Asla bitmeyen reklam kuşağı yapmışlar

Günlerdir aynı 0850’yle başlayan numara ısrarla arıyordu. Sonunda merak ettim açtım. Telefonun ucundaki ses coşkuyla başladı; “Ümit Bey sizi tavsiye üzerine Beşiktaş Spor Kulübü’nden arıyorum.” Bunu dediği anda arayan numaraya bakıyorum sonu Beşiktaş’ın kuruluş yılı olan 1903 sayısıyla bitiyor. “Olur mu olur?” diyorum. Çünkü adımı biliyor, Beşiktaşlı olduğumu biliyor. Bir ara kongre üyesi olmaya niyetlenmiştim, onunla ilgili bir şey mi acaba diye vaziyet alıyorum. “Sizin gibi özel Beşiktaşlılar için bir imzalı forma hazırlattık” diye devam ediyor. Sınırlı sayıda filan gibi ekler yapıyor, bedenimi soruyor.

Bu noktadan itibaren şüphe duymaya başlıyor (bedenimi bilmeden nasıl hazırlattın acaba) ama mesleğim iletişimcilik olduğu için meraktan dinlemeye devam ediyorum. “Biliyorsunuz takımımız bu yıl şampiyonlar ligine katılamadı, ligde de dördüncü olduk, desteğe en çok şimdi ihtiyacımız var” dediği anda bunun kolpacılık olduğuna emin oluyor ama arayan numarayı önümde açık bilgisayardan Google’da sorguluyorum. Tahmin ettiğim gibi bir dolandırıcılık işi çıkıyor. “Google’a baktım” dediğim anda, daha cümlemi bitirmeden telefon yüzüme kapanıyor, haklı bir küfür etme fırsatını kaçırıyorum. Hepimiz sık sık böyle aramalara maruz kalıyoruz. Aslında analiz edilince bu tarz konuşmalar, iletişimin doyum noktasını görmek açısından iyi örnekler. Herkesi bir yere kadar kandırabilirsiniz. Ara ara koca profesörlerin telefon dolandırıcılarına yüksek meblağlarda para kaptırdığı haberlerini okur, şaşırız. Bu da aslında eğitimin bile iyi bir iletişim etkinliğinin karşısında yeterli olmayacağını gösteriyor. Girişte bahis açtığım pazarlama iletişimi etkinliği iyi bir örnek değildi, çünkü duracağı yeri bilmiyordu, muhatabını iyi analiz etmeden konuşuyordu. Yine de devam ettiklerine göre, çok kişi üzerinde çalışmış olmalı, zaten canı yananlar şikâyet sitelerine dökülmüş. Bu olaydan bahsetme nedenim, bu haftaki Köşe Vuruşu’nda Türkiye tarihinin en büyük seçim(iletişim) kampanyasından, söz etme isteğim.

Gazetecilik değil siyasi iletişim
Özellikle sosyal medyada Erdoğan ve AKP’nin “bu seçim kampanyasında çok reklama yönelmediği bu işte bir iş olduğu” şeklinde yorumlar okuyorum. Bu yorumlar gerçekten çok şaşırtıcı. Gazeteler seçim broşürü (mübalağasız) gibi çıkarken, televizyonlar ezici üstünlükle tek bir aday ve parti için çalışırken hiç reklam yapmıyorlar gibi algıya sahip olmayı anlayamıyorum. RTÜK’ün CHP kontenjanından üyeleri İsmet Demirdöğen ve İlhan Taşçı’nın hazırladığı istatistiklere göre; Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP’nin televizyonlardaki yeri CHP’den ortalama 10, HDP, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nden 30 kat fazla. Birkaç bağımsız gazete dışında gazetelerde durum hiç farklı değil. Bazı gazetelerin ön sayfaları, iletişim fakültelerindeki “Siyasi İletişim” derslerinde okutulacak kadar reklam formunda. Bunun üstüne klasik reklam spotları geçikti diye (ki onlar da yayına geçti) AKP pek bir şey yapmıyor algısının oluşması ilginç. Kaldı ki parti amblemli reklamlar haricinde bir başka reklam yöntemi daha var.

Ticari reklam kılıklı siyasi reklamlar
Bir önceki seçim sath-ı mahalinde yazdığım bir yazıda bu reklam türünden şöyle bahsetmiştim: “Her nasılsa seçimler yaklaşırken artan ‘kamu bankası veya özel kuruluşların’ reklamları hiç dikkatinizi çekti mi? Son yıllarda fazlaca seçim geçirdiği için bunu sık sık gözlemleme şansı buluyoruz. Genellikle devletin yaptığı projeleri öne çıkaran görüntüleri, mutlu, kalkınan Türkiye, artan istihdam vurgularıyla her nasılsa genelde seçim öncesi bir yoğunlaşıyorlar.” Bu seçim döneminde de reklamlara biraz yakından bakınca, aslında pek çoğunun kamu iştiraklerinden öte gizli birer seçim reklamı olduğu hissedilebilir. “Milletimizin birlikteliğine nazar değmesin” diyen mi istersin, “yerli ve milli olmaktan” bahseden mi istersin, “arkamızda bize güvenen milyonlar, yüreğimizde ülkemizin geleceğine olan inancımız olmasa” diyen mi istersin o kadar çok örnek var ki. Seçim yaklaştıkça artacaktır da… Hepsinin ortak özelliği, sonuna parti logosu yerleştirsen hiç sırıtmayacak olmaları. Yani AKP, bu seçim pek iletişim yapmıyor diyenler bu reklamlara bir kez daha bakmalı.

Reklam her zaman işler mi?
Bu reklamların her birinin ortak özelliği, reklamını yaptıkları markaya değil yaratılmak istenen “Yeni Türkiye” imajına hizmet etmeleri. Bu açıdan o kadar birbirleriyle aynılar ki (müziklerini bile ayıramazsın) bir yerden sonra körleşme ihtimali yaratmaları olası. Yani nerede duracağını bilmeyen “ne kadar sık tekrarlarsan o kadar izlerlerler” inancına saplanıp kalmış bir iletişim çabası. 1960’ların efsane reklamcısı, Anguilla’nın bağımsızlığına giden sürece de iletişim stratejileriyle katkı vermiş Howard Luck Gossage’ın, “Aslında insanlar reklamları okumaz. İlgilerini çeken şeyleri okur. Bu bazen bir reklam olabilir” vecizesini unutmuş bir iletişim etkinliği bu. Sadece kuşak reklamlarından bahsetmiyorum, haberler ve bazı diziler dahil televizyon yayınlarını, gazeteleri de bu reklam kampanyasına dahil ediyorum. Muhabir ve köşe yazarı görünümlü reklam yazarlarını da dahil ediyorum. Bu reklam kampanyası yine de bir yere kadar işleyecek ve büyük erimeyi önleyecektir. Ancak sürpriz bir ters tepme olanağını içinde barındırdığını ve sanıldığı kadar etkili olmayacağı ihtimalini de unutmamak lazım.

Görüldüğü üzere bir gazetecilik yazısında gazetecilikten değil reklamcılıktan söz etmek zorunda kaldık. Gazetecilik de reklam da kendi alanlarında kaldıklarında ayrı birer meslektir. Kişilerin de kurumların da iletişim ihtiyaçları vardır ve karşılanması gerekir. Ancak birbirlerine karıştıklarında iyi bir manzara ortaya çıkmıyor. Görünen o ki, tarihin en büyük reklam kampanyalarından biriyle karşı karşıyayız. İki tarafın bu kadar eşitsiz iletişim olanağına sahip olduklarında çıkacak sonuç, büyük ve gerçek bir iletişim deneyi de olacak. Bu ortamda muhalefetin alacağı her puan, sadece siyasi tarihe değil, iletişim tarihine de geçecek.

Ahmet Hakan’dan Nagehan Alçı’ya: Ne oldu sizin şu Bank Asya işi?

Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan , kendisini hedef alan Nagehan Alçı ‘ya yanıt verdi.

Cumhuriyet’in haberine göre Nagehan Alçı için Bank Asya hatırlatması yapan Hakan “Niye size hiçbir şey olmuyor meselesini de bir açıklığa kavuşturuver bi zahmet?” ifadelerini kullandı.

“Nagehan! Ne oldu sizin şu Bank Asya işi” diye sorana Ahmet Hakan , “Bank Asya’nın önünden geçenlerin bile hayatlarının karartıldığı bir dönemde… Bank Asya’dan misler gibi kredi çekmenize rağmen niye size hiçbir şey olmuyor meselesini de bir açıklığa kavuşturuver bi zahmet.” diye yazdı.

Ne olmuştu?
Ahmet Hakan, 1 Haziran 2018 tarihli ‘Gazeteciliğin geldiği son nokta’ başlıklı yazısında, Muharrem İnce’nin konuk olduğu,Nagehan Alçı’nın da gazeteciler arasında yer aldığı televizyon programıyla ilgili olarak “Eskiden…Siyasetçiler madara olurdu. Bugün… Gazeteciler madara oluyor.” ifadelerini kullanmıştı

Nagehan Alçı da Ahmet Hakan ‘ın bu sözlerine yanıt niteliğindeki “Çoktan madara olmuş bir muhbirin portresi” başlıklı yazısında şu ifadeleri kullanmıştı;

“AK Partililerden CHP’lilere, MHP’lilerden HDP’lilere toplumdaki herkesin müşterek nefretini kazanmış bir insan düşünün. 80 milyon içinde hiç kimse ona güvenmiyor ve sözlerine inanmıyor. Çünkü dara düşünce herkesi yarı yolda bırakmış, zor durumdakilere acımasızca tekme vurmuş. Yeri gelmiş şahsi menfaatleri için en yakınlarını ve hayatında sadece iyilik gördüğü dostlarını sırtından hançerlemiş, en samimi arkadaşlarına bile kasten kötülük yapmış. Kötülük yapmakla ve kötü insan olmakla gurur duyan bu patolojik şahsiyet utanmadan hâlâ, tüm Türkiye’ye defalarca madara olduğu halde ahkâm kesiyor.

Türk basın tarihi çok sayıda kötü insan görmüştür ama bu derecesinin daha önce geldiğini sanmıyorum.”

Dış basında ‘Kürt Obama’ denen Demirtaş: ‘Kürt Trump’tan iyidir

Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan Demirtaş, avukatları aracılığıyla The National’ın sorularını yanıtladı.

Demirtaş, cezaevinde olmasının seçimleri sorgulanabilir bir hale getirdiğini belirterek, “Bu haliyle hanginiz kazanırsanız kazanın, gönül rahatlığıyla o koltuğa oturabilecek misiniz diye soruyorum. Çünkü bu yarış devam ederken, cezaevinde kaldığım her gün seçimlerin, dolayısıyla da sonunda seçilecek kişinin meşruiyetine gölge düşürecektir” dedi.

Gazete DuvaR’ın aktardığına göre Demirtaş, yürüttüğü seçim kampanyasına ilişkin şunları söyledi:

‘DIŞARIDAN YÜRÜYEN KAMPANYAYI MOTİVE ETMEYE ÇALIŞIYORUM’

“En basitinden miting yapamıyorum, seçmenlerimin karşısına çıkamıyorum, sesimi dahi duyuramıyorum. Yani özetle rakiplerim gibi bir seçim kampanyası yürütemiyorum. Avukatlarım aracılığıyla gönderdiğim mesaj ve mektuplar dışında herhangi bir imkanım yok. Benimkisi bir seçim kampanyası yürütmek değil. Dışarıda yürüyen kampanyayı motive etmeye çalışıyorum sadece.”

Adaylığını son yıllarda Türkiye’nin ‘yarı açık cezaevine’ dönüşmüş olmasının sembolik bir parçası olarak nitelendiren Demirtaş, Batı medyasında kendisi için kullanılan ‘Kürt Obama’ nitelendirmesi sorulunca ‘Kürt Trump diye adlandırılmaktan iyidir’ diye yanıt verdi.

Demirtaş, seçim kampanyalarında karşılaştıkları engeller sorulunca “İktidarın devletin her kaynağını, resmi-özel tüm medya organlarını istediği gibi kullandığı bir yerde sesini duyurmak, seçim kampanyasını görünür kılmaktır en temel engel” dedi.

Demirtaş bu koşullara rağmen yine de HDP’nin ‘kilit aktör’ olmaya devam ettiğini belirtti.

‘ÜLKE YENİ BİR SEÇİMİ KALDIRAMAZ’

Darbe girişimi sonrasında AKP’nin muhalifleri üzerinde baskının arttığını belirten Demirtaş, şöyle devam etti: “Kürtlerin Türkiye demokrasisinin aldığı yaradan, bugünkü manzaradan en fazla zarar gördüğünü söylemek abartı olmayacaktır. Öte yandan siyaset alanı sadece Kürtler için değil toplumun AKP gibi düşünmeyen diğer kesimleri için de daraltılmıştır.”

Seçimlerden sonra yürürlüğe girecek cumhurbaşkanlığı yetkilerine karşı olduğunu belirten Demirtaş, seçilmesi durumunda bu yetkileri dağıtacağını söyledi: “Bildirgemde de ifade ettiğim gibi, çok fazla yetkiyle oturacağım o koltuktan görev süremin sonunda sadece ceketimi alarak ayrılacağım.”

Demirtaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını kazanmasına rağmen mecliste çoğunluk elde edememesi halinde yeniden seçim karara alabileceği iddialarına, “Ne ekonomik, ne siyasi, ne de toplumsal açıdan yeniden bir seçime gitme durumunu bu ülke kaldırabilir” yanıtını verdi.

YSK’den Demirtaş’a ret

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) cezaevinde bulunan cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın bu akşam özel bir televizyon kanalında yayınlanacak programa telefon ile bağlanma talebini reddetti. YSK’nın 2 üyesi karşı oy kullandı.

HDP Genel Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamada, cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın bu akşam özel bir televizyonda yayınlanacak programa, haftalık 10 dakika olan telefonla görüşme hakkını kullanarak, cezaevindeki ankesörlü telefonla bağlanması talebinin YSK tarafından reddedildiği belirtildi. YSK kararında, “Demirtaş’ın programa katılımının sağlanması için girişimde bulunulması taleplerinin değerlendirilmesi merci T.C. Adalet Bakanlığı olduğundan, Yüksek Seçim Kurulu’nun girişimde bulunması taleplerinin reddine karar verilmesi gerekmiştir” denildiği kaydedildi.

2 KARŞI OY

Karara katılmayıp karşı oy veren YSK Başkanvekili Erhan Çiftçi ve YSK üyesi Yunus Aykın’ın ise karşı oy gerekçelerinde, şunları kaydettiği belirtildi.

“Cumhurbaşkanı adaylarına tanınan propaganda hakkının Cumhurbaşkanı adayı olan Selahattin Demirtaş’a tutuklu olduğu gerekçesiyle tanınmaması düşünülemez. Cezaevi imkanlarının elverdiği ölçüde gerekli önlemler alınmak ve yoğun araçlar kullanılmak kaydıyla seçim kanunlarında öngörülen propaganda hakkının Selahattin Demirtaş’a da sağlanması yolunda bir karar verilmesi gerekirken, izin verme yetkisinin Adalet Bakanlığı’na ait olduğundan bahisle talebin reddi yolunda verilen karara katılmıyoruz.”

FATİH PORTAKAL: DEMİRTAŞ YAZILI YANIT VERDİ

Fox TV’deki programı hazırlayan Fatih Portakal da bir tweet atarak, “Cezaevinde kampanyasını sürdüren #SelahattinDemirtaş sorularımıza yazılı yanıt verdi. Cevaplar akşam 8’de #LiderlerFox’ta. Maalesef garip bir durum bazı soruları gıyabında eşbaşkanlar yanıtlayacak” dedi.

Cezaevinde kampanyasını sürdüren #SelahattinDemirtaş sorularımıza yazılı yanıt verdi. Cevaplar akşam 8’de #LiderlerFox’ta. Maalesef garip bir durum bazı soruları gıyabında eşbaşkanlar yanıtlayacak. pic.twitter.com/S1AstK3y0Z

— fatih portakal (@fatihportakal) 30 Mayıs 2018

Halk neyi oylayacak? 2: Anayasal gelecek tercihi

16Nisan 2017’de Anayasa değişikliği için kurulan sandıklar, sadece Anayasa oylaması değildi; “evet” ve “hayır” ayrışması, iktidarı temsilen R.T. Erdoğan ve K. Kılıçdaroğlu öncülüğündeki muhalefet bloku arasında bir tercih idi. Bu nedenle, Anayasa halkoylaması, “plebisiter referandum” şekline dönüştü. 24 Haziran seçimleri de, CB veya TBMM’de ortaya çıkacak çoğunluk tercihi olmayıp sadece, bir “anayasa oylaması” aynı zamanda.

Geçen yazıda, anayasal eksende tercihlere ilişkin şu karşıtlıkları açmıştım:

»Devamlılık ve kopuş,

»Umut ve statüko,

»İktidarın eldeğiştirmesi ve iktidar zehirlenmesi,

»Hukuk ve OHAL,

»Hukuk devleti ve kişi devleti,

»Türkiye barışı ve ötekileştirilmiş toplumsal yapı.

Bu yazıda, daha geniş ve bütüncü çerçevede konuyu üçlü eksende ele alacağım; zira bunlar, anayasa için sacayağı oluşturur: ülke, toplum ve devlet.

ÜLKE: Anayasa, ülkenin toprak, su ve hava sahasını nasıl düzenler? Bu açıdan, flora+fauna ve homo sapiens birlikteliği esastır.

TOPLUM: Anayasa, toplumun dayandığı değerler dizgesini güvence altına alır. Kuşkusuz bu değerler, özgürlük, eşitlik ve haysiyet denklemine dayanır.

DEVLET: Devlet, ülkenin ve toplumun değerlerini korumaya ve bunların uyumlu birlikteliğini gelecek kuşaklara aktarmaya elverişli kurumlar ve kurallar bütünüdür. Söz konusu kurumlar ve kurallar, ülke ve toplum için üçlü “yükümlülük” kavramında somutlaşır:

Devlet-ülke örneği: çevre kirlenmesini önlemek, çevre sağlığını korumak ve çevreyi geliştirmek (Any., md.56), Devlet’in yükümlülükleridir.

Devlet-toplum: hak ve özgürlükleri ihlalden kaçınmak (saygı göstermek), korumak ve geliştirmek (Any., md.2, 5, 12, 40 vd.), yine devletin yükümlülükleri.

Soru: ülke-toplum ve devlet üçlüsünde; önlemek (kaçınmak veya saygı göstermek), korumak ve geliştirmek şeklindeki üçlü yükümlülük nasıl sağlanır veya yerine getirilir?

Devlet örgütlenmesini şu üç işleve denk düşen üçlü yapıya ayırarak: kuralı koyma işlevi (yasama), kuralları uygulama işlevi (yürütme) ve kurallar ile uygulamalarını denetleme işlevi (yargı).

Biyolojik çeşitlilik/haklar toplumu ve hukuk devleti
Ülke/toplum ve devlet üçlüsünde anayasa sacayağı, yapılan açıklamalar ışığında, “biyolojik çeşitlilik”, “haklar toplumu” ve “hukuk devleti” kavramlarına denk düşer.

»Biyolojik çeşitlilik, doğal öğelerin hak öznesi olarak düzenlendiği çevresel demokrasiyi gerekli kılar.

»Haklar toplumu ise, çoğulcu veya demokratik toplum olarak ifade edilir.

»Hukuk devleti ise, kuralların aşamalı sıralanması veya normlar hiyerarşisi (hukuk) ve erkler ayrılığı (devlet)kavramlarında somutlaşır.

İttifaklar ve anayasa
Siyasal partiler ve anayasa arasında ilişki kurmak, ittifaklar ve anayasa ilişkisini öne çıkarır; zira, 24 Haziran’da yapılacak oy tercihi, hem partilere hem de ittifaklara veya kişilere ilişkin olacaktır.

Bu bakımdan, “Cumhur ittifakı”nın Anayasa tercihi bellidir: 16 Nisan 2017’de halkoyuna sunulan 6771 sayılı kanun. Bu kanun, anayasanın 3. Ayağı olarak nitelenen hukuk devletinin ana mekanizmalarını parçalamış bulunuyor: yönetmelik+tüzük+kanun ve anayasa şeklindeki aşamalı kurallar zinciri kırılmış; denge ve denetim düzeneği ile ifade edilen erkler ayrılığı yerine, tek kişinin belirleyici olduğu güdümlü yapı öngörülmüştür.

Bu nedenle, Cumhur ittifakı tarafından topluma sunulan Anayasa bellidir ve bunun dışında anayasal projeye sahip değildir (statüko).

Anayasa umudu…
Buna karşılık, statükoyu reddeden “millet ittifakı” ve HDP, topluma anayasal seçenek sunmalı. Bu seçenek, şu üçlüde somutlaştırılabilir:

-İhtiyaçlar: başlıca anayasa düzenleme konuları olarak “ülke+toplum ve devlet” üçlüsünde ortaya çıkan sorunlar nelerdir?

-Anayasal kazanımlar: sözkonusu sorunlara, ülkemizin yüz elli yıllık siyasal ve anayasal birikimi ne ölçüde çözüm bulabilir?
-Çağdaş a
ayasacılığın yanıtları: karşılaştırmalı anayasacılığın hangi öğeleri esin kaynağı olabilir?

Ülke/toplum ve devlet için
16 Nisan’da oylanan değişiklik, “kişi projesi” idi ve bu özelliği açıkça beyan edildi; aradan geçen bir yıllık zaman diliminde teyit edildi.

Bu nedenle, 24 Haziran çifte seçimlerine üç hafta kala, “kişi projesi”ni reddeden müttefik ve partiler, yukarıda betimlenen eksenlere dayanan anayasa tasarımlarını toplum ile paylaşmalı. Bu sadece, 16 Nisan “hayır bloku”na karşı bir yükümlülük değil, gelecek kuşaklara karşı da bir ödevdir.

Kendilerine çifte seçim dayatılan seçmenler, aslında geleceğe dönük anayasa tercihlerini ortaya koyacaklar.
Siyasal partiler, CB adaylarını ve milletvekili adaylarını acil bir görev bekliyor: anayasal geleceği tartışmaya açmak.
Zira, 24 Haziran günü, Cumhurbaşkanı ve TBMM üyeleri için kullanılacak oylar, Türkiye ülkesi, Türkiye toplumu ve Türkiye Devleti’nin geleceği üzerine belirleyici olacak.

Seçim beyannamelerinde dış politika vaatleri… AKP: Maceraya devam Muhalefet: Tamir edeceğiz

İBRAHİM VARLI [email protected] @ibrhmvarli

Siyasi partilerin izleyecekleri politikaları ve vaatleri içeren seçim beyannameleri ardı ardına açıklandı. AKP, CHP, HDP ve İyi Parti’nin seçim beyannamelerine yansıyan dış politika hedeflerinde ABD, NATO, AB, İran, Irak ile ilişkilerle, Suriye sorunun çözümüne yönelik hedefler öncelikli başlıklar olarak anlatıldı. On altı yıllık iktidarı döneminde uyguladığı dış politikayla ülkeyi maceradan maceraya sürükleyerek, savaş ce çatışma iklimine sokan AKP, iflas eden politikalarına rağmen proaktif dış politikaya devam kararı alırken, CHP’nin dış politika hedefleri “İstikrar ve İtibar” başlığıyla somutlaştırıldı.

AKP: İflas eden dış politikada ısrar
360 sayfalık seçim beyannamesinde dış politikayla ilgili hedefler sıralanırken Türkiye’nin AB’ye katılım hedefinin korunduğu bağımsız, pro-aktif siyaset ve perspektif üreten politikaya devam ediliciği vaat edildi. Beyannamede “ABD ile yaşanan sorunları aşmak istiyoruz” denilerek, ABD ile yakın işbirliğinin korunmasının esas olduğu vurgulandı. Suriye politikası için de “Meşru bir yönetime kavuşmuş yeni bir Suriye hedefi için çalışacağız, arzumuz yeni Suriye ile komşuluk ilişkilerimizi ve işbirliğimizi yeniden tesis etmek” denildi.

“Dış Politika ve Milli Güvenlik” başlığı altında şunlar yer aldı: “Türkiye’nin AB hedefini stratejik bir hedef olarak görüyoruz. ABD ile yaşanan sorunları aşmak istiyoruz. ABD ile yakın işbirliğinin korunması esas. Rusya ile ikili ilişkilerimizi geliştirmeye çalışacağız. Suriye ihtilafının nihai bir siyasi çözümle neticelenmesi için gayretlerimizi sürdüreceğiz. Meşru bir yönetime kavuşmuş yeni bir Suriye hedefi için çalışacağız. Dış politikamız vizyona dayalı çok boyutlu olmaya devam edecektir. Güvenlik ve savunma politikamızın merkezinde olan NATO’nun, gerek askeri gerek siyasi etkinliğinin daha da güçlendirilmesine ve ülkemizin dışarıdan kaynaklanan tehditlere karşı savunulmasına katkı sağlamasına yönelik çalışmaları bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da destekleyeceğiz.”

CHP: İstikrar ve itibar
240 sayfalık beyannamenin “Dış Politika: İstikrar ve İtibar” alt başlığında derlenen hedef ve amaçlarda Türkiye’nin hem komşuları nezdinde bölgesel bir aktör olarak, hem de müttefikleri gözünde tarafsızlığını, inanılırlık ve güvenilirliğini kaybetmiş, öngörülebilir bir uluslararası aktör olma özelliğini yitirdiğine dikkat çekildi.

Beyannamede “CHP’nin dış politika anlayışı, bir yandan Türkiye’nin dış politika uygulamalarında yeniden güvenilir ve iş birliği yapılabilir bir ortak haline gelmesi için gereken adımların atılmasını sağlayan, bir yandan da ülkeninyitirmiş olduğu imaj ve itibarını yeniden olumlu bir dönüşüme kavuşturan güçlü bir kamu diplomasisi faaliyeti bütünlüğü oluşturmaktadır” denildi.

Türkiye’nin dış politikası şu dört unsur üzerine oturtularak geliştirileceği kaydedildi: “Yurttaşlarımızın adalet, güvenlik, huzur ve refahını gözeten bir dış politika. Uluslararası hukuka saygılı ve değerlere dayalı bir dış politika. Tarihi birikim, coğrafi konum ve kültürel çeşitliliğin zenginliği ile donanmış çoğulculuğa dayalı bir dış politika. Tüm dünya ile bütünleşen, bölgesel ve küresel iş birliğini güçlendiren, katılımcı bir dış politika.”

Beyannamedeki vaatler:
»ABD ile ilişkiler karşılıklılık ve güven çerçevesinde yürütecek. »AB’nin yeni fasıl açmasını beklemeden, gereken reformlar yapılacak.

»Rusya ile ekonomik ve ticari ilişkileri tek taraflı olmayan ve şahsi çıkarlara dayanmayan şekilde geliştirilecek.

»Suriye halkının esenliğini ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamaya dönük bütün uluslararası barış girişimleri ve BM’nin çalışmaları destekleklenecek.

»TSK’nin Suriye’deki misyonunun gerekli diplomatik adımlarla desteklenerek, en kısa zamanda başarıyla sona erdirilmesi temin edilecek.

»İran’la uzun bir geleneğe dayanan iyi ilişkiler çok yönlü olarak geliştirilecek. İran’ın nükleer programı ile ilgili olarak yapılan anlaşmanın sürdürülmesi için gösterilen çabalar desteklenecek.

»Irak’ın toprak bütünlüğünün Irak Anayasası’nın çizdiği sınırlar içerisinde korunması için bölgede ve uluslararası alanda etkin girişimlerde bulunulacak.

HDP: Eşitlikçi, barışçıl dış politika
Beyannamede dış politika vaatleri “Dış ilişkilerde barışçıl bir dış politikayı uygulamaya geçireceğiz” başlığı altında yer alırken, “En güzel ülke, komşularıyla barış içinde yaşayan ülkedir” denilen bildirgede şunlar kaydedildi:

»AB’yle müzakere ve tam üyelik çalışmaları ilkeler çerçevesinde yeniden değerlendirecek.

»Başta Ortadoğu olmak üzere, tüm dünya halklarının kendi geleceklerini özgürce belirlemeleri ve halkların kendi kendilerini yönetecekleri demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir yönetim anlayışını geliştirmeleri için destek verilecek.

»Bölgede küresel ve bölgesel güçlerin savaştan, işgalden ve şiddetten yana politikalarına karşı durulacak. Kader olarak dayatılan bu savaş düzeni değiştirilecek. Ortadoğu’da mevcut iktidar tarafından yürütülen Kürt düşmanı politikaya derhal son verilecek ve Kürt halkıyla barış sağlanacak.

»Suriye’de iç savaşın sona erdirilmesi için çaba harcanacak. Halkların kardeşliğine ve eşitliğine dayalı demokratik bir çözümün ortaya çıkarılması için çaba harcanacak, Rojava halkının açığa çıkardığı demokratik yönetim iradesinin tanınması ve Demokratik Suriye yönetiminin yaşam bulması için mücadele edilecek.

»İsrail hükümetinin etnik temizliği esas alan işgalci politikalarına karşı duracak. Filistin işgaline son verilmesine ve Filistin halkının kendi geleceğini belirlemesine destek verilecek.

»Ortadoğu’da emperyalistler tarafından çizilmiş yapay sınırlarla kendini bağlamayacak, halklar arasındaki ekonomik, sosyal ve kültürel bağların güçlendirilmesi ve ilişkileri perdeleyen bürokratik engellerin ortadan kaldırılması için çalışılacak.

»Ermenistan üzerinde uygulanan ekonomik ambargoyu kaldıracak, gerekli ekonomik, politik ve diplomatik ilişkileri geliştirecek. Türkiye tarafından tek yanlı kapatılan Türkiye-Ermenistan sınırını koşulsuz olarak açılacak.

»Emperyalist müdahalelere, başka ülkelerin topraklarının işgal edilmesine, komşu ülkelere askeri veya iç savaşı kışkırtıcı müdahalede bulunmak gibi politikalara karşı çıkmaya devam edilecek.

İYİ Parti: Milli, itibarlı dış politika
138 sayfalık beyannamenin “Dünyada ve bölgemizde barışı hedefleyen güçlü dış politika, huzurlu Türkiye” başlıklı dış politika bölümünde şu vaatlere yer verildi:

»Milli, İtibarlı, Barış Odaklı ve Gerçekçi Bir Dış Politika Anlayışını Benimseyeceğiz. Türkiye’nin tarihten gelen kazanımları, coğrafyasının zenginlikleri, stratejik ve jeopolitik konumu, siyasal gerçekçilik zemininde değerlendirilerek hazırlanan dış politika anlayışı uygulanacak.

»Uluslararası hukuku esas alan, caydırıcı, dengeli, barışçı, etkin, akıllı, kararlı, saygın, güvenilir, istikrarlı, gerçekçi, sadece sorunların çözümünü değil krizlerin önlenmesini de hedefleyen, sonuç odaklı ve çok yönlü bir dış politika izleyeceğiz.

»Türkiye’yi dış politikada yalnızlıktan kurtaracağız. Ülkemizin son zamanlarda dini-mezhepsel ve toplum mühendisliği yaklaşımlarıyla içine çekildiği “Ortadoğululaşma” yanlışına son vereceğiz. Çevre komşularımızla, bölge ülkeleriyle dostluk, iyi komşuluk ve iş birliği ilişkileri oluşturacağız, bu suretle bölge ve dünya barışına katkı sağlayacağız.
» Dış politikanın iç politika malzemesi olarak kullanılmasına son vereceğiz. Dış politikada sadece milli çıkarları gözeteceğiz, iç politika malzemesi olarak kullanılmasına izin vermeyeceğiz.

»AB ile müzakere sürecini hızlandıracağız. Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin Türkiye için olduğu kadar Avrupa Birliği için de önemli olduğunu düşünmekteyiz. AB ile müzakere sürecini hızlandıracağız.

»Türk Dünyası ile ilişkileri güçlendireceğiz, Yurtdışında Yaşayan Türklerin sorunlarıyla yakından ilgileneceğiz. Avrasya coğrafyasına yayılmış olan Türk Dünyası’nı dış politikanın önemli bir boyutu haline getireceğiz.

»Bölgesel sorunların çözümünde komşularımızla yakın işbirliği yapacağız. Kıbrıs Milli Davamızdır.

»Türkiye’nin Ege’deki haklarının korunmasında ve ihlâllerin önlenmesinde kararlı davranacağız. İki devlet arasındaki sorunların diyalog ve müzakere yöntemleriyle çözümlenmesi için iyi niyetle ve samimiyetle çalışacağız. Küresel Terörle Mücadelede Uluslararası toplum ile işbirliği halinde hareket edeceğiz.

Selahattin Demirtaş’ın FOX TV’ye yazılı verdiği yanıtların tamamı

HDP Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın Fox TV’ye ankesörlü telefonla bağlanmasına izin verilmedi. Demirtaş da sorulara cevabını yazılı olarak yanıtladı. Demirtaş’ın cevapları özet olarak programda okundu.

Selahattin Demirtaş’ın FOX TV’ye yazılı verdiği yanıtların tamamı şöyle:

Seçim barajı

Yüzde 10’luk seçim barajı tam bir demokrasi ayıbıdır. Seçim barajı, şu anda sadece HDP için vardır. Diğer partiler yaptıkları ittifaklar nedeniyle, sıfır baraj imkânıyla seçime giriyorlar. Ancak ben HDP’nin, geniş halk kesimlerinden gördüğü ilgi ve destek sayesinde barajı aşacağına inanıyorum.

Şu anda halen HDP, baraj sınırında görünüyor. Biz 24 Haziran akşamına kadar durmadan çalışacak ve mutlaka barajı aşacağız.

Bütün Türkiye’nin oyuna talibiz
“Ben kamuoyu araştırmacısı, ya da siyasi analist değilim. Doğrudan siyasetçiyim. Toplumun her kesiminden oy alabilmek için de, büyük bir uğraş içerisindeyim. Zaten HDP, muhafazakâr Kürtlerin büyük bir desteğini almayı başarıyor. Bizim hedefimiz; ne sadece muhafazakâr kesimlerden, ne de sadece Kürtlerden oy almaktır. Biz bütün Türkiye’nin oyuna ve desteğine talibiz. Tabii ki Kürtler de, diğer tüm halklar gibi farklı siyasi düşüncelere, görüşlere sahiptir. Bu çerçevede diğer partilere de oy veren Kürtler mutlaka vardır ve olacaktır. Bu da çok normaldir, demokrasinin gereğidir. Biz Kürtlerden aldığımız destek kadar, Türk halkının da desteğini alacağımıza inanıyoruz. Kürt veya Türk her seçmenimiz bir akla, vicdana ve ahlâka sahiptir. Özgürce düşünüp kendi kararını verecektir. Hepimiz de bu karara saygı duyacağız.”

İkinci tura kalırsam bütün muhalif adayları ziyaret ederim
“İkinci tura ben kalacağım, bunun için çalışıyoruz. Öncelikli hedefimiz budur. Ancak benim diğer adaylara karşı bir önyargım yoktur. Ben ikinci tura kalırsam; bütün muhalif partilere ziyaretler yaparak, onlarla asgari demokratikleşme ilkelerini içeren bir protokol yapmayı ve bu çerçevede beni desteklemelerini talep edeceğim. Ayrıca, bu evrensel demokratik ilkeleri hayata geçirmek üzere oluşturacağım Hükümet’e ve Cumhurbaşkanı yardımcılıklarına dair önerilerini de isteyeceğim. “Gelin ülkeyi beraber yönetelim ve birlikte düze çıkaralım” diyeceğim.

Ben tüm adaylara ve partilere bu şekilde giderim. Şimdi asıl soru şudur; “İkinci tura kalacak herhangi diğer bir aday bana ve HDP’ye, bu şekilde gelebilir mi?” Her kim kapımızı bu şekilde çalarsa, ülkemizin ve toplumun yararına göreceğimiz ilkesel bir uzlaşmaya kesinlikle kapımızı açarız.

Bu ifade ettiklerimin aynısı Sayın İnce için de geçerlidir.”

Hendekleri destekleyen tek açıklamamız yok
“Doğrusu ben cezaevinde pek inzivaya çekilmedim. Burada da hep yoğun oldum. Ama elbette geçmişte siyaseten yaptığım her şeyi tekrar düşünme, tartma fırsatım da oldu. Daha önce bir duruşmada uzun uzun bu hendekler meselesini anlattım. Burada da bu kadar uzun zamanım yok maalesef. Ama birkaç noktaya izninizle değinmek istiyorum.

Birincisi; ne ben, ne HDP hendekleri, barikatları kazmadık, desteklemedik. İlk ortaya çıktığı andan itibaren sürekli diyalog ve ikna yöntemlerini kullanarak sonlanması için yoğun çaba sarf ettik. Hakkâri merkez ve Silvan ilçelerinde de, ilk hendekler açıldığında Lice ve Cizre ilçelerinde de bu yöntemlerle başarılı olduk ve hendekler kapatıldı. Benim hendekleri destekleyen tek bir açıklamamı bulamazsınız, yoktur. Ama bizim bütün çözüm ve diyalog girişimlerimize rağmen, hem bu yerlerdeki güvenlikten sorumlu bürokrasi, hem de Davutoğlu ve Erdoğan, bu il ve ilçelerde “taş üstünde taş koymayın, diyalogla çözümü de kabul etmiyoruz” diyerek sadece hendek, barikatı açanları değil, bütün sivil halkı düşman gibi gören bir operasyona imza attılar. Neticede aralarında sivillerin de bulunduğu yüzlerce insan yaşamını yitirdi, yüzlerce güne varan sokağa çıkma yasakları ile 500 binden fazla insan göçe zorlandı. Elbette hendek, barikat vb. varsa bunun mutlaka çözülmesi ve ortadan kaldırılması gerekirdi. Ama bunun yolu; tankla, topla bütün şehri yıkmak, insanların yatak odalarına kadar girip duvarlara hakaretler, küfürler yazmak, Cizre’de yapıldığı gibi onlarca insanı diri diri yakmak mıydı? Peki sonra ne oldu? 15 Temmuz’da bir de baktık ki, meğerse bu evleri, insanları yakıp yıkanların tamamı darbeciymiş.

Şu anda tamamı darbecilikten içerde! Yani Erdoğan kendi darbecilerine, Kürtlerin evini yıktırarak darbe ortamına zemin sundu. Şimdi kimse neden bunları konuşmuyor da, sanki hendekleri biz kazmışız, onca evi barkı biz yıktırmışız gibi sadece bizi suçluyor acaba? Üstelik 15 Temmuz’dan hemen önce TBMM’den çıkarılan özel bir yasayla Cizre’yi, Sur’u yakıp yıkanlara cezasızlık hakkı da tanındı. Şimdi hiçbir darbeci Sur’da, Cizre’de yaptıklarından dolayı yargılanamıyor da bu yasa nedeniyle. 15 Temmuz’da 251 kişiyi canlı yayınlarda katledenlerin, sokağa giriş ve çıkışın ya da tek bir kameranın olmadığı Sur’da, Cizre’de Kürtlere karşı acımasızca, hukuk dışı davranmış olabileceğine inanmayanların vicdanından şüphe ederim. Özcesi; biz hem hendek, barikata, hem de bu gerekçeyle yapılan AKP zulmüne aynı anda karşı çıktık. Fakat Türkiye toplumuna bizim bu eleştirilerimiz hendeğe destek olarak sürekli servis edildi.

Maalesef ki biz de, o dönemde derdimizi iyi anlatamadık. Ayrıca, hendeklerin kapatılması girişimlerimizde daha ısrarcı ve cesur olabilmeliydik. Bu noktada kamuoyu desteğini oluşturmada biraz da eksik kaldık galiba, buna güç getiremedik. Zamanında ve doğru siyasi müdahaleler yapamadık. AKP’nin hendekleri bahane ederek 1 Kasım seçimlerine ağır bir savaş ve korku ortamına Türkiye’yi sürüklemesini önleyemedik. Bunlar bizim eksiklerimiz oldu.”

Organik bir ilişki kesinlikle yok
“Size şunu bütün samimiyetimle ifade edeyim: Bizim PKK ile organik, örgütsel bir ilişkimiz olsaydı, bunu korkmadan, saklamadan söyleyecek kadar cesur ve dürüstüm. PKK ile HDP ya da benim aramızda ne bir örgütsel ve talimat ne de bir organik bir ilişki kesinlikle yoktur. Biz Türkiye’ye demokrasi, Kürt Sorununa barışçıl çözüm perspektifi ile PKK’nin kesin olarak Türkiye’ye karşı silah bırakması gerektiğine inanıyor ve savunuyoruz. Bunun da terörle mücadele konsepti ile değil TBMM’nin inisiyatifinde şeffaf, dürüst bir müzakere ile yapılacağına inanıyoruz. Diğer partilerden temel farkımız budur: Yani tüm partiler son 40 yıldır “son teröristi de öldürünceye kadar savaşalım” diyor. Biz ise “ikna edip dağdan indirelim” diyoruz. Bu da bizi PKK üyesi yapmaz sanırım, sadece serinkanlı, gerçekleşebilir, demokratik bir önerinin sahibi yapar.”

Burası hepimizin ortak vatanı
“Sayın Fatih Portakal’ın yönelttiği sorulara dair

Sayın Portakal benim Türkiye’nin her sorununa dair çözüm önerilerim ve projelerim var. HDP ise bu önerileri parlamentoda çözüm için savunmak adına daha kapsamlı bir programa sahiptir. Eş başkanlarımıza bunları uzun uzun anlatma fırsatı vereceğinize inanıyorum. Ama bana sadece PKK ve Kürt sorunu hakkında sormuşsunuz. Burası hepimizin ortak evi, ortak vatanıdır. Türkiye’nin iyiliği hepimizin iyiliğidir. Bizler de bu toprakların öz evlatlarıyız ve her karışını seviyoruz. Ülkemizin her rengini, her kimliğini, her inancını kardeşimiz, eşit olması gereken yurttaşımız olarak görüyoruz. Türkiye’nin her yerinde az ya da çok oy alıyoruz, her yerinden destek görüyoruz.

Bizi Türkiyeli yapan şey Türkiye’nin bütün kesimleri ile kurabildiğimiz diyalogdur. Türkiyeli olmakla “Türkçü” olmayı karıştırmamak gerekir. Biz ne Türkçüyüz, ne de Kürtçüyüz. Yüzde 0,1 oy alan ırkçı ve Türkçü bir partinin Türkiyeliliği sorgulanmıyor da yüzde 13 oy alan HDP’nin neden habire Türkiyeliliği masaya yatırılıyor ki?

Biz ısrarla Türkiyeliyiz dedikçe ısrarla hayır değilsiniz diyerek ötelemenin kime ne yararı olabilir ki? Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusundan toplamda yüzde 1 bile oy alamayan MHP’ye kimse sen Türkiye partisi değilsin demiyor. Kürtleri yok sayarak ülke nüfusunun yüzde 25’ini yok saymış olan partilere de kimse sen Türkiye partisi değilsin demiyor. O halde HDP’yi de bu şekilde yargılamayı bir kenara bırakmalıyız artık. HDP’yi her türlü eleştiriye tabi tutalım ama ötekileştirmekten de uzak duralım. HDP Türkiye için önemlİ bir şans ve fırsattır. Daha iyi bir HDP için yapalım eleştirilerimizi, daha Türkçü olması için değil. Netice olarak HDP bir Türkiye partisidir ve bu da iyi bir durumdur.”

Yıllardır aynı soru
“Siyasette ilkeli olmak ve doğrularda istikrarlı davranmak önemlidir. Bununla birlikte her an değişime açık olmak ve hatalarıyla cesurca yüzleşmek de bir siyasetçi için erdemdir. Sanırım biz PKK konusunda kendimizi yeterince açık ve doğru ifade edemedik. 1993-94’lerde daha ben üniversitedeyken TV’lerde DEP milletvekillerine sürekli olarak şu soru sorulurdu “PKK terör örgütü müdür? Kınıyor musunuz? Kınamıyor musunuz? Bunu söyleyin sadece, sizden başka bir şey duymak istemiyoruz, evet veya hayır deyin” diye ısrar edilirdi. Ben büyüdüm, siyasete girdim, hapse girdim, aradan 25 yıl geçti ve Fatih Portakal cezaevine bana soru gönderdi, ama yine aynı soru.

Evet aynı soru çünkü aynı sorunlar hala devam ediyor. Bunda bir tuhaflık yok mu sizce de. Bir sorun alanının bunca yıldır çözülememiş olması sizin ya da benim hatam mıdır? Siz de, ben de büyüdük ve şimdi aynı meseleyi aynı minvalde yine konuşmaya çalışıyoruz. Ben bu kısır döngünün değişmesi gerektiğine inanıyorum. PKK’nin terör örgütü veya silahlı şiddet örgütü, ya da özgürlük hareketi olup olmadığını bir birimize kabul ettirmeye çalışmak yerine sonuca odaklansak ve hem Kürt sorununu demokrasiyle çözsek hem de PKK’yi bir barışla dağdan indirsek çok daha yararlı bir iş yapmış oluruz.

Ama yine de şunu açıkça belirteyim, biz PKK’nin şiddetini, silahını meşrulaştırmak, normalleştirmek gibi tutum içinde olmadık, olamayız. Silaha, bombaya, şiddete, açık ve net bir tutumla karşıyız. Terör ise şiddet başlığının alt bir başlığıdır ve şiddet türlerinden sadece biridir. Siz şiddetin alt bir türü olan terör şiddetini sorunun bizatihi kendisi olarak kabul ederseniz bu durumda sorunun ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal boyutlarına dair hiçbir çözüm üretemezsiniz. Meseleye sadece “terörle mücadele anlayışı çerçevesinde yaklaşabilirsiniz.” Bu da durumu iyice içinden çıkılmaz hale getirir. Hükümetlerin terörle mücadele adı altında aşırı şiddeti, ağır hak ihlallerini de örtmüş olursunuz. Oysa şiddetin sosyolojik nedenini doğru teşhis edebilirseniz çözümü yani tedaviyi de doğru yapabilirsiniz. Biz PKK meselesine salt terör penceresinden bakılmasın derken, Kürt sorununu ve bunun ortaya çıkardığı sonuçlar açısından da bakılsın diyoruz. 40 yıldır sadece terör ve terörle mücadele diyenlerin meseleyi nasıl da içinden çıkılmaz hale getirdiğini hep birlikte üzüntüyle izliyoruz. Bir kere de bize kulak verin, şans verin, oy verin deneyin bakın nasıl da 1 yıl da sorunları çözüyoruz. Yoksa bu ülkenin gencecik askeri de, polisi de, sivili de, dağa çıkmış genci de ana baba evladıdır ve hepsinin canını, malını güvence altına almak, bu savaşı durdurmak her siyasetçinin onur borcudur. Biz sivil demokratik siyasette ısrarcıyız, silaha karşıyız, bu nettir.”

Yalnız hissetmedim
“Yalnızlık Allah’a mahsustur. Ben yaşamımın hiçbir anında yalnız olmadım. Cezaevinde hem yanımda Abdullah arkadaşım vardı, hem de binlerce mektupla dayanışmasını, sevgisini, desteğini ileten yüzbinler, milyonlar vardı yanımda. Burada kendimi yalnız hissetmemem için herkes elinden gelenin fazlasını yaptı. Ama medya ambargosu nedeniyle bu durum pek fazla kamuoyuna yansımadı.

Parti içinde de pek yalnız hissetmedim hiçbir zaman. Arkadaşlarım ağır baskılara, OHAL koşullarına tehditlere rağmen yanımda olmaya çalıştılar. Bunu görünür kılmayı pek fazla beceremediler sanırım. Ama hayatın anlamını arayan bir serüvenci ve bunu siyasetle deneyen bir kişi olarak zaman zaman yalnız hissettim kendimi.

Siyasette hep cesur fikirler değişime açık isyankâr bir tarzım oldu. Statükoyu sevmedim hiçbir zaman. Bu yönümden dolayı da yalnız kaldım bazen. Bu da çok normaldir, her çılgın serüvenci biraz yalnızdır.”

YSK’den Demirtaş’a ret

HDP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş’ın Fox TV’de yayınlanacak Liderler Fox’ta programına, haftalık 10 dakika olan telefonla görüşme hakkını kullanarak cezaevindeki ankesörlü telefonla bağlanması talebi Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından reddedildi. Karar verme yetkisinin Adalet Bakanlığı’nda olduğu belirtilen ret kararına karşı çıkan YSK üyeleri de oldu.

‘Kürt Trump’ diye adlandırılmaktan iyi
Öte yandan Demirtaş, The National’ın sorularını yanıtladı. Adaylığını son yıllarda Türkiye’nin yarı açık cezaevine dönüşmüş olmasının sembolik bir parçası olarak nitelendiren Demirtaş, kendisi için kullanılan “Kürt Obama” nitelendirmesi sorulunca “Kürt Trump diye adlandırılmaktan iyidir” diye yanıt verdi.Demirtaş bu koşullara rağmen HDP’nin kilit aktör olmaya devam ettiğini belirtti.

YSK’den izin çıkmadı
HDP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş’ın Fox TV’de yayınlanan Liderler Fox’ta programına, haftalık 10 dakika olan telefonla görüşme hakkını kullanarak cezaevindeki ankesörlü telefonla bağlanması talebi Yüksek Seçim Kurulu tarafından reddedildi.

Türklerin de desteğini alacağız
Programa HDP Eş Genel başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli katıldı. Selahattin Demirtaş programda sorulan sorulara yazılı olarak yanıt verdi. Demirtaş’ın açıklamasında, “Tabii ki Kürtler de tüm halklar gibi farklı siyasi düşüncelere görüşlere sahiptir. Bu çerçevede diğer partilere oy veren Kürtler mutlaka vardır ve olacaktır. Demokrasinin gereğidir. Biz Kürtlerden aldığımız destek kadar Türklerin de desteğini alacağımıza inanıyoruz. Kürt veya Türk her seçmenimiz bir akla vicdana sahiptir. Özgürce düşünüp kendi kararını verecektir” ifadeleri yer aldı.

YSK kesin aday listesini açıkladı: 38 yeni isim

Yüksek Seçim Kurulunun (YSK), 24 Haziran Pazar günü yapılacak 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’ne ilişkin kesin aday listesinde 38 yeni isim yer aldı.

Resmi Gazete’de yayımlanan 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’ne ilişkin kesin aday listesinde, YSK tarafından 26 Mayıs’ta açıklanan geçici aday listesine göre farklılıklar bulunuyor.

Buna göre, kesin aday listesinde seçime katılacak 8 parti 33 milletvekili adayını değiştirdi.

AKP’den 1, CHP’den 1, MHP’den 2, HDP’den 13, HÜDA PAR’dan 1, Vatan Partisinden 3, Saadet Partisinden 6, İyi Partiden 6 adayın yerine başka isimler listeye girdi.

Partilere göre en fazla aday değişikliği HDP’de yaşandı.

Geçici aday listesinde Diyarbakır’dan 8 aday gösteren Saadet Partisi, 9’uncu sıradan sıradan itibaren 4 yeni ismi daha milletvekili adayı gösterirken, Bursa’dan bir adayın sırasını değiştirdi.

Balıkesir’den ise bağımsız bir adayın ismi kesin aday listesinde yer aldı.

TRT’den pişkinlik üstüne pişkinlik… Çalışanlar eylem yaptı

TRT çalışanları, CHP’nin TRT’ye yönelik ‘taraflı yayın’ eleştirileri ve ‘Hakkımızı helal etmiyoruz’ açıklamalarının ardından kurumda görevli meslektaşlarına yönelik iddiaları protesto etti.

TRT Genel Müdürlüğü önünde toplanan ve “TRT milletindir. Bizler TRT çalışanları olarak milletin kurumuna sahip çıkmaya devam edeceğiz” yazılı pankart açan kurum çalışanları, “Şiddete karşıyız tarafsız yayınız” sloganları attı. Grup adına açıklama yapan Birlik Haber-Sen TRT Şube Başkanı Fatih Adem Gençbay, 24 Haziran seçimleri öncesinde cumhurbaşkanı adaylarının meydanlarda, seçmenleri etkilemeye çalışmak adına, birçok vaatlerde bulunduğunu belirterek, bunların siyasetin doğasında olduğunu kaydetti.

Son günlerde seçim meydanlarında ağırlıklı olarak, TRT’nin konuşuluyor olmasının, çalışanlarını derinden üzdüğünü ifade eden Gençbay, şunları söyledi: “TRT Kurumu, kamu yayıncısı olmanın getirdiği birtakım kurallara bağlı olarak yayıncılık yapmaktadır.”

***

Mersin’de “kapatıyoruz” etkinliği

Mersin Haziran Hareketi yanlı yayın yapan basın organlarını protesto için ‘Kapatıyoruz’ etkinliği düzenledi.
Etkinliğe katılanlar, havuz medyasının, seçim sürecinde muhalif seslere yer vermemesini protesto etti. Televizyon kanallarının en çok izlendiği saat olan 20.00 ile 22.00 arasında Barış Meydanı’nda yapılan eyleme CHP Mersin milletvekili adayları Alpay Antmen ve Kenan Hazar, HDP Mersin milletvekili adayı Eylem Gençer, Mersin Tabip Odası Başkanı Mehmet Antmen ile çok sayıda yurttaş katıldı.