzmir Milletvekilimiz Zeynep Altıok’un bu konuyla ilgili iddialar ortaya çıktığında, bundan 11 ay önce ilgili Bakanlığa sorduğu ancak soru önergesinin hala yanıtlanmadığı ortaya çıkmıştır.” dedi.

Özel, yürüyüş boyunca kendilerini kimin dinlediğinin, casus yazılım sadece istihbarat örgütlerine satılıyorsa bunu hangi istihbarat örgütünün alıp, ne şekilde kullandığının bütün bağlantılarıyla ortaya çıkarılmasını istediklerini belirtti.

Yürüyüşte, 432 kilometre yol katettiklerini anımsatan Özel, “Yürüdük ve bir şey söyledik, sözümüzü dinlemeyenler telefonlarımızı dinlemiş. Telefonumuzu değil sözümüzü dinleyin. Biz adalet istiyoruz, hep birlikte ‘Hak, hukuk, adalet’ diyoruz.”

“Gereğinin yapılmasını bekliyoruz”

Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba da “CHP milletvekilleri olarak son yılların siyaseten yaşanmış en büyük rezaleti” ile ilgili suç duyurusunda bulunduklarını ifade etti.

Dünyanın en barışçıl, en uzun ve en etkili yürüyüşünü gerçekleştirdiklerini savunan Ağbaba, şunları söyledi:

“Maalesef bu yürüyüşün başından sonuna kadar dinlendiğini görüyoruz. Aslında dünyanın en şeffaf eyleminin dinlenmesi kepazeliktir. Hükümet bu işte suç ortağı değilse veya dinletmiyorsa aslında bu suç duyurusunu hükümetin yapması gerekirdi. Tekrar hükümeti göreve çağırıyoruz, eğer suç ortağı değilsen, eğer bu dinlemeyi sen yapmadıysanız, gereğinin yapılmasını bekliyoruz.”

(AA)

Kız arkadaşından ayrıldı, köpeği davalık oldu

Eskişehir’de 23 yaşındaki Osman Orhan Baçaru, ayrıldığı kız arkadaşında kalan köpeğini geri almak için dava açtı.

Eskişehir’de üniversite öğrencisi 23 yaşındaki Osman Orhan Baçaru, kendisine ait olduğunu iddia ettiği “Golden” cinsi “Marley” isimli köpeği ayrıldığı kız arkadaşının geri vermediği gerekçesiyle hukuk mücadelesi başlattı.

3. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açan Anadolu Üniversitesi Turizm ve Otelcilik Fakültesi öğrencisi Baçaru, Mart 2017’de internet üzerinden ilan vererek “Marley” adlı köpeğini sahiplendirmek isteyen Ezgi B. ile iletişime geçtiğini ve anlaşıp köpeği sahiplendiğini iddia etti.

Daha sonra Ezgi B. ile bir süre aynı evi paylaştığını öne süren Baçaru, yaklaşık bir yıl sonra ayrıldığı kız arkadaşının köpeği vermediğini ileri sürerek hukuk mücadelesi başlattığını söyledi.

Yeni bir eve çıkmak için köpeği bir hafta eski kız arkadaşında bıraktığını, almak için geri döndüğünde kapıların yüzüne kapatıldığını belirten Baçaru, eski kız arkadaşının “Marley”e kendisi kadar iyi bakamadığını savundu.

“BENLE ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞTU”

Ezgi B’nin “Marley”i kendisine vermeyeceğini söylediğini anlatan Baçaru, şöyle konuştu:

“Marley benden öncesinde tasmasından çıkmamış bir köpekti. Benimle özgürlüğe kavuştu. Yanımda yürürken bile tasmasız gezerdi. Yaklaşık 5 aydır göremiyorum onu. En azından iyi durumda olduğunu göreyim istiyorum ama buna da müsaade etmediler. Marley’in bana karşı duyguları daha fazla. Tuvaleti gelince terasa çıkartan biriyle onunla sokaklarda koşturan birisi aynı olamaz. Köpeğim için hukuk mücadelesi veriyorum ve sonuna kadar da vereceğim.”

Baçaru, “O benim kızım. Ben onun, bensiz neler hissettiğini biliyorum. En son eve onu almak istediğimi söylemeye gittiğimde kapının arkasındaki seslerini duymanız lazımdı. Resmen ağlıyordu” dedi.

“BU BİR EMSAL OLACAK”

Davacı vekili avukat Oytun Süllü adına dosya hazırlığı ve takibini yürüten stajyer avukat Ahmet Seyhan da köpeğin sahiplendirilmesi sonrasında gerçek sahibinin Osman Orhan Baçaru olduğunu savundu.Seyhan, yargı kararının bu konuda emsal teşkil edeceğini belirterek, şunları kaydetti:

“2017 yılı mart ayında karşı taraf internetten köpeği sahiplendirme ilanı vermiş. Bu delil elimizde mevcut. Sahiplenme resmi olarak gerçekleşmiş. Marley şu anda zorla alıkonulmaktadır. Gerekli başvurularımızı tamamladık. İnşallah davayı kazanacağız ve bu bir emsal olacak. Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde davamızı açtık. Müvekkilim gerçekten iyi bir hayvansever.”

“İNTİKAM ALMAK İÇİN YAPIYOR”

Konu ile ilgili hakkında dava açılan Ezgi B. ise davacı Osman Orhan Baçaru’nun kendisinden ayrıldıktan sonra intikam almak için bu yola başvurduğunu ileri sürdü.

Ezgi B, köpeği “Marley”i 3,5 aylıkken sahiplendiğini dile getirerek, şunları söyledi:

“Marley yaklaşık 4 yıldır bende. Ayrıldığımız için şimdi Marley’i benden alarak acı çektirmek istiyor. Kızımı Osman’a vermeyi düşünmüyorum. Bir dönem sahiplendirmeyi düşünmüştüm. O dönemde Osman’la tanıştım ve sahiplendirmekten vazgeçtim. Osman’ın birkaç aşı karnesine adını yazdırıp kendini sahibi gibi göstermesi Marley’in gerçek sahibi olduğunu kanıtlamaz.”

SON SÖZ MAHKEMENİN

Marley”in kimde kalacağı sorusunun cevabı, Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülecek davada belli olacak.Davanın ilk duruşması 25 Mayıs’ta gerçekleştirilecek.AA

Arda Turan, PFDK’ye sevk edildi

Medipol Başakşehirli futbolcu Arda Turan, Demir Grup Sivasspor karşılaşmasında yardımcı hakeme yönelik fiili müdahale içeren “sportmenliğe aykırı hareketi” ve müsabaka hakemine yönelik “hakareti ve tehdidi” nedeniyle Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na (PFDK) sevk edildi. Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Hukuk Müşavirliği, aynı müsabakada kırmızı kartla oyun dışında kalan Marcio Mossoro’nun ise müsabaka hakemine yönelik fiili müdahale içeren “sportmenliğe aykırı hareketi” ve rakip takım oyuncusuna yönelik “sportmenliğe aykırı hareketi” nedeniyle PFDK’ya sevk edildiğini açıkladı.

DHA’nın aktardığı bilgiye göre TFF; Marcio Mossoro, Kubilay Kanatsızkuş, Titi, Tomas Hubocan, Okay Yokuşlu, Milan Lukac ve Mustafa Er’in de PFDK’ya sevk edildiğini açıkladı

TFF’den yapılan açıklama şu şekilde:

“1- MEDİPOL BAŞAKŞEHİR FK Kulübü futbolcusu JOSE MARCIO DA COSTA’nın 04.05.2018 tarihinde oynanan MEDİPOL BAŞAKŞEHİR FK-DEMİR GRUP SİVASSPOR Spor Toto Süper Lig İlhan Cavcav Sezonu müsabakasındaki müsabaka hakemine yönelik fiili müdahale içeren ‘sportmenliğe aykırı hareketi’ ve rakip takım oyuncusuna yönelik sportmenliğe aykırı hareketi’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 36. maddesi uyarınca 05.05.2018 tarihinden itibaren tedbirli olarak PFDK’ya sevkine,

MEDİPOL BAŞAKŞEHİR FK Kulübü futbolcusu ARDA TURAN’ın aynı müsabakadaki müsabaka yardımcı hakemine yönelik fiili müdahale içeren ‘sportmenliğe aykırı hareketi’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 36. maddesi uyarınca ve müsabaka hakemine yönelik ‘hakareti ve tehdidi’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 41. maddesi uyarınca 05.05.2018 tarihinden itibaren tedbirli olarak PFDK’ya sevkine karar verilmiştir.

2- DEMİR GRUP SİVASSPOR Kulübü’nün 04.05.2018 tarihinde oynanan MEDİPOL BAŞAKŞEHİR FK-DEMİR GRUP SİVASSPOR Spor Toto Süper Lig İlhan Cavcav Sezonu müsabakasındaki ‘çirkin ve kötü tezahüratı’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 53. maddesi uyarınca PFDK’ya sevkine karar verilmiştir.

3- TRABZONSPOR A.Ş. Kulübü’nün 05.05.2018 tarihinde oynanan TRABZONSPOR A.Ş.-KASIMPAŞA A.Ş. Spor Toto Süper Lig İlhan Cavcav Sezonu müsabakasındaki ‘4 futbolcusunun sarı kart ve 2 futbolcusunun kırmızı kart görmesi nedeniyle takım halinde sportmenliğe aykırı hareketi’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 40. maddesi uyarınca PFDK’ya sevkine,

TRABZONSPOR A.Ş. Kulübü futbolcusu OKAY YOKUŞLU’nun aynı müsabakadaki ‘sportmenliğe aykırı hareketi’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 36. maddesi uyarınca 06.05.2018 tarihinden itibaren tedbirli olarak PFDK’ya sevkine,

TRABZONSPOR A.Ş. Kulübü futbolcusu TOMAS HUBOCAN’ın aynı müsabakadaki ‘hakareti’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 41. maddesi uyarınca 06.05.2018 tarihinden itibaren tedbirli olarak PFDK’ya sevkine karar verilmiştir.

4- AYTEMİZ ALANYASPOR Kulübü’nün 05.05.2018 tarihinde oynanan AYTEMİZ ALANYASPOR-OSMANLISPOR FK Spor Toto Süper Lig İlhan Cavcav Sezonu müsabakasındaki ‘6 futbolcusunun sarı kart görmesi nedeniyle takım halinde sportmenliğe aykırı hareketi’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 40. maddesi uyarınca PFDK’ya sevkine karar verilmiştir.

5- FENERBAHÇE A.Ş. Kulübü’nün 06.05.2018 tarihinde oynanan FENERBAHÇE A.Ş.-BURSASPOR Spor Toto Süper Lig İlhan Cavcav Sezonu müsabakasındaki ‘merdiven boşluklarının boş bırakılmaması’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 49. maddesi uyarınca PFDK’ya sevkine,

FENERBAHÇE A.Ş. Kulübü görevlisi FATİH YILDIZ’ın aynı müsabakadaki ‘hakareti’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 41. maddesi uyarınca 07.05.2018 tarihinden itibaren tedbirli olarak PFDK’ya sevkine karar verilmiştir.

6- BURSASPOR Kulübü’nün 06.05.2018 tarihinde oynanan FENERBAHÇE A.Ş.-BURSASPOR Spor Toto Süper Lig İlhan Cavcav Sezonu müsabakasındaki ‘saha olayları’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 52. maddesi uyarınca PFDK’ya sevkine,

BURSASPOR Kulübü idarecisi ÖMER HASAN PARLAKAY’ın aynı müsabakadaki ‘sportmenliğe aykırı hareketi’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 36. maddesi uyarınca 08.05.2018 tarihinden itibaren tedbirli olarak PFDK’ya sevkine,

BURSASPOR Kulübü futbolcusu CHRISTIAN CHAGAS TAROUCO’nun aynı müsabakadaki ‘kural dışı hareketi’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 43. maddesi uyarınca ve müsabaka hakemine yönelik fiili müdahale içeren ‘sportmenliğe aykırı hareketi’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 36. maddesi uyarınca 07.05.2018 tarihinden itibaren tedbirli olarak PFDK’ya sevkine,

BURSASPOR Kulübü futbolcusu KUBİLAY KANATSIZKUŞ’un aynı müsabakadaki ‘hakaretleri’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 41. maddesi uyarınca 07.05.2018 tarihinden itibaren tedbirli olarak PFDK’ya sevkine,

BURSASPOR Kulübü antrenörü MUSTAFA ER’in aynı müsabakadaki ‘sportmenliğe aykırı hareketi’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 36. maddesi uyarınca 07.05.2018 tarihinden itibaren tedbirli olarak PFDK’ya sevkine,

BURSASPOR Kulübü görevlisi ALTUĞ GÜNAYDIN’ın aynı müsabakadaki ‘hakaretleri’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 41. maddesi uyarınca ve ‘tedbire uymaması’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 50. maddesi uyarınca 07.05.2018 tarihinden itibaren tedbirli olarak PFDK’ya sevkine karar verilmiştir.

7- TELESET MOBİLYA AKHİSARSPOR Kulübü futbolcusu MILAN LUKAC’ın 06.05.2018 tarihinde oynanan TELESET MOBİLYA AKHİSARSPOR-GALATASARAY A.Ş. Spor Toto Süper Lig İlhan Cavcav Sezonu müsabakasındaki ‘sportmenliğe aykırı hareketi’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 36. maddesi uyarınca ve ‘hakareti’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 41. maddesi uyarınca 07.05.2018 tarihinden itibaren tedbirli olarak PFDK’ya sevkine karar verilmiştir.

8- BEŞİKTAŞ A.Ş. Kulübü’nün 07.05.2018 tarihinde oynanan BEŞİKTAŞ A.Ş.-KAYSERİSPOR Spor Toto Süper Lig İlhan Cavcav Sezonu müsabakasındaki ‘çirkin ve kötü tezahüratı’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 53. maddesi uyarınca PFDK’ya sevkine karar verilmiştir.

9- GAZİANTEPSPOR Kulübü’nün 04.05.2018 tarihinde oynanan GAZİANTEPSPOR-AKIN ÇORAP GİRESUNSPOR Spor Toto 1. Lig müsabakasındaki ‘talimatlara aykırı hareketi’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 46. maddesi ile 2017-2018 Sezonu TFF 1. Lig Müsabakaları Statüsü’nün 9/2. ve 6/7. maddeleri uyarınca PFDK’ya sevkine karar verilmiştir.

10- MKE ANKARAGÜCÜ Kulübü’nün 07.05.2018 tarihinde oynanan MKE ANKARAGÜCÜ-ADANA DEMİRSPOR Spor Toto 1. Lig müsabakasındaki ‘saha olayları’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 52. maddesi uyarınca ve ‘merdiven boşluklarının boş bırakılmaması’ nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 49. maddesi uyarınca PFDK’ya sevkine karar verilmiştir.”

Hangi kardeşlik hukuku? Ne ahde vefası?

“Rüzgâr gülü gibi esintiye göre yön değiştiren, eğilip bükülen bir siyasi anlayış popülizmin bataklığında debelenmeye mahkümdur. Türk siyasi hayatı bu açıdan gerçekten ibret verici hadiselerle doludur. Bir tarafta asil devlet adamları, bir tarafta da kırk takla atan şahsiyet fukaraları vardır”

Üsluptan tahmin edeceğiniz üzere, bu cümle öbeği Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından söylendi. “Rüzgar Gülü” derken kime gönderme yaptığını anlamak zor değil. Zaten fazla dolambaçlı gönderme yapmak Erdoğan’ın tercih ettiği bir şey değil.

Erdoğan Gül’e, Türkçesi: geldiler kapını çaldılar diye heveslendin. Bizden olmayanlar sana kıymet verdi diye havalara girdin, ama dikkat alırım façanı aşağı diyor.

Erdoğancılar da “Reis ne güzel azının payını verdi, helal olsun, diye alkış tutuyor.

AKP cenahında, hanidir kardeşlik hukuku, ahdi vefadan bahsedilir. Erdoğan’a kafa kaldıran her siyasi de ahde vefaya ihanet, kardeşlik hukukuna ihanet ile suçlanır.

Ne var ki adını doğru koymak lazım. Ortada ahde vefa veya kardeşlik hukuku falan yoktur. Bir hukuk vardır, o da Erdoğan hukuku. Mesele Erdoğan’a ihanet meselesidir, yoksa ne ahd vardır ne de vefa.

Bu camiada bir tek kişi fikrini değiştirebilir, bir tek kişi yeni bir hareket başlatabilir; bir tek kişi demokrasi bağışlayabilir, bir tek kişi hak verebilir, verdiği gibi de alabilir. O, her şeye muktedirdir. Bu anlayış böyledir. Bu çerçeveye her itiraz, hatta her sorgulama, ihanettir. Bunun rasyonel ya da insancıl bir tarafı yoktur.

Ortaya çıkmış ve sosyolojik olarak galip olmuş bu paradigmadan beslenen ilişkiler ağına, hiç bir prensipler bütünü alternatif oluşturamayacaktır. Çünkü ortada karşı çıkılacak bir kural, ya da yasalar bütünü yoktur. Tek kişi, tek kişicili ve tek kişiye tapınma vardır.

Eğer 24 Haziran’da bir tür yarıştan söz edilecekse, koşulları ve adaleti elbette son derece tartışmalı, her şeyin. Ve herkesin üzerinde algılanan bir kişinin karşısında ilkeler, prensipler, manifestolar duramaz. Zira bu yarı tanrı kişi, ne ilke tanır ne manifesto. ilkesi de manifestosu da saat saat değişebilir ve onu adeta gözü körleşmiş âşık gibi takip eden milyonlar ne bu manevraları ne de aslında özünde bu ilkesizliği umursar.

Yarı Tanrı lider ancak başka bir Yarı Tanrı kişilik ile yarışabilir. Dolayısıyla 24 Haziran aslında ilkeler, prensipler falan değil, kişiler ve kişilikler arası bir yarış olmaya mahkümdur.

Adalet Nöbeti’ne katılan avukatlardan BirGün’e destek ziyareti

Cumhuriyet gazetesi davası kapsamında tutuklu yargılanan avukat Akın Atalay nezdinde başlatılıp tüm haksız tutuklamalara karşı sürdürülen ve 54. haftası tamamlanan Adalet Nöbeti’ne katılan avukatlar BirGün’e destek ziyaretinde bulundu.

Hukuk örgütlerinin tutuklu meslektaşları için Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde başlattıkları “Adalet Nöbeti”ne katılan avukatlar BirGün’ü ziyareti. Bağımsız medya kuruluşlarına desteklerini sunan avukatlar, BirGün’ün basındaki yerini vurgulayıp gazetemize desteklerini sundu.

BirGün’ün başlattığı abone kampanyasının önemine değinen avukatlar herkesi BirGün’e destekte bulunması için çağrı yaptı.

BirGün’e Abone Olmak İçin Tıklayın

tmmob-yonetim-kurulu-baskani-koramaz-dan-birgun-e-destek-424499-1.

Rusya, Türkiye ve İran’dan ortak Suriye deklarasyonu

Rusya, Türkiye ve İran Dışişleri Bakanları Moskova’da bir araya geldi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova’da Mevlüt Çavuşoğlu ve Cevad Zarif’le yaptıkları görüşmenin sonunda Suriye kriziyle ilgili ortak deklarasyon kabul ettiklerini açıkladı. Lavrov, Çavuşoğlu’yla yaptıkları görüşmede istihbarat değişimi yapılması konusunda mutabakat sağladıklarını belirtti.

Görüşmenin sonunda düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Lavrov, “Bugünkü görüşmemizin sonuçlarının yer aldığı bir ortak deklarasyon kabul ettik. Her halükarda BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı Kararı ve Soçi’de Suriye Ulusal Diyalog Konseyi’nin tavsiyeleri doğrultusunda siyasi çözümün alternatifsizliğine sıkı bağlılığımızı koruyoruz” dedi.

‘Muhalefetin talebi yıkıcı’
Lavrov’a göre Rusya, Türkiye ve İran, Suriye muhalefetinin Cenevre müzakerelerinin ön koşulu olarak Şam’da iktidar değişikliği talebini yıkıcı bulduğunu belirtti.

Lavrov, ABD, İngiltere ve Fransa’nın Suriye’ye yönelik emperyalist müdahaleyi ve Türkiye’nin desteklediği füze saldırısını anımsatarak şöyle konuştu:

“Biz sizlerle birlikte inşa ederken diğer meslektaşlarımız ise uluslararası hukuk ihlallerinde bulunmaktan kaçınmadan ortak yapıcı çabaların sonuçlarını ortadan kaldırma girişiminde bulunuyor. 14 Nisan’daki saldırı da bu girişimlerden biri. Zira bu saldırı, sadece ülkedeki ve uluslararası arenadaki durumu etkilemedi, barışçıl çözüm yolunda ilerleme perspektifine de zarar verdi.”

Çavuşoğlu ise “Astana sürecinin garantör ülkelerinin dışişleri bakanları arasındaki düzenli görüşmeler sayesinde, Suriye’de çözüm konusunda ciddi bir ilerleme kaydettik. Bugünkü görüşmemiz de, Suriye’de çözüm için gelecekte atılacak adımlar açısından önem taşıyor” ifadelerini kullandı.