Asla bitmeyen reklam kuşağı yapmışlar

Günlerdir aynı 0850’yle başlayan numara ısrarla arıyordu. Sonunda merak ettim açtım. Telefonun ucundaki ses coşkuyla başladı; “Ümit Bey sizi tavsiye üzerine Beşiktaş Spor Kulübü’nden arıyorum.” Bunu dediği anda arayan numaraya bakıyorum sonu Beşiktaş’ın kuruluş yılı olan 1903 sayısıyla bitiyor. “Olur mu olur?” diyorum. Çünkü adımı biliyor, Beşiktaşlı olduğumu biliyor. Bir ara kongre üyesi olmaya niyetlenmiştim, onunla ilgili bir şey mi acaba diye vaziyet alıyorum. “Sizin gibi özel Beşiktaşlılar için bir imzalı forma hazırlattık” diye devam ediyor. Sınırlı sayıda filan gibi ekler yapıyor, bedenimi soruyor.

Bu noktadan itibaren şüphe duymaya başlıyor (bedenimi bilmeden nasıl hazırlattın acaba) ama mesleğim iletişimcilik olduğu için meraktan dinlemeye devam ediyorum. “Biliyorsunuz takımımız bu yıl şampiyonlar ligine katılamadı, ligde de dördüncü olduk, desteğe en çok şimdi ihtiyacımız var” dediği anda bunun kolpacılık olduğuna emin oluyor ama arayan numarayı önümde açık bilgisayardan Google’da sorguluyorum. Tahmin ettiğim gibi bir dolandırıcılık işi çıkıyor. “Google’a baktım” dediğim anda, daha cümlemi bitirmeden telefon yüzüme kapanıyor, haklı bir küfür etme fırsatını kaçırıyorum. Hepimiz sık sık böyle aramalara maruz kalıyoruz. Aslında analiz edilince bu tarz konuşmalar, iletişimin doyum noktasını görmek açısından iyi örnekler. Herkesi bir yere kadar kandırabilirsiniz. Ara ara koca profesörlerin telefon dolandırıcılarına yüksek meblağlarda para kaptırdığı haberlerini okur, şaşırız. Bu da aslında eğitimin bile iyi bir iletişim etkinliğinin karşısında yeterli olmayacağını gösteriyor. Girişte bahis açtığım pazarlama iletişimi etkinliği iyi bir örnek değildi, çünkü duracağı yeri bilmiyordu, muhatabını iyi analiz etmeden konuşuyordu. Yine de devam ettiklerine göre, çok kişi üzerinde çalışmış olmalı, zaten canı yananlar şikâyet sitelerine dökülmüş. Bu olaydan bahsetme nedenim, bu haftaki Köşe Vuruşu’nda Türkiye tarihinin en büyük seçim(iletişim) kampanyasından, söz etme isteğim.

Gazetecilik değil siyasi iletişim
Özellikle sosyal medyada Erdoğan ve AKP’nin “bu seçim kampanyasında çok reklama yönelmediği bu işte bir iş olduğu” şeklinde yorumlar okuyorum. Bu yorumlar gerçekten çok şaşırtıcı. Gazeteler seçim broşürü (mübalağasız) gibi çıkarken, televizyonlar ezici üstünlükle tek bir aday ve parti için çalışırken hiç reklam yapmıyorlar gibi algıya sahip olmayı anlayamıyorum. RTÜK’ün CHP kontenjanından üyeleri İsmet Demirdöğen ve İlhan Taşçı’nın hazırladığı istatistiklere göre; Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP’nin televizyonlardaki yeri CHP’den ortalama 10, HDP, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nden 30 kat fazla. Birkaç bağımsız gazete dışında gazetelerde durum hiç farklı değil. Bazı gazetelerin ön sayfaları, iletişim fakültelerindeki “Siyasi İletişim” derslerinde okutulacak kadar reklam formunda. Bunun üstüne klasik reklam spotları geçikti diye (ki onlar da yayına geçti) AKP pek bir şey yapmıyor algısının oluşması ilginç. Kaldı ki parti amblemli reklamlar haricinde bir başka reklam yöntemi daha var.

Ticari reklam kılıklı siyasi reklamlar
Bir önceki seçim sath-ı mahalinde yazdığım bir yazıda bu reklam türünden şöyle bahsetmiştim: “Her nasılsa seçimler yaklaşırken artan ‘kamu bankası veya özel kuruluşların’ reklamları hiç dikkatinizi çekti mi? Son yıllarda fazlaca seçim geçirdiği için bunu sık sık gözlemleme şansı buluyoruz. Genellikle devletin yaptığı projeleri öne çıkaran görüntüleri, mutlu, kalkınan Türkiye, artan istihdam vurgularıyla her nasılsa genelde seçim öncesi bir yoğunlaşıyorlar.” Bu seçim döneminde de reklamlara biraz yakından bakınca, aslında pek çoğunun kamu iştiraklerinden öte gizli birer seçim reklamı olduğu hissedilebilir. “Milletimizin birlikteliğine nazar değmesin” diyen mi istersin, “yerli ve milli olmaktan” bahseden mi istersin, “arkamızda bize güvenen milyonlar, yüreğimizde ülkemizin geleceğine olan inancımız olmasa” diyen mi istersin o kadar çok örnek var ki. Seçim yaklaştıkça artacaktır da… Hepsinin ortak özelliği, sonuna parti logosu yerleştirsen hiç sırıtmayacak olmaları. Yani AKP, bu seçim pek iletişim yapmıyor diyenler bu reklamlara bir kez daha bakmalı.

Reklam her zaman işler mi?
Bu reklamların her birinin ortak özelliği, reklamını yaptıkları markaya değil yaratılmak istenen “Yeni Türkiye” imajına hizmet etmeleri. Bu açıdan o kadar birbirleriyle aynılar ki (müziklerini bile ayıramazsın) bir yerden sonra körleşme ihtimali yaratmaları olası. Yani nerede duracağını bilmeyen “ne kadar sık tekrarlarsan o kadar izlerlerler” inancına saplanıp kalmış bir iletişim çabası. 1960’ların efsane reklamcısı, Anguilla’nın bağımsızlığına giden sürece de iletişim stratejileriyle katkı vermiş Howard Luck Gossage’ın, “Aslında insanlar reklamları okumaz. İlgilerini çeken şeyleri okur. Bu bazen bir reklam olabilir” vecizesini unutmuş bir iletişim etkinliği bu. Sadece kuşak reklamlarından bahsetmiyorum, haberler ve bazı diziler dahil televizyon yayınlarını, gazeteleri de bu reklam kampanyasına dahil ediyorum. Muhabir ve köşe yazarı görünümlü reklam yazarlarını da dahil ediyorum. Bu reklam kampanyası yine de bir yere kadar işleyecek ve büyük erimeyi önleyecektir. Ancak sürpriz bir ters tepme olanağını içinde barındırdığını ve sanıldığı kadar etkili olmayacağı ihtimalini de unutmamak lazım.

Görüldüğü üzere bir gazetecilik yazısında gazetecilikten değil reklamcılıktan söz etmek zorunda kaldık. Gazetecilik de reklam da kendi alanlarında kaldıklarında ayrı birer meslektir. Kişilerin de kurumların da iletişim ihtiyaçları vardır ve karşılanması gerekir. Ancak birbirlerine karıştıklarında iyi bir manzara ortaya çıkmıyor. Görünen o ki, tarihin en büyük reklam kampanyalarından biriyle karşı karşıyayız. İki tarafın bu kadar eşitsiz iletişim olanağına sahip olduklarında çıkacak sonuç, büyük ve gerçek bir iletişim deneyi de olacak. Bu ortamda muhalefetin alacağı her puan, sadece siyasi tarihe değil, iletişim tarihine de geçecek.

42. TGC Sedat Simavi Ödülleri’ne başvurular başladı

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) kurucu başkanı Sedat Simavi adına 42 yıldır verilen ödüllere başvurular başladı. TGC Sedat Simavi Ödülleri için başvurular, 28 Eylül 2018 Cuma akşamı saat 17.00’de sona erecek.

TGC Sedat Simavi Ödülleri’nde Gazetecilik, Radyo, Televizyon, Karikatür, Edebiyat, Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri, Sağlık Bilimleri ve Spor olmak üzere 9 dalda ödül veriliyor. Ödül dallarının sayısı ve Seçici Kurul üyeleri, her yıl Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu tarafından belirleniyor.

Ödüllerle ilgili ilanlar gazetelere veriliyor. Ödül Sekreterliği tarafından 3500’den fazla öğretim kurumu ve kuruluşa elektronik posta ile mektup gönderilip ödüller için adayları varsa bildirmeleri isteniyor. Sedat Simavi Ödülleri’ne aday olabilmek için çeşitli şartlar aranıyor.

Başvuru koşulları arasındaki bazı maddeler şöyle:

“Adaylar, bir dalda ve bir eserle başvurabilir. Kolektif çalışmalar, ödül yönetmeliğindeki ilgili maddeye uyulmak koşuluyla aday olabilir. Gazetecilik, Karikatür, Radyo ve Televizyon dallarında, aday kişinin ve eserinin Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Türkiye Gazeteciler Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ndeki maddelere aykırı olmaması dikkate alınır. Klasik ders kitapları, lisans, lisansüstü ve doktora tezleri ile bunlara dayalı makaleler, daha önce ulusal yarışma ve ödüllendirmelere katılmış eserler, derece almış olsun veya olmasın aday olamaz. Fen ve Sağlık Bilimleri dallarında eserin son 5 yıl içinde (01.10.2013–30.09.2018), diğer dallarda ise, son bir yıl içinde (01.10.2017-30.09.2018) yayınlanmış ve gerçekleştirilmiş olması gerekiyor. Fen ve Sağlık Bilimleri dallarında yabancı dille yayınlanmış eserlerle de başvurulabiliyor. Bu durumda eserle beraber çalışmayı tam olarak anlatmak kaydıyla en az 2, en fazla 5 sayfalık Türkçe özetinin verilmesi de gerekiyor”

ŞAHSEN DE BAŞVURULABİLİR

Ödüller için başvurular, 28 Eylül tarihine kadar kabul ediliyor. Kuruluşlar ve öğretim kurumları tarafından gösterilen adaylar, adaylık için şahsen başvuranlar ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nce oluşturulan Ön Araştırma Kurullarınca belirlenen adaylarla birlikte Seçici Kurul değerlendirmesine sunuluyor. Ekim ayının ilk günlerinde ödül adaylarına ait çalışmalar ve belgeler Seçici Kurul üyelerine gönderiliyor. Seçici Kurullar Ekim ayının ikinci yarısından Aralık ayına kadar Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde uygun gördükleri sayıda toplantılar yapıyor ve kazananları belirleyip 1 Aralık tarihine kadar Ödül Sekreterliği’ne bildiriyorlar..

ÖDÜLLER ARALIK AYINDA TÖRENLE DAĞITILACAK

Ödüller, her yıl Aralık ayında törenle dağıtılıyor. Ödül kazananların isimleri, medya yolu ile açıklanıyor. Ödül kazananlara, merhum Sedat Simavi’nin küçük bir heykeli ve Ödül Belgesi; övgüye değer görülenlere, plaket ve Övgü Belgesi veriliyor. 1977 yılından beri verilen ödüllerle ile ilgili ayrıntılı başvuru koşullarına http://www.tgc.org.tr/ internet sitesinin ödüller başlığı altındaki Sedat Simavi Ödülleri sayfasının Yönetmelik bölümünden ulaşılabilir. Merak edilen sorular için de Sedat Simavi Ödülleri Sekreterliği’nin [email protected] isimli elektronik posta adresi üzerinden ya da 0212 513 84 58 numaralı telefonunu arayarak da bilgi alınabilir.

SEDAT SİMAVİ KİMDİR? (1896 – 1953)
Öncü çalışmaları ile adını yayın tarihine yazdıran Sedat Simavi, 1896 yılında İstanbul’da doğdu. Babası Hamdi Simavi Bey, annesi Abdülhamit sadrazamlarından Saffet Paşa’nın torunu Aliye Hanım’dır. Sedat Simavi, babasının görevli olduğu Samsun’da ilk Fransızca derslerini aldı. Kadıköy Saint-Joseph Fransız Okulu’nda başladığı öğrenimini Galatasaray Lisesi’nde tamamladı (1912), Okul sıralarında ilk karikatürleri yayınlanmaya başlandı. 1.Dünya Savaşı patlak verince Hadımköy’deki birliğine katıldı. 1916’da Şeker Bayramı’nın birinci günü “HANDE” adındaki haftalık dergiyle yayın hayatına atıldı. 1917’de Müdafaa-i Milliye Cemiyeti adına ilk defa konulu bir film çevirdi. “PENÇE”, “CASUS” ve “ALEMDAR VAKASI” filmleri böyle doğdu. İstanbul’un çeşitli semtlerinde başarı ile oynadı. “DİKEN” ve “İNCİ” dergilerini de bu arada yayımlamıştı. Sedat Simavi, günlük gazete idealine 21 Temmuz 1920’de “DERSAADET” ile kavuştu. Gazete, Sevr Muahedesi’nin yarattığı karamsarlığa karşı yapıcı bir ruh aşılıyordu. Onu “PAYİTAHT”, “GÜLERYÜZ” izledi. 15 Mart 1933’te yayın hayatına atılan haftalık “YEDİGÜN” ile 18 yıl en çok satan dergiyi çıkarma başarısına sahip oldu. Gazetecilerin dayanışmalarını ve bağımsızlıklarını sağlamak amacıyla Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin kurulmasında öncü oldu. Cemiyetin 1 numaralı Şeref Rozeti’ni taşıdı ve ilk başkanlığa seçildi. Sedat Simavi, 1 Mayıs 1948’te Türkiye’nin en büyük tirajlı gazetesi “HÜRRİYET” i yayımlamaya başladı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı iken Üniversitede Gazetecilik Kürsüsü’nün kurulması için de ilk yazılı başvuruyu yaptı. Sedat Simavi’nin mücadeleli hayatı 11 Aralık 1953’te son buldu.

2018 SEDAT SİMAVİ ÖDÜLLERİ SEÇİCİ KURUL ÜYELERİ:

GAZETECİLİK:

Pınar AKTAŞ (Milliyet Gazetesi Haber Araştırma Müdürü)

Niyazi DALYANCI (Gazeteci – Yazar)

Sedat ERGİN (Hürriyet Gazetesi Yazarı)

Orhan ERİNÇ (Cumhuriyet Gazetesi Yazarı )

Tuğrul ERYILMAZ (Gazeteci)

Hakan GÜLDAĞ: (Dünya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni)

Vahap MUNYAR (Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni)

Ayşe ÖZEK KARASU: (Habertürk Gazetesi Genel Koordinatörü)

Şükran SONER (Cumhuriyet Gazetesi Yazarı)

RADYO VE TELEVİZYON:

Prof. Dr. Yılmaz BÜYÜKERŞEN (İletişimci)

Prof. Dr. Yasemin GİRİTLİ İNCEOĞLU (İletişim Akademisyeni)

Göksel GÖKSU (CNN Türk Televizyonu Muhabiri)

Dr. Öğr. Üyesi Gökmen KARADAĞ (İstanbul Aydın Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi)

Dr. Öğr. Üyesi Erkan OYAL (Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi)

Doğan ŞENTÜRK ( Fox TV Haber Genel Yayın Yönetmeni)

Celal TOPRAK (Ekonomi Gazeteciler Derneği Başkanı )

Dr. Recep YAŞAR (TRT Strateji Uzmanı, İletişimci)

İhsan YILMAZ (Habertürk TV Haber Müdürü)

KARİKATÜR:

Ercan AKYOL (Milliyet Gazetesi Çizeri)

Dr. Öğr. Üyesi Gürbüz Doğan EKŞİOĞLU (Çizer, Grafik Sanatçısı, Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarımı Bölümü Öğretim Üyesi)

Piyale MADRA (Çizer, Grafik Sanatçısı)

Kamil MASARACI (Cumhuriyet Gazetesi Çizeri)

Akdağ SAYDUT (Çizer)

EDEBİYAT:

Eray CANBERK (Şair, Çevirmen)

Metin CELÂL (Yazar, Eleştirmen)

FarukDUMAN (Yazar)

Nursel DURUEL (Yazar)

Doğan HIZLAN (Eleştirmen)

Ahmet ÖZDEMİR (Yazar)

Hilmi YAVUZ (Şair)

SOSYAL BİLİMLER:

Prof. Dr. Taner BERKSOY (Piri Reis Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Denizcilik İşletmeleri Yönetimi Bölümü Başkanı)

Gülseren ERGEZER GÜVER (Gazeteci)

Prof. Dr. Sibel İNCEOĞLU (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Emre KONGAR (Sosyolog)

Prof. Dr. İoanna KUÇURADİ (Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi Müdürü)

Prof. Dr. Bertil Emrah ODER (Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı)

Prof. Dr. İlter TURAN (İstanbul Bilgi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi)

FEN BİLİMLERİ:

Prof. Dr. Taylan AKDOĞAN (Özyeğin Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Mühendislik Temel Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Viktorya AVİYENTE (Boğaziçi Üniversitesi Fen – Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Türkan HALİLOĞLU (Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. İlhan İKEDA (Boğaziçi Üniversitesi Fen – Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Sedat ÖLÇER (İstanbul Bilgi Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bolümü Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Önder PEKCAN (Kadir Has Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Yücel YILMAZ (Yer Bilimci – Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi)

SAĞLIK BİLİMLERİ:

Prof. Dr. Özdemir AKTAN (Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı E. Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Selim BADUR (İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Viroloji Bilim Dalı E. Öğretim Üyesi)

Prof. Dr. Halil BAHÇECİOĞLU (Göz Hastalıkları Uzmanı)

Prof. Dr. Berrak ÇAĞLAYAN YEĞEN (Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Başkanı)

Prof. Dr. Gökhan DEMİR (Tıbbi Onkoloji Uzmanı)

Prof. Dr. Önder ERGÖNÜL (Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi ve Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Önceki Başkanı)

Prof. Dr. Ahmet GÜL (İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi)

Sibel GÜNEŞ (TGC Genel Sekreteri – sagliktagundem.com Genel Yayın Yönetmeni)

Prof. Dr. Gökhan HOTAMIŞLIGİL (Harvard Üniversitesi Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölümü Başkanı)

SPOR:

Mert AYDIN (Spor Yazarı)

Gürcan BİLGİÇ (Sabah Gazetesi Spor Yazarı)

Şenes ERZİK (UEFA – FİFA Onursal Üyesi – Türkiye Futbol Federasyonu Onursal Başkanı )

Attila GÖKÇE (Milliyet Gazetesi Spor Yazarı)

Arif KIZILYALIN (Cumhuriyet Gazetesi Spor Müdürü)

Uğur VARDAN (Hürriyet Gazetesi Spor Yazarı)

Esat YILMAER (Dünya Spor Yazarları Birliği (AIPS) 1. Başkan Yardımcısı)

Evrensel 24 yaşında

Evrensel gazetesi, bugün 24 yaşına girdi. Gazete ilk sayısını 7 Haziran 1995’te çıkardı.

8 Ocak 1996’da gazetenin muhabiri Metin Göktepe gözaltında öldürüldü. Gazete, 1999 ve 2000 yıllarında çeşitli kapatma davalarıyla mücadele etti.

Gazetenin 24. yaş gününde bir yazı kaleme alan Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, “Bize hiçbir egemen, “Alo Fatih” diye telefon açarak işimizi nasıl yapmamız gerektiğini anlatamaz. Bunu aklından bile geçiremez. Ama bir işçi, “Yahu bizim çilemizi başka gazeteler görmüyor da, siz neden görmüyorsunuz?” diyebilir,” ifadelerini kullandı.

Fatih Polat’ın yeni yaş yazısı şöyle:

“Evrensel’in 24 yaşına girdiği bugün Türkiye, gazetecilik mesleğinin en heyecan verici yönünün de fazlasıyla baskılandığı bir ülke durumunda: Keşif.

Bir süre öncesine kadar, gazetecilerin okurlara göre dünyayı bir gün öncesinden yaşadığını söylerdik. Okurların gazeteyi ellerine alıp, ‘Bakalım bugün neler olmuş?” diye anlamaya çalıştıkları gelişmeler sonuçta bir gün önce yaşanmıştır ve gazeteciler de o gelişmeleri bir gün sonrasının gazetesi için okurlara hazırlamıştır. Tabii ki, tüm bunlar gazete deyince akla sadece basılı gazetelerin geldiği zamanlardaydı.

Şimdi artık online gazetecilik zamanı. Yani okur ile gazeteci arasındaki bu zamansal fark artık bir tuş mesafesine indi. Gazetecinin okura daha hızlı ulaşmasına imkan veren bu gelişme, okur diye tanımladığımız, gazeteciler dışındaki herkesin sıcak bilgiye ulaşım sürecini de 24 saat öne çekmiş oldu.

Bu 24 saatlik harika, Evrensel’in 24 yaşına girene kadar ki serüveninin de zamansal ifadesi aslında. Bu hikayenin içinde yer alan bizler için de, o ilk gün dün gibi.

Evrensel’in bugüne kadarki her sayısı, o günkü dünyayı tarif ederken, aslında kendi gazetecilik anlayışının, o anlayış içinde işini ne kadar iyi yapıp yapmadığının, durduğu yerin, o yerin hakkını verip veremediğinin de tarifidir. Tam da bu nedenle, çeyrek asrın kapısına dayandıktan sonra, Evrensel’in yayın politikası, gazetecilik anlayışı gibi temel konuları böyle bir yazının içine sığdırmamız beklenmesin. Yani beklenmese iyi olur(!)

Tam da bu nedenle bu yazı, salına salına yazılmış bir yazı sayılsın.

Geçen yıl, aynı konudaki yazıda, Evrensel’in tarihini bütünlüklü anlamak için sözleri Murat Ertel’e ait olan Baba Zula’nın efsane şarkısı “Özgür Ruh”un fikir verici olabileceğini yazmıştım.

Şimdi bu yazıyı yazarken de, saçma sapan gerekçelerle tutuklanmış olan, müziğin genç yeteneklerinden Ezhel’in, hip hop ile tanışmasından müziği ile yapmak istediklerini anlatırken dile getirdiği şu cümleye atıf yapmak anlamlı olabilir: “Çekinmeden, korkmadan, ne söylemek istiyorsam söyleyebilmeliyim.”*

Bizimkisi de aynı hesap. Çekinmeden, korkmadan, ne söylemek istiyorsak söylemeye çalıştık bugüne kadar. Sözün bu kısmında saygıyla anmak istediklerimiz var elbette. Çekinmeden, korkmadan haber yaparken aramızdan alınan sevgili arkadaşım Metin Göktepe, kendisinden çok şey öğrendiğimiz Sennur Ablamız (Sennur Sezer), 7 Haziran 1995 günü bayide okurla buluşan Evrensel’in birinci sayfa karikatürünü çizen ve daha sonra kaybettiğimiz, usta karikatürist İsmail Gülgeç, yakın bir zamanda kaybettiğimiz çizerlerimizden, özgün çizgisiyle hep dikkat çekmeyi başaran Ertan Aydın, bir seçim sürecindeki kazada yitirdiğimiz Hasan İşler, uzun yıllar bize şefkatli bir yol arkadaşlığı yapan Çaycımız İbrahim Dayı’ya selam olsun!

Bugün Türkiye, iktidarın medya üzerindeki yoğunlaşan tekeli nedeniyle ve tutuklu gazeteci sayısıyla bir gazeteci hapishanesine dönüştürülmüş olması özelliğiyle, bu mesleğin en heyecan verici yönünün de fazlasıyla baskılandığı bir ülke durumunda: Keşif.

Gazetecilik her şeyden önce bitmeyen bir keşiftir. Biz gazeteciler olarak, her gün yeniden kurulan dünyanın her yeni anını keşfederek okura aktarmak zorundayız. Keşfederken gördüğünüz şeyler içinde, savaş, sömürü, bir katliama dönüşen ‘iş kazaları’, kadın cinayetleri, kâr hırsıyla yapılan çevre katliamları, düşünen insanlar cezaevlerine tıkılırken, taciz ve tecavüzcüleri koruyan bir yargı ahlakı gibi bir dizi olumsuz şey var kuşkusuz. Ancak tüm bunlara rağmen, görünen ile gerçek arasındaki ilişkinin açığa çıkarılmasına dayalı gazetecilik keşfinin insana heyecan veren yanı hiçbir şeye değişilmez.

Yaptığınız bu keşif sonrası okurun önüne koyduğunuz şey protesto ile karşılaşmak yerine, yorgun bir işçinin çay molasında okuduğu ve bazen de beğenisini ifade etmek üzere size mektup yazdığı bir keşifse bunun tabii ayrı bir keyfi oluyor.

Bize hiçbir egemen, “Alo Fatih” diye telefon açarak işimizi nasıl yapmamız gerektiğini anlatamaz. Bunu aklından bile geçiremez. Ama bir işçi, “Yahu bizim çilemizi başka gazeteler görmüyor da, siz neden görmüyorsunuz?” diyebilir.

Bu aradaki fark bile ne kadar zor bir dönemden geçiyor olursak olalım, Evrensel’de emeği olan her birimize kendimizi iyi hissettiriyor.

Okurlarımız bu gazetenin sahibi, bizim de başımızın tacıdır. Bundan sonra da, çekinmeden, korkmadan, ne söylemek istiyorsak söyleyemeye devam edeceğiz.

Bu da okura sözümüzdür.

Saygıyla…”

AİHM’den Türkiye’ye ilk ‘trafik’ cezası

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ( AİHM), ilk kez bir trafik kazasıyla ilgili davada Türkiye’yi “yaşam hakkı ihlalinden” mahkûm etti. Gazete Habertürk’ün DW Türkçe’ye dayandırdığı habere göre; İzmir’in Bornova İlçesi’ne bağlı Cumhuriyet Caddesi’nde 25 Ekim 2008 tarihinde meydana gelen kazada, direksiyon hâkimiyetini kaybeden 29 yaşındaki Fatih Ç.’nin aracı, metal bariyerlere çarpmasına rağmen yol seviyesinden yaklaşık 6 metre aşağıdaki şarampole savrulmuştu. Kazada Fatih Ç.’nin eşi Yeşim Ç. hayatını kaybetmiş, henüz 1 yaşındaki kızları M.N.Ç. ise hafif yaralanmıştı. Polisin hazırladığı tutanakta, otomobilin kaza anında çarptığı metal bariyerlerin kaza öncesinde hasarlı olduğu not edildi.

İZMİR BELEDİYESİ’NE DAVA
Fatih Ç., eşinin ölümüne neden olduğunu savunduğu hasarlı bariyerleri onarmakla yükümlü İzmir Belediyesi’ne karşı Mayıs 2009’da İzmir İdare Mahkemesi’nde tazminat davası açtı. Ancak mahkeme Ç.’yi, “kazanın tek sorumlusu” olarak gösterdi ve belediyeye karşı davasını geri çevirdi. Ç.’nin Danıştay’a yaptığı temyiz başvurusu da sonuçsuz kaldı. Ç., bunun üzerine davayı AİHM’ye taşıdı. Türk hükümeti, dava için Fransa’nın Strasbourg kentine gönderdiği savunmada, mahkemenin kararını savurken “Kazaya aşırı hız neden oldu” iddiasını da ortaya attı. Ancak AİHM, “aşırı hız” tezinin Türkiye’de kazayla ilgili idari ve cezai hiçbir süreçte gündeme gelmediğini hatırlatıp Türk hükümetinin bu tezini “kabul edilemez” buldu.

10 BİN EURO TAZMİNAT
Kararda, yargının usulen hata yaparak kazayla ilgili yeterli soruşturmayı gerçekleştirmediği, devletin de böylelikle vatandaşının hayatını koruma konusundaki “pozitif yükümlülüğünü” yerine getirmediği belirtildi. Buna
göre Ankara, karar gereği davacı baba ve kızına 10 bin Euro manevi tazminat, 2 bin Euro da mahkeme masrafı ödeyecek. Davacı baba-kızın avukatı İmdat Ataş, kararın kesinleşmesiyle birlikte yeniden yargılama için başvurabilecekleri sinyalini verdi. Türk hükümetinin 3 ay içinde itiraz etmemesi halinde karar kesinleşmiş olacak.

UBER ‘yasaklandı’; taksi plaka fiyatları 2 günde 100 bin lira arttı

Karayolları Trafik Yönetmeliği’nde taksiciler lehine düzenleme yapılması, UBER-taksi mevzusunu yine gündemin ilk sıralarına yerleştirdi. UBER’e karşı atılan bu ciddi adımın ardından taksi plaka piyasası hareketlendi, plaka fiyatları 2 günde 100 bin TL arttı

Taksi-UBER mevzusunda yine hareketli günler yaşanıyor. Salı günü Karayolları Taşıma Yönetmeliği’nde değişikliğe gidilmesi ve taksicilerin lehinde bir adım atılmasıyla bu konu yine gündeme taşındı.

Gazete Habertürk’ten Esra Boğazlıyan’ın haberine göre, şimdiye kadar yasadışı taşımacılık yapan UBER’e karşı trafik denetimlerinde şoförlere ve müşterilere Kabahatler Kanunu çerçevesinde ceza yazılıyordu.

Yönetmelikte değişikliğe gidilmesiyle birlikte bu cezai yaptırımlara UBER’e D2 Turizm Taşıma Belgesi’ni kiralayan turizm acenteleri de dahil edildi. Yani artık denetimlerde bu D2 belgesi sahibi olan acentelere ilk tespitte 50 uyarı cezası verilecek.

D2 belgesi 1 yılda 2 kez korsan taşımacılıkta kullanılırsa acentenin belgesi 2 yıl süresince iptal edilecek. Bu, UBER’e karşı atılmış ciddi bir adım. Fakat denetimle birlikte desteklenmezse istenen sonucu vermeyeceği de aşikâr.

İşte tüm bu gelişmeler, son iki günde taksi piyasasını da dalgalandırdı. İki ay önce bu kriz patlak verdiğinde o dönem 1 milyon 600 bin TL olan taksi plaka fiyatları hızla düşmüş, 1 milyon 400 bin TL’ye kadar gerilemişti. İki aylık süre zarfında plaka fiyatlarında 100 bin TL daha artış görülmüştü.

Şimdi, salı günü Karayolları Taşıma Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle beraber plaka fiyatları yine arttı. Taksi plakası alım satımının yapıldığı Otocenter’da plaka fiyatları 2 günde 100 bin TL artış gösterdi ve yeniden 1 milyon 600 bin TL’ye çıktı. Ne var ki Otocenter’da halihazırda plaka alış ve satışının yapılmadığını, plaka sahiplerinin de alıcının da beklemekten yana olduğunu belirtmekte yarar var.

BİR HAMLE DE İBB’DEN

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi, dün toplanarak turizm belgesi ile korsan taşımacılığa karşı bir dizi karar aldı.

İBB Başkanı Mevlüt Uysal, “Turizm belgesi alan kişi veya firma, İstanbul’a gelen ve kendi müşterisi olan turistleri bir yerden bir yere götürebilir veya İstanbul’da gezdirebilir. Verdiğimiz belgenin amacının dışında kullanılmasını istemiyoruz. Taksicilere de önerimiz, vatandaşa UBER’i aratmayacak bir sistem üzerine kendilerini yenilemeleridir. İTAKSİ tarzı uygulama ile vatandaşa daha iyi bir hizmet verirlerse İBB olarak taksicilerimizin yanında durmaya hazırız” dedi.

Gökçek’in ‘rüya projesi’ için ihaleye çıkılıyor

Ankara’nın eski Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in “en büyük hayalim” dediği projelerden biri olan Ankapark’ın işletme ihalesi 14 Haziran’da gerçekleştirilecek. 29 yıllığına tahsis edilen ve yaklaşık 1,2 milyon metrekarelik Ankapark alanının işletilmesi için muhammen bedel 765 milyon 600 bin lira, geçici teminat da 22 milyon 968 bin lira olarak belirlendi.

Ankara Büyükşehir Belediyesine 29 yıllığına tahsis edilen Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) arazisindeki Ankapark’ın işletme ihalesi 14 Haziran’da yapılacak. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığının konuya ilişkin ilanı Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.

Buna göre, belediyeye 29 yıllığına tahsis edilen AOÇ arazisi sınırları içindeki Ankapark alanının kapalı zarf usulüyle işletmeye verilmesi ihalesi gerçekleştirilecek.

İhale, 14 Haziran’da belediye hizmet binasının encümen salonunda toplanacak Belediye Encümenince yapılacak. Yaklaşık 1,2 milyon metrekarelik Ankapark alanının işletilmesi için muhammen bedel 765 milyon 600 bin lira, geçici teminat da 22 milyon 968 bin lira olarak belirlendi.

İhaleye iştirak edecekler için 5 bin lira karşılığında şartname alma zorunluluğu bulunuyor.

(AA)

Dış basında ‘Kürt Obama’ denen Demirtaş: ‘Kürt Trump’tan iyidir

Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan Demirtaş, avukatları aracılığıyla The National’ın sorularını yanıtladı.

Demirtaş, cezaevinde olmasının seçimleri sorgulanabilir bir hale getirdiğini belirterek, “Bu haliyle hanginiz kazanırsanız kazanın, gönül rahatlığıyla o koltuğa oturabilecek misiniz diye soruyorum. Çünkü bu yarış devam ederken, cezaevinde kaldığım her gün seçimlerin, dolayısıyla da sonunda seçilecek kişinin meşruiyetine gölge düşürecektir” dedi.

Gazete DuvaR’ın aktardığına göre Demirtaş, yürüttüğü seçim kampanyasına ilişkin şunları söyledi:

‘DIŞARIDAN YÜRÜYEN KAMPANYAYI MOTİVE ETMEYE ÇALIŞIYORUM’

“En basitinden miting yapamıyorum, seçmenlerimin karşısına çıkamıyorum, sesimi dahi duyuramıyorum. Yani özetle rakiplerim gibi bir seçim kampanyası yürütemiyorum. Avukatlarım aracılığıyla gönderdiğim mesaj ve mektuplar dışında herhangi bir imkanım yok. Benimkisi bir seçim kampanyası yürütmek değil. Dışarıda yürüyen kampanyayı motive etmeye çalışıyorum sadece.”

Adaylığını son yıllarda Türkiye’nin ‘yarı açık cezaevine’ dönüşmüş olmasının sembolik bir parçası olarak nitelendiren Demirtaş, Batı medyasında kendisi için kullanılan ‘Kürt Obama’ nitelendirmesi sorulunca ‘Kürt Trump diye adlandırılmaktan iyidir’ diye yanıt verdi.

Demirtaş, seçim kampanyalarında karşılaştıkları engeller sorulunca “İktidarın devletin her kaynağını, resmi-özel tüm medya organlarını istediği gibi kullandığı bir yerde sesini duyurmak, seçim kampanyasını görünür kılmaktır en temel engel” dedi.

Demirtaş bu koşullara rağmen yine de HDP’nin ‘kilit aktör’ olmaya devam ettiğini belirtti.

‘ÜLKE YENİ BİR SEÇİMİ KALDIRAMAZ’

Darbe girişimi sonrasında AKP’nin muhalifleri üzerinde baskının arttığını belirten Demirtaş, şöyle devam etti: “Kürtlerin Türkiye demokrasisinin aldığı yaradan, bugünkü manzaradan en fazla zarar gördüğünü söylemek abartı olmayacaktır. Öte yandan siyaset alanı sadece Kürtler için değil toplumun AKP gibi düşünmeyen diğer kesimleri için de daraltılmıştır.”

Seçimlerden sonra yürürlüğe girecek cumhurbaşkanlığı yetkilerine karşı olduğunu belirten Demirtaş, seçilmesi durumunda bu yetkileri dağıtacağını söyledi: “Bildirgemde de ifade ettiğim gibi, çok fazla yetkiyle oturacağım o koltuktan görev süremin sonunda sadece ceketimi alarak ayrılacağım.”

Demirtaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını kazanmasına rağmen mecliste çoğunluk elde edememesi halinde yeniden seçim karara alabileceği iddialarına, “Ne ekonomik, ne siyasi, ne de toplumsal açıdan yeniden bir seçime gitme durumunu bu ülke kaldırabilir” yanıtını verdi.

‘Güçlü Meclis’ yalanı: Güç tek adamda

NURCAN GÖKDEMİR [email protected] @nurcangokdemir

AKP, Recep Tayyip Erdoğan’ın tekrar Cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda “Tek adam”lığını kurumsallaştıracak Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile ilgili çalışmalarını tamamladı. Erdoğan’ın incelemesinden sonra son şeklini alacak kararnamelerin seçimlerin hemen ardından yayımlanması planlanıyor.

“Yürütmenin yanı sıra yasama yetkisini” de fiilen Cumhurbaşkanı’na devreden kararnameler ile yürütme ve devlet yapılanması ile ilgili altı temel alanda düzenleme yapılabilecek.

Şaibeli 16 Nisan Referandumu ile kabul edilen Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı’nın kararname çıkartabileceği alanlar şöyle düzenlendi:

1-Yürütme yetkisi,

2- Sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler,

3- Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin teşkilatı ve görevleri,

4- Olağanüstü haller,

5- Kamu tüzel kişiliği kurulması

6- Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri ile teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması.”

İlk kararnameler
Seçimlerin sonuçlanmasının hemen ardından çıkartılmak üzere hazırlanan kararnameler ise şöyle:
Başbakan silinecek: Yürütme yetkisini üstlenmesine ilişkin konular düzenlenecek. Kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş, teşkilat, görev ve yetkilerini düzenleyen yasalar ve KHK’lerdeki, Başbakan, Bakanlar Kurulu, Hükümet, Bakanlar Kurulu kararı, yasa tasarısı gibi ifadeler silinecek.

Yeni kamu düzeni: Başbakanlık ve bakanlıklara bağlı ve ilgili kuruluşlar yeniden düzenlenecek. Bazı kuruluşlar birleştirilecek, başta düzenleyici ve denetleyici kuruluşlar olmak üzere bazıları kapatılacak ya da yeni bağlılık tanımları yapılacak. Kamu kurumlarının kurulması, lağvedilmesi, görev ve yetkileri ile teşkilat yapısı, üst kademe yöneticilerinin göreve gelme ve görevden ayrılma esasları ile ilgili yetkiler Cumhurbaşkanı’na devredilecek.

Dışardan bakan: 5’i Başbakan Yardımcısı olmak üzere 26 olan bakanlık sayısı 14 ya da 15’e düşürülecek, bazı bakanlıklar kapatılırken bazılarının görev alanları da birleştirilecek. Cumhurbaşkanı kendisine 4 ya da 5 yardımcı atayacak, dışarıdan bakan ya da üst düzey bürokrat atanabilecek.

Meclis etkisiz
Cumhurbaşkanlığı kararnameleri Meclis onayı gerekmeksizin Resmi Gazete’de yayımlandıkları gün yürürlüğe girecek. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde kanun hükümleri uygulanacak. AKP’nin parlamenter rejimin kaldırılmadığının ispatı olarak gösterdiği bu yetkinin kullanımı da Cumhurbaşkanı’nın inisiyatifinde olacak. TBMM’nin aynı konuda kanun çıkarması durumunda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelecek ancak Cumhurbaşkanı’na tanınan geniş veto yetkisi yasamanın elini kolunu bağlayabilecek.

Temel farklar
Anayasa değişikliği ile getirilen Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile hükümetin Meclis’i devredışı bırakma aracı olarak kullandığı için eleştirilen kanun hükmünde kararname arasındaki temel farklar şöyle:

»Bakanlar Kurulu, TBMM’de kabul edilen bir yetki kanunu çerçevesinde KHK çıkartabilirken, Cumhurbaşkanı Meclis’ten yetki almadan kararname çıkartabilecek.

»Fiilen işlememekle birlikte KHK’lerin TBMM’nin onayına sunulması zorunluluğu Cumhurbaşkanlığı kararnameleri için geçerli olmayacak.

»Meclis çoğunluğunun Cumhurbaşkanı’nın partisinde olmaması durumunda gündeme gelebilecek, kanun yoluyla kararnameleri işlevsiz hale getirme yolları da fiilen kapatıldı. Meclis’in kabul ettiği kanunu veto etme yetkisi bulunan Cumhurbaşkanı’nın geri gönderdiği kanunun yeniden kabulu için en az 301 milletvekilinin oyu gerekecek.

YSK kesin aday listesini açıkladı: 38 yeni isim

Yüksek Seçim Kurulunun (YSK), 24 Haziran Pazar günü yapılacak 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’ne ilişkin kesin aday listesinde 38 yeni isim yer aldı.

Resmi Gazete’de yayımlanan 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’ne ilişkin kesin aday listesinde, YSK tarafından 26 Mayıs’ta açıklanan geçici aday listesine göre farklılıklar bulunuyor.

Buna göre, kesin aday listesinde seçime katılacak 8 parti 33 milletvekili adayını değiştirdi.

AKP’den 1, CHP’den 1, MHP’den 2, HDP’den 13, HÜDA PAR’dan 1, Vatan Partisinden 3, Saadet Partisinden 6, İyi Partiden 6 adayın yerine başka isimler listeye girdi.

Partilere göre en fazla aday değişikliği HDP’de yaşandı.

Geçici aday listesinde Diyarbakır’dan 8 aday gösteren Saadet Partisi, 9’uncu sıradan sıradan itibaren 4 yeni ismi daha milletvekili adayı gösterirken, Bursa’dan bir adayın sırasını değiştirdi.

Balıkesir’den ise bağımsız bir adayın ismi kesin aday listesinde yer aldı.

Sağlık sisteminde gelinen son nokta: Hastaneler iflas bayrağını çekti!

UĞUR ŞAHİN [email protected] @uugurs

İktidar, ekonomik krizi görmezden gelse de, iflas eden politikalar her alanda olduğu gibi kendini sağlık sisteminde de gösteriyor. Son olarak AKP eliyle çökertilen sağlık sisteminde, altı hastane zarar ettiği için mahkemeye başvurdu ve iflas erteleme talebinde bulundu. Edinilen bilgiye göre; hastanelerin üçü İstanbul’da, diğer üçü ise Ankara’da faaliyet gösteriyor. Ankara’daki hastanelerin isimleri şöyle: Özel Minasera Aldan Hastanesi, Özel Bilgi Hastanesi ve Özel Yüzüncü Yıl Hastanesi.

‘Domino etkisi olacak’
Konuya ilişkin gazetemize konuşan Ankara Tabip Odası Başkanı Vedat Bulut, iktidarın sağlık politikalarını iyi yönlendiremediğini dile getiriyor. Sağlık sisteminde ciddi bir kaynak israfının yaşadığını aktaran Bulut, bu durumun hekimleri de mağdur ettiğini vurguluyor. Ankara Tabip Odası Başkanı, yaşananların bir domino etkisi yaratacağını ve bu durumun diğer özel hastaneleri de vuracağının altını çiziyor ve “Ancak asıl sorun Şehir Hastaneleri açıldıktan sonra olacak. Şu anda bile kendi kamu hastanelerini kapatan devlet, özel hastaneleri koruyamaz. Şehir hastanelerinin sonrası bunlar da zarar görecek” ifadelerini kullanıyor.

Çok fazla özel hastane var
Türkiye’de özel hastanelerin fazla sayıda açıldığına dikkat çeken Bulut, “Oysa pazar belli” diyor ve ekliyor: “Türkiye’deki hastaların büyük çoğunluğu, yani yüzde 90’ı Sosyal Güvenlik Kurumu’nun şemsiyesi altında. Bunlar özel hastanelere gittiklerinde fark ücreti ödüyor ve pahalı bir sağlık hizmeti almış oluyorlar. Bu da özel hastanelere gidişi azaltıyor. Bütün hastaneler MR, Tomografi gibi pahalı cihazlar da aldı ve Türkiye cihaz mezarlığına dönüşüyor.”

‘Bu hastanelerde hekimler sömürüldü’
“Söz konusu bu hastanelerin çoğunda hekimler 5 aya yakın maaşlarını alamadı” diyen Bulut, sözlerini şöyle sonlandırıyor: “Kanun Hükmünde Kararname ile kamudan men edilen hekimlerin de emeği sömürüldü. Halen devam ediyor bu sömürü. İnsanları mesleğini yapamaz hale getirdiler. Sağlık Bakanlığı bu yanlış sağlık politikalarında ısrar ediyor. Hem alet, teçhizat alanında hem de insan kaynaklarında zararlar var. Hekimler ucuz iş gücü haline getirildi. Bu da yaşananların aslında diğer tarafını oluşturuyor.”

***

Trabzon Şehir Hastanesi için ihale

AKP iktidarının patronlara yeni bir rant kapısı olarak gördüğü ancak Ankara Tabip Odası raporuna göre doktorların yüzde 73’ünün çalışmak istemediği şehir hastaneleri projelerine bir yenisi daha eklendi. Kamu-özel işbirliği (KÖİ) modeliyle kurulacak Trabzon Şehir Hastanesi için açılan ihale şartnamesinde, projeye talip olan sermaye grubunun aktif varlıklarının en az 400 milyon dolar olması koşulu yer alıyor. Resmi Gazete’nin dünkü sayısında yer alan ilana göre Trabzon Şehir Hastanesi’nin işletme dönemi 25 yıl olarak belirlendi. Ancak sözleşme süresi toplam 28 yıl, yapım süresinde uzatma verilmişse ise en çok 29 yıl olacak. Projeye talip olan sermaye gruplarının aktif varlıklar toplamının en az 400 milyon dolar olması şartı aranıyor. Ortak girişim olarak göreve aday olunması durumunda ise ortaklardan en az birinin bu şartı sağlaması gerekiyor. Adaylarda ayrıca, ciro veya net satışların 100 milyon dolardan veya öz kaynaklar toplamının 150 milyon dolardan az olmaması şartları da aranacak.