CNN Türk’te bir ayrılık daha

Doğan Yayın Grubu’nun Demirören Grubu’na satılmasından sonra işten çıkarmalar sürüyor. 2001 yılından beri kanal bünyesinde görev yapan sunucu Ahu Özyurt’un işine son verildi.

CNN Türk, Ahu Özyurt’la da yollarını ayırdı. 17 senedir CNN Türk’te birçok kademede görev yapan Ahu Özyurt, kanalda haftada iki akşam “Türkiye’nin Gündemi” programını, sabahları ise haftaiçi hergün “10’dan Sonra” programını sunuyordu.

CNN TÜRK VE KANAL D’DEN ŞİMDİYE KADAR AYRILANLAR

Önce CNN Türk Genel Müdürü Erdoğan Aktaş’ın işine son verildi. 2006 yılından bu yana Doğan Grubu’nda çalışan CNN Türk Programlar Koordinatörü Aslı Öymen’in kanalla yollar ayrıldı. Öymen, aynı zamanda “Afiş” adlı kültür sanat programını hazırlayıp sunmaktaydı.

CNN Türk Ekonomi Müdürü ve hafta içi her sabah ekrana gelen Parametre programının sunucusu Ebru Baki ile de yollar ayrıldı.

Ebru Baki sosyal medya hesabından da ayrılığına ilişkin bir fotoğraf paylaştı.

Ayrıca, cnnturk.com.tr Yayın Yönetmeni Umut Alphan ve CNN Türk Haber Programları Müdürü Cansel Poyraz’la da yollar ayrıldı.

Melis Alphan’ın da geçen ay Hürriyet’le yolları ayrılmıştı.

Saray Ekibi!

İtiraf edeyim, Muharrem İnce’nin aday olmasını.. Olsa da böyle bir performans göstermesini beklemiyordum. Yanılmışım.

Kılıçdaroğlu, partideki rakibini aday gösterdi. Çok kritik bir eşiği, çok önemli bir adımla aştı.

Muharrem İnce de, dostunu düşmanını şaşırttı.

Yandaş medyaya, AKP’nin kurmaylarına bakıyorum da.. Muharrem İnce’ye karşı politika üretemiyorlar. Muharrem İnce’yi “neresinden tutacaklarını” bilemiyorlar! Nereden ve nasıl saldıracaklarını kestiremiyorlar. Alevi değil. Kavgacı değil. Hem Kürtler’e mesaj veriyor, hem ulusalcılara. Ezan okunurken susuyor. Kendisiyle de Erdoğan’la da alay edebiliyor.

Yandaş / yanaşma medya ne yapsın! Hiçbir şey bulamayınca, “ekibi yok” teşhisine sarıldı. İnce’nin ekibi yokmuş. Ekonomide, dış politikada, kültür – sanatta danışmanlarının kim olduğu belli değilmiş. Falan filan.

Bunları yazıp söyleyenlerin Saray danışmanlarını gördüğü yok herhalde!

Malum, Erdoğan’ın -son dönemin en mayınlı alanı- ekonomide danışmanları çok ilginç isimler.

Yiğit Bulut’u defalarca yazdım. Sizler de yakından biliyorsunuz. Tekrarlamaya gerek yok.

Son günlerde adı öne çıkan Cemil Ertem’e gelince..

Hazret, daha Mart sonunda yaptığı tespitle tarihe geçti: “Dolar 4’e çıktı algısı yanlış. 3.85’in üzerindeki çıkışlar oldukça spekülatif çıkışlar. Dalgalı kurda temellere uygun dengeye geleceğiz.”

Geldik beyefendi. Bu sözlerin üzerinden sadece bir buçuk ay geçti. Ama dolar, sizi duymamış olacak, 4.50 dolaylarında salınıp duruyor!

Bu “başdanışman” bey, Erdoğan’ın son İngiltere ziyaretini de aynı ferasetle takdim etti. Ona göre,”ziyaret ve özellikle iş çevreleriyle yapılan toplantı bazı “merkezleri” oldukça rahatsız” etmiş!

O ziyaret sırasında doların uçtuğunu.. Bunda, Erdoğan’ın Merkez Bankası’nın bağımsızlığını yok sayan görüşlerinin de payı olduğunu.. Zaten gerek BBC gerekse Bloomberg yayınlarındaki soruların bile Türkiye’nin halini ortaya koyduğunu fark etmemiş.

* * *

Yüksek irtifada oksijen azlığından görüş bulanıklaşır ya! Bu beyefendilerde de öyle oluyor anlaşılan. Aşağıdaki satırlar da Erdoğan’ın muhteşem ekibinden Cemil Ertem Bey’e ait:

Erdoğan, hem iş çevreleriyle yaptığı toplantıda hem de sonrasında gerçekleşen canlı yayında, bütün sorulara içtenlikle cevap verdi; dileyen dilediğini sordu.”

Bizim buralarda iş çevreleri de gazeteciler de soru sormayı bilmiyor herhalde. Baksanıza, dileyen dilediğini sorabilirmiş.. Sorunca da Erdoğan içtenlikle cevap verirmiş.

Fotoğraf bu konuda size net bir fikir verecektir. Erdoğan Londra’da, özenle seçilip heyete dahil edilmiş Türk gazetecileri toplamış. O anlatmış, gazeteciler dinlemiş. Elbette “içtenlikle”!!!

* * *

Saray’ın ekonomi başdanışmanı Cemil Ertem, bu tabloya bakıp da “hakikaten bizimkiler elin İngilizi gibi soramıyor azizim” diye iç geçirmiş midir? Bilemem.

Kendisinin ekonomik alandaki liyakatı hakkında da bir fikrim yok.

Elbette, ekipce Türkiye’yi getirdikleri ekonomik / toplumsal yıkıma bakıp bir fikir sahibi oluyoruz. O ayrı!

Merak ettiğim, “nasıl bir insan” Türkiye’de medyaya / emekçilere / iş dünyasına yönelik baskının farkında olmaz? “Nasıl bir insan” bir an olsun durup “yahu sahiden Türkiye’de Erdoğan’a neden dileyen dilediği soruyu soramıyor” diye düşünmez? “Nasıl bir insan” inşaat sektöründen başka umudu kalmamış bir ülkede işlerin yolunda gittiğini, İngilizler’in, Kraliçe’nin falan bizi takdir ettiğini zanneder?

Geçiniz.

Muharrem İnce’nin de böyle bir ekibi olacaksa hiç olmasın daha iyi!!

* * *

Saray ekibi ekonomiyi yönetemiyor, dış politika danışmanları çoktan pert oldu da Erdoğan siyasette toz mu attırıyor! Hadi canım siz de!

Hürriyet’te Nuray Babacan’ın -iç sayfalara küçücük sıkıştırılmış- müthiş haberi siyasi danışmanların nerelere / ne hallere geldiğini anlatıyor:

“İktidar partisi, seçim çalışmalarında vatandaşın nabzını tutmak ve ona göre politika geliştirmek için ‘anlık-günlük strateji’ belirleyecek.Tüm söylemler ve alınan kararlar, telefon anketiyle halka sorulacak. Kampanya boyunca kullanılacak söylem ve başlıklar, günün gelişen koşullarına, muhalefetin kullandığı dile ve gündem oluşturacak konulara göre belirlenecek. Yapılan konuşmaların ve geliştirilen söylemin ‘sosyal kırılganlık algısı’ anlık ölçülecek. Ona göre politika değiştirilecek veya geliştirilecek.”

* * *

Dünyada para bolken.. AB Erdoğan’ı desteklerken.. Liberaller, Gülen’le birlikte AKP’nin değirmenine su taşırken.. Bu ülkenin vatandaşlarının alın teriyle, vergisiyle yaratılmış ne kadar fabrika / tesis / banka varsa haraç mezat satılıp parasıyla gösteriş yapılırken.. Erdoğan’ı ASRIN LİDERİ diye takdim etmek kolaydı.

Hadi bakalım, şimdi “anlık politikalarla yürümeye çalışan” partiyi ve liderini parlatın da görelim!

Ha bir de Cemil Ertem parlatayım derken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faiz-enflasyon ilişkisi hakkında söyledikleri bugün tam da çağdaş bilimsel iktisat teorisinin konusudur. Aksi iddialar da bilim dışı safsatadan ibarettir” demez mi!

Ekonomistler bir gül bir gül..

Nohuta artık kıyma bile koyamayan vatandaş bir gül bir gül..

O kadar olur yani!

Dünyaca ünlü oyuncu Balat’ta tıraş oldu

Bir dönemin efsane dizisi “Sex and the City”de Carrie Bradshaw’un bir ayrılıp bir barıştığı sevgilisi Mr. Big’i canlandıran ABD’li oyuncu Chris Noth, Endonezyalı işadamı David Salman’ın 85’inci yaş günü partisi için İstanbul’a geldi.

Pera Palas Hotel’de düzenlenen ve organizasyonu Şebnem Mardini tarafından yapılan partiye katılan ünlü yıldız, ertesi gün İstanbul turuna çıktı.

‘İSTANBUL’U ÇOK SEVİYORUM’

Üçüncü kez geldiği İstanbul’u çok sevdiğini söyleyen Chris Noth’a şehir turunda dostları Alfonso Garcia ve Brian Foster ile Şebnem Mardini de eşlik etti. Önce Balat’taki bir kafede arkadaşlarıyla yemek yiyen ünlü aktör, daha sonra berbere gitti.

Sinekkaydı tıraşın ardından berberle hatıra fotoğrafı çektiren Chris Noth, tura Eminönü’nde devam etti. Ayasofya’yı da gezen ekip, günü Sunset Restoran’da noktaladı. Noth, mekandan ayrılmadan önce İstanbul’a tekrar geleceğini söyledi.

İstanbul’da 4 gün kalan Chris Noth, Sultanahmet’i Alfonso Garcia, Brian Foster ve Şebnem
Chris Noth, tıraşını yapan berberin ricasını geri çevirmedi, onunla fotoğraf da çektirdi.

Instagram’da ‘paralı dönem’ geliyor

Aktarılan bilgilere göre; Instagram‘a çok yakında uygulama içi satın alma seçenekleri eklenecek. Bu özellik sayesinde firmalar, Instagram hesapları üzerinden kredi kartı ile satış yapabilecek.

Instagram, test etmeye başladığı yeni özellik ile akıllara Instagram paralı mı olacak sorusunu getirdi? Peki, Instagram’ın yeni özelliği ile kullanıcılar paralarını ne yönde harcayacak?

Facebook’un bünyesinde yer alan Instagram, son dönemde yaptığı yenilikler ile Snapchat’i adeta piyasadan silmeyi başarmıştı. Hikayeler özelliğine eklediği portre modu ile tek kameralı telefonlarda portre fotoğraf çekmeye imkan sağlayan Instagram, şimdi de yeni özelliğini test ediyor.

Kullanıcılar; Instagram’a kredi kartlarını kaydettikten sonra, firmaların Instagram hesaplarında paylaştıkları gönderilerde yer alan ürünleri çok kolay bir şekilde satın alabilecek. CNN Türk’ten Ecevit Bıktım’ın aktardığı habere göre, bu özelliğin sadece isteğebağlı olduğunu, Instagram’ın eskisi gibi ücretsiz olarak kullanılacağını belirtiliyor.

Şimdilik belli başlı kullanıcılar üzerinde test edilen bu özelliğin, yaz aylarında ilk olarak Amerika’da kullanıma sunulması bekleniyor. Instagram‘ın bu satışlardan henüz ne kadar komisyon alacağı bilinmiyor.

Bankacılık işlemleri tüzüğünden dolayı; ülkemizde şimdilik kullanımasunulmayacak olan bu özellik, Instagram‘ı sosyal medya platformundan alışveriş platformuna dönüştürecek gibi görünüyor.

Instagram’ın uygulama içi satışlardan oldukça fazla kar elde etmesi bekleniyor.

Sanatçı Bahar Yürükoğlu: Plastik, yakın gelecekte bize musallat

Burak Abatay @abatayburak

Bu yıl üçüncüsü düzenlenen Red Bull Art Around, 4-20 Mayıs 2018 tarihleri arasında Arnavutköy’ün sokaklarını ve çeşitli mekânlarını çağdaş sanatla buluşturdu. Küratörlüğünü Collective Çukurcuma ekibinin üstlendiği projede biri öğrenci projesi olmak üzere toplam 14 farklı sanatçının 14 farklı eseri Arnavutköy’ü bir açık hava sergisine dönüştürüyor. Doğaya verdiğimiz zararı da ön plana çıkartan eserlerin bulunduğu sergide çevre duyarlılığıyla ön plana çıkan Bahar Yürükoğlu’nun da eserleri var. Plastiğin doğayla nasıl iç içe girdiğini anlatmaya çalışan Yürükoğlu, pleksiglastan yarattığı eserleriyle Arnavutköy’ün bahçelerinde geleceği yansıtıyor. Arnavutköy’ün yeşil alanlarına ‘plastik’ eserlerini yerleştiren sanatçı Bahar Yürükoğlu ile Red Bull Art Around’u ve işlerini konuştuk.

»Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Bir sanatçı olarak kendinize dert edindiğiniz meseleler neler?
2003 yılında New York City’deki Görsel Sanatlar Koleji’nin Fotoğraf bölümünden mezun oldum. Birkaç yıl boyunca New York’ta bir fotoğrafçı ve renkli karanlık odada baskıcı olarak çalıştım. Yüksek lisansımı 2011’de Boston’daki Massachusetts College of Art and Design’da tamamladım. Üç boyutlu alan, ses ve hareketli görüntüler kullanarak çalışmaya başladığım yer burası. Genelde fotoğraf, video, ses ve enstalasyonu bir araya getiren işlerimde; iki boyutlu düzlemle üç boyutlu mekân arasında bir dalgalanma yaratarak, birinin diğerine dönüşebilme olasılığını araştırıyorum. Nispeten soyut bir görsel dil aracılığıyla, renk, biçim ve ışık üzerinden bir manzarayla ilişkilenen deneyim ve hafızanın yoğunluğunu yeniden yaratmaya çalışıyorum.

»Bugüne kadar pek çok eser ortaya koydunuz. Sizin en keyif aldığınız işinizle insanların en çok beğendiği işleriniz hangileri oldu?
Eserin ne söylemesini istediğime bağlı olarak farklı medyumlarda çalışmalar üretiyorum. Benim için başarılı bir çalışma, izleyiciyi başka bir gerçekliğe taşımalı ve onlara ne yaşadıklarını sorgulatmalı. Eğer bu tür bir alanı yaratabilirsem, ürettiğim her türlü farklı çalışmada tatmin oluyorum.

»Arnavutköy’de sizi etkileyen şeyler neler oldu? Sizce Red Bull Art Around için neden Arnavutköy seçildi?
Arnavutköy’e her gittiğimde, zaman içinde seyahat ettiğimi hissediyorum, genellikle beni bulabileceğiniz Beyoğlu’ndan ayrılıp deneyimlediğim güzel bir tatil de denebilir. Mahallenin gizli detayları beni büyülüyor, bir köşeden dönmek ya da gizlenmiş merdivenlere adım atmak sizi yeni bir dünyaya götürebiliyor. Çalışmamın Red Bull Art Around için konumlandırılacağı yeri bu şekilde bulduk. Collective Çukurcuma’nın “Hauntology” kavramından yola çıkarak oluşturdukları tema da bu semt için çok uygun çünkü buranın sokakları ve eski binaları gezen birisi için geçmişin hayaletleri gibi hissettirebiliyor. “Zaman içinde donmuş” gibi hissettiren bir yer. Binaların ahşap olduğu, ağaçların ve çiçeklerin hâlâ vahşi doğduğu eski bir İstanbul.

»Collective Çukurcuma ekibiyle işbirliğinizden de bahsetmenizi rica etsem, neler söylersiniz?
2016 yılında Collective Cukurcuma ile, İstanbul’daki sanatçıların Nashville’de yaşayan sanatçılarla eşleştirildiği ve değişimden doğan takımlar halinde ortaklaşa çalışmalar yaptığı bir projede çalıştım. Collective Çukurcuma ekibinin sanat alanında gerek yerel gerek kıtalar arası sanat projelerinde kolektif ve ortak çalışma konusunu çok teşvik eden eşsiz bir tutumları var. Düzenledikleri karma sergiler, açık etkinlikler ve okuma grupları ile herkesin dünyayı onların zihinlerinden görebilmeye davet ediyorlar. Küratörler olarak denemeye açıklar ve sanatçıların çalışmaları tanımlamakta serbest olmalarına özen gösterip, izin veriyorlar, bu açıdan çok demokratikler. Collective Çukurcuma herkesi kapsayan bir sanata dayalı yeni bir komünite yaratabilme potansiyelleri nedeniyle de Red Bull Art Around’un bu seneki küratörleri olarak seçilmeleri heyecan verici!

»Pleksiglas’ı seçmenizin sebebi nedir?
Plastik, sanayileşmiş tüketici odaklı bir dünyayı ifade ediyor benim için. Medyayı iletmek için kullanılan bir malzeme, televizyonlarda veya bilgisayarlarda olduğu gibi, polyester gibi giydiğimiz giysilerin liflerinde bulunur; su gibi besinler için bir kaptır, dairemdeki pencerelerin çerçevelerinin materyali; dünyayı içinden deneyimlediğimiz bir mercek… Aynı zamanda, insanın çevreyi tahrip eden kolaylıklarının üretimi, tüketimi ve bertarafıdır. Algı ile oynayabildiği ve kendi imajını dünyaya yansıtabilme yeteneği olduğu için renkli ve şeffaf pleksiglas kullanıyorum. Neon, parlak ve doygun renkli olmalarının nedeni de bu renklerin beni nasıl hissettirdikleri, renkler birden adrenalin salgılatıp, haz veriyorlar. Ayrıca, bu renkler 80’ler ve 90’larda büyümüş biri olarak benim kişisel geçmişimle de bağdaşıyor. Diğer bir yandan renklerin kararlarımız üzerindeki etkisinin farkındayım. Renkler, bir şeyle etkileşimimizde bizi çekebilir ya da tam aksine itebilir. Ben renkleri öncelikle izleyiciyi işin içine çekmek için, dikkatlerini çeker çekmez de iş hakkındaki beklentilerini sekteye uğratmak amacıyla kullanıyorum.

sanatci-bahar-yurukoglu-plastik-yakin-gelecekte-bize-musallat-olacak-460201-1.

»Sergideki eserinizden biraz bahsedebilir misiniz?
Red Bull Art Around Arnavutköy için yapmakta olduğum Apokapleksi adlı yerleştirme, hayaletlerin geleceğe nasıl musallat olabilecekleri üzerine düşünmekte. Bu iş için unutulmuş bir mekân bünyesinde, daha önceki bir çalışmamdan kalan pleksiglas parçalarını geri dönüştürerek fütüristik bir arkeoloji alanı senaryosu üretiyorum. Bu yeni işimi üretmek için bir araya gelen birden fazla hayalet var. Çıkış noktalarımdan biri: Küresel ısınma korkusu. Biyobozunur olmayan plastik gibi malzemeleri çok fazla kullanıyoruz ve doğaya bırakıyoruz. Tüketim alışkanlıklarımızın yakın zamanda değişmesi imkânsız gibi gözüküyor ama gelecekte bu malzemeler bize “musallat” olacak. Gelecekte plastikler, ağaçların ve çimlerin yanı başında toprakta bitiverecekler. Aslında sadece ileride arkeolojinin neye benzeyeceğini hayal etmeye çalışıyorum.

Ozan Takış’ın yeni kısa filmi ‘Fotoğraf’ destek bekliyor

Yönetmen Ozan Takış’ın 2013 yılında pres makinesine sıkışarak hayatını kaybeden çocuk işçi Ahmet Yıldız’ın anısına çektiği kısa filmi ”Şekirê Pembû” ardından kapitalizm eleştirisi olarak ikinci filmi “Uyanış” ile Cannes Film Festivalinin Short Corner bölümünde katalogda yerini almıştı. 3. Kısa filmi “Fotoğraf” ile savaş ve mültecilik konusunu işlemeyi düşünen Yönetmen Ozan Takış fonlama hesabı açarak filmine destek bekliyor.

‘Mültecilerin sesini sinema ile duyurmak benim asli görevim’

Yönetmen Ozan Takış yeni kısa filmi için yaptığı açıklamada mültecilerin sorunlarına değinerek şunları söyledi:

Yönetmen Ozan Takış’ın 'Uyanış' filmi Cannes yolunda Yönetmen Ozan Takış’ın ‘Uyanış’ filmi Cannes yolunda

‘Savaşların bilançosu, genellikle can kaybının sayısıyla ifade edilir. Birinci Dünya Savaşı’nda yaklaşık 17 milyon asker ve sivil, İkinci Dünya Savaşı’nda ise -en kanlı savaş olarak bilinir- 60 ila 65 milyon arası asker ve sivil hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden kişi sayısı, savaşın bilançosunu ifadede oldukça talep gören bir yöntem olsa da savaşın daha az dikkat çeken ama etkileri oldukça büyük olan başkaca bir sayısal sonucu daha bulunuyor. İstatistiklere göre son bir asırda 80 milyona yakın insan savaşlar yüzünden göçe zorlandı.

Dünya’da artan savaşlarla birlikte kitlesel göç hareketleri de artmaya başladı. Günümüzde özellikle Ortadoğu’da devam eden savaşlar, insanları göçe zorlamaya da devam ediyor. Göçe zorlanan insanlarda psikolojik travmaların görülmesi ve bu çoklu travmalarla birlikte gelinen ülkedeki yaşam koşulları, sığınma politikası ve insan haklarına verilen değer, mültecilerin kaderini belirlemede önemli unsurlar. Mültecilerin geldikleri ülkenin kültürüne yabancı olmaları, onların toplumdan da yabancılaşmasına sebep olmaktadır. Bu yabancılaşmanın da etkisiyle gelen mültecilerin kötü şartlarda barınmaları, oldukça düşük ücretlerle çalışmaları, sağlık sorunlarını giderememeleri ve ırkçılığa uğramaları kaçınılmaz.

Ülkesinden mülteci sıfatıyla göç etmek zorunda bırakılmış olan insanların başka bir ülkede hayatta kalmaları, hayatlarını refah içinde idame ettirebilmeleri bu konjonktürde oldukça zordur. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nda toplam 100 milyona yakın insanın hayatını kaybettiği, bir asırda 80 milyon insanın göçe zorlandığı, çok yakınımızda Ortadoğu’da savaşların son hızla devam ettiği bir Dünya’da, savaşlarla göçe zorlanan mültecilerin sesini sinema ile duyurmak benim asli görevimdir.’

Ozan Takış kimdir?

Ozan Takış 26/11/1985 Kayseri doğumludur. Anadolu Ünv. Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümü mezunu olduktan sonra Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü hocalarından Yrd. Doç. Dr. Hakan Erkılıç’dan senaryo yazılımı ve yönetmenlik dersleri aldı. Mersin Olba Fotoğrafçılık Derneği kursiyeri olan Ozan Takış ayriyeten fotoğraf üzerine çalışmalar yapmış ve birkaç yerel sergide fotoğrafları yayınlandı. Felsefe üzerine okumalar yapmış özellikle; K. Marx, F. Nietzsche ve S. Freud’dan etkilenmiştir. Sinema kurgusu üzerinde çalışmalara devam etmiş ve ilk kısa filmi Şekirê Pembû’ün ardından ikinci filmi kısa filmi Uyanış’ın kurgusunu yapmıştır. Fotoğrafçı, senarist, yönetmen ve kurgucu olarak hayatına devam ediyor.

Filmleri:

Şekirê Pembû – Kurmaca Kısa Film (Kasım / 2017)
Pakistan International Film Festival – Offical Selection
Radio City International Short Film Festival – Offical Selection
Auckland International Film Festival – Offical Selection
Uyanış – Kurmaca Kısa Film (Şubat /2018)
Festival de Cannes Short Film Corner – 2018 Offical Selection