Erdoğan’dan yurt dışında yaşayan Türklere tavsiye: Vatandaşlık

Resmi ziyaret için Bosna Hersek’te bulunan Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, burada Avrupa’da yaşayan Türklere seslendi.

Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Her ne kadar birileri bizi ayırmak için ellerinden geleni yapsa da başaramayacaklar. Üzerinde önemle durduğumuz hususlardan biri de sizler Avrupalı Türklersiniz. İfade ettiğim hususları bir kez daha tekrarlamak istiyorum. Yaşadığınız ülkenin vatandaşlığını mutlaka alın. Veriyorlarsa mutlaka alın. Çifte vatandaşlığa izin veren ülkeler için sorun yok. Haklarınızı hiçbir kayıp olmadan kullanabileceğiniz formüller geliştirdik.”

“Sizlerle bazı müjdeleri paylaşmak istiyorum. Yurtdışındaki çocuklarımızın ana dillerini öğrenmelerini teşvik edeceğiz. Diasporadaki gençlerimize ayrılan kontenjanları 2 katına çıkarıyoruz. Yurtdışındaki vatandaşlarımıza yönelik hizmetleri basitleştirmeye yönelik adımlar atacağız.”

“24 Haziran’da Türkiye tarihi bir seçime hazırlanıyor. 24 Haziran’da sadece cumhurbaşkanı ve milletvekili seçmeyecek ülkemizin gelecek bir asrının da tercihini de yapacağız. Geçtiğimiz 16 yılda neler yaptığımızın en yakın şahidi sizsiniz. Cumhurbaşkanı adaylarından bazıları Türkiye’de neler olup bittiğini bilmese de onlara adres olarak sizleri veriyorum. Bu adaylar denizdeki balıklar gibidir, anlamazlar. Onları denizden alıp karaya attığın zaman denizin kıymetini anlarlar.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Suikast ihbarı geldi

Cumhurbaşkanı ve AKP lideri Tayyip Erdoğan, Bosna Hersek’te düzenlediği ortak basın toplatısında gazetecilerin sorularını cevapladı. Gazetecilerin “Balkanlarda size yönelik bir suikast ihbarı olduğuna yönelik iddialar var” sorusuna, “Suikast ihbarı bana geldi. Geldiği için de buradayım. Bu tür tehditler bu tür operasyonlar bizi bu yoldan alıkoymaz.” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bosna Hersek Üçlü Devlet Başkanlığı Konseyi Boşnak Lideri Bakir İzzetbegoviç ile ortak basın toplantısı gerçekleştirdi.

Toplantı sırasında gazetecilerin sorularını cevaplayan Erdoğan, bir gazetecinin suikast iddialarıyla ilgili sorusunu şu ifadelerle cevapladı:

“Suikast ihbarı bana geldi. Zaten ulaştığı için de buradayım. Nereden ulaştı? MİT’ten ulaştı. Ama ben ulaştığı için de buradayım. Niye? Çünkü bu tür tehditler, operasyonlar şunlar bunlar, bizi bu yoldan alıkoymaz. Biz yola çıktığımız zaman yolumuza devam ederiz. Burada Avrupa’nın farklı yerlerinden gelen insanlar görmek buluşmak istedikleri lideri burada göremediklerinde, bu benim için doğru olur mu? Bizim planımız çok farklı bir plandır, yolumuza çıktığımız zaman devam ederiz.”

(İHA)

İnce’den Bozdağ’a ‘Gülen’in iadesi’ yanıtı

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, seçim çalışmalarına devam ediyor. Tekirdağ’da konuşan İnce’nin açıklamalarının öne çıkan bölümleri şöyle:

-Önümüzde bir seçim var ter akıtma seçimi. Sandık görtevlileri var ya bu memleketin geleceği onlara teslim onlara. O gün acıkmak, yorulmak yok.

“Bu ülkede en zor durumda olan basın, acıyorum hallerine”

-Bu ülkede en zor durumda olanlar kimler? Çiftçi mi, esnaf mı, işçi mi? Bunların hiçbiri değil. En zor durumda olan basın… Acıyorum hallerine. Bakın İngiliz, ABD, Japon, Alman gazetecileri röportaja geliyor. Gelip Türkiye’de bir değişim oluyor galiba deyip benimle konuşmak istiyorlar. Türk medyasına bakıyorum “CHP Muharrem İnce’yi yalnız bıraktı” yazıyor. İnsafsızlar, vizdansızlar… Şu anda burada 20 civarında milletvekili arkadaşım var. Partinin Grup Başkanvekili arabanın içinde yatıyor. Bana getirilen suya sıcak mı soğuk mu diye bakıyorlar. Partinin genel başkanıyla her akşam durum değerlendirmesi yapıyoruz.

Bekir Bozdağ’a: Senden mi korkacağım!

-Şimdi biz dedik ki biz seçildiğimiz takdirde yargıyı 3 ay içinde düzelteceğiz. 3 ay sonra ABD’ye diyeceğiz ki ‘Bak benim ülkemde artık adaletli bir yargı var.’ Mahkemelerim bağımsız. FETÖ’yu iade et. Etmiyorum derse. ABD askerleri Noel’i, 24 Aralık’ta Washington’da kutlar. ABD’lilerden cevap geldi: Bizden Türkiye Cumhuriyeti olarak FETÖ’yü isteyen düzgün bir talep yok. Yani bizden usulüne uygun bir şekilde istenmedi. Bugün Bekir Bozdağ açıklama yapmış. Demişki, “Muharrem İnce’ye birileri yalan söylüyor. Türk mü yabancı mı söyleyen… Bekir Bozdağ beni dinliyorsundur sen zaten kim olduğunu biliyorsundur. Senden mi korkacağım. Ama bir şey söyliyeyim mademki usulüne uygun olarak iadesini istediniz ben bu ülkenin milletvekiliyim. Bana bunun belgesini göster. Ben sana benim ekibimdeki hukukçulardan bir heyet göndereceğim. Bu heyete o belgeleri bir göster bakalım. Bugün ABD’liler tekrar beni aradılar dediler ki, ‘120 koli gönderdiler bize’ çoğunluğu gazete küpürü. Hatta diyorlar İngilizce tercümesi bile yapılmamış baştan sağma. Yani iade edilmesini istemiyorlar. Niye istemiyorlar. Ortaklık var. Yani ey aziz milletim istiyormuş gibi yapıyorlar. Madem istedin ben şimdi bunun belgesini istiyorum.

-Arkadaş dünya lideri. 1 yıldır Türkiye’de Amerikan Büyükelçisi yok. Katip düzeyinde idare ediyoruz.

“Senin derdin Filistin değil; insanlar inim inim inliyor, sen seçim derdine girmişsin”

-Bugün Filistin’le ilgili seçim yapıyor. Acaba Filistin mi, seçim mitingi mi? Hangisi? İsrail’e dik durmak istiyorsan Mavi Marmara’dan aldığın parayı iade et, büyükelçiyi geri çek, boykot et. Yok bunları yapamam. Ne yaparsın, miting. Senin derdin Filistin değil. İnsanlar inim inim inliyor, sen seçim derdine girmişsin.

-Dolar 4.5 lira oldu ama Erdoğan ağzına bir kez almıyor. Hemen dönüyor dış güçler diyor. Bizi dolarla terbiye edemezsin diyor. Köprülerde dolar üzerinden anlaşmayı ben mi yaptım, sen mi yaptın. Bir yandan bizi dolar üzerinden terbiye ediyorlar diyorsun, dönüyorsun kumpas kuruyorlar diyorsun. Demek ki sen de onun ortağısın, beraber yapıyorsun.

“İkinci tura oynuyordum; vazgeçtim, birinci turdan çıkacağım”

-Genel başkan beni aday gösterdiğinde ikinci tura oynuyordum. Şimdi vazgeçtim, birinci turdan çıkacağım. Zayıf olduğumuz yerler var, orayı Tekirdağ’dan dengelememiz lazım. Yüzde 75 mesela, olur mu? Belediye başkanımız çık diyor. 80 o zaman. Fazla da atmayalım 80’e razıyım.

-Dediler ki milli gelirin yüzde 1’ini tarımı desteklemeye ayıracağız, yarımı geçmediler. 30 milyar vereceklerdi, 12.7 milyar verdiler. Türkiye devleti çiftçisine borçludur. Bu köylü çocuğu bu borcu ilk fırsatta ödeyecektir. Söz veriyorum size.

“İneği almışsın Arjantin’den, samanı almışsın Bulgaristan’dan; ayran nasıl milli oluyor!”

-Meydanlarda diyor ki, ben milli bir adamım. Ayran da diyor milli bir içecektir. İneği almışsın Arjantin’den, samanı almışsın Bulgaristan’dan; ayran nasıl milli oluyor!

-Ey Hollanda diyor portakal bıçaklıyor, sonra gidiyor Petrol Ofisi’ni satıyor. Kime ey dediyse sonunda paralarımız gitti.

“Onlar çay toplayan yargı, onların cüppelerine çıtçıt yaptıracağım”

-Erdoğan’ı yargılayacak mısın diyorlar, benim öyle bir görevim yok. Ama şunu yapacağız, bağımsız bir yargı kuracağız. Şu anda mevcut yüksek yargıdakiler bu işi yapabilir mi, asla yapamazlar. Onlar çay toplayan yargı, onların cüppelerine çıtçıt yaptıracağım. Rahat açıp kapayacaklar.

“Marka patenti her sene aşağıladığı ODTÜ’lüler yapar. Senin buna kafan basmaz!”

-Benim insanım bir Alman’a göre daha mı az zeki, Fransız’a göre daha az mı çalışıyor? Peki neden daha az kazanıyor? Bir televizyondan Türkiye 10 Euro kazanıyor, 50 lira. Bir otomobilden 100 Euro kazanıyor, çerez parası. Peki nereye gidiyor bu para? Tasarıma, patente, markaya gidiyor. Açık açık konuşayım, sen BMW, Mercedes yapıyorsun; para sende kalmıyor. 100 marka arasında tek Türkiye markası yok. Bizim marka üretmemiz, patentimiz, teknolojimiz olması lazım. Bu markayı patenti kindar nesiller yapamaz, bunu özgüveni yüksek, eleştirel bakabilen zeki çocuklar yapar. Kimler yapar biliyor musunuz? Her sene aşağıladığı ODTÜ’lüler yapar. Senin buna kafan basmaz, ben onlara fizik anlattım. O çocuklar yapacak. 5 bin polisle ODTÜ’ye girdin, o zaman sana dedim ki 5 bin polis değil 500 puanla girilir.

-Soruyor diyor ki, sen bu paraları nereden bulacaksın. Türkiye’de Muharrem İnce’nin cumhurbaşkanlığında hiç fabrika açılmasa, üretim artmasa, her şey olduğu gibi kalsa, sadece geliri adaletli dağıtsam maaşlarınız iki katına çıkar.

“Bakanın adı Fakıbaba, milletin adı fakir baba”

-Önümüz bayram. Bayram deyince aklınıza baklava gelir. Baklavacılar fıstıklı yapamıyor, çünkü pahalı. Tarım Bakanı ithal ederim diyor. Fıstığın adı ne, Antep fıstığı. İnsan Antep fıstığını ithal edeceğim demeye utanır. Bakanın adı Fakıbaba, milletin adı fakir baba. Bize diyor ki, bayramda kursağında baklava değil, sırtında oklava olacak diyor. O zaman bizim hep birlikte bir şey yapmamız lazım. Ne yapacağız? Sandıkta görevimizi yapacağız.

-Türkiye’de her emekli olanın maaşı düşüyor. 840 liraya emekli maaşı var. En yüksekle arasındaki fark 9 kat. Finlandiya’da bu 2 kat. Büyük dengesizliklerden biri bu. 1990’lı yıllarda ücretlile milli gelirden yüzde 37 pay alıyorlardı, şimdi yüzde 17. Dolar 4.5 lira, Euro 5.5 lira, yüzde 12 enflasyon, 53 milyar dolar cari açık, gençlerin yüzde 20’si eksik. Yani kamyon duvara çarpmaya doğru gidiyor. 16 senedir yapamamış, şimdi manifesto hazırlamış. Ya senin geleceğe dair söz söylemeye hakkın yok ki. Muharrem İnce yarın gelecek bildirgesini, manifestosunu açıklayacak. Yarın 19 Mayıs, Gazi Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak bastığı gün. Böyle anlamlı bir günde İnce’nin gelecek bildirgesini Samsun’dan açıklayacağım. Samsun’da miting yapıp Sinop’a gideceğim, sonra Adana’ya geçeceğim.

-Herkesin güvenmesini istiyorum. Canınızı sıkmayın, moralinizi bozmayın, umutsuz olmayın. Umutlarınızı yeşertin.

Saray Ekibi!

İtiraf edeyim, Muharrem İnce’nin aday olmasını.. Olsa da böyle bir performans göstermesini beklemiyordum. Yanılmışım.

Kılıçdaroğlu, partideki rakibini aday gösterdi. Çok kritik bir eşiği, çok önemli bir adımla aştı.

Muharrem İnce de, dostunu düşmanını şaşırttı.

Yandaş medyaya, AKP’nin kurmaylarına bakıyorum da.. Muharrem İnce’ye karşı politika üretemiyorlar. Muharrem İnce’yi “neresinden tutacaklarını” bilemiyorlar! Nereden ve nasıl saldıracaklarını kestiremiyorlar. Alevi değil. Kavgacı değil. Hem Kürtler’e mesaj veriyor, hem ulusalcılara. Ezan okunurken susuyor. Kendisiyle de Erdoğan’la da alay edebiliyor.

Yandaş / yanaşma medya ne yapsın! Hiçbir şey bulamayınca, “ekibi yok” teşhisine sarıldı. İnce’nin ekibi yokmuş. Ekonomide, dış politikada, kültür – sanatta danışmanlarının kim olduğu belli değilmiş. Falan filan.

Bunları yazıp söyleyenlerin Saray danışmanlarını gördüğü yok herhalde!

Malum, Erdoğan’ın -son dönemin en mayınlı alanı- ekonomide danışmanları çok ilginç isimler.

Yiğit Bulut’u defalarca yazdım. Sizler de yakından biliyorsunuz. Tekrarlamaya gerek yok.

Son günlerde adı öne çıkan Cemil Ertem’e gelince..

Hazret, daha Mart sonunda yaptığı tespitle tarihe geçti: “Dolar 4’e çıktı algısı yanlış. 3.85’in üzerindeki çıkışlar oldukça spekülatif çıkışlar. Dalgalı kurda temellere uygun dengeye geleceğiz.”

Geldik beyefendi. Bu sözlerin üzerinden sadece bir buçuk ay geçti. Ama dolar, sizi duymamış olacak, 4.50 dolaylarında salınıp duruyor!

Bu “başdanışman” bey, Erdoğan’ın son İngiltere ziyaretini de aynı ferasetle takdim etti. Ona göre,”ziyaret ve özellikle iş çevreleriyle yapılan toplantı bazı “merkezleri” oldukça rahatsız” etmiş!

O ziyaret sırasında doların uçtuğunu.. Bunda, Erdoğan’ın Merkez Bankası’nın bağımsızlığını yok sayan görüşlerinin de payı olduğunu.. Zaten gerek BBC gerekse Bloomberg yayınlarındaki soruların bile Türkiye’nin halini ortaya koyduğunu fark etmemiş.

* * *

Yüksek irtifada oksijen azlığından görüş bulanıklaşır ya! Bu beyefendilerde de öyle oluyor anlaşılan. Aşağıdaki satırlar da Erdoğan’ın muhteşem ekibinden Cemil Ertem Bey’e ait:

Erdoğan, hem iş çevreleriyle yaptığı toplantıda hem de sonrasında gerçekleşen canlı yayında, bütün sorulara içtenlikle cevap verdi; dileyen dilediğini sordu.”

Bizim buralarda iş çevreleri de gazeteciler de soru sormayı bilmiyor herhalde. Baksanıza, dileyen dilediğini sorabilirmiş.. Sorunca da Erdoğan içtenlikle cevap verirmiş.

Fotoğraf bu konuda size net bir fikir verecektir. Erdoğan Londra’da, özenle seçilip heyete dahil edilmiş Türk gazetecileri toplamış. O anlatmış, gazeteciler dinlemiş. Elbette “içtenlikle”!!!

* * *

Saray’ın ekonomi başdanışmanı Cemil Ertem, bu tabloya bakıp da “hakikaten bizimkiler elin İngilizi gibi soramıyor azizim” diye iç geçirmiş midir? Bilemem.

Kendisinin ekonomik alandaki liyakatı hakkında da bir fikrim yok.

Elbette, ekipce Türkiye’yi getirdikleri ekonomik / toplumsal yıkıma bakıp bir fikir sahibi oluyoruz. O ayrı!

Merak ettiğim, “nasıl bir insan” Türkiye’de medyaya / emekçilere / iş dünyasına yönelik baskının farkında olmaz? “Nasıl bir insan” bir an olsun durup “yahu sahiden Türkiye’de Erdoğan’a neden dileyen dilediği soruyu soramıyor” diye düşünmez? “Nasıl bir insan” inşaat sektöründen başka umudu kalmamış bir ülkede işlerin yolunda gittiğini, İngilizler’in, Kraliçe’nin falan bizi takdir ettiğini zanneder?

Geçiniz.

Muharrem İnce’nin de böyle bir ekibi olacaksa hiç olmasın daha iyi!!

* * *

Saray ekibi ekonomiyi yönetemiyor, dış politika danışmanları çoktan pert oldu da Erdoğan siyasette toz mu attırıyor! Hadi canım siz de!

Hürriyet’te Nuray Babacan’ın -iç sayfalara küçücük sıkıştırılmış- müthiş haberi siyasi danışmanların nerelere / ne hallere geldiğini anlatıyor:

“İktidar partisi, seçim çalışmalarında vatandaşın nabzını tutmak ve ona göre politika geliştirmek için ‘anlık-günlük strateji’ belirleyecek.Tüm söylemler ve alınan kararlar, telefon anketiyle halka sorulacak. Kampanya boyunca kullanılacak söylem ve başlıklar, günün gelişen koşullarına, muhalefetin kullandığı dile ve gündem oluşturacak konulara göre belirlenecek. Yapılan konuşmaların ve geliştirilen söylemin ‘sosyal kırılganlık algısı’ anlık ölçülecek. Ona göre politika değiştirilecek veya geliştirilecek.”

* * *

Dünyada para bolken.. AB Erdoğan’ı desteklerken.. Liberaller, Gülen’le birlikte AKP’nin değirmenine su taşırken.. Bu ülkenin vatandaşlarının alın teriyle, vergisiyle yaratılmış ne kadar fabrika / tesis / banka varsa haraç mezat satılıp parasıyla gösteriş yapılırken.. Erdoğan’ı ASRIN LİDERİ diye takdim etmek kolaydı.

Hadi bakalım, şimdi “anlık politikalarla yürümeye çalışan” partiyi ve liderini parlatın da görelim!

Ha bir de Cemil Ertem parlatayım derken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faiz-enflasyon ilişkisi hakkında söyledikleri bugün tam da çağdaş bilimsel iktisat teorisinin konusudur. Aksi iddialar da bilim dışı safsatadan ibarettir” demez mi!

Ekonomistler bir gül bir gül..

Nohuta artık kıyma bile koyamayan vatandaş bir gül bir gül..

O kadar olur yani!

Demokrasilerde A, B, C planı olmaz: Geldiğin gibi gidersin

Siyasi iktidar ve temsilcileri sadece Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri ihlal etmekle kalmıyor, Cumhurbaşkanı’nın onayından geçen ‘Yetki Kanunu’ ve “Seçimden sonraki A, B, C planları”, ifadeleri ile Anayasayı da delebileceğine yönelik sinyaller veriyor, deliyor. O halde yargıyı göreve çağırmak neden suç sayılıyor? Açıklaması, ‘korku imparatorluğunun yıkılma korkusu’ olabilir.

45 gün içinde kaldırılması mümkün olan olağanüstü hal (OHAL), 18 Nisan 2018 tarihinde 7. kez uzatıldı. OHAL’in devam etmesi hali, AKP ve Saray iktidarının artık Türkiye’yi ‘yönetememe süreci’ olarak değerlendiriliyor. Yaşam ve adil yargılama hakkı ihlalleri, masumiyet karinesine aykırı tutumlar, emniyette kötü muamele artarak sürüyor.

OHAL, Anayasa gibi Birleşmiş Milletler (BM) Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de (AİHS) aykırı. AİHS’in 15. Maddesi’ açık: Tahmin, olasılık ya da varsayıma göre OHAL uygulanmaz, uygulanabilmesi için tehlikenin mevcut ya da çok yakında gerçekleşmiş olması gerekir. Oysa bugün herhangi bir tehlikenin olmadığı ortada.

Anayasal kurumları kim tehdit ediyor?

Uluslarası platformda ‘olağanüstü hali’ tanımlayan, ‘Sirakuza İlkeleri’ ise OHAL’in uygulanabilmesininin 3 şarta bağlı olduğunu belirtiyor. Buna göre özetle; (1) nüfusun tamamının ve coğrafyanın büyük bir bölümü ile (2) anayasal kurumların tehdit altında olması ve (3) bu tehdidin olağan güçlerle giderilemeyecek boyutta olması şart. Son madde ironik; çünkü anayasal kurumların ‘kim tarafından tehdit edildiği’ sorusu tartışılmaya değer!

Sandıkla gelen…

‘OHAL’siz Türkiye’yi yönetememe sürecinin’, bu süreçteki hukuksuzlukların; ‘Yetki Kanunu’ ve sözü edilen A, B,C planları ile çok daha ileri boyuta taşınması sinyalleri veriliyor. Bu yüzden seçmenin aklında, ‘Sandıkla gelen, sandıkla gitmeyecek mi?’ sorusu var. 7 Haziran- 1 Kasım 2015 arasında yaşananlar hafızalarda. İktidarın, hukuk kılıfında sunacağı kanunsuzluklara yönelik zemin hazırlaması ise önemli bir endişe.

Partili Cumhurbaşkanı’nın bakanlarına imtiyaz

Yetki Kanunu’nun tanımı şöyle: “Bakanlar Kurulu’na verilen yetki, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanı’nın yemin ederek göreve başladığı tarihe kadar geçerlidir. Bu süre içinde Bakanlar Kurulu birden fazla Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarabilir.”

Partili Cumhurbaşkanının ‘bakanlarına’ KHK çıkarma imtiyazı veren kanun, bu nedenle ‘Meclis’i fesih hamlesi’ olarak da değerlendirilebilir. Cumhurbaşkanının yemin süresinin ne olduğu belli değil. AKP’nin yasayı, Meclis çoğunluğunu kaybetme korkusu nedeniyle düzenlendiği açık.

Yetki Kanunu referansını; TCK’deki; ‘Anayasa’da değişiklik yapılmasına yönelik 6771 Sayılı Kanunu’ndan alıyor. Çerçevesi; “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yapılan değişikliklere uyum sağlanması amacı” olarak çiziliyor. Oysa, Erdoğan’ın birkaç gün önce imzalayıp, CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığı Yetki Kanunu daha ilk bakışta bile kendini ele veriyor. Çünkü bununla ‘uyum’ değil ‘radikal bir değişiklik’ öngörülüyor.

Hangi sistem?

Ancak “Seçimden sonraki A, B, C planları”, Yetki Kanunu’nun ‘yetmediğinin’ de göstergesi. Erdoğan, 24 Haziran 2018 tarihine çekilen Cumhurbaşkanlığı ve genel milletvekili seçimleriyle ilgili olarak 15 Mayıs’ta Bloomberg TV’ye verdiği mülakatta aynen şunları söyledi: “AKP’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) çoğunluğunu kaybetmesi olasılığına ilişkin “A, B, C planlarımız var.” Bu sözler, Havuz medyasında; ‘AKP’nin Meclis’te çoğunluğu sağlayamaması durumunda yeniden seçim yapılabileceği mesajı’ olarak yorumlandı. Bunun medyanın bir tevili olduğunu anlayabilmek güç değil. Çünkü Erdoğan bu cümlesini, “Sistemi tıkayacak herhangi bir gelişmeye izin vermeyiz” diye tamamladı.

“Hangi sistem?” diye sorup, başa dönelim. Anayasa’nın 309. maddesi, yine aynı kitabın ilk satırlarına göndermede bulunarak özetle şu ifadeleri kullanıyor: “Anayasanın başlangıç kısmında aynen ‘Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiç bir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı’ belirtilmiştir.”

Maddenin fiile dünüşmesinin yaptırımları da açık. Suçu anımsatmak ‘suç değil’ ancak yurttaşlık ve gazetecilik görevi olsa gerek. Demokrasilerde A, B, C planı yoktur. Plan basittir: Geldiğin gibi gidersin.

Muharrem İnce 15 günde 13 il mitingi yaptı

Cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasını 4 Mayıs 2018 tarihinde Birinci Meclis önünden başlatan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, 15 günde 13 il mitingi gerçekleştirdi.

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu tarafından 4 Mayıs’ta CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak açıklanan İnce’nin mitingleri sürüyor.

Seçim kampanyasını, Ulus’taki Birinci Meclis önünden başlatan İnce, ilk büyük mitingini memleketi Yalova’da yaptı.

Daha sonra sırasıyla Edirne, Hakkari, Rize, Denizli, Manisa, Konya, Niğde, Aksaray, Çorum ve Amasya’ giden İnce, 18 Mayıs’ı ise Trakya’ya ayırdı. Dün Kırklareli ve Tekirdağ’da halkla buluşan Muharrem İnce, Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı tarih olan bugün de Samsun’da olacak.

Bugün ayrıca Sinop’ta halka seslenmesi beklenen İnce, yarın ise Osmaniye ve Adana’da miting yapacak.

Toplamda 50 il mitingi

Gittiği illerdeki bazı büyük ilçeleri de ziyaret eden Muharrem İnce’nin, 24 Haziran’a kadar 50 ilde miting yapması planlanıyor.

Muharrem İnce, 21 Mayıs Pazartesi günü Bartın ve Zonguldak’ta, 22 Mayıs Salı günü Düzce ve Bolu’da, 23 Mayıs Çarşamba günü ise Erzincan ve Sivas’ta olacak.

İnce, 25 Mayıs Cuma günü ise Uşak ve Afyonkarahisar’da miting düzenleyecek.

Liste yarın netleşecek

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun üzerinde çalışmaları devam ederken, milletvekili aday listesi, yarın akşam toplanacak Parti Meclisi’nin (PM) onayına sunulacak. Yarın ilk olarak Merkez Yönetim Kurulunu toplayacak Kılıçdaroğlu, akşam 19.00’da ise PM’ye başkanlık edecek. CHP’de tüzük gereği milletvekili adayları il il PM’nin onayına sunulacak.

Kılıçdaroğlu’nun İzmir ya da İstanbul’dan milletvekili adayı olacağı, Deniz Baykal’ın ise Antalya 1. sıradan aday gösterileceği belirtildi.

Grup kurabilmesi için Saadet Partisi’nden 5-6 ismin CHP’nin listelerinden aday olması beklenirken, ayrıca Abdüllatif Şener, Kani Beko, İbrahim Kaboğlu gibi isimlere CHP listesinde yer verileceği öğrenildi.

CHP’de yarın yapılacak MYK ve PM toplantıları nedeniyle parti genel merkezinde ziyaretçi kabul edilmeyecek.

Bildirge 24 Mayıs Perşembe açıklanacak

Partinin yazım çalışmaları devam eden seçim bildirgesi ise 24 Mayıs Perşembe günü kamuoyuna açıklanacak.

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun onayının ardından bildirge, 24 Mayıs Perşembe günü ATO Congresium’da kamuoyuna açıklanacak. Toplantıda ayrıca CHP’nin milletvekili adayları da tanıtılacak.

CHP bildirgesinde asgari ücretin en az 2 bin lira olması, taşerona şartsız kadro, “Aile Sigortası” gibi sosyal devletin güçlendirilmesine yönelik vaatler yer alacak. Bildirgede, emeklilere dini bayramlarda birer maaş ikramiye verilmesi, OHAL’in kaldırılması ve Doğu Anadolu Bölgesi’nin bir üretim üssü olmasını içeren “Merkez Türkiye” projesine vurgu yapılacak.

Daha çok salon toplantılarına katılması beklenen Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun ise Muharrem İnce’ye destek ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi için partisine oy istemek amacıyla İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyükşehirlerde sınırlı sayıda miting yapacağı belirtiliyor.

Kılıçdaroğlu’nun, İnce ile bazı mitinglere katılması da bekleniyor.

DSP seçimlerde Millet İttifakı’nı destekleyeceğini açıkladı

24 Haziran cumhurbaşkanlığı ve genel seçimleriyle ilgili açıklama yapan DSP, “Demokratik Sol Parti’ye bağlı olan toplum kesimlerine karşı sorumluluğumuz gereği, 16 yıllık iktidarlarında ülkeyi ekonomik, politik ve sosyal yapısı itibariyle tam bir çöküntünün içine sürüklemiş olan AKP’nin karşısında, seçmenlerin Millet İttifakı’na ve bu ittifak içerisinde demokratik sol politikalarımıza en yakın partinin ve Cumhurbaşkanı adayının desteklenmesi gerektiği hususunun kamuoyuyla paylaşılmasına karar verilmiştir” ifadelerini kullandı.

DSP Başkanlık Kurulu’nca yayınlanan bildiride, mutlaka sandığa gidilmesi gerektiği belirtilerek, her seçmenin sandığına sahip çıkması, olası kanunsuzluk ve manipülasyonlara karşı tüm DSP’li avukatların cüppelerini yanlarında bulundurmaları istendi.

Bildiride, DSP’nin seçimlere girmesinin YSK tarafından ‘tam kanunsuzluk haliyle’ engellendiği savunularak, bu durum karşısında yürütülen iç hukuk yolları tükendiğinden, yaratılan hak ihlalinin tespiti için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurulduğu belirtildi.

CHP’li Özel: İsrail’e karşı miting değil, icraat yapın

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, yasal düzenlemelerle karşılanmayı bekleyen geniş toplumsal talepler dururken, AKP ve MHP’nin birlikte hareket ederek Meclisi kapattığını ifade etti.

“En önemli konu” denilen çocuklara yönelik cinsel istismara ilişkin yasal düzenleme bile gündeme getirilmeden Meclisin kapatıldığını aktaran Özel, “Çocuk istismarı konusunda Recep Tayyip Erdoğan’ın, Binali Yıldırım’ın ve Devlet Bahçeli’nin söylediği her şey kendi heybelerinde günah, kusur olarak onlar seçim meydanlarında yürüdükçe sırtlarından çekecek.” diye konuştu.

Özel, yeni dönemde Meclisin, sistem değişikliği ile ortadan kaldırıldığını ileri sürdüğü itibarını, geri kazandıracak bir seçim sonucu beklediklerini bildirdi.

“Tek başına ‘Af’ dedi, öyle kaldı”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sosyal medya üzerinden yaptığı afla ilgili paylaşımına de değinen Özel, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Toplumsal mutabakat yok, siyasi mutabakat yok, hiçbir partiyle temas yok. Ve hatta Genel Kurulda MHP’nin grup önerisi bile yok, diyor ki ‘Bu gündemdeki kanunu bitirelim, gidelim.’ E hani af? Sayısal ağırlığı kalmadığı gibi siyasal ağırlığı da kalmamış durumda. Cezaevlerinde yatan bütün vatandaşlarımız ve onların değerli aileleri ya da cezaevlerinde yatanların çıkmasının kendisine sorulmamasından rahatsız olan bütün vatandaşlarımız; duyduğunuz bütün heyecan, rahatsızlık, uykusuzluk, hepsi Devlet Bahçeli’nin seçim için, oy için sizin duygularınızı istismarıydı. Çünkü Meclise teklif dahi etmedi. Teklif dahi etmeden Meclisi kapattırdı. Samimi değildi, kandırmaya çalışıyordu. Sarayın borazanlığını yapmak borazanın çıkardığı sesin şiddetiyle değil, borazanı kimin üflediğiyle ilgiliymiş. Borazan tek başına ses çıkaramıyormuş. Tek başına ‘Af’ dedi, öyle kaldı.”

“İsrail’e tepkiler yetersiz”

Özgür Özel, İsrail’in Gazze’deki katliamı sonrasında Türkiye’nin gösterdiği tepkinin yeterli olmadığını savunarak, İsrail’in Ankara Büyükelçisinin bir süreliğine ülkesine gönderilmesinin de göstermelik olduğunu belirtti.

Özel, “Bu aslında şu demek; ‘İçeride toplumun gazını alalım, büyükelçiliğin önünde topluluk azalsın, Beyazıt Meydanı boşalsın, sen yine gelirsin kardeşim. Biz dostuz’ demek. İsrail Büyükelçisinin, istenmeyen adam ilan edemeden, kalıcı olarak yollamadan bir süreliğine ülkesine gitmesi istendi.” dedi.

CHP’nin, Türkiye İle İsrail arasında tazminata ilişkin usul anlaşmasının onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanunun iptaline yönelik talebinin de Genel Kurulda kabul edilmediğini hatırlatan Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yarın İstanbul’da İsrail’e karşı düzenleyeceği mitinge de değindi.

Özel, “Miting taleptir, siyasi gücü, yürütme gücü olmayanın yürütmeyi etkileme çabasıdır. Yürütmenin bütün gücünü, hatta fazlasını elinde tutan birinin miting yapması, vatandaşı oyalamaktan başka bir şey değildir. Miting yapmayın, icraat yapın. Miting yapmayın, yaptırım uygulayın.” ifadesini kullandı.

Samsun’da 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla düzenlenen fener alayının bu yıl valilikçe iptal edilmesini de eleştiren Özel, bu kararın vicdanlardan döneceğini belirtti.

“19 Mayıs akşamı fener alayını iptal eden vali, Samsun’un valisi olamaz.” ifadesini kullanan Özel, Vali Osman Kaymak’ı istifaya davet etti.

“Akla zarar, deli saçması, zırvalar”

Özel, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

Bahçeli’nin bir röportajında yer alan, af talebinin gerekçeleriyle ilgili soru üzerine Özel, gerekçelerin “akla zarar, deli saçması zırvalar” olduğunu iddia etti.

Bahçeli’nin, FETÖ ve cezaevleriyle ilgili sözlerine de değinen Özel, “Bu tamamen işkembeyi kübradan atıp da sonra gerekçelendirilmeye çalışılırken karşı karşıya kalınan acziyeti gösterir. Devlet Bahçeli’nin bu planına bir FETÖ planı diyemeyiz. Ama FETÖ’cü akılla üretilmiş bir plandır. Saraydan buna diyorlar ki ‘FETÖ böyle bir şey planlamıştır.’ Ona bu bilgi notunu yollayanlara bir baksın. Bu FETÖ’cü bir akıl.” ifadesini kullandı.

Özel, Eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın ABD’deki davada 32 ay hapis cezasına mahkum edilmesiyle ilgili soruyu yanıtlarken de konuyla ilgili genel başkan yardımcılarının ayrıntılı bir açıklama yapacaklarını, ancak davanın Türkiye açısından bir utanç davası olduğunu söyledi.

“İnce, Turgut Özal’ın icraat makamından gidişini kast ediyor”

Özel, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin katıldığı bir televizyon programında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili, “Demirel nasıl gittiyse, Özal nasıl gittiyse Erdoğan da öyle gidecek” şeklindeki sözlerinin, Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı sırasında hayatını kaybetmesi ve ölümüne ilişkin bazı şüphelerin dile getirilmesi dolayısıyla tepkilere neden olduğu da ifade edilerek, değerlendirmesinin sorulması üzerine, şunları aktardı:

“Turgut Özal’ın icraat makamından, yani hükümetten gidişini kast ediyor Sayın İnce. Bugünkü Cumhurbaşkanlığı makamı ile o günkü Cumhurbaşkanlığı makamı aynı değil. Bugünkü Cumhurbaşkanlığı ile o günkü Cumhurbaşkanlığını özdeşleştirip, ‘görevi başında ölmüştü’ haksız bir yorum, çarpıtma. İnce, demokratik yollardan görevi bırakmayı tarif ediyor. Zaten öyle olmasa sadece ‘Özal’ der. Gösterilen tepkilerin tamamı da siyasi amaç içeren haksız yargılardır.”

Özel, Bahçeli’nin cumhurbaşkanlığı adaylığı için toplanan 100 bin imza ve FETÖ’ye ilişkin açıklamalarıyla ilgili bir soruya ise şu yanıtı verdi:

“Bahçeli siyasi argüman üretmeyi, icraata yönelik vaatlerde bulunmayı terk edeli çok oldu. Elinde bir FETÖ çamuru var, ondan kar topu yapmış önüne gelenin yüzüne atıp, alnına kara sürmeye çalışıyor.” (AA)

CHP, Erdoğan’ın onayladığı ‘yetki kanunu’nu AYM’ye taşıyor

Cumhurbaşkanı ve AKP lideri Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine uyum yasalarını Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile hayata geçirme imkânı tanıyan “Yetki Kanunu”nu onayladı. CHP, kanunu Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıyacağını söyledi.

CHP’li Özgür Özel, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Onaylanan yetki kanunu için AYM’ye başvuracağız” dedi.

Figen Yüksekdağ’ın tahliye talebine ret

HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın, ‘terör örgütü yöneticiliği’ suçlamasıyla tutuklu yargılandığı davanın görülmesine devam edildi. Yüksekdağ, iddianameye eklenen yeni fezlekeleri inceleme fırsatı bulamadığı gerekçesiyle suçlamalar yönünden savunma yapmadı. Mahkeme, Yüksedağ’ın tahliye talebini reddederek, tutukluluk halinin devamına karar verip, duruşmayı erteledi.

Figen Yüksekdağ, hakkında hazırlanan fezlekelerin bir araya getirilerek, ‘terör örgütü yöneticiliği’, ‘terör örgütü propagandası yapmak’, ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet’, ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçlamalarıyla yargılandığı davanın 5’inci duruşması, Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Sincan Cezaevi Yerleşkesi’ndeki salonda görülen duruşmaya, Figen Yüksekdağ’ın yanı sıra, HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ile bazı HDP’li milletvekilleri katıldı. Duruşmayı takip etmek için, Sincan’a gelen yabancı heyetler ise mahkeme salonuna alınmadı.

SUÇLAMALAR HAKKINDA SAVUNMA YAPMADI

Mahkeme Başkanı Sabahattin Sarıdoğan, Ağrı ve Van’da aynı suçlardan açılan davaların, bu dosya ile birleştirildiğini açıklayarak, Yüksekdağ’a savunma yapması için söz verdi. Yüksekdağ ise iddianame ile birleştirilen dosyaların kendisine dün tebliğ edildiğini, bu dosyaları inceledikten sonra detaylı savunma yapacağını söyledi. Şu aşamada suçlamalarla ilgili savunma yapmayacağını belirten Yüksekdağ, yargılama ve usul konusunda konuşmak istediğini belirterek, “Bizler siyasetçiyiz. 1,5 yıldır hiçbir somut delil olmadan tutuklu yargılanıyorum. Bu süre içerisinde Anayasa ihlal edilerek milletvekilliğim düşürüldü. Kesinleşmiş cezalar verildi. Sadece ben değil birçok arkadaşımız aynı şeyleri yaşıyor. İddianamedeki suçlamalara neden olan konuşmalarım soruşturmayı yürüten savcı tarafından kriminalize edilerek eklenmiş. Biz konuşmalarımızda siyasetçi olmanın vermiş olduğu sorumluluğu yerine getirdik. Bunların suçlama konusu olması söz konusu bile olmamalı” dedi.

‘BİZİ HAPİSHANE DUVARLARIYLA TUTSAK EDEMEYECEKLER’

İktidarın baskısı ile yargı tarafından tuksak edildiklerini ileri süren Yüksekdağ, “Bütün bunlara rağmen bizleri susturabildiler mi? Amaçları bizleri pasifize etmekti. Ama başaramadılar. Bakın yine arkadaşımız Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanı adayımız oldu. Biz nerede olursak olalım, halka kaşı sorumluluğumuzu yerine getirmeye devam edeceğiz. Bizi o hapishane duvarlarıyla tutsak edemeyecekler” dedi.

‘BARAJI TARİHE GÖMECEĞİZ’

Konuşmasının büyük bir bölümünü de 24 Haziran’da yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ayıran Yüksekdağ, sırf kendileri için uygulanan yüzde 10 barajını aşacaklarını ve barajı tarihe gömeceklerini iddia etti. Konuşmasında, “Bir memlekette siyasetçi tutsaksa o ülkede secimler özgür olamaz” diyen Yüksekdağ, tahliyesini talep etti. Avukatların da tahliye taleplerinin ardından kararını veren mahkeme heyeti, ‘savunmanın tamamlanmamış olması ve adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı’ gerekçesiyle Yüksekdağ’ın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

Duruşma, 6 Temmuz 2018’e ertelendi.DHA