Muharrem İnce, Kırıkkale’de konuşuyor

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, seçim çalışmalarına devam ediyor.

Kırıkkale’de konuşan İnce’nin konuşmalarının öne çıkan bölümleri şöyle:

  • Amerika’nın nüfusu 300 milyon, Türkiye’ninki 80 milyon; onların iki katı kadar milletvekilimiz var. İlk işimiz milletvekili sayısını indirmek olacak. Biz Amerika’dan daha mı büyüğüz, daha mı zenginiz! İlk önce buradan başlayacağız.
  • Kırıkkale bir Anadolu şehri ama son dönemlerde hep kaybediyor. MKE’ye bak, işçi sayısı kaça düşmüş, taşeronun hakkı verilmemiş. Bunu değiştireceğiz.
  • Türkiye’yi barıştıracağız, ekonomik olarak büyüyeceğiz, adil bölüşeceğiz.
  • Emekli arkadaşlarım, Ramazan ve Kurban bayramlarında birer maaş dedik; hükümet de biner lira dedi. Yetmez ama tamam! O bin lira birkaç senede enflasyonda erir. Bir de hükümetlerin tercihine bırakılmamalıdır, kanunu olmalı kanunu. Size sözüm şu; bayramlarda birer asgari ücret alacaksınız.
  • Devlet fakir fukaraya yardım ettiğinde Erdoğan mı veriyor, Ak Parti mi veriyor? Benim cumhurbaşkanlığımda da TC verecek, devlet verecek. Bir tartışmadır gidiyor, ben meydanlarda iş, ekmek, aş diyorum; kadınlara sesleniyorum. Ne diyor Neşet Ertaş, “Kadın insandır, biz insanoğluyuz”. Kadının iş gücüne katılım oranı yüzde 32, bunu yüzde 50 yapmamız lazım. O yüzden de her mahalleye bir kreş açacağız. Çalışmak isteyen kadının çocukla ilgili problemi olmayacak. Çocuk kreşe, kadın işe! Her aileye bir ev, her eve bir maaş!
  • Nereden bulacaksın diyor parayı, 4 milyon Suriyeliye 40 milyar lirayı nereden bulduysan oradan, sarayına parayı nereden bulduysan oradan. Çiftçiye mazotu 3 liradan vereceğiz. Asgari ücret 2200 lira olacak. Polislere, öğretmenlere, hemşirelere, din görevlilerine sesleniyorum, eski bir devlet memuru olarak; ne zaman siz 3600’ü vereceğim dedi, ben konuştuktan sonra. 16 yıldır neden vermedin? Ona teklifim var; devleti o yönetiyor, bir KHK çıkarsın bugün, 3600’ü versin. Samimiyse gelsin yapsın.
  • Memleketi 16 senenin sonunda duvara çarptırmak üzere. Dolar, Euro nasıl düşer? Bir yabancı yatırımcı Türkiye’ye güvenmiyor, çünkü mahkemelere güvenmiyor. OHAL var, yargısı bağımsız değil diye güvenmiyor. O yüzden de yatırım yapmıyor. Cumhurbaşkanı seçildiğimde ayrımcılığı sona erdireceğiz, sen, ben, o yok, biz var biz. Tek adam değil, ortak aklı kullanacağız. Türkiye’yi bir hukuk devleti haline getirince döviz düşecek, faizler inecek.
  • 16 yıldır aynı doktor, iyileştiremiyor. Hasta kanser oldu, kangren oldu. Doktoru gönderme zamanı. Dün, “Çıraklık, kalfalık, ustalık dönemim geçti, şimdi büyük ustalık dönemi” diyor. “Bana” diyor; “Büyük ustalık diploması verin.” Millet oy verir, diploma vermez. Diplomayı üniversite verir, o da varsa verir. 2016’da “Eyy” dedi “Marmara Üniversitesi Rektörü, çıkar diplomayı” dedi. 2 senedir çıkmadı. Ben telefon ettim, rica ettim hazırlar mısınız diye. 1 saat içinde hazırladılar. O 2 senedir bekliyor, üniversite vermeyince milletten istiyor
  • Ben dedim ki, 12 sene FETÖ’yle ortaklık yaptın. Şimdi gariban biri senin açtığın, izin verdiğin bankaya para yatırdı diye onu açlığa mahkum ediyorsun. Ben sordum, dedim ki, AK Parti’yi kurmadan önce konuşup onayını aldın mı? Dedi ki, almadım. Ben de dedim ki, hayır aldın, kimle gittiğini biliyorum çünkü en yakınındaki kişi aradı beni, beraber gittik ama bana zarar verir dedi. Senin cumhurbaşkanı seçileceğini biliyorum, seçilince açıkla dedi. Şimdi elimde bir kitap var, Nasuhi Güngör. Erdoğan’ın resmi var, dostu arkadaşı onun. Bunu aldı, TRT Haber Dairesi’ne başkan yaptı. Şimdi kitabın 89. sayfasını okuyorum: “Erdoğan 200 yılı Mayıs ayında ABD’ye yaptığı gezide, uzun süre orada yaşayan Fethullah Gülen’le de bir araya geldi. Erdoğan-Gülen görüşmesi muhtevasından çok, uzun yıllardır birbirine hayli mesafeli olan iki ekolün bir araya gelmesi açısından dikkat çekiciydi”.
  • Sayın Erdoğan, bana dava açmışsın 100 bin lira. Doymuyorsun paraya, illa para istiyorsun. E arkadaşına niye dava açmadın, onu niye tekzip etmedin. Gazete manşetlerinden devam edelim. Demiş ki, okullar için Putin’i aradı, ne için, FETÖ okulları için! Erdoğan: Cemaat ne istedi de geri çevirdik! Sıkı durun, 67 CHP milletvekili bir önerge verdi, 3’ünü görüyorum
  • Değerli Kırıkkaleli kardeşim, Cumhurbaşkanlığı’nın bütçesi 2007’den bu yana tam 25 kat artmış. Ey benim fakir, garip kardeşim, Ak Partili kardeşim; senin gelirin 25 kat arttı mı! Onunki niye artıyor biliyor musun; senin yüzünden. Sen ona sorgusuz sualsiz oy verdikçe onun bütçesi 50 kat artacak.

Barışacağız!

AKP’nin çukur kazmak ve beton dökmekten oluşan Türkiye vizyonuna karşı CHP Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce, en büyük projesinin “huzur” olduğunu söylüyor.

“Onun projesi Kanal İstanbul ise benim projem 3B: Barışacağız! Büyüyeceğiz! Bölüşeceğiz!” diyor, İnce.

Millet İttifakı, bu barışmanın ilk adımı oldu ve toplumun farklı kesimlerini temsil eden siyasi partileri bir araya getirerek parlamenter sisteme sahip çıkmak için birlikte hareket etmelerini sağladı.

Barışmanın ikinci adımı ise Kürt Sorunu’nun çözülmesinden ve bütün toplum kesimlerinin kucaklaşmasından geçiyor.

• • •

AKP, adına seçim beyannamesi denilen bir “özür belgesi” yayımlandı. “Neler yaptık” başlıklı bölümde Kürt kelimesi sadece şurada geçiyor: “Kürt vatandaşlarımızın her türlü insani meselesini demokrasi ve refah sorunu olarak gördük.”
“Neler yapacağız” bölümünde veya başka hiçbir yerde Kürt ifadesi geçmiyor. Bu bölümde ayrıca “Cemevlerine hukuki statü tanıyacağız” diyor.

• • •

AKP’nin özrü kabahatinden büyük. Bir iktidar 16 yıl boyunca tek başına gücü elinde tutmasına rağmen toplumsal barış için hiçbir şey yapamamışsa, bundan sonra da bunu başarma ihtimali yoktur!..

• • •

CHP ise toplumsal barışın sağlanması için detaylı bir plan öneriyor:
“Ayrımcılık ve şüphe bitecek, yurttaşlar birbirine güvenecek, memlekete demokrasi gelecek.
Yurttaşlar dilini özgürce öğrenecek, kardeşlik konuşacak, memlekete huzur gelecek.
İnançlara saygılı laiklik gelecek, din siyasete alet edilmeyecek, inançlar özgürce yaşanacak.
Bölgesel yatırımlar artacak, göç tersine dönecek, köyler yeniden şenlenecek.
Nevroz resmi tatil ilan edilecek, tüm yurtta coşkuyla kutlanacak, Kardeşlik ve Barış Günü olacak.”

• • •

AKP için Kürt Sorunu başından beri bir siyasi manevra alanı oldu sadece. Erdoğan’ın iktidara geldiğinde ve iktidardan gitmek üzereyken söylediği sözlere kısaca bakarsak bunu daha iyi görebiliriz:

Yıl 2005, “Kürt sorunu benim sorunumdur”

Yıl 2015, “Kardeşim ne Kürt sorunu ya?”

• • •

Öte yandan, gerek Muharrem İnce’nin konuşmalarında, gerekse de CHP’nin seçim beyannamesinde, sadece Kürt sorunu için değil çok daha geniş bir toplumsal barış ve mutabakat için çözüm önerileri ve politikalar var.
Bunlardan en önemlisi: “Barışacağız!”

• • •

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, seçim beyannamesini açıklarken şöyle konuştu: “Bu sorunun çözüm yeri TBMM’dir. 35-40 yıldır bunu çözemeyenler siyasilerdir. İnsana insan olduğu için değer vereceğiz. İnsana saygı duyup, baş tacı yapacağız. Biz hiç kimseyi ötekileştirmeyeceğiz, herkese eşit davranacağız.”

• • •

AKP’nin Kürt Sorunu’na yaklaşımını ortaya koyabilmek için burada CHP seçim beyannamesinden alıntı yapmayı da faydalı görüyorum:

“AKP, iktidarını devam ettirebilmek için Türkiye’nin bir arada yaşama kültürüne darbe vurmaktadır. Dinsel, etnik ve siyasal kimlikleri birbirine karşı kullanmakta, açılım adı altında gizli pazarlıklar, çözüm görüntüsünde inandırıcılıktan uzak vaatler üretmektedir. Her bir açılım, fiyasko ile sonuçlanmakta, her bir açılım başka bir toplum kesiminin ötekileştirilmesi ile sona ermektedir. Tek adam rejimi, karşılaştığı her sorunu, daha büyük sorunlar ve krizler yaratarak aşmaya çalışmaktadır. Varoluşunu adeta toplumsal kutuplaşmanın sürekli tırmandırılmasına bağlamaktadır.

AKP’nin Kürt Sorunu’nu çözme vaatlerinin akıbeti de benzer olmuştur. AKP, Kürt Sorunu’nun çözümü için bir hukuki yapı oluşturmaktan kaçınarak, gayrı resmi mekanizmaları ve merdiven altı süreçleri uygulamaya sokmuştur. AKP hükümetlerinin çıkarcı ve samimiyetsiz açılımları, seçim dönemlerinde verip de tutmadıkları vaatlerin ötesine geçmemiştir.”

• • •

Görüldüğü gibi AKP bugüne kadar toplumsa barışı sağlayabilecek bir politika izleyememiştir. Zaten AKP’nin amacı da toplumsal barış değil, seçimi kazanarak tek adamın iktidarını devam ettirmektir.

16 yıllık karnesi ortada olan AKP’ye Kürt olsun Alevi olsun hiçbir vatandaşımızın yeniden aldanıp, “bile bile lades” demeyeceğine inanıyorum.

Çünkü AKP, Cumhuriyet tarihinin bugüne kadarki en büyük ayrımcı politikalarını uygulayan iktidar olmuştur. Bugün devrimciler, çağdaşlar, Kemalistler, Kürtler, Aleviler, yani AKP gibi düşünmeyen herkes dışlanmakta ve ayrıştırılmaktadır. Bu kadar inkarcı bir politika Cumhuriyet dönemimizde yaşanmamıştır.

• • •

Önceki gün, hukuksuz bir şekilde tutuklanan, kendi ifadesiyle “rehin alınmış” bir Cumhurbaşkanı Adayı olan Selahattin Demirtaş’ı bugün Edirne’de ziyaret ettim. Bütün sevenlerine selamları var.

• • •

Tarihi bir seçime gidilirken, adaylardan birisi maalesef meşru bir gerekçe olmaksızın cezaevinde tutuluyor. Hükümet talimatıyla hareket eden yargının bu tutumu, adalete ve demokrasiye aykırı olduğu kadar seçimin meşruiyetine de gölge düşürüyor. Demirtaş’ın meydanlara çıkarak eşit koşullarda mücadele etme hakkını elde etmesi, demokrasimiz açısından son derece önemli.

• • •

Sivil toplumu ve demokratik kamuoyunu, bu konuda gereken hassasiyeti göstererek tepkilerini ve taleplerini Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve ilgili diğer kurumlara demokratik yollardan iletmeye ve demokrasiye sahip çıkmaya davet ediyorum!..

• • •

Seçimler yaklaşırken, en çok barışa ihtiyacımız var. Barışacağız!..

Büyük Usta Yaşar Kemal’in de söylediği gibi, “Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa, şimdi en güzel şiir, barıştır.”

AKP sağlığa zarar verdi

BURCU CANSU [email protected] @burcu_cansu

2002 yılında iktidara gelen AKP’nin uygulamaları yurttaşları “paran kadar” sistemi ile karşı karşıya bıraktı. AKP’nin her fırsatta “Sağlıkta çağ atladık” diye övündüğü Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP) sağlık alanını yap-boz tahtasına dönüştürdü. SDP ile sağlık ortamı baştan sona değişti. Hastaların müşteri, hastaneler kâr eden işletmeler olarak tanımlandı. “Çağ atladık” iddialarına karşın geleneksel tıp uygulamalarının önünün açılmasıyla sağlıkta Ortaçağ’a geri dönüldü, performans dayatması hayata geçirildi, kar odaklı sistemde hekim-hasta ilişkisi bozuldu.

Kamusal değil özel sektör anlayışı
Sağlık Bakanlığı’nda “Performansa dayalı ödeme sistemine geçildi. Hekim ve hekim dışı sağlık personeli üzerinde ciro ve idari baskı artırıldı. Rekabetçi anlayış, sağlık çalışanları arasında iş barışını bozdu. Sağlık hizmetinin sunumunda nitelik yerini niceliğe bıraktı. Hekim ve sağlık çalışanlarını nefes almadan çalışmaya iten performans sistemi ile birlikte hekime başvuru sayıları patladı. 2014 yılında hekime toplam müracaat sayısı 643 milyon iken bu sayı 2015 yılında 660 milyonu aştı. Kişi başı hekime müracaat sayısı 8’in üzerinde çıktı.

Hastaya ayrılan süre düştü
Hastanelere yığılmanın önüne geçmek amacıyla Merkezi Hasta Randevu Sistemine (MHRS) geçildi. MHRS ile birlikte muayene süreleri 5 dakikaya kadar düşürüldü. Sağlık kurumlarındaki aşırı yoğunluk hekim-hasta ilişkisini bozdu. Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre günde en az 30 sağlık çalışanı şiddete uğradı. Son 5 yılda 49 bin 920 sağlık çalışanı şiddete uğradı.

Para tahsilatının önü açıldı
Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi (SABİM) sağlık çalışanlarını şikâyet merkezine dönüştü. Soruşturmalar ve savunmalar hekimler üzerinde mobbing ve baskı yarattı. “Muayene katılım payı”, “reçete katılım payı” , “ilaç katılım payı” , “ilaç fark bedeli”, “bıçak parası” adı altında randevu almaktan hastaneden çıkana kadar her aşama için para tahsilatının önü açıldı. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) primleri, katkı katılım payları ve ilave ücretlerden dolayı hastaneye gidemeyip acil servislerde uzun kuyruklar oluşturan yoksul yurttaşlar için “usul şartı” getirildi.

Parası olmayanlar ölüme terk edildi
Parası olmayan insanlar ise göz göre göre ölüme terk edildi. Kanser ilaçlarını temin edemeyen dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın kendisine verdiği parayı, “Dilenci değilim” diyerek geri çeviren lenf kanseri hastası üniversiteli 27 yaşındaki Dilek Özçelik hayatını kaybetti. Uçak ambulanslarla övünürlürken, Van’ın Gürpınar İlçesi’ne bağlı Yalınca Köyü’nün Çeli Mezrası’nda rahatsızlanan 3 yaşındaki Muharrem, sağlık hizmeti alamadığı için hayatını kaybetti. 3 yaşındaki Muharem’in ailesi tarafından çuvala konulan cenezesi ise babasının sırtında mezradan köye indirildi.

GSS Prim Borcu ödenemedi
SGK verilerine göre 2017 yılında herhangi bir kapsamda sosyal güvencesi olmayan, çalışmayan, SGK’den gelir ve aylık almayan, 18 yaşını doldurmuş ve öğrenci olmayan ve aylık geliri asgari ücretin üçte birinden az olan 8 milyon yurttaş tespit edildi. 6,4 milyon yurttaş ise aylık gelirinin asgari ücretin 1/3’ünden fazla olması nedeniyle GSS primi ödemesi gerektiği halde prim borcunu ödeyemedi.

Kaynakların “etkili ve verimli” kullanılacağı iddiasıyla getirilen Kamu Hastane Birlikleri (KHB) yapılanması 6 yıl sürdü.
AKP’nin “idari ve mali özerklik getirerek hastanelerde etkililiği ve verimliliği sağlayacağını” iddia ettiği modelde, kamu hastanelerinin özel şirketlerde olduğu gibi CEO’lar tarafından yönetilmesinin önü açıldı. Hastaneleri şirket gibi gören, “ballı maaşlar” alan AKP’ye yakın CEO’lar hastanelerde görevlendirildi. KHB, 2017 yılında çıkarılan KHK ile AKP hükümeti tarafından “çok başlılık getirdiği ve verimi düşürdüğü” gerekçesiyle kaldırıldı.

Piyasalaşma yoğunlaştı
Sağlık Bakanlığı Sağlık İstatistikleri 2017 Yıllığı verilerine göre, SDP ile sağlık alanında özel sektör yatırımları hızla arttı. 2002 yılında 271 olan özel hastanelerin sayısı, 2016 yılında yüzde 109 artışla 565’e yükseldi. 2002 yılında 5 milyon 697 bin 170 olan özel hastanelere müracaat sayısı, yüzde bin 149 artışla 2016 yılında 71 milyon 147 bin 878 olurken, aynı süre zarfında özel hastanelerdeki yatan hasta sayısı yüzde 628, özel hastanelerdeki ameliyat sayısı yüzde 585 oranında arttı.

Sendikalaşmanın önüne geçildi
SDP sağlık çalışanlarının, yorucu çalışma koşullarına, aşırı nöbet yüküne, uygun olmayan çalışma ortamlarına, yeterli izin kullanamamaya, resmi tatil günlerinde bile çalışmak zorunda kalmalarına, ciro baskısına, iş güvencesinin olmamasına neden oldu.

Sağlık ve sosyal hizmetler işkolunda işçi sayısı 350 bin 445, sendikaya üye sayısı 41 bin 237, sendikalaşma oranı ise yüzde 11.8 oldu

Hekimlere taşeron çalışma zorlaması
Özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin önde gelen sorunları arasında iş güvencesinden yoksunluk, aldıkların ücretlerin düşüklüğü ve özlük hakkı kayıpları yer aldı. Özel sağlık kuruluşlarında aylık sabit ücretlerin, kamuda verilen ücretlerin de altına düştü. Bazı hastaneler tüm hekimleri, gerçek hakediş miktarları ne olursa olsun, asgari ücretten çalışır göstererek, SGK primlerini de asgari ücret üzerinden yatırdı.

Şehir hastaneleri halka yüklendi
Sağlıkta özelleşmede gelinen son noktalardan birisi de Şehir hastaneleri oldu.
Şehir hastaneleri projesi ile kamu arazileri hastane yapımı için özel şirketlere devredildi. Devlet inşaatı üstlenen işletmeci şirkete 25 yıl kira ödeme ve bu süre boyunca vergi muafiyeti sağlama ve hastane için hasta garantisi verdi. Hazine garantisi ile kamuoyunu ciddi zarara uğratan şehir hastanelerinde bütün risk Türkiye’de yaşayan yurttaşların sırtına yüklendi. Tıbbi destek hizmetinden güvenlik hizmetine, yemekten güvenliğe kadar birçok hizmet şirkete devredildi. Şehir hastanelerinin 18’inin projesi onaylanırken, Bakanlıktan yapılan son açıklamada bu sayının 32’ye yükseleceği duyuruldu. Yozgat’ta, Mersin’de, Isparta’da ve Adana’da şehir hastanelerinin hizmete girmesi ile birlikte sorunlar yumağı başladı.

Sağlık alanında Ortaçağ’a dönüldü
Sağlık alanında Ortaçağ’a dönüşün yolunu açan Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları başladı. Bilim insanlarının “tıbbın alternatifi olmaz” itirazına karşın sülük uygulaması, kupa tedavisi, hipnoz gibi “alternatif tıp” yöntemleri Sağlık Bakanlığı’nın desteğiyle hızla kurumsallaştı. “Alternatif tıp” adı altında homeopati yöntemi Hacettepe Üniversitesi’nin uygulama kapsamına seçmeli ders olarak alındı. Daha sonra bir çok üniversitede hekimlere, diş hekimlerine ve eczacılara eğitimler verilmeye başlandı.

Hastaneye din adamı
2015 yılında hastanelerde din adamı görevlendirildi. Hasta ve hekim odalarına dini semboller yerleştirildi. Hastanelere, hastane yönetiminin aldığı kararla hastane personelinin, hekim ve hastaların odalarına kıble yönünü gösteren işaretler ile seccade koyuldu. Hastanelerde Kuranı Kerim ve “Peygamberin Hayatı” kitabı dağıtıldı.

***

Sağlık ticari bir faaliyet oldu

akp-sagliga-zarar-verdi-466304-1.

BirGün’e konuşan TTB Merkez Konseyi Başkanı Raşit Tükel şunları söyledi:

“»SDP ile, koruyucu sağlık hizmetlerine önem vermeyen, sağlık kurumlarını işletmelere, sağlık hizmetlerini ticari bir faaliyete dönüştüren, hasta başvurusu açısından kışkırtılmış bir talep yaratan bir sağlık sistemi oluşturuldu.

»Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan Sağlık İstatistikleri Yıllığı’na göre, 2002-2016 yılları arasında Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerin sayısı yüzde 13 artarken, bu hastanelere başvuran hasta sayısında yüzde 210, bu hastanelerde yapılan ameliyat sayısında yüzde 130 artış görüldü. 2002 yılında yılda 3.1 kez hekime başvuran yurttaşlarımız, 2016 yılına gelindiğinde yılda ortalama 8.6 kez hekime gider oldu. ,

»Bu sistemde hastaların hastanede yatış süreleri kısaldı. Sağlık Bakanlığı hastanelerinde ‘yatan hasta ortalama kalış günü’, 2002 yılında 5.7 iken, 2016 yılında 4.4’e indi.

»Tıbbi işlem ve tetkik sayılarındaki artışlar da çarpıcı boyutlardadır. 2016 yılındaki görüntüleme sayıları, manyetik rezonans (MR) için 12.5 milyon, bilgisayarlı tomografi (BT) için 15 milyon, ultrason için 28 milyondur.

»Bu sistemde tetkik ve tedavi süreçlerinde, tıbbi gerekliliklerden çok performans ölçütlerinin karşılanması öne çıktı. Tüm bunların bir sonucu olarak da sağlık hizmetlerinde nitelik giderek düştü.

»AKP Hükümeti’nin SDP’sinin “idari ve mali yönden özerklik” getirerek etkililiği ve verimliliği sağlayacağı hastane modeli, yine AKP Hükümeti tarafından “çok başlılık getirdiği ve verimi düşürdüğü” gerekçesiyle kaldırılmıştır. Böylece SDP’nin başarısızlığı bizzat bu programın hazırlayıcıları ve uygulayıcıları tarafından itiraf edilmiş ve belgelendi.

»Sayıştay’ın 2016 yılında yayımladığı denetim raporunda, Sağlık Bakanlığı hastanelerinin çok ciddi bir borç yükü altında oldukları, yaptıkları iş ve işlemler sonucunda zarar ettikleri, aslında ortada döndürülen bir sermayenin mevcut olmadığı belirtildi.

»Üniversite hastaneleri de finansal bir kriz içinde. 43 üniversite hastanesinin toplam 6 milyar TL civarında borcu olduğu biliniyor. Tıp fakültelerinin mal ve hizmet tedarikçilerine borç yüklerinin giderek artması, ilaç ve malzeme alımlarını güçleştirmekte; bu da yüksek maliyetlerle alım yapılmasına ya da alım yapılamamasına neden olmaktadır.

Şeriatçı Dayılar

İki dayı… Biri geçen haftanın mevzuu. Şirinler köyünün muhtarına benzediği doğru. Takkesi, cüppesi, terlikleri… ‘Kürtaj’ yapıyor. Bir canda, yandaşlığı, kabullenmişliği, muhbir vatandaş konseptini, içi boş tevekkülü görmek mümkün. Bir çözmecenin parçası gibiler. ‘Şirinler köyü muhtarını’, fenomenliği biraz daha eski bir dayı tamamlıyor. “Gazetelerin yazdığına inanmayın” diyor. “Ama resmi gazete bu…” “Olsun yine de inanmayın…” Canını verir, oyunu bildiğine vermekten geri durmaz.

•••

Sempatik olduklarını söylenemez. Hatta antipatikler. Şeriatçı dayılar üzerinden bir tartışma. Yenisi daha ön planda; ‘kürtaj yapan’… “Amcayı rahat bırakın, söylemlerini medyadan almış, duyguları istismar edilmiş birini hedef almak yanlış.” Kısmen doğru; ama Türk tipi liberal mantık kurgusunda eksikler var. Çünkü ‘şeriatçı dayılar’, bir neden midir yoksa sonuç mu kısmı tartışılır.

•••

‘Yeni dayı’dan hareketle… Neyi anlatıyor? Çok fazla şeyi… Basit değil yani. Dayı; romantik bir tartışmanın eskizi gibi; Devrim köyden mi başlamalı kentten mi? Dayı, 12 Eylül’ün toplumu nasıl silindir gibi ezdiğinin göstergesi. Dayı sendikalara kilit, fabrikalarda, iş yaşamında koca bir sınıfın örgütsüzleştirilmesi demek. Ranta dayalı özendirme, kolay yoldan köşe dönme, olmadı tevekküle yatay geçiş! Hak mücadelesinin din, toplum ahlakının televizyonla doldurulmasının nobran bir dışa vurumu.

•••

Dayı; hem rüzgar ekip fırtına biçmekle ortaya çıkan bir model, hem yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan çıkar tartışması. Binlerce yıllık geleneğin üzerine dökülen, ‘din elden gidiyor’ sosu. Dayı; ‘Zübük’ün mikrofonu, sloganı, oy deposu, her şeyi…

•••

Basit değil… Şeriatçı dayılar; seksenlerin ilk yarısında siyasetten elini ayağını çekip tavernanın ön masasından yer kapan, ikinci yarısında karısını gösteriş olsun diye kapatan küçük demir tüccarı. Apolitizmin nasıl olup da İslamlaşan siyasete döndüğünün yalın anlatımı. Dayı; Twitter’da ‘hayırlı cumalar’ mesajı. Kafa tokuşturma klişesi, “Allaha emanet ol” lafzı, dükkana asılan; “Cuma’ya gittim gelcem” yazısı.

•••

Bu yüzden dayıları rahat bırakmak değil, yüzleşmek zübüklerle beraber anlamlandırmak şart. ‘Kürtaj dayısı’ da, ‘gazeteler yalan yazıyor dayısı’ da bir yandan bugünün meselesi. Evet doğru; her ikisi de duyguları istismar edilen, medya ile uyutulan toplumun yüzleri. Toplum AKP ile mi bu hale geldi sorusu ise tartışmaya değer. Madımak, Maraş, Çorum, 6-7 Eylül utancı… Ama az ama çok her toplumun kötülük mayası vardır. Kötülük, hamur gibi yoğrulur, bir çatlak bulursadışarı kolay sızar. Kuralları yerle bir eden, ahlakı kendine yontan 16 yıllık iktidarın derinleştirdiği çatlaktır bu.

•••

Kötüdür ya da iyidir demek elbette doğru değil. Yargısız infazdır. Bir tanım koymamakla birlikte; asla düşündüğünden zerre taviz vermeyen, yandaşlığı, muhbirliği, güce tapınmayı bünyelerinde barındıran o dayılar enine boyuna, çatlağın derinliğidir. Ama dayılar mevzuu bir tarafıyla sanıldığından daha eskidir. Onlar; kapatılan köy enstitüleridir..

•••

Vallahi onlar, sosyal demokratın, solun kafa karışıklığıdır bir yanlarıyla. ‘Terliksi dayı’ CHP’de, çarşaflı kadına takılan göstermelik rozet, ‘yalan yazıyor dayısı’, HDP’de Altan Tan tartışmasıdır. Her ikisi de tavlanın altı kapısıdır. “53 kişinin yaşamını yitirdiği katliamın hemen ardından yapılan seçimden sonra nasıl oldu da AKP’ye yüzde 65 oy çıktı?” sorusudur.

•••

Üstten bakmacı, alttan anlamacı, yandan kakmacı derin derin laflar bir yana… Dayılar bizim perişan çaresizliğimizdir.

Dayılar; ne ah zavallılar meselesidir, ne de Şükrü Erbaş’ın ‘Köylüleri niçin öldürmeliyiz’ şiridir. Gerçekçi bir bakıştır.

Dayılar zaman yok endişesi, elimizden geleni yapmalıyız kaygısıdır. Zübükle imtihanımız, toplumun istismarıdır.

•••

Kuran sallayarak oy istemek ‘suretiylen’ ruhu, okullara cihat dersleri sokup, üniversiteleri bölerek geleceği çalınan Türkiye’de, yarın vah zevallı dayıları değil, eli silahlı Pakistan modeli geneleri tartışacağız.

Dayı geliyor, dayı gidiyor…

Dayılara ne acımalı, ne de şirdeki gibi öldürmeliyiz. Artık onlara hayat veren rüzgarı durdurmalıyız. Basit bir tartışma değil, derin bir meseledir bu.

Gencebay: Kenan Evren geldiğinde can güvenliği yoktu

Sevilay Yılman‘ın sunduğu ‘Sevilay Soruyor‘ programının bu haftaki konuğu Orhan Gencebay oldu. Orhan Gencebay, “Seçilmiş herkesle iyi olurum” dedi. Peki ‘Kenan Evren” sorusuna ne yanıt verdi? TRT’de yaşadıkları için yıllar sonra özür dileyen ünlü isim kim? Sevilay Yılman sordu, Orhan Gencebay yanıtladı…

Usta sanatçı Orhan Gencebay, Habertürk TV’de yayınlanan Sevilay Yılman’ın sunduğu ‘Sevilay Soruyor’ programının konuğu oldu… Orhan Gencebay milyonların diline dolanan o şarkıyı yaptı.. ‘Batsın Bu Dünya’ dedi. Peki o günlerden bugünlere ne kattı? Hala ‘Batsın Bu Dünya’ diyebiliyor mu? Sevilay Yılman’ı Gencebay’ın ofisinde Orhan Gencebay’ın oğlu Altan karşıladı.

İşte Orhan Gencebay’ın açıklamalarından satır başları;

BAĞLAMANIN ADINI BEN MANDOLİN SANIYORDUM

Ben mandolini bağlama sanıyordum. 6 yaşındayken ailem bana mandolin aldı. Biz demokrat bir aileydik 4 kişiydik babamın ve annemin sesi çok güzeldi. Babam bana hem ilham verdi hem beni teşvik etti.

Benim asıl doğum yerim Samsun ama biz, ben 14 yaşındayken İstanbul’a Kasımpaşa’ya göçtük. Ben aynı zamanda Kasımpaşalıyım.”

Yılman’ın “Orhan Bey size desem ‘kaç tane besteniz var’ diye sorsam…” sorusu üzerine Gencebay, “600 civarı bestem var yapıp söylemediğim 500 ama toplamda 1000 üzerinde vardır. Şu anda 70 tane bitmiş eserim var aslında ama yarım yarım 500’ün üzerinde bitecek.” yantını verdi.

KEŞKE BATSIN DÜNYA’YI YAPMASAYDIM

‘Keşke 70’lerde o dönem olmasaydı ben de o şarkıyı yapmasaydım’ diyorum. O zaman ülkemizin içinde bulunduğu durum şartlar çok kötüydü. Ben de o günleri yaşayan hisseden kişilerden biriydim. Herkeste böyle bir tepki vardı böyle bir dünya olacağına batıralım yenisini yapalım.

YILMAZ GÜNEY ÇOK SEVDİĞİM BİR AĞABEYİMDİ

Rahmetli ile ben Kızılırmak Karakoyun filmi vardır onun ben onun müzik direktörlüğünü yaptım. Daha sonra bende ünlenince film çekecektim söz verdiğim bir ağabeyimiz vardı ondan sonra Yılmaz Ağabey ile beraber olacaktık sonra bazı olaylardan dolayı hapise girdi ben Erman Film’le anlaştım.

HALK KİMİ SEÇMİŞSE BEN ONA SAYGI DUYARIM

Ben devletime son derece saygılı olan biri olarak devletimin, varlığımın, vatanımın güçlü bir şekilde ayakta durmasını isteyen bunu sağlamak için her şeyi yapabilecek biri olarak ben tabiki devletimi kim yönetiyorsa halkımızın seçimleriyle oylarıyla hangi hükümet varsa ben ona saygı duyarım. Halk seçmiş. Gencebay, Yılman’ın ‘Peki 1980’li yıllar darbe ve sonrası Kenan Evren yönetimi o yıllarda nasıldı devletle aranız?’ sorusu üzerine, “Benim her zaman devletime olan saygımdan dolayı devletimi yönetmeye talip olan kim varsa halkımızın seçtiği kim varsa ben herkese iyiydim. Hiç bir kimseyle kötü değildim. Ata’mız ne diyor Atatürk’ümüz “hâkimiyet bila akay düşer milletindir” diyor.” diye konuştu.

KENAN PAŞA GELDİĞİNDE CAN GÜVENLİĞİ YOKTU

“Kenan Paşa geldiğinde rahmetli yalnız şu vardı çok önemli bir olay; Kenan Paşa geldiğinde can güvenliği yoktu. Yüzde 98 halkımız memnun olmuştu can güvenliği yoktu, böyle bir şey sağlandı. Daha sonra çok yanlışlar oldu o ayrı konu yani ben ilk geliş zamanını söylüyorum. Askerimiz geldi şöyle oldu böyle oldu demiyorum ben ülkemin durumunu söylüyorum. 1978’te demin söyledin söyledim. Arabanız var mı ancak bir depo benzin alabilirdiniz bir ayda. 70 sente muhtaçtık can güvenliğimiz yoktu. Bunları özellikle yaşayan birisiyim işte batsın bu dünyayı bunun için yaptım. Böyle bir dünya olacağına batıralım yenisini kuralım daha güzel daha adil, sevgi dolu bir dünya için barış için, insanlık için ‘Batsın Bu Dünya’ dedim.”

Gencebay, Sevilay Yılman’ın ‘Şimdi demiyorsunuz ama değil mi?’ sorusu üzerine “Böyle bir ortamı yaşamak çok zor” dedi. Yılman’ın ‘Ama sizin bu şarkınız üzerinden diyenler var onlara mesajınız ne?’ sorusuna da, “Ben şunu demek isterim. Ben siyasi olarak bakmadığım için ben insanlarımızın mutlu olmasına dünya insanının mutlu olmasına ve yaradanın yaratmış olduğu değerlerin korunmasına bakıyorum bunuda insanlar ve devletler sağlıyor. Bu konuda benim bir imzam dediğim kartvizitim vardır şiirim kısa, “Bu vatanın çatısı yaşam kadar kutsaldır. Yaradanım yaratmış dünya vatandır. Dil, din, cins, ırk ayırmam şu dünya gurbetinde bana Orhan diyorlar asıl adım insandır.” şeklinde yanıt verdi.

Haberin devamını okumak için TIKLAYIN

Sağlık Bakanlığı: Türkiye’de 15 binden fazla HIV taşıyıcısı var

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in soru önergesine yanıt veren Sağlık Bakanı Ahmet Demircan, 15 bin 54 kişinin HIV taşıyıcısı olduğu Türkiye’de bin 590 AIDS vakasının bulunduğunu açıkladı.

CHP’li vekil Ömer Fethi Gürer, HIV taşıyanlardaki artış ve AIDS vakalarını Sağlık Bakanlığına yönelttiği soru önergesiyle TBMM gündemine taşıdı.

Bulaşıcı Hastalıklar Dairesi’nin verilerine göre 15-19 yaş aralığında HIV enfeksiyonunun artış gösterdiğini belirten Gürer, 2011’de 15-19 yaş diliminde sekiz olan HIV’li sayısının 2016’da 49’a; 2011’de 20-24 yaş diliminde 62 olan HIV’li sayısının 2016’da 276’ya çıkmasının dikkat çektiğini söyledi.

“RAKAMLAR SADECE SAPTANABİLEN RAKAMLAR”
Gürer, bu rakamların sadece saptananlar için geçerli olduğunu belirterek, bu konuda inceleme, araştırma, eğitme ve önleme çalışması yapılıp yapılmadığını sordu.

“BİN 590 AIDS VAKASI VAR”
Sağlık Bakanı Ahmet Demircan da ilk kez 1980’li yıllarda tanımlanan HIV enfeksiyonunun o yıllardan bu yana tüm dünyada din, dil, ırk, cins, ülke ayırımı yapmadan yayılmaya devam ettiğini belirterek, “Ülkemizde 1985 yılından 1 Aralık 2017 tarihine kadar doğrulama testi pozitif tespit edilerek bildirilen 15 bin 54 HIV ve bin 590 AİDS vakası mevcuttur” dedi.

Vaka sayılarındaki artışa vurgu yapan Sağlık Bakanı Demircan, “Ülkemiz HIV/AIDS vakalarına yönelik uluslararası değerlendirmelerde düşük prevalanslı ülkeler arasında yer almakta. Ancak toplum profilindeki değişim, ülkemizin bulunduğu coğrafyadaki ve ekonomideki gelişmeler, göç trafiğinin artması neticesinde Türkiye’nin hedef ülke haline gelmiş olması, nüfus artışı, farkındalığın artması, tam ve tedavi hizmetlerindeki gelişmeler, sağlık kurumlarına erişimin artması nedenleriyle vaka sayısında artış trendi izlenmektedir” diye konuştu.