AB’de havacılıkta güvenlik için yeni dönem

Avrupa Birliği Konseyi havayolu taşımacılığında güvenliğin sağlanması için önerilen kurallara ilişkin olarak yeni bir yaklaşım kabul ettiğini duyurdu.

Konsey’e göre öneriler, AB’de etkin olarak görev alan AB ve diğer ülkelere ait hava yolu araçları arasında adil yarışmayı benimsemeyi hedeflerken, aynı zamanda AB genelinde birbirine bağlı koşulları korumayı amaçlıyor.

Bulgaristan Taşımacılık, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Bakanı Ivaylo Moskovski, AB kararını şöyle değerlendirdi:

“Hava ulaşımı teknolojik gelişmelere fırsat sağlaması, hem AB içinde, hem de dışında vatandaşlar için daha fazla istihdam ve bağlantı sağlaması yönleriyle AB ekonomisinin çok önemli bir parçasıdır.

“Karar uygulanmaya başlanınca, ticari aktivitelerin bulunduğu bölgelerdeki uluslararası düzeyin bir benzerini Avrupa havacılık sektöründe mümkün kılacaktır.” DHA

Kriz sade yurttaşa nasıl yansıyor?

AKP çevreleri, ekonomide yaşananlar dünyadaki çalkantının Türkiye’ye yansıması mı, yoksa ülkemize yönelik bir saldırı mı var tartışadursun, kriz sade yurttaşı vurmaya başladı bile. Ne yazık ki, “döviz borcum da yok, borsada yatırımım da” diyenler dahi korumasız durumda…

1 Ekonominin yüzde 7.4 büyüdüğü 2017 yılında dahi ortalama işsizlik yüzde 10.9 olmuştu. Şimdi büyümenin hız keseceği, yılın ilerleyen bölümünde muhtemelen duracağı bir konjonktürde işsizlik kaçınılmaz biçimde artacak. 2007’de işsizlik yüzde 9.2 iken, 2009’da yüzde 13.1’e sıçradığını hatırlamak dahi böyle bir öngörüde bulunmak için yeterli sanırım.

2 Kriz dönemlerinde düzen sözcülerince, “ilk saldırılacak hedef” işçi ücretleri gibi görülür. Son yaşanan süreçte de baklayı ağzından ilk çıkaran Sözcü yazarı Ege Cansen oldu:

“Bir daha devalüasyon krizine düşmemek için, cari açığın kapanmasından başka çare yoktur. Bunun için de ücret artışlarının devalüasyonun altında seyretmesi, esnek istihdam reformunun (taşeronluk, yarı zamanlı ve geçici işçi çalıştırma dahil) yapılması şarttır.”

Neresinden tutmak gerekir bilemiyorum; devalüasyon kadar ücret artışı talep eden bir sendika mı var? Cari açığın nedeni gerçekten işçi ücretleri mi? Ancak Cansen’in ifadesinin işçi ücretlerine yönelik saldırının başladığını doğruladığı açık. Üstelik Nisan 2018 IMF raporu bile, imalat sanayi birim emek maliyetlerinin 2016’ya göre yüzde 10, 2010’a göre ise yüzde 26 gerilediğini söylerken…

3 Gerek 2001, gerekse de 2008-2009 krizinden aşina olduğumuz gibi, uygun ortam bulunca sadece zor duruma düşenler değil, fırsatı ganimet bilen tüm firmalar işçilere yükleniyor. İşten çıkarmaların yanısıra ücretlerin eksik ödenmesi, geciktirilmesi pratikleri yaygınlaştırılıyor.

4 Böyle dönemlerde kazanılmış haklara göz dikilmesi de beklenmeli. Sözünü ettiğimiz IMF raporu kıdem tazminatının işverenin üzerinde yük olduğunu vurguluyordu. Ayrıca işsizlik sigortası fonunda birikmiş, en son rakamlarla 116.7 milyar TL’ye de amacı dışında el atmaya da yeltenebilirler.

5 Enflasyonun son döviz kuru sıçraması öncesinde de yükselme eğiliminde olduğunu herkes biliyordu. Bundan sonra tüketici fiyatlarının yüzde 15’e doğru hareketleneceğini öngörmek zor değil. Seçim sonrası, ertelenen petrol ve elektrik zamları devreye girerek yurttaşın belini büken hayat pahalılığı daha da artacak gibi görünüyor.

6 Enflasyonun genel düzeyi ötesinde ithal bağımlılığı bulunan bazı kalemler çok kritik önemdedir. Seçim sath-ı mailinde bulunulmasına karşın Sağlık Bakanlığı geçen hafta ithal ilaç fiyatlarına yüzde 2.5 zam yaptı. Çiftçi için yaşamsal önemde bulunan mazot fiyatları da şimdilik zam miktarı ÖTV’den düşülerek sabit tutuldu. Seçim furyası sonrası büyük fiyat artışları kapıda görünüyor. Toplu taşıma dahil ulaştırma maliyetleri, buna bağlı olarak okul servis ücretlerinin artışı da önümüzdeki dönem sade yurttaşın belini bükecek.

7 Her kriz döneminde karşımıza çıktığı gibi önümüzdeki süreçte de kamunun küçültülmesi teranesiyle karşılaşacağız. Bu kapsamda, özelleştirme hamleleri de muhtemelen yoğunlaşacak. Ereğli, Kardemir, Petkim, Telekom gibi stratejik kuruluşları özelleştirme sevdasıyla elden çıkaranlar; ellerinde stok kalmadığı için bu kez ormanlarımızı, kıyılarımızı, derelerimizi harç mezat satışa yönelebilirler. Zaten epeyce yol alan sağlık, eğitim, sosyal güvenlik gibi toplumsal hizmet alanlarını ticarileştirme çabaları daha da hız kazanabilir.

8 İşsizliğin arttığı, bir istihdam olanağı bulunanların da gelirlerinin düştüğü/ücret ödemelerinin aksadığı dönemlerde insanlar ister istemez daha fazla borçlanmak zorunda kalıyorlar. Faizlerin yükselmesi borçlanma maliyetlerini artırıyor, geri ödenmesini zorlaştırıyor. Merkez Bankası’nın dün açıkladığı Finansal İstikrar Raporu’na göre, hanehalkı yükümlülükleri Mart 2018 sonu rakamlarıyla 574.6 milyar TL’ye ulaşmış durumda. Özellikle alt gelir gruplarının kullandığı ihtiyaç kredileri, 222 milyar TL’yle birinci borç kalemi haline geldi. Önümüzdeki dönemde tahsil edilemeyen borçların yaygınlaşması olasılığı yüksek görünüyor.

9 Daha çok orta sınıfları ilgilendiren bir konu da yaz mevsimi yaklaşırken tatil imkânları. TL’deki değer yitimi, turistik işletmelere döviz cinsinden fiyat kırma fırsatı yarattı. Ancak yerli turistler açısından yurtdışı seyahatlerin neredeyse imkansızlaşması bir yana, bu imkan iç turizmde de fiyatların aşırı yükselmesine neden olabilir. Yabancılarla doluluk oranını artıran işletmelerin yerli tatilcilere fazla itibar etmemesi de gündeme gelebilir.

10 Deneyimlerimizden ekonomideki kötü gidişin tedirginliği, güvensizliği, mutsuzluğu yaygınlaştırdığını biliyoruz. Böyle dönemlerde depresyon, intihar, boşanma vakaları artıyor. Araştırmacı Esther Dyson “işsizlik, eğitim ve sağlığın” nasıl birbirinin içine geçmiş alanlar olduğunu şöyle açıklıyor:

Siz işsizseniz, sağlık sorunları yaşama ihtimaliniz de yüksektir; çocuklarınızın eğitimine para ayırma şansınız da yoktur; sağlıksızsanız işsiz kalma ihtimaliniz daha da artar…

Okuduğunuz yazıdan, yurttaşlarımızı kurbanlık koyun benzeri başına gelecekleri pasifçe bekleyen nesneler gibi gördüğümüz sonucu çıkmasın. Çözüm önerilerimizi, emekçilerin direniş imkanlarını yarın dizinin son bölümünde gündeme getireceğiz.

İzmir Eczacı Odası Başkanı Tuncay Sayılkan: Döviz kuru ilacı da hastayı da vuruyor

Dr. Ergün Demir

Döviz kurundaki artış sadece ilaç fiyatlarında artışa neden olmuyor, aynı zamanda kanser ve önemli kronik hastalığı olan hastaların ilaçlara erişimini de ciddi şekilde etkiliyor. Kurdaki artış zam olarak ilaçlara yansırken, özellikle kanser ve kronik hastalıkların tedavisinde kullanılanlar başta olmak üzere ithal ilaçlar piyasada bulunmuyor. Bütün bunların yanında bundan böyle 150 çeşit ilacın artık SGK tarafından karşılanmayacağı, bundan böyle hastaların bu ilaçları parayla satın alması gerektiğini açıklandı. İlaca erişimin kısıtlı olması beraberinde ciddi etik ve tıbbi sorunları da getiriyor. Bu durum hastaların tedavisinin aksamasına neden olduğu gibi ilaçların karaborsa da çok pahalıya satılmasına da yol açıyor. Yaşanan sıkıntıları İzmir Eczacı Odası Başkanı Tuncay Sayılkan’a sorduk.

»İlaç fiyatlarının belirlenmesinde baz alınan döviz kurunun güncellenmemesi, kur ve ıskonto baskısı eczacıları ve yurttaşları nasıl etkiliyor?
Uzunca bir süredir avro kuru dikkate alınarak referans ilaç fiyatı hesaplanmaktadır. Bugün Avro kuru yaklaşık 5,3 TL iken, ilaç fiyatlarını belirlemede kullanılan, avro kuru 2,69 TL olarak belirlendi. Sağlık Bakanlığı’nın ilaç fiyatlarını belirlerken kullandığı yönteme göre bir önceki yılın avro değerinin yüzde 70‘i esas alınarak zam oranı belirleniyordu. Buna göre ilaç fiyatlarında 2018 yılı başında % 23 oranında bir zam olması gerekirken Bakanlar Kurulu kararı ile bu oran yüzde 15 olarak belirlendi. Uygulanan bu fiyat ve iskonto politikası sonucunda da ilaç firmaları ürünlerini pazara arz etmemek veya geri çekmek yönünde kararlar alabilmektedir. Bu şekilde özellikle ithal ilaçlarına erişimde ciddi sıkıntı yaşanabiliyor. Gerçek piyasa değerinin yaklaşık yarısı oranında sabit avro kurunda ısrar ederek ilaç fiyatlarını belirlemek piyasada bulunmayan ilaçlar listesinin her geçen gün artması ve vatandaşın ilaca ulaşamaması demektir.

»Döviz kurunun yükselmesi ve bu artışın devam etmesi durumunda hangi hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların erişiminde sıkıntılar yaşanacaktır?
Ülkemizde ilacın % 50’den fazlası ithal ilaçlardan oluşuyor. Yani Avro kurundaki her artış ilaç fiyatlarını doğrudan etkilemektedir. Gerek İlaç fiyatlarının belirlenmesinde baz alınan döviz kuru gerekse döviz kurunun bugünlerde yükselmesi özellikle kanser ve diğer kronik hastalıkların tedavisinde önemli yeri olan ilaçlar bu yüzden bulunamıyor.
Ayrıca birçok yeni bulunmuş ilaç mevcut ilaç fiyat politikası nedeni ile ülkemize gelmiyor bile.

Başta kanser hastalığının tedavisinde kullanılan ilaçlar olmak üzere çok sayıda ilaca ulaşmakta ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Uman albümin, tamoxifen, cisplatinler ve endoxan gibi ilaçlar uzun zamandır piyasada yok. 25 Mayıs’ta yapılan % 2,5 oranındaki zam dövizdeki artışın bir sonucu.

»Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından ödenen birçok ilaç kapsam dışı bırakılmaktadır. SGK 31 Temmuz 2018 tarihinde bedeli ödenecek ilaçların listesinde bazı kanser, astım, antibiyotik, ağrı kesici vs. toplam 151 kalem ilacın ‘’pasifize’’ edildiği açıkladı. Yani vatandaşlar bu ilaçları cebinden para ödeyerek mi alacaklar?
Sağlıkta dönüşüm süreci boyunca sağlık hizmetlerine genel bütçeden yeterli pay ayrılmadığı için sağlık hizmetlerinin finansında ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Sağlık hizmetlerinin sunumunda her yıl tasarruf amaçlı düzenlemeler yapılıyor. Bazı ilaçların ödeme koşulları ağırlaştırılırken bazı ilaçlarda hiçbir bilimsel açıklama yapılmadan ödeme kapsamı dışında bırakılıyor. Vatandaşımız yıllardır kullandığı bu ilaçları cebinden para ödeyerek almak zorunda kalıyor. Son olarak 8 Şubat tarihinde Kytril, Pexola, Klopis, Xyzal, Aspirin, Amoksilav, Calcium D, Foradil, Duocid, Atacand, Tamiflu, Vancomisin, Zinnat, Monurol, Crestor, Serequel gibi ilaçlar listeden çıkarıldı yani pasife alındı.

»SGK katkı payı tahsilatını neden eczanelere yaptırıyor ve bu konuda ne tür sıkıntılar yaşanıyor?
Muayene katkı payı adı altında vatandaşın cebinden çıkan ücretler 2005 yılında 1 TL ile başlamıştı. Yıllar içinde 7 – 8 ve 15 TL ‘lik ciddi rakamlara ulaştı. Bu ücretleri reçeteyi karşılarken eczaneler aracılığı ile tahsil edilmesi ise sağlık hizmetlerinin ücretsiz olmasını savunan biz eczacıların hiç onaylamadığı bir uygulamadır.

Geçmişte SSK yasasında yer alan “gebelik” “acil servis” ve “iş kazası” gibi özel durumlarda muayene katkı payı muafiyetleri de yasal düzenlemeler ile ortadan kaldırılmıştır.

Sıkça sağlık sorunu yaşayan veya kronik hastalığı bulunan vatandaşlarımız yüklü miktarlarda “muayene katkı payı” ödemek zorunda kalıyorlar. Yıllardır birlikte olduğumuz dar gelirli vatandaştan muayene katkı payı tahsilatı nedeniyle eczanelerde istenmeyen tartışmalar yaşamaktayız.

Bizimle hiçbir ilgisi olmayan ve herhangi bir belge verilmeyen bu paranın vatandaşın cebinden alınarak eczaneler üzerinden SGK’ye aktarılması her geçen gün daha da sıkıntılı bir hale gelmektedir.

‘Güçlü Meclis’ yalanı: Güç tek adamda

NURCAN GÖKDEMİR [email protected] @nurcangokdemir

AKP, Recep Tayyip Erdoğan’ın tekrar Cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda “Tek adam”lığını kurumsallaştıracak Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile ilgili çalışmalarını tamamladı. Erdoğan’ın incelemesinden sonra son şeklini alacak kararnamelerin seçimlerin hemen ardından yayımlanması planlanıyor.

“Yürütmenin yanı sıra yasama yetkisini” de fiilen Cumhurbaşkanı’na devreden kararnameler ile yürütme ve devlet yapılanması ile ilgili altı temel alanda düzenleme yapılabilecek.

Şaibeli 16 Nisan Referandumu ile kabul edilen Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı’nın kararname çıkartabileceği alanlar şöyle düzenlendi:

1-Yürütme yetkisi,

2- Sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler,

3- Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin teşkilatı ve görevleri,

4- Olağanüstü haller,

5- Kamu tüzel kişiliği kurulması

6- Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri ile teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması.”

İlk kararnameler
Seçimlerin sonuçlanmasının hemen ardından çıkartılmak üzere hazırlanan kararnameler ise şöyle:
Başbakan silinecek: Yürütme yetkisini üstlenmesine ilişkin konular düzenlenecek. Kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş, teşkilat, görev ve yetkilerini düzenleyen yasalar ve KHK’lerdeki, Başbakan, Bakanlar Kurulu, Hükümet, Bakanlar Kurulu kararı, yasa tasarısı gibi ifadeler silinecek.

Yeni kamu düzeni: Başbakanlık ve bakanlıklara bağlı ve ilgili kuruluşlar yeniden düzenlenecek. Bazı kuruluşlar birleştirilecek, başta düzenleyici ve denetleyici kuruluşlar olmak üzere bazıları kapatılacak ya da yeni bağlılık tanımları yapılacak. Kamu kurumlarının kurulması, lağvedilmesi, görev ve yetkileri ile teşkilat yapısı, üst kademe yöneticilerinin göreve gelme ve görevden ayrılma esasları ile ilgili yetkiler Cumhurbaşkanı’na devredilecek.

Dışardan bakan: 5’i Başbakan Yardımcısı olmak üzere 26 olan bakanlık sayısı 14 ya da 15’e düşürülecek, bazı bakanlıklar kapatılırken bazılarının görev alanları da birleştirilecek. Cumhurbaşkanı kendisine 4 ya da 5 yardımcı atayacak, dışarıdan bakan ya da üst düzey bürokrat atanabilecek.

Meclis etkisiz
Cumhurbaşkanlığı kararnameleri Meclis onayı gerekmeksizin Resmi Gazete’de yayımlandıkları gün yürürlüğe girecek. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde kanun hükümleri uygulanacak. AKP’nin parlamenter rejimin kaldırılmadığının ispatı olarak gösterdiği bu yetkinin kullanımı da Cumhurbaşkanı’nın inisiyatifinde olacak. TBMM’nin aynı konuda kanun çıkarması durumunda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelecek ancak Cumhurbaşkanı’na tanınan geniş veto yetkisi yasamanın elini kolunu bağlayabilecek.

Temel farklar
Anayasa değişikliği ile getirilen Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile hükümetin Meclis’i devredışı bırakma aracı olarak kullandığı için eleştirilen kanun hükmünde kararname arasındaki temel farklar şöyle:

»Bakanlar Kurulu, TBMM’de kabul edilen bir yetki kanunu çerçevesinde KHK çıkartabilirken, Cumhurbaşkanı Meclis’ten yetki almadan kararname çıkartabilecek.

»Fiilen işlememekle birlikte KHK’lerin TBMM’nin onayına sunulması zorunluluğu Cumhurbaşkanlığı kararnameleri için geçerli olmayacak.

»Meclis çoğunluğunun Cumhurbaşkanı’nın partisinde olmaması durumunda gündeme gelebilecek, kanun yoluyla kararnameleri işlevsiz hale getirme yolları da fiilen kapatıldı. Meclis’in kabul ettiği kanunu veto etme yetkisi bulunan Cumhurbaşkanı’nın geri gönderdiği kanunun yeniden kabulu için en az 301 milletvekilinin oyu gerekecek.

Seçim beyannamelerinde dış politika vaatleri… AKP: Maceraya devam Muhalefet: Tamir edeceğiz

İBRAHİM VARLI [email protected] @ibrhmvarli

Siyasi partilerin izleyecekleri politikaları ve vaatleri içeren seçim beyannameleri ardı ardına açıklandı. AKP, CHP, HDP ve İyi Parti’nin seçim beyannamelerine yansıyan dış politika hedeflerinde ABD, NATO, AB, İran, Irak ile ilişkilerle, Suriye sorunun çözümüne yönelik hedefler öncelikli başlıklar olarak anlatıldı. On altı yıllık iktidarı döneminde uyguladığı dış politikayla ülkeyi maceradan maceraya sürükleyerek, savaş ce çatışma iklimine sokan AKP, iflas eden politikalarına rağmen proaktif dış politikaya devam kararı alırken, CHP’nin dış politika hedefleri “İstikrar ve İtibar” başlığıyla somutlaştırıldı.

AKP: İflas eden dış politikada ısrar
360 sayfalık seçim beyannamesinde dış politikayla ilgili hedefler sıralanırken Türkiye’nin AB’ye katılım hedefinin korunduğu bağımsız, pro-aktif siyaset ve perspektif üreten politikaya devam ediliciği vaat edildi. Beyannamede “ABD ile yaşanan sorunları aşmak istiyoruz” denilerek, ABD ile yakın işbirliğinin korunmasının esas olduğu vurgulandı. Suriye politikası için de “Meşru bir yönetime kavuşmuş yeni bir Suriye hedefi için çalışacağız, arzumuz yeni Suriye ile komşuluk ilişkilerimizi ve işbirliğimizi yeniden tesis etmek” denildi.

“Dış Politika ve Milli Güvenlik” başlığı altında şunlar yer aldı: “Türkiye’nin AB hedefini stratejik bir hedef olarak görüyoruz. ABD ile yaşanan sorunları aşmak istiyoruz. ABD ile yakın işbirliğinin korunması esas. Rusya ile ikili ilişkilerimizi geliştirmeye çalışacağız. Suriye ihtilafının nihai bir siyasi çözümle neticelenmesi için gayretlerimizi sürdüreceğiz. Meşru bir yönetime kavuşmuş yeni bir Suriye hedefi için çalışacağız. Dış politikamız vizyona dayalı çok boyutlu olmaya devam edecektir. Güvenlik ve savunma politikamızın merkezinde olan NATO’nun, gerek askeri gerek siyasi etkinliğinin daha da güçlendirilmesine ve ülkemizin dışarıdan kaynaklanan tehditlere karşı savunulmasına katkı sağlamasına yönelik çalışmaları bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da destekleyeceğiz.”

CHP: İstikrar ve itibar
240 sayfalık beyannamenin “Dış Politika: İstikrar ve İtibar” alt başlığında derlenen hedef ve amaçlarda Türkiye’nin hem komşuları nezdinde bölgesel bir aktör olarak, hem de müttefikleri gözünde tarafsızlığını, inanılırlık ve güvenilirliğini kaybetmiş, öngörülebilir bir uluslararası aktör olma özelliğini yitirdiğine dikkat çekildi.

Beyannamede “CHP’nin dış politika anlayışı, bir yandan Türkiye’nin dış politika uygulamalarında yeniden güvenilir ve iş birliği yapılabilir bir ortak haline gelmesi için gereken adımların atılmasını sağlayan, bir yandan da ülkeninyitirmiş olduğu imaj ve itibarını yeniden olumlu bir dönüşüme kavuşturan güçlü bir kamu diplomasisi faaliyeti bütünlüğü oluşturmaktadır” denildi.

Türkiye’nin dış politikası şu dört unsur üzerine oturtularak geliştirileceği kaydedildi: “Yurttaşlarımızın adalet, güvenlik, huzur ve refahını gözeten bir dış politika. Uluslararası hukuka saygılı ve değerlere dayalı bir dış politika. Tarihi birikim, coğrafi konum ve kültürel çeşitliliğin zenginliği ile donanmış çoğulculuğa dayalı bir dış politika. Tüm dünya ile bütünleşen, bölgesel ve küresel iş birliğini güçlendiren, katılımcı bir dış politika.”

Beyannamedeki vaatler:
»ABD ile ilişkiler karşılıklılık ve güven çerçevesinde yürütecek. »AB’nin yeni fasıl açmasını beklemeden, gereken reformlar yapılacak.

»Rusya ile ekonomik ve ticari ilişkileri tek taraflı olmayan ve şahsi çıkarlara dayanmayan şekilde geliştirilecek.

»Suriye halkının esenliğini ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamaya dönük bütün uluslararası barış girişimleri ve BM’nin çalışmaları destekleklenecek.

»TSK’nin Suriye’deki misyonunun gerekli diplomatik adımlarla desteklenerek, en kısa zamanda başarıyla sona erdirilmesi temin edilecek.

»İran’la uzun bir geleneğe dayanan iyi ilişkiler çok yönlü olarak geliştirilecek. İran’ın nükleer programı ile ilgili olarak yapılan anlaşmanın sürdürülmesi için gösterilen çabalar desteklenecek.

»Irak’ın toprak bütünlüğünün Irak Anayasası’nın çizdiği sınırlar içerisinde korunması için bölgede ve uluslararası alanda etkin girişimlerde bulunulacak.

HDP: Eşitlikçi, barışçıl dış politika
Beyannamede dış politika vaatleri “Dış ilişkilerde barışçıl bir dış politikayı uygulamaya geçireceğiz” başlığı altında yer alırken, “En güzel ülke, komşularıyla barış içinde yaşayan ülkedir” denilen bildirgede şunlar kaydedildi:

»AB’yle müzakere ve tam üyelik çalışmaları ilkeler çerçevesinde yeniden değerlendirecek.

»Başta Ortadoğu olmak üzere, tüm dünya halklarının kendi geleceklerini özgürce belirlemeleri ve halkların kendi kendilerini yönetecekleri demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir yönetim anlayışını geliştirmeleri için destek verilecek.

»Bölgede küresel ve bölgesel güçlerin savaştan, işgalden ve şiddetten yana politikalarına karşı durulacak. Kader olarak dayatılan bu savaş düzeni değiştirilecek. Ortadoğu’da mevcut iktidar tarafından yürütülen Kürt düşmanı politikaya derhal son verilecek ve Kürt halkıyla barış sağlanacak.

»Suriye’de iç savaşın sona erdirilmesi için çaba harcanacak. Halkların kardeşliğine ve eşitliğine dayalı demokratik bir çözümün ortaya çıkarılması için çaba harcanacak, Rojava halkının açığa çıkardığı demokratik yönetim iradesinin tanınması ve Demokratik Suriye yönetiminin yaşam bulması için mücadele edilecek.

»İsrail hükümetinin etnik temizliği esas alan işgalci politikalarına karşı duracak. Filistin işgaline son verilmesine ve Filistin halkının kendi geleceğini belirlemesine destek verilecek.

»Ortadoğu’da emperyalistler tarafından çizilmiş yapay sınırlarla kendini bağlamayacak, halklar arasındaki ekonomik, sosyal ve kültürel bağların güçlendirilmesi ve ilişkileri perdeleyen bürokratik engellerin ortadan kaldırılması için çalışılacak.

»Ermenistan üzerinde uygulanan ekonomik ambargoyu kaldıracak, gerekli ekonomik, politik ve diplomatik ilişkileri geliştirecek. Türkiye tarafından tek yanlı kapatılan Türkiye-Ermenistan sınırını koşulsuz olarak açılacak.

»Emperyalist müdahalelere, başka ülkelerin topraklarının işgal edilmesine, komşu ülkelere askeri veya iç savaşı kışkırtıcı müdahalede bulunmak gibi politikalara karşı çıkmaya devam edilecek.

İYİ Parti: Milli, itibarlı dış politika
138 sayfalık beyannamenin “Dünyada ve bölgemizde barışı hedefleyen güçlü dış politika, huzurlu Türkiye” başlıklı dış politika bölümünde şu vaatlere yer verildi:

»Milli, İtibarlı, Barış Odaklı ve Gerçekçi Bir Dış Politika Anlayışını Benimseyeceğiz. Türkiye’nin tarihten gelen kazanımları, coğrafyasının zenginlikleri, stratejik ve jeopolitik konumu, siyasal gerçekçilik zemininde değerlendirilerek hazırlanan dış politika anlayışı uygulanacak.

»Uluslararası hukuku esas alan, caydırıcı, dengeli, barışçı, etkin, akıllı, kararlı, saygın, güvenilir, istikrarlı, gerçekçi, sadece sorunların çözümünü değil krizlerin önlenmesini de hedefleyen, sonuç odaklı ve çok yönlü bir dış politika izleyeceğiz.

»Türkiye’yi dış politikada yalnızlıktan kurtaracağız. Ülkemizin son zamanlarda dini-mezhepsel ve toplum mühendisliği yaklaşımlarıyla içine çekildiği “Ortadoğululaşma” yanlışına son vereceğiz. Çevre komşularımızla, bölge ülkeleriyle dostluk, iyi komşuluk ve iş birliği ilişkileri oluşturacağız, bu suretle bölge ve dünya barışına katkı sağlayacağız.
» Dış politikanın iç politika malzemesi olarak kullanılmasına son vereceğiz. Dış politikada sadece milli çıkarları gözeteceğiz, iç politika malzemesi olarak kullanılmasına izin vermeyeceğiz.

»AB ile müzakere sürecini hızlandıracağız. Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin Türkiye için olduğu kadar Avrupa Birliği için de önemli olduğunu düşünmekteyiz. AB ile müzakere sürecini hızlandıracağız.

»Türk Dünyası ile ilişkileri güçlendireceğiz, Yurtdışında Yaşayan Türklerin sorunlarıyla yakından ilgileneceğiz. Avrasya coğrafyasına yayılmış olan Türk Dünyası’nı dış politikanın önemli bir boyutu haline getireceğiz.

»Bölgesel sorunların çözümünde komşularımızla yakın işbirliği yapacağız. Kıbrıs Milli Davamızdır.

»Türkiye’nin Ege’deki haklarının korunmasında ve ihlâllerin önlenmesinde kararlı davranacağız. İki devlet arasındaki sorunların diyalog ve müzakere yöntemleriyle çözümlenmesi için iyi niyetle ve samimiyetle çalışacağız. Küresel Terörle Mücadelede Uluslararası toplum ile işbirliği halinde hareket edeceğiz.

SGK 18 kanser ilacını ödeme listesine aldı

Resmi gazetede yayınlanan Sağlık uygulama tebliği ile başta akciğer kanseri olmak üzere birçok hastalığın tedavisinde kullanılan 18 adet ilaç geri ödeme listesine alındı.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu şu açıklamalarda bulundu:

“Yayımlanan sağlık uygulama tebliğinde listeye yeni ilave edilen ilaçlar; akciğer kanseri, multiple skleroz, Atipik Hemolitik Üremik Sendrom (AHÜS), Paroksimal Nokturnal Hemoglobinüri (PNH), aktif ankilozan spondilit, plak psoriasis, aktif psoriatik artrit, anal fissürlere bağlı ağrıların tedavisi, narkolepsi ve obstrüktif uyku apnesi tedavilerinde kullanılmaktadır.

Geri Ödemeye Alınan ilaçların bazıları ve kullanım alanları ise şöyle:

>> VERXANT: Aktif ankilozan spondilit, plak psoriasis, aktif psoriatik artrit (cilt ve eklem romatizmal hastalıkları)
>> XALKORİ: Akciğer kanseri
>> TAGRİSSO: Akciğer kanseri
>> ALECENSA: Akciğer kanseri
>> ZYKADIA: Akciğer kanseri
>> IRESSA: Akciğer kanseri
>> SOLIRIS: Atipik Hemolitik Üremik Sendrom (aHÜS) ( kan hücreleri ve böbrek hücreleri hasarı hastalığı) ve Paroksimal Nokturnal Hemoglobinüri (PNH) kan hücrelerinin parçalarak idrarla atılması
>>OCREVUS: Multipl Skleroz ( beyin ve omurilikte beyaz leke hastalığı)
>> NUVIGIL: Narkolepsi ( gündüz aşırı uyku hali) ve obstrüktif uyku apnesi ( gece nefes durması hali)
>> DOPADEX: Parkinson hastalığı

Böylece 2017 yılının 2. döneminden itibaren yaklaşık 100 adet ilaç geri ödeme listesine alınmıştır. Bu ilaçlardan bir kısmı da daha önce Türk Eczacıları Birliği aracılığıyla yurt dışından temin edilen ilaçlardı.”

Telekonferansla teşhise TTB’den tepki: Muayene esnasında hasta hayatını kaybeder

BURCU CANSU [email protected] @burcu_cansu

Erzincan’ın sekiz ilçesinde uzman doktorların “telekonferans” ile teşhis koyması uygulaması başlatıldı. TTB Merkez Konseyi İkinci Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, “Uzaktan kumanda ile teşhis konulamaz. Dünyada benzeri olmayan bu uygulama ölümlere sebep olur. Oysa uzman hekim sorunu ‘güvenlik soruşturması’ nedeniyle ataması yapılmayan hekimler atandığında çözülebilir” sözleriyle uygulamaya tepki gösterdi.

AKP hükümetinin 2003 yılında uygulamaya koyduğu Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin dayattığı “performans sistemi” sebebiyle hastaya ayrılan sürenin 3-5 dakikaya kadar düşürülmesi tartışmaları sürerken, Erzincan’da başlayan uygulama şaşkınlık yarattı.

Uzaktan şifa veriliyor!
Erzincan merkezindeki Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine ve Erzincan’a bağlı 8 ilçeye görüntülü görüşme yapılması için telekonferans sistemi kuruldu. İlçelerde uzman doktor bulunmadığı için mağduriyet yaşayan hastaların sıkıntısı “telekonferans” sistemi ile çözülmeye çalışılıyor. İlçedeki hastalar için, görüntülü olarak bağlanılan il merkezindeki hastanede görevli uzman doktorun şifa dağıtması bekleniyor.

Erzincan İl Sağlık Müdürü Erkan Hirik, tartışma konusu olan bu uygulamayı “Hastaların yüzde 70’i aynı gün tedavi edilip taburcu edildi. Gereksiz hasta sevklerinin önüne geçildi” diye savundu.

‘Akıl dışı’ uygulama
Uygulamanın “sakıncalı” olduğunu bildiren TTB Merkez Konseyi İkinci Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, kamera yardımı ile teşhis konulmasının mümkün olmadığını söyledi. “Uzaktan kumanda ile hastaya teşhis konulamaz” diyen Adıyaman, şöyle konuştu:

“Dünyada böyle bir uygulama yok, olamaz da. Biz hekimler temas etmeden, tetkiklerini yaptırıp incelemeden, hastanın yüzüne kameradan bakarak teşhis koyamayız. Hasta ‘midem ağrıyor’ , ‘karnım ağrıyor’ dediğinde, muayene etmeden kalp krizi riski mi var, apandisit riski mi var nasıl anlayacağız? Böyle bir uygulama akıl dışıdır. Hastaya teşhis koyamadan, tedaviye başlayamadan hasta ölür.

Erzincan’ın ilçelerinde uzman doktor açığı varsa ‘çözüm’ kamera ile uzmana bağlanmak değildir. Sağlık Bakanlığı OHAL kapsamında yürüttüğü ‘Güvenlik Soruşturması’ sebebiyle atamadığı uzman hekimleri atamalıdır. Tek çözüm budur. Erzincan’da yapılan bu akıl dışı uygulamadan vazgeçilmelidir.”

AKP sağlığa zarar verdi

BURCU CANSU [email protected] @burcu_cansu

2002 yılında iktidara gelen AKP’nin uygulamaları yurttaşları “paran kadar” sistemi ile karşı karşıya bıraktı. AKP’nin her fırsatta “Sağlıkta çağ atladık” diye övündüğü Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP) sağlık alanını yap-boz tahtasına dönüştürdü. SDP ile sağlık ortamı baştan sona değişti. Hastaların müşteri, hastaneler kâr eden işletmeler olarak tanımlandı. “Çağ atladık” iddialarına karşın geleneksel tıp uygulamalarının önünün açılmasıyla sağlıkta Ortaçağ’a geri dönüldü, performans dayatması hayata geçirildi, kar odaklı sistemde hekim-hasta ilişkisi bozuldu.

Kamusal değil özel sektör anlayışı
Sağlık Bakanlığı’nda “Performansa dayalı ödeme sistemine geçildi. Hekim ve hekim dışı sağlık personeli üzerinde ciro ve idari baskı artırıldı. Rekabetçi anlayış, sağlık çalışanları arasında iş barışını bozdu. Sağlık hizmetinin sunumunda nitelik yerini niceliğe bıraktı. Hekim ve sağlık çalışanlarını nefes almadan çalışmaya iten performans sistemi ile birlikte hekime başvuru sayıları patladı. 2014 yılında hekime toplam müracaat sayısı 643 milyon iken bu sayı 2015 yılında 660 milyonu aştı. Kişi başı hekime müracaat sayısı 8’in üzerinde çıktı.

Hastaya ayrılan süre düştü
Hastanelere yığılmanın önüne geçmek amacıyla Merkezi Hasta Randevu Sistemine (MHRS) geçildi. MHRS ile birlikte muayene süreleri 5 dakikaya kadar düşürüldü. Sağlık kurumlarındaki aşırı yoğunluk hekim-hasta ilişkisini bozdu. Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre günde en az 30 sağlık çalışanı şiddete uğradı. Son 5 yılda 49 bin 920 sağlık çalışanı şiddete uğradı.

Para tahsilatının önü açıldı
Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi (SABİM) sağlık çalışanlarını şikâyet merkezine dönüştü. Soruşturmalar ve savunmalar hekimler üzerinde mobbing ve baskı yarattı. “Muayene katılım payı”, “reçete katılım payı” , “ilaç katılım payı” , “ilaç fark bedeli”, “bıçak parası” adı altında randevu almaktan hastaneden çıkana kadar her aşama için para tahsilatının önü açıldı. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) primleri, katkı katılım payları ve ilave ücretlerden dolayı hastaneye gidemeyip acil servislerde uzun kuyruklar oluşturan yoksul yurttaşlar için “usul şartı” getirildi.

Parası olmayanlar ölüme terk edildi
Parası olmayan insanlar ise göz göre göre ölüme terk edildi. Kanser ilaçlarını temin edemeyen dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın kendisine verdiği parayı, “Dilenci değilim” diyerek geri çeviren lenf kanseri hastası üniversiteli 27 yaşındaki Dilek Özçelik hayatını kaybetti. Uçak ambulanslarla övünürlürken, Van’ın Gürpınar İlçesi’ne bağlı Yalınca Köyü’nün Çeli Mezrası’nda rahatsızlanan 3 yaşındaki Muharrem, sağlık hizmeti alamadığı için hayatını kaybetti. 3 yaşındaki Muharem’in ailesi tarafından çuvala konulan cenezesi ise babasının sırtında mezradan köye indirildi.

GSS Prim Borcu ödenemedi
SGK verilerine göre 2017 yılında herhangi bir kapsamda sosyal güvencesi olmayan, çalışmayan, SGK’den gelir ve aylık almayan, 18 yaşını doldurmuş ve öğrenci olmayan ve aylık geliri asgari ücretin üçte birinden az olan 8 milyon yurttaş tespit edildi. 6,4 milyon yurttaş ise aylık gelirinin asgari ücretin 1/3’ünden fazla olması nedeniyle GSS primi ödemesi gerektiği halde prim borcunu ödeyemedi.

Kaynakların “etkili ve verimli” kullanılacağı iddiasıyla getirilen Kamu Hastane Birlikleri (KHB) yapılanması 6 yıl sürdü.
AKP’nin “idari ve mali özerklik getirerek hastanelerde etkililiği ve verimliliği sağlayacağını” iddia ettiği modelde, kamu hastanelerinin özel şirketlerde olduğu gibi CEO’lar tarafından yönetilmesinin önü açıldı. Hastaneleri şirket gibi gören, “ballı maaşlar” alan AKP’ye yakın CEO’lar hastanelerde görevlendirildi. KHB, 2017 yılında çıkarılan KHK ile AKP hükümeti tarafından “çok başlılık getirdiği ve verimi düşürdüğü” gerekçesiyle kaldırıldı.

Piyasalaşma yoğunlaştı
Sağlık Bakanlığı Sağlık İstatistikleri 2017 Yıllığı verilerine göre, SDP ile sağlık alanında özel sektör yatırımları hızla arttı. 2002 yılında 271 olan özel hastanelerin sayısı, 2016 yılında yüzde 109 artışla 565’e yükseldi. 2002 yılında 5 milyon 697 bin 170 olan özel hastanelere müracaat sayısı, yüzde bin 149 artışla 2016 yılında 71 milyon 147 bin 878 olurken, aynı süre zarfında özel hastanelerdeki yatan hasta sayısı yüzde 628, özel hastanelerdeki ameliyat sayısı yüzde 585 oranında arttı.

Sendikalaşmanın önüne geçildi
SDP sağlık çalışanlarının, yorucu çalışma koşullarına, aşırı nöbet yüküne, uygun olmayan çalışma ortamlarına, yeterli izin kullanamamaya, resmi tatil günlerinde bile çalışmak zorunda kalmalarına, ciro baskısına, iş güvencesinin olmamasına neden oldu.

Sağlık ve sosyal hizmetler işkolunda işçi sayısı 350 bin 445, sendikaya üye sayısı 41 bin 237, sendikalaşma oranı ise yüzde 11.8 oldu

Hekimlere taşeron çalışma zorlaması
Özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin önde gelen sorunları arasında iş güvencesinden yoksunluk, aldıkların ücretlerin düşüklüğü ve özlük hakkı kayıpları yer aldı. Özel sağlık kuruluşlarında aylık sabit ücretlerin, kamuda verilen ücretlerin de altına düştü. Bazı hastaneler tüm hekimleri, gerçek hakediş miktarları ne olursa olsun, asgari ücretten çalışır göstererek, SGK primlerini de asgari ücret üzerinden yatırdı.

Şehir hastaneleri halka yüklendi
Sağlıkta özelleşmede gelinen son noktalardan birisi de Şehir hastaneleri oldu.
Şehir hastaneleri projesi ile kamu arazileri hastane yapımı için özel şirketlere devredildi. Devlet inşaatı üstlenen işletmeci şirkete 25 yıl kira ödeme ve bu süre boyunca vergi muafiyeti sağlama ve hastane için hasta garantisi verdi. Hazine garantisi ile kamuoyunu ciddi zarara uğratan şehir hastanelerinde bütün risk Türkiye’de yaşayan yurttaşların sırtına yüklendi. Tıbbi destek hizmetinden güvenlik hizmetine, yemekten güvenliğe kadar birçok hizmet şirkete devredildi. Şehir hastanelerinin 18’inin projesi onaylanırken, Bakanlıktan yapılan son açıklamada bu sayının 32’ye yükseleceği duyuruldu. Yozgat’ta, Mersin’de, Isparta’da ve Adana’da şehir hastanelerinin hizmete girmesi ile birlikte sorunlar yumağı başladı.

Sağlık alanında Ortaçağ’a dönüldü
Sağlık alanında Ortaçağ’a dönüşün yolunu açan Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları başladı. Bilim insanlarının “tıbbın alternatifi olmaz” itirazına karşın sülük uygulaması, kupa tedavisi, hipnoz gibi “alternatif tıp” yöntemleri Sağlık Bakanlığı’nın desteğiyle hızla kurumsallaştı. “Alternatif tıp” adı altında homeopati yöntemi Hacettepe Üniversitesi’nin uygulama kapsamına seçmeli ders olarak alındı. Daha sonra bir çok üniversitede hekimlere, diş hekimlerine ve eczacılara eğitimler verilmeye başlandı.

Hastaneye din adamı
2015 yılında hastanelerde din adamı görevlendirildi. Hasta ve hekim odalarına dini semboller yerleştirildi. Hastanelere, hastane yönetiminin aldığı kararla hastane personelinin, hekim ve hastaların odalarına kıble yönünü gösteren işaretler ile seccade koyuldu. Hastanelerde Kuranı Kerim ve “Peygamberin Hayatı” kitabı dağıtıldı.

***

Sağlık ticari bir faaliyet oldu

akp-sagliga-zarar-verdi-466304-1.

BirGün’e konuşan TTB Merkez Konseyi Başkanı Raşit Tükel şunları söyledi:

“»SDP ile, koruyucu sağlık hizmetlerine önem vermeyen, sağlık kurumlarını işletmelere, sağlık hizmetlerini ticari bir faaliyete dönüştüren, hasta başvurusu açısından kışkırtılmış bir talep yaratan bir sağlık sistemi oluşturuldu.

»Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan Sağlık İstatistikleri Yıllığı’na göre, 2002-2016 yılları arasında Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerin sayısı yüzde 13 artarken, bu hastanelere başvuran hasta sayısında yüzde 210, bu hastanelerde yapılan ameliyat sayısında yüzde 130 artış görüldü. 2002 yılında yılda 3.1 kez hekime başvuran yurttaşlarımız, 2016 yılına gelindiğinde yılda ortalama 8.6 kez hekime gider oldu. ,

»Bu sistemde hastaların hastanede yatış süreleri kısaldı. Sağlık Bakanlığı hastanelerinde ‘yatan hasta ortalama kalış günü’, 2002 yılında 5.7 iken, 2016 yılında 4.4’e indi.

»Tıbbi işlem ve tetkik sayılarındaki artışlar da çarpıcı boyutlardadır. 2016 yılındaki görüntüleme sayıları, manyetik rezonans (MR) için 12.5 milyon, bilgisayarlı tomografi (BT) için 15 milyon, ultrason için 28 milyondur.

»Bu sistemde tetkik ve tedavi süreçlerinde, tıbbi gerekliliklerden çok performans ölçütlerinin karşılanması öne çıktı. Tüm bunların bir sonucu olarak da sağlık hizmetlerinde nitelik giderek düştü.

»AKP Hükümeti’nin SDP’sinin “idari ve mali yönden özerklik” getirerek etkililiği ve verimliliği sağlayacağı hastane modeli, yine AKP Hükümeti tarafından “çok başlılık getirdiği ve verimi düşürdüğü” gerekçesiyle kaldırılmıştır. Böylece SDP’nin başarısızlığı bizzat bu programın hazırlayıcıları ve uygulayıcıları tarafından itiraf edilmiş ve belgelendi.

»Sayıştay’ın 2016 yılında yayımladığı denetim raporunda, Sağlık Bakanlığı hastanelerinin çok ciddi bir borç yükü altında oldukları, yaptıkları iş ve işlemler sonucunda zarar ettikleri, aslında ortada döndürülen bir sermayenin mevcut olmadığı belirtildi.

»Üniversite hastaneleri de finansal bir kriz içinde. 43 üniversite hastanesinin toplam 6 milyar TL civarında borcu olduğu biliniyor. Tıp fakültelerinin mal ve hizmet tedarikçilerine borç yüklerinin giderek artması, ilaç ve malzeme alımlarını güçleştirmekte; bu da yüksek maliyetlerle alım yapılmasına ya da alım yapılamamasına neden olmaktadır.

Hemşireler: Tükeniyoruz!

BURCU CANSU [email protected] @burcu_cansu

Hemşireler, 12-18 Mayıs arasında kutlanan Hemşireler Haftası dolayısıyla, sorunlarını BirGün’e anlattı. Gazetemize konuşan hemşirelerin ortak çığlığı “Tükeniyoruz” oldu.

Hemşireler, karşılaştıkları sorunları, “Ağır işyükü, uzun çalışma süreleri, riskli çalışma koşulları, ücretlerin yetersizliği, mesleğin statü sorunları, işin fiziksel ve zihinsel güçlüğü, şiddet ve mobbing” olarak sıralarken, “Bir de bunlara şiddet ve angarya eklendiğinde mesleğimiz neredeyse yapılamaz hale geliyor” ifadelerini kullandı.

‘Tek çare kendinizi odanıza kilitlemek’
İşten atılma korkusu nedeni ile adlarının açıklanmasını istemeyen hemşirelerin anlattıkları ise hemşirelerin çok zor şartlar altında çalışmak zorunda bırakıldığını ortaya koyuyor. İşte birkaç örnek:

»“Özellikle üniversite hastanelerinin acil servislerinde personel yetersizliğinden dolayı çok ciddi angarya ile muhatap oluyoruz. Danışma, sekreter, temizlik personeli, destek personeli ve teknik servis olmaması sebebiyle birçok iş bizlerin omzuna yükleniyor.”

»“Üniversite kampüslerinde öğrencilere ciddi şiddet uyguladığını televizyonlardan gördüğümüz güvenlik görevlilerinin, hastanede kapıları tekmeleyen, sağlık personeline küfür eden, vuran, personelin üzerine yürüyen problemli kişilere dokunma yetkisi yok.”

»“Hastane çalışanlarının güvenliğini sağlamak amacıyla tanımlanmış olan ‘Beyaz Kod’ uygulaması sadece bir tutanaktan ibaret. 155’i aradığınızda da polis size ‘Darp var mı? Fiziksel bir şey yaşadınız mı?’ diye soruyor. Kimsenin müdahil olamadığı o gerginlik anında tek çareniz kendinizi odanıza kilitlemek. Beyaz Kod sonrasında il sağlık müdürlüğünden ‘olayın araştırılmasına gerek duyulmadı’ diyen ve o mail sosyal medya veya basınla paylaşılırsa ‘cezalandırılacağımızı’ söyleyen bir mail geliyor.”

‘Cihaz tamiri de yapıyoruz’
»“Hekimin istediği tahlilleri anlamayan, reçetesini okuyamayan, doktoruna soru sormaya çekinen, nereye gideceğini bilmeyen, hastasının nerede yattığını bilmeyen bizlere soruyor. Klinik içerisindeki bozulan cihazlardan, tuvaletlerin kirli veya temiz olmasından, malzeme eksikliğinden, hasta güvenliğinden, çarşaf veya nevresimlerden, elektrik panosundan, teknik arızalardan, asansörün bozulmasından, yerlerin silinmesinden, personelin göreve gelmemesinden, eczane kayıtlarından, ilaçların yedeklenmesinden, hatta acil servis kapısına uygunsuz park edilen araçtan bile sorumlu tutuluyoruz. Gerekli organizasyonları yapmakla yükümlüyüz.”

Sağlık sisteminde gelinen son nokta: Hastaneler iflas bayrağını çekti!

UĞUR ŞAHİN [email protected] @uugurs

İktidar, ekonomik krizi görmezden gelse de, iflas eden politikalar her alanda olduğu gibi kendini sağlık sisteminde de gösteriyor. Son olarak AKP eliyle çökertilen sağlık sisteminde, altı hastane zarar ettiği için mahkemeye başvurdu ve iflas erteleme talebinde bulundu. Edinilen bilgiye göre; hastanelerin üçü İstanbul’da, diğer üçü ise Ankara’da faaliyet gösteriyor. Ankara’daki hastanelerin isimleri şöyle: Özel Minasera Aldan Hastanesi, Özel Bilgi Hastanesi ve Özel Yüzüncü Yıl Hastanesi.

‘Domino etkisi olacak’
Konuya ilişkin gazetemize konuşan Ankara Tabip Odası Başkanı Vedat Bulut, iktidarın sağlık politikalarını iyi yönlendiremediğini dile getiriyor. Sağlık sisteminde ciddi bir kaynak israfının yaşadığını aktaran Bulut, bu durumun hekimleri de mağdur ettiğini vurguluyor. Ankara Tabip Odası Başkanı, yaşananların bir domino etkisi yaratacağını ve bu durumun diğer özel hastaneleri de vuracağının altını çiziyor ve “Ancak asıl sorun Şehir Hastaneleri açıldıktan sonra olacak. Şu anda bile kendi kamu hastanelerini kapatan devlet, özel hastaneleri koruyamaz. Şehir hastanelerinin sonrası bunlar da zarar görecek” ifadelerini kullanıyor.

Çok fazla özel hastane var
Türkiye’de özel hastanelerin fazla sayıda açıldığına dikkat çeken Bulut, “Oysa pazar belli” diyor ve ekliyor: “Türkiye’deki hastaların büyük çoğunluğu, yani yüzde 90’ı Sosyal Güvenlik Kurumu’nun şemsiyesi altında. Bunlar özel hastanelere gittiklerinde fark ücreti ödüyor ve pahalı bir sağlık hizmeti almış oluyorlar. Bu da özel hastanelere gidişi azaltıyor. Bütün hastaneler MR, Tomografi gibi pahalı cihazlar da aldı ve Türkiye cihaz mezarlığına dönüşüyor.”

‘Bu hastanelerde hekimler sömürüldü’
“Söz konusu bu hastanelerin çoğunda hekimler 5 aya yakın maaşlarını alamadı” diyen Bulut, sözlerini şöyle sonlandırıyor: “Kanun Hükmünde Kararname ile kamudan men edilen hekimlerin de emeği sömürüldü. Halen devam ediyor bu sömürü. İnsanları mesleğini yapamaz hale getirdiler. Sağlık Bakanlığı bu yanlış sağlık politikalarında ısrar ediyor. Hem alet, teçhizat alanında hem de insan kaynaklarında zararlar var. Hekimler ucuz iş gücü haline getirildi. Bu da yaşananların aslında diğer tarafını oluşturuyor.”

***

Trabzon Şehir Hastanesi için ihale

AKP iktidarının patronlara yeni bir rant kapısı olarak gördüğü ancak Ankara Tabip Odası raporuna göre doktorların yüzde 73’ünün çalışmak istemediği şehir hastaneleri projelerine bir yenisi daha eklendi. Kamu-özel işbirliği (KÖİ) modeliyle kurulacak Trabzon Şehir Hastanesi için açılan ihale şartnamesinde, projeye talip olan sermaye grubunun aktif varlıklarının en az 400 milyon dolar olması koşulu yer alıyor. Resmi Gazete’nin dünkü sayısında yer alan ilana göre Trabzon Şehir Hastanesi’nin işletme dönemi 25 yıl olarak belirlendi. Ancak sözleşme süresi toplam 28 yıl, yapım süresinde uzatma verilmişse ise en çok 29 yıl olacak. Projeye talip olan sermaye gruplarının aktif varlıklar toplamının en az 400 milyon dolar olması şartı aranıyor. Ortak girişim olarak göreve aday olunması durumunda ise ortaklardan en az birinin bu şartı sağlaması gerekiyor. Adaylarda ayrıca, ciro veya net satışların 100 milyon dolardan veya öz kaynaklar toplamının 150 milyon dolardan az olmaması şartları da aranacak.