Başsavcılık’tan Fatih Portakal’a soruşturma

FOX TV’nin Mersin Devlet Hastanesi hakkındaki haberiyle ilgili ‘Devlet organlarını aşağılama’, ‘Hakaret’ ve ‘İftira’ suçları kapsamında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.

FOX TV Spikeri Fatih Portakal ve Sorumlu Müdür İbrahim Onur Kumbaracıbaşı‘nın soruşturmada şüpheli oldukları aktarıldı. Sabah’ın haberine göre, Bakırköy 1. Sulh Ceza Hakimliği aynı haberle ilgili FOX TV ekranlarında cevap ve düzeltme metni yayınlanmasına da karar verdi.

NE OLMUŞTU?

Fatih Portakal, hastanelerin büyüklüğünden dert yanıp hastaların hastane içinde ulaşımda zorlandığını iddia etmiş, ekrana getirdiği koltuk değnekli bir hastanın MR çektirmek için çok uzun bir yolu yürümek zorunda kaldığını söylemişti.

10 soruda burun estetiği sonrasında nasıl hareket etmeli?

Yaz aylarında burun sağlığı problemleri yaşayan insanların endişelerinden birisi de burun estetiği sonrasında nasıl hareket etmesi gerektiği. Op. Dr. Serdar Bora Bayraktaroğlu, hastaların burun estetiği ameliyatı konusunda yeterli bilgi toplamalarına rağmen ameliyat sonrası süreci hakkında yeterli araştırma yapmadıklarını ifade ediyor. Ameliyat kadar önemli olan bir şey de ameliyat sonrasında nasıl hareket etmek gerektiği.

Belki şekil bozukluğu, belki yaşadığınız bir travma ya da solunum problemi sonucu burun estetiği ameliyatı oldunuz. Deneyimli cerrahınızın ellerinde geçen ameliyat öncesi çok araştırma yapıp görüş aldığınıza eminiz. Peki ameliyat sonrası konusunda yeterli bilgiye sahip misiniz? Araştırmalar hastaların ameliyata çok odaklanıp sonraki süreç konusunda daha az bilgi edindiklerini söylüyor. Bu nedenle Plastik Cerrah Dr. Serdar Bora Bayraktaroğlu ilgili sorulara yanıt verdi.

  • Burnunuzu nasıl koruyabilirsiniz?

Öncelikle ilk günler her zamanki rutininizden farklı geçecek. Bu nedenle mümkünse; eve geçtikten sonra size yardımcı olacak güler yüzlü bir yakınınızın olması birkaç gün hayatınızı kolaylaştıracaktır.

Kendinizi ama özellikle burun ve yüz bölgenizi her türlü travmadan uzak tutmanız çok önemli. Daha keyifli ve kolay bir ameliyat sonrası için size yardımcı olacak ip uçlarımız aşağıdaki gibidir. Uymanız sağlınız ve ameliyat sonucu için çok önemli.

  • Nasıl uyumalısınız?

Ameliyat sonrası ilk gece sizi hastanede konforlu bir ortamda misafir ediyoruz. Hemşireler ya da varsa refakatçiniz yüzünüze nazikçe buz uygulayarak ödeminizi yavaşlatacaktır. İlk gece özel hastane yatağında hemşire gözetiminde üst bedeniniz yaklaşık 40 derecelik bir açı ile uyuyacaksınız. Kendiniz tuvalete rahatlıkla gidebilirsiniz.

İkinci geceden itibaren evinizde yatarken vücudunuzun üst kısmı ve başınız yaklaşık 30 derecelik bir açı ile yukarıda yatmalısınız. Bunun için iki yada üç yastığı üst üste kullanmanızı öneririz. Dilerseniz ameliyat sonrası kullanılan özel üretim yastıklardan da alabilirsiniz. Bu şekilde yaklaşık olarak iki hafta yatmanızda fayda var. Kesinlikle yanlara dönmeden sırt üstü yatmanız önemli. Ödem, morluk ve kanama benzeri olasılıkları en aza indirgemiş olacaksınız.

  • Hangi ortamda uyumalısınız?

Tamponlar nedeniyle bir hafta burnunuz tıkalı olduğu için kendinizi hafif nezle gibi hissedeceksiniz. Ağzınızdan nefes alçağınız için çok sıcak olmayan bir odada uyumanız burun ve boğazınızın kurumasını aza indirecektir. Ayrıca odanızı sık sık havalandırmanız daha rahat uyumanıza yardımcı olacaktır.

  • Nasıl beslenmelisiniz?

Ameliyat günü akşamı yemeğinizi rahatlıkla yiyebilirsiniz. Sizin için özel hazırlanmış yemeği yerken yavaş çiğnemenizi öneriyorum. Sonraki günlerde bol sulu ve çiğnemesi kolay yemekleri tercih etmelisiniz. Eğer vejetaryen ya da vegan değilseniz et gibi bol protein içeren gıdalar hızla iyileşmenize yardımcı olacaktır. Burun kemiğiniz bir süre çok hassas olacağı için yaklaşık bir ay boyunca sert, zor ısırılan gıdalardan uzak durun. Bol su ve doğal meyve, sebze suları tüketin. Yeşil çay gibi ödem atıcı bitki çaylarını günde bir fincan tüketmeniz iyi olacaktır. Öğünlerinizi atlatmadan sağlıklı gıdalar tüketmek iyileşmenizi hızlandıracaktır.

  • Nasıl giyinmelisiniz?

Özellikle pijamanız olmak üzere kıyafetlerinizi ilk hafta önden düğmeli seçmelisiniz. Lütfen, burnunuza değmeyecek rahat giyilebilecek kıyafetler tercih ediniz.

  • Nasıl diş fırçalamalı?

Ameliyattan sonraki gece dişlerinizi rahatlıkla fırçalayabilirsiniz. Ancak yumuşak bir fırça ile hafif hareketlerle fırçalamanız gerekmektedir. Bu şekilde burnunuza basınç yapma riskiniz ortadan kalkacaktır.

  • Nasıl oturmalısınız?

İkinci günden sonra günlük hayatınıza döneceksiniz. TV , kitap, cep telefonu ya da yemek yemek gibi aktivitelerde uzun süre lütfen başınızı öne eğmeyin. Bu şekilde burun çevrenizde oluşacak ödemi aza indirmiş olacaksınız. İlk hafta dik otururken başınızı hafifçe geri atmanız sizi rahatlatacaktır.

  • Nasıl hareket etmeli?

Ameliyat sonrası yaklaşık dört hafta sert ve güç gerektiren hareketlerden uzak durmalısınız. Travma yaşayabileceğiniz her türlü ortamdan ve kalabalıktan sakınmalısınız. Burun temizliğinizi ilk üç hafta boyunca önereceğim okyanus suyu ile yapmalısınız. Burnunuzu temizlerken, havayı dışarı vermek yerine içeri çekmelisiniz.

10-soruda-burun-estetigi-sonrasinda-nasil-hareket-etmeli-464203-1.

  • Gözlük?

Maalesef burnunuz uzun bir süre hassas olacağı için gözlük kullanmamanız gerekiyor. Ameliyatın ikinci gününden itibaren lens kullanabilirsiniz. Ben hastalarıma yaklaşık 3 ay boyunca gözlük kullanmalarını önermiyorum. Daha sonra hafif çerçeveli, buruna ağırlık yapmayacak gözlük kullanabilirsiniz.

  • Telefonla konuşmak?

Burun ameliyatları her ne kadar kısa sürse de iyileşme sürecinde çok dikkat etmeniz süreci konforlu geçirmenizi sağlayacaktır. Bu nedenle bir ameliyat olduğunuz gün telefonla konuşmanızı önermiyoruz. Takip eden hafta boyunca da kısa görüşmeler yapmanız sağlığınız açısından önem taşımaktadır.

AKP sağlığa zarar verdi

BURCU CANSU [email protected] @burcu_cansu

2002 yılında iktidara gelen AKP’nin uygulamaları yurttaşları “paran kadar” sistemi ile karşı karşıya bıraktı. AKP’nin her fırsatta “Sağlıkta çağ atladık” diye övündüğü Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP) sağlık alanını yap-boz tahtasına dönüştürdü. SDP ile sağlık ortamı baştan sona değişti. Hastaların müşteri, hastaneler kâr eden işletmeler olarak tanımlandı. “Çağ atladık” iddialarına karşın geleneksel tıp uygulamalarının önünün açılmasıyla sağlıkta Ortaçağ’a geri dönüldü, performans dayatması hayata geçirildi, kar odaklı sistemde hekim-hasta ilişkisi bozuldu.

Kamusal değil özel sektör anlayışı
Sağlık Bakanlığı’nda “Performansa dayalı ödeme sistemine geçildi. Hekim ve hekim dışı sağlık personeli üzerinde ciro ve idari baskı artırıldı. Rekabetçi anlayış, sağlık çalışanları arasında iş barışını bozdu. Sağlık hizmetinin sunumunda nitelik yerini niceliğe bıraktı. Hekim ve sağlık çalışanlarını nefes almadan çalışmaya iten performans sistemi ile birlikte hekime başvuru sayıları patladı. 2014 yılında hekime toplam müracaat sayısı 643 milyon iken bu sayı 2015 yılında 660 milyonu aştı. Kişi başı hekime müracaat sayısı 8’in üzerinde çıktı.

Hastaya ayrılan süre düştü
Hastanelere yığılmanın önüne geçmek amacıyla Merkezi Hasta Randevu Sistemine (MHRS) geçildi. MHRS ile birlikte muayene süreleri 5 dakikaya kadar düşürüldü. Sağlık kurumlarındaki aşırı yoğunluk hekim-hasta ilişkisini bozdu. Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre günde en az 30 sağlık çalışanı şiddete uğradı. Son 5 yılda 49 bin 920 sağlık çalışanı şiddete uğradı.

Para tahsilatının önü açıldı
Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi (SABİM) sağlık çalışanlarını şikâyet merkezine dönüştü. Soruşturmalar ve savunmalar hekimler üzerinde mobbing ve baskı yarattı. “Muayene katılım payı”, “reçete katılım payı” , “ilaç katılım payı” , “ilaç fark bedeli”, “bıçak parası” adı altında randevu almaktan hastaneden çıkana kadar her aşama için para tahsilatının önü açıldı. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) primleri, katkı katılım payları ve ilave ücretlerden dolayı hastaneye gidemeyip acil servislerde uzun kuyruklar oluşturan yoksul yurttaşlar için “usul şartı” getirildi.

Parası olmayanlar ölüme terk edildi
Parası olmayan insanlar ise göz göre göre ölüme terk edildi. Kanser ilaçlarını temin edemeyen dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın kendisine verdiği parayı, “Dilenci değilim” diyerek geri çeviren lenf kanseri hastası üniversiteli 27 yaşındaki Dilek Özçelik hayatını kaybetti. Uçak ambulanslarla övünürlürken, Van’ın Gürpınar İlçesi’ne bağlı Yalınca Köyü’nün Çeli Mezrası’nda rahatsızlanan 3 yaşındaki Muharrem, sağlık hizmeti alamadığı için hayatını kaybetti. 3 yaşındaki Muharem’in ailesi tarafından çuvala konulan cenezesi ise babasının sırtında mezradan köye indirildi.

GSS Prim Borcu ödenemedi
SGK verilerine göre 2017 yılında herhangi bir kapsamda sosyal güvencesi olmayan, çalışmayan, SGK’den gelir ve aylık almayan, 18 yaşını doldurmuş ve öğrenci olmayan ve aylık geliri asgari ücretin üçte birinden az olan 8 milyon yurttaş tespit edildi. 6,4 milyon yurttaş ise aylık gelirinin asgari ücretin 1/3’ünden fazla olması nedeniyle GSS primi ödemesi gerektiği halde prim borcunu ödeyemedi.

Kaynakların “etkili ve verimli” kullanılacağı iddiasıyla getirilen Kamu Hastane Birlikleri (KHB) yapılanması 6 yıl sürdü.
AKP’nin “idari ve mali özerklik getirerek hastanelerde etkililiği ve verimliliği sağlayacağını” iddia ettiği modelde, kamu hastanelerinin özel şirketlerde olduğu gibi CEO’lar tarafından yönetilmesinin önü açıldı. Hastaneleri şirket gibi gören, “ballı maaşlar” alan AKP’ye yakın CEO’lar hastanelerde görevlendirildi. KHB, 2017 yılında çıkarılan KHK ile AKP hükümeti tarafından “çok başlılık getirdiği ve verimi düşürdüğü” gerekçesiyle kaldırıldı.

Piyasalaşma yoğunlaştı
Sağlık Bakanlığı Sağlık İstatistikleri 2017 Yıllığı verilerine göre, SDP ile sağlık alanında özel sektör yatırımları hızla arttı. 2002 yılında 271 olan özel hastanelerin sayısı, 2016 yılında yüzde 109 artışla 565’e yükseldi. 2002 yılında 5 milyon 697 bin 170 olan özel hastanelere müracaat sayısı, yüzde bin 149 artışla 2016 yılında 71 milyon 147 bin 878 olurken, aynı süre zarfında özel hastanelerdeki yatan hasta sayısı yüzde 628, özel hastanelerdeki ameliyat sayısı yüzde 585 oranında arttı.

Sendikalaşmanın önüne geçildi
SDP sağlık çalışanlarının, yorucu çalışma koşullarına, aşırı nöbet yüküne, uygun olmayan çalışma ortamlarına, yeterli izin kullanamamaya, resmi tatil günlerinde bile çalışmak zorunda kalmalarına, ciro baskısına, iş güvencesinin olmamasına neden oldu.

Sağlık ve sosyal hizmetler işkolunda işçi sayısı 350 bin 445, sendikaya üye sayısı 41 bin 237, sendikalaşma oranı ise yüzde 11.8 oldu

Hekimlere taşeron çalışma zorlaması
Özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin önde gelen sorunları arasında iş güvencesinden yoksunluk, aldıkların ücretlerin düşüklüğü ve özlük hakkı kayıpları yer aldı. Özel sağlık kuruluşlarında aylık sabit ücretlerin, kamuda verilen ücretlerin de altına düştü. Bazı hastaneler tüm hekimleri, gerçek hakediş miktarları ne olursa olsun, asgari ücretten çalışır göstererek, SGK primlerini de asgari ücret üzerinden yatırdı.

Şehir hastaneleri halka yüklendi
Sağlıkta özelleşmede gelinen son noktalardan birisi de Şehir hastaneleri oldu.
Şehir hastaneleri projesi ile kamu arazileri hastane yapımı için özel şirketlere devredildi. Devlet inşaatı üstlenen işletmeci şirkete 25 yıl kira ödeme ve bu süre boyunca vergi muafiyeti sağlama ve hastane için hasta garantisi verdi. Hazine garantisi ile kamuoyunu ciddi zarara uğratan şehir hastanelerinde bütün risk Türkiye’de yaşayan yurttaşların sırtına yüklendi. Tıbbi destek hizmetinden güvenlik hizmetine, yemekten güvenliğe kadar birçok hizmet şirkete devredildi. Şehir hastanelerinin 18’inin projesi onaylanırken, Bakanlıktan yapılan son açıklamada bu sayının 32’ye yükseleceği duyuruldu. Yozgat’ta, Mersin’de, Isparta’da ve Adana’da şehir hastanelerinin hizmete girmesi ile birlikte sorunlar yumağı başladı.

Sağlık alanında Ortaçağ’a dönüldü
Sağlık alanında Ortaçağ’a dönüşün yolunu açan Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları başladı. Bilim insanlarının “tıbbın alternatifi olmaz” itirazına karşın sülük uygulaması, kupa tedavisi, hipnoz gibi “alternatif tıp” yöntemleri Sağlık Bakanlığı’nın desteğiyle hızla kurumsallaştı. “Alternatif tıp” adı altında homeopati yöntemi Hacettepe Üniversitesi’nin uygulama kapsamına seçmeli ders olarak alındı. Daha sonra bir çok üniversitede hekimlere, diş hekimlerine ve eczacılara eğitimler verilmeye başlandı.

Hastaneye din adamı
2015 yılında hastanelerde din adamı görevlendirildi. Hasta ve hekim odalarına dini semboller yerleştirildi. Hastanelere, hastane yönetiminin aldığı kararla hastane personelinin, hekim ve hastaların odalarına kıble yönünü gösteren işaretler ile seccade koyuldu. Hastanelerde Kuranı Kerim ve “Peygamberin Hayatı” kitabı dağıtıldı.

***

Sağlık ticari bir faaliyet oldu

akp-sagliga-zarar-verdi-466304-1.

BirGün’e konuşan TTB Merkez Konseyi Başkanı Raşit Tükel şunları söyledi:

“»SDP ile, koruyucu sağlık hizmetlerine önem vermeyen, sağlık kurumlarını işletmelere, sağlık hizmetlerini ticari bir faaliyete dönüştüren, hasta başvurusu açısından kışkırtılmış bir talep yaratan bir sağlık sistemi oluşturuldu.

»Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan Sağlık İstatistikleri Yıllığı’na göre, 2002-2016 yılları arasında Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerin sayısı yüzde 13 artarken, bu hastanelere başvuran hasta sayısında yüzde 210, bu hastanelerde yapılan ameliyat sayısında yüzde 130 artış görüldü. 2002 yılında yılda 3.1 kez hekime başvuran yurttaşlarımız, 2016 yılına gelindiğinde yılda ortalama 8.6 kez hekime gider oldu. ,

»Bu sistemde hastaların hastanede yatış süreleri kısaldı. Sağlık Bakanlığı hastanelerinde ‘yatan hasta ortalama kalış günü’, 2002 yılında 5.7 iken, 2016 yılında 4.4’e indi.

»Tıbbi işlem ve tetkik sayılarındaki artışlar da çarpıcı boyutlardadır. 2016 yılındaki görüntüleme sayıları, manyetik rezonans (MR) için 12.5 milyon, bilgisayarlı tomografi (BT) için 15 milyon, ultrason için 28 milyondur.

»Bu sistemde tetkik ve tedavi süreçlerinde, tıbbi gerekliliklerden çok performans ölçütlerinin karşılanması öne çıktı. Tüm bunların bir sonucu olarak da sağlık hizmetlerinde nitelik giderek düştü.

»AKP Hükümeti’nin SDP’sinin “idari ve mali yönden özerklik” getirerek etkililiği ve verimliliği sağlayacağı hastane modeli, yine AKP Hükümeti tarafından “çok başlılık getirdiği ve verimi düşürdüğü” gerekçesiyle kaldırılmıştır. Böylece SDP’nin başarısızlığı bizzat bu programın hazırlayıcıları ve uygulayıcıları tarafından itiraf edilmiş ve belgelendi.

»Sayıştay’ın 2016 yılında yayımladığı denetim raporunda, Sağlık Bakanlığı hastanelerinin çok ciddi bir borç yükü altında oldukları, yaptıkları iş ve işlemler sonucunda zarar ettikleri, aslında ortada döndürülen bir sermayenin mevcut olmadığı belirtildi.

»Üniversite hastaneleri de finansal bir kriz içinde. 43 üniversite hastanesinin toplam 6 milyar TL civarında borcu olduğu biliniyor. Tıp fakültelerinin mal ve hizmet tedarikçilerine borç yüklerinin giderek artması, ilaç ve malzeme alımlarını güçleştirmekte; bu da yüksek maliyetlerle alım yapılmasına ya da alım yapılamamasına neden olmaktadır.

Hemşireler: Tükeniyoruz!

BURCU CANSU [email protected] @burcu_cansu

Hemşireler, 12-18 Mayıs arasında kutlanan Hemşireler Haftası dolayısıyla, sorunlarını BirGün’e anlattı. Gazetemize konuşan hemşirelerin ortak çığlığı “Tükeniyoruz” oldu.

Hemşireler, karşılaştıkları sorunları, “Ağır işyükü, uzun çalışma süreleri, riskli çalışma koşulları, ücretlerin yetersizliği, mesleğin statü sorunları, işin fiziksel ve zihinsel güçlüğü, şiddet ve mobbing” olarak sıralarken, “Bir de bunlara şiddet ve angarya eklendiğinde mesleğimiz neredeyse yapılamaz hale geliyor” ifadelerini kullandı.

‘Tek çare kendinizi odanıza kilitlemek’
İşten atılma korkusu nedeni ile adlarının açıklanmasını istemeyen hemşirelerin anlattıkları ise hemşirelerin çok zor şartlar altında çalışmak zorunda bırakıldığını ortaya koyuyor. İşte birkaç örnek:

»“Özellikle üniversite hastanelerinin acil servislerinde personel yetersizliğinden dolayı çok ciddi angarya ile muhatap oluyoruz. Danışma, sekreter, temizlik personeli, destek personeli ve teknik servis olmaması sebebiyle birçok iş bizlerin omzuna yükleniyor.”

»“Üniversite kampüslerinde öğrencilere ciddi şiddet uyguladığını televizyonlardan gördüğümüz güvenlik görevlilerinin, hastanede kapıları tekmeleyen, sağlık personeline küfür eden, vuran, personelin üzerine yürüyen problemli kişilere dokunma yetkisi yok.”

»“Hastane çalışanlarının güvenliğini sağlamak amacıyla tanımlanmış olan ‘Beyaz Kod’ uygulaması sadece bir tutanaktan ibaret. 155’i aradığınızda da polis size ‘Darp var mı? Fiziksel bir şey yaşadınız mı?’ diye soruyor. Kimsenin müdahil olamadığı o gerginlik anında tek çareniz kendinizi odanıza kilitlemek. Beyaz Kod sonrasında il sağlık müdürlüğünden ‘olayın araştırılmasına gerek duyulmadı’ diyen ve o mail sosyal medya veya basınla paylaşılırsa ‘cezalandırılacağımızı’ söyleyen bir mail geliyor.”

‘Cihaz tamiri de yapıyoruz’
»“Hekimin istediği tahlilleri anlamayan, reçetesini okuyamayan, doktoruna soru sormaya çekinen, nereye gideceğini bilmeyen, hastasının nerede yattığını bilmeyen bizlere soruyor. Klinik içerisindeki bozulan cihazlardan, tuvaletlerin kirli veya temiz olmasından, malzeme eksikliğinden, hasta güvenliğinden, çarşaf veya nevresimlerden, elektrik panosundan, teknik arızalardan, asansörün bozulmasından, yerlerin silinmesinden, personelin göreve gelmemesinden, eczane kayıtlarından, ilaçların yedeklenmesinden, hatta acil servis kapısına uygunsuz park edilen araçtan bile sorumlu tutuluyoruz. Gerekli organizasyonları yapmakla yükümlüyüz.”

Sağlık sisteminde gelinen son nokta: Hastaneler iflas bayrağını çekti!

UĞUR ŞAHİN [email protected] @uugurs

İktidar, ekonomik krizi görmezden gelse de, iflas eden politikalar her alanda olduğu gibi kendini sağlık sisteminde de gösteriyor. Son olarak AKP eliyle çökertilen sağlık sisteminde, altı hastane zarar ettiği için mahkemeye başvurdu ve iflas erteleme talebinde bulundu. Edinilen bilgiye göre; hastanelerin üçü İstanbul’da, diğer üçü ise Ankara’da faaliyet gösteriyor. Ankara’daki hastanelerin isimleri şöyle: Özel Minasera Aldan Hastanesi, Özel Bilgi Hastanesi ve Özel Yüzüncü Yıl Hastanesi.

‘Domino etkisi olacak’
Konuya ilişkin gazetemize konuşan Ankara Tabip Odası Başkanı Vedat Bulut, iktidarın sağlık politikalarını iyi yönlendiremediğini dile getiriyor. Sağlık sisteminde ciddi bir kaynak israfının yaşadığını aktaran Bulut, bu durumun hekimleri de mağdur ettiğini vurguluyor. Ankara Tabip Odası Başkanı, yaşananların bir domino etkisi yaratacağını ve bu durumun diğer özel hastaneleri de vuracağının altını çiziyor ve “Ancak asıl sorun Şehir Hastaneleri açıldıktan sonra olacak. Şu anda bile kendi kamu hastanelerini kapatan devlet, özel hastaneleri koruyamaz. Şehir hastanelerinin sonrası bunlar da zarar görecek” ifadelerini kullanıyor.

Çok fazla özel hastane var
Türkiye’de özel hastanelerin fazla sayıda açıldığına dikkat çeken Bulut, “Oysa pazar belli” diyor ve ekliyor: “Türkiye’deki hastaların büyük çoğunluğu, yani yüzde 90’ı Sosyal Güvenlik Kurumu’nun şemsiyesi altında. Bunlar özel hastanelere gittiklerinde fark ücreti ödüyor ve pahalı bir sağlık hizmeti almış oluyorlar. Bu da özel hastanelere gidişi azaltıyor. Bütün hastaneler MR, Tomografi gibi pahalı cihazlar da aldı ve Türkiye cihaz mezarlığına dönüşüyor.”

‘Bu hastanelerde hekimler sömürüldü’
“Söz konusu bu hastanelerin çoğunda hekimler 5 aya yakın maaşlarını alamadı” diyen Bulut, sözlerini şöyle sonlandırıyor: “Kanun Hükmünde Kararname ile kamudan men edilen hekimlerin de emeği sömürüldü. Halen devam ediyor bu sömürü. İnsanları mesleğini yapamaz hale getirdiler. Sağlık Bakanlığı bu yanlış sağlık politikalarında ısrar ediyor. Hem alet, teçhizat alanında hem de insan kaynaklarında zararlar var. Hekimler ucuz iş gücü haline getirildi. Bu da yaşananların aslında diğer tarafını oluşturuyor.”

***

Trabzon Şehir Hastanesi için ihale

AKP iktidarının patronlara yeni bir rant kapısı olarak gördüğü ancak Ankara Tabip Odası raporuna göre doktorların yüzde 73’ünün çalışmak istemediği şehir hastaneleri projelerine bir yenisi daha eklendi. Kamu-özel işbirliği (KÖİ) modeliyle kurulacak Trabzon Şehir Hastanesi için açılan ihale şartnamesinde, projeye talip olan sermaye grubunun aktif varlıklarının en az 400 milyon dolar olması koşulu yer alıyor. Resmi Gazete’nin dünkü sayısında yer alan ilana göre Trabzon Şehir Hastanesi’nin işletme dönemi 25 yıl olarak belirlendi. Ancak sözleşme süresi toplam 28 yıl, yapım süresinde uzatma verilmişse ise en çok 29 yıl olacak. Projeye talip olan sermaye gruplarının aktif varlıklar toplamının en az 400 milyon dolar olması şartı aranıyor. Ortak girişim olarak göreve aday olunması durumunda ise ortaklardan en az birinin bu şartı sağlaması gerekiyor. Adaylarda ayrıca, ciro veya net satışların 100 milyon dolardan veya öz kaynaklar toplamının 150 milyon dolardan az olmaması şartları da aranacak.

Acil servis kaosuna ‘pansuman çözüm’

BURCU CANSU

Sağlık alanında en ciddi sorunların yaşandığı acil servisler için “göstermelik” bir düzenleme daha “müjde” diye duyuruldu. Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Eyüp Gümüş, acil servislerdeki yoğunluğu azaltmak için Aile Sağlığı Merkezleri’nin (ASM) , radyoloji ve laboratuvar hizmetlerinin de olacağı mini bir hastane görevi göreceğini açıkladı.

Gümüş, acil servislerde yaşanan yoğunluk sorununun çözümü için Sağlık Bakanlığı’nın, aile hekimlerinin daha çok rol alacağı yeni uygulama başlatacaklarını, bu kapsamda 75 bin nüfuslu yerlere kurulacak mini hastanelerin saat 23.00’e kadar açık olacağını duyurdu. TTB Merkez Konseyi Başkanı Raşit Tükel, “İçinden çıkılamaz hale gelen sağlık sistemi ‘pansuman’ tedbirlerle çözülemez” dedi.

Sağlık sisteminin içinden çıkılamaz bir kaosa dönüştüğünü belirten Tükel, öncelikle acil servislere başvurunun nedenlerinin doğru anlaşılması gerektiğini ifade etti. Tükel, bakanlığın mini hastane projesi ile ilgili BirGün’e şu değerlendirmeyi yaptı:

“SGK verilerine göre 2017 yılında herhangi bir kapsamda sosyal güvencesi olmayan, çalışmayan, SGK’dan gelir ve aylık almayan, 18 yaşını doldurmuş ve öğrenci olmayan ve aylık geliri asgari ücretin üçte birinden az olan 8 milyon yurttaş tespit edildi. 6,4 milyon yurttaş ise prim borcunu ödeyemedi ve sigorta kapsamı dışında kaldı. Bu insanlar sağlık hizmetine ulaşabilmek için acil servislere başvuruyor. Sağlık hizmetine erişim engelleri yüzünden acil sağlık hizmetlerinin amaç dışı kullanımı artmış, gerçekten acil olarak sağlık hizmeti alması gereken hastaların acil sağlık hizmetlerinden yararlanması zorlaşmıştır. Hem acil hastalar, hem yoksul hastalar, hem de uzun saatler yoğun olarak çalışan sağlık emekçileri aleyhine düzenlemeler peş peşe gelmeye başlamıştır. Bu düzenlemelerin hiçbirisi acil servise gereksiz başvurulara yol açan etmenleri ortadan kaldırmaya yönelik olmadığı için, acillerde yaşanan sorunları çözmeye yetmemektedir. Sağlık Bakanlığı, sorunun sonuçlarına odaklanmak yerine nedenlerini çözmeye yönelik uygulamaları hayata geçirmelidir.”

100 milyondan fazla başvuru
AKP Hükümetlerinin Sağlıkta Dönüşüm Projesi kapsamında ‘kışkırtılmış’ sağlık hizmetleri sebebiyle 80 milyonluk Türkiye’de acile başvuranların sayısının yılda 100 milyondan fazla olduğuna dikkati çeken Tükel, şunları söyledi:
“Sağlık kurumları işletmelere, sağlık hizmetlerini ticari bir faaliyete dönüştüren ‘kışkırtılmış bir talep’ yaratan sağlık sistemi oluşturuldu. Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan Sağlık İstatistikleri Yıllığı’na göre, 2002-2016 yılları arasında Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerin sayısı yüzde 13 artarken, bu hastanelere başvuran hasta sayısında yüzde 210, ameliyat sayısında yüzde 130 artış görüldü. 2002 yılında yılda 3.1 kez hekime başvuran yurttaşlarımız, 2016 yılına gelindiğinde yılda ortalama 8.6 kez hekime gider oldu. Sağlıkta Dönüşüm Programı, sağlık sistemini felç etti. Çözüm için sağlık sistemi düzeltilmelidir. Sağlık sistemi düzeltilmeden acil servislerde yaşanan sorun çözülemez.”

Sorun kronikleşti
Tükel, “Performans sistemi dayatması da sağlık hizmetlerinde niteliği düşürdü. Hastane hastane dolaşan yurttaş ‘tedavi olmak’ ya da aylar sonrasına sıra verilen ‘tetkiklerini yaptırabilmek’ için acil servislere gidiyor. Sağlık sisteminde yaşanan sorun artık kronikleşti. Sağlık sistemini kar getiren işletme gibi gören anlayış düzelmedikçe mini hastanelerde hasta için yeni bir başvuru noktası, hekim için de fazla mesaiden başka bir şey ifade etmiyor” ​dedi.

Savaştan mutlulukla çıkan ülke: Vietnam

Vietnam, 1950’lilerin ortalarından itibaren 35 yıl boyunca Fransızlar, Birleşik Amerikalılar ve komşu Kamboçya ile savaştaydı ve bu savaşlarda 3,5 milyona yakın Vietnamlı hayatını kaybetti. Henüz son 25 yıldır ülkelerinde barışı hissedebiliyorlar. Bin yıllık tapınaklarının üzerine düşen bombaların yarattığı harabeleri ve çukurları gidip gördüğünüzde, ülke bu felaketleri görmeseydi bugün nerede olurdu diye düşünmemek mümkün değil.

Vietnam’ın resmi adı Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti. 1945’teki Vietnam Bağımsızlık Hareketi’nin önderi, Vietnam Demokratik Cumhuriyeti’nin kurucusu, halk için “ulu önder” statüsündeki Ho Chi Minh, ya da Vietnamlıların tabiriyle “Ho Amca”, Anıtkabir’e oldukça benzeyen bir mimari eser olan mozolesinden bugün şehri gözetliyor. Ho Chi Minh, eski adı Saygon olan Vietnam’ın en büyük şehrine adını vermekle kalmamış elbette, müzikten sinemaya, resim sanatından heykellere ülkenin her köşesinde varlığını size hissettiriyor, okullardaki her sınıfta tahtanın üzerine asılı portresiyle de dahil. Sosyalizmin, iyi ve kötü yanlarıyla hayatın her alanında halen kendini güçlü biçimde hissettirdiği ülkede şehir ve köy yaşamının, 2 bölüm boyunca bahsedeceğimiz zorlukları da mevcut. Fakat Vietnam halkı geçmişindeki bunca acıya ve günlük hayattaki zorluklara rağmen hayatından memnun, stresten uzak ve hatta düpedüz mutlu. Komşu Tayland uzun yıllar turizmde pastanın büyük dilimine sahipti, Vietnam ise son 10 yıla kadar büyük kalabalıklardan uzak kalmayı başardı, ancak muhteşem doğal güzellikleri, iklim ve kültür açısından çeşitliliği ile büyük şehirlerdeki eğlenceli gece hayatı ülkenin popülaritesini giderek artırdı. Şöyle anlatalım; Tayland’a 1 yıl içinde gelen turist sayısı halen Vietnam’ın 3 katı civarında, ancak son 20 yılda Tayland’ın ziyaretçi sayısı % 450 artarken, Vietnam’ın ziyaretçi sayısı % 760 oranında arttı ve 13 milyona ulaştı. Biz de Vietnam’ın orta kısmından kuzey sınırına kadar ulaşan 16 günlük bir yolculuk yaptık. Bizi Hong Kong’dan Da Nang’a getiren Hong Kong Express uçağından inerek başlayalım.

savastan-mutlulukla-cikan-ulke-vietnam-462998-1.

Da Nang ve Sonu Gelmeyen Sahili
Da Nang, başkent Hanoi ve Ho Chi Minh’den sonra Vietnam’ın en büyük üçüncü şehri. Genelde bir endüstri şehri olarak bilinmesi onun turistler tarafından çok fazla ziyaret edilmemesine yol açmış, bu yüzden de genelde 30 kilometre güneydeki, turistlerin göz bebeği Hôi An’dan günübirlik düzenlenen turların merkezi durumunda. Ancak biz klasik turist davranışlarından ve turlardan uzak durmaya çalıştığımız için Da Nang’da 2 gece geçirmeye karar verdik ve şehirden ayrılırken bunun ne kadar doğru bir karar olduğunu anladık. Vietnam’a ayak bastığımızda gözümüze ilk çarpan şey, akşam 10 sularında kafelerin tıklım tıklım olduğu ve seyyar yemek tezgâhının etrafına 5 tane plastik masa ve 20 tane plastik iskemle atan herkesin bir açık hava lokantası kurduğu. Bir de tabii, daha önce de birçok kez duyduğumuz, yiyecek-içecek fiyatlarının aşırı ucuzluğu. Şöyle diyelim, Vietnam’da orta halli bir lokantada başlangıç, ana yemek ve 2 şişe bira için ödediğiniz rakam kişi başı 30 TL (!) civarında. Eğer bu yemeği, sokak tezgâhlarında yerseniz fiyat 20 TL civarına kadar geriliyor. Hatta Vietnam’da kaldığımız 16 gün boyunca herhangi bir yemek için ödediğimiz en yüksek rakam kişi başı 200 TL idi ve onu da yolculuğun sonunun gelmesinin şerefine lüks bir otelin açık büfesine ödemiştik. Bu fiyatlara rağmen Vietnam mutfağı porsiyon konusunda da oldukça cömert. Yani oldukça cüzi rakamlara karnınızı doyurmadan sofradan kalkmanız oldukça zor.

Da Nang’ın 5 kilometre uzunluğundaki, bir zamanlar Vietnam Savaşı’nda çok önemli bir rol oynayan sahili bugün tertemiz kumsalı ve deniziyle harika bir plaja dönüşmüş durumda. Bu plajın bittiği ve şehir merkeziyle birleştiği noktada deniz ürünlerini sofralarına taşıyan lokantalar ve gece hayatını renklendiren barlar başlıyor. Da Nang’daki ikinci günümüzde istikamet, şehrin sembolü haline gelen Mermer Dağları. Birbirine yakın konuşlanmış ve en yükseği 500 metre yüksekliğindeki bu doğal yapılar içlerinde bir dolu küçük tapınak mağaza bulunduruyor. Bu mağaralardan en ünlüsü savaş zamanında hastane olarak kullanılan ve tepesine düşen bombaların açtığı delikten giren gün ışığıyla bir tapınağa dönüştürülen Hoa Nghiem. Mermer Dağları’nın en yüksekte bulunan 2 noktasından Da Nang şehrinin panoramik görüntüsünü de izleyebilirsiniz.

Renk ve Terziler Cenneti Hoi An
Ertesi gün güneydeki rengârenk Hôi An’a gitme zamanı. Ama size Da Nang’daki son gecemizde gittiğimiz harika bir lokantayı önermem lazım. Lokantalar bölgesinde, çıkmaz bir sokağın sonuna kurulmuş Thung Phi BBQ. Hem masanın üzerindeki ızgarada kendi et veya sebzelerinizi pişireceğiniz hem de kendi mutfaklarında pişirdikleri nefis şehriye (noodle) tabaklarını tadabileceğiniz Thung Phi, 16 günlük yolculuğumuzun zirve anlarından birisiydi. Burada ulaşımla da ilgili hemen bir tavsiye verelim. Vietnam’ın büyük şehirlerinde, şehir içi veya birbirine yakın iki şehir arasındaki yolculuk için tek seçeneğiniz Uber olmalı (tabii mobilet kiralamak ya da şehirler arası otobüsleri de kullanmak mümkün, ancak otobüs seçeneği 50 kilometreden daha uzak mesafeler için daha uygun). Biz Da Nang-Hoi An arasındaki 30 kilometre için Uber’e 358 bin Dong ödedik ve bu 60 TL’ye denk geliyor. Aşağıda şehirlerarası otobüslerden de bahsedeceğim.
Hôi An, aynen Da Nang gibi Vietnam’ın doğu kıyısında, turistlerin uğrak yeri pozisyonunda, tarihi kısmı UNESCO Dünya Mirası Listesinde olan, 120 bin nüfuslu bir şehir. Tam 400 otele ev sahipliği yapan bu küçük (!) şehrin sokakları, özellikle akşam saatlerinde büyük kalabalıkların sahnesine dönüşüyor. Özellikle de Thu Bộn Nehri’ne bırakılan renkli fenerlerin oluşturduğu, Işıklar Köprüsü’nden izleyebileceğiniz muhteşem görüntü ve nehrin kenarında sıralanmış tıka basa dolu barlar Vietnam’ın reklam yüzlerinden birisi. Biz nehir kenarının hemen arka sokağında, Lumpia adındaki Vietnam börekleri ile (bizdeki sigara böreğinin daha ince hamurla yapılanı) bizleri büyüleyen Nostalife’ta akşam yemeğini yedik ki bu da Vietnam yolculuğundan tavsiye vereceğimiz ikinci harika mekân. Hôi An’ın ünü Vietnam’a yayılan bir başka tarafı terzileri. Şehrin hemen her kısmında bulacağınız terziler sabah erkenden ölçülerinizi alıp, akşam saatlerinde takım elbisenizi veya bir balo kıyafetini teslim edebiliyorlar. Ancak belirteyim bu daha çok Avrupa ve Amerikalılara hitap eden bir pazar. Zira fiyatlar Türkiye ile hemen hemen aynı, tabii burada size özel yapılmış ve birkaç saat içinde teslim edilebilen kıyafetler söz konusu. Bavul veya sırt çantanızda yer varsa düşünülebilir.

savastan-mutlulukla-cikan-ulke-vietnam-462996-1.

Bombaların yıktığı tapınaklar ve eski başkent
Hôi An’dan ayrılmadan önce yolumuz 8. ve 10. asır arasında inşa edilmiş ve Vietnam Savaşı’nda üzerine düşen bombalar sebebiyle sadece birkaç binası ilk halini koruyabilmiş My Son Tapınağı var. Bombaların harap ettiği eski tapınaklar bugün üzerinde bitkilerin büyümesi ile başka bir güzelliğe bürünmüş durumda. Biz bu güzellikleri geride bırakıp eski başkent Hue’nin yolunu tutuyoruz. Vietnam otobüslerine girerken şöför size ayakkabılarınızı çıkarmanızı söyleyip onları bir poşete koyarak size teslim ediyor. Ardından 3 sıra halinde, ranza tipinde 2 katlı ve 45 derece yatabilen koltuklara uzanmış halde yolculuk ediyorsunuz. 130 kilometre ötedeki Hue’ye otobüs yolculuğunun fiyatı sadece 8 TL.
15 gün sonra ikinci bölümde sizleri, eski başkentten başlayıp bugünkü başkent Hanoi ve tarifsiz doğal güzelliklerle dolu Ninh Binh, Sapa ve Ha Long Körfezi’ne götüreceğiz.

savastan-mutlulukla-cikan-ulke-vietnam-462997-1.

Sağlık sektörü neden siber saldırı altında?

Sağlık sektöründe fidye yazılımları ve diğer zararlı yazılımlarla yapılan saldırıların sayısı büyük bir hızla artıyor. Bu durum, insan hayatının yanı sıra kritik öneme sahip verileri de riske atıyor. Kimlik Hırsızlığı Kaynak Merkezi verilerine göre, sağlık sektörü, sadece son üç yılda bile tüm sektörler arasında en yüksek sayıda veri hırsızlığının yaşandığı sektör oldu. Forcepoint Türkiye Ülke Müdürü Levent Turan, başta hastaneler, laboratuvarlar ve eczaneler olmak üzere sağlık kuruluşlarının siber suçlular tarafından hedef alınmasının üç ana sebebini açıkladı:

1. Son derece değerli veriler

Sağlık kuruluşlarını birincil hedef haline getiren başlıca nedenlerden biri, sahip oldukları verilerin çok değerli olması. Genellikle, çalınan tek bir kredi kartı numarası ortalama 2.000 ABD doları kâr sağlıyor fakat günler, hatta saatler içinde değersiz hale geliyor. Ancak korumalı sağlık verileri (PHI) veya kişinin tanınmasına yol açacak veriler (PII) gibi sağlık verileri karaborsada son derece değerli.

Örneğin, CSO Online’da yer alan bir makaleye göre tek bir PHI verisi 20.000 ABD dolarına varan büyüklükte kâr getirebiliyor. Bunun temel sebebi, sağlık verileri çalındığında anlaşılmasının haftalar, hatta aylar sürebilmesi. Bu sayede siber suçlular çok daha değerli veriler elde etmiş oluyor. Dahası, sağlık verileri doğum tarihi ve kimlik numarası gibi değiştirilmesi çok zor olan bilgileri içerdiği için hırsızlar bu verilerden daha uzun süre yararlanabiliyor.

2. IT yatırımı ve eğitim eksikliği

Sağlık sektörünün siber suçlular arasında popüler olmasının nedenlerinden biri de IT güvenliğine sistematik olarak gerekenden az yatırım yapılması. Siber güvenlik eğitimi ve sertifikaları düzenleyen en büyük şirketlerden biri olan SANS Institute, IT bütçesinin en az ‘unun güvenlik alanında harcanmasını önermesine rağmen sağlık kuruluşlarının çoğu ancak %3 kadarını harcıyor.

Çoğu sağlık kuruluşu için güvenlik genellikle sonradan akla gelen bir konu. Kuruluşlar çalışanlarına içeriden gelebilecek tehditleri kolayca azaltabilecek düzenli siber güvenlik eğitimleri vermiyor. Ayrıca bazı hastaneler izinsiz giriş algılama ve kayıp ya da çalınmış cihazları silme gibi temel IT güvenlik önlemlerini uygulamakta bile zorlanıyor.

3. Birbirine derinlemesine bağlı sistemler

İş yüklerini buluta kaydıran sağlık kuruluşları, yüksek ölçüde bağlantılı sistemler kullandıkları için küçük ölçekli, kısmi sistemlere yapılan saldırılarda bile tüm sistemin etkilenmesi riskiyle baş başa kalıyor. Diğer bir deyişle, bir noktaya yapılan bir siber saldırı tüm sistemin çökmesine neden olabiliyor. Mayıs 2017’de, WannaCry fidye yazılımı yüzünden Birleşik Krallık’taki birçok hastane, hasta taşıyan ambulanslarını geri döndürmek ve başlamasına dakikalar kalan ameliyatları iptal etmek zorunda kaldı. Hastaların kaydını almak ve bilek bantlarını yazdırmak gibi en basit işlemler bile yapılamadı.

WannaCry saldırısının etkileri, sağlık kuruluşlarının siber bir saldırı sırasında çalışmaya devam edebilmesinin ve hastalara hizmet verebilmesinin ne kadar önemli olduğunu gözler önüne serdi. Neticede insanların hayatları tehlikeye atıldığı için işlerin mümkün olan en kısa zamanda normale dönebilmesi kaçınılmaz bir zorunluluk oluyor. Saldırganlar için, bu aciliyet durumu sağlık kuruluşlarını hedef almak için bir neden daha sunuyor. Çünkü bu durumun kuruluşların zararlı yazılımın etkilerinden kurtulmak için fidye ödeme olasılığını artırdığını düşünüyorlar.

Doğru koruma birincil öncelik olmalı

Sağlık sektörünün siber tehditlerden kaynaklı zararı azaltmak atması gereken adımları sıralayan Levent Turan, “Başlangıç olarak, sektördekilerin siber güvenliğin insan odaklı olduğunu anlaması önemli.” diyor ve ekliyor: “Örneğin, kullanıcıların davranış düzenleri veya kuruluş içinde ve dışındaki veri akışları hakkında bilgi sahibi olmak, riske karşı çıkma olasılığını artırıyor. Ek olarak, sektördekilerin siber güvenliği sadece IT departmanının görevi olarak görmeyi bırakması, yöneticilerden işe yeni alınan sözleşmeli personele kadar herkesin risklerin farkında olması gerekiyor.”

Sağlık güvenliğiyle ilgili profesyonellerin karşı karşıya oldukları tehditleri ve uyulması gereken kuralları iyi anlaması ve siber güvenlik savunması için en iyi uygulamaları öğrenmeleri gerekiyor. Tüm personeli güncel tehditler, bir e-posta mesajında veya web bağlantısında dikkat edilmesi gereken tehlike işaretleri, zararlı yazılımlardan kaçınma yolları ve etkin bir açık bulunması durumunda yapılması gerekenler hakkında bilgilendiren kapsamlı güvenlik farkındalığı eğitimleri doğru bir yatırım olacaktır. Tehdit içerikleri sürekli değiştiği için eğitimlerin de tekrarlanması ve düzenli olarak güncellenmesi gerekiyor.

Ayrıca, Veri Kaybını Önleme, kullanıcı davranışı analizleri veya uç noktadaki güvenlik teknolojileri gibi doğru siber güvenlik önlemlerini uygulamak kuruluşların altyapılarını ve hasta verilerini fidye yazılımlarına karşı daha fazla koruyacaktır. Sağlık sektörü, kullanıcıların, verilerin ve ağların kesiştiği noktaları dikkate alıp insan odaklı bu tür bir sistem oluşturarak siber tehditlere karşı koruma düzeyini artırabilir.

Maltepe Belediyesi’nden yurttaşlara ücretsiz sağlık hizmeti

Maltepe Belediyesi’ne bağlı olarak faaliyetlerine sürdüren Küçükyalı Tıp Merkezi, 2018 yılında doktor ve poliklinik sayısını arttırarak, çalışmalarına hız verdi. Çalışmalar kapsamında 2018’in ilk 4 ayında, 37 bin hastaya ücretsiz sağlık hizmeti sunuldu.

Maltepe’de, belediye tarafından hizmete açılan Küçükyalı Tıp Merkezi, başarılı ve ücretsiz çalışmalarını, doktor ve poliklinik sayısını arttırarak sürdürüyor. Tam donanımlı olma noktasında hızla ilerleyen tıp merkezi, 2018’in ilk 4 ayında dahiliye, genel cerrahi, lokal cerrahi, kadın, çocuk, göz ve göğüs hastalıkları, ağız ve diş sağlığı, uzman aile hekimliği, pratisyen hekim ve psikolojik danışmanlık hizmeti alanlarında toplamda 37 bin hastaya sağlık hizmeti sundu. Ağız ve diş sağlığı polikliniğinde 826 kişiye hizmet veren tıp merkezi, radyoloji ve biyokimya hizmetleri alanında da 11 bin 379 vatandaşa laboratuvar hizmeti verdi. 2018’in ilk çeyreğinde 774’ü evlilik raporu, 35’i kan tahlili, 935’i sağlık raporu olmak üzere toplamda bin 752 kişiye ulaşılırken; kan alma, kan şekeri ölçümü, serum takılması, EKG, müşahede, pansuman, tansiyon ölçümü, enjeksiyon ve dikiş alımı gibi hemşirelik hizmetlerindeyse, 12 bin 648 vatandaşının derdine deva olundu.

“DOKTOR SAYIMIZ ARTACAK”

Hastane Müdürlüğü’ne bağlı Küçükyalı Tıp Merkezi’nin çalışmalarıyla ilgili olarak Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç, şunları söyledi:

“Bu merkezi, tam da Türkiye’de hemen hemen neredeyse tüm sağlık hizmetleri ücreti hale getirilirken, vatandaşlarımıza yönelik, özellikle temel sağlık ihtiyaçlarının ücretsiz olduğunu kabul eden bir sosyal belediyecilik anlayışıyla hizmete açmıştık. Geçen aylar, bu kararımızın ne denli isabetli olduğunu gösteriyor. 2018’in ilk yarısında 37 bin kişiye ücretsiz sağlık hizmeti sunduk. Yine sene sona ermeden hem doktor, hem hemşire, hem tıbbi malzeme, hem de poliklinik sayımızı arttırarak, daha donanımlı hizmetleri sunmaya devam edeceğiz.”

BirGün, özel, devlet ve kamu-özel ortaklığıyla işletilen şehir

MELTEM YILMAZ @meltemmmylmz

AKP iktidarının ‘sağlıkta dönüşüm’ programının neresinde tutsanız elinizde kalıyor. Acil sağlık sorunu olan yurttaşlar, devlet ve şehir hastanelerine gittiklerinde uzun kuyruklarla karşılaşırken, özel hastanelerin acil servislerinde ise başta fahiş faturalar olmak üzere, tüyler ürperten uygulamalara maruz kalıyorlar.

İlk durak Şişli Etfal: Acil servisin otogardan farkı yok
Devlet hastaneleri, şehir hastaneleri ve özel hastanelerin acil servislerini karşılaştırmak için çıktığım yolda ilk durağım İstanbul Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin acil servisi. Adımımı atar atmaz tam bir kaosla karşılaşıyorum. Zira hastanenin acil servisinin otogardan farkı yok. Onlarca insan ayakta dikilerek veya yere çökmüş halde sıra beklerken, kavgalar da kaçınılmaz oluyor.

“Bu koşullarda tedavi olmanın imkanı yok” diyen Gül Deniz, “İstanbul gibi bir metropolün ortasında dahi devlet sağlık hizmeti veremiyor. Kardeşim düştü ve kalçası kırıldı. Saat 18’de buraya geldik. Röntgen, tomografi çekildi, ağrı kesici yapıldı, hâlâ hiçbir müdahale yapılmadı. Şu anda saat 11 ve hâlâ bekliyor. Doktorla muhatap olmak zor, hiçbir bilgi alamıyoruz” ifadelerini kullanıyor.

Şişli Etfal’de eşini bekleyen Nuran Gökalp, bir ay önce aynı hastanenin acil servsine geldiğinde, kendisinin başına gelen bir olayı anlatıyor:

“Geçen ay, hiçbir neden yokken kusmaya başladım. Gün içerisinde 4- 5 kez kustum. Bu durum bir hafta kadar sürdü ve yataktan çıkamaz hale geldim. En sonunda çok kötü oldum ve acile gittim. Neyim olduğunu sorup kağıda yazdılar ve sıra aldım. Ardından sıra bana geldiğinde, doktor yüzüme bile bakmadan, benimle tek kelime etmeden bana ilaç yazdı. Böyle bir muayene ne kadar inandırıcı olabilir?”

İkinci durak Adana: Hastane mi, AVM mi?
Ardından durağım şehir hastaneleri. Günün en tenha olması beklenen öğle saatlerinde gittiğim Adana Balcalı Şehir Hastanesi’nde, tıpkı devlet hastanelerinde olduğu gibi, acil servis kuyruğunun dışarı taştığını görüyorum. Kimi hastalar, yere serdikleri battaniyelerin üzerinde oturmuş beklerken, kimi hastalar da, içerdeki yoğunluk nedeniyle, sedyelerin üzerinde dışarıda bekletiliyor.

Burada konuştuğum Ülkü Mememenci adlı yurttaş, şehir hastanelerin devasa yapısının, özellikle acil servislerde ciddi sıkıntılar yarattığına dikkat çekiyor:

“Şehir hastaneleri çok büyük. Burada bir yerde bir yere gitmek çok zor oluyor. Biz zorlanıyorsak hastalar ne yapsın. Acil servislerde doktorun gelmesini beklerken hastamızın durumu giderek kötüleşiyor. Sağlık personelinin de suçu yok, burada iki nokta arası mesafe çok fazla. Böyle hastane mantığı olmaz. Neden böyle bir hastane yapılmış, kim için yapılmış anlayabilmiş değilim.”

Adana Şehir Hastanesi’nin acil servisinin hemen yanındaki bloğa geçtiğimde ise ilginç bir manzara ile karşı karşıya kalıyorum: Burası sanki bir hastane değil, alışveriş merkezi. Acil servislerin önünde kuyrukların oluştuğu, polikliniklerde insanların sıra için birbirleriyle kavga ettiği bu hastanede alışveriş merkezleri unutulmamış. Çeşitli giyim mağazaları ve yeme- içme şirketleri, bu hastanede şube açmış, müşterilerini bekliyor. Hastaların büyük bir çoğunluğunu dar gelirli yurttaşların oluşturduğu bu hastanede sözkonusu tablo, sağlık hizmetlerinden kar etmeye çalışan yönetim anlayışının vahşi yüzünü bir kez daha gözler önüne seriyor.

Diğer yandan hemen herkes, Adana’nın en önemli sağlık kuruluşu, Türkiye’nin en köklü eğitim araştırma hastanelerinden biri olan Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile bir kadın doğum ve çocuk hastanesinin, bu hastane için kapatılmış olmasının, çok ciddi bir yanlış olduğu fikrinde.

Üçüncü durak özel hastaneler: Özellerin vahşi yüzü
Buradan özel hastanelere geçiyorum. Ne var ki, özellerin acile servislerine gelen yurttaşların, tıpkı devlet hastanelerinde olduğu gibi, uzun kuyruklarda beklemek zorunda kaldıklarına tanık oluyorum. Ancak bu kadarla sınırlı değil. Hastaya acil durumunun sona erdiğine ilişkin taahhütname imzalatarak, hastadan fahiş ücretler talep eden özel hastaneler, olmayan hastanın yatışını göstermek, hastanın altındaki çarşafı almak, otopark ücreti için yurttaşı sıkboğaz etmek gibi uygulamalara da imza atıyor.

Hasta ve hasta yakınları açısından, özel hastanelerin acil servislerindeki en büyük sorun, kendilerine kesilen faturalar. 7 aylık bebeğini yüksek ateş sebebi ile Silivri’deki bu hastaneye getirilen Semra Çelik, acil girişli hastalardan para alınması yasak olmasına rağmen kendilerinden 200 lira alındığını, daha sonra başka bir özel hastaneye gittiğinde ise 4 gündür hastanede yatıyormuş gibi işlem görmüş olduğunu fark ettiğini anlatıyor. Bir başka değişle hastane, acil serviste hastadan para talep etmekle yetinmiyor, yatmayan hastaları yatmış gibi göstererek devletten para alıyor.

Bir başka hasta yakını, Engin Yağcı, hastasını Ulus’taki özel hastanenin acil servisine götürmüş ancak ücretsiz olması gereken acil servis kayıt elemanının, hastanın durumunu sormadan kendilerinden direkt olarak 330 lira ücret talep ettiğini söylüyor. Şenol Karakoç adlı hasta yakını da, “Eşim alamama şikayetiyle rahatsızlandı. Acil olarak 112’yi arayarak eşimi ambulans ile evimize en yakın özel hastaneye götürdüm. Yapılan muayenede acil serviste keyfe keder fark ücreti çıkarttılar. Sanırım oradaki acil doktorlarına acile gelen hastalara bir şekilde bir kulp bulup sarı alan yazın deniliyor” ifadelerini kullanıyor. Dahası, anlatılana göre, bazı özel hastanelerin acil servisleri kullandıkları ilaç ve enjektörün eczaneden tedarik edildiğini gerekçe göstererek acil servise başvuran hastadan para istiyor.
birgun-ozel-devlet-ve-kamu-ozel-ortakligiyla-isletilen-sehir-hastanelerini-gezdi-devlet-ozel-sehir-fark-etmiyor-aciller-acil-lik-449590-1.
Ancak özel hastanelerin acil servislerindeki hastaları bekleyen tek sorun kendilerinden haksız yere alınan ücretler değil. Gaziosmanpaşa’daki özel hastanenin acilindeki yakınını görmeye giden Osman Balcı adlı hasta yakını, arabasını park ettiği otoparktaki görevlinin, adeta yakasına yapışarak para istediğini, para vermeden hastaneye giremeyeceğini ifade ettiğini anlatıyor. Özel hastanelerin hastalara kestikleri faturaların yanında, otoparklarının da ücretli olmasına anlam veremediğini söyleyen Balcı, otopark ücreti için dahi rehin alındıklarını belirtiyor. Yağmur Engin adlı bir başka hasta yakını da, Vatan Hastanesi’ne sevk edilen hastasının, havanın bir hayli soğuk olmasına rağmen altından ambulansa bindirilirken altındaki çarşafın zorla alındığını anlatıyor. Engin, çarşaf ücretini ödeyeceğini söylemesine rağmen hastanın çıplak bir şekilde “prosedür gereği” sedyenin üzerinde bırakıldığına dikkat çekerek, insanların özel hastanelerde gördükleri insanlık dışı muameleye işaret ediyor.