Muharrem İnce, Kırıkkale’de konuşuyor

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, seçim çalışmalarına devam ediyor.

Kırıkkale’de konuşan İnce’nin konuşmalarının öne çıkan bölümleri şöyle:

  • Amerika’nın nüfusu 300 milyon, Türkiye’ninki 80 milyon; onların iki katı kadar milletvekilimiz var. İlk işimiz milletvekili sayısını indirmek olacak. Biz Amerika’dan daha mı büyüğüz, daha mı zenginiz! İlk önce buradan başlayacağız.
  • Kırıkkale bir Anadolu şehri ama son dönemlerde hep kaybediyor. MKE’ye bak, işçi sayısı kaça düşmüş, taşeronun hakkı verilmemiş. Bunu değiştireceğiz.
  • Türkiye’yi barıştıracağız, ekonomik olarak büyüyeceğiz, adil bölüşeceğiz.
  • Emekli arkadaşlarım, Ramazan ve Kurban bayramlarında birer maaş dedik; hükümet de biner lira dedi. Yetmez ama tamam! O bin lira birkaç senede enflasyonda erir. Bir de hükümetlerin tercihine bırakılmamalıdır, kanunu olmalı kanunu. Size sözüm şu; bayramlarda birer asgari ücret alacaksınız.
  • Devlet fakir fukaraya yardım ettiğinde Erdoğan mı veriyor, Ak Parti mi veriyor? Benim cumhurbaşkanlığımda da TC verecek, devlet verecek. Bir tartışmadır gidiyor, ben meydanlarda iş, ekmek, aş diyorum; kadınlara sesleniyorum. Ne diyor Neşet Ertaş, “Kadın insandır, biz insanoğluyuz”. Kadının iş gücüne katılım oranı yüzde 32, bunu yüzde 50 yapmamız lazım. O yüzden de her mahalleye bir kreş açacağız. Çalışmak isteyen kadının çocukla ilgili problemi olmayacak. Çocuk kreşe, kadın işe! Her aileye bir ev, her eve bir maaş!
  • Nereden bulacaksın diyor parayı, 4 milyon Suriyeliye 40 milyar lirayı nereden bulduysan oradan, sarayına parayı nereden bulduysan oradan. Çiftçiye mazotu 3 liradan vereceğiz. Asgari ücret 2200 lira olacak. Polislere, öğretmenlere, hemşirelere, din görevlilerine sesleniyorum, eski bir devlet memuru olarak; ne zaman siz 3600’ü vereceğim dedi, ben konuştuktan sonra. 16 yıldır neden vermedin? Ona teklifim var; devleti o yönetiyor, bir KHK çıkarsın bugün, 3600’ü versin. Samimiyse gelsin yapsın.
  • Memleketi 16 senenin sonunda duvara çarptırmak üzere. Dolar, Euro nasıl düşer? Bir yabancı yatırımcı Türkiye’ye güvenmiyor, çünkü mahkemelere güvenmiyor. OHAL var, yargısı bağımsız değil diye güvenmiyor. O yüzden de yatırım yapmıyor. Cumhurbaşkanı seçildiğimde ayrımcılığı sona erdireceğiz, sen, ben, o yok, biz var biz. Tek adam değil, ortak aklı kullanacağız. Türkiye’yi bir hukuk devleti haline getirince döviz düşecek, faizler inecek.
  • 16 yıldır aynı doktor, iyileştiremiyor. Hasta kanser oldu, kangren oldu. Doktoru gönderme zamanı. Dün, “Çıraklık, kalfalık, ustalık dönemim geçti, şimdi büyük ustalık dönemi” diyor. “Bana” diyor; “Büyük ustalık diploması verin.” Millet oy verir, diploma vermez. Diplomayı üniversite verir, o da varsa verir. 2016’da “Eyy” dedi “Marmara Üniversitesi Rektörü, çıkar diplomayı” dedi. 2 senedir çıkmadı. Ben telefon ettim, rica ettim hazırlar mısınız diye. 1 saat içinde hazırladılar. O 2 senedir bekliyor, üniversite vermeyince milletten istiyor
  • Ben dedim ki, 12 sene FETÖ’yle ortaklık yaptın. Şimdi gariban biri senin açtığın, izin verdiğin bankaya para yatırdı diye onu açlığa mahkum ediyorsun. Ben sordum, dedim ki, AK Parti’yi kurmadan önce konuşup onayını aldın mı? Dedi ki, almadım. Ben de dedim ki, hayır aldın, kimle gittiğini biliyorum çünkü en yakınındaki kişi aradı beni, beraber gittik ama bana zarar verir dedi. Senin cumhurbaşkanı seçileceğini biliyorum, seçilince açıkla dedi. Şimdi elimde bir kitap var, Nasuhi Güngör. Erdoğan’ın resmi var, dostu arkadaşı onun. Bunu aldı, TRT Haber Dairesi’ne başkan yaptı. Şimdi kitabın 89. sayfasını okuyorum: “Erdoğan 200 yılı Mayıs ayında ABD’ye yaptığı gezide, uzun süre orada yaşayan Fethullah Gülen’le de bir araya geldi. Erdoğan-Gülen görüşmesi muhtevasından çok, uzun yıllardır birbirine hayli mesafeli olan iki ekolün bir araya gelmesi açısından dikkat çekiciydi”.
  • Sayın Erdoğan, bana dava açmışsın 100 bin lira. Doymuyorsun paraya, illa para istiyorsun. E arkadaşına niye dava açmadın, onu niye tekzip etmedin. Gazete manşetlerinden devam edelim. Demiş ki, okullar için Putin’i aradı, ne için, FETÖ okulları için! Erdoğan: Cemaat ne istedi de geri çevirdik! Sıkı durun, 67 CHP milletvekili bir önerge verdi, 3’ünü görüyorum
  • Değerli Kırıkkaleli kardeşim, Cumhurbaşkanlığı’nın bütçesi 2007’den bu yana tam 25 kat artmış. Ey benim fakir, garip kardeşim, Ak Partili kardeşim; senin gelirin 25 kat arttı mı! Onunki niye artıyor biliyor musun; senin yüzünden. Sen ona sorgusuz sualsiz oy verdikçe onun bütçesi 50 kat artacak.

Alt ıslatma erkek çocuklarda 2 kat fazla

ALT ıslatma sorununun 5 yaş civarında çocuklarda yüzde 15-20 oranında görüldüğünü belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Güneş, rahatsızlığın erkek çocuklarda yaklaşık 2 kat daha sık görüldüğünü söyledi.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Güneş, özellikle okul öncesi dönemde sıklıkla karşılaşılan gece alt ıslatma sorununun, çocukluğunda altını ıslatmış anne babaların çocuklarında ve erkek çocuklarda daha sık görüldüğüne dikkat çekerek, ebeveynlere tavsiyelerde bulundu. ‘Enürezis nokturna’nın (gece alt ıslatma), çocukluk çağının en sık karşılaşılan üriner sistem problemlerinden biri olduğunu ifade eden Dr. Muhammed Güneş, “Organik rahatsızlığı bulunmayan 5 yaşından büyük bir çocukta, en az 3 ay süreyle, haftada 2 veya daha fazla altını ıslatma durumunu enürezis olarak tanımlıyoruz” dedi.

ERKEK ÇOCUKLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR

‘Monosemptomatik enürezis nokturna’da gece altını ıslatma dışında gündüz herhangi bir belirti olmadığını söyleyen Dr. Güneş, “Monosemptomatik olmayan enürezis nokturna’da ise gündüzleri ani sıkışma hissi, sık idrara gitme, gündüz idrar kaçırma, kronik kabızlık gibi bulgular eşlik eder. Enürezis 5 yaş civarında yüzde 15-20 oranında görülür. 10 yaşında bu oran yüzde 5’e kadar inmektedir. Erkek çocuklarda yaklaşık 2 kat daha sık görülmektedir” diye konuştu.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Güneş, sorunun anne babadan geçiş özelliğine de dikkat çekerek, “Çocukluk döneminde enürezis nokturna’sı olan ebeveynlerin çocuklarında altını ıslatma sıklığı daha fazladır. Enürezis, çocuğun kendine güvenini azaltır ve psikolojik sorunlara neden olabilir. Ayrıca toplumumuzun bu konuda yeterli bilgiye sahip olmayışı konunun istismarına neden olmaktadır” dedi.

Uzman Dr. Muhammed Güneş, tedavi başlangıcında anne babalara yardımcı olabilecek bazı basit önerileri ise şöyle sıraladı:

“1. Gün içinde sıvı alımı 6-7 su bardağı olacak şekilde düzenlenmelidir.

2. Yatmadan 2 saat önce sıvı alımı kısıtlanmalıdır. Akşam saatlerinde çay, kahve, kola gibi kafein içeren sıvıların alımından kaçınılmalıdır.

3. Evde ve okulda 2-3 saatte bir düzenli tuvalete gidilmesi sağlanmalıdır.

4. Yatmadan önce mutlaka mesane boşaltılmalı ve uyuduktan 2 saat sonra çocuk uyandırılarak idrar yapması sağlanmalıdır.

5. Altını ıslatan çocuğa ceza verilmemelidir.

6. Çocuğun ıslak ve kuru geceleri takvim şeklinde not etmesi istenmelidir. Kuru kalınan gecelerden sonra ödüllendirilmelidir.”DHA

Bir çocuk ve bir köpeğin dostluk hikâyesi: “Dostum Tedi ve Ben”

Merve İpek Öztürk’ün yazdığı Dostum Tedi ve Ben Genç Destek Yayınları etiketiyle yayımlandı.

Tanıtım Bülteninden:

Bir çocuk ve bir köpeğin dostluk hikâyesi… Koşulsuz sevgiyi ve paylaşma duygusunu bir hayvan dost üzerinden anlatan Merve İpek Öztürk’ün yazdığı Dostum Tedi ve Ben Genç Destek Yayınları etiketiyle minik okurlarla buluşuyor.

Bir çocuğun hayatına bir köpek girmesiyle değişen dünyası… Yazar Merve İpek Öztürk’ün çocuklara yeni bir arkadaş olması için kaleme aldığı Dostum Tedi ve Ben kitabıyla tüm çocuklar içinde kendilerinden parçalar bulabilecekleri bir hikâye ile hayatına yeni bir dostu alan, onu kabullenip ailesinden bir parça gibi gören Melina’nın heyecanına ortak olacaklar.

Bir canlıyı sevmek için dış görünüşün önemli olmadığını doğal ve samimi bir dille anlatan kitapta çocuklara verilmek istenen mesajlar hikâyenin içine serpiştirilmiş gizli olumlamalarla aktarılıyor. Abartılı, olağandışı ya da fantastik ögelere ihtiyaç duymadan da çocukların ilgisini ve beğenisini kazanabilecek bir hikâye anlatılabileceğini gösteren kitap Melina ve Tedi’nin yeni maceralarını içeren bir seri olarak devam edecek.

Dostum Tedi ve Ben, içerdiği birbirinden güzel resimlerle 1 yaşında çocukların ilgisini çekebilecek renklilikte olmasının yanı sıra 2-4 yaş arası çocukların dinlemekten keyif alacakları ve odakları dağılmadan hikâyeye devam edebilecekleri kısa cümlelere sahip bir kitap olmasıyla da öne çıkıyor. Okumaya yeni başlayan minikler ise bu sıcacık dostluk hikâyesini ilk okuma kitapları olarak benimseyip yanlarından ayırmayacaklar.

Kitapta ayrıca annelerin her akşam uyumadan önce çocuklarına tekrar ettirebilecekleri olumlamalar da ayrı bir bölüm olarak yer alıyor.

Kitap çocuklara NLP tekniğiyle yaklaşıyor

Sahip olunması mucizevi bir gerçeklik olan evladı mutluluk ve huzur içinde yetiştirmek emek ister. Günümüzde NLP ekolüne önem veren, çocuklara ileride mutlu bireyler olmaları için bu sisteme bağlı kalarak yaklaşan okullar giderek artıyor. Peki, nedir bir çocuğa NLP sistemine bağlı kalarak yaklaşmak?

0-3 yaş dönemde olumsuz kalıpların oluşmasını önlemenin yolu

0-3 yaş döneminde karşılaştıklarımız hayatımızın geriye kalan döneminin mimarıdır. Bu dönemde çocuklar ebeveynlerinin mimiklerini, beden dillerini kopyalar. Ebeveynlerin olaylar karşısındaki tutumları ve çocukla iletişim kurma biçimleri çocuğun karakterinin şekillenmesindeki etkenlerden biridir.

Kişiliğin oturma süreci olan bu kritik dönemde anne-babaların çocuklarına yaklaşım biçimleri çok önemlidir.

Kişisel gelişim, NLP, EFT, Nefes gibi teknikleri kullanarak hayal ettiği başarılara ulaşmış pek çok insan vardır. Başarılı insanların yaptıkları modellenip örnek alınarak benzer başarılara ulaşılabiliyorsa, bu yöntemin küçük yaşlardan itibaren oturtulmasıyla mutlu, başarılı ve kendine güvenen bireyler yetiştirilebilir.

Peki, yetişkinlerde işe yarayan bu teknik, 0-3 yaş gibi kritik bir dönemde nasıl kullanılır ve ne işe yarar?

Yazar, karakterin oturmaya başladığı kritik bir dönem olan bu süreçte yanlış ve olumsuz kalıpların oluşmamasına yardımcı olabileceğimizi ve böylece daha mutlu ve başarılı bireylerin yetişmesini sağlayabileceğimizi ifade ediyor. Bunu başarabilmek için ilk adımının da olumlamalarla bilinçaltlarında doğru kalıplar oluşturmaktan geçtiğinin altını çiziyor.

Arka kapaktan:

Neşe içinde koşup oyun oynarken bir yandan da evimize gelecek olan yeni dostumu hayal etmeye başladım.

Tedi’nin neye benzediğini merak ediyordum.

Onu barınaktan alıp getirecekler bize.

Yazık…

Eski ailesi onu terk etmiş…

Acaba nasıl bir köpek Tedi?

Bir kurda mı benziyor, yoksa bir aslana mı?

Yoksa kuzu gibi kıvırcık tüylü bir yün yumağına mı?

Neye benzerse benzesin bunun hiçbir önemi yok.

Ben onu her koşulda çok ama çok seveceğim.

Ona “İşte burası evimiz Tedi” diyeceğim. “Bundan sonra burada birlikte yaşayacağız ve hepimiz seni çok seveceğiz.”

Çocuklara koşulsuz sevgiyi ve paylaşma duygusunu gizli olumlamalarla aşılamaya katkı sağlayan, doğru zamanda, doğru kalıp oluşturmaya yardımcı olan bu kitabı okul öncesi çocuklara anneleri keyifle okuyabilir.

Kitabın devam edecek olan serilerinde Melina, dostu Tedi sayesinde affetmeyi ve sorumluluk almayı bir dolu maceralarla öğrenecek. edebiyathaber.net

Ödüllü yazar Elif Yonat Toğay’dan ilk çocuk kitabı: Bir Şeyler Yapmam Gerek

Ödüllü yazar Elif Yonat Toğay, ilk çocuk kitabı Bir Şeyler Yapmam Gerek’i okuyucularıyla buluşturdu. Çocukların dünyasına dair kısa öyküler anlatılan kitap, tudem etiketiyle raflardaki yerini aldı.

15 kısa öykünün, 5 ayrı başlık altında toplandığı kitap, anlatım dili, olayların gündelik hayatla ilişkisi ve kendine has mizahi duruşuyla her yaştan okurun gönlünü fethediyor.

Çocukların hayallerinden ve geleceğe dair düşlerinden beslenen Bir Şeyler Yapmam Gerek, okurların nabzını tutan, günceli yakalayan öykü çeşitliliğiyle hem güldürüyor hem düşündürüyor. ​

***

Öyküleri, Varlık, Sarnıç, Kitapçı gibi dergilerde yayımlanan Elif Yonat Toğay, Bir Şeyler Yapmam Gerek kitabında kıvrak kalemi ve eşsiz mizah anlayışıyla sıradan durumları sıra dışı hikâyelere dönüştürüyor. Yazar, anne ve babasının sorunlarını tek başına çözemeyeceğini anladığı için kardeş isteyen bir çocuğun ya da kulaktan kulağa yayılan haberlerle sevgili öğretmenlerinin başına gelmedik bırakmayan bir okul dolusu öğrencinin hayatın içinden, komik öykülerine imza atıyor. Okurlarını başrolde hayallerin ve büyüme sürecinin olduğu bir dünyaya davet eden bu eğlenceli kitap, öykülerinin şaşırtıcı sonlarıyla ters köşe yaptırıyor.

Hayal kurmak, dikkatli olmak, sorunlara çözüm bulmak, büyümek, hatta âşık olmak için mutlaka “Bir Şeyler Yapmak Gerek” diyen bu eğlenceli kitap, çocukların gündelik yaşamda karşılaştıkları olayları ve verdikleri tepkileri mizahın ve kelimelerin gücüyle kısa öykülerde buluşturuyor.

David Almond’un öykü kitabı Küçük Koşucular Türkçede

Çağdaş İngiliz edebiyatının 2010 Hans Christian Andersen ödüllü yazarı David Almond‘un büyüleyici öykü kitabı KÜÇÜK KOŞUCULAR Türkçede Günışığı Kitaplığı etiketiyle yayımlandı.

Okuma serüveninin başındaki çocuklar için sokakları denize çıkaran bir öykü anlatan yazar, başarı kavramını tartışmaya açıyor.

Basın bülteninden;

Koşun çocuklar, hayallerinize koşun!

Tüm dünyanın okuduğu İngiliz yazar David Almond’dan, okuma serüveninin başındaki çocuklar için unutulmayacak bir öykü! Hayat koşusuna yeni çıkmış bir çocukla, koşunun sonuna yaklaşmış bir ihtiyarı aynı mahallede buluşturan yazar, başarının ipi göğüslemekten çok, mutlu anılar biriktirmekten geçtiğini hatırlatıyor. Kuşak farkını ortak hayallerle ortadan kaldıran öykü, çocuklara cesaret aşılıyor. Her yaştan okurda iz bırakacak güçteki kitap, ödüllü illüstratör Salvatore Rubbino’nun özgün desenleriyle renkleniyor.

Liam, yakın arkadaşıyla birlikte, geleneksel Büyük Kuzey Gençler Koşusu’na hazırlanmaktadır. Rıhtım boyunca nasıl fırtına gibi koşacağını düşünüp, bitiş çizgisini nasıl göğüsleyeceğini hayal etmektedir. O gün, antrenman yapmak yerine, annesinin zoruyla yaşlı komşularını ziyarete gider. Komşuda gördüğü eski fotoğraflar ve dinledikleri, Liam’ın koşusuna yepyeni bir anlam kazandıracaktır…

David Almond: 1951’de İngiltere’de doğan Almond, 1998’de Garajdaki Giz (2004) adlı çocuk romanıyla ödüller aldı. Sinema, tiyatro ve operaya uyarlanan bu kitabını, 1999’da yine üst üste ödül kazanan Dünya Büyülü Bir Yer (2001), 2003’te savaş karşıtı söylemiyle dikkati çeken ve ödüller kazanan Alevler Arasında (2011) izledi. 2008’de My Dad’s a Birdman(Babam Bir Kuşadam) ile, 2010’da Slog’s Dad (Slog’un Babası) ve Ay’a Tırmanan Çocuk (2011) ile resimli çocuk kitaplarına yönelen Almond, aynı yıl, dünya çocuk edebiyatının en önemli ödülü olan Hans Christian Andersen Ödülü’nü kazandı. 2012’de Piranalarla Yüzen Çocuk (2015) adlı çocuk romanının ardından, Half a Creature from the Sea (Denizden Gelen Kız, 2014) adlı kitabındaki bir öyküsü, 2015’te Küçük Koşucular(2018) adıyla desenli bir kitaba dönüştü. Almond, İngiltere’de çocukluğunun geçtiği kasabanın yakınındaki Newcastle-upon-Tyne’da ailesiyle birlikte yaşıyor.

Salvatore Rubbino: Londra’da büyüyen Rubbino, Kraliyet Sanat Koleji’nde (Royal College of Art) illüstrasyon dalında eğitim aldı. İlk çocuk kitabı A Walk in New York (New York’ta Bir Yürüyüş, 2009), Victoria ve Albert Müzesi İllüstrasyon Ödülleri’ne aday gösterilen bir dizi resmin ardından ortaya çıktı. İkinci kitabı A Walk in London(Londra’da Bir Yürüyüş, 2011) 2012’de Okul Kütüphaneleri Birliği’nin ödülünü aldı. Just Ducks (Yalnızca Ördekler, 2012) da 2013 Kate Greenaway Ödülü’ne aday gösterildi. Rubbino ailesiyle birlikte Londra’da yaşıyor.

CHP’li Özel: İsrail’e karşı miting değil, icraat yapın

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, yasal düzenlemelerle karşılanmayı bekleyen geniş toplumsal talepler dururken, AKP ve MHP’nin birlikte hareket ederek Meclisi kapattığını ifade etti.

“En önemli konu” denilen çocuklara yönelik cinsel istismara ilişkin yasal düzenleme bile gündeme getirilmeden Meclisin kapatıldığını aktaran Özel, “Çocuk istismarı konusunda Recep Tayyip Erdoğan’ın, Binali Yıldırım’ın ve Devlet Bahçeli’nin söylediği her şey kendi heybelerinde günah, kusur olarak onlar seçim meydanlarında yürüdükçe sırtlarından çekecek.” diye konuştu.

Özel, yeni dönemde Meclisin, sistem değişikliği ile ortadan kaldırıldığını ileri sürdüğü itibarını, geri kazandıracak bir seçim sonucu beklediklerini bildirdi.

“Tek başına ‘Af’ dedi, öyle kaldı”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sosyal medya üzerinden yaptığı afla ilgili paylaşımına de değinen Özel, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Toplumsal mutabakat yok, siyasi mutabakat yok, hiçbir partiyle temas yok. Ve hatta Genel Kurulda MHP’nin grup önerisi bile yok, diyor ki ‘Bu gündemdeki kanunu bitirelim, gidelim.’ E hani af? Sayısal ağırlığı kalmadığı gibi siyasal ağırlığı da kalmamış durumda. Cezaevlerinde yatan bütün vatandaşlarımız ve onların değerli aileleri ya da cezaevlerinde yatanların çıkmasının kendisine sorulmamasından rahatsız olan bütün vatandaşlarımız; duyduğunuz bütün heyecan, rahatsızlık, uykusuzluk, hepsi Devlet Bahçeli’nin seçim için, oy için sizin duygularınızı istismarıydı. Çünkü Meclise teklif dahi etmedi. Teklif dahi etmeden Meclisi kapattırdı. Samimi değildi, kandırmaya çalışıyordu. Sarayın borazanlığını yapmak borazanın çıkardığı sesin şiddetiyle değil, borazanı kimin üflediğiyle ilgiliymiş. Borazan tek başına ses çıkaramıyormuş. Tek başına ‘Af’ dedi, öyle kaldı.”

“İsrail’e tepkiler yetersiz”

Özgür Özel, İsrail’in Gazze’deki katliamı sonrasında Türkiye’nin gösterdiği tepkinin yeterli olmadığını savunarak, İsrail’in Ankara Büyükelçisinin bir süreliğine ülkesine gönderilmesinin de göstermelik olduğunu belirtti.

Özel, “Bu aslında şu demek; ‘İçeride toplumun gazını alalım, büyükelçiliğin önünde topluluk azalsın, Beyazıt Meydanı boşalsın, sen yine gelirsin kardeşim. Biz dostuz’ demek. İsrail Büyükelçisinin, istenmeyen adam ilan edemeden, kalıcı olarak yollamadan bir süreliğine ülkesine gitmesi istendi.” dedi.

CHP’nin, Türkiye İle İsrail arasında tazminata ilişkin usul anlaşmasının onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanunun iptaline yönelik talebinin de Genel Kurulda kabul edilmediğini hatırlatan Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yarın İstanbul’da İsrail’e karşı düzenleyeceği mitinge de değindi.

Özel, “Miting taleptir, siyasi gücü, yürütme gücü olmayanın yürütmeyi etkileme çabasıdır. Yürütmenin bütün gücünü, hatta fazlasını elinde tutan birinin miting yapması, vatandaşı oyalamaktan başka bir şey değildir. Miting yapmayın, icraat yapın. Miting yapmayın, yaptırım uygulayın.” ifadesini kullandı.

Samsun’da 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla düzenlenen fener alayının bu yıl valilikçe iptal edilmesini de eleştiren Özel, bu kararın vicdanlardan döneceğini belirtti.

“19 Mayıs akşamı fener alayını iptal eden vali, Samsun’un valisi olamaz.” ifadesini kullanan Özel, Vali Osman Kaymak’ı istifaya davet etti.

“Akla zarar, deli saçması, zırvalar”

Özel, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

Bahçeli’nin bir röportajında yer alan, af talebinin gerekçeleriyle ilgili soru üzerine Özel, gerekçelerin “akla zarar, deli saçması zırvalar” olduğunu iddia etti.

Bahçeli’nin, FETÖ ve cezaevleriyle ilgili sözlerine de değinen Özel, “Bu tamamen işkembeyi kübradan atıp da sonra gerekçelendirilmeye çalışılırken karşı karşıya kalınan acziyeti gösterir. Devlet Bahçeli’nin bu planına bir FETÖ planı diyemeyiz. Ama FETÖ’cü akılla üretilmiş bir plandır. Saraydan buna diyorlar ki ‘FETÖ böyle bir şey planlamıştır.’ Ona bu bilgi notunu yollayanlara bir baksın. Bu FETÖ’cü bir akıl.” ifadesini kullandı.

Özel, Eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın ABD’deki davada 32 ay hapis cezasına mahkum edilmesiyle ilgili soruyu yanıtlarken de konuyla ilgili genel başkan yardımcılarının ayrıntılı bir açıklama yapacaklarını, ancak davanın Türkiye açısından bir utanç davası olduğunu söyledi.

“İnce, Turgut Özal’ın icraat makamından gidişini kast ediyor”

Özel, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin katıldığı bir televizyon programında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili, “Demirel nasıl gittiyse, Özal nasıl gittiyse Erdoğan da öyle gidecek” şeklindeki sözlerinin, Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı sırasında hayatını kaybetmesi ve ölümüne ilişkin bazı şüphelerin dile getirilmesi dolayısıyla tepkilere neden olduğu da ifade edilerek, değerlendirmesinin sorulması üzerine, şunları aktardı:

“Turgut Özal’ın icraat makamından, yani hükümetten gidişini kast ediyor Sayın İnce. Bugünkü Cumhurbaşkanlığı makamı ile o günkü Cumhurbaşkanlığı makamı aynı değil. Bugünkü Cumhurbaşkanlığı ile o günkü Cumhurbaşkanlığını özdeşleştirip, ‘görevi başında ölmüştü’ haksız bir yorum, çarpıtma. İnce, demokratik yollardan görevi bırakmayı tarif ediyor. Zaten öyle olmasa sadece ‘Özal’ der. Gösterilen tepkilerin tamamı da siyasi amaç içeren haksız yargılardır.”

Özel, Bahçeli’nin cumhurbaşkanlığı adaylığı için toplanan 100 bin imza ve FETÖ’ye ilişkin açıklamalarıyla ilgili bir soruya ise şu yanıtı verdi:

“Bahçeli siyasi argüman üretmeyi, icraata yönelik vaatlerde bulunmayı terk edeli çok oldu. Elinde bir FETÖ çamuru var, ondan kar topu yapmış önüne gelenin yüzüne atıp, alnına kara sürmeye çalışıyor.” (AA)

68’den çıkarımlar- 2

68’e değinmek benim için yazıklanıp durduğum bir süreç. Sonuçta dünyayı yönetenlerin yine paçayı kurtardığı ama yinelemekten bıkıp usanmadığım, benim için dünyanın merkezine düşsel bir yolculuk sanki…

68’e yolculuğu geçen hafta kaldığımız yerden sürdürelim…

Hippi’lerin insancıl ve barışçıl bir yaşam biçimi vardı. Bu dönemin gençleri “make love, not war”(savaşma seviş) savsözünde kendini buldu. ‘68 dönemine müzik de damgasını vurmuştu. Rock ve folk olarak iki ana başlık altında toplanan, kökleri “insan hakları savaşımı”na dayanan protest müzik, siyasal içerikli bildirileri kitlelere ulaştırmada etkili bir rol oynamış ve bu günlere de ulaşan bir müzik kültürü yaratmıştı. Janis Joplin, Bob Dylan, Beatles, Rolling Stones, The Doors, Joan Baez, Peet Seager gibi müzisyenler özellikle şiddet ve ırkçılık karşıtlığı ile öne çıktı. Çeşitli şenlikler(festivaller) düzenlendi. 15 ağustos 1969’da yapılan Woodstock Şenliğine katılım şaşırtıcıydı. Bu; 2 gece 3 gün süren, 500.000 kişinin katıldığı sevgi ve dayanışmanın, paylaşımın, ırkçılık ve savaş karşıtlığının yaşandığı en büyük etkinliklerden biriydi. Unutulmaz anlarından biri de Jimi Hendrix’in ABD ulusal marşını gitarıyla savaş sesleri çıkararak çalması olmuştu.

1968 eylemleri kısa ve uzun erimli bir dizi gelişmelere yol açtı. Çevre bilincinin ortaya çıkmasına neden oldu. “Çekirdeksel(nükleer) karşıtlığı” ve “silahların artışına karşı silahsızlanma” gibi konularda toplumsal bilinç ve kültür yaratıldı… Seçenekli(alternatif) yaşam biçimleri geliştirildi. Ortak(Komün) evler kuruldu. Ayrımlı(farklı) olanların varlığı olurlanmaya başlandı.Cinsel özgürleşme, 68’in en önemli sonuçlarından biriydi. Okullarda dirimbilim(biyoloji) dersinde insan gövdebilimi(anatomisi) öğretilmeye başlandı. Daha önce pornografi, nü resimler, sanatta çıplaklık suç sayılırken, bunlar sergilenmeye başlandı. Eski kültür paramparça olmaya, bireyin özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden biri olan cinsellik tabusu yıkılmaya başladı. Eşcinsellik, eşcinsel evlilik, seks işçiliği, bisexsüellerin ve lezbiyenlerin örgütlenme özgürlüğü gibi kazanımlar elde edildi. 68’in en büyük sonuçlarından biri kadın haklarında görüldü. Kadınlar evli olsun olmasın kürtaj olma, boşanma davası açma, kocalarının izni olmadan ehliyet alma ve yolculuk etme haklarını elde etti. Evlilik dışı cinsel yaşam özgürlüğü, seçme seçilme hakkı sağlandı. İnsanlar birlikte yaşamak için evlenme koşulunu, aile kurmayı istemediler. Geleneksel kadın rolü sayılan çocuk bakımı, mutfak işleri ve ev temizliği erkekler yanınca da yapılmaya başlandı. Eğitimde demokratik katılımcı yapı ve örgütlenme özgürlüğü gelişti. Savaşlara karşıtçılık(muhalefet) yükseldi. Üçüncü dünya ülkeleri ve ulusal bağımsızlık istemleriyle dayanışma yerleşti. Sırt çantası ile dış ülkelere gezi, çeşitli kültürler ve insanlarla tanışma eğilimi arttı. Giyim kuşamda tüketim yerine ikinci el ya da eskiler yeğ tutuldu. Askerlik yapmaya karşı duruş, sivil askerlik gibi açılımlar gerçekleşti.

68-den-cikarimlar-2-462869-1.

Toplumda köktenci görüşler geliştirmenin gücü, denilebilir ki bir yokluk sonucu, kendisi bir sınıf olmayan, zaman içinde sürekli olmayan bir tabakaya, öğrencilerin omuzuna düştü. Onlar demokrasinin anlamını genişletmek, doğrudan eylemle halkın gücünü arttırmak, yeni siyasi arayışlar-kuramlar geliştirmek, bireyi köktencileştirmek için savaşım verdiler. Ne var ki 68 devinimi(hareketi), son çözümlemesinde(tahlilde), toplumsal tabakaları eyleme geçiremedi, özellikle kurulu düzenin güçlü(iktidar) yapılarına tehdit yöneltebilecek işçi sınıfıyla bağ kuramadı…

Benim yetersiz özetlemelerim nereye kadar? Oysa çok değerli çalışmalar var; 1968 İsyancı Bir Öğrenci Kuşağı(Ronald Fraser/ Belge Yayınları, 1988) yanı sıra diğer bir kaçı: Küresel İsyan ‘68(Mete Kızık/ Günizi Yayıncılık, 2008), Bizim 68’liler(Şükran Soner/ Cumhuriyet Kitapları, 2009), 68 Kuşağı Gençlik Olaylarının Uluslararası Boyutu(Feryat Bulut, 2011), Türkiye ve Fransa’da 1968(Emine Öztürk/ Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (2017), vd.

68 Kuşağı, yazmakla ve üzerinde düşünmekle bitmeyecek 50 yıllık bir destan…

Okulda sebze meyve bahçesi

ANIL VARLI

Suriye’deki okullarda binlerce okullu çocuk gıda ve beslenme eğitim programından yararlanacak. Program, öğrencilere dengeli ve sağlıklı beslenme için sebze meyve tüketiminin önemini öğretmek için okul bahçelerini kullanıyor.

FAO Suriye Temsilcisi Vekili Adam Yao “Suriye’de devam eden krizin, bütün çocukların beslenmesi ve sağlığı üzerine yıkıcı etkisi var. Ancak bu okul bahçeleri yoluyla çocuklar bir taraftan besleyici sebze ve meyvelere erişim sağlarken bir taraftan da şimdi gıda ve beslenmeyle ilgili ana kavramları öğreniyorlar” dedi. Suriye’de okul bahçeleri projesi ilk kez ilkokul seviyesinde hayata geçiyor. Aralarında Halep, Hama, Humus, İdlib ve Kırsal Şam gibi çatışma bölgelerinin de bulunduğu bölgelerde 300 öğretmen 17 okulda eğitim aldı. Program çerçevesinde 3 bin 400’den fazla çocuk sebze ve meyve yerken gıda ve beslenmenin önemini öğrenecek. Bu girişim, çatışmalardan etkilenen Suriye’de gıda güvenliğini geliştirmek amacıyla yapılıyor.

Fayda sınıftan öte
“Okul bahçeleri çocukların yaparak öğrenecekleri açık bir sınıf gibi” diyen Yao, projenin faydalarının sınıfın çok ötesine taşınacağını ve çocukların aileleri ve topluma kadar ulaşacağını kaydetti.

Yao şöyle devam etti: “İyi beslenme ana hastalıklara karşı çocukların ilk savunmasını oluşturuyor ve çocukların aktif ve sağlıklı bir hayat yaşamaları için çok önemli. Çoğunlukla okullar çocukların hayata dair önemli kabiliyet edindikleri tek yer. Bundan dolayı bu okul bahçeleri sadece çocukların beslenme gelişimi için değil aynı zamanda onların gelişim büyümesine yardım etmek için de güçlü bir araç.”

Sağlanan araçlarla birlikte her okul sulama tankları ve damlama sulama sistemini bulunan yaklaşık 500 metrekarelik bir okul bahçesi kurdu. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve yerel bir sivil toplum örgütünün üretimle her gün ilgilenmesiyle, okul bahçeleri topluca yaklaşık 12 ton sebze ve meyve üretti.

Gıda ve beslenme eğitimi, gıda güvenliği programlarının etkisini genişletiyor.
FAO Beslenme ve Gıda Sistemleri Yetkilisi Ahmed Raza “Gıda ve beslenme eğitimi ile desteklenmezse gıda üretiminin tek başına beslenme uygulamaları üzerine çok az etkisi olduğuna dair giderek artan kanıtlar var.

Sığınmacı çocuklar minik yaşta ağır travma yaşıyor

Suriye’de iç savaşın neden olduğu sığınmacı göçünün ardından Türkiye’de de faaliyet göstermeye başlayan uluslararası çocuk örgütü Save The Children Türkiye Direktörü Nick Finney, 2018 itibariyle 938 bin Suriyeli çocuk okul yaşına geldiğini kaydetti. “Bunların yarısına yakını okula kayıtlı” diyen Finney, “Eğitim Bakanlığı’na göre sürecin normalleşmesi için 20 bin yeni sınıf gerekecek. Eğitim kalitesi düşebilir okul sayısı artmazsa” dedi.

Çocuk sığınmacıları ve en çok da eğitimlerini destekleyen projeler gerçekleştiren Save The Children Türkiye Direktörü Finney, “2018 itibariyle 938 bin Suriyeli çocuk okul yaşına geldi. Bunların yarısından fazlası okula kayıtlı.
Eğitim Bakanlığı’na göre sürecin normalleşmesi için 20 bin yeni sınıf gerekecek. Eğitim kalitesi düşebilir okul sayısı artmazsa. Çözüm mevcut sistemin geliştirilmesi. O yüzden de bu konu çok daha acil.Türkiye’nin çocuk nüfusunun da eğitim kalitesinin düşmesi riski var” değerlendirmesi yaptı.

“Türkiye’de üç yıl önce ortalama sınıf nüfusu 25’ti fakat üç yılda bu ortalama 2018’de 38-39’a çıkmış” ifadelerini kullanan Finney, “Okul sayısı artmazsa öğrencilerin de eğitim kalitesi düşebilir

Türkiye’de Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile yakından çalışıyoruz. Özel ihtiyaçları olan çocuklar var sığınmacılar arasında ve bakanlığın sosyal refah sisteminin bu aileleri de kapsaması için çalışmalar yapıyoruz” diye belirtti.

Eğitimin kalitesi düşebilir
Finney’in açıklamasından öne çıkan satırbaşları şöyle:

»Çocuk koruma en kırılgan çocukları kapsıyor: Okuldan atılma tehlikesi olanları, aile bireylerinden biri kayıp olan çocukları, ev içi şiddete ve zorbalığa maruz kalanları kapsıyor.

»Sığınmacı çocuklar için eğitimden sonra en önemli sorun ise ailenin çocuklara doğru yemekleri verebilecek, okulunu bitirmesini sağlayabilecek yeterli parası olmaması.

»Sığınmacı çocuklar Türkiye’ye geldiklerinde çok berbat şeyler yaşadı. Yaptığımız çalışmalar toksik stres de dediğimiz çok uzun süren strese bağlı tramvalar, davranış bozukluğu ve öğrenme zorluğu yaşamaya başladıklarını gösterdi.

»Son olarak da çocukların eğitimi için uğraşsak da bu çocukların ileride istihdam pazarına girmesi de düşünülmesi gereken başka bir zorluk. Okula giden çocukların sayısı artıyor. Peki iş nasıl bulacaklar ve Türkiye ekonomisine entegre olacaklar?

»Bazen ekonomik baskılardan dolayı okulu bitirmeleri zor. Dili öğrenmedilerse de işler zor.

»Şu ana kadar toplam 300 bin Suriyeli bebek Türkiye’de doğdu ve her gün 250 Suriyeli bebek Türkiye’de doğuyor. Bu nesil kim olduğuyla ilgili sorular da soracak.

Yeni Türkiye

“Yazlık saray için 40 bin ağaç kesildi” haberine erişim engeli geliye.

Gazeteciler hapiste kalıye. Zaten gazeteciler gazetecilik yapmıye.

OHAL’de toptan seçime gidiliye.

Yerli ve milli uçak, araba, ev, TOKİ, UFO, ne varsa zaten otomatik olarak geliye…

Özgürlükler azalıye. Grev yasaklanıyeah. Konvoyun sonu gelmiyeah. Hiçkimse bizi sevmiye. Almanya bizi kıskanıye.

İsrail yine bildiğini okuye. Bizimkiler üç günlük yas ilan ediye. Mavi Marmara ise çoktan satılıye. 20 milyon dolara sus pus oluniye. Dostlar alışverişte göriye.

Döviz çıkdırıye, kimse bir şey yapamıye, Merkez Bankası sessiz kalıye. Kimse bizi tabii ki sevmiye… Giden bir tek bizim yövmiye.

Toplum iyice ortadan bölüniye. Kimse kimseyi dinlemiye, kimseye de güvenmiye, dinlese bile inanmıye. Başımıza gelen hep eğitimsizlikten geliye.

Bizimkiler yalanlarla yaşıye, ekonomiyi söz vererek düzeltiye, Dolar’a yatırım yapan yaya kalıye deniliye ama maalesef olmıyye. İnsan ister istemez üzüliye.

Seçimle gidilirken, giderayak kimsenin kullanmayacağı lüks zırhlı ve konforlu makam arabaları alınıye, neden bu kadar masraf yapılıye?

Altımızda Merso, işler yine terso gidiye… Yerli tohum elden gidiye… Topraklarımız satılıye, geçmediği köprünün geçiş ücretini yine vatandaş ödiye. Bir de bununla gurur duyuliye…

Koylar imara açılıye, imar affı geliye, çalanın, çırpanın, orman yakanın yanına kar kalıye… Oylamalarda herkes pişkince sırıtıye…

Meclis güçten düşüye, hiçbir şeyi araştırmak istemiye, çoluk çocuk sefil oluye, bir sürü hayat kararıp gidiye…

Baştakiler her şeye kızıye. Yıllar önce tekme atan Yerkel özür diliye, sanki rüzgarın yönü değişiye…

Anneler gününde Tünel’e dantel kaplanıye, bunun ihalesinin ekmeğini kim yiyiye? Yol kenarlarını sevimsiz saksılar süsliye…

Meydanlar betona teslim oliye. Örovizyona bizden kimse katılamıye, bakanlarımız dövize zaten tavır koyiye…

Medya iyice sütlaca döniye. Gazeteciler işlerinden çıkarılıye, zaten herkes kısa yoldan zengin olmak istiye…

Benzine mazota sürekli zam geliye, çalışanın maaşı gün geçtikçe eriye, kimse bunları hak etmiye…

Seçimlere doğru normalde istifa etmesi gereken kimse istifa etmiye. İnsan iyice kıllanıye, bunlar acaba oy mu çalıye… Durduk yerde bıyıklı bir bakan çıkıp “Bir trafo tartışması, elektrik kesintisi başlamamalı” diye açıklama yapıye. Neden bunu şimdi yapıye?

YSK zaten “Sıkıntı yok, neden sıkıntı çıkmadan bizi darlıyorsunuz” diyiye. Ben en çok onlara güvenmiye. Gün geliyor “Güvenli olsun” diye zarf mühürliye, ertesi gün gelip “Ya o mühüre filan gerek yok” diyiye… Sana kim inanıye?

Devletin ajansı acayip haberler yapıye. yükselen dövize “Dolar 4.29’a geriledi” diyiye, e ben sana nasıl inanıye? Dolar son bir ayda 3.98^’d’den 4.29’a geriliye. Ben gerim gerim geriliye.

Her yağmurda meydanlar sel oliye, dere yataklarına yapılmış evleri su basıye, gariban vatandaş da buna Allah’ın işi diyiye…

Erkekler kadınlar için AVM açıye, kimse buna şaşırmıye. Adam gibi adam, adam gibi kadınlar yetişiye…

Evren Paşa işkenceyi kabul etmiye, bakanımız kurdaki artışı kabul etmiye, inanmayarak bir hayat geçiye.

Başbakan yardımcısı seçim sonrası “Gerçek iktidar Haziran ayının 24’ünde belli olacaktır… Onlar rüya görüyorlar, 24 Haziran bu rüyaların kabusa döndüğü yeni bir gün olacaktır” diye millete kabus vaadediye… Kimse bu uykudan uyanamıye.

Peki sen söyle güzel abim, güzel ablam: Boşa geçen ömre ne deniye?