Barış Yarkadaş: Seçimler yaklaştıkça baskı da artıyor

CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, 24 Haziran seçimleri öncesi gazetecilerin üzerindeki baskının yoğunlaştığını rakamlarla açıkladı. Basına Yönelik Hak İhllaleri raporunun Mayıs ayına ilişkin verilerini açıklayan CHP’li Yarkadaş, “AKP, halk gerçekleri öğrenmesin diye basını susturmaya çalışıyor” dedi.

Seçime sayılı günler kala muhalif gazetecilere yönelik gözdağının arttığını dile getiren Yarkadaş, “Mayıs’ta 6 gazeteci gözaltına alındı, 4 gazeteci de tutuklandı. 15 gazeteci ise 92 yıl hapis cezası aldı” diye konuştu. Mayıs ayında 3 habere erişim engeli getirildiğini, 3 gazeteciye soruşturma, 3 gazeteciye ise dava açıldığını belirten Yarkadaş, “İktidara ‘kaşının üstünde gözün var’ demek bile gözaltı ya da tutuklanma sebebi” dedi. Geride kalan ay içinde, 1 gazeteciye tazminat davası açıldığını belirten Yarkadaş, 3 gazetecinin ise tehdit ve saldırıya maruz kaldığını açıkladı.

Halk neyi oylayacak? 2: Anayasal gelecek tercihi

16Nisan 2017’de Anayasa değişikliği için kurulan sandıklar, sadece Anayasa oylaması değildi; “evet” ve “hayır” ayrışması, iktidarı temsilen R.T. Erdoğan ve K. Kılıçdaroğlu öncülüğündeki muhalefet bloku arasında bir tercih idi. Bu nedenle, Anayasa halkoylaması, “plebisiter referandum” şekline dönüştü. 24 Haziran seçimleri de, CB veya TBMM’de ortaya çıkacak çoğunluk tercihi olmayıp sadece, bir “anayasa oylaması” aynı zamanda.

Geçen yazıda, anayasal eksende tercihlere ilişkin şu karşıtlıkları açmıştım:

»Devamlılık ve kopuş,

»Umut ve statüko,

»İktidarın eldeğiştirmesi ve iktidar zehirlenmesi,

»Hukuk ve OHAL,

»Hukuk devleti ve kişi devleti,

»Türkiye barışı ve ötekileştirilmiş toplumsal yapı.

Bu yazıda, daha geniş ve bütüncü çerçevede konuyu üçlü eksende ele alacağım; zira bunlar, anayasa için sacayağı oluşturur: ülke, toplum ve devlet.

ÜLKE: Anayasa, ülkenin toprak, su ve hava sahasını nasıl düzenler? Bu açıdan, flora+fauna ve homo sapiens birlikteliği esastır.

TOPLUM: Anayasa, toplumun dayandığı değerler dizgesini güvence altına alır. Kuşkusuz bu değerler, özgürlük, eşitlik ve haysiyet denklemine dayanır.

DEVLET: Devlet, ülkenin ve toplumun değerlerini korumaya ve bunların uyumlu birlikteliğini gelecek kuşaklara aktarmaya elverişli kurumlar ve kurallar bütünüdür. Söz konusu kurumlar ve kurallar, ülke ve toplum için üçlü “yükümlülük” kavramında somutlaşır:

Devlet-ülke örneği: çevre kirlenmesini önlemek, çevre sağlığını korumak ve çevreyi geliştirmek (Any., md.56), Devlet’in yükümlülükleridir.

Devlet-toplum: hak ve özgürlükleri ihlalden kaçınmak (saygı göstermek), korumak ve geliştirmek (Any., md.2, 5, 12, 40 vd.), yine devletin yükümlülükleri.

Soru: ülke-toplum ve devlet üçlüsünde; önlemek (kaçınmak veya saygı göstermek), korumak ve geliştirmek şeklindeki üçlü yükümlülük nasıl sağlanır veya yerine getirilir?

Devlet örgütlenmesini şu üç işleve denk düşen üçlü yapıya ayırarak: kuralı koyma işlevi (yasama), kuralları uygulama işlevi (yürütme) ve kurallar ile uygulamalarını denetleme işlevi (yargı).

Biyolojik çeşitlilik/haklar toplumu ve hukuk devleti
Ülke/toplum ve devlet üçlüsünde anayasa sacayağı, yapılan açıklamalar ışığında, “biyolojik çeşitlilik”, “haklar toplumu” ve “hukuk devleti” kavramlarına denk düşer.

»Biyolojik çeşitlilik, doğal öğelerin hak öznesi olarak düzenlendiği çevresel demokrasiyi gerekli kılar.

»Haklar toplumu ise, çoğulcu veya demokratik toplum olarak ifade edilir.

»Hukuk devleti ise, kuralların aşamalı sıralanması veya normlar hiyerarşisi (hukuk) ve erkler ayrılığı (devlet)kavramlarında somutlaşır.

İttifaklar ve anayasa
Siyasal partiler ve anayasa arasında ilişki kurmak, ittifaklar ve anayasa ilişkisini öne çıkarır; zira, 24 Haziran’da yapılacak oy tercihi, hem partilere hem de ittifaklara veya kişilere ilişkin olacaktır.

Bu bakımdan, “Cumhur ittifakı”nın Anayasa tercihi bellidir: 16 Nisan 2017’de halkoyuna sunulan 6771 sayılı kanun. Bu kanun, anayasanın 3. Ayağı olarak nitelenen hukuk devletinin ana mekanizmalarını parçalamış bulunuyor: yönetmelik+tüzük+kanun ve anayasa şeklindeki aşamalı kurallar zinciri kırılmış; denge ve denetim düzeneği ile ifade edilen erkler ayrılığı yerine, tek kişinin belirleyici olduğu güdümlü yapı öngörülmüştür.

Bu nedenle, Cumhur ittifakı tarafından topluma sunulan Anayasa bellidir ve bunun dışında anayasal projeye sahip değildir (statüko).

Anayasa umudu…
Buna karşılık, statükoyu reddeden “millet ittifakı” ve HDP, topluma anayasal seçenek sunmalı. Bu seçenek, şu üçlüde somutlaştırılabilir:

-İhtiyaçlar: başlıca anayasa düzenleme konuları olarak “ülke+toplum ve devlet” üçlüsünde ortaya çıkan sorunlar nelerdir?

-Anayasal kazanımlar: sözkonusu sorunlara, ülkemizin yüz elli yıllık siyasal ve anayasal birikimi ne ölçüde çözüm bulabilir?
-Çağdaş a
ayasacılığın yanıtları: karşılaştırmalı anayasacılığın hangi öğeleri esin kaynağı olabilir?

Ülke/toplum ve devlet için
16 Nisan’da oylanan değişiklik, “kişi projesi” idi ve bu özelliği açıkça beyan edildi; aradan geçen bir yıllık zaman diliminde teyit edildi.

Bu nedenle, 24 Haziran çifte seçimlerine üç hafta kala, “kişi projesi”ni reddeden müttefik ve partiler, yukarıda betimlenen eksenlere dayanan anayasa tasarımlarını toplum ile paylaşmalı. Bu sadece, 16 Nisan “hayır bloku”na karşı bir yükümlülük değil, gelecek kuşaklara karşı da bir ödevdir.

Kendilerine çifte seçim dayatılan seçmenler, aslında geleceğe dönük anayasa tercihlerini ortaya koyacaklar.
Siyasal partiler, CB adaylarını ve milletvekili adaylarını acil bir görev bekliyor: anayasal geleceği tartışmaya açmak.
Zira, 24 Haziran günü, Cumhurbaşkanı ve TBMM üyeleri için kullanılacak oylar, Türkiye ülkesi, Türkiye toplumu ve Türkiye Devleti’nin geleceği üzerine belirleyici olacak.

Selahattin Demirtaş’ın FOX TV’ye yazılı verdiği yanıtların tamamı

HDP Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın Fox TV’ye ankesörlü telefonla bağlanmasına izin verilmedi. Demirtaş da sorulara cevabını yazılı olarak yanıtladı. Demirtaş’ın cevapları özet olarak programda okundu.

Selahattin Demirtaş’ın FOX TV’ye yazılı verdiği yanıtların tamamı şöyle:

Seçim barajı

Yüzde 10’luk seçim barajı tam bir demokrasi ayıbıdır. Seçim barajı, şu anda sadece HDP için vardır. Diğer partiler yaptıkları ittifaklar nedeniyle, sıfır baraj imkânıyla seçime giriyorlar. Ancak ben HDP’nin, geniş halk kesimlerinden gördüğü ilgi ve destek sayesinde barajı aşacağına inanıyorum.

Şu anda halen HDP, baraj sınırında görünüyor. Biz 24 Haziran akşamına kadar durmadan çalışacak ve mutlaka barajı aşacağız.

Bütün Türkiye’nin oyuna talibiz
“Ben kamuoyu araştırmacısı, ya da siyasi analist değilim. Doğrudan siyasetçiyim. Toplumun her kesiminden oy alabilmek için de, büyük bir uğraş içerisindeyim. Zaten HDP, muhafazakâr Kürtlerin büyük bir desteğini almayı başarıyor. Bizim hedefimiz; ne sadece muhafazakâr kesimlerden, ne de sadece Kürtlerden oy almaktır. Biz bütün Türkiye’nin oyuna ve desteğine talibiz. Tabii ki Kürtler de, diğer tüm halklar gibi farklı siyasi düşüncelere, görüşlere sahiptir. Bu çerçevede diğer partilere de oy veren Kürtler mutlaka vardır ve olacaktır. Bu da çok normaldir, demokrasinin gereğidir. Biz Kürtlerden aldığımız destek kadar, Türk halkının da desteğini alacağımıza inanıyoruz. Kürt veya Türk her seçmenimiz bir akla, vicdana ve ahlâka sahiptir. Özgürce düşünüp kendi kararını verecektir. Hepimiz de bu karara saygı duyacağız.”

İkinci tura kalırsam bütün muhalif adayları ziyaret ederim
“İkinci tura ben kalacağım, bunun için çalışıyoruz. Öncelikli hedefimiz budur. Ancak benim diğer adaylara karşı bir önyargım yoktur. Ben ikinci tura kalırsam; bütün muhalif partilere ziyaretler yaparak, onlarla asgari demokratikleşme ilkelerini içeren bir protokol yapmayı ve bu çerçevede beni desteklemelerini talep edeceğim. Ayrıca, bu evrensel demokratik ilkeleri hayata geçirmek üzere oluşturacağım Hükümet’e ve Cumhurbaşkanı yardımcılıklarına dair önerilerini de isteyeceğim. “Gelin ülkeyi beraber yönetelim ve birlikte düze çıkaralım” diyeceğim.

Ben tüm adaylara ve partilere bu şekilde giderim. Şimdi asıl soru şudur; “İkinci tura kalacak herhangi diğer bir aday bana ve HDP’ye, bu şekilde gelebilir mi?” Her kim kapımızı bu şekilde çalarsa, ülkemizin ve toplumun yararına göreceğimiz ilkesel bir uzlaşmaya kesinlikle kapımızı açarız.

Bu ifade ettiklerimin aynısı Sayın İnce için de geçerlidir.”

Hendekleri destekleyen tek açıklamamız yok
“Doğrusu ben cezaevinde pek inzivaya çekilmedim. Burada da hep yoğun oldum. Ama elbette geçmişte siyaseten yaptığım her şeyi tekrar düşünme, tartma fırsatım da oldu. Daha önce bir duruşmada uzun uzun bu hendekler meselesini anlattım. Burada da bu kadar uzun zamanım yok maalesef. Ama birkaç noktaya izninizle değinmek istiyorum.

Birincisi; ne ben, ne HDP hendekleri, barikatları kazmadık, desteklemedik. İlk ortaya çıktığı andan itibaren sürekli diyalog ve ikna yöntemlerini kullanarak sonlanması için yoğun çaba sarf ettik. Hakkâri merkez ve Silvan ilçelerinde de, ilk hendekler açıldığında Lice ve Cizre ilçelerinde de bu yöntemlerle başarılı olduk ve hendekler kapatıldı. Benim hendekleri destekleyen tek bir açıklamamı bulamazsınız, yoktur. Ama bizim bütün çözüm ve diyalog girişimlerimize rağmen, hem bu yerlerdeki güvenlikten sorumlu bürokrasi, hem de Davutoğlu ve Erdoğan, bu il ve ilçelerde “taş üstünde taş koymayın, diyalogla çözümü de kabul etmiyoruz” diyerek sadece hendek, barikatı açanları değil, bütün sivil halkı düşman gibi gören bir operasyona imza attılar. Neticede aralarında sivillerin de bulunduğu yüzlerce insan yaşamını yitirdi, yüzlerce güne varan sokağa çıkma yasakları ile 500 binden fazla insan göçe zorlandı. Elbette hendek, barikat vb. varsa bunun mutlaka çözülmesi ve ortadan kaldırılması gerekirdi. Ama bunun yolu; tankla, topla bütün şehri yıkmak, insanların yatak odalarına kadar girip duvarlara hakaretler, küfürler yazmak, Cizre’de yapıldığı gibi onlarca insanı diri diri yakmak mıydı? Peki sonra ne oldu? 15 Temmuz’da bir de baktık ki, meğerse bu evleri, insanları yakıp yıkanların tamamı darbeciymiş.

Şu anda tamamı darbecilikten içerde! Yani Erdoğan kendi darbecilerine, Kürtlerin evini yıktırarak darbe ortamına zemin sundu. Şimdi kimse neden bunları konuşmuyor da, sanki hendekleri biz kazmışız, onca evi barkı biz yıktırmışız gibi sadece bizi suçluyor acaba? Üstelik 15 Temmuz’dan hemen önce TBMM’den çıkarılan özel bir yasayla Cizre’yi, Sur’u yakıp yıkanlara cezasızlık hakkı da tanındı. Şimdi hiçbir darbeci Sur’da, Cizre’de yaptıklarından dolayı yargılanamıyor da bu yasa nedeniyle. 15 Temmuz’da 251 kişiyi canlı yayınlarda katledenlerin, sokağa giriş ve çıkışın ya da tek bir kameranın olmadığı Sur’da, Cizre’de Kürtlere karşı acımasızca, hukuk dışı davranmış olabileceğine inanmayanların vicdanından şüphe ederim. Özcesi; biz hem hendek, barikata, hem de bu gerekçeyle yapılan AKP zulmüne aynı anda karşı çıktık. Fakat Türkiye toplumuna bizim bu eleştirilerimiz hendeğe destek olarak sürekli servis edildi.

Maalesef ki biz de, o dönemde derdimizi iyi anlatamadık. Ayrıca, hendeklerin kapatılması girişimlerimizde daha ısrarcı ve cesur olabilmeliydik. Bu noktada kamuoyu desteğini oluşturmada biraz da eksik kaldık galiba, buna güç getiremedik. Zamanında ve doğru siyasi müdahaleler yapamadık. AKP’nin hendekleri bahane ederek 1 Kasım seçimlerine ağır bir savaş ve korku ortamına Türkiye’yi sürüklemesini önleyemedik. Bunlar bizim eksiklerimiz oldu.”

Organik bir ilişki kesinlikle yok
“Size şunu bütün samimiyetimle ifade edeyim: Bizim PKK ile organik, örgütsel bir ilişkimiz olsaydı, bunu korkmadan, saklamadan söyleyecek kadar cesur ve dürüstüm. PKK ile HDP ya da benim aramızda ne bir örgütsel ve talimat ne de bir organik bir ilişki kesinlikle yoktur. Biz Türkiye’ye demokrasi, Kürt Sorununa barışçıl çözüm perspektifi ile PKK’nin kesin olarak Türkiye’ye karşı silah bırakması gerektiğine inanıyor ve savunuyoruz. Bunun da terörle mücadele konsepti ile değil TBMM’nin inisiyatifinde şeffaf, dürüst bir müzakere ile yapılacağına inanıyoruz. Diğer partilerden temel farkımız budur: Yani tüm partiler son 40 yıldır “son teröristi de öldürünceye kadar savaşalım” diyor. Biz ise “ikna edip dağdan indirelim” diyoruz. Bu da bizi PKK üyesi yapmaz sanırım, sadece serinkanlı, gerçekleşebilir, demokratik bir önerinin sahibi yapar.”

Burası hepimizin ortak vatanı
“Sayın Fatih Portakal’ın yönelttiği sorulara dair

Sayın Portakal benim Türkiye’nin her sorununa dair çözüm önerilerim ve projelerim var. HDP ise bu önerileri parlamentoda çözüm için savunmak adına daha kapsamlı bir programa sahiptir. Eş başkanlarımıza bunları uzun uzun anlatma fırsatı vereceğinize inanıyorum. Ama bana sadece PKK ve Kürt sorunu hakkında sormuşsunuz. Burası hepimizin ortak evi, ortak vatanıdır. Türkiye’nin iyiliği hepimizin iyiliğidir. Bizler de bu toprakların öz evlatlarıyız ve her karışını seviyoruz. Ülkemizin her rengini, her kimliğini, her inancını kardeşimiz, eşit olması gereken yurttaşımız olarak görüyoruz. Türkiye’nin her yerinde az ya da çok oy alıyoruz, her yerinden destek görüyoruz.

Bizi Türkiyeli yapan şey Türkiye’nin bütün kesimleri ile kurabildiğimiz diyalogdur. Türkiyeli olmakla “Türkçü” olmayı karıştırmamak gerekir. Biz ne Türkçüyüz, ne de Kürtçüyüz. Yüzde 0,1 oy alan ırkçı ve Türkçü bir partinin Türkiyeliliği sorgulanmıyor da yüzde 13 oy alan HDP’nin neden habire Türkiyeliliği masaya yatırılıyor ki?

Biz ısrarla Türkiyeliyiz dedikçe ısrarla hayır değilsiniz diyerek ötelemenin kime ne yararı olabilir ki? Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusundan toplamda yüzde 1 bile oy alamayan MHP’ye kimse sen Türkiye partisi değilsin demiyor. Kürtleri yok sayarak ülke nüfusunun yüzde 25’ini yok saymış olan partilere de kimse sen Türkiye partisi değilsin demiyor. O halde HDP’yi de bu şekilde yargılamayı bir kenara bırakmalıyız artık. HDP’yi her türlü eleştiriye tabi tutalım ama ötekileştirmekten de uzak duralım. HDP Türkiye için önemlİ bir şans ve fırsattır. Daha iyi bir HDP için yapalım eleştirilerimizi, daha Türkçü olması için değil. Netice olarak HDP bir Türkiye partisidir ve bu da iyi bir durumdur.”

Yıllardır aynı soru
“Siyasette ilkeli olmak ve doğrularda istikrarlı davranmak önemlidir. Bununla birlikte her an değişime açık olmak ve hatalarıyla cesurca yüzleşmek de bir siyasetçi için erdemdir. Sanırım biz PKK konusunda kendimizi yeterince açık ve doğru ifade edemedik. 1993-94’lerde daha ben üniversitedeyken TV’lerde DEP milletvekillerine sürekli olarak şu soru sorulurdu “PKK terör örgütü müdür? Kınıyor musunuz? Kınamıyor musunuz? Bunu söyleyin sadece, sizden başka bir şey duymak istemiyoruz, evet veya hayır deyin” diye ısrar edilirdi. Ben büyüdüm, siyasete girdim, hapse girdim, aradan 25 yıl geçti ve Fatih Portakal cezaevine bana soru gönderdi, ama yine aynı soru.

Evet aynı soru çünkü aynı sorunlar hala devam ediyor. Bunda bir tuhaflık yok mu sizce de. Bir sorun alanının bunca yıldır çözülememiş olması sizin ya da benim hatam mıdır? Siz de, ben de büyüdük ve şimdi aynı meseleyi aynı minvalde yine konuşmaya çalışıyoruz. Ben bu kısır döngünün değişmesi gerektiğine inanıyorum. PKK’nin terör örgütü veya silahlı şiddet örgütü, ya da özgürlük hareketi olup olmadığını bir birimize kabul ettirmeye çalışmak yerine sonuca odaklansak ve hem Kürt sorununu demokrasiyle çözsek hem de PKK’yi bir barışla dağdan indirsek çok daha yararlı bir iş yapmış oluruz.

Ama yine de şunu açıkça belirteyim, biz PKK’nin şiddetini, silahını meşrulaştırmak, normalleştirmek gibi tutum içinde olmadık, olamayız. Silaha, bombaya, şiddete, açık ve net bir tutumla karşıyız. Terör ise şiddet başlığının alt bir başlığıdır ve şiddet türlerinden sadece biridir. Siz şiddetin alt bir türü olan terör şiddetini sorunun bizatihi kendisi olarak kabul ederseniz bu durumda sorunun ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal boyutlarına dair hiçbir çözüm üretemezsiniz. Meseleye sadece “terörle mücadele anlayışı çerçevesinde yaklaşabilirsiniz.” Bu da durumu iyice içinden çıkılmaz hale getirir. Hükümetlerin terörle mücadele adı altında aşırı şiddeti, ağır hak ihlallerini de örtmüş olursunuz. Oysa şiddetin sosyolojik nedenini doğru teşhis edebilirseniz çözümü yani tedaviyi de doğru yapabilirsiniz. Biz PKK meselesine salt terör penceresinden bakılmasın derken, Kürt sorununu ve bunun ortaya çıkardığı sonuçlar açısından da bakılsın diyoruz. 40 yıldır sadece terör ve terörle mücadele diyenlerin meseleyi nasıl da içinden çıkılmaz hale getirdiğini hep birlikte üzüntüyle izliyoruz. Bir kere de bize kulak verin, şans verin, oy verin deneyin bakın nasıl da 1 yıl da sorunları çözüyoruz. Yoksa bu ülkenin gencecik askeri de, polisi de, sivili de, dağa çıkmış genci de ana baba evladıdır ve hepsinin canını, malını güvence altına almak, bu savaşı durdurmak her siyasetçinin onur borcudur. Biz sivil demokratik siyasette ısrarcıyız, silaha karşıyız, bu nettir.”

Yalnız hissetmedim
“Yalnızlık Allah’a mahsustur. Ben yaşamımın hiçbir anında yalnız olmadım. Cezaevinde hem yanımda Abdullah arkadaşım vardı, hem de binlerce mektupla dayanışmasını, sevgisini, desteğini ileten yüzbinler, milyonlar vardı yanımda. Burada kendimi yalnız hissetmemem için herkes elinden gelenin fazlasını yaptı. Ama medya ambargosu nedeniyle bu durum pek fazla kamuoyuna yansımadı.

Parti içinde de pek yalnız hissetmedim hiçbir zaman. Arkadaşlarım ağır baskılara, OHAL koşullarına tehditlere rağmen yanımda olmaya çalıştılar. Bunu görünür kılmayı pek fazla beceremediler sanırım. Ama hayatın anlamını arayan bir serüvenci ve bunu siyasetle deneyen bir kişi olarak zaman zaman yalnız hissettim kendimi.

Siyasette hep cesur fikirler değişime açık isyankâr bir tarzım oldu. Statükoyu sevmedim hiçbir zaman. Bu yönümden dolayı da yalnız kaldım bazen. Bu da çok normaldir, her çılgın serüvenci biraz yalnızdır.”

Akşener’den Millet İttifakı liderlerine ‘parlamenter sisteme dönüşü tartışmak’ için toplantı çağrısı

İYİ Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Meral Akşener, ‘Millet İttifakı’nı oluşturan siyasi partilerin liderlerine, parlamenter sisteme dönüşün yol haritasını konuşmak üzere toplantı çağrısı yaptı.

Meral Akşener, katıldığı bir radyo programında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Akşener, Millet İttifakı’nı oluşturan Cumhuriyet Halk Partisi, Saadet Partisi ve Demokrat Parti liderlerine, parlamenter sisteme dönüşün yol haritasını konuşmak üzere toplantı önerdi. Akşener, parlamenter sisteme hızlı ve sağlıklı bir şekilde geçebilmek için 24 Haziran öncesi bir yol haritası açıklamanın millete güven vereceğini söyledi.

(DHA)

AKP’den kadın hastaya kadın sağlıkçı uygulaması

BURCU CANSU

AKP iktidarının kadın düşmanı uygulamaları tüm hızıyla sürüyor. Kadınlara “pembe otobüs” uygulamasından sonra şimdi de “kadın hastalara kadın sağlıkçı” uygulaması yolda. SES Genel Sekreteri Dr. Pınar İçel, uygulamanın tıp etiğine uymadığını belirterek, “gericileşmenin bir adımı” diye konuştu.

Özgürlükmüş!
Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Eyüp Gümüş, kadın hastalara kadın sağlık personelinin hizmet vermesine ilişkin çalışmalarının sürdüğünü “müjde” diye duyurdu. Özellikle kadın doğum kliniklerinden “talep” olduğunu söyleyen Gümüş, “Bayan istiyorsa, elimizde imkânlar varsa bunu organize edeceğiz. Sonuçta bu tercihtir. ‘Teknisyenim bayan olsun, kadın doğum doktorum bayan olsun’ diyorsa onlara da bu imkânı sunmamız lazım. Hekim atamalarında da mesela 6 hekim varsa 3’ü bayan 3’ü erkek tarzında genelde oluyor. Her şekilde vatandaşın mutlu olacağı şekilde hizmet sunmamız gerekiyor” dedi.

Gümüş’ün açıklamalarını BirGün’e değerlendiren İçel, AKP’nin 16 yıldır “dini hassasiyetleri olan” vatandaşların mağduriyetini giderdiği ve “özgürlük” getirdiği iddiasında olduğuna dikkat çekti.

İçel, sözlerini şöyle sürdürdü: “AKP’de özgürlük, yalnızca kendi gibi düşünenler için var. Kin ve nefret saçmak, kadınları aşağılamak, etek giyeni tekmelemek özgürlük iken çocuklar ölmesin demek, ‘bir kadın olarak susmamak’, ‘fıtratına aykırı’ davranmak ise en büyük suç. Pembe metrobüs, kadınlara özel AVM gibi uygulamalar şimdi de en hassas alan olan sağlık alanına kadar uzandı. Elbette her vatandaşın hekimini seçme hakkı var ve hali hazırda bu hakkı kullanmasının önünde herhangi bir engel yok. AKP’li yıllardan çok daha önce bu halk, ‘tıpta ayıp olmaz’ diyerek sağlığını biz sağlık emekçilerine tereddütsüz emanet etti. Dini siyaset malzemesi yapanlardan bu halk artık SIKILDI, teşhis doğru, tedavi TAMAM’dır.”

Elektrikli pazarı hızlı yükseliyor

Ersoy Yaşar – [email protected] Mersysr

www.otosafari.com – www.youtube.com/otosafari

Özellikle Avrupa pazarında dizel otomobil satışlarının düşmesi ve emisyon konusunda yapılan düzenlemelerle otomobil üreticileri elektrikli ve şarj edilebilir hibrit otomobil üretimindeki hamlelerini hızlandırmışlardı. Markanın küresel pazarlardaki yükselişi, ABD’de yüzde 73,3, İngiltere’de yüzde 25,6 ve Çin Halk Cumhuriyeti’nde yüzde 646,7 oranında gerçekleşti.

Marka, İngiltere’de grup otomobillerinin satışlarının yüzde 9’unu elektrikli modellere dönüştürmeyi başardı. Amerika’da bu oran yüzde 7,3 oranında gerçekleşirken, elektrikli ulaşımı devlet politikaları ile destekleyen İskandinav pazarında ise toplam satışların dörtte biri elektrikli modellerden gerçekleşti. Çin’deki büyük artış ise pazara yeni sürülen ve yerelde üretilen 5 Serisi plug-in (şarj edilebilir-fişli) Hybrid modelinin başarısından kaynaklanıyor. Dikkat çeken bir detay olarak Malezya’da Nisan’da satılan grup otomobillerinin yarısından fazlasını ise elektrikli modeller oluşturdu.

Markanın özellikle 5 serisinin ‘plug-in hybrid’ modeli ve X5’in yakıt tüketim ve emisyon değerlerinin, bu modellerin farklı pazarlarda tercih edilmesini sağladığı görülüyor. Şirketin, BMW markasının satış ve markadan sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Pieter Nota, “BMW i, BMW iPerformance ve MINI Electric araçlarının kombine satışlarının Nisan’da yüzde 52 artarak 9.831 adete ulaştığını da açıkladı. Nota, bu yıl 140 binden fazla elektrikli araç satma hedefleri olduğunun da altını çizdi.

BMW Grup, küresel pazarda 5 Serisi, MINI Cooper SE Countryman plug-in hibrit, i3, i8, 225xe iPerformance, 330e iPerformance, X5 40e iPerformance ve 740e – 740Le iPerformance ile portföyündeki dokuz elektrikli araçla yer alıyor. Markanın ayrıca, yalnızca Çin’de satılan X1 xDrive 25Le iPerformance modeli de bulunuyor.

Kablosuz şarj Temmuz’da kullanıma sunulacak
Alman üretici geçen günlerde yaptığı açıklamada, elektrikli araçlarının kablosuz olarak şarj edilmesini sağlayan bir sistem geliştirdiklerini de açıkladı. Endüktif şarj sistemi adı verilen kablosuz şarj teknolojisi ile mavi çizgilerle belirlenmiş şarj yatağının üzerine park edilen araç 3,5 saat içerisinde tamamen şarj oluyor. İlk olarak 530e ‘plug-in hybrid’ modelinde kullanılacak teknolojinin yakın gelecekte markanın diğer modellerinde de kullanılacağı belirtiliyor.
Söz konusu teknoloji; endüktif akım, yani elektriğin kablosuz aktarımı esasına dayanıyor. Şarj yatağına entegre edilmiş birincil (primer) bobinin, otomobilin altına uygulanmış ikincil (sekonder) bobin ile karşılaşması ile alternatif manyetik alan oluşuyor ve 3.2 kW enerji transferi ile şarj işlemi başlıyor.

Geliştirilen teknoloji, sürücünün aracın bilgi ekranı ve bir mobil uygulama ile aracın şarj durumu hakkında bilgi sahibi olmasını da sağlıyor. Bir evcil hayvanın araçla şarj yatağı arasına girmesi durumunda da mobil uygulama aracılığıyla sürücüye uyarı gönderiyor. BMW’den yapılan açıklamada, bu teknolojinin çevreye yaydığı radyasyonun ev elektroniklerinden fazla olmadığı da vurgulandı.

AYM’den ‘Baluken’ kararı: Milletvekilleri tutuklanabilir

HÜSEYİN ŞİMŞEK / [email protected]
@simsekhuseyinn

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in tutukluluğu hakkında Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru “kabul edilemez” bulundu.

Milletvekili iken tutuklanarak “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının” ve “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının” ihlal edildiğini ifade eden İdris Baluken, AYM’ye başvurarak tahliyesinin önünün açılmasını istedi. Baluken başvurusunda, tutuklanmasına gerekçe gösterilen ifadelerin siyasi faaliyet kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Demirtaş ve Yıldırım kararına atıf

Baluken’in başvurusu inceleyen AYM raportörü, HDP’li Selahattin Demirtaş ve Gülser Yıldırım hakkındaki kararlara atıfta bulundu. Raportör, HDP’li iki milletvekilinin de tutuklanmalarının ardından AYM’ye başvurduğunu ve onlar hakkında, “Milletvekillerinin tutuklanmayacağına ilişkin anayasal bir kural yok” tespitinin yapıldığını hatırlattı.

‘Mahkemeye gitmedin’

Suç işlediği iddiasıyla gözaltına alınan ve daha sonra mahkeme kararıyla tutuklanan Baluken’in, “tutuklama uygulamasının hukuka aykırı olduğu” iddiasını da değerlendiren raportör, “AYM’ye gelmeden önceki hukuk yollarının tümünün tüketilmediği için” başvurunun kabul edilmemesi gerektiğini savundu.

‘Vaktim olmadı’

Gözaltına alınışının hukuki olmaması konusunda AYM’den önce yerel mahkemelere “zamanında” başvurmadığı ifade edilen Baluken ise buna karşılık, gece yarısı Ankara’da gözaltına alınıp hava yoluyla Bingöl’e getirildiğini ve sorgu işlemleri yapılarak tutuklandığını, ardından yine hava yoluyla Kandıra Ceza İnfaz Kurumuna götürüldüğünü, bu nedenle kanuni itiraz imkânlarından yararlanamadığını söyledi.

‘Huzur içinde yaşam için’

Adalet Bakanlığı, mahkemeye sunduğu yazıda, Baluken’in tutuklanmasının hukuka aykırı olmadığını ve seçme ve seçilme hakkının ihlal edilmediğini iddia etti. Yüksek Mahkeme’ye gönderilen değerlendirmede, Baluken’in kendisini destekleyen belirli bir halk kesimi üzerinde etkinliğinin bulunması dikkate alındığında, tutuklamanın toplumun korunması, huzur içinde yaşamın devamı ve şiddetin önlenmesi için demokratik toplum bakımından gerekli ve orantılı olduğu öne sürüldü.

Baluken’in başvurusunu, raportörün görüşünü ve Adalet Bakanlığı’nın değerlendirmelerini inceleyen AYM üyeleri, oybirliği ile aldığı kararla, “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının” ve “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlali” yönündeki başvuruyu “kabul edilemez” buldu.

‘Havuz’a karşı ekranlar kapalı

BURCU CANSU [email protected] @burcu_cansu

Eşit olmayan seçimleri daha da adaletsiz kılan iktidarın medya tekeline tepkiler büyüyor. Birleşik Haziran Hareketi (HAZİRAN) tek bir partinin ve tek bir adayın sesinin dışında hiçbir sese yer vermeyen havuz medyasını protesto için tüm ülkede ‘Tamam Kapatıyoruz’ kampanyası başlattı. Ekranların kapatılacağı kampanyanın startı, bugün saat 20.00’de verilecek. Çok farklı kanalardan duyurulan çağrılarda bir yanda OHAL döneminde kapatılan yayın kuruluşlarını hatırlatılırken diğer yandan da bolca TRT eleştirisi yapıldı.

Buluşmalar başlıyor
İstanbul’da bugün saat 21.00’da Koşuyolu Parkı’nda “Haydi TV’yi kapat, parkta buluşalım. Çay demli bekliyoruz” buluşması yapılacak. Ankara’da ise yarın Batıkent Kültür Evi bahçesinde gerçekleşecek olan “Kapat Buluşması” nda BirGün Gazetesi Yayın Kurulu Üyesi Berkant Gültekin ve BirGün Gazetesi yazarı İrfan Değrimenci yer alacak. 20 Mayıs’ta da Yüzüncü Yıl Parkı’nda gerçekleşecek etkinlikte de gazetemizin Ankara Bürosu’ndan deneyimli gazeteci Nurcan Gökdemir, Halk TV Yayın Müdürü Semra Topçu katılacak. Türkiye’nin çeşitli illerinde gerçekleşecek olan buluşmalar için tüm yurttaşlar bir araya gelmeye çağrıldı.

BirGün’e konuşan HAZİRAN’dan Bayazıt İlhan, Türkiye’nin çok kritik bir seçime gittiğine dikkat çekerek, “Havuz medyası adı verilen çok büyük kısmını kaplayan medya grupları, gazeteciliğin evrensel ilkelerine uygun hareket etmiyor. Çok fazla iktidar yanlısı bir yayıncılık anlayışı ile devam ediyorlar. Kapatıyoruz ve bu kanalları izlemek istemiyoruz” diye konuştu.

İlhan, “Televizyonları kapatacağız, mahallelerimizde, meclislerimizde, örgütlü olduğumuz bütün kesimlerde seçimi konuşacağız. Hep birlikte Türkiye’nin geleceğini konuşacağız. Kritik seçimde geçen yılki HAYIR’ımızı bu yıl TAMAM’lamaya çalışacağız” dedi.

‘Ambargoyu yaşıyoruz’
İYİ Parti İzmir Milletvekili Aytun Çıray da havuz medyasında kendilerine ilişkin bir ambargo uygulandığını belirtti. “Çok çok uzun zamandır yandaş medyayı izlemiyorum” diyen Çıray, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yandaş medya konusundaki tartışmasız gerçek, tek yönlü yayın yaptıklarıdır. Yayın organlarını AKP ele geçirdi. İçeriği boş, tek taraflı, beyin yıkamaya yönelik, kolektif şuuru bozan bir yayın anlayışı var. Havalar güzel parklarda her fikirden insan oturup sohbet etsin. Daha özgür bir irade ile karar verirsin.”

Havuzun karanlığına karşı protesto
Sanatçı Genco Erkal, CHP’li Zeynep Altıok Akatlı ve İlhan Cihaner’in de desteklediği çağrı şöyle: “Kapatıyoruz çağrısı, el koyulan kamu kaynaklarıyla oluşturulan eşitsiz medya düzenine milyonların itirazının bir ifadesi. Şimdi baktığımızda da seçimlere giderken tek bir partinin ve tek bir adayın sesinin dışında hiçbir sese yer verilmediğini görüyoruz. Bu da bir şekilde havuz karanlığına karşı bir dakika aydınlık eyleminin yeni bir biçimi olarak görülebilir.”

Gücümüzün farkındayız: Havuz medyasını bu akşam #KapatGitsin

24 Haziran seçimleri yaklaşırken havuz medyasının muhalif seslere yer vermemesi bugün protesto edilecek. Saat 20.00’den itibaren yurttaşlar havuz medyasına karşı ekranlarını kapatacak ve parklarda buluşacak.

Kampanyayı örgütleyen Birleşik HAZİRAN Haraketi, “Öyleyse #KapatGitsin” başlığıyla bir açıklama yayımladı.

“Türkiye, AKP-MHP eliyle baskın bir seçime giderken medyada tek seslilik hâkim kılınmaya çalışıyor. AKP medyanın yüzde 96’sını kontrol ediyor. Televizyonlar tek bir adayın propaganda araçlarına dönmüş durumda. Referandumda bu ülkenin en az yarısının oy verdiği HAYIR seçeneği nasıl yok sayıldıysa şimdi de T A M A M diyenlerin sesi kısılıyor” denilerek kampanyanın neden yapıldığına ilişkin ifadelerin yer aldığı açıklama şöyle devam etti:

“Öyleyse T A M A M! Biz bu ülkede üreten, düşünen, emeği ile geçinen, vergisini ödeyen milyonlarız. Gücümüzün farkındayız. İktidardan rant kapma telaşı ile susturulmuş, havuza atlamış patronların televizyonlarına gücümüzü gösteriyoruz.”

BirGün Medya, Mor Megafon ile her hafta kadınların sesi olacak

“Bu akşam saat 20.00’de milyonlar olarak televizyonları kapatıyoruz” diyerek yurttaşları havuz medyasına karşı ses çıkarmaya çağıran HAZİRAN, Twitter’da da #KapatGitsin etiketi için şu duyuruyu yaptı:

“Kapalı TV’lerimizin fotoğraflarını paylaşıp bu eşitsiz medya düzenini protesto ediyoruz. Artık milyonlar kazandıkları reklamlarını kaç kişiye yaparlar kendileri düşünsün. Haydi sen de #KapatGitsin”

HALK PARKLARDA BULUŞACAK

Kampanya kapsamında halk yurdun çeşitli yerlerinde halk kürsülerinde buluşacak. Etkinlikler kapsamında

BirGün Yayın Kurulu Üyesi Berkant Gültekin ve BirGün yazarı İrfan Değirmenci‘nin katılmıyla 19 Mayıs Cumartesi Ankara Batıkent Kültürevi Bahçesi’nde;

#TamamKapatıyoruz özgür medyanın ve halkın HAYIR kürsüsünü kuruyoruz #Ankara 19 Mayıs Cumartesi, 19.00, Batıkent Kültür Evi Bahçesi #Batı[email protected]@GultekinBerkantpic.twitter.com/5mmVO5ROD0

— Haziran Hareketi (@BirlesikHaziran) May 17, 2018

BirGün Haber Müdürü Nurcan Gökdemir ve Halk TV Program ve Yayın Müdürü Semra Topçu’nun katılmıyla 20 Mayıs Pazar 17.00’de Ankara’da İlhan Erdost Parkında buluşmalar olacak

#TamamKapatıyoruz bağımsız medyaya omuz veriyoruz, söz halkın kürsülerini kuruyoruz #Ankara 20 Mayıs Pazar, 17.00, İlhan Erdost Parkı #100.Yıl @[email protected]/nqZJ5DfaJe

— Haziran Hareketi (@BirlesikHaziran) May 17, 2018

KISA SÜREDE SOSYAL MEDYADA GÜNDEM OLDU

‘#KapatGitsin‘ etiketi sosyal medya paylaşım sitesi Twitter’da kısa süre içerisinde en çok konuşulan gündem maddeleri arasına girdi. Kampanyanın başlayacağı saatin 20.00 olarak duyurulmasına rağmen akşam üzeri saatlerinde etiket 5 bine yakın paylaşım aldı.

gucumuzun-farkindayiz-havuz-medyasini-bu-aksam-kapatgitsin-465206-1.

ÇOK GENİŞ DESTEK

Öte yandan sanatçılardan siyasetçilere, akademisyenlerden emek örgütlerine halkın çok geniş bir kesmin de kampanyaya destek geldi.

Kampanyaya sosyal medya üzerinden sunulan desteklerden bazıları şöyle:

Bugün saat 20:00’de iktidarın borazanlığını yapan, sahibinin sesi havuz televizyonlarını kapatıyoruz. Öyleyse #TamamKapatıyoruzpic.twitter.com/srcIxoaA4f

— Candan Yüceer (@CandanYceer) May 18, 2018

Havuz medyasını kapatıyoruz. Tetikçi köşe yazarlarını da kapatıyoruz. Okumuyoruz, paylaşmıyoruz. #kapatıyoruz#BarışAtayYalnızDeğildirpic.twitter.com/wY61uukw4q

— zeynep altıok akatlı (@zeynabelle) May 16, 2018

pic.twitter.com/bSOdz9bCD3

— GENCO ERKAL (@DOSTLARTIYATRO) May 16, 2018

Vakit tamam, havuz medyasını kapatıyoruz!#TamamKapatıyoruzpic.twitter.com/blhpMU7xoA

— İlhan Cihaner (@ilhancihaner) May 15, 2018

#TamamKapatıyoruz özgür medyanın ve halkın HAYIR kürsüsünü kuruyoruz #Ankara 19 Mayıs Cumartesi, 19.00, Batıkent Kültür Evi Bahçesi #Batı[email protected]@GultekinBerkantpic.twitter.com/5mmVO5ROD0

— Haziran Hareketi (@BirlesikHaziran) May 17, 2018

#kapatıyoruz#TamamKapatıyoruz yeniye açılıyoruz,nefesinize kuvvet,yelkenler fora …#BarışAtayYalnızDeğildirpic.twitter.com/dicVDZIsiK

— Erdal Güney (@guneyerdal) May 16, 2018

Hayırla kapatalım. https://t.co/7I4nSrzacR

— Alper Taş (@alper_tas) May 16, 2018

Haber alma hakkımızı engelledikleri için!
Seçimlerin adil yapılmasını önledikleri için!
İktidarın otoriter uygulamalarını meşrulaştırdıkları için!
Algı operasyonlarıyla halka “Yalan Bir Dünya” sundukları için!..

Bugün saat 20:00’de havuz kanallarını kapatıyoruz#TamamKapatıyoruzpic.twitter.com/QopiyWM2eN

— Fikri Sağlar (@dfikrisaglar) May 18, 2018

Milyonların sesini yok sayan havuz televizyonlarını bu akşam 20.00’de kapatıyoruz.#TamamKapatıyoruz#kapatgitsinpic.twitter.com/mZLpd3tokJ

— MMO Genel Merkezi (@MMOtmmob) May 18, 2018

Öyleyse #TamamKapatıyoruz
Bu akşam 20.00’da havuz tv’lerini kapatıyoruz!!! pic.twitter.com/OaEUSHbzmS

— KESK (@KESK1995) May 18, 2018

Bizleri yok sayanları,
Gerçekleri saklayanları,
İktidarın borazanlığını yapanları,
Haber alma hakkını gaspedenleri,
Uyarıyoruz!#TamamKapatıyoruzpic.twitter.com/1Bj33fEVBL

— TMMOB (@TMMOB1954) May 18, 2018

Öyleyse Penguen medyasını #KapatGitsin . Parklarda komşularımızla buluşup biz yayın yapalım. https://t.co/k8QZo6A2N1

— Haziran İstanbul (@istanbulbhh) May 18, 2018

‘Havuz medyası’ bu akşam kapatılıyor!https://t.co/PIzonQGrYu
Seçimlere giderken havuz medyasının tutumu tepki toplamaya devam ediyor. Bugün saat 20’den itibaren havuz medyasına karşı ekranlar kapatılacak, yurttaşlar parklarda buluşacak#KapatGitsinpic.twitter.com/rY9LS1fRnM

— RedHaber (@RedaksiyonHaber) May 18, 2018

Sesimizi duymayan, bizi görmeyen yandaş medyayı #KapatGitsin! #TamamKapatıyoruzpic.twitter.com/6sOJ1YRI2T

— Haziran Kadıköy (@HaziranKadikoy) May 18, 2018

milyonların sesini yok sayanlardan
BIKTIK… SIKILDIK…
artık #KapatGitsinpic.twitter.com/M8dJFvKV7H

— Haziran Hareketi (@BirlesikHaziran) May 18, 2018

#TamamKapatıyoruz camları aç iyice havalansın hayat @serkanaltunignepic.twitter.com/PpmQUwkQmC

— Haziran Hareketi (@BirlesikHaziran) May 18, 2018

Mahallelerimizi duyurularla donattık. Yarın akşam çaya bekliyoruz. #Tamam mı?
Demek ki ne yapıyoruz, akşam 20.00de yandaş kanalları kapatıyoruz, 21.00de de Koşuyolu parkında demli çayımızı içerken komşularla sohbeti koyulaştırıyoruz.#TamamKapatıyoruzpic.twitter.com/AyYhesNhdL

— Haziran Üsküdar (@haziranuskudar) May 17, 2018

Savaştan mutlulukla çıkan ülke: Vietnam

Vietnam, 1950’lilerin ortalarından itibaren 35 yıl boyunca Fransızlar, Birleşik Amerikalılar ve komşu Kamboçya ile savaştaydı ve bu savaşlarda 3,5 milyona yakın Vietnamlı hayatını kaybetti. Henüz son 25 yıldır ülkelerinde barışı hissedebiliyorlar. Bin yıllık tapınaklarının üzerine düşen bombaların yarattığı harabeleri ve çukurları gidip gördüğünüzde, ülke bu felaketleri görmeseydi bugün nerede olurdu diye düşünmemek mümkün değil.

Vietnam’ın resmi adı Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti. 1945’teki Vietnam Bağımsızlık Hareketi’nin önderi, Vietnam Demokratik Cumhuriyeti’nin kurucusu, halk için “ulu önder” statüsündeki Ho Chi Minh, ya da Vietnamlıların tabiriyle “Ho Amca”, Anıtkabir’e oldukça benzeyen bir mimari eser olan mozolesinden bugün şehri gözetliyor. Ho Chi Minh, eski adı Saygon olan Vietnam’ın en büyük şehrine adını vermekle kalmamış elbette, müzikten sinemaya, resim sanatından heykellere ülkenin her köşesinde varlığını size hissettiriyor, okullardaki her sınıfta tahtanın üzerine asılı portresiyle de dahil. Sosyalizmin, iyi ve kötü yanlarıyla hayatın her alanında halen kendini güçlü biçimde hissettirdiği ülkede şehir ve köy yaşamının, 2 bölüm boyunca bahsedeceğimiz zorlukları da mevcut. Fakat Vietnam halkı geçmişindeki bunca acıya ve günlük hayattaki zorluklara rağmen hayatından memnun, stresten uzak ve hatta düpedüz mutlu. Komşu Tayland uzun yıllar turizmde pastanın büyük dilimine sahipti, Vietnam ise son 10 yıla kadar büyük kalabalıklardan uzak kalmayı başardı, ancak muhteşem doğal güzellikleri, iklim ve kültür açısından çeşitliliği ile büyük şehirlerdeki eğlenceli gece hayatı ülkenin popülaritesini giderek artırdı. Şöyle anlatalım; Tayland’a 1 yıl içinde gelen turist sayısı halen Vietnam’ın 3 katı civarında, ancak son 20 yılda Tayland’ın ziyaretçi sayısı % 450 artarken, Vietnam’ın ziyaretçi sayısı % 760 oranında arttı ve 13 milyona ulaştı. Biz de Vietnam’ın orta kısmından kuzey sınırına kadar ulaşan 16 günlük bir yolculuk yaptık. Bizi Hong Kong’dan Da Nang’a getiren Hong Kong Express uçağından inerek başlayalım.

savastan-mutlulukla-cikan-ulke-vietnam-462998-1.

Da Nang ve Sonu Gelmeyen Sahili
Da Nang, başkent Hanoi ve Ho Chi Minh’den sonra Vietnam’ın en büyük üçüncü şehri. Genelde bir endüstri şehri olarak bilinmesi onun turistler tarafından çok fazla ziyaret edilmemesine yol açmış, bu yüzden de genelde 30 kilometre güneydeki, turistlerin göz bebeği Hôi An’dan günübirlik düzenlenen turların merkezi durumunda. Ancak biz klasik turist davranışlarından ve turlardan uzak durmaya çalıştığımız için Da Nang’da 2 gece geçirmeye karar verdik ve şehirden ayrılırken bunun ne kadar doğru bir karar olduğunu anladık. Vietnam’a ayak bastığımızda gözümüze ilk çarpan şey, akşam 10 sularında kafelerin tıklım tıklım olduğu ve seyyar yemek tezgâhının etrafına 5 tane plastik masa ve 20 tane plastik iskemle atan herkesin bir açık hava lokantası kurduğu. Bir de tabii, daha önce de birçok kez duyduğumuz, yiyecek-içecek fiyatlarının aşırı ucuzluğu. Şöyle diyelim, Vietnam’da orta halli bir lokantada başlangıç, ana yemek ve 2 şişe bira için ödediğiniz rakam kişi başı 30 TL (!) civarında. Eğer bu yemeği, sokak tezgâhlarında yerseniz fiyat 20 TL civarına kadar geriliyor. Hatta Vietnam’da kaldığımız 16 gün boyunca herhangi bir yemek için ödediğimiz en yüksek rakam kişi başı 200 TL idi ve onu da yolculuğun sonunun gelmesinin şerefine lüks bir otelin açık büfesine ödemiştik. Bu fiyatlara rağmen Vietnam mutfağı porsiyon konusunda da oldukça cömert. Yani oldukça cüzi rakamlara karnınızı doyurmadan sofradan kalkmanız oldukça zor.

Da Nang’ın 5 kilometre uzunluğundaki, bir zamanlar Vietnam Savaşı’nda çok önemli bir rol oynayan sahili bugün tertemiz kumsalı ve deniziyle harika bir plaja dönüşmüş durumda. Bu plajın bittiği ve şehir merkeziyle birleştiği noktada deniz ürünlerini sofralarına taşıyan lokantalar ve gece hayatını renklendiren barlar başlıyor. Da Nang’daki ikinci günümüzde istikamet, şehrin sembolü haline gelen Mermer Dağları. Birbirine yakın konuşlanmış ve en yükseği 500 metre yüksekliğindeki bu doğal yapılar içlerinde bir dolu küçük tapınak mağaza bulunduruyor. Bu mağaralardan en ünlüsü savaş zamanında hastane olarak kullanılan ve tepesine düşen bombaların açtığı delikten giren gün ışığıyla bir tapınağa dönüştürülen Hoa Nghiem. Mermer Dağları’nın en yüksekte bulunan 2 noktasından Da Nang şehrinin panoramik görüntüsünü de izleyebilirsiniz.

Renk ve Terziler Cenneti Hoi An
Ertesi gün güneydeki rengârenk Hôi An’a gitme zamanı. Ama size Da Nang’daki son gecemizde gittiğimiz harika bir lokantayı önermem lazım. Lokantalar bölgesinde, çıkmaz bir sokağın sonuna kurulmuş Thung Phi BBQ. Hem masanın üzerindeki ızgarada kendi et veya sebzelerinizi pişireceğiniz hem de kendi mutfaklarında pişirdikleri nefis şehriye (noodle) tabaklarını tadabileceğiniz Thung Phi, 16 günlük yolculuğumuzun zirve anlarından birisiydi. Burada ulaşımla da ilgili hemen bir tavsiye verelim. Vietnam’ın büyük şehirlerinde, şehir içi veya birbirine yakın iki şehir arasındaki yolculuk için tek seçeneğiniz Uber olmalı (tabii mobilet kiralamak ya da şehirler arası otobüsleri de kullanmak mümkün, ancak otobüs seçeneği 50 kilometreden daha uzak mesafeler için daha uygun). Biz Da Nang-Hoi An arasındaki 30 kilometre için Uber’e 358 bin Dong ödedik ve bu 60 TL’ye denk geliyor. Aşağıda şehirlerarası otobüslerden de bahsedeceğim.
Hôi An, aynen Da Nang gibi Vietnam’ın doğu kıyısında, turistlerin uğrak yeri pozisyonunda, tarihi kısmı UNESCO Dünya Mirası Listesinde olan, 120 bin nüfuslu bir şehir. Tam 400 otele ev sahipliği yapan bu küçük (!) şehrin sokakları, özellikle akşam saatlerinde büyük kalabalıkların sahnesine dönüşüyor. Özellikle de Thu Bộn Nehri’ne bırakılan renkli fenerlerin oluşturduğu, Işıklar Köprüsü’nden izleyebileceğiniz muhteşem görüntü ve nehrin kenarında sıralanmış tıka basa dolu barlar Vietnam’ın reklam yüzlerinden birisi. Biz nehir kenarının hemen arka sokağında, Lumpia adındaki Vietnam börekleri ile (bizdeki sigara böreğinin daha ince hamurla yapılanı) bizleri büyüleyen Nostalife’ta akşam yemeğini yedik ki bu da Vietnam yolculuğundan tavsiye vereceğimiz ikinci harika mekân. Hôi An’ın ünü Vietnam’a yayılan bir başka tarafı terzileri. Şehrin hemen her kısmında bulacağınız terziler sabah erkenden ölçülerinizi alıp, akşam saatlerinde takım elbisenizi veya bir balo kıyafetini teslim edebiliyorlar. Ancak belirteyim bu daha çok Avrupa ve Amerikalılara hitap eden bir pazar. Zira fiyatlar Türkiye ile hemen hemen aynı, tabii burada size özel yapılmış ve birkaç saat içinde teslim edilebilen kıyafetler söz konusu. Bavul veya sırt çantanızda yer varsa düşünülebilir.

savastan-mutlulukla-cikan-ulke-vietnam-462996-1.

Bombaların yıktığı tapınaklar ve eski başkent
Hôi An’dan ayrılmadan önce yolumuz 8. ve 10. asır arasında inşa edilmiş ve Vietnam Savaşı’nda üzerine düşen bombalar sebebiyle sadece birkaç binası ilk halini koruyabilmiş My Son Tapınağı var. Bombaların harap ettiği eski tapınaklar bugün üzerinde bitkilerin büyümesi ile başka bir güzelliğe bürünmüş durumda. Biz bu güzellikleri geride bırakıp eski başkent Hue’nin yolunu tutuyoruz. Vietnam otobüslerine girerken şöför size ayakkabılarınızı çıkarmanızı söyleyip onları bir poşete koyarak size teslim ediyor. Ardından 3 sıra halinde, ranza tipinde 2 katlı ve 45 derece yatabilen koltuklara uzanmış halde yolculuk ediyorsunuz. 130 kilometre ötedeki Hue’ye otobüs yolculuğunun fiyatı sadece 8 TL.
15 gün sonra ikinci bölümde sizleri, eski başkentten başlayıp bugünkü başkent Hanoi ve tarifsiz doğal güzelliklerle dolu Ninh Binh, Sapa ve Ha Long Körfezi’ne götüreceğiz.

savastan-mutlulukla-cikan-ulke-vietnam-462997-1.