Yasak Elma dizisinde ‘Talat Bulut set asistanını taciz etti’ iddiası

Yasak Elma dizisinin başrol oyuncularından Talat Bulut’un sette çalışan asistanı taciz ettiği iddiası ortalığı karıştırdı. Sosyal medyada hızla yayılan iddialar üzerine dizi yapımcısı Fatih Aksoy, “Her iki tarafla görüşeceğim. Bundan sonraki adli yargı süreci olursa nasıl ilerler bilemiyorum” dedi

Hürriyet’ten İsmail Bayrak’ın haberine göre, sosyal medyada hızla yayılan iddialar üzerine dizinin yapımcısı Fatih Aksoy, açıklama yaptı. İşte Fatih Aksoy’un açıklaması:

“Bugün karşı tarafla, mağdur olduğunu iddia ettiği kişiyle görüşeceğim daha sonra Talat Bulut’la. Bu olaylar tabii ki ağır ithamlar. O yüzden yanlış adım atmak ya da birilerini karalamak istemiyorum. Sonrasında ben yapımcı olarak üzerime ne düşüyorsa onu yapacağım. Bundan sonraki adli yargı süreci olursa nasıl ilerler bilemiyorum”

Taciz iddialarının ardından Talat Bulut hakkında soruşturma

FOX‘ta yayınlanan Yasak Elma dizisinin setinde oyuncu Talat Bulut‘un kendisini taciz ettiğini öne süren kostüm görevlisi Özge Şimşek, suç duyurusunda bulundu. Savcılık, Bulut hakkında, “sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel saldırı” suçundan soruşturma başlattı. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, setin Hadımköy’de olduğunu belirterek soruşturmada yetkisizlik kararı verdi. Dosya Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.

Habertürk Haber Merkezi’nden Arzu Kaya’nın haberine göre; ‘Yasak Elma’ dizisinin setinde ünlü oyuncu Talat Bulut’un tacizine uğradığını iddia eden 19 yaşındaki kostüm asistanı Özge Şimşek suç duyurusunda bulundu.

Kartal’daki Anadolu Adalet Sarayı’na dilekçe veren Özge Şimşek, İstanbul Avrupa yakasında bulunan Hadımköy’deki dizi çekimi sırasında sette hazırlık yaptıkları sırada Talat Bulut’un kendisini taciz ettiğini belirtti. 31 Mayıs 2018 günü taciz olayının yaşandığını belirten Özge Şimşek Bulut’tan şikayetçi oldu, dava açılmasını talep etti.

Soruşturma açıldı

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı genç kadının şikayetinin ardından Talat Bulut hakkında “sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel saldırı” suçundan soruşturma başlattı. Savcılık, olayın gerçekleştiği iddia edilen dizi setinin Hadımköy’de olduğunu belirtti.

Hadımköy’ün Arnavutköy ilçesine bağlı olduğunu, Arnavutköy’ün de adli yönden Gaziosmanpaşa Adliyesi’ne bağlı olduğunun anlaşıldığını kaydetti. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yer itibariyle yetkisiz olduğunu vurgulayan savcılık, yetkisizlik kararı vererek dosyayı Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi.

Evrensel 24 yaşında

Evrensel gazetesi, bugün 24 yaşına girdi. Gazete ilk sayısını 7 Haziran 1995’te çıkardı.

8 Ocak 1996’da gazetenin muhabiri Metin Göktepe gözaltında öldürüldü. Gazete, 1999 ve 2000 yıllarında çeşitli kapatma davalarıyla mücadele etti.

Gazetenin 24. yaş gününde bir yazı kaleme alan Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, “Bize hiçbir egemen, “Alo Fatih” diye telefon açarak işimizi nasıl yapmamız gerektiğini anlatamaz. Bunu aklından bile geçiremez. Ama bir işçi, “Yahu bizim çilemizi başka gazeteler görmüyor da, siz neden görmüyorsunuz?” diyebilir,” ifadelerini kullandı.

Fatih Polat’ın yeni yaş yazısı şöyle:

“Evrensel’in 24 yaşına girdiği bugün Türkiye, gazetecilik mesleğinin en heyecan verici yönünün de fazlasıyla baskılandığı bir ülke durumunda: Keşif.

Bir süre öncesine kadar, gazetecilerin okurlara göre dünyayı bir gün öncesinden yaşadığını söylerdik. Okurların gazeteyi ellerine alıp, ‘Bakalım bugün neler olmuş?” diye anlamaya çalıştıkları gelişmeler sonuçta bir gün önce yaşanmıştır ve gazeteciler de o gelişmeleri bir gün sonrasının gazetesi için okurlara hazırlamıştır. Tabii ki, tüm bunlar gazete deyince akla sadece basılı gazetelerin geldiği zamanlardaydı.

Şimdi artık online gazetecilik zamanı. Yani okur ile gazeteci arasındaki bu zamansal fark artık bir tuş mesafesine indi. Gazetecinin okura daha hızlı ulaşmasına imkan veren bu gelişme, okur diye tanımladığımız, gazeteciler dışındaki herkesin sıcak bilgiye ulaşım sürecini de 24 saat öne çekmiş oldu.

Bu 24 saatlik harika, Evrensel’in 24 yaşına girene kadar ki serüveninin de zamansal ifadesi aslında. Bu hikayenin içinde yer alan bizler için de, o ilk gün dün gibi.

Evrensel’in bugüne kadarki her sayısı, o günkü dünyayı tarif ederken, aslında kendi gazetecilik anlayışının, o anlayış içinde işini ne kadar iyi yapıp yapmadığının, durduğu yerin, o yerin hakkını verip veremediğinin de tarifidir. Tam da bu nedenle, çeyrek asrın kapısına dayandıktan sonra, Evrensel’in yayın politikası, gazetecilik anlayışı gibi temel konuları böyle bir yazının içine sığdırmamız beklenmesin. Yani beklenmese iyi olur(!)

Tam da bu nedenle bu yazı, salına salına yazılmış bir yazı sayılsın.

Geçen yıl, aynı konudaki yazıda, Evrensel’in tarihini bütünlüklü anlamak için sözleri Murat Ertel’e ait olan Baba Zula’nın efsane şarkısı “Özgür Ruh”un fikir verici olabileceğini yazmıştım.

Şimdi bu yazıyı yazarken de, saçma sapan gerekçelerle tutuklanmış olan, müziğin genç yeteneklerinden Ezhel’in, hip hop ile tanışmasından müziği ile yapmak istediklerini anlatırken dile getirdiği şu cümleye atıf yapmak anlamlı olabilir: “Çekinmeden, korkmadan, ne söylemek istiyorsam söyleyebilmeliyim.”*

Bizimkisi de aynı hesap. Çekinmeden, korkmadan, ne söylemek istiyorsak söylemeye çalıştık bugüne kadar. Sözün bu kısmında saygıyla anmak istediklerimiz var elbette. Çekinmeden, korkmadan haber yaparken aramızdan alınan sevgili arkadaşım Metin Göktepe, kendisinden çok şey öğrendiğimiz Sennur Ablamız (Sennur Sezer), 7 Haziran 1995 günü bayide okurla buluşan Evrensel’in birinci sayfa karikatürünü çizen ve daha sonra kaybettiğimiz, usta karikatürist İsmail Gülgeç, yakın bir zamanda kaybettiğimiz çizerlerimizden, özgün çizgisiyle hep dikkat çekmeyi başaran Ertan Aydın, bir seçim sürecindeki kazada yitirdiğimiz Hasan İşler, uzun yıllar bize şefkatli bir yol arkadaşlığı yapan Çaycımız İbrahim Dayı’ya selam olsun!

Bugün Türkiye, iktidarın medya üzerindeki yoğunlaşan tekeli nedeniyle ve tutuklu gazeteci sayısıyla bir gazeteci hapishanesine dönüştürülmüş olması özelliğiyle, bu mesleğin en heyecan verici yönünün de fazlasıyla baskılandığı bir ülke durumunda: Keşif.

Gazetecilik her şeyden önce bitmeyen bir keşiftir. Biz gazeteciler olarak, her gün yeniden kurulan dünyanın her yeni anını keşfederek okura aktarmak zorundayız. Keşfederken gördüğünüz şeyler içinde, savaş, sömürü, bir katliama dönüşen ‘iş kazaları’, kadın cinayetleri, kâr hırsıyla yapılan çevre katliamları, düşünen insanlar cezaevlerine tıkılırken, taciz ve tecavüzcüleri koruyan bir yargı ahlakı gibi bir dizi olumsuz şey var kuşkusuz. Ancak tüm bunlara rağmen, görünen ile gerçek arasındaki ilişkinin açığa çıkarılmasına dayalı gazetecilik keşfinin insana heyecan veren yanı hiçbir şeye değişilmez.

Yaptığınız bu keşif sonrası okurun önüne koyduğunuz şey protesto ile karşılaşmak yerine, yorgun bir işçinin çay molasında okuduğu ve bazen de beğenisini ifade etmek üzere size mektup yazdığı bir keşifse bunun tabii ayrı bir keyfi oluyor.

Bize hiçbir egemen, “Alo Fatih” diye telefon açarak işimizi nasıl yapmamız gerektiğini anlatamaz. Bunu aklından bile geçiremez. Ama bir işçi, “Yahu bizim çilemizi başka gazeteler görmüyor da, siz neden görmüyorsunuz?” diyebilir.

Bu aradaki fark bile ne kadar zor bir dönemden geçiyor olursak olalım, Evrensel’de emeği olan her birimize kendimizi iyi hissettiriyor.

Okurlarımız bu gazetenin sahibi, bizim de başımızın tacıdır. Bundan sonra da, çekinmeden, korkmadan, ne söylemek istiyorsak söyleyemeye devam edeceğiz.

Bu da okura sözümüzdür.

Saygıyla…”

Merkel: Türkiye ile mülteci mutabakatının dışında anlaşma yok

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Alman meclisindeki yeni uygulamaya göre, Çarşamba günü ilk kez koalisyon ve muhafelet partilerinin güncel konulara ilişkin sorularına yanıt verdi.

DW Türkçe’nin aktardığına göre Başbakan Merkel’e yönelik sorularda Türkiye de gündeme geldi. Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinden milletvekili Beatrix von Storch, Merkel’e 7 Mart 2016 tarihinde Türkiye’nin Brüksel’deki Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği’nde dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ve Hollanda Başbakanı Mark Rutte ile bir araya gelip gelmediğini sordu. AfD’li milletvekili von Storch, Merkel’in bu görüşmede Türkiye’den her yıl 150 bin ile 200 bin arasında mültecinin Avrupa’ya getirilerek, yerleştirilmesi yönünde yazılı olmayan bir anlaşma yapıp yapmadığı sorusunu yöneltti.

Merkel ise Türkiye ile mültecilere ilişkin görüşmelerin yapıldığını ve sonunda bir mutabakata varıldığını hatırlattı. Merkel, bu anlaşmaya göre, “Ege Denizi üzerinden kaçak yollardan Avrupa’ya gelmek isteyen her Suriyeli mültecinin” Türkiye’ye geri gönderilmesi karşılığında Türkiye’den belirli bir kontenjan dahilinde ve yasal yollardan gelecek Suriyelileri kabul etmeye hazır olduklarını ifade etti. “Bu konuda yapılan başka bir anlaşma olmadığını” vurgulayan Merkel, Türkiye ile yapılan anlaşmanın da içeriğinin bilindiğini dile getirdi. Merkel, von Strock’un sözünü ettiği buluşmada da bu anlaşmanın görüşüldüğünü ifade etti.

MÜLTECİLERE YÖNELİK POLİTİKASINI SAVUNDU

Başbakan Merkel’e mültecilere yönelik izlediği politikaya ilişkin sorular da soruldu. Merkel, 2015-2016 yıllarında izlediği mülteci siyasetini de savundu. Almanya’nın “çok sorumlu” bir tutum izlediğini vurgulayan Merkel, aldığı siyasi kararların da doğru olduğunun altını çizdi. O dönemde “istisnai bir durum” yaşandığını kaydeden Merkel, o dönemden beri göç ve mülteci siyasetinde bir dizi değişlik yapıldığını ve yeni düzenlemeler üzerinde çalışıldığını söyledi.

Merkel’e yöneltilen sorular arasında Göç ve Mülteciler Dairesi’ndeki (BAMF) sorunlar ve usulsüzlükler de önemli bir yer tuttu. Merkel, BAMF’deki ağır sorunları dikkate almadığı yönündeki iddiaları reddetti.

G-7 ZİRVESİ

Başbakan Merkel, milletvekillerinin sorularını yanıtlamadan önce hafta sonu Kanada’nın Charlevoix kentinde yapılacak G-7 zirvesine ilişkin bilgi verdi. Merkel, G-7 üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının katılacağı zirvenin sonunda ortak bir sonuç bildirisi yayınlanıp yayınlanamayacağı sorusunun yanıtını açık bıraktı. ABD’nin Avrupa Birliği’den (AB) ithal edilen çelik ve alüminyum ürünlerine uyguladığı ek gümrük vergisi, İran’la anlaşmadan çekilmesi ve iklim politikasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle zorluklar yaşandığına işaret eden Merkel, “Bunlar çok taraflı anlaşmalara ilişkin ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor” dedi.

Merkel, Rusya’nın G-8 üyeliğinin askıya alınmış olmasına ilişkin bir soruya yanıtından da, Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmiş olması nedeniyle G-8 üyeliğinden çıkartılmış olmasını savundu.

UBER ‘yasaklandı’; taksi plaka fiyatları 2 günde 100 bin lira arttı

Karayolları Trafik Yönetmeliği’nde taksiciler lehine düzenleme yapılması, UBER-taksi mevzusunu yine gündemin ilk sıralarına yerleştirdi. UBER’e karşı atılan bu ciddi adımın ardından taksi plaka piyasası hareketlendi, plaka fiyatları 2 günde 100 bin TL arttı

Taksi-UBER mevzusunda yine hareketli günler yaşanıyor. Salı günü Karayolları Taşıma Yönetmeliği’nde değişikliğe gidilmesi ve taksicilerin lehinde bir adım atılmasıyla bu konu yine gündeme taşındı.

Gazete Habertürk’ten Esra Boğazlıyan’ın haberine göre, şimdiye kadar yasadışı taşımacılık yapan UBER’e karşı trafik denetimlerinde şoförlere ve müşterilere Kabahatler Kanunu çerçevesinde ceza yazılıyordu.

Yönetmelikte değişikliğe gidilmesiyle birlikte bu cezai yaptırımlara UBER’e D2 Turizm Taşıma Belgesi’ni kiralayan turizm acenteleri de dahil edildi. Yani artık denetimlerde bu D2 belgesi sahibi olan acentelere ilk tespitte 50 uyarı cezası verilecek.

D2 belgesi 1 yılda 2 kez korsan taşımacılıkta kullanılırsa acentenin belgesi 2 yıl süresince iptal edilecek. Bu, UBER’e karşı atılmış ciddi bir adım. Fakat denetimle birlikte desteklenmezse istenen sonucu vermeyeceği de aşikâr.

İşte tüm bu gelişmeler, son iki günde taksi piyasasını da dalgalandırdı. İki ay önce bu kriz patlak verdiğinde o dönem 1 milyon 600 bin TL olan taksi plaka fiyatları hızla düşmüş, 1 milyon 400 bin TL’ye kadar gerilemişti. İki aylık süre zarfında plaka fiyatlarında 100 bin TL daha artış görülmüştü.

Şimdi, salı günü Karayolları Taşıma Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle beraber plaka fiyatları yine arttı. Taksi plakası alım satımının yapıldığı Otocenter’da plaka fiyatları 2 günde 100 bin TL artış gösterdi ve yeniden 1 milyon 600 bin TL’ye çıktı. Ne var ki Otocenter’da halihazırda plaka alış ve satışının yapılmadığını, plaka sahiplerinin de alıcının da beklemekten yana olduğunu belirtmekte yarar var.

BİR HAMLE DE İBB’DEN

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi, dün toplanarak turizm belgesi ile korsan taşımacılığa karşı bir dizi karar aldı.

İBB Başkanı Mevlüt Uysal, “Turizm belgesi alan kişi veya firma, İstanbul’a gelen ve kendi müşterisi olan turistleri bir yerden bir yere götürebilir veya İstanbul’da gezdirebilir. Verdiğimiz belgenin amacının dışında kullanılmasını istemiyoruz. Taksicilere de önerimiz, vatandaşa UBER’i aratmayacak bir sistem üzerine kendilerini yenilemeleridir. İTAKSİ tarzı uygulama ile vatandaşa daha iyi bir hizmet verirlerse İBB olarak taksicilerimizin yanında durmaya hazırız” dedi.

David Almond’un öykü kitabı Küçük Koşucular Türkçede

Çağdaş İngiliz edebiyatının 2010 Hans Christian Andersen ödüllü yazarı David Almond‘un büyüleyici öykü kitabı KÜÇÜK KOŞUCULAR Türkçede Günışığı Kitaplığı etiketiyle yayımlandı.

Okuma serüveninin başındaki çocuklar için sokakları denize çıkaran bir öykü anlatan yazar, başarı kavramını tartışmaya açıyor.

Basın bülteninden;

Koşun çocuklar, hayallerinize koşun!

Tüm dünyanın okuduğu İngiliz yazar David Almond’dan, okuma serüveninin başındaki çocuklar için unutulmayacak bir öykü! Hayat koşusuna yeni çıkmış bir çocukla, koşunun sonuna yaklaşmış bir ihtiyarı aynı mahallede buluşturan yazar, başarının ipi göğüslemekten çok, mutlu anılar biriktirmekten geçtiğini hatırlatıyor. Kuşak farkını ortak hayallerle ortadan kaldıran öykü, çocuklara cesaret aşılıyor. Her yaştan okurda iz bırakacak güçteki kitap, ödüllü illüstratör Salvatore Rubbino’nun özgün desenleriyle renkleniyor.

Liam, yakın arkadaşıyla birlikte, geleneksel Büyük Kuzey Gençler Koşusu’na hazırlanmaktadır. Rıhtım boyunca nasıl fırtına gibi koşacağını düşünüp, bitiş çizgisini nasıl göğüsleyeceğini hayal etmektedir. O gün, antrenman yapmak yerine, annesinin zoruyla yaşlı komşularını ziyarete gider. Komşuda gördüğü eski fotoğraflar ve dinledikleri, Liam’ın koşusuna yepyeni bir anlam kazandıracaktır…

David Almond: 1951’de İngiltere’de doğan Almond, 1998’de Garajdaki Giz (2004) adlı çocuk romanıyla ödüller aldı. Sinema, tiyatro ve operaya uyarlanan bu kitabını, 1999’da yine üst üste ödül kazanan Dünya Büyülü Bir Yer (2001), 2003’te savaş karşıtı söylemiyle dikkati çeken ve ödüller kazanan Alevler Arasında (2011) izledi. 2008’de My Dad’s a Birdman(Babam Bir Kuşadam) ile, 2010’da Slog’s Dad (Slog’un Babası) ve Ay’a Tırmanan Çocuk (2011) ile resimli çocuk kitaplarına yönelen Almond, aynı yıl, dünya çocuk edebiyatının en önemli ödülü olan Hans Christian Andersen Ödülü’nü kazandı. 2012’de Piranalarla Yüzen Çocuk (2015) adlı çocuk romanının ardından, Half a Creature from the Sea (Denizden Gelen Kız, 2014) adlı kitabındaki bir öyküsü, 2015’te Küçük Koşucular(2018) adıyla desenli bir kitaba dönüştü. Almond, İngiltere’de çocukluğunun geçtiği kasabanın yakınındaki Newcastle-upon-Tyne’da ailesiyle birlikte yaşıyor.

Salvatore Rubbino: Londra’da büyüyen Rubbino, Kraliyet Sanat Koleji’nde (Royal College of Art) illüstrasyon dalında eğitim aldı. İlk çocuk kitabı A Walk in New York (New York’ta Bir Yürüyüş, 2009), Victoria ve Albert Müzesi İllüstrasyon Ödülleri’ne aday gösterilen bir dizi resmin ardından ortaya çıktı. İkinci kitabı A Walk in London(Londra’da Bir Yürüyüş, 2011) 2012’de Okul Kütüphaneleri Birliği’nin ödülünü aldı. Just Ducks (Yalnızca Ördekler, 2012) da 2013 Kate Greenaway Ödülü’ne aday gösterildi. Rubbino ailesiyle birlikte Londra’da yaşıyor.

68’den çıkarımlar- 2

68’e değinmek benim için yazıklanıp durduğum bir süreç. Sonuçta dünyayı yönetenlerin yine paçayı kurtardığı ama yinelemekten bıkıp usanmadığım, benim için dünyanın merkezine düşsel bir yolculuk sanki…

68’e yolculuğu geçen hafta kaldığımız yerden sürdürelim…

Hippi’lerin insancıl ve barışçıl bir yaşam biçimi vardı. Bu dönemin gençleri “make love, not war”(savaşma seviş) savsözünde kendini buldu. ‘68 dönemine müzik de damgasını vurmuştu. Rock ve folk olarak iki ana başlık altında toplanan, kökleri “insan hakları savaşımı”na dayanan protest müzik, siyasal içerikli bildirileri kitlelere ulaştırmada etkili bir rol oynamış ve bu günlere de ulaşan bir müzik kültürü yaratmıştı. Janis Joplin, Bob Dylan, Beatles, Rolling Stones, The Doors, Joan Baez, Peet Seager gibi müzisyenler özellikle şiddet ve ırkçılık karşıtlığı ile öne çıktı. Çeşitli şenlikler(festivaller) düzenlendi. 15 ağustos 1969’da yapılan Woodstock Şenliğine katılım şaşırtıcıydı. Bu; 2 gece 3 gün süren, 500.000 kişinin katıldığı sevgi ve dayanışmanın, paylaşımın, ırkçılık ve savaş karşıtlığının yaşandığı en büyük etkinliklerden biriydi. Unutulmaz anlarından biri de Jimi Hendrix’in ABD ulusal marşını gitarıyla savaş sesleri çıkararak çalması olmuştu.

1968 eylemleri kısa ve uzun erimli bir dizi gelişmelere yol açtı. Çevre bilincinin ortaya çıkmasına neden oldu. “Çekirdeksel(nükleer) karşıtlığı” ve “silahların artışına karşı silahsızlanma” gibi konularda toplumsal bilinç ve kültür yaratıldı… Seçenekli(alternatif) yaşam biçimleri geliştirildi. Ortak(Komün) evler kuruldu. Ayrımlı(farklı) olanların varlığı olurlanmaya başlandı.Cinsel özgürleşme, 68’in en önemli sonuçlarından biriydi. Okullarda dirimbilim(biyoloji) dersinde insan gövdebilimi(anatomisi) öğretilmeye başlandı. Daha önce pornografi, nü resimler, sanatta çıplaklık suç sayılırken, bunlar sergilenmeye başlandı. Eski kültür paramparça olmaya, bireyin özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden biri olan cinsellik tabusu yıkılmaya başladı. Eşcinsellik, eşcinsel evlilik, seks işçiliği, bisexsüellerin ve lezbiyenlerin örgütlenme özgürlüğü gibi kazanımlar elde edildi. 68’in en büyük sonuçlarından biri kadın haklarında görüldü. Kadınlar evli olsun olmasın kürtaj olma, boşanma davası açma, kocalarının izni olmadan ehliyet alma ve yolculuk etme haklarını elde etti. Evlilik dışı cinsel yaşam özgürlüğü, seçme seçilme hakkı sağlandı. İnsanlar birlikte yaşamak için evlenme koşulunu, aile kurmayı istemediler. Geleneksel kadın rolü sayılan çocuk bakımı, mutfak işleri ve ev temizliği erkekler yanınca da yapılmaya başlandı. Eğitimde demokratik katılımcı yapı ve örgütlenme özgürlüğü gelişti. Savaşlara karşıtçılık(muhalefet) yükseldi. Üçüncü dünya ülkeleri ve ulusal bağımsızlık istemleriyle dayanışma yerleşti. Sırt çantası ile dış ülkelere gezi, çeşitli kültürler ve insanlarla tanışma eğilimi arttı. Giyim kuşamda tüketim yerine ikinci el ya da eskiler yeğ tutuldu. Askerlik yapmaya karşı duruş, sivil askerlik gibi açılımlar gerçekleşti.

68-den-cikarimlar-2-462869-1.

Toplumda köktenci görüşler geliştirmenin gücü, denilebilir ki bir yokluk sonucu, kendisi bir sınıf olmayan, zaman içinde sürekli olmayan bir tabakaya, öğrencilerin omuzuna düştü. Onlar demokrasinin anlamını genişletmek, doğrudan eylemle halkın gücünü arttırmak, yeni siyasi arayışlar-kuramlar geliştirmek, bireyi köktencileştirmek için savaşım verdiler. Ne var ki 68 devinimi(hareketi), son çözümlemesinde(tahlilde), toplumsal tabakaları eyleme geçiremedi, özellikle kurulu düzenin güçlü(iktidar) yapılarına tehdit yöneltebilecek işçi sınıfıyla bağ kuramadı…

Benim yetersiz özetlemelerim nereye kadar? Oysa çok değerli çalışmalar var; 1968 İsyancı Bir Öğrenci Kuşağı(Ronald Fraser/ Belge Yayınları, 1988) yanı sıra diğer bir kaçı: Küresel İsyan ‘68(Mete Kızık/ Günizi Yayıncılık, 2008), Bizim 68’liler(Şükran Soner/ Cumhuriyet Kitapları, 2009), 68 Kuşağı Gençlik Olaylarının Uluslararası Boyutu(Feryat Bulut, 2011), Türkiye ve Fransa’da 1968(Emine Öztürk/ Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (2017), vd.

68 Kuşağı, yazmakla ve üzerinde düşünmekle bitmeyecek 50 yıllık bir destan…

Fener Rum Patriği Bartholomeos Gökçeada’da

Fener Rum Patriği Bartholomeos, Çanakkale’nin Gökçeada ilçesinde 1946-1952 yılları arasında öğrenim gördüğü Rum İlkokulunda, kendisinin tasvir edildiği heykelin açılış törenine katıldı.

Bir dizi ziyaret ve tören için özel uçakla memleketi Gökçeada’ya gelen Bartholomeos, doğduğu köy olan Zeytinliköy’de düzenlenen törene katıldı.

Patrik Bartholomeos burada, 1946-1952 yılları arasında ilkokul eğitimi aldığı Rum İlkokulunda Mimar Fulin Muslubaş Güzeldere ve Helkeltraş Pınar Cauoki tarafından hazırlanan ve kendisinin öğrencilik yıllarındaki halinin tasvir edildiği heykel ve patrikliğinin 25. yılını simgeleyen madalyonun açılışını gerçekleştirdi.

Törende konuşma yapan Bartholomeos, Gökçeadalı olduğunu ve buranın gönlünde eşsiz bir yeri bulunduğunu dile getirdi.

Bartholomeos, şunları söyledi:

“Değerli Güzeldere ve Cauoki, memleketimiz Gökçeada’ya kazandırdığınız eserler bizleri duygulandırmaktadır. Önce eski günlerin güzelliğini hatırlatan çeşmeyi yaptırdınız, şimdi de okulumuzun önünde bizlerin çocukluk yaşlarındaki halini tasvir eden bu güzel heykeli. Kitaplar o yaşlardan itibaren en iyi dostumuz olmuş ve bu alışkanlık bu yaşımızda bile aynen devam etmektedir. Biz bu köyden çıktık, bu okulda okuduk. Ve dünyanın engin sularına burada bu mütevazi eğitim kurumunda edindiğimiz bilgilerle açıldık. Heykelimizin okuduğumuz ilkokulun önüne yerleştirilmesini çok anlamlı bulmaktayız. Dileğimiz bu güzel eserin çocuklarımıza her zaman okumanın ve önemini işaret ederek insanlığa faydalı gençlerin yetişmesine katkı sunmasıdır. Çok çok teşekkür ederiz.”

Patrik, tören sonunda katılımcılar ile sohbet edip hatıra fotoğrafı çektirdi.

Törene, Yunanistan’ın Türkiye Büyükelçisi Petros Mavroidis, Yunanistan’ın Yeni Demokrasi Partisi Başkanı Kyriakos Mitsotakis’in eşi Mareva Grobovski Mitsotakis, Selanik İmrozluları Derneği Başkanı Pavlos Stavrotidis, Atina İmrozlular Derneği Başkanı Stelios Pulados, Avusturya Metropoliti Arsenios, Gökçeada Metropoliti Krilyos Dragonis ile çok sayıda davetli katıldı.

Oyuncu Pervin Bağdat: Bu yumruğu sette bir kazada yemiştim…

Oyuncular Sendikası, 1 Mayıs’ta TRT’de yayınlanan “Bir Hadis Bir Film” dizisinin Konya’daki setinde meydana gelen ve bir çocuğun ağır yaralandığı kazaya ilişkin yaptığı açıklama sonrasında bugün de sosyal medya kampanyası başlattı.

Filhakika Yapım tarafından TRT için çekilen “Bir Hadis Bir Film” dizisinin setinde küçük bir çocuğun yanarak ağır yaralanması, set işçilerinin çalışma koşullarını tekrar gündeme getirdi. Oyuncular Sendikası tarafından yapılan açıklamada, Konya’daki sette güvenlik önlemi alınmadığını söyleyen sendika başkanı Demet Akbağ, “Can güvenliğimiz yok” diyerek isyan etmişti. Konuya ilişkin başlatılan sosyal medya kampanyasında ise çok sayıda paylaşım yapıldı.

Set işçileri #öncecangüvenliği etiketiyle başlattıkları kampanyayla set ortamlarında işçi güvenliğinin oluşturulmasını talep ediyor.

Oyuncu Pervin Bağdat #öncecangüvenliği etiketiyle yaptığı paylaşımda “Bakın bir sinema filmi çekimlerinde yaşanan kaZada yumruk yemiştim;malesef ne ambulans ne buz vardı sette..aaa buzluktan bezelye getirmişlerdi ama” ifadelerini kullandı.

Diğer paylaşımlardan ise bazıları şöyle:

Dünyanın ikinci dizi ihracatçısı olmakla övünebilmek için #öncecangüvenliğ[email protected]

— Janset Pacal (@PacalJanset) May 6, 2018

İzlediğiniz film, dizi ve reklam setlerinin çalışma bakanlığı tarafından TEHLİKELİ çalışma alanı sınıfına alındığını biliyor musunuz? #setlerdeölmekistemiyoruz#öncecangüvenliği

— Bülent ÖZER (@BlntOzr) May 6, 2018

Eğer üstte bulunan video neden setlerde #ÖnceCanGüvenliği istediğimizi anlatmaya yetmediyse bir de aşağıda bulunan videoyu izleyin!

Setler “tehlikeli” iş sınıfında yer almaktadır!

Gerekli önlemler alınmadığı takdirde iş cinayetlerine sebebiyet verilebilir! pic.twitter.com/4HWy6ZucTZ

— Müstehak (@GazeteMustehak) May 6, 2018

Çalışırken ölmek değil işçi olarak haklarımızla güvence içinde üretmek istiyoruz.#öncecangüvenliği#setlerdeölmekistemiyoruzpic.twitter.com/GDRGENvrII

— Oyuncular Sendikası (@oyuncusendika) May 6, 2018

***

Oyuncular Sendikası Başkanı Demet Akbağ, 4 Mayıs’ta yapılan basın açıklamasında bir çocuğun ağır yaralandığı kazanın nasıl meydana geldiğini şöyle anlatmıştı: “Olayın Konya TÜYAP Merkezi Platosu’nda yaşandığı, çekim için sete koyun getirildiği, koyunları getiren çobanın 10-12 yaşlarındaki oğlunu da yanında getirdiği bilgisine ulaşılmıştır. Çekim için kullanılan meşalelerin olduğu bölgede koyunların arasına giren çocuk, yaşanan hareketlilikten dolayı meşalelerin düşmesi sonucu yanmıştır. Sette ambulans ve itfaiye olmadığı, ateşin el yordamıyla söndürüldüğü belirlenmiştir. Ağır yaralanan M.Ç. isimli çocuğun tedavisine Ankara’daki bir hastanenin yanık yoğun bakım servisinde devam edilmektedir.”

Demirbilek: Ulusal meslek tanımlarımız sektörün kalitesini

DERYA AYDOĞAN [email protected]

İki haftadır devam eden ‘Kamera arkası ekiplerinin sıkıntıları’ röportaj serimizin bu hafta son bölümüne geldik. 1 Mayıs tarihinde TRT için çekilen ‘1 Hadis 1 Film’ dizi projesinin setinde meydana gelen kazayla ilgili son durumu da sendikadan öğrendik. Sinema Tv Sendikası’ndan Genel Koordinatörü Sinem Çetinkaya ve Genişletilmiş Yönetim Kurulu Üyesi Ufuk Demirbilek’e merak ettiklerimizi sorduk.

»Genellikle yapımcılar kanaldan ücret alamadığını söylüyor. Televizyon kanalları ile görüşüyor musunuz?
Sinem:
Kanal ve yapımcı arasında bir top çevrildiğini düşünüyoruz. Zaman zaman kanallarla da görüşüyoruz. Yapımcı kanalı, kanal da RTÜK’ü gösteriyor. Herkes başkalarının sorumluluğunu yerine getirmediğini söylüyor. Oyuncular çok para alıyor gibi bahaneler buluyorlar. Bir yandan da reklam verenler yüzünden oluyor deniliyor. Kimse şurada da benim hatam var demiyor.

»Bu sektöre başladığınızdan beri değişimine şahit olduğunuz olumlu neler var?
Ufuk:
Değişimine şahit olmaktan çok değişimin öznesi olduğum çok güzel şeyler de oldu. Mesela, ulusal meslek standartlarımız. Sektörümüzde birbirinden farklı birimler vardı, teknik açıdan kamera ses ve ışık, sanat, reji, kostüm gibi. Biz reji olarak Ulusal Meslek Standartlarımızı yani meslek tanımlarımızı yaptık. Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) ile görüştük. Daha önce bir iki kez yapılmaya çalışılmış ancak yapılamamış bir konuydu bu meslek tanımları, biz sendika olarak reji birimi için bunu gerçekleştirdik. Bunu ilk defa yapıyor olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Meslek tanımları 14 aylık bir süreçte tamamlandı ve resmi gazetede yayımlandı. Reji birimi ile görüntü birimi de bunu yaptı. Sanat ve kostüm birimleri de yapıyor.

»Bunu yapmanın sağladığı avantaj nedir? Neden önemli?
Ufuk:
Örneğin zaman zaman hak gaspından kaynaklı açılan davalar var ve mahkemeler yapmış olduğumuz mesleği tam olarak tanımlayamıyor böyle durumlarda. Artık bu değişti ve mahkeme artık bu meslek şu anlama geliyor, içeriği de şudur diyor. Ulusal meslek standartları yine ilerde Türkiye’de çalışan arkadaşların Avrupa’da ve dünyanın birçok yerinde çalışabilmesinin önünü açıyor. Bununla ilgili bir akreditasyon süreci olacak. Sendika olarak amacımız şu, meslek standartlarını tamamladıktan sonra yetkilendirilmiş belge kuruluşu olmak istiyoruz çünkü bir araba tamircisinin de bir sıvacının da bu ülkede meslek tanımı var. Yetkilendirilmiş belge kurulu olursak eğer, sektörümüzde yaygın bir görüş var ya, insanlar işlerini iyi yapmıyorlar kalifiye eleman sayısı az gibi şikâyetlerin de önüne geçeceğiz. MYK’nın bize aktardığı bazı bilgiler var, MYK belgeleri 5 yıllık bir geçici süreye sahip olacak ve 5 yılda bir teorik ve pratik olarak sınava girilerek, güncellenecek. Bu sektörün kalitesini artıran bir şey olacak. Bu anlamda umutluyuz. Bu tarz çalışmalar geceden sabaha olabilen şeyler değil o yüzden zaman ve sabır isteyen konular.

Sinem: Sözünü ettiğimiz MYK belgesine alaylı da okullu da sahip olabilecek. “Benim yeğenim sana asistanlık yapsın” veya “falancanın kızı/oğlu” deniyor ya bazen, bu ve benzer şekilde feodal ilişkilerle kurulan ekiplerin de önüne geçmeyi sağlayacağız; çünkü bu durum aynı zamanda niteliksiz çalışmayı da beraberinde getiriyor.

***

Dizi çekimi süresiz durduruldu

Sinema Tv Sendikası Genişletilmiş Yönetim Kurulu Üyesi Ufuk Demirbilek’e son gelişmeleri sorduk.

»1 Hadis 1 Film dizisinin setindeki kazada, yanan çocuğun ve yardımcı oyuncunun sağlığı nasıl?
Ufuk: Çocuk M. Ç., Ankara Çocuk Sağlığı Hastalıkları, Hematoloji ve Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesi / Ankara Dış Kapı Çocuk Hastanesi Yanık Yoğun Bakım Servisi’nde. Vücudunun yüzde 48’i yanmış durumda. Yanık ciğerlerine kadar sirayet etmiş. 20’li yaşlarda olan figüran, Muhammet Sinan Şenol’un durumu da idda edildiği gibi hafif değil. Konya’da tedavi görüyor. Ağır yaralı. Kolundan operasyon geçirdi. Boynunda ve yüz çevresinde yanıklar var. Durumu, ciddi..

»TRT’den yetkililerle buluştunuz, neler yaşandı?
Ufuk:Yaralılarla ilgili bilgileri kendileriyle paylaştık. TRT olarak mağdurların her türlü yanında olduklarını ve bu sürecin takipçisi olacaklarını belirttiler. 1 Hadis 1 Dizi setini süresiz olarak durdurduklarını ifade ettiler. TRT olarak, setlerdeki çalışma ortamının sıfır riskle icra edilebilmesi için, Sinema Televizyon Sendikası ve Oyuncular Sendikası ile ortak hareket etmenin önemine vurgu yaptılar. Çalışma süreleri, iş sağlığı/güvenliği ve sözleşmelerin içerikleri başta olmak üzere, birçok konunun yeniden ele alınması için, tekrardan bir araya gelinmesi kararlaştırıldı.