68’den çıkarımlar- 2

68’e değinmek benim için yazıklanıp durduğum bir süreç. Sonuçta dünyayı yönetenlerin yine paçayı kurtardığı ama yinelemekten bıkıp usanmadığım, benim için dünyanın merkezine düşsel bir yolculuk sanki…

68’e yolculuğu geçen hafta kaldığımız yerden sürdürelim…

Hippi’lerin insancıl ve barışçıl bir yaşam biçimi vardı. Bu dönemin gençleri “make love, not war”(savaşma seviş) savsözünde kendini buldu. ‘68 dönemine müzik de damgasını vurmuştu. Rock ve folk olarak iki ana başlık altında toplanan, kökleri “insan hakları savaşımı”na dayanan protest müzik, siyasal içerikli bildirileri kitlelere ulaştırmada etkili bir rol oynamış ve bu günlere de ulaşan bir müzik kültürü yaratmıştı. Janis Joplin, Bob Dylan, Beatles, Rolling Stones, The Doors, Joan Baez, Peet Seager gibi müzisyenler özellikle şiddet ve ırkçılık karşıtlığı ile öne çıktı. Çeşitli şenlikler(festivaller) düzenlendi. 15 ağustos 1969’da yapılan Woodstock Şenliğine katılım şaşırtıcıydı. Bu; 2 gece 3 gün süren, 500.000 kişinin katıldığı sevgi ve dayanışmanın, paylaşımın, ırkçılık ve savaş karşıtlığının yaşandığı en büyük etkinliklerden biriydi. Unutulmaz anlarından biri de Jimi Hendrix’in ABD ulusal marşını gitarıyla savaş sesleri çıkararak çalması olmuştu.

1968 eylemleri kısa ve uzun erimli bir dizi gelişmelere yol açtı. Çevre bilincinin ortaya çıkmasına neden oldu. “Çekirdeksel(nükleer) karşıtlığı” ve “silahların artışına karşı silahsızlanma” gibi konularda toplumsal bilinç ve kültür yaratıldı… Seçenekli(alternatif) yaşam biçimleri geliştirildi. Ortak(Komün) evler kuruldu. Ayrımlı(farklı) olanların varlığı olurlanmaya başlandı.Cinsel özgürleşme, 68’in en önemli sonuçlarından biriydi. Okullarda dirimbilim(biyoloji) dersinde insan gövdebilimi(anatomisi) öğretilmeye başlandı. Daha önce pornografi, nü resimler, sanatta çıplaklık suç sayılırken, bunlar sergilenmeye başlandı. Eski kültür paramparça olmaya, bireyin özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden biri olan cinsellik tabusu yıkılmaya başladı. Eşcinsellik, eşcinsel evlilik, seks işçiliği, bisexsüellerin ve lezbiyenlerin örgütlenme özgürlüğü gibi kazanımlar elde edildi. 68’in en büyük sonuçlarından biri kadın haklarında görüldü. Kadınlar evli olsun olmasın kürtaj olma, boşanma davası açma, kocalarının izni olmadan ehliyet alma ve yolculuk etme haklarını elde etti. Evlilik dışı cinsel yaşam özgürlüğü, seçme seçilme hakkı sağlandı. İnsanlar birlikte yaşamak için evlenme koşulunu, aile kurmayı istemediler. Geleneksel kadın rolü sayılan çocuk bakımı, mutfak işleri ve ev temizliği erkekler yanınca da yapılmaya başlandı. Eğitimde demokratik katılımcı yapı ve örgütlenme özgürlüğü gelişti. Savaşlara karşıtçılık(muhalefet) yükseldi. Üçüncü dünya ülkeleri ve ulusal bağımsızlık istemleriyle dayanışma yerleşti. Sırt çantası ile dış ülkelere gezi, çeşitli kültürler ve insanlarla tanışma eğilimi arttı. Giyim kuşamda tüketim yerine ikinci el ya da eskiler yeğ tutuldu. Askerlik yapmaya karşı duruş, sivil askerlik gibi açılımlar gerçekleşti.

68-den-cikarimlar-2-462869-1.

Toplumda köktenci görüşler geliştirmenin gücü, denilebilir ki bir yokluk sonucu, kendisi bir sınıf olmayan, zaman içinde sürekli olmayan bir tabakaya, öğrencilerin omuzuna düştü. Onlar demokrasinin anlamını genişletmek, doğrudan eylemle halkın gücünü arttırmak, yeni siyasi arayışlar-kuramlar geliştirmek, bireyi köktencileştirmek için savaşım verdiler. Ne var ki 68 devinimi(hareketi), son çözümlemesinde(tahlilde), toplumsal tabakaları eyleme geçiremedi, özellikle kurulu düzenin güçlü(iktidar) yapılarına tehdit yöneltebilecek işçi sınıfıyla bağ kuramadı…

Benim yetersiz özetlemelerim nereye kadar? Oysa çok değerli çalışmalar var; 1968 İsyancı Bir Öğrenci Kuşağı(Ronald Fraser/ Belge Yayınları, 1988) yanı sıra diğer bir kaçı: Küresel İsyan ‘68(Mete Kızık/ Günizi Yayıncılık, 2008), Bizim 68’liler(Şükran Soner/ Cumhuriyet Kitapları, 2009), 68 Kuşağı Gençlik Olaylarının Uluslararası Boyutu(Feryat Bulut, 2011), Türkiye ve Fransa’da 1968(Emine Öztürk/ Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (2017), vd.

68 Kuşağı, yazmakla ve üzerinde düşünmekle bitmeyecek 50 yıllık bir destan…

Sanatçı Bahar Yürükoğlu: Plastik, yakın gelecekte bize musallat

Burak Abatay @abatayburak

Bu yıl üçüncüsü düzenlenen Red Bull Art Around, 4-20 Mayıs 2018 tarihleri arasında Arnavutköy’ün sokaklarını ve çeşitli mekânlarını çağdaş sanatla buluşturdu. Küratörlüğünü Collective Çukurcuma ekibinin üstlendiği projede biri öğrenci projesi olmak üzere toplam 14 farklı sanatçının 14 farklı eseri Arnavutköy’ü bir açık hava sergisine dönüştürüyor. Doğaya verdiğimiz zararı da ön plana çıkartan eserlerin bulunduğu sergide çevre duyarlılığıyla ön plana çıkan Bahar Yürükoğlu’nun da eserleri var. Plastiğin doğayla nasıl iç içe girdiğini anlatmaya çalışan Yürükoğlu, pleksiglastan yarattığı eserleriyle Arnavutköy’ün bahçelerinde geleceği yansıtıyor. Arnavutköy’ün yeşil alanlarına ‘plastik’ eserlerini yerleştiren sanatçı Bahar Yürükoğlu ile Red Bull Art Around’u ve işlerini konuştuk.

»Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Bir sanatçı olarak kendinize dert edindiğiniz meseleler neler?
2003 yılında New York City’deki Görsel Sanatlar Koleji’nin Fotoğraf bölümünden mezun oldum. Birkaç yıl boyunca New York’ta bir fotoğrafçı ve renkli karanlık odada baskıcı olarak çalıştım. Yüksek lisansımı 2011’de Boston’daki Massachusetts College of Art and Design’da tamamladım. Üç boyutlu alan, ses ve hareketli görüntüler kullanarak çalışmaya başladığım yer burası. Genelde fotoğraf, video, ses ve enstalasyonu bir araya getiren işlerimde; iki boyutlu düzlemle üç boyutlu mekân arasında bir dalgalanma yaratarak, birinin diğerine dönüşebilme olasılığını araştırıyorum. Nispeten soyut bir görsel dil aracılığıyla, renk, biçim ve ışık üzerinden bir manzarayla ilişkilenen deneyim ve hafızanın yoğunluğunu yeniden yaratmaya çalışıyorum.

»Bugüne kadar pek çok eser ortaya koydunuz. Sizin en keyif aldığınız işinizle insanların en çok beğendiği işleriniz hangileri oldu?
Eserin ne söylemesini istediğime bağlı olarak farklı medyumlarda çalışmalar üretiyorum. Benim için başarılı bir çalışma, izleyiciyi başka bir gerçekliğe taşımalı ve onlara ne yaşadıklarını sorgulatmalı. Eğer bu tür bir alanı yaratabilirsem, ürettiğim her türlü farklı çalışmada tatmin oluyorum.

»Arnavutköy’de sizi etkileyen şeyler neler oldu? Sizce Red Bull Art Around için neden Arnavutköy seçildi?
Arnavutköy’e her gittiğimde, zaman içinde seyahat ettiğimi hissediyorum, genellikle beni bulabileceğiniz Beyoğlu’ndan ayrılıp deneyimlediğim güzel bir tatil de denebilir. Mahallenin gizli detayları beni büyülüyor, bir köşeden dönmek ya da gizlenmiş merdivenlere adım atmak sizi yeni bir dünyaya götürebiliyor. Çalışmamın Red Bull Art Around için konumlandırılacağı yeri bu şekilde bulduk. Collective Çukurcuma’nın “Hauntology” kavramından yola çıkarak oluşturdukları tema da bu semt için çok uygun çünkü buranın sokakları ve eski binaları gezen birisi için geçmişin hayaletleri gibi hissettirebiliyor. “Zaman içinde donmuş” gibi hissettiren bir yer. Binaların ahşap olduğu, ağaçların ve çiçeklerin hâlâ vahşi doğduğu eski bir İstanbul.

»Collective Çukurcuma ekibiyle işbirliğinizden de bahsetmenizi rica etsem, neler söylersiniz?
2016 yılında Collective Cukurcuma ile, İstanbul’daki sanatçıların Nashville’de yaşayan sanatçılarla eşleştirildiği ve değişimden doğan takımlar halinde ortaklaşa çalışmalar yaptığı bir projede çalıştım. Collective Çukurcuma ekibinin sanat alanında gerek yerel gerek kıtalar arası sanat projelerinde kolektif ve ortak çalışma konusunu çok teşvik eden eşsiz bir tutumları var. Düzenledikleri karma sergiler, açık etkinlikler ve okuma grupları ile herkesin dünyayı onların zihinlerinden görebilmeye davet ediyorlar. Küratörler olarak denemeye açıklar ve sanatçıların çalışmaları tanımlamakta serbest olmalarına özen gösterip, izin veriyorlar, bu açıdan çok demokratikler. Collective Çukurcuma herkesi kapsayan bir sanata dayalı yeni bir komünite yaratabilme potansiyelleri nedeniyle de Red Bull Art Around’un bu seneki küratörleri olarak seçilmeleri heyecan verici!

»Pleksiglas’ı seçmenizin sebebi nedir?
Plastik, sanayileşmiş tüketici odaklı bir dünyayı ifade ediyor benim için. Medyayı iletmek için kullanılan bir malzeme, televizyonlarda veya bilgisayarlarda olduğu gibi, polyester gibi giydiğimiz giysilerin liflerinde bulunur; su gibi besinler için bir kaptır, dairemdeki pencerelerin çerçevelerinin materyali; dünyayı içinden deneyimlediğimiz bir mercek… Aynı zamanda, insanın çevreyi tahrip eden kolaylıklarının üretimi, tüketimi ve bertarafıdır. Algı ile oynayabildiği ve kendi imajını dünyaya yansıtabilme yeteneği olduğu için renkli ve şeffaf pleksiglas kullanıyorum. Neon, parlak ve doygun renkli olmalarının nedeni de bu renklerin beni nasıl hissettirdikleri, renkler birden adrenalin salgılatıp, haz veriyorlar. Ayrıca, bu renkler 80’ler ve 90’larda büyümüş biri olarak benim kişisel geçmişimle de bağdaşıyor. Diğer bir yandan renklerin kararlarımız üzerindeki etkisinin farkındayım. Renkler, bir şeyle etkileşimimizde bizi çekebilir ya da tam aksine itebilir. Ben renkleri öncelikle izleyiciyi işin içine çekmek için, dikkatlerini çeker çekmez de iş hakkındaki beklentilerini sekteye uğratmak amacıyla kullanıyorum.

sanatci-bahar-yurukoglu-plastik-yakin-gelecekte-bize-musallat-olacak-460201-1.

»Sergideki eserinizden biraz bahsedebilir misiniz?
Red Bull Art Around Arnavutköy için yapmakta olduğum Apokapleksi adlı yerleştirme, hayaletlerin geleceğe nasıl musallat olabilecekleri üzerine düşünmekte. Bu iş için unutulmuş bir mekân bünyesinde, daha önceki bir çalışmamdan kalan pleksiglas parçalarını geri dönüştürerek fütüristik bir arkeoloji alanı senaryosu üretiyorum. Bu yeni işimi üretmek için bir araya gelen birden fazla hayalet var. Çıkış noktalarımdan biri: Küresel ısınma korkusu. Biyobozunur olmayan plastik gibi malzemeleri çok fazla kullanıyoruz ve doğaya bırakıyoruz. Tüketim alışkanlıklarımızın yakın zamanda değişmesi imkânsız gibi gözüküyor ama gelecekte bu malzemeler bize “musallat” olacak. Gelecekte plastikler, ağaçların ve çimlerin yanı başında toprakta bitiverecekler. Aslında sadece ileride arkeolojinin neye benzeyeceğini hayal etmeye çalışıyorum.

Nobel ödüllü İngiliz bilim insanından iklim değişikliği uyarısı

Çevre alanında Nobel ödülü sahibi İngiliz bilim insanı Profesör Geoffrey Levermore, “Eğer dünyanın sıcaklığı gelecekte 2 derece daha artarsa hakikaten biz ne olacağını tam olarak bilmiyoruz ve bir daha geri dönüşü olmayan bir noktaya gelmiş olabiliriz. Gerçekten önlem almazsak, adım atmazsak bu dünya için bir felaket olabilir.” dedi.

60 ülkeden yaklaşık bin bilim insanının katıldığı 6. Uluslararası Süperiletkenlik ve Manyetizma Konferansı (ICSM2018) dolayısıyla Antalya’da bulunan Profesör Geoffrey Levermore, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ileriki dönemde insanlığı bekleyen en önemli ve en etkili krizlerden birinin iklim değişikliği olduğunu hatırlattı.

İnsanların neden olduğu atmosferdeki karbondioksit miktarının tam olarak ölçülebildiğini ifade eden Levermore, “ABD Başkanı Trump gibi iklim değişikliği inkarcıları var ancak bilimi inkar edemezsiniz. Ne kadar inkar etseniz de bilim iklim değişikliğinin olduğunu söylüyor” diye konuştu.

“Bireysel olarak biz sorumluyuz”

İklim değişikliği konusunda herkesin kendisini sorumlu hissetmesi gerektiğini belirten Levermore, şunları söyledi:

“Kendimize şunu hatırlatmak zorundayız. Aslında iklim değişikliğinden biz bireysel olarak sorumluyuz ve iklim değişikliğinin etkilerini azaltmanın yolu bireysel olarak bizim çabalarımızdan geçiyor. Mesela ben daha pahalı olmasına rağmen arabamı elektrikli araba ile değiştirdim. Evimde fotovoltaik elektrik enerjisi üreten sistem kullanıyorum, güneş su ısıtıcısı kullanıyorum. Aynı zamanda mümkün olduğunca yürüyorum, yürüyerek gidebileceğim yerler için hiçbir şekilde arabamı almıyorum. Evimde her zaman enerji verimliliği olan led ampuller kullanıyorum. Her şeyden önce şunu hatırlamalıyız, Hazreti Muhammed bir hadisinde ‘Dünyaya iyi bakmalıyız, çünkü gelecek nesillerimiz bu dünyada yaşayacak.’ demiştir. Son zamanlarda Fransa Cumhurbaşkanı Macron da ‘Böyle giderse üzerinde yaşayacak bir gezegenimiz kalmayacak.’ demiştir. Bilim de iklim değişikliğinin devam ettiğini söylüyor, o açıdan bizim de gerekli önlemleri almamız gerekiyor.”

Fosil yakıtların kullanımını mümkün olduğu kadar azaltmak, bunun yerine güneş, rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek gerektiğini vurgulayan Levermore, Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynaklarının bol miktarda olduğunu bildirdi.

İklim değişikliği dolayısıyla deniz seviyesinin arttığını, tarımsal ürünlerin eskisi gibi yetişemeyeceğini belirten Levermore, su kaynaklarının azalacağını, bunların da savaşlara neden olabileceğini vurguladı.

Levermore, “Dünya yüzeyindeki insanların aktivitelerinden dolayı aslında sanki her gün yaklaşık 400 bin atom bombasının atılımına eşdeğer bir zarar veriyoruz gezegenimize. Eğer dünyanın sıcaklığı önümüzdeki gelecekte 2 derece daha artarsa hakikaten biz ne olacağını tam olarak bilmiyoruz ve bir daha geri dönüşü olmayan bir noktaya gelmiş olabiliriz. Gerçekten önlem almazsak, adım atmazsak bu dünya için bir felaket olabilir.” dedi.

Süper iletkenler

Konferansta ele alınan süperiletkenlik teknolojisinin bugünkü elektrik şebekesinin önemli bir parçası olabileceğini ifade eden Levermore, elektrik tellerinin süperiletken tellerle değiştirilebileceğini söyledi.

Levermore, kayıpsız elektrik iletimi sağlayabilen süperiletkenlerin, elektrik hatlarına ve elektrik şebekesine entegre etmek için bu tür konferansların da iyi bir fırsat olduğunu sözlerine ekledi.

Büyükçekmeceli çocuklar geri dönüşümü sanatla öğreniyor

Büyükçekmece Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü “Geri Dönüşüm Gelecektir” projesi kapsamında çocuk ve gençler için, tiyatro, seminer ve çeşitli etkinlikler düzenlemeye devam ediyor.

Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü, Büyükçekmece bulunan pek çok ilk ve ortaokul öğrencisi için, Çevre Koruma ve Ambalaj Atıklarını Değerlendirme Vakfı ile (ÇEVKO) birlikte Atatürk Kültür Merkezi’nde tiyatro oyunu etkinliği düzenledi. ÇEVKO tarafından gelen tiyatro ekibi sergiledikleri oyun aracılığıyla çocuklara çevre ve geri dönüşüm bilincini aşıladı. Büyük ilgiyle karşılanan etkinliğe, farklı okullardan 500 öğrencisi katılım sağladı.

Okullar yoğun ilgi gösterdi

Geri dönüşüm hakkında öğretici bir niteliğe sahip olan tiyatro oyunu sayesinde öğrenciler hem eğlendi hem de evsel atıkların doğaya zarar vermeden nasıl geri dönüştürülüp kullanıma kazandırılacağıyla ilgili önemli bilgiler sunuldu. Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü’nün düzenlediği etkinliğe yoğun ilgi gösteren öğrenciler keyifli anlar yaşadı. Tiyatro oyununu sonrasında katkılarından dolayı ÇEVKO derneği temsilcisine teşekkür plaketi sunuldu.

Geri dönüşüm için farklı ve etkili yollar izleniyor

Hedef olarak; Büyükçekmece’deki tüm atıkların geri dönüşüme kazandırılabilmesi olarak belirleyen Büyükçekmece Belediyesi ekipleri, bu hedefin sağlanabilmesi için farklı alanlarda pek çok hizmet sunmaya devam edecek. Yapılan konferanslarda doğadan gerçek örnekler verilerek atıkların çevreye ne yönde zarar verebildiği gösteriliyor. Tiyatro ve eğlenceli etkinlikler sayesinde her yaş grubundan genç ve çocuğa çevre bilgisi ve duyarlılığı aşılanmaya çalışılıyor ve geri dönüşüm ile atık yağ biriktirme kutuları dağıtılarak her hafta geri dönüşüme tabi tutulmak üzere ekipler tarafından toplama işlemleri gerçekleştiriliyor.

Bölgelere göre kanser haritası çıkartıldı

Türkiye Kanserle Savaş Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Ertem, Türkiye’de sigara kullanımının yüzde 60 oranında olduğunu belirterek, “Marmara Bölgesi’ndeki bu yoğunluk da gözlendiğinde, özellikle sigaradan kaynaklanan kanserler ön plana çıkıyor.” dedi.

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ertem, 1-7 Nisan Kanser Haftası dolayısıyla Türkiye’nin kanser haritasına ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, bölgelerin yoğunluklarına ve insan kalabalıklarına göre kanser türlerinin değişiklik gösterdiğini söyledi.

Türkiye’nin büyük bir kısmının Marmara Bölgesi’nde şehir hayatı içerisinde yaşadıklarını hatırlatan Ertem, “Bunun getirdiği en önemli sıkıntılardan biri, sigara kullanımı. Maalesef Türkiye’de sigara kullanımı yüzde 60’lar oranında. Dünyada bir deyim vardır ‘Türk gibi sigara içmek.’ Böyle yoğun bir şekilde sigara içen bir toplumda Marmara Bölgesi’ndeki bu yoğunluk da gözlendiğinde, özellikle sigaradan kaynaklanan kanserler ön plana çıkıyor.” diye konuştu.

Marmara Bölgesi’nde yine sigaranın etki ettiği mesane kanserinin de sık görüldüğünü anlatan Ertem, sigaranın sadece akciğer kanserine değil, pankreas, mide, mesane kanserine de sebep olduğuna dikkati çekti.

Doğu’da mide, sahil kesimlerinde mesane kanseri yoğunlukta

Marmara Bölgesi’nde yaşayan erkeklerde en çok akciğer kanseri görüldüğünü belirten Ertem, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Erkeklerde trakea denilen nefes borusu kanserleri yine birinci sırada yer alıyor. İkinci sırada mesane ve daha sonrasında gelen mide kanseri gibi hastalıklar ön plana çıkmış vaziyette. Kadınlarda ise her zaman olduğu gibi meme kanseri, birinci sırada. Kadınlarda gittikçe artan sigara kullanımı neticesinde akciğer kanseri öne doğru bir eğilim gösteriyor.

Karadeniz Bölgesi’nde de tiroid hastalığı ve tiroide bağlı kanser hastalıkları ön plana çıkıyor. Bunların sebebinin geçmiş dönemlerden Çernobil ve nükleer santralden oluşan radyasyon kaçaklarının günümüze kadar yansıması olduğunu söyleyebilirim. Yine Doğu Anadolu Bölgesi ve Erzurum’da sıcak çay içmeye bağlı özofagus yani yemek borusu kanserleri ve mide kanserleri ön planda. Güneydoğu Anadolu’da yine mide kanserleri daha sık görülüyor. İç Anadolu Bölgesi’nde ise akciğer, mide ve kalın bağırsak kanseri yoğunlukta. Türkiye’nin sahil kesimlerinde ise mesane kanseri ön planda.”

“Batı tarzı beslenmeyle kalın bağırsak kanserleri sıklaştı”

Kanserin oluş mekanizmasında genetik, fiziksel ve beslenme olmak üzere 3 etkenden bahsedilebileceğini aktaran Ertem, genetik etkenli olarak aileden geçen kanserlerin yüzde 15 oranında olduğunu, fiziksel çevre ve beslenme etkenli oluşan kanser türlerinin ise daha yoğunlukta olduğunu vurguladı.

Prof. Dr. Ertem, kanserden korunmada doğru beslenmenin çok önemli olduğuna işaret ederek, şunları söyledi:

“Mesela Batı toplumlarında kalın bağırsak kanseri ön plandayken, bizim de zaman içerisinde Batı tarzı beslenmemizle beraber kalın bağırsak kanserlerini daha sık görmeye başladık. Gene de biz beslenme açısından şanslıyız, ülkemizde çok çeşitlilik var. Doğal beslenmeyi yakalayabiliyoruz. Tamamen sanayileşme söz konusu değil. Ama bölgelerin etkenleri var tabii ki etle beslenmek gibi, mide ve kalın bağırsak kanserlerine etken olabiliyor. Yine yemek borusu kanserlerinde sıcak gıdalar tüketmek söz konusu. Bu beslenmenin içerisine sigarayı da sokabiliriz. Dolayısıyla sigara tabii her şeyin başında geliyor.” ifadelerini kullandı.

“Bölgelerindeki doğal gıdalarla beslenmeleri yeterli olacaktır”

Kanserden korunmak için mümkün olduğunca doğal beslenilmesi gerektiğine dikkati çeken Ertem, “Gıdaları zamanında tüketmek önemli. Zamanı olmayan sebze ve meyveleri yemek çok doğru değil. Bir de konserve edilmiş gıdalardan kaçınmak lazım. Uzun süreli konserve gıdalardan kaçınıp bölgelerindeki doğal gıdalarla beslenmeleri yeterli olacaktır. Tamamen sanayi ürünlerinden kaçınmak lazım.” uyarısında bulundu.

Türkiye genelinde erkeklerde en çok görülen kanser türlerinin akciğer, prostat, mesane, mide ve kalın bağırsak şeklinde sıralandığını dile getiren Ertem, kadınlarda ise meme kanserinin birinci, tiroid kanserlerinin ikinci sırada olduğunu ve daha sonrasında da jinekolojik organ kanserlerinin en çok görülen kanser türleri arasında yer aldığını ifade etti.

“Kanserin yüzde 100’e yakın bir tedavi şansı var”

Kanserin tedavisi mümkün bir hastalık olduğunu belirterek, erken tanının önemine işaret eden Ertem, sözlerini şöyle tamamladı:

“Erken tanı için kanser tarama programları var. Örneğin, prostat kanserinde bir ‘PSA’ (Prostat Spesifik Antijen) denen bir enzime bakılması. 50 yaşından sonra her erkek ve kadının kolonoskopi yaptırarak kalın bağırsak kanserinden korunabilir. Kadınların 40 yaşından sonra mutlaka mamogrofi yaptırarak meme taramasından geçmesi kanseri erken yakalatacaktır. Kanser erken yakalandığı zaman tedavisi olan bir hastalıktır ve kanserin yüzde 100’e yakın bir tedavi şansı vardır. Onun için herkesin bu konuda uyanık olması ve kendilerini bu kontrollerden geçirmesi önemli.”