Bourdain’in intiharına dair detaylar belli olmaya başladı

61 yaşındaki dünyaca ünlü televizyon sunucusu ve şef Anthony Bourdain’in intiharına dair detaylar belli olmaya başladı.

Neden intihar ettiği henüz kesin olarak belli olmayan Bourdain’in intiharına ilişkin ayrıntılar yavaş yavaş gelmeye başlıyor. AP’nin son dakika haberine göre, ünlü şefin Fransa’nın Colmar kentindeki otel odasının banyosuna bornoz kemeriyle kendisini asarak yaşamına son verdiği belirtildi.

Savcı Christian de Rocquigny, 61 yaşındaki Bourdain’in odasına kendilerini şüpheye düşürecek herhangi birinin gelip gelmediğiyle ilgili bulguya rastlanmadığını, toksikoloji testleri uygulanan şefin herhangi bir medikal ürün almadığını belirtti.

61 yaşındaki dünyaca ünlü televizyon sunucusu ve şef Anthony Bourdain, program çekimi nedeniyle gittiği Fransa’daki otel odasında ölü bulunmuştu. Ünlü şefin, otel odasındaki banyo kapısına kendini astığı belirtildi.

61 yaşındaki dünyaca ünlü şefin, CNN televizyon kanalı için çekim için gittiği Fransa’da otel odasında ölü bulunması tüm dünyada şok etkisi yarattı. İntihar nedeni henüz aydınlamasa da, Bourdain’in oyuncu ve yönetmen sevgilisi 42 yaşındaki Asia Argento’nun Roma’da 28 yaşındaki Fransız gazeteci Hugo Clement ile ‘öpüşme’ fotoğraflarının basına yansımasının ünlü şefin intihar sebebi olup olmayacağı tartışılıyor.

İngiltere, Almanya ve Fransa’dan ABD’ye İran mektubu

İngiltere, Almanya ve Fransa’nın ABD’ye resmi bir mektup yollayarak İran’a karşı uygulanacak yaptırımlarda Avrupalı şirketlere muafiyet uygulanmasını talep etti.

Bir süre önce ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin nükleer anlaşmadan çekildiğini duyurmuş ve İran’la ticaret yapan şirketlere ABD tarafından yaptırım uygulanmasının önünü açmıştı.

ABD Hazine Bakanı Steve Mnuchin ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’ya gönderildiği belirtilen mektupta, İran’ın uluslararası para transferi yapılmasına olanak tanıyan SWIFT sisteminden çıkarılmaması da istendi.

Avrupa’nın ‘ahlaksız teklifi’

Barack Obama’nın İran ile yaptığı nükleer anlaşmayı iptal ettikten sonra Donald Trump’ın kararına direnen AB ülkelerinin bu kadar kısa sürede havlu atacaklarını beklemiyordum doğrusu. AB ile birlikte eski AB üyesi İngiltere’nin yanı sıra Fransa ve Almanya’nın ABD’ye yolladıkları bir mektupla İran’a uygulanan yaptırımlardan kendilerinin muaf tutulmaalarını istemeleri, kelimenin tam anlamıyla ikiyüzlülük.

İran’la ticari ilişkilerin AB ile İngiltere, Fransa ve Almanya tarafından sürdürülecek olmasının İran’a da yararlı olacağı elbette doğru. Ama AB ile bu üç ülkenin haksız olduklarını daha önce kabul ettikleri bir uygulamaya boyun eğerek, şimdi kendileri için ayrıcalık istemelerinin ahlaki bir tarafı yok. AB, ABD’ye bu konuda direnebilirdi.

AB, ABD’ye Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun yapılan anlaşma gereği yükümlükülerini yerine getirdiğini tam on bir kez açıkladıklarını da anımsatıyor mektupta. Yani Trump’a “anlaşmayı bozman için hiç bir gerekçen yoktu” demek istiyorlar. Daha anlaşma iptalinin üzerinden çok da uzun zaman geçmeden şimdi yaptırımları kabul etme noktasına gelmiş oldular.

Gerçekten çok trajik bir gelişme bu. Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da geçen ay toplanan AB Zirvesi’nde, ABD vazgeçse bile İran’la anlaşmayı sürdürecekleri konusunda görüş birliğine varılmıştı. AB Başkanı Donald Tusk, ABD’den İran’a uyguladığı yaptırımlardan vazgeçmesini de istemişti.

Yazılan mektupta “müttefikler olarak ABD’nin çıkarlarımıza zarar vermekten kaçınacağını umuyoruz” deniyor, aynı zamanda İran’la yapılan (Trump’ın bozduğu) anlaşmanın nükleer bir İran’ı engellemenin en iyi yolu olduğu da vurgulanıyor. Mektupta doğru olan en çarpıcı ifade ise bence, “yapılan anlaşmanın İran’ın ekonomik fayda sağlamasıyla hayatta kalabileceği” ifadesi. AB buna inanıyorsa tümüyle yaptırımlar konusunda ABD’ye, İran’la ticari ilişkisi olan tüm ülkeleri de arkasına alarak karşı çıkmalıydı. Ne var ki AB ülkeleri, ABD’nin kendilerini İran’la ticaret yapmama konusunda üstü kapalı tehdit eden ABD’ye boyun eğmekle kalmayıp ayrıcalık talep edebildiler.

Ayrıcalık istenen alanlar özellikle otomobil, enerji, sivil havacılık gibi önemli sektörler. Bu konuda İran’la ticari ilişkileri sürdürmek istiyor AB ve söz konusu üç ülke. Fransızların ünlü otomobil üretici firmaları Peugeot ve Citroen, İran’la ortak üretimden vazgeçmişlerdi. Yine Fransız Total ile Engie SA, İran’daki faaliyetlerine son vermişlerdi.

ABD’nin istenen ayrıcalığı talep sahiplerine tanıyacağını sanmam. Eğer tanırsa, İran’ın, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu komşuları hiçbir ticari ilişki kuramayacakken, AB ülkelerinin böyle bir derdi olmayacak demektir bu. Yani AB, “biz işimizi sürdürelim ama diğer ülkeler uygulanan yaptırım gereği İran’la ticari ilişki kurmasınlar” diyor.

İran’la ticaret yapmak, başta komşuları olmak üzere. Her ülkenin hakkı. ABD’nin sadece kendisinin inandığı gerekçelerle bir ülkeyi cezalandırmasına başka ülkeleri de ortak etme hakkı elbette yok. AB, İran’a uygulanan yaptırımlara, kendilerine yasak yoksa “evet” demek durumuna gelmiştir. İran da AB’nin bu isteğine itiraz etmeyecektir aslında. Olan İran’la ticaret yapan ülkelere olacak.

Gerçekten ahlaksız bir teklif bu.

İngiltere, Fransa ve Almanya’dan ABD’ye mektup: ‘İran’a yaptırımlardan bizi muaf tut’ dediler

İngiltere, Fransa ve Almanya’nın ABD’ye yolladıkları mektupta İran’a karşı uygulanacak yaptırımlardan Avrupalı şirketlerin muaf tutulmasını istedikleri belirtildi.

Bir süre önce ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin nükleer anlaşmadan çekildiğini duyurmuş ve İran’la ticaret yapan şirketlere ABD tarafından yaptırım uygulanmasının önünü açmıştı. ABD Hazine Bakanı Steve Mnuchin ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’ya gönderildiği belirtilen mektupta, İran’ın uluslararası para transferi yapılmasına olanak tanıyan SWIFT sisteminden çıkarılmaması da istendi.

Avrupa harekete geçiyor
Bu arada Avrupa Komisyonu, ABD’nin Avrupa çelik ve alüminyum ürünlerine getirdiği gümrük vergilerine misilleme olmak üzere, Avrupa Birliği’nin de temmuzdan itibaren belirli Amerikan mallarına ek vergi uygulamaya hazır olduğunu açıkladı.

AB üyeleri, Washington’un attığı adımın yasal olmadığı görüşünde olan Komisyon’un, karşılık olarak 2.8 milyar avro (3.3 milyar dolar) değerinde Amerikan ihraç malına yeni vergi getirmesine toplu destek veriyorlar.

Komisyon üyesi Maros Sefcovic dün yaptığı basın toplantısında, “Komisyon gerekli prosedürü üye ülkeler ile eşgüdüm içinde haziran sonundan önce tamamlamayı ve böylece yeni vergilerin Temmuz’da uygulamaya girmesini öngörüyor” dedi.

Fransa’dan İran’a ‘kırmızı çizgi’ uyarısı
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, ABD’nin İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesi sonrası uranyum zenginleştirme planlarını açıklayan Tahran’a, “kırmızı çizgiyi aşmak üzere” olduğu uyarısında bulundu.

Europe 1 radyosuna konuşan Le Drian, “Kırmızı çizgiye yaklaşmak her zaman tehlikelidir” diyerek, ABD Başkanı Donald Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilmesi sonrası anlaşmayı kurtarma planlarının değişmediğini vurguladı.

Le Drian’ın değerlendirmeleri, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile önceki gün görüşen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun nükleer anlaşmaya dair açıklamalarının ardından geldi.

ABD, Batı ve Araplara çağrı: İran’a karşı askeri koalisyon kuralım

ABD’nin İran’la nükleer anlaşmadan çekilmesinde önemli rol oynayan İsrail, Tahran’ın anlaşmanın çökmesi halinde uranyum zenginleştirme hazırlığına karşı da ABD, Batılı ülkeler ve Araplarla birlikte uluslararası askeri müdahale tehdidinde bulundu.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu İran’la yapılan anlaşmaya bağlılık bildiren Almanya, Fransa ve İngiltere’yi turlarken İstihbarat Bakanı Yisrael Katz ‘askeri düzeyde’ uranyum zenginleştirmeye yeniden başlaması halinde İran’a karşı ABD ve Araplarla askeri koalisyon kurulması çağrısında bulundu.

Katz ‘’İranlılar derhal teslim olmaz ve uluslararası denetim bulunmaksızın uranyum zenginleştirmeye geri dönmeye çalışırsa ABD Başkanı ile tüm Batı koalisyonu net tavır koymalı. Araplarla İsrailliler de kesinliklen onların yanında olacaktır’’ dedi. İsrail İstihbarat Bakanı, ‘’İranlılar, uranyum zenginleştirmeye geri dönerse onlara karşı askeri koalisyon oluşturulacağı mesajı verilmelidir’’ vurgusu yaptı.

Savunma Bakanı Avigdor Liberman’dan ‘’Hamaney’in açıklaması, İran liderliğinde histeri ve toplu panik işareti’’ yorumu geldi. Öncesinde Netanyahu ‘’İki gün önce Hamaney İsrail’i yok etme niyetini dile getirdi. Dün de bunu nasıl yapmak istediğini açıkladı: Sınırsız uranyum zenginleştirmeyle nükleer cephanelik yaratarak’’ çıkışını yapmıştı.

4 Haziran’da ‘’İran Atom Enerjisi Kurumu uranyum zenginleştirme için 190 bin santrifüj üretmenin zemini oluşturmaya hazırlanmalıdır, ama şimdilik nükleer anlaşma kapsamında kalarak’’ açıklamasını yapan Ayetullah Ali Hamaney, İran Atom Enerjisi Kurumu’nun (İAEK) hazırlıklara başlandığını Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na (UAEK) ileteceğini duyurdu.

İran UAEK’ye bildirdi
Öte yandan Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun (UAEK) Viyana’daki toplantısı sırasında, İran Temsilcisi Rıza Necefi, anlaşmanın çökmesi senaryosu dahilinde nükleer faaliyetlere yeniden başlamaya yönelik hazırlık çalışmaları içinde olduklarını, İran’ın nükleer faaliyetlerine hiçbir sınırlama olmaksızın yeniden başlayabileceğini duyurdu. Necefi, uranyum zenginleştirme kapasitesini artırmak için yeni santrifüj üretimi ve İsfahan’daki uranyum dönüştürme tesisinde UF6 üretimi faaliyetlerini yeniden başlatma planlarını UAEK’ye bildirdiklerini belirtti. UAEK da Tahran’ın 4 Haziran tarihli mektubunda UF6 (Uranyum Heksaflorid) üretimini yeniden başlatmaya yönelik takvim hazırlığının bildirildiğini teyit etti.

AİHM’den Türkiye’ye ilk ‘trafik’ cezası

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ( AİHM), ilk kez bir trafik kazasıyla ilgili davada Türkiye’yi “yaşam hakkı ihlalinden” mahkûm etti. Gazete Habertürk’ün DW Türkçe’ye dayandırdığı habere göre; İzmir’in Bornova İlçesi’ne bağlı Cumhuriyet Caddesi’nde 25 Ekim 2008 tarihinde meydana gelen kazada, direksiyon hâkimiyetini kaybeden 29 yaşındaki Fatih Ç.’nin aracı, metal bariyerlere çarpmasına rağmen yol seviyesinden yaklaşık 6 metre aşağıdaki şarampole savrulmuştu. Kazada Fatih Ç.’nin eşi Yeşim Ç. hayatını kaybetmiş, henüz 1 yaşındaki kızları M.N.Ç. ise hafif yaralanmıştı. Polisin hazırladığı tutanakta, otomobilin kaza anında çarptığı metal bariyerlerin kaza öncesinde hasarlı olduğu not edildi.

İZMİR BELEDİYESİ’NE DAVA
Fatih Ç., eşinin ölümüne neden olduğunu savunduğu hasarlı bariyerleri onarmakla yükümlü İzmir Belediyesi’ne karşı Mayıs 2009’da İzmir İdare Mahkemesi’nde tazminat davası açtı. Ancak mahkeme Ç.’yi, “kazanın tek sorumlusu” olarak gösterdi ve belediyeye karşı davasını geri çevirdi. Ç.’nin Danıştay’a yaptığı temyiz başvurusu da sonuçsuz kaldı. Ç., bunun üzerine davayı AİHM’ye taşıdı. Türk hükümeti, dava için Fransa’nın Strasbourg kentine gönderdiği savunmada, mahkemenin kararını savurken “Kazaya aşırı hız neden oldu” iddiasını da ortaya attı. Ancak AİHM, “aşırı hız” tezinin Türkiye’de kazayla ilgili idari ve cezai hiçbir süreçte gündeme gelmediğini hatırlatıp Türk hükümetinin bu tezini “kabul edilemez” buldu.

10 BİN EURO TAZMİNAT
Kararda, yargının usulen hata yaparak kazayla ilgili yeterli soruşturmayı gerçekleştirmediği, devletin de böylelikle vatandaşının hayatını koruma konusundaki “pozitif yükümlülüğünü” yerine getirmediği belirtildi. Buna
göre Ankara, karar gereği davacı baba ve kızına 10 bin Euro manevi tazminat, 2 bin Euro da mahkeme masrafı ödeyecek. Davacı baba-kızın avukatı İmdat Ataş, kararın kesinleşmesiyle birlikte yeniden yargılama için başvurabilecekleri sinyalini verdi. Türk hükümetinin 3 ay içinde itiraz etmemesi halinde karar kesinleşmiş olacak.

İspanya’da Sosyalist Parti hükümetinin 17’i bakanının 11’i kadın

İspanya’da Sosyalist Başbakan Pedro Sanchez, kabinesindeki 17 bakanlığın 11’ini kadınlara vererek, Avrupa’da bu alandaki rekoru kırdı.

Kendini feminist olarak tanımlayan Sanchez, güvensizlik oyuyla devrilen eski Başbakan Mariano Rajoy’un erkek ağırlıklı kabinesinin tersine, kadın bakanlarla çalışmayı tercih etti.

Kadın bakanlara, savunma, ekonomi, maliye, ve eğitim gibi başlıca görevler verildi.

Eski astronot Pedro Duque de Bilim Bakanı oldu.

Sanchez’in kapinesindeki partili çalışma arkadaşları ve siyaset dışından gelen uzman isimler İspanya’da “feminist kabine” diye tanımlandı.

Sanchez televizyonda yaptığı açıklamada kabinesinin “çağdaşlaştırıcı ve Avrupa yanlısı ilerici bir toplum vizyonunu benimseyen insanlardan” kurulduğunu söyledi.

Avrupa’dan “yeni memleketimiz” diye bahseden Sanchez yeni kabinesinin 8 Mart’ta İspanya’da ortaya çıkan değişimin yansıması olduğunu belirtti.

8 Mart’ta beş milyon kadın ücret eşitsizliği ve şiddeti protesto etmek için “feminist grev” yapmıştı.

Sanchez bu grevin İspanyol toplumunda bir dönüm noktası olduğunu vurguladı.

Pedro Sanchez kendisi dahil 18 kişiden oluşan kabinenin yüzde 61,1’i kadınlardan oluşuyor. Kabinesinin en az yarısı kadınlardan oluşan ülkelerse sadece Fransa, İsveç ve Kanada.

Astronot Bilim Bakanı

Havacılık mühendisi Duque, Avrupa Uzay Ajansı’nın astronot heyetine 1992 yılında seçildi ve 1998 yılında uzaya giden ilk İspanyol oldu.

Üç çocuğu olan Duque, Discovery Uzay Mekiği’nin 9 günlük seferinde uzman olarak yer aldı.

NASA’nın STS-95 misyonunda yer alan ekibe, 1999 yılında “evrenin barışçıl amaçlarla keşfinin mimarları” oldukları için Asturias Prensliği Ödülü verildi.

Duque 2003 yılında da Uluslararası Uzay Üssü’nün 10 günlük Cervantes misyonuna uçuş mühendisi olarak katıldı.

2011 yılından itibaren Avrupa Uzay Ajansı’nın Almanya’nın Münih kentindeki Uçuş Operasyonları Ofisi’nin başkanlığını üstlendi.

Avrupa Uzay Ajansı’nın internet sitesine göre, 2015 yılında “astronotluk görevine ve uçuşlarına” geri döndü.

2011’den beri görev başında olan İspanya Başbakanı Mariano Rajoy, geçen hafta parlamentoda yapılan güven oylamasını kaybetmişti.

Sosyalist Parti lideri Sanchez, altı partinin desteğini alarak, yolsuzluk skandalına adı karışan Rajoy’u düşürmüştü.

Sosyalist Parti’nin 350 üyeli parlamentoda sadece 84 sandalyesi bulunuyor.

İspanya Anayasası’na göre gensoru ile hükümeti deviren parti hükümeti kuruyor.

63 yaşındaki Rajoy Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Hayatta kendini siyasete adamaktan başka yapılacak şeyler var” sözleriyle siyaseti bırakmayı düşündüğünü açıkladı.

Rajoy, “Çok yoğun bir siyasi yaşamım oldu ve bence burada daha fazla durmanın bir anlamı yok” dedi. BBC Türkçe

68’den çıkarımlar- 2

68’e değinmek benim için yazıklanıp durduğum bir süreç. Sonuçta dünyayı yönetenlerin yine paçayı kurtardığı ama yinelemekten bıkıp usanmadığım, benim için dünyanın merkezine düşsel bir yolculuk sanki…

68’e yolculuğu geçen hafta kaldığımız yerden sürdürelim…

Hippi’lerin insancıl ve barışçıl bir yaşam biçimi vardı. Bu dönemin gençleri “make love, not war”(savaşma seviş) savsözünde kendini buldu. ‘68 dönemine müzik de damgasını vurmuştu. Rock ve folk olarak iki ana başlık altında toplanan, kökleri “insan hakları savaşımı”na dayanan protest müzik, siyasal içerikli bildirileri kitlelere ulaştırmada etkili bir rol oynamış ve bu günlere de ulaşan bir müzik kültürü yaratmıştı. Janis Joplin, Bob Dylan, Beatles, Rolling Stones, The Doors, Joan Baez, Peet Seager gibi müzisyenler özellikle şiddet ve ırkçılık karşıtlığı ile öne çıktı. Çeşitli şenlikler(festivaller) düzenlendi. 15 ağustos 1969’da yapılan Woodstock Şenliğine katılım şaşırtıcıydı. Bu; 2 gece 3 gün süren, 500.000 kişinin katıldığı sevgi ve dayanışmanın, paylaşımın, ırkçılık ve savaş karşıtlığının yaşandığı en büyük etkinliklerden biriydi. Unutulmaz anlarından biri de Jimi Hendrix’in ABD ulusal marşını gitarıyla savaş sesleri çıkararak çalması olmuştu.

1968 eylemleri kısa ve uzun erimli bir dizi gelişmelere yol açtı. Çevre bilincinin ortaya çıkmasına neden oldu. “Çekirdeksel(nükleer) karşıtlığı” ve “silahların artışına karşı silahsızlanma” gibi konularda toplumsal bilinç ve kültür yaratıldı… Seçenekli(alternatif) yaşam biçimleri geliştirildi. Ortak(Komün) evler kuruldu. Ayrımlı(farklı) olanların varlığı olurlanmaya başlandı.Cinsel özgürleşme, 68’in en önemli sonuçlarından biriydi. Okullarda dirimbilim(biyoloji) dersinde insan gövdebilimi(anatomisi) öğretilmeye başlandı. Daha önce pornografi, nü resimler, sanatta çıplaklık suç sayılırken, bunlar sergilenmeye başlandı. Eski kültür paramparça olmaya, bireyin özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden biri olan cinsellik tabusu yıkılmaya başladı. Eşcinsellik, eşcinsel evlilik, seks işçiliği, bisexsüellerin ve lezbiyenlerin örgütlenme özgürlüğü gibi kazanımlar elde edildi. 68’in en büyük sonuçlarından biri kadın haklarında görüldü. Kadınlar evli olsun olmasın kürtaj olma, boşanma davası açma, kocalarının izni olmadan ehliyet alma ve yolculuk etme haklarını elde etti. Evlilik dışı cinsel yaşam özgürlüğü, seçme seçilme hakkı sağlandı. İnsanlar birlikte yaşamak için evlenme koşulunu, aile kurmayı istemediler. Geleneksel kadın rolü sayılan çocuk bakımı, mutfak işleri ve ev temizliği erkekler yanınca da yapılmaya başlandı. Eğitimde demokratik katılımcı yapı ve örgütlenme özgürlüğü gelişti. Savaşlara karşıtçılık(muhalefet) yükseldi. Üçüncü dünya ülkeleri ve ulusal bağımsızlık istemleriyle dayanışma yerleşti. Sırt çantası ile dış ülkelere gezi, çeşitli kültürler ve insanlarla tanışma eğilimi arttı. Giyim kuşamda tüketim yerine ikinci el ya da eskiler yeğ tutuldu. Askerlik yapmaya karşı duruş, sivil askerlik gibi açılımlar gerçekleşti.

68-den-cikarimlar-2-462869-1.

Toplumda köktenci görüşler geliştirmenin gücü, denilebilir ki bir yokluk sonucu, kendisi bir sınıf olmayan, zaman içinde sürekli olmayan bir tabakaya, öğrencilerin omuzuna düştü. Onlar demokrasinin anlamını genişletmek, doğrudan eylemle halkın gücünü arttırmak, yeni siyasi arayışlar-kuramlar geliştirmek, bireyi köktencileştirmek için savaşım verdiler. Ne var ki 68 devinimi(hareketi), son çözümlemesinde(tahlilde), toplumsal tabakaları eyleme geçiremedi, özellikle kurulu düzenin güçlü(iktidar) yapılarına tehdit yöneltebilecek işçi sınıfıyla bağ kuramadı…

Benim yetersiz özetlemelerim nereye kadar? Oysa çok değerli çalışmalar var; 1968 İsyancı Bir Öğrenci Kuşağı(Ronald Fraser/ Belge Yayınları, 1988) yanı sıra diğer bir kaçı: Küresel İsyan ‘68(Mete Kızık/ Günizi Yayıncılık, 2008), Bizim 68’liler(Şükran Soner/ Cumhuriyet Kitapları, 2009), 68 Kuşağı Gençlik Olaylarının Uluslararası Boyutu(Feryat Bulut, 2011), Türkiye ve Fransa’da 1968(Emine Öztürk/ Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (2017), vd.

68 Kuşağı, yazmakla ve üzerinde düşünmekle bitmeyecek 50 yıllık bir destan…

İranlı kadınlar ne yapmak istiyor?

Türkiye’de hükümetin arayıp da bulamadığı bir girişim Fransa’dan geldi.

Fransa’da, aralarında eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, üç eski başbakan, Yahudi ve Hristiyan cemaati temsilcileriyle yazarların da bulunduğu 300 kişinin imzasıyla bir bildiri paylaşıldı. Bildiride Kuran’ı Kerim’de Anti Semitik olduğu iddia edilen bazı ayetlerin çıkarılması isteniyor. Bu saçma bildiri hükümete çok şahane pas verdi.

Ne var ki meselenin Fransa menşeili olması hükümet açısından kötü oldu. Malum Macron dünyada kim var kim yok, hepsiyle arayı iyi tutmayı amaçlayan, detaylara takılmayalım işimize bakalımcı bir lider. Avrupalı pek çok lider Erdoğan ile görüşmeyi tercih etmezken, Erdoğan’ı Elysee’de mart ayı sonunda ağırlayan isim Fransa Cumhurbaşkanı oldu. Bu bildiri Fransa’dan değil de Hollanda’dan gelseydi hükümet muhtemelen meseleyi daha da dallandırıp budaklandırabilir, tepe tepe kullanabilirdi.

Fransa bildirisi konuşulurken İslamcıların asıl atladığı hareket İran’dan geliyor. İran’da kadınlar sosyal medyada “Kuran’ı Kerim yakma” düellosu başlattı. Kadınlar Kuran’ı Kerim’i yaktıkları videoları sosyal medyada #Burning_Quran_Challenge etiketini İngilizce ve Farsça, “چالش_آتش_زدن_قرآن” paylaşıyor. Kadınlar videolarda önce yakmak üzere oldukları kitabı sayfa sayfa kameralara gösteriyorlar, yaktıkları kitabın gerçekten Kuran’ı Kerim olduğunu teşhir ediyorlar. Sonra da kendilerince bu eylemi gerçekleştiriyorlar.

Kutsal Kitabı banyosunda yakan bir kadın “bu hurafelerle dolu bir kitap. Bu kitabı herkes gerçekten okusa ve anlasa İslam Cumhuriyeti bir dakika bile ayakta kalmazdı” diyor. Kuran’ı devrim öncesi döneme ait İran sanat müziği eşliğinde yakan bir kişiye ait video var. Bazı kadınlar bu eylemi yaparken yüzlerini göstermekten de çekinmiyor. Sarışın bir İranlı kadın paylaştığı videoda, “Bu Kuran’ı yakıyorum çünkü beni 20 yıl boyunca kandırdılar ve bu kitabı bana zorla kabul ettirdiler. Bu eylemi daha iyi bir İran için ve gelecek nesillerin baskı altında olmaması için yapıyorum” diyor. Bir başka kadın “hurafeler yakılmalı artık 21. yüzyıldayız” diyor.

Bir avuç kadının Kuran’ı Kerim’i yakmasıyla dünya değişmeyecek, İran’da rejim falan düşmeyecek. Hatta muhtemelen rejim toplum üzerindeki baskıyı arttırmak için bu videoları kullanacak. Rejimi en katı haliyle uygulamak isteyen muhafazakarlar, “Bakın ılımlı Ruhani iktidara geldi özgürlüklerden bahsetti, dinsizlik, fitne, islam düşmanlığı aldı yürüdü” diyecekler. Sopayı şiddeti savunacaklar. Fakat bu da öte yandan, gördükleri baskıdan dolayı İslam’dan nefret etmiş kadınlara İslamı sevdirmeyecek, fikirlerini değiştirmeyecek. Sopayla, silah zoruyla, hapis tehdidiyle hiç bir rejim kimseye bir şeyi sevdiremez. Ancak bir süreliğine susturabilir.

Ancak baskıcı rejimlerin bir açmazı da bu. Halk üzerine sürekli uygulanan korku, bir zaman sonra olağan hale geliyor ve korku yıldırıcı olmaktan çıkıyor. İran İslam Cumhuriyeti’nde Kuran’ı Kerim yakma eylemi gerçekleştirirken yüzünü göstermekten çekinmeyen kadın korkunun yıldırıcılığının kırılma anının simgesi adeta mesela.

Velhasılı kelam, sopayla, korkuyla, tehditle kimseye bir şeyi sevdiremezsiniz, sevdirmek istediğiniz şey, size göre dünyanın en temiz mesajı, en ulu ülküsü, en şerefli amacı olsa da.

Aziz Behich, Dünya Kupası’na gidiyor

Bursaspor’un sol beki Aziz Behich, 2018 Dünya Kupası’nda mücadele edecek Avustralya’nın aday kadrosuna çağrıldı.

Rusya’da düzenlenecek 2018 Dünya Kupası’nda C Grubu’nda Fransa, Danimarka ve Peru’yla mücadele edecek Avustralya’nın aday kadrosu açıklandı. Buna göre Teknik Direktör Bert Van Marwijk’in belirlediği 32 kişilik kadroda Bursaspor’un başarılı savunmacısı Aziz Behich de yer aldı.

Aziz Behich, Bursaspor formasıyla bu sezon çıktığı 29 lig maçında 5 gol ve 2 asist kaydetti. Avustralya Milli Takımı’nda ise 19 maça çıkan tecrübeli oyuncunun 2 golü bulunuyor.

Avustralya 9 Haziran’da Macaristan ile Budapeşte’de bir hazırlık maçı oynayacak. Avustralya’nın 32 kişilik aday kadrosu 14 Mayıs’ta 26 kişiye düşürülecek. Daha sonra 3 isim daha kadrodan çıkarılacak.DHA