Kriz sade yurttaşa nasıl yansıyor?

AKP çevreleri, ekonomide yaşananlar dünyadaki çalkantının Türkiye’ye yansıması mı, yoksa ülkemize yönelik bir saldırı mı var tartışadursun, kriz sade yurttaşı vurmaya başladı bile. Ne yazık ki, “döviz borcum da yok, borsada yatırımım da” diyenler dahi korumasız durumda…

1 Ekonominin yüzde 7.4 büyüdüğü 2017 yılında dahi ortalama işsizlik yüzde 10.9 olmuştu. Şimdi büyümenin hız keseceği, yılın ilerleyen bölümünde muhtemelen duracağı bir konjonktürde işsizlik kaçınılmaz biçimde artacak. 2007’de işsizlik yüzde 9.2 iken, 2009’da yüzde 13.1’e sıçradığını hatırlamak dahi böyle bir öngörüde bulunmak için yeterli sanırım.

2 Kriz dönemlerinde düzen sözcülerince, “ilk saldırılacak hedef” işçi ücretleri gibi görülür. Son yaşanan süreçte de baklayı ağzından ilk çıkaran Sözcü yazarı Ege Cansen oldu:

“Bir daha devalüasyon krizine düşmemek için, cari açığın kapanmasından başka çare yoktur. Bunun için de ücret artışlarının devalüasyonun altında seyretmesi, esnek istihdam reformunun (taşeronluk, yarı zamanlı ve geçici işçi çalıştırma dahil) yapılması şarttır.”

Neresinden tutmak gerekir bilemiyorum; devalüasyon kadar ücret artışı talep eden bir sendika mı var? Cari açığın nedeni gerçekten işçi ücretleri mi? Ancak Cansen’in ifadesinin işçi ücretlerine yönelik saldırının başladığını doğruladığı açık. Üstelik Nisan 2018 IMF raporu bile, imalat sanayi birim emek maliyetlerinin 2016’ya göre yüzde 10, 2010’a göre ise yüzde 26 gerilediğini söylerken…

3 Gerek 2001, gerekse de 2008-2009 krizinden aşina olduğumuz gibi, uygun ortam bulunca sadece zor duruma düşenler değil, fırsatı ganimet bilen tüm firmalar işçilere yükleniyor. İşten çıkarmaların yanısıra ücretlerin eksik ödenmesi, geciktirilmesi pratikleri yaygınlaştırılıyor.

4 Böyle dönemlerde kazanılmış haklara göz dikilmesi de beklenmeli. Sözünü ettiğimiz IMF raporu kıdem tazminatının işverenin üzerinde yük olduğunu vurguluyordu. Ayrıca işsizlik sigortası fonunda birikmiş, en son rakamlarla 116.7 milyar TL’ye de amacı dışında el atmaya da yeltenebilirler.

5 Enflasyonun son döviz kuru sıçraması öncesinde de yükselme eğiliminde olduğunu herkes biliyordu. Bundan sonra tüketici fiyatlarının yüzde 15’e doğru hareketleneceğini öngörmek zor değil. Seçim sonrası, ertelenen petrol ve elektrik zamları devreye girerek yurttaşın belini büken hayat pahalılığı daha da artacak gibi görünüyor.

6 Enflasyonun genel düzeyi ötesinde ithal bağımlılığı bulunan bazı kalemler çok kritik önemdedir. Seçim sath-ı mailinde bulunulmasına karşın Sağlık Bakanlığı geçen hafta ithal ilaç fiyatlarına yüzde 2.5 zam yaptı. Çiftçi için yaşamsal önemde bulunan mazot fiyatları da şimdilik zam miktarı ÖTV’den düşülerek sabit tutuldu. Seçim furyası sonrası büyük fiyat artışları kapıda görünüyor. Toplu taşıma dahil ulaştırma maliyetleri, buna bağlı olarak okul servis ücretlerinin artışı da önümüzdeki dönem sade yurttaşın belini bükecek.

7 Her kriz döneminde karşımıza çıktığı gibi önümüzdeki süreçte de kamunun küçültülmesi teranesiyle karşılaşacağız. Bu kapsamda, özelleştirme hamleleri de muhtemelen yoğunlaşacak. Ereğli, Kardemir, Petkim, Telekom gibi stratejik kuruluşları özelleştirme sevdasıyla elden çıkaranlar; ellerinde stok kalmadığı için bu kez ormanlarımızı, kıyılarımızı, derelerimizi harç mezat satışa yönelebilirler. Zaten epeyce yol alan sağlık, eğitim, sosyal güvenlik gibi toplumsal hizmet alanlarını ticarileştirme çabaları daha da hız kazanabilir.

8 İşsizliğin arttığı, bir istihdam olanağı bulunanların da gelirlerinin düştüğü/ücret ödemelerinin aksadığı dönemlerde insanlar ister istemez daha fazla borçlanmak zorunda kalıyorlar. Faizlerin yükselmesi borçlanma maliyetlerini artırıyor, geri ödenmesini zorlaştırıyor. Merkez Bankası’nın dün açıkladığı Finansal İstikrar Raporu’na göre, hanehalkı yükümlülükleri Mart 2018 sonu rakamlarıyla 574.6 milyar TL’ye ulaşmış durumda. Özellikle alt gelir gruplarının kullandığı ihtiyaç kredileri, 222 milyar TL’yle birinci borç kalemi haline geldi. Önümüzdeki dönemde tahsil edilemeyen borçların yaygınlaşması olasılığı yüksek görünüyor.

9 Daha çok orta sınıfları ilgilendiren bir konu da yaz mevsimi yaklaşırken tatil imkânları. TL’deki değer yitimi, turistik işletmelere döviz cinsinden fiyat kırma fırsatı yarattı. Ancak yerli turistler açısından yurtdışı seyahatlerin neredeyse imkansızlaşması bir yana, bu imkan iç turizmde de fiyatların aşırı yükselmesine neden olabilir. Yabancılarla doluluk oranını artıran işletmelerin yerli tatilcilere fazla itibar etmemesi de gündeme gelebilir.

10 Deneyimlerimizden ekonomideki kötü gidişin tedirginliği, güvensizliği, mutsuzluğu yaygınlaştırdığını biliyoruz. Böyle dönemlerde depresyon, intihar, boşanma vakaları artıyor. Araştırmacı Esther Dyson “işsizlik, eğitim ve sağlığın” nasıl birbirinin içine geçmiş alanlar olduğunu şöyle açıklıyor:

Siz işsizseniz, sağlık sorunları yaşama ihtimaliniz de yüksektir; çocuklarınızın eğitimine para ayırma şansınız da yoktur; sağlıksızsanız işsiz kalma ihtimaliniz daha da artar…

Okuduğunuz yazıdan, yurttaşlarımızı kurbanlık koyun benzeri başına gelecekleri pasifçe bekleyen nesneler gibi gördüğümüz sonucu çıkmasın. Çözüm önerilerimizi, emekçilerin direniş imkanlarını yarın dizinin son bölümünde gündeme getireceğiz.

Hemşireler: Tükeniyoruz!

BURCU CANSU [email protected] @burcu_cansu

Hemşireler, 12-18 Mayıs arasında kutlanan Hemşireler Haftası dolayısıyla, sorunlarını BirGün’e anlattı. Gazetemize konuşan hemşirelerin ortak çığlığı “Tükeniyoruz” oldu.

Hemşireler, karşılaştıkları sorunları, “Ağır işyükü, uzun çalışma süreleri, riskli çalışma koşulları, ücretlerin yetersizliği, mesleğin statü sorunları, işin fiziksel ve zihinsel güçlüğü, şiddet ve mobbing” olarak sıralarken, “Bir de bunlara şiddet ve angarya eklendiğinde mesleğimiz neredeyse yapılamaz hale geliyor” ifadelerini kullandı.

‘Tek çare kendinizi odanıza kilitlemek’
İşten atılma korkusu nedeni ile adlarının açıklanmasını istemeyen hemşirelerin anlattıkları ise hemşirelerin çok zor şartlar altında çalışmak zorunda bırakıldığını ortaya koyuyor. İşte birkaç örnek:

»“Özellikle üniversite hastanelerinin acil servislerinde personel yetersizliğinden dolayı çok ciddi angarya ile muhatap oluyoruz. Danışma, sekreter, temizlik personeli, destek personeli ve teknik servis olmaması sebebiyle birçok iş bizlerin omzuna yükleniyor.”

»“Üniversite kampüslerinde öğrencilere ciddi şiddet uyguladığını televizyonlardan gördüğümüz güvenlik görevlilerinin, hastanede kapıları tekmeleyen, sağlık personeline küfür eden, vuran, personelin üzerine yürüyen problemli kişilere dokunma yetkisi yok.”

»“Hastane çalışanlarının güvenliğini sağlamak amacıyla tanımlanmış olan ‘Beyaz Kod’ uygulaması sadece bir tutanaktan ibaret. 155’i aradığınızda da polis size ‘Darp var mı? Fiziksel bir şey yaşadınız mı?’ diye soruyor. Kimsenin müdahil olamadığı o gerginlik anında tek çareniz kendinizi odanıza kilitlemek. Beyaz Kod sonrasında il sağlık müdürlüğünden ‘olayın araştırılmasına gerek duyulmadı’ diyen ve o mail sosyal medya veya basınla paylaşılırsa ‘cezalandırılacağımızı’ söyleyen bir mail geliyor.”

‘Cihaz tamiri de yapıyoruz’
»“Hekimin istediği tahlilleri anlamayan, reçetesini okuyamayan, doktoruna soru sormaya çekinen, nereye gideceğini bilmeyen, hastasının nerede yattığını bilmeyen bizlere soruyor. Klinik içerisindeki bozulan cihazlardan, tuvaletlerin kirli veya temiz olmasından, malzeme eksikliğinden, hasta güvenliğinden, çarşaf veya nevresimlerden, elektrik panosundan, teknik arızalardan, asansörün bozulmasından, yerlerin silinmesinden, personelin göreve gelmemesinden, eczane kayıtlarından, ilaçların yedeklenmesinden, hatta acil servis kapısına uygunsuz park edilen araçtan bile sorumlu tutuluyoruz. Gerekli organizasyonları yapmakla yükümlüyüz.”

Salyangoza ‘anı’ nakledildi

Bilim kurgu filmlerinin her daim gözde konularından biri olan hafıza nakli, giderek bilimsel bir gerçeklik haline geliyor.

Bilim insanları Ribonükleik asit (RNA) adı verilen genetik bilgiyi bir salyangozdan diğerine aktararak anı naklini gerçekleştirmeyi başardı.

BBC’den Shivani Dave’in haberine göre, eNeuro isimli bilim dergisinde yayımlanan ve hafızanın fiziksel temelleri konusunda yeni ipuçları sağlaması umulan deneyi yürüten bilim insanları, Aplysia adı verilen bir deniz salyangozuna düşük dozda elektrik vererek tepkilerini araştırdı.

Bu sonuçlara göre, sürekli elektrik verilen salyangozlar 50 saniye süren kasılmalar göstermek suretiyle bir savunma tepkisi oluştururken elektrik verilmeyenlerin kasılmalarının yalnızca bir saniye sürdüğü gözlemlendi.

Bu sayede elektrik verilen salyangozlar uyarıcıya karşı duyarlı hale getirilmiş oldu.

Sonrasında ise elektrik şoklarına duyarlı hale getirilen bu salyangozların sinir sisteminden elde edilen RNA, süreç dışı hemcinselerine aktarıldı.

Bu transfer sonrası deneye ikinci aşamada katılan salyangozların da benzer savunma kasılmalarını yaklaşık 40 saniye boyunca gösterdikleri gözlemlendi.

Araştırmayı kaleme alan ekipteki California Üniversitesi’nden Profesör David Glanzman, sonuçlar için “sanki hafıza naklettik” ifadesini kullandı.

Glanzman, salyangozların deney sırasında zarar görmediklerinin altını çizerek şöyle devam etti: “Bunlar deniz salyangozları ve alarm durumuna geçtiklerinde kendilerini avcılardan koruyacak bir pembe mürekkep salıyorlar. Bu deneyde yer alan salyangozlar da alarm durumuna geçerek mürekkep salgıladılar ama elektrik şoklarından fiziksel olarak zarar görmediler.”

Alzheimer tedavisi için de aşama olabileceği umuluyor

Geleneksel olarak uzun dönemli anıların beynin sinir kavşaklarında depolandığı düşünülüyordu. Her bir nöronun birkaç bin sinir kavşağı bulunuyor.

Ancak Profesör Glanzman,” Eğer anılar sinir kavşaklarında depolanıyorsa bizim yaptığımız bu deneyin işe yaramasının hiçbir şansı olamazdı.” diyor.

Glanzman, sinir kavşakları yerine, anıların, nöronların özünde depolandığı görüşünü savunuyor.

Araştırmacılar salyangozların 20 binine karşın insanların merkezi sinir sisteminde 100 milyar nöronu olduğunu hatırlatmakla birlikte iki canlının benzer moleküler ve hücresel oluşumları bulunduğunu ifade ediyor.

Bilim insanları araştırma sonuçlarının Alzheimer ve travma sonrası stres bozukluğu gibi hastalıkların tedavisi yönünde bir adım olduğu görüşünde.

Yeni Türkiye

“Yazlık saray için 40 bin ağaç kesildi” haberine erişim engeli geliye.

Gazeteciler hapiste kalıye. Zaten gazeteciler gazetecilik yapmıye.

OHAL’de toptan seçime gidiliye.

Yerli ve milli uçak, araba, ev, TOKİ, UFO, ne varsa zaten otomatik olarak geliye…

Özgürlükler azalıye. Grev yasaklanıyeah. Konvoyun sonu gelmiyeah. Hiçkimse bizi sevmiye. Almanya bizi kıskanıye.

İsrail yine bildiğini okuye. Bizimkiler üç günlük yas ilan ediye. Mavi Marmara ise çoktan satılıye. 20 milyon dolara sus pus oluniye. Dostlar alışverişte göriye.

Döviz çıkdırıye, kimse bir şey yapamıye, Merkez Bankası sessiz kalıye. Kimse bizi tabii ki sevmiye… Giden bir tek bizim yövmiye.

Toplum iyice ortadan bölüniye. Kimse kimseyi dinlemiye, kimseye de güvenmiye, dinlese bile inanmıye. Başımıza gelen hep eğitimsizlikten geliye.

Bizimkiler yalanlarla yaşıye, ekonomiyi söz vererek düzeltiye, Dolar’a yatırım yapan yaya kalıye deniliye ama maalesef olmıyye. İnsan ister istemez üzüliye.

Seçimle gidilirken, giderayak kimsenin kullanmayacağı lüks zırhlı ve konforlu makam arabaları alınıye, neden bu kadar masraf yapılıye?

Altımızda Merso, işler yine terso gidiye… Yerli tohum elden gidiye… Topraklarımız satılıye, geçmediği köprünün geçiş ücretini yine vatandaş ödiye. Bir de bununla gurur duyuliye…

Koylar imara açılıye, imar affı geliye, çalanın, çırpanın, orman yakanın yanına kar kalıye… Oylamalarda herkes pişkince sırıtıye…

Meclis güçten düşüye, hiçbir şeyi araştırmak istemiye, çoluk çocuk sefil oluye, bir sürü hayat kararıp gidiye…

Baştakiler her şeye kızıye. Yıllar önce tekme atan Yerkel özür diliye, sanki rüzgarın yönü değişiye…

Anneler gününde Tünel’e dantel kaplanıye, bunun ihalesinin ekmeğini kim yiyiye? Yol kenarlarını sevimsiz saksılar süsliye…

Meydanlar betona teslim oliye. Örovizyona bizden kimse katılamıye, bakanlarımız dövize zaten tavır koyiye…

Medya iyice sütlaca döniye. Gazeteciler işlerinden çıkarılıye, zaten herkes kısa yoldan zengin olmak istiye…

Benzine mazota sürekli zam geliye, çalışanın maaşı gün geçtikçe eriye, kimse bunları hak etmiye…

Seçimlere doğru normalde istifa etmesi gereken kimse istifa etmiye. İnsan iyice kıllanıye, bunlar acaba oy mu çalıye… Durduk yerde bıyıklı bir bakan çıkıp “Bir trafo tartışması, elektrik kesintisi başlamamalı” diye açıklama yapıye. Neden bunu şimdi yapıye?

YSK zaten “Sıkıntı yok, neden sıkıntı çıkmadan bizi darlıyorsunuz” diyiye. Ben en çok onlara güvenmiye. Gün geliyor “Güvenli olsun” diye zarf mühürliye, ertesi gün gelip “Ya o mühüre filan gerek yok” diyiye… Sana kim inanıye?

Devletin ajansı acayip haberler yapıye. yükselen dövize “Dolar 4.29’a geriledi” diyiye, e ben sana nasıl inanıye? Dolar son bir ayda 3.98^’d’den 4.29’a geriliye. Ben gerim gerim geriliye.

Her yağmurda meydanlar sel oliye, dere yataklarına yapılmış evleri su basıye, gariban vatandaş da buna Allah’ın işi diyiye…

Erkekler kadınlar için AVM açıye, kimse buna şaşırmıye. Adam gibi adam, adam gibi kadınlar yetişiye…

Evren Paşa işkenceyi kabul etmiye, bakanımız kurdaki artışı kabul etmiye, inanmayarak bir hayat geçiye.

Başbakan yardımcısı seçim sonrası “Gerçek iktidar Haziran ayının 24’ünde belli olacaktır… Onlar rüya görüyorlar, 24 Haziran bu rüyaların kabusa döndüğü yeni bir gün olacaktır” diye millete kabus vaadediye… Kimse bu uykudan uyanamıye.

Peki sen söyle güzel abim, güzel ablam: Boşa geçen ömre ne deniye?

Nobel ödüllü İngiliz bilim insanından iklim değişikliği uyarısı

Çevre alanında Nobel ödülü sahibi İngiliz bilim insanı Profesör Geoffrey Levermore, “Eğer dünyanın sıcaklığı gelecekte 2 derece daha artarsa hakikaten biz ne olacağını tam olarak bilmiyoruz ve bir daha geri dönüşü olmayan bir noktaya gelmiş olabiliriz. Gerçekten önlem almazsak, adım atmazsak bu dünya için bir felaket olabilir.” dedi.

60 ülkeden yaklaşık bin bilim insanının katıldığı 6. Uluslararası Süperiletkenlik ve Manyetizma Konferansı (ICSM2018) dolayısıyla Antalya’da bulunan Profesör Geoffrey Levermore, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ileriki dönemde insanlığı bekleyen en önemli ve en etkili krizlerden birinin iklim değişikliği olduğunu hatırlattı.

İnsanların neden olduğu atmosferdeki karbondioksit miktarının tam olarak ölçülebildiğini ifade eden Levermore, “ABD Başkanı Trump gibi iklim değişikliği inkarcıları var ancak bilimi inkar edemezsiniz. Ne kadar inkar etseniz de bilim iklim değişikliğinin olduğunu söylüyor” diye konuştu.

“Bireysel olarak biz sorumluyuz”

İklim değişikliği konusunda herkesin kendisini sorumlu hissetmesi gerektiğini belirten Levermore, şunları söyledi:

“Kendimize şunu hatırlatmak zorundayız. Aslında iklim değişikliğinden biz bireysel olarak sorumluyuz ve iklim değişikliğinin etkilerini azaltmanın yolu bireysel olarak bizim çabalarımızdan geçiyor. Mesela ben daha pahalı olmasına rağmen arabamı elektrikli araba ile değiştirdim. Evimde fotovoltaik elektrik enerjisi üreten sistem kullanıyorum, güneş su ısıtıcısı kullanıyorum. Aynı zamanda mümkün olduğunca yürüyorum, yürüyerek gidebileceğim yerler için hiçbir şekilde arabamı almıyorum. Evimde her zaman enerji verimliliği olan led ampuller kullanıyorum. Her şeyden önce şunu hatırlamalıyız, Hazreti Muhammed bir hadisinde ‘Dünyaya iyi bakmalıyız, çünkü gelecek nesillerimiz bu dünyada yaşayacak.’ demiştir. Son zamanlarda Fransa Cumhurbaşkanı Macron da ‘Böyle giderse üzerinde yaşayacak bir gezegenimiz kalmayacak.’ demiştir. Bilim de iklim değişikliğinin devam ettiğini söylüyor, o açıdan bizim de gerekli önlemleri almamız gerekiyor.”

Fosil yakıtların kullanımını mümkün olduğu kadar azaltmak, bunun yerine güneş, rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek gerektiğini vurgulayan Levermore, Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynaklarının bol miktarda olduğunu bildirdi.

İklim değişikliği dolayısıyla deniz seviyesinin arttığını, tarımsal ürünlerin eskisi gibi yetişemeyeceğini belirten Levermore, su kaynaklarının azalacağını, bunların da savaşlara neden olabileceğini vurguladı.

Levermore, “Dünya yüzeyindeki insanların aktivitelerinden dolayı aslında sanki her gün yaklaşık 400 bin atom bombasının atılımına eşdeğer bir zarar veriyoruz gezegenimize. Eğer dünyanın sıcaklığı önümüzdeki gelecekte 2 derece daha artarsa hakikaten biz ne olacağını tam olarak bilmiyoruz ve bir daha geri dönüşü olmayan bir noktaya gelmiş olabiliriz. Gerçekten önlem almazsak, adım atmazsak bu dünya için bir felaket olabilir.” dedi.

Süper iletkenler

Konferansta ele alınan süperiletkenlik teknolojisinin bugünkü elektrik şebekesinin önemli bir parçası olabileceğini ifade eden Levermore, elektrik tellerinin süperiletken tellerle değiştirilebileceğini söyledi.

Levermore, kayıpsız elektrik iletimi sağlayabilen süperiletkenlerin, elektrik hatlarına ve elektrik şebekesine entegre etmek için bu tür konferansların da iyi bir fırsat olduğunu sözlerine ekledi.

Elektriğe yeni zam kapıda

Elektriğe 1 Nisan itibariyle yüzde 2,9 oranında zam yapıldığını hatırlatan İzmir Elektrik Mühendisleri (EMO) Odası Yönetim Kurulu Başkanı Şebnem Seçkin Uğurlu, “Elektrik üretiminin 3’te 1’lik bölümünde yakıt maliyetinin şimdiden yüzde 9,7 artmış olması, 1 Temmuz 2018’de belirlenecek yeni elektrik tarifesinde beklenin üzerinde, yüzde 3’ten az olmayacak şekilde zam yapılması kaçınılmaz gözükmekte” dedi.

Aylık fatura 100 lirayı aştı
Nisan zammıyla ilgili değerlendirmede bulunan Seçkin, asgari yaşam standartlarında 4 kişilik ailenin tüketimi olan 230 kilowatt saat için faturanın aylık 106 TL’ye yükseldiğini söyledi. Zam yapıldığı gün, dağıtım şirketlerini ilgilendiren toptan enerji tarifesinde ise indirime gidildiğini savunan Uğurlu, Türkiye Elektrik Ticaret Taahhüt A.Ş.’nin (TETAŞ) teknik ve teknik olmayan kayıp enerji satışları ile görevli tedarik şirketlerine yapılan satışlara uygulanan tarifede yüzde 21’lik indirimin gerçekleştirildiği bilgisini verdi.

Temmuz zammı kaçınılmaz
Elektrik zammına paralel olarak BOTAŞ tarafından elektrik üretiminde kullanılan doğalgaza da bir önceki aya göre 9,7 oranında zam yapıldığını kaydeden Başkan Uğurlu, elektrik tarifelerinin her 3 ayda bir, önceki 3 ayda oluşan maliyetler dikkate alınarak, yeniden belirlendiğini ve bu hesaplamalar göz önünde bulundurulduğunda 1 Temmuz’da elektriğe yeniden zam yapılacağının öngörülebildiğini söyledi.

Bağımlı yapı yüzünden
Türkiye Elektrik İletim A.Ş (TEİAŞ) istatistiklerine göre; dışa bağımlı üretim yapısı içinde geçtiğimiz yıl elektrik enerjisinin yüzde 37’sinin doğalgazdan karşılandığı bilgisini veren Uğurlu, “Yine geçtiğimiz yıl Nisan-Haziran döneminde yılın geri kalanından görece düşük olmakla birlikte elektrik enerjisinin yüzde 33’ü doğalgaz kaynaklıdır. Elektrik üretiminin 3’te 1’lik bölümünde yakıt maliyetinin şimdiden yüzde 9,7 artmış olması, 1 Temmuz 2018’de belirlenecek yeni elektrik tarifesinde beklenin üzerinde, yüzde 3’ten az olmayacak şekilde zam yapılması kaçınılmaz gözükmekte” dedi.

Kore’de barış: ‘Aramızda artık savaş yok’

Dün tüm dünyada merakla beklenen görüşmeyi gerçekleştiren Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile Güney Kore Devlet Başkanı Moon Jae-in, Kore Yarımadası’nın ‘nükleer silahlardan tamamen arındırılması’ amacıyla ortak deklarasyon imzaladı. Deklarasyonda Kuzey ve Güney Kore’nin iki ülke arasındaki savaşı bu yıl nihai olarak sonlandırma amacında mutabık kaldığı ilan edildi.

İki lider, Kore Yarımadası’nın ‘nükleer silahlardan tamamen arındırılması’ amacı için konusunda anlaştıklarına dair ortak deklarasyon imzaladı.

“İki lider 80 milyonluk Kore halkının ve tüm dünyanın önünde Kore Yarımadası’nda bundan böyle savaş olmayacağını ve yeni bir barış devrinin açıldığını resmen ilan eder” sözlerin yer aldığı deklarasyonda tarafların silahlanmayı azaltma, ‘düşmanca eylemleri’ kesme, iki ülke arasındaki sınırın ‘barış bölgesine’ çevrilmesi ve ABD ile Çin gibi ateşkesin tarafı olan diğer ülkelerle Kore Yarımadası’nda nihai barış anlaşmasının imzalanması için çok taraflı müzakerelerin takip edilmesi sözleri yer aldı.

Deklarasyona göre iki Kore var olan tüm anlaşmalara ve deklarasyonlara tamamen uymayı kabul etti. Taraflar yüksek düzeyli görüşmeler de dahil olmak üzere çeşitli alanlarda diyaloğu ve müzakereleri sürdürme konusunda ve zirve sonundaki anlaşmayı hayata geçirme konusunda aktif önlemler almakta mutabık kaldı. Sınırda yer alan Kaesong endüstriyel bölgesinde iki taraftan temsilcilerin yer aldığı bir ortak irtibat ofisi açılmasında mutabık kalındı. Yine deklarasyona göre daha aktif işbirliği, ziyaretler ve her alanda iletişim teşvik edilecek. Özel tarihlerde ortak etkinlikler düzenlenecek. Bu etkinliklere her seviyeden katılımcılar dahil olabilecek. Uluslararası spor organizasyonlarına 2018 Asya Oyunları’nda olduğu gibi birlikte katınılacak.

​Askeri alandaki uzlaşma

İki Kore kara, deniz ve hava dahil her alanda birbirine yönelik düşmanca eylemleri durdurmayı kabul etti. 1 Mayıs itibarıyla iki ülke arasındaki Askerden Arındırılmış Bölge (DMZ) bir ‘barış bölgesine’ çevrilecek. Sınırdaki propaganda hoparlörleri sökülecek ve propaganda broşürleri artık dağıtılmayacak.

Taraflar askeri konuları çözmek amacıyla düzenli olarak savunma bakanlığı düzeyinde toplantılar gerçekleştirecek. Generaller düzeyinde ilk askeri görüşmeler bu ay yapılacak. İki Kore birbirlerine yönelik tüm güç kullanma eylemlerini yasaklayan saldırmazlık paktına katı şekilde uymayı kabul etti. Taraflar aşamalı şekilde silahsızlanma konusunda mutabık kaldı.

Taraflar savaşı sonlandırma ve kalıcı ve sağlam bir barış rejimi oluşturma amacıyla ABD’nin katılımıyla üçlü ya da ABD ve Çin’in katılımıyla dörtlü görüşmeleri aktif şekilde takip etmekta mutabık kaldı. İki Kore nükleersiz bir Kore Yarımadası yaratma ortak amacını gerçekleştirmek için yarımadanın nükleer silahlardan tamamen arındırılmasını onayladı.

Moon da Kuzey’e gidecek

Moon’un bu sonbaharda Pyongyang’ı ziyaret edeceği ve iki liderin ‘düzenli olarak görüşeceği ayrıca doğrudan telefon görüşmeleri yapacağı’ belirtildi.

İki lider imzaların ardından ortak basın toplantısı yaptı. Moon’un açıklamalarından öne çıkanlar şöyle: Kore Yarımadası’nda artık savaş olmayacak. Yeni bir barış dönemi başladı. Tüm dünya bizi izliyor ve omuzlarımızda büyük bir yük var. Gelecekte yaşayacağımız karada, denizde ve havada bundan sonra bir daha düşmanca eylemler içinde olmayacağız. Birleşme için birlikte çalışma kararı aldık. Bundan sonra asla geri dönmeyeceğiz. Bu Kore Yarımadası’nın tamamen nükleer silahlardan arındırılmasının başlangıcı olacak. Kim’in açıklamalarından öne çıkanlar ise şöyle: Tarih kendi kendine yazılmaz. O, dönemin insanlarının çabasıyla yazılır. Eğer insanların isteklerine öncelik verirsek birleşme daha yakın sürede gelir. Önümüzde öfkeli insanların ve tepkilerin çıkaracağı engeller olabilir fakat acısız zafer olmaz. Tek soy, tek kültür ve tek millet ayrılamaz. Biz aslında kardeşiz. Umarım bir araya gelip yeni bir geleceği başlatabiliriz. Bu yüzden sınırı geçip Güney Kore’ye geldim.

***

Rusya: katkı sunarız

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile Güney Kore Devlet Başkanı Moon Jae-in’in sınırda yaptıkları tarihi zirveye ilişkin bir açıklama yayınlayan Rusya Dışişleri Bakanlığı, Moskova’nın iki ülke arasında fiili işbirliği kurulması için katkı sunmaya hazır olduğunu belirtti. Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, tarihi zirve, Seul ve Pyongyang tarafından ulusal uzlaşı sağlanması ve çeşitli temaslar kurulması yönünde atılan önemli bir adım olarak nitelendirildi. Kore zirvesi sonucunda kabul edilen Panmunjom deklarasyonunda yer verilen anlaşmaları olumlu bulduklarını kaydeden bakanlık, “Demiryolu, elektrik enerjisi, gaz alanlarında ve diğer alanlarda üçlü işbirliğinin geliştirilmesi yoluyla Kuzey Kore ve Güney Kore arasında fiili işbirliği kurulmasını sağlamaya hazırız” ifadelerini kullandı.

***

Trump: İyi şeyler oluyor

Kim Jong-un ile Moon Jae-in’in tarihi zirvede bir araya gelmesini, ABD Başkanı Donald Trump Twitter’dan selamladı. Trump Twitter’dan ilk mesajında “Füze fırlatmalar ve nükleer denemelerin yapıldığı öfkeli bir yılın ardından Kuzey Kore ile Güney Kore arasında şu sıra tarihi bir görüşme gerçekleşiyor. İyi şeyler oluyor, ama zaman gösterecek!’’ ​Trump konuyla ilgili ikinci mesajında da “Kore Savaşı sona eriyor! ABD ve harika halkımız Kore’de yaşananlardan dolayı gurur duymalı” dedi.