Mavi Balina’dan sonra yeni tehlike: Mariam

Dünyada, çocukları ve gençleri intihara sürükleyen, “Mavi Balina” oyunundan sonra şimdi de “Mariam” korkusu başladı.

Suudi Arabistan vatandaşı Salman El Harbi’nin geliştirdiği oyun, geçen yazdan itibaren özellikle Ortadoğu’daki gençler arasında yaygınlaştı. Oyunda, “Mariam” adında 9 yaşındaki kız, kaybolduğunu belirterek, eve dönmek için oyuncudan yardım istiyor. Oyun başlamadan önce kişinin ismi, adresi, yakın çevresi soruluyor ve Facebook, WhatsApp gibi uygulamalara erişim izni isteniyor. Oyunda kullanıcılara, “Eviniz nerede? Facebook hesabınız ne?” gibi kişisel sorular soruluyor. Bu sorular cevaplanmadan bir sonraki aşamaya geçilemiyor.

Gazete Habertürk’ten Fevzi Çakır ve İrem Koca’nın haberine göre oyun kapatıldığında, tekrar oynamak için 24 saat beklemek gerekiyor. Korkunç ses efektleri ve görsellerle desteklenen oyunun son seviyesine gelenler, bilinmeyen bir numaradan gece saat tam 03.00’te aranıyor. Sosyal medyada tecrübelerini paylaşan bazı bloggerlara göre, farklı dillerde konuşan bir robot cep telefonundan arayarak “Seninle tekrar görüşeceğiz” gibi kaygı verici bir ses dinletiyor ve oyunculara mesajlar yolluyor.

Oyunu oynayan kullanıcıların Youtube’da paylaştığı videolarda yabancı bir numara göze çarpıyor. Kullanıcılara cep telefonlarından aranarak korku filmlerinde de kullanılan çığlık ve fısıltı efektleri olan müzikler dinletiliyor. Habertürk’ün de aradığı bu numaraya bir robot ses cevap verdi. Oyunla ilgili sorulara cevap verecek bir muhataba ulaşılamadı.

BAKANLIK ERİŞİM ENGELİ İSTEDİ

Oyuna yönelik şikâyetleri değerlendiren Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Ankara Sulh Ceza Hâkimliği’ne başvurarak, oyuna erişimin engellenmesini talep etti. Bakanlığın yazısında, oyunun kişisel bilgileri elde ettiğine ve çocuklar üzerinde psikolojik tehlike doğurduğuna dikkat çekildi. Yazıda, oyunun çocukların intiharı düşünmesine sebep olduğu, oyunda “cinlerin musallat olması”’ gibi unsurlarla korku psikolojisi oluşturulduğu belirtildi.

Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimi Sezer Söylemez, bakanlığın talebi üzerine oyuna erişimi engelleme kararı verdi.

‘ETKİSİ AYLAR SONRA OLUŞUR’

Prof. Dr. Özgür Yorbik: “Şiddet, korku içeren ve ölümü/öldürmeyi teşvik eden oyunlar çocukların duygusal sosyal gelişimini olumsuz etkileyerek, öz kıyımlara neden olabilir. Çocuklar travmatik olan her şeyden etkilenirler. Üstelik etkisi aylar yıllar sonra oluşabilir. Çocuklar oyunlarda gördüklerine karşı bir süre sonra duyarsızlaşabilirler ve şiddeti yaşamın normal parçası gibi algılayabilirler.”

‘KORKU VE ENDİŞE DUYGUSU YAŞAR’

Doç. Dr. Mehmet Gökşin Karaman: “İnteraktif yapılı, korku içerikli oyunda, heyecan, korku gibi adrenalini yükselten duygular açığa çıkıyor. Ergenlik öncesi ve ergenlik döneminde çocukların duygusal dürtüsel kontrolleri tam gelişmediğinden hızlı duygusal değişiklikler ruh dünyalarını olumsuz etkileyebiliyor. Çocukların merakını istismar eden oyunlar, korku ve endişeye neden olabiliyor.”

Facebook, Messenger sohbetlerine şikayet seçeneği ekledi

Cambridge Analytica skandalının ortaya çıkmasından bu yana hızlı bir dönüşüm sürecine giren Facebook, platformunu daha güvenli hale getirmek için ardı ardına yenilikler yayımlıyor. Bunlardan sonuncusu ise Messenger’a geldi. Mesajlaşma servisi artık sakıncalı özel mesajların da şikayet edilmesini mümkün kılıyor.

Habertürk’ün haberine göre; Messenger uygulamasının içerisine eklenen yeni özellik, sohbet iletilerinin taciz, nefret söylemi ve intihar gibi çeşitli kategorilerde Facebook moderasyon ekibine rapor edilebiliyor. Şikayet edilen iletiler incelendikten sonra kullanıcıya yaptırımlar uygulanabiliyor.

Facebook kullanıcıları daha öncesinde yalnızca sosyal ağda karşılarına çıkan paylaşımları şikayet edebiliyordu. Facebook, şikayet edilen sohbetleri inceleyen ekibin 50 farklı dilde hizmet verdiğini duyurdu.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın’dan çözüm süreci açıklaması

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Cumhurbaşkanımızın gündeminde yeni bir çözüm süreci yok. PKK’yla mücadele devam edecek. Geçmişin inkar ve asimilasyon politikası ortadan kaldırılmıştır” dedi.

Kalın, konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu:

“Sayın Cumhurbaşkanı’mız, hem Başbakanlığı hem de Cumhurbaşkanlığı döneminde Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarının eşit haklara sahip bireyler olarak yaşaması için büyük bir mücadele vermiştir. Dini ve etnik kökene dayalı her tür ayrımı reddetmiş ve bunu somut icraatlarıyla ortaya koymuştur. Kürt kardeşlerimiz de diğer bütün bireyler gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit vatandaşlarıdır. Geçmişin ret, inkar ve asimilasyon politikaları Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde ortadan kaldırılmıştır. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın gündeminde yeni bir çözüm süreci yahut açılım gibi bir konu yoktur. Kürtler dahil bütün vatandaşlarımızın PKK terör örgütünün zulüm ve baskısından kurtulması için verilen mücadele bundan sonra da kararlılıkla devam edecektir.”

BAŞDANIŞMAN SİNYALİ VERMİŞTİ

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı İlnur Çevik dün Habertürk TV’de Kübra Par’ın sorularını yanıtlamış ve seçimden sonra yeni bir çözüm sürecinin gündeme gelebileceğini söylemişti.

Erdoğan'ın başdanışmanı: Seçimden sonra yeni çözüm süreci olabilir Erdoğan’ın başdanışmanı: Seçimden sonra yeni çözüm süreci olabilir

Bu mesaj iPhone’u bozuyor: İşte çökerten emoji

“Siyah Nokta Hatası” olarak adlandırılan bir iPhone hatası, aşağıdaki metinde görülen büyük siyah noktanın gönderildiği iki iletinin cihazdaki mesajlaşma uygulamasının çökmesine sebep oluyor.

Habertürk’ün haberine göre; Uygulaması çöken kullanıcılar uygulamayı durmaya zorladıktan ya da telefonlarını yeniden başlattıktan sonra mesajlaşma uygulamalarına yeniden erişebiliyor. Diğer uygulamalar hatadan etkilenmezken, sorun çözülene kadar iPhone’un daha yavaş çalıştığını saptayan kullanıcılar da oldu.

bu-mesaj-iphone-u-bozuyor-iste-cokerten-emoji-461752-1.

Söz konusu siyah nokta emoji’si daha önce WhatsApp’ın Android uygulamasını çökertmesiyle adını duyurmuştu. Şimdi de iPhone’daki Mesajlar uygulamasına aynı etkiyi yaptığı anlaşılan emoji’nin içerisinde birçok gizli karakter bulunduğu için telefon işlemcilerinin bunları okumakta zorlandığı ve sorunun bu sebepten kaynaklandığı belirtiliyor.

Sorunun çözümü ise yalnızca birkaç saniye alıyor. Mesajlar uygulamasını kapatmaya zorlayın, sonra uygulama ikonuna basılı tutarak açacağınız ekrandan Yeni Mesaj’ı seçin. Bu sayede uygulama yeniden başlayacak ve böylece soruna sebep olan mesajı silebileceksiniz.

Karar verildi! TFF Fatih Terim’e 9 Milyon TL tazminat ödeyecek

Fatih Terim’in 13 milyon liralık tazminat talebiyle ilgili duruşma İstanbul 17. İş Mahkemesi’nde görüldü.

Terim’in vekili avukat Rezan Epözdemir, mahkemeye verdiği dilekçede TFF’nin sözleşmeyi 6. madde kapsamında cezai şartın ödenmesi koşulu ile feshettiğini, tazminatın federasyon bütçesine göre fahiş olmadığını savunmuştu. TFF vekili avukat Hüseyin Karaahmetoğlu da federasonun haklı bir fesih yaptığını savunarak Terim’in yaptığı yeni sözleşme ile daha yüksek kazan sağladığını belirtmişti. Karaahmet oğlu tazminatın ödenmemesini talep etmişti ancak mahkemeden farklı bir karar çıktı.

Habertürk’ten Veli Sarıboğa’nın haberine göre TFF’nin Terim’e sözleşmesini haksız yere fesih ettiği gerekçesiyle yaklaşık 9 milyon TL faiziyle tazminat ödemesine karar verildi.

Dolunay Soysert: Çok istiyorum, dolsun şu salon erkeklerle

Tiyatro oyuncusu Dolunay Soysert, yazar Seray Şahiner’in Kul romanından tiyatroya uyarlanan oyunda ‘Mercan’ isimli karakteri canlandırıyor.

Habertürk’ten Ekin Türkantos’a konuşan Soysert, tiyatroda kadının yerinin sağlamlaşmasından yana mutluluğunu ifade ederek, “Şununla ilgili olabilir, sesinizin kısıldığı yerde sesinizi daha çok çıkarasınız gelir. Üstümüze basıldıkça “Bir dakika buradayım” deme ihtiyacı geldi herkese. Yazarına da geldi, yönetmenine de oyuncusuna da geldi. Varız yani. Hikâyelerimizle varız. Erkek hikâyelerinin bu kadar çok olduğu bir düzende bu kadar görmezden gelmek, yok saymak bir isyan hareketini başlattı. Bu hikâyeler anlatılacak, bizler anlatacağız. Hoş Hollywood da bu sendromu yaşıyor. Bu yıl Oscar törenine baktığınızda kadınlar yine isyan ederek aynı şeyi söylediler. Kadın hikâyesi demek bile beni rahatsız etmeye başladı. O kadar ayrıştırıldık ki… Bu hikâyeler hepimize dair. Senin de annen, ablan, kardeşin var” dedi.

Kul oyununda erkek seyirciyi görmemesinden dert yanan Soysert, “Geçen hafta oyunumda kadınlar matinesi gibiydik, 3 tane erkek vardı. Oyundan sonra onları tek tek tebrik ettim. Çok istiyorum, dolsun şu salon erkeklerle” dedi.

Söyleşinin tamamı şöyle:

Hayat nasıl gidiyor, mutlu musunuz?
Mutluyum, gayet güzel gidiyor. Zaten bahar geldi, mutlu olmamak mümkün değil. Zor bir kış geçirmemiş olsak da baharın gelişi insanın içinde bir sürü şeyi hareketlendiriyor. Sabah mutsuz kalkmak için bir sebep bulamıyorum. Güneş, aman çok şükür ve hayattayız.

Bir süredir Mercan sizinle yaşıyor. Kul, bir kadın hikâyesi. Hepimizin kendimizden bir şeyler bulabileceği noktalar var oyunda. Oyunu çıkarırken kaygılandığınız ya da öne çıkarmak istediğiniz neler vardı?
Önce romanı okumuştum. Seray’ı uzun süredir takip ediyordum, çok sevdiğim bir yazar. Her yerde söylemekten büyük mutluluk duyuyorum, Seray’ı tanımayan kalmasın. Özellikle kadınları çok iyi anlatan, erkeklerin çok okuması gereken bir yazar olduğunu düşünüyorum. Hani biz bizi biliyoruz. Ama o çözülmeyen, karmakarışık karakterimizin içinde bir sürü ipucu var. “Buyurun, alın okuyun Seray Şahiner” diyesim geliyor. Romanı okuduğumda çok etkilenmiştim. ‘Antabus’tan beri, “Sahne üzerinde bu kadınları canlandırmak istiyorum” gibi düşüncem vardı. Nitekim tatlı ilişkiler zinciriyle Seray ile görüştük, oyunu aldım. Mert Öner yönetmen olarak kafamdaki tek isimdi. Fazla insan araştırmadan ekibimizi kurmuş olduk.

İzlemeyenler için oyunu nasıl anlatırsınız?
Yalnızlığı, umutları, çaresizliği, insanın kaç yola gidebileceğini, şehirleşmenin kimi hayatları ne kadar sıkıştırıp yok ettiğini anlatan bir hikâye. Esas durmak istediğimiz yer yalnızlığın içinde umuda tutunma duygusuydu. Yalnız bir kadının İstanbul gibi bir şehirde çalışarak ayakları üzerinde durma çabasının yanında, çocuk ve eş özlemine aradığı çareleri çok iyi hesaplıyor. Bana da o noktadan sonra oynamak düştü.

Aslında çok yeni bir oyun, nisan itibarıyla oynamaya başladınız…
Biraz geç kalmış bir oyun olduğumuz bile söylenebilir ama ben artık sezonlara inanmıyorum. İnşallah yazları daha çok oynayalım. Eskiden sezonlar keskindi. Yazın seyirciyi salona sokmak zor oluyordu. Şimdi klimalarla seyirciyi alabiliyoruz. Beyaz yakalıların 2 hafta tatili var. Herkes şehirlerin içerisinde, sosyal hayat akıyor.

Oyunu izlerken “Mercan bu hayata mahkûm değilsin” diye düşünüp elinizden tutarak sizi o kareden çıkarmak istedim. Sıkışmışlık hissi, çaresizliği, yalnızlığı çok dokunaklı. Nasıl tepkiler aldınız?
Genelde bu yönde. Başarıya ulaştığını düşünüyorum. O fark etmediğimiz insanların hayatlarını önemsemeden kendi hayatımıza devam ediyoruz ama birileri bir yerde tıkanmış vaziyette. İşin enteresan tarafı, siz elinizi uzatsanız da Mercan’ları çıkarmanız mümkün olmuyor. Harekete başlamak için eğitim şart. Onun eğitim olarak adlandırdığı tek yer televizyon. Onunla eğleniyor, oradan öğreniyor, onunla kurduğu bir ilişki var. Televizyonun oraya ulaşılabileceğini net bir şekilde oyunla birlikte biliyorum. O hayatları görmezden gelen biri değilim ama hayatın içinde bazen farkındalığınız kendinize fokus olduğu için kaçabiliyor. Şimdi diyorum ki, ben de televizyon işi yapıyorum, buradan daha çok insana ulaşmak gerekiyor. Böyle bir mantaliteye ulaştım.

Yalnızken insanın kendini motive etmesi çok zor. Sanırım yanında birini arıyor herkes…
Bence anlatmak, paylaşmak çok önemli. Oyunda geçen en sevdiğim cümlelerden biri “Dünyanın geri kalanı, dönüp birilerine anlatmak için lazım”. Mercan’ın çevresinde kimse kalmamış, çalıştığı yerdekiler sınıfı itibarıyla onu görmezden geliyor. Evinde bir adam yaşıyormuş, o da terk edip gitmiş. Ama ne olursa olsun bir ‘can’mış. İşten geldiğinde sokakta gördüğünü anlatıyormuş. Adam esrarkeş biri, belki de hafif uyuklayarak onu onaylıyormuş. O bile onun için bir ses. O da gidince kendiyle baş başa kalıyor, o noktada sıkışıyor. Keşke doğru bir eğitim ve gerçek bir el uzatmayla Mercan’a şunu diyebilsek biz: “Sen kendi mutluluğunu ilk önce yaratacaksın.” Çünkü Mercan gibi kadınlar hep birilerini mutlu etmek üzerine eğitim almışlar, onların kodunda bu var. “Ben kimim, nasıl mutlu oluyorum?”u bilmiyorlar.

Mercan’ın yüzleştiği şey bu…
Dilekleri kendine değil, topluma ya da eşine dair. Eş, çocuk ve bir kadından oluşan fotoğraflara bir türlü giremiyor. Birilerinin koyduğu prototiplere oturmuyor. Oysa parasını kazanan bir kadın. Sosyal hayatta tek başına durabilmeyi eğer doğru eğitilseydi başarabilirdi. Ama öyle bir eğitim şansı yakalayamadığı için mutluluğu dışarıda bir eşte zannetti.

Sizin el uzatmak istediğiniz bu tip insanlar oldu mu?
Çalışma şartlarım itibarıyla çok farklı çevrelerden insanlarla ilişki kurmak zorunda kaldım. Belki bu, bana sistemin verdiği güzel bir hediye… Birine “Derdin var mı?” diye sorduğumda cevap gelir. Elimi uzatabildiğim yere uzanmaya çalışmışımdır. Yıllardır hayatıma eşlik eden, evimde çalışan bir ablam var, o benim için bir hayat arkadaşı. Kendimce, verebildiğimce bir kadın olarak fark ettiğim şeyleri onun da fark etmesini sağladım. Onun muhatap olduğu şeylerle benimkiler farklı ama ikimiz de çalışan, İstanbul’da yaşayan yalnız iki kadınız. Aslında uğraştıklarımız temel duyguda birleşiyor. Her alana yayılmış olan ötekileştirmeyi yapmamamız gerekiyor. Bir kadın olarak görevim, öncelikle hemcinslerime her yerden ulaşmaya çabalamak.

Aksi halde çok yalnızlaşıyoruz zaten…
Evet. Farklı yerlerde akan hayatlar, başka bakış açısı getirip meselenizi basitleştirebiliyor. Dertlendiğiniz şeylerin hiç uğraşılmaması gereken şeyler olduğunu fark ettiriyorlar. Her kanaldan öğrenmeye de açık olmak lazım. Dinlediğim hikâyelerle eğittiğim kadar eğitiliyorum da.

Kadın hikâyelerinin tiyatroda ilgi görmesini neye bağlıyorsunuz?
Çok şükür. Eskiden böyle değildi. Ben meslekte 25’inci yılımı dolduruyorum, kadınların oynadığı o kadar çok metin yoktu. Şimdi son dönemde bir hareket başladı, çok mutluyum. Şununla ilgili olabilir, sesinizin kısıldığı yerde sesinizi daha çok çıkarasınız gelir. Üstümüze basıldıkça “Bir dakika buradayım” deme ihtiyacı geldi herkese. Yazarına da geldi, yönetmenine de oyuncusuna da geldi. Varız yani. Hikâyelerimizle varız. Erkek hikâyelerinin bu kadar çok olduğu bir düzende bu kadar görmezden gelmek, yok saymak bir isyan hareketini başlattı. Bu hikâyeler anlatılacak, bizler anlatacağız. Hoş Hollywood da bu sendromu yaşıyor. Bu yıl Oscar törenine baktığınızda kadınlar yine isyan ederek aynı şeyi söylediler. Kadın hikâyesi demek bile beni rahatsız etmeye başladı. O kadar ayrıştırıldık ki… Bu hikâyeler hepimize dair. Senin de annen, ablan, kardeşin var. Geçen hafta oyunumda kadınlar matinesi gibiydik, 3 tane erkek vardı. Oyundan sonra onları tek tek tebrik ettim. Çok istiyorum, dolsun şu salon erkeklerle.

“Ben apartman görevlisiyim, oyununuzu izledim” diyen biri oldu mu?
Hayır, çok istiyorum. Tiyatromuzda yardımcı olarak çalışan bir ablamız var, onu zorluyorum. “Senin oynadığın saatte ben eve gitmek zorundayım, vasıta zorluğu yaşıyorum” diyor. “Oyundan sonra ben götüreceğim, ne olur bir kere izle” diyorum. Çünkü ne hissettiğini merak ediyorum. Gördüğü şeyi dinlemeyi istiyorum. Biriz, eşitiz, hepimiziz.

Mercan içinize çok işlemiş ki, mercan kolyeniz dikkatimi çekti. Bir uğuru var sanırım…
Evet. O promiyerden önce Dolunay’ın Mercan’a aldığı bir hediye.

“O ‘GİT’LERİN HEPSİ ‘GİTME’DİR ASLINDA”
Sizin de Mercan gibi, kabuğunuza çekilip yeni şeyler denediğiniz dönemler oldu mu, yalnızlığınızla nasıl başa çıkıyorsunuz?

Yalnızlığımla başa çıkmayı 40’ımdan sonra öğrendim. Çok meşgul bir hayatım vardı. Küçük yaştan beri kamera önünde, sahne üzerinde muazzam bir temponun içindeyim. Oradan oraya koşarken sadece dinlenmek ve uyumak için vakitlerim varmış. O zaman da çok dövüşmüyorsunuz kendinizle, bir akışın içerisindesiniz. Ne zaman yaş kemale eriyor, “Ben neden mutlu oluyorum, benim zevklerim ne?” diyorsunuz. Ayrıca çevreniz çok kalabalık olabilir yalnızlığınızı keşfederken. Benim iyi bir ailem ve çok iyi dostlarım oldu, çok şükür. Çok güzel bir dönemden geçtiğimi düşünüyorum. Belki de oynadığım, seçtiğim ve okumaya başladığım şeylerle “Bu yalnızlık o kadar da kötü bir şey değilmiş gözünde büyütmezsen, kendini eyleyebilmek de güzelmiş” diyorum. Eskiden beri kendi başıma seyahat eder, sevdiğim restorana tek başıma otururum. Yalnız olmayı da seçilmiş yalnızlığı da seviyorum. Biraz ufak tefek tadilatlar mı gerekiyor, heyecan mı gerekiyor, bunları sormak zorundayız. Uzun bir ömür var, öylesine yaşamaktan yana değilim. Bir şeylerin kıymeti olsun istiyorum.

Mercan kocası için “Git dedim, gitti” diyor. Biz kadınlar bunu yapar ama adamdan içten içe bir mesaj bekleriz, değil mi?
Cümlenin devamında “Yüzüne karşı ‘Git’ dedim, nikâhlı kocam neticede eve dönecek” diyor. Dönmeyince şaşırıyor. Evet, kolay “Git” diyebiliyoruz ama o ‘git’lerin altında git mi var yoksa havamızdan mı yapıyoruz? Mercan’ın çıkışını kendimde çok gördüm, ben de “Gitme” demişimdir. O “Git”lerin hepsi “Gitme”dir aslında.

Erkekler de bu yüzden kadınları hiç anlayamadıklarından yakınır ya…
Evet, aslında tersine bakmakta fayda var. (Gülüyor.)

Gencebay: Kenan Evren geldiğinde can güvenliği yoktu

Sevilay Yılman‘ın sunduğu ‘Sevilay Soruyor‘ programının bu haftaki konuğu Orhan Gencebay oldu. Orhan Gencebay, “Seçilmiş herkesle iyi olurum” dedi. Peki ‘Kenan Evren” sorusuna ne yanıt verdi? TRT’de yaşadıkları için yıllar sonra özür dileyen ünlü isim kim? Sevilay Yılman sordu, Orhan Gencebay yanıtladı…

Usta sanatçı Orhan Gencebay, Habertürk TV’de yayınlanan Sevilay Yılman’ın sunduğu ‘Sevilay Soruyor’ programının konuğu oldu… Orhan Gencebay milyonların diline dolanan o şarkıyı yaptı.. ‘Batsın Bu Dünya’ dedi. Peki o günlerden bugünlere ne kattı? Hala ‘Batsın Bu Dünya’ diyebiliyor mu? Sevilay Yılman’ı Gencebay’ın ofisinde Orhan Gencebay’ın oğlu Altan karşıladı.

İşte Orhan Gencebay’ın açıklamalarından satır başları;

BAĞLAMANIN ADINI BEN MANDOLİN SANIYORDUM

Ben mandolini bağlama sanıyordum. 6 yaşındayken ailem bana mandolin aldı. Biz demokrat bir aileydik 4 kişiydik babamın ve annemin sesi çok güzeldi. Babam bana hem ilham verdi hem beni teşvik etti.

Benim asıl doğum yerim Samsun ama biz, ben 14 yaşındayken İstanbul’a Kasımpaşa’ya göçtük. Ben aynı zamanda Kasımpaşalıyım.”

Yılman’ın “Orhan Bey size desem ‘kaç tane besteniz var’ diye sorsam…” sorusu üzerine Gencebay, “600 civarı bestem var yapıp söylemediğim 500 ama toplamda 1000 üzerinde vardır. Şu anda 70 tane bitmiş eserim var aslında ama yarım yarım 500’ün üzerinde bitecek.” yantını verdi.

KEŞKE BATSIN DÜNYA’YI YAPMASAYDIM

‘Keşke 70’lerde o dönem olmasaydı ben de o şarkıyı yapmasaydım’ diyorum. O zaman ülkemizin içinde bulunduğu durum şartlar çok kötüydü. Ben de o günleri yaşayan hisseden kişilerden biriydim. Herkeste böyle bir tepki vardı böyle bir dünya olacağına batıralım yenisini yapalım.

YILMAZ GÜNEY ÇOK SEVDİĞİM BİR AĞABEYİMDİ

Rahmetli ile ben Kızılırmak Karakoyun filmi vardır onun ben onun müzik direktörlüğünü yaptım. Daha sonra bende ünlenince film çekecektim söz verdiğim bir ağabeyimiz vardı ondan sonra Yılmaz Ağabey ile beraber olacaktık sonra bazı olaylardan dolayı hapise girdi ben Erman Film’le anlaştım.

HALK KİMİ SEÇMİŞSE BEN ONA SAYGI DUYARIM

Ben devletime son derece saygılı olan biri olarak devletimin, varlığımın, vatanımın güçlü bir şekilde ayakta durmasını isteyen bunu sağlamak için her şeyi yapabilecek biri olarak ben tabiki devletimi kim yönetiyorsa halkımızın seçimleriyle oylarıyla hangi hükümet varsa ben ona saygı duyarım. Halk seçmiş. Gencebay, Yılman’ın ‘Peki 1980’li yıllar darbe ve sonrası Kenan Evren yönetimi o yıllarda nasıldı devletle aranız?’ sorusu üzerine, “Benim her zaman devletime olan saygımdan dolayı devletimi yönetmeye talip olan kim varsa halkımızın seçtiği kim varsa ben herkese iyiydim. Hiç bir kimseyle kötü değildim. Ata’mız ne diyor Atatürk’ümüz “hâkimiyet bila akay düşer milletindir” diyor.” diye konuştu.

KENAN PAŞA GELDİĞİNDE CAN GÜVENLİĞİ YOKTU

“Kenan Paşa geldiğinde rahmetli yalnız şu vardı çok önemli bir olay; Kenan Paşa geldiğinde can güvenliği yoktu. Yüzde 98 halkımız memnun olmuştu can güvenliği yoktu, böyle bir şey sağlandı. Daha sonra çok yanlışlar oldu o ayrı konu yani ben ilk geliş zamanını söylüyorum. Askerimiz geldi şöyle oldu böyle oldu demiyorum ben ülkemin durumunu söylüyorum. 1978’te demin söyledin söyledim. Arabanız var mı ancak bir depo benzin alabilirdiniz bir ayda. 70 sente muhtaçtık can güvenliğimiz yoktu. Bunları özellikle yaşayan birisiyim işte batsın bu dünyayı bunun için yaptım. Böyle bir dünya olacağına batıralım yenisini kuralım daha güzel daha adil, sevgi dolu bir dünya için barış için, insanlık için ‘Batsın Bu Dünya’ dedim.”

Gencebay, Sevilay Yılman’ın ‘Şimdi demiyorsunuz ama değil mi?’ sorusu üzerine “Böyle bir ortamı yaşamak çok zor” dedi. Yılman’ın ‘Ama sizin bu şarkınız üzerinden diyenler var onlara mesajınız ne?’ sorusuna da, “Ben şunu demek isterim. Ben siyasi olarak bakmadığım için ben insanlarımızın mutlu olmasına dünya insanının mutlu olmasına ve yaradanın yaratmış olduğu değerlerin korunmasına bakıyorum bunuda insanlar ve devletler sağlıyor. Bu konuda benim bir imzam dediğim kartvizitim vardır şiirim kısa, “Bu vatanın çatısı yaşam kadar kutsaldır. Yaradanım yaratmış dünya vatandır. Dil, din, cins, ırk ayırmam şu dünya gurbetinde bana Orhan diyorlar asıl adım insandır.” şeklinde yanıt verdi.

Haberin devamını okumak için TIKLAYIN

Habertürk’e tepki yağdı: ‘Resmen cehalet akıyor’

Habertürk ekranlarında, Oylum Talu’nun sunduğu “Burası Haftasonu” programının dünkü bölümünde konuşulanlar tepki çekti.

Kendisini defineci olarak tanımlayan Uğur Kulaç’ın konuk olduğu programda, “Define nasıl aranır” başlığı dikkat çekerken, Kulaç’ın, define çıkarmak için kullandığı makineleri tanıttığı görüldü. Kulaç, yanındaki cihazı göstererek, “Saklanmış, gizlenmiş olan metalleri bulmaya çalışıyor. Bu da bulunan o metalin, tam yerini noktalamaya çalışan bir makine aslında” diye belirtti.

“NASIL SORACAĞIMI BİLEMİYORUM”

İzmit’in define açısından zengin olduğundan bahsedilirken, programın sunucusu Talu, kekeleyerek, “Oradan hiçbir gömüye ulaştınız mı, nasıl soracağımı da bilemiyorum” derken, Kulaç ise, “Ulaştık, ulaştık, evet” diye cevap verdi.

Ayrıca, Kulaç, “İzmit bölgesi Roma’ya başkentlik yapmış bir bölge. Ve oralarda çok güzel büyük gömüler var. Küçük gömüler de var. Yakın dönemde yaşamış, azınlıkların yaptığı gömüler de var. Ama o bölge özellikle çok büyük gömülerin olduğu bir bölge” ifadelerini de kullandı.

“CİNLER TARAFINDAN KORUMAYA BIRAKILIR”

Ayıca Kulaç, “Bizim definede en çok yaşadığımız sıkıntılardan bir tanesi de sihir ve tılsım meselesi” diye belirtirken, “Bu paralar toprak altına gömüldüğü zaman, korunması için, tekrar geri gelindiğinde sadece sahibinin alabilmesi için, orada bir sihir, tılsım işlemi yapıyorlar. Cinler tarafından korumaya bırakılır” dedi.

***

ARKEOLOGLAR DERNEĞİ’NDEN TEPKİ

Görüntülere, Arkeologlar Derneği’nin Twitter adresinden de tepki geldi.

Dernek, programın, defineciliği özendirdiğini savunarak, “Böyle program olmaz! Habertürk Televizyonunu kınıyoruz. Defineciliği özendirmek suçtur. Biri buna dur demeli. Toplum yanlış yönlendiriliyor. Programdan resmen cehalet akıyor” ifadelerini kullandı.