Parlamenter sistem sona erdi: Eski sisteme veda

HÜSEYİN ŞİMŞEK

AKP ve MHP’nin kurduğu Cumhur İttifakı’nın aldığı seçim kararının ardından TBMM, önceki gün parlamenter demokrasi düzenine “şimdilik” veda etti. Seçim sonuçlarının kesinleşmesinden üç gün sonra yeni rejimin ilk toplantısı için toplanacak olan TBMM’nin 4 Kasım 2016’da başlayan 26’ncı Yasama Dönemi’nin son günü, kürsüde açılan oruç, CHP’nin İsrail ile Mavi Marmara Anlaşmasının iptali yönündeki önergesinin reddedilmesi ve çeşitli tartışmalarla tarihe geçti.

CHP’nin İsrail’in yaptığı katliama tepki için verdiği önergeyi değerlendiren AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş ise bu duruma, “Devletler ‘canı sıkıldığında’ anlaşma iptal edilmez” yanıtını verdi. Elitaş’ın bu sözleri muhalefetin büyük tepkisini çekti.

Kürsüden oruç açtı
Son günde Elitaş’ın oruç şovu da yaşandı. Elitaş, orucunu Genel Kurul Kürsüsü’nden içtiği suyla milyonların gözü önünde açmayı tercih etti.

Partisi adına son Genel Kurul’da konuşan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Meclis’in yetkilerinin elinden alındığı bir sürece girildiğini hatırlatarak, AKP’ye şöyle seslendi: “Muhalefete sormadan İçtüzük yaptınız, size sormadan İçtüzük yapmayacağız. Muhalefetin bileğini bükerek Anayasa değiştirdiniz, asla böyle bir şey yapmayacağız. Siz bu Meclis’ te Erdoğan’a Anayasa yaptınız, biz geldiğimizde her doğana Anayasa yapacağız.”

‘Huzuru getiremedik’
HDP’nin Ekonomiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan ise 26’ncı Yasama Dönemi milletvekilleri olarak Türkiye’ye huzuru ve refahı getiremediklerini söyledi.

Muhalefet yok sayıldı
Meclis Başkanlığı Denetim Bürosu’nun istatistikleri ise TBMM’nin 26’ncı dönemde yeni dönem uygulamaya konmadan, fiili olarak işlevini yitirdiğini gözler önüne serdi. Buna göre, toplam bin 607 sözlü soru önergesi verilirken bunların yalnızca 568’i cevaplandırıldı. Verilere göre ayrıca, iktidar üyelerinin yanıtlaması istemiyle iki yılda 28 bin 704 yazılı soru önergesi verildi. 22 bin 252 önerge CHP’liler, 4 bin 568 önerge HDP’liler, bin 647 önerge MHP’liler ve 61 önerge İYİ Parti’liler tarafından verildi. Bu önergelerin 2 bin 993’ü yanıtlanırken, 14 bin 258’i yanıtsız bırakıldı. İktidar, muhalefetin verdiği 5 bin 528 araştırma önergesinin tümüne yakınını da reddetti. Az sayıda komisyon kuruldu.

Sıkıldım!

Sevgili okur, sen bu satırları okurken ben çiçeği burnunda bir milletvekili aday adayı olarak sokakta seçmeni dinliyor ve oy kullanmanın bir şeyi değiştirmediğini düşünenleri ‘bu kez gerçekten değiştirecek’ diyerek ikna etmeye çalışıyor olacağım. Açıkçası aday gösterilir miyim gösterilmez miyim, gösterilirsem hangi ilin listesinde nereye adım yazılır bilmiyorum ama bildiğim bir şey var: Olur da bir şekilde Ankara siyasetinin bir parçası olursam canınızı hiç sıkmayacağım. Can sıkıntısı çok fena bir şey. Bunu onlarca yıl aynı konuşmaları aynı isimlerden dinlemek zorunda kalanlar çok iyi bilir.

Pazartesi yazılarımı gazetemiz BirGün basılmak üzere matbaaya zamanında gidebilsin diye Pazar öğle saatlerine kadar göndermek durumundayım. Bunun için bu yazılar çoğu zaman Cumartesi geceleri bilgisayara dökülüyor. Bu yazı da Cumartesi gecesi yazıldı. Bilgisayarın başına oturduğumda anketler, son dakika haberleri, açıklamalar, küresel gelişmeler, ekonomi cephesinden son notlar arasında gezinirken sıkıldığımı fark ettim.

Yazıyı yazdığım Word penceresini simge durumuna küçültüp ekranda Youtube’u açtım. Arama kısmına Eurovision Live yazıp 6 yıldır katılmadığımız yarışmanın bu yılki finalini canlı olarak izlemeye başladım. Bu yıl Portekiz’de yapılan yarışmayı izleyen milyonlarca insan, farklılıkların uyum içinde bir arada, tatlı bir rekabet halinde, farklılıklarını kutlamasına tanıklık etti.

Çok eğlendiler. Çok kıskandım. Çok renkliydiler. Çok gençtiler. En çok da kendileriyle dalga geçtiler. İrlanda’nın yarı finaldeki şovunu sansürleyen Çin Televizyonuna, ‘sansürlersen biz de sana yayın izni vermeyiz’ dediler, Eurovision’un sansüre, yasaklara, ayrımcılığa karşı bir platform olduğunun da altını çizdiler.

Biz de uzaktan baktık öyle. ‘Aman canım bir eksiğimiz de komşunun komşuya oy verdiği şu eski yarışma olsun’ derseniz ben de size şunu sormak isterim: Sertab Erener’in eşsiz sesi ve sahne şovuyla makus talihimizi yendiği o yıl, o akşam yüreğiniz her zamankinden hızlı atmamış mıydı?

Sahi Akp’nin iktidara geldiği 2002 yılıydı değil mi o yıl? Durun youtube’u simge durumuna küçültüp vikipedi’yi açayım da bir bakayım. Sahi vikipedi’ye giremiyoruz değil mi? Durun o zaman Vpn’imi açık konuma getireyim önce.
Bak iyi oldu vikipedi’ye baktığım. Doğrusu 2002 değil 2003’müş. Akp’nin Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne tam üye yapma vaadiyle daha çok demokrasi ve insan haklarına saygı manifestoları yazdığı yıllar! Hoş 15 yıl sonra bugün bile aynı vaatleri sıralamakta bir beis görmüyor Reis.

Oysa geldiğimiz noktada modern dünyayla bağlarını neredeyse tamamen koparıp yalnızlaşmış güzel ülkemizde ağır mı ağır bir içine kapanma durumu var. İçine kapanmış, bütün enerjisini 16 yıllık iktidarının devamını sağlamaya harcayan parti devletiyle, baskılarla, cezalarla, yasaklarla sürekli olağanüstü hal yaşatılan bir ülke.

Muhafazakârlaşmakta sınır tanımayan bir toplum. Ekranlarda sil baştan yazılan resmi tarih anlatıları ve dizilerle Abdülhamit’i özleyen, Reis’in işaretini gözleyen, Ankara’daki Saray’ın küçük birer kopyası halinde inşa edilen okullarda niteliksiz eğitime mahkum edilenler…

Mahkûm edilen demişken, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin başına gelenleri ve Boğaziçi demişken ODTÜ’de daha birkaç gün önce yasaklar ve tehditler altında onur yürüyüşü yapan o cesur öğrencileri de anmadan geçmeyelim.
Akademiden sürülmüş akademi, düşünmekten men edilmiş üniversite! Of sıkıldım. Açayım Eurovision’u ve bir sahne şovu daha izleyeyim bari. 10 puanım kendi gibi davranmaktan korkmayana, cesur olana, farklı olana. 12 puanımsa ‘tamam, sıkıldık, yeter, değiştireceğiz’ diyen gençlere.

Gençler, tek bir oyla değişecek her şey ve tek bir kedi bile trafolara giremeyecek bu kez emin olun. Bunu hep beraber başaracağız. Everyway that we can…

Fener Rum Patriği Bartholomeos Gökçeada’da

Fener Rum Patriği Bartholomeos, Çanakkale’nin Gökçeada ilçesinde 1946-1952 yılları arasında öğrenim gördüğü Rum İlkokulunda, kendisinin tasvir edildiği heykelin açılış törenine katıldı.

Bir dizi ziyaret ve tören için özel uçakla memleketi Gökçeada’ya gelen Bartholomeos, doğduğu köy olan Zeytinliköy’de düzenlenen törene katıldı.

Patrik Bartholomeos burada, 1946-1952 yılları arasında ilkokul eğitimi aldığı Rum İlkokulunda Mimar Fulin Muslubaş Güzeldere ve Helkeltraş Pınar Cauoki tarafından hazırlanan ve kendisinin öğrencilik yıllarındaki halinin tasvir edildiği heykel ve patrikliğinin 25. yılını simgeleyen madalyonun açılışını gerçekleştirdi.

Törende konuşma yapan Bartholomeos, Gökçeadalı olduğunu ve buranın gönlünde eşsiz bir yeri bulunduğunu dile getirdi.

Bartholomeos, şunları söyledi:

“Değerli Güzeldere ve Cauoki, memleketimiz Gökçeada’ya kazandırdığınız eserler bizleri duygulandırmaktadır. Önce eski günlerin güzelliğini hatırlatan çeşmeyi yaptırdınız, şimdi de okulumuzun önünde bizlerin çocukluk yaşlarındaki halini tasvir eden bu güzel heykeli. Kitaplar o yaşlardan itibaren en iyi dostumuz olmuş ve bu alışkanlık bu yaşımızda bile aynen devam etmektedir. Biz bu köyden çıktık, bu okulda okuduk. Ve dünyanın engin sularına burada bu mütevazi eğitim kurumunda edindiğimiz bilgilerle açıldık. Heykelimizin okuduğumuz ilkokulun önüne yerleştirilmesini çok anlamlı bulmaktayız. Dileğimiz bu güzel eserin çocuklarımıza her zaman okumanın ve önemini işaret ederek insanlığa faydalı gençlerin yetişmesine katkı sunmasıdır. Çok çok teşekkür ederiz.”

Patrik, tören sonunda katılımcılar ile sohbet edip hatıra fotoğrafı çektirdi.

Törene, Yunanistan’ın Türkiye Büyükelçisi Petros Mavroidis, Yunanistan’ın Yeni Demokrasi Partisi Başkanı Kyriakos Mitsotakis’in eşi Mareva Grobovski Mitsotakis, Selanik İmrozluları Derneği Başkanı Pavlos Stavrotidis, Atina İmrozlular Derneği Başkanı Stelios Pulados, Avusturya Metropoliti Arsenios, Gökçeada Metropoliti Krilyos Dragonis ile çok sayıda davetli katıldı.

Oyuncu Salih Kalyon: İktidar gibi düşünmüyorsan vatan hainisin

24 Haziran’da gerçekleşecek Cumhurbaşkanlığı seçim öncesi sanat dünyasında özgürlük, demokrasi, basın özgürlüğü gibi konulara yönelik sesler yükselmeye başladı. İktidar gibi düşünmeyenlerin vatan haini ilan edildiğini belirten oyuncu Salih Kalyon, “Herkes korkuyor. Ama bu seçimde umudumuzu yitirmedik, bir şeyler olması gerekiyor” dedi.

Cumhuriyet’ten Öznur Oğraş Çolak’a konuşan Kalyon, geçen seçimde başından geçen bir olayı anlattı. Kayınvalidesinin yatalak olduğunu ve ambulansta oy kullandığını söyleyen Kalyon, “AKP’li milletvekilleri itiraz etti. Açık alanda oyunu kullandı diye. Onlar gibi düşünmüyorsan, yani iktidar gibi, vatan hainisin” dedi.

‘UMUDUMUZ DAHA BÜYÜK’

“Korku var tabii ama umudumuz daha büyük” diyen Kalyon, “100 bin talebe içeride bugün dünya kadar gazeteci neden ne için soru sordukları ve haber yaptıkları için hapisteler. 100 bine yakın öğrenci öğretim görevlisi tutuklu, rakamlar çok ciddi. Bugün İlhan Selçuk ve Uğur Mumcu’ları çok arıyoruz.

‘ONLAR İÇİN KADIN İKİNCİ SINIF’

Osmanlı’da kadınların tiyatro yapmasının yasak olduğunu hatırlatan Kalyon, “Afife Jale örneğinde olduğu gibi. Bugün de Osmanlıcı oldukları için. Osmanlı özlemi içerisinde bir güruh. İstemiyorlar tabii kadın onlar için ikinci sınıf bir insan. İnsan yerine de koymuyorlar ki. Kadın yok onlar için. Arap kültüründe de yok. Kadın olmazsa insanlık olur mu? Bu ne kadar akıl dışı bir davranış biçimi.” şeklinde konuştu.

‘İKTİDAR TİYATROYU SEVMEZ’

Bu seçimde umudumuzu yitirmedik, bir şeyler olması gerekiyor. Ya herkes düşüncelerini anayasamızda da belirtildiği gibi sözle yazıyla açıklayabilecek ya da… Atatürk’ün “Mualimler Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister…” dediği gibi ya fikri vicdanı hür nesiller yetiştireceğiz ya da iktidar gibi düşünmüyorsan vatan haini olacaksın. Bu ikisi arasında halk bir tercih yapmak zorunda. Yurttaş olmak çok zor iş bilinç, emek isteyen, güven isteyen bir iş. İnsanım ve benim de fikrim var. Onun için tiyatro da hep muhaliftir ve iktidarlar tarafından sevilmez.

Hangi kardeşlik hukuku? Ne ahde vefası?

“Rüzgâr gülü gibi esintiye göre yön değiştiren, eğilip bükülen bir siyasi anlayış popülizmin bataklığında debelenmeye mahkümdur. Türk siyasi hayatı bu açıdan gerçekten ibret verici hadiselerle doludur. Bir tarafta asil devlet adamları, bir tarafta da kırk takla atan şahsiyet fukaraları vardır”

Üsluptan tahmin edeceğiniz üzere, bu cümle öbeği Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından söylendi. “Rüzgar Gülü” derken kime gönderme yaptığını anlamak zor değil. Zaten fazla dolambaçlı gönderme yapmak Erdoğan’ın tercih ettiği bir şey değil.

Erdoğan Gül’e, Türkçesi: geldiler kapını çaldılar diye heveslendin. Bizden olmayanlar sana kıymet verdi diye havalara girdin, ama dikkat alırım façanı aşağı diyor.

Erdoğancılar da “Reis ne güzel azının payını verdi, helal olsun, diye alkış tutuyor.

AKP cenahında, hanidir kardeşlik hukuku, ahdi vefadan bahsedilir. Erdoğan’a kafa kaldıran her siyasi de ahde vefaya ihanet, kardeşlik hukukuna ihanet ile suçlanır.

Ne var ki adını doğru koymak lazım. Ortada ahde vefa veya kardeşlik hukuku falan yoktur. Bir hukuk vardır, o da Erdoğan hukuku. Mesele Erdoğan’a ihanet meselesidir, yoksa ne ahd vardır ne de vefa.

Bu camiada bir tek kişi fikrini değiştirebilir, bir tek kişi yeni bir hareket başlatabilir; bir tek kişi demokrasi bağışlayabilir, bir tek kişi hak verebilir, verdiği gibi de alabilir. O, her şeye muktedirdir. Bu anlayış böyledir. Bu çerçeveye her itiraz, hatta her sorgulama, ihanettir. Bunun rasyonel ya da insancıl bir tarafı yoktur.

Ortaya çıkmış ve sosyolojik olarak galip olmuş bu paradigmadan beslenen ilişkiler ağına, hiç bir prensipler bütünü alternatif oluşturamayacaktır. Çünkü ortada karşı çıkılacak bir kural, ya da yasalar bütünü yoktur. Tek kişi, tek kişicili ve tek kişiye tapınma vardır.

Eğer 24 Haziran’da bir tür yarıştan söz edilecekse, koşulları ve adaleti elbette son derece tartışmalı, her şeyin. Ve herkesin üzerinde algılanan bir kişinin karşısında ilkeler, prensipler, manifestolar duramaz. Zira bu yarı tanrı kişi, ne ilke tanır ne manifesto. ilkesi de manifestosu da saat saat değişebilir ve onu adeta gözü körleşmiş âşık gibi takip eden milyonlar ne bu manevraları ne de aslında özünde bu ilkesizliği umursar.

Yarı Tanrı lider ancak başka bir Yarı Tanrı kişilik ile yarışabilir. Dolayısıyla 24 Haziran aslında ilkeler, prensipler falan değil, kişiler ve kişilikler arası bir yarış olmaya mahkümdur.