Gazetelerin sayfaları holdinglere yollanıyor

MUSTAFA KÖMÜŞ [email protected]

24 Haziran’a sayılı günler kala, medyadaki eşitsiz yayın devam ediyor. Özellikle TRT’nin taraflı tutumuna ilişkin tartışma sürerken, diğer basın kurumlarının iktidar ve muhalefet haberlerini görme şekli de eleştiri alıyor. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın haberlerini genelde manşette gören gazeteler, muhalefetin haberlerini ise çoğu zaman hiç görmüyor ya da çok küçük görmeyi tercih ediyor.

Ana akım olarak değerlendirilen medyada, muhalefetten Muharrem İnce dışında neredeyse kimseye yer verilmiyor. Meral Akşener, Temel Karamollaoğlu ve Selahattin Demirtaş medyada kendine yer bulamıyor.

DİSK’e bağlı Basın İş Sendikası Genel Başkanı Faruk Eren, konuya ilişkin BirGün’e konuştu. Eren, “Medyaya ‘İYİ Parti’nin haberlerini görmeyin’ diye emir veriliyor. 1’inci sayfalar holdinglere gönderilip orada onaylanıyor” dedi.

‘Manipülasyon yapılıyor’
Eren, şunları söyledi: “Bizim birçok yerde arkadaşlarımız var. Televizyonlarda, gazetelerde… İktidara yakın yayın organlarında bariz bir sansür ve ayrımcılık var. Bunlar tabii ki çalışanlara sözlü olarak iletiliyor, insanlara, yazı işlerine, haber merkezlerine. ‘Şu aday görülmeyecek, bu aday böyle görülecek’ diye. Tabii ki inkâr edeceklerdir, kanıtlayın diyeceklerdir ama biz bunu biliyoruz. Hürriyet’i ve Posta’yı yakın zamanda satın aldılar. Mesela Hürriyet’in 1’inci sayfasına Meral Akşener’i koymayın diye çalışanlara emir veriliyor. Gazetelerin sayfaları yapıldıktan sonra holdinge gönderiliyor. Bir denetimden geçiyor. Holdingin istemediği haberler girmiyor, istediği başlıklar atılıyor. Bu fecaat bir durum. Daha önce de Demirören Medyası’nda benzer şeyler yaşandı. Şimdi herkes kamu yayıncısı olduğu için TRT’yi konuşuyor. TRT dışında da aynı durum var aslında. Medya kuşatma altında. Bariz manipülasyon yapılıyor. Açıkça insanlara emir verilerek yapılıyor. Erdoğan dışındaki adayları az görün deniliyor.”

“Açıkça bir sansür olduğunu, kamuoyunun yanlış bilgilendirildiğini düşünüyorum” diyen Eren, şöyle devam etti: “Bu konuda sendikamız bir çalışma hazırlıyor ve bunu tanıklıklarla yayımlayacağız. Gazeteler bazı adaylara toleranslı davranabilir hatta taraf da tutabilir ama bunu manipülasyon aracı olarak kullanamaz. Gazetecilik adına gerçekten utanç verici bir durum bu.”

‘Eşit yarış olmuyor’
Daha önce Vatan gazetesi ile NTV’de çalıştığını hatırlatan Faruk Eren, sözlerini şöyle sürdürdü: “AKP bu duruma medyayı yavaş yavaş alıştırdı. NTV’de biz bunu hızlı tren kazasında yaşadık. 34 kişi öldü ve kazayı sorguladık. Çünkü Devlet Demir Yolları’na tecrübesiz bir ekip getirildi. Sonra yukarıdan emir geldi ‘Yayınları kesin’ denildi. Demirören, Milliyet ve Vatan’ı aldıktan sonra da bariz bir şekilde iktidar yanlısı yayınlar yapılmaya başlandı. Vatan, Deniz Feneri gibi iktidarı rahatsız eden çok haber yapmıştı. Bunlar kesildi. Gezi’de bize, ‘İsyan demeyin’ denilmişti. Ama Posta’yı Hürriyet’i de alınca iş başka bir şeye dönüştü. Başka bir örnek vereyim Anadolu Ajansı şimdiye kadar neredeyse hiç Meral Akşener haberi girmedi. Seçime eşit yarış olmuyor. Özel kanallar da böyle davranıyor.”

Ekonomi Notları’nın konuğu HAZİRAN Yürütme Kurulu Üyesi Kansu Yıldırım

BirGün Medya’da yayımlanan, Ece Zereycan ile BirGün Ekonomi Editörü Semih Güven’in hazırlayıp sunduğu Ekonomi Notları programının konuğu, Birleşik Haziran Hareketi Yürütme Kurulu Üyesi Kansu Yıldırım oluyor.

Yıldırım, ekonomik krizden çıkış için emeğin 10 çözümünü yorumluyor:

AYM kritik başvuruyu görüşüyor: Seçim iptal edilmez en fazla ertelenebilir

HÜSEYİN ŞİMŞEK [email protected] @simsekhuseyinn

CHP’nin 7102 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Seçmen Kütükleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru bugün karara bağlanacak.

AYM’nin, CHP’nin iptal başvurusu ile ilgili bugün yapacağı görüşme öncesinde “Seçim iptal olabilir mi” tartışmaları gündeme geldi. Yüksek Mahkeme, ‘ittifak düzenlemesi’ olarak bilinen yasanın seçim güvenliğini riske atan maddeleriyle ilgili CHP’nin başvurusunu bugün esastan görüşecek. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, başvurunun ilk incelemesini 2 Mayıs Çarşamba günü yaparak başvuruda bir eksiklik olmadığına karar vermişti.

‘Mühürsüz oy pusulası’ itirazı
CHP’li Grup Başkanvekilleri Engin Altay, Özgür Özel ve Engin Özkoç ile 126 milletvekilinin yaptığı başvuruda, “aynı binada oturan seçmenlerin farklı sandık bölgelerine kaydedilebilmesi”, “sandıkların taşınması ya da birleştirilmesi”, “sandık başkanının belirleme usulü” ve “mühürsüz oy pusulaların geçersiz sayılmaması” gibi hükümlerin iptal edilmesi istendi.

‘YSK teamülleri uygular’
CHP’nin başvurusunun görüşülmesine saatler kala hükümetten ve CHP’den art arda açıklamalar geldi. Maddelerin iptal edilmesi durumunda seçimin iptal edileceğine yönelik inanışın gerçeği yansıtmadığını söyleyen TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve AKP Milletvekili Mustafa Şentop, “Seçimi etkileyecek hiçbir şey yok burada. Bunlar seçimin uygulanmasıyla ilgili düzenlemeler. Eğer bunlarla ilgili varsayalım ki AYM iptal kararı verdi, o zaman YSK bugüne kadarki teamülleri uygulayacaktır bunların yerine” dedi. YSK’nin AYM kararına rağmen kararları uygulamayabileceğini iddia eden Şentop, “YSK’ye kanunla seçimlerin yönetimi ve denetimiyle ilgili genel bir yetki veriyoruz. YSK, kanunda olmayan hususlarla ilgili de prensip kararları alarak uygulamalar yapabilir” diye konuştu.

‘Seçimlerin iptal edilmesini istemiyoruz’
CHP’den de esastan görüşülecek başvuru öncesinde bir açıklama yapıldı. CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, “Biz ‘seçimi iptal edin’ demiyoruz. Orada alınacak karardan bir tek beklentimiz var, seçimi güvenli kılın. Seçimleri iptal etmelerini asla ve asla istemiyoruz” dedi.

‘Seçim ertelenebilir’
AYM’nin itiraz ettikleri maddeleri iptal etmesi durumunda seçimin iptal olmayacağını ancak gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için seçimin bir süre ertelenebileceğini ifade eden Özkoç, “Ben hukukun üstünde, seçimlerin nasıl yapılacağını, ne yapılacağını söyleyemem ama seçimi iptal etmek başka bir şeydir. ‘Yasal düzenlemeleri yerine getireceğiz. 15, 20, 30 gün içerisinde bu düzenleme yapılıp seçimlere devam edilecektir’ diyebilirler. Bu onların takdiri tabii ki ama biz bu seçimlerin kesinlikle güvenli bir seçim olmasını talep ettiğimiz için müracaat ettik. Seçimleri iptal etmelerini asla ve asla istemiyoruz” şeklinde konuştu.

‘AYM kararına uymak zorundayız’
AKP’li Şentop’un, “YSK teamülleri uygular” ifadelerine ise CHP’nin YSK Üyesi Hadimi Yakupoğlu itiraz etti. YSK’nin görev sınırlarının Anayasa’nın 79’uncu maddesinde belirlendiğini ve özellikle AYM’nin kararlarını uygulamamak gibi bir yetkisinin olmadığını ifade eden Yakupoğlu, BirGün’e yaptığı değerlendirmede, “Şentop’un açıklaması kişisel yorumudur.

YSK, kanunları karşısına alarak hiçbir şey yapamaz. AYM kararına uymak mecburiyetindeyiz” dedi.

Öte yandan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Biz ittifakın iptali için AYM’ye gitmedik. Sandığın taşınması için AYM’ye gittik. İttifakın iptali söz konusu değil” dedi.

AKP’den kadın hastaya kadın sağlıkçı uygulaması

BURCU CANSU

AKP iktidarının kadın düşmanı uygulamaları tüm hızıyla sürüyor. Kadınlara “pembe otobüs” uygulamasından sonra şimdi de “kadın hastalara kadın sağlıkçı” uygulaması yolda. SES Genel Sekreteri Dr. Pınar İçel, uygulamanın tıp etiğine uymadığını belirterek, “gericileşmenin bir adımı” diye konuştu.

Özgürlükmüş!
Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Eyüp Gümüş, kadın hastalara kadın sağlık personelinin hizmet vermesine ilişkin çalışmalarının sürdüğünü “müjde” diye duyurdu. Özellikle kadın doğum kliniklerinden “talep” olduğunu söyleyen Gümüş, “Bayan istiyorsa, elimizde imkânlar varsa bunu organize edeceğiz. Sonuçta bu tercihtir. ‘Teknisyenim bayan olsun, kadın doğum doktorum bayan olsun’ diyorsa onlara da bu imkânı sunmamız lazım. Hekim atamalarında da mesela 6 hekim varsa 3’ü bayan 3’ü erkek tarzında genelde oluyor. Her şekilde vatandaşın mutlu olacağı şekilde hizmet sunmamız gerekiyor” dedi.

Gümüş’ün açıklamalarını BirGün’e değerlendiren İçel, AKP’nin 16 yıldır “dini hassasiyetleri olan” vatandaşların mağduriyetini giderdiği ve “özgürlük” getirdiği iddiasında olduğuna dikkat çekti.

İçel, sözlerini şöyle sürdürdü: “AKP’de özgürlük, yalnızca kendi gibi düşünenler için var. Kin ve nefret saçmak, kadınları aşağılamak, etek giyeni tekmelemek özgürlük iken çocuklar ölmesin demek, ‘bir kadın olarak susmamak’, ‘fıtratına aykırı’ davranmak ise en büyük suç. Pembe metrobüs, kadınlara özel AVM gibi uygulamalar şimdi de en hassas alan olan sağlık alanına kadar uzandı. Elbette her vatandaşın hekimini seçme hakkı var ve hali hazırda bu hakkı kullanmasının önünde herhangi bir engel yok. AKP’li yıllardan çok daha önce bu halk, ‘tıpta ayıp olmaz’ diyerek sağlığını biz sağlık emekçilerine tereddütsüz emanet etti. Dini siyaset malzemesi yapanlardan bu halk artık SIKILDI, teşhis doğru, tedavi TAMAM’dır.”

Hemşireler: Tükeniyoruz!

BURCU CANSU [email protected] @burcu_cansu

Hemşireler, 12-18 Mayıs arasında kutlanan Hemşireler Haftası dolayısıyla, sorunlarını BirGün’e anlattı. Gazetemize konuşan hemşirelerin ortak çığlığı “Tükeniyoruz” oldu.

Hemşireler, karşılaştıkları sorunları, “Ağır işyükü, uzun çalışma süreleri, riskli çalışma koşulları, ücretlerin yetersizliği, mesleğin statü sorunları, işin fiziksel ve zihinsel güçlüğü, şiddet ve mobbing” olarak sıralarken, “Bir de bunlara şiddet ve angarya eklendiğinde mesleğimiz neredeyse yapılamaz hale geliyor” ifadelerini kullandı.

‘Tek çare kendinizi odanıza kilitlemek’
İşten atılma korkusu nedeni ile adlarının açıklanmasını istemeyen hemşirelerin anlattıkları ise hemşirelerin çok zor şartlar altında çalışmak zorunda bırakıldığını ortaya koyuyor. İşte birkaç örnek:

»“Özellikle üniversite hastanelerinin acil servislerinde personel yetersizliğinden dolayı çok ciddi angarya ile muhatap oluyoruz. Danışma, sekreter, temizlik personeli, destek personeli ve teknik servis olmaması sebebiyle birçok iş bizlerin omzuna yükleniyor.”

»“Üniversite kampüslerinde öğrencilere ciddi şiddet uyguladığını televizyonlardan gördüğümüz güvenlik görevlilerinin, hastanede kapıları tekmeleyen, sağlık personeline küfür eden, vuran, personelin üzerine yürüyen problemli kişilere dokunma yetkisi yok.”

»“Hastane çalışanlarının güvenliğini sağlamak amacıyla tanımlanmış olan ‘Beyaz Kod’ uygulaması sadece bir tutanaktan ibaret. 155’i aradığınızda da polis size ‘Darp var mı? Fiziksel bir şey yaşadınız mı?’ diye soruyor. Kimsenin müdahil olamadığı o gerginlik anında tek çareniz kendinizi odanıza kilitlemek. Beyaz Kod sonrasında il sağlık müdürlüğünden ‘olayın araştırılmasına gerek duyulmadı’ diyen ve o mail sosyal medya veya basınla paylaşılırsa ‘cezalandırılacağımızı’ söyleyen bir mail geliyor.”

‘Cihaz tamiri de yapıyoruz’
»“Hekimin istediği tahlilleri anlamayan, reçetesini okuyamayan, doktoruna soru sormaya çekinen, nereye gideceğini bilmeyen, hastasının nerede yattığını bilmeyen bizlere soruyor. Klinik içerisindeki bozulan cihazlardan, tuvaletlerin kirli veya temiz olmasından, malzeme eksikliğinden, hasta güvenliğinden, çarşaf veya nevresimlerden, elektrik panosundan, teknik arızalardan, asansörün bozulmasından, yerlerin silinmesinden, personelin göreve gelmemesinden, eczane kayıtlarından, ilaçların yedeklenmesinden, hatta acil servis kapısına uygunsuz park edilen araçtan bile sorumlu tutuluyoruz. Gerekli organizasyonları yapmakla yükümlüyüz.”

Acil servis kaosuna ‘pansuman çözüm’

BURCU CANSU

Sağlık alanında en ciddi sorunların yaşandığı acil servisler için “göstermelik” bir düzenleme daha “müjde” diye duyuruldu. Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Eyüp Gümüş, acil servislerdeki yoğunluğu azaltmak için Aile Sağlığı Merkezleri’nin (ASM) , radyoloji ve laboratuvar hizmetlerinin de olacağı mini bir hastane görevi göreceğini açıkladı.

Gümüş, acil servislerde yaşanan yoğunluk sorununun çözümü için Sağlık Bakanlığı’nın, aile hekimlerinin daha çok rol alacağı yeni uygulama başlatacaklarını, bu kapsamda 75 bin nüfuslu yerlere kurulacak mini hastanelerin saat 23.00’e kadar açık olacağını duyurdu. TTB Merkez Konseyi Başkanı Raşit Tükel, “İçinden çıkılamaz hale gelen sağlık sistemi ‘pansuman’ tedbirlerle çözülemez” dedi.

Sağlık sisteminin içinden çıkılamaz bir kaosa dönüştüğünü belirten Tükel, öncelikle acil servislere başvurunun nedenlerinin doğru anlaşılması gerektiğini ifade etti. Tükel, bakanlığın mini hastane projesi ile ilgili BirGün’e şu değerlendirmeyi yaptı:

“SGK verilerine göre 2017 yılında herhangi bir kapsamda sosyal güvencesi olmayan, çalışmayan, SGK’dan gelir ve aylık almayan, 18 yaşını doldurmuş ve öğrenci olmayan ve aylık geliri asgari ücretin üçte birinden az olan 8 milyon yurttaş tespit edildi. 6,4 milyon yurttaş ise prim borcunu ödeyemedi ve sigorta kapsamı dışında kaldı. Bu insanlar sağlık hizmetine ulaşabilmek için acil servislere başvuruyor. Sağlık hizmetine erişim engelleri yüzünden acil sağlık hizmetlerinin amaç dışı kullanımı artmış, gerçekten acil olarak sağlık hizmeti alması gereken hastaların acil sağlık hizmetlerinden yararlanması zorlaşmıştır. Hem acil hastalar, hem yoksul hastalar, hem de uzun saatler yoğun olarak çalışan sağlık emekçileri aleyhine düzenlemeler peş peşe gelmeye başlamıştır. Bu düzenlemelerin hiçbirisi acil servise gereksiz başvurulara yol açan etmenleri ortadan kaldırmaya yönelik olmadığı için, acillerde yaşanan sorunları çözmeye yetmemektedir. Sağlık Bakanlığı, sorunun sonuçlarına odaklanmak yerine nedenlerini çözmeye yönelik uygulamaları hayata geçirmelidir.”

100 milyondan fazla başvuru
AKP Hükümetlerinin Sağlıkta Dönüşüm Projesi kapsamında ‘kışkırtılmış’ sağlık hizmetleri sebebiyle 80 milyonluk Türkiye’de acile başvuranların sayısının yılda 100 milyondan fazla olduğuna dikkati çeken Tükel, şunları söyledi:
“Sağlık kurumları işletmelere, sağlık hizmetlerini ticari bir faaliyete dönüştüren ‘kışkırtılmış bir talep’ yaratan sağlık sistemi oluşturuldu. Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan Sağlık İstatistikleri Yıllığı’na göre, 2002-2016 yılları arasında Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerin sayısı yüzde 13 artarken, bu hastanelere başvuran hasta sayısında yüzde 210, ameliyat sayısında yüzde 130 artış görüldü. 2002 yılında yılda 3.1 kez hekime başvuran yurttaşlarımız, 2016 yılına gelindiğinde yılda ortalama 8.6 kez hekime gider oldu. Sağlıkta Dönüşüm Programı, sağlık sistemini felç etti. Çözüm için sağlık sistemi düzeltilmelidir. Sağlık sistemi düzeltilmeden acil servislerde yaşanan sorun çözülemez.”

Sorun kronikleşti
Tükel, “Performans sistemi dayatması da sağlık hizmetlerinde niteliği düşürdü. Hastane hastane dolaşan yurttaş ‘tedavi olmak’ ya da aylar sonrasına sıra verilen ‘tetkiklerini yaptırabilmek’ için acil servislere gidiyor. Sağlık sisteminde yaşanan sorun artık kronikleşti. Sağlık sistemini kar getiren işletme gibi gören anlayış düzelmedikçe mini hastanelerde hasta için yeni bir başvuru noktası, hekim için de fazla mesaiden başka bir şey ifade etmiyor” ​dedi.

‘Barış istedik hedef gösterildik’

Rıfat Kırcı

Barış Bildirisi’ne imza attıkları için akademiden ihraç edilen akademisyenlerden Kuvvet Lordoğlu ve Filiz Arıöz, ihraç sürecini ve sonrasını anlatan öykülerden oluşan ‘Akademisyenlerden KHK Öyküleri’ kitabını hazırladılar. Tıp, kimya, hukuk gibi farklı alanlardan doktorun öykülerinin yer aldığı çalışma üzerine konuştuk.

»Kitabı hazırlama fikri nasıl oluştu?
Kuvvet Lordoğlu:
Fikir KHK’lı arkadaşımız Filiz Arısöz’ün kendi öyküsünü yayımlama girişimi ile başladı. Diğer KHK’lı arkadaşlara e-mail ile ulaşıp, öykü kitabına katkı sunmak isteyenler davet edildi. Belirli aralıklarla toplanıp öykü yazımına giriştik. Bu arada profesyonel olarak metin yazarlığı yapan arkadaşlardan da destek aldık.

‘Unutmayayım diye yazmalıyım’
Filiz Arıöz: KHK sonrasında “Olmaz böyle saçmalık, geçecek! Bugün yarın bitecek” diye düşünerek günler aylar geçiyordu ama bu büyük yanlıştan bir türlü dönülmüyordu. Üstelik kötülüklerine devam ediyorlardı; TÜBİTAK ayrı uğraşıyordu, pasaportlarımızı vermiyorlardı, sigortalı işe giremiyorduk. Psikolojik olarak çok zor bir süreç içerisindeydik. “Çok öfkeliyim ve tüm bunları yazmalıyım” diye düşündüm. “Unutulmasın, unutmayayım” diye “Yazmalıyım” dedim kendime.

»Akademisyenlerden KHK Öyküleri kolektif bir çalışma, ayrıca kitabın kapak tasarımı kitabın yazarlarından Didem Dayı’ya ait, siz de kitabın hem hazırlayanı hem de yazarlarındansınız. Kitabın hazırlanması nasıl bir süreçti?
F.A.:
Uzun yıllardır notlar aldığım diğer yazılarımı, birgün toparlar öykü ya da roman haline getiririm diye sakladığım yazılarımla birleştirip işte tam zamanı diye düşündüm. Düşüncemi bir arkadaşımla paylaştım o da hemen editör arkadaşını arayıp benimle ilgili konuşmuş. Editör beni aradı buluştuk. Yazdıklarımın, anlattıklarımın kitap olabileceğini yazmaya devam etmemi destek olacağını söyledi ayrıldık. Eve dönerken aradı, ortağı ile konuşmuş o da KHK sürecinin ayrı bir kitap olmasının daha uygun olabileceğini söylemiş. Bu süreci yaşayan 10-15 akademisyene ulaşabilir misiniz? diye sordu. Bu öneri beni o kadar heyecanlandırdı ki anlatamam. Önemli bir proje… Üniversitedeyken yapmaktan çok zevk aldığım projelerim gibi. Hemen sıvadım kolları önce bu süreçte tanıdığım hocalarıma arkadaşlara ulaştım. Bu fikrimi paylaştığım arkadaşların önerdiği kişilere ulaştım sendika ve dayanışma gruplarına mail gönderdim ve böylece yola çıkmış olduk. İyi ki de çıkmışız. Özdemir Hocam benim ısrarlarıma çok maruz kaldı. İyi ki ısrar etmişim o da ‘iyi ki etmişsin’ diyor. KHK Öyküleri kolektif bir çalışma, ayrıca kitabın kapak tasarımı kitabın yazarlarından olan Didem Dayı’ya ait. Değerli edebiyatçılarımız Sema Kaygusuz, Ercan Kesal ve Burhan Sönmez’in katkılarına değinmemek olmaz. Sağ olsunlar kendileri ile iletişime geçer geçmez öyküleri hızla okuyup kitabımızın arka kapağında ve içindeki o güzel umut ve duygu dolu yazılarını kaleme aldılar.

baris-istedik-hedef-gosterildik-467665-1.

“Tarih olmadan tarih yazmak hatalıdır”
»Akademisyenlere yapılan ihraçlar tarihe geçecek. Peki bu kitabın tarihteki yeri ne olacak?
K.L.:
Kitabın tarihteki yeri için beklemek gerekir. Belki on yıl sonra bu dönemi tarihselleştirecekler açısından bir belge niteliği olabilir. Borges ‘in deyimi ile “Tarih olmadan tarih yazmak hatalıdır”.

F.A.: Barış istedik terörist ilan edildik, hedef gösterildik. Yanı başımızda yaşanan insanlık dramına seyirci kalmak istemedik, dondurucuda ve sokakta günlerce kalan cesetleri görüp kafamızı çeviremedik… Durdurun bu savaşı dedik. Bunu belkide en etkisiz yollardan olan barışı talep eden bir bildiriye onay vererek yaptık. Hızla işten atma ve soruşturma açma sürecini başlatan üniversitelerin yanında hala soruşturma açmamış olan üniversiteler de var. Yani tüm bu yaşatılanlar keyfi. İfade özgürlüğü kapsamındaki bu imzanın suç olamayacağı anayasa maddesiyle de onaylı. Bir yıl önceki imza metni bahane gösterilerek açılmış olan soruşturmalar sürerken denk geldi OHAL ve KHK. 15 Temmuz sürecinin de aktif mağdurları olduk. Bizlerin, ne terörist ne de herhangi bir örgütün hatta FETÖ gibi gerici bir yapılanmanın içinde olamayacağı ve her zaman karşısında olduğu bilinmesine rağmen suça kanıta gerekte kalmadı. Listele, talep et, gönder ve oldu bitti. Muhalif, kendilerine biat etmeyecek akademisyenlerden böylelikle kurtuldular. Bu da yetmedi imza metninden başka hiç bir belgesi olmayan, asla kabul edemeyeceğimiz iddialarla ağır ceza mahkemelerinde yargılanıyoruz.

Bizler öykülerimizde bu hukuksuzlukları anlattık. Bu yaşatılanların sadece bizim maduriyetimiz olmadığını, bu keyfi hukuksuz uygulamaların insan eliyle nasıl bu kadar fütursuzca yapılabildiğini, haklarımızın yasalar da var olsa bile toplum olarak birbirimize ve demokrasiye sahip çıkmazsak nelerin yaşatılabileceğini göstermek, hafıza oluşturmak ve evet tarihe önemli bir not düşmek için yazdık bu öyküleri…

‘Havuz’a karşı ekranlar kapalı

BURCU CANSU [email protected] @burcu_cansu

Eşit olmayan seçimleri daha da adaletsiz kılan iktidarın medya tekeline tepkiler büyüyor. Birleşik Haziran Hareketi (HAZİRAN) tek bir partinin ve tek bir adayın sesinin dışında hiçbir sese yer vermeyen havuz medyasını protesto için tüm ülkede ‘Tamam Kapatıyoruz’ kampanyası başlattı. Ekranların kapatılacağı kampanyanın startı, bugün saat 20.00’de verilecek. Çok farklı kanalardan duyurulan çağrılarda bir yanda OHAL döneminde kapatılan yayın kuruluşlarını hatırlatılırken diğer yandan da bolca TRT eleştirisi yapıldı.

Buluşmalar başlıyor
İstanbul’da bugün saat 21.00’da Koşuyolu Parkı’nda “Haydi TV’yi kapat, parkta buluşalım. Çay demli bekliyoruz” buluşması yapılacak. Ankara’da ise yarın Batıkent Kültür Evi bahçesinde gerçekleşecek olan “Kapat Buluşması” nda BirGün Gazetesi Yayın Kurulu Üyesi Berkant Gültekin ve BirGün Gazetesi yazarı İrfan Değrimenci yer alacak. 20 Mayıs’ta da Yüzüncü Yıl Parkı’nda gerçekleşecek etkinlikte de gazetemizin Ankara Bürosu’ndan deneyimli gazeteci Nurcan Gökdemir, Halk TV Yayın Müdürü Semra Topçu katılacak. Türkiye’nin çeşitli illerinde gerçekleşecek olan buluşmalar için tüm yurttaşlar bir araya gelmeye çağrıldı.

BirGün’e konuşan HAZİRAN’dan Bayazıt İlhan, Türkiye’nin çok kritik bir seçime gittiğine dikkat çekerek, “Havuz medyası adı verilen çok büyük kısmını kaplayan medya grupları, gazeteciliğin evrensel ilkelerine uygun hareket etmiyor. Çok fazla iktidar yanlısı bir yayıncılık anlayışı ile devam ediyorlar. Kapatıyoruz ve bu kanalları izlemek istemiyoruz” diye konuştu.

İlhan, “Televizyonları kapatacağız, mahallelerimizde, meclislerimizde, örgütlü olduğumuz bütün kesimlerde seçimi konuşacağız. Hep birlikte Türkiye’nin geleceğini konuşacağız. Kritik seçimde geçen yılki HAYIR’ımızı bu yıl TAMAM’lamaya çalışacağız” dedi.

‘Ambargoyu yaşıyoruz’
İYİ Parti İzmir Milletvekili Aytun Çıray da havuz medyasında kendilerine ilişkin bir ambargo uygulandığını belirtti. “Çok çok uzun zamandır yandaş medyayı izlemiyorum” diyen Çıray, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yandaş medya konusundaki tartışmasız gerçek, tek yönlü yayın yaptıklarıdır. Yayın organlarını AKP ele geçirdi. İçeriği boş, tek taraflı, beyin yıkamaya yönelik, kolektif şuuru bozan bir yayın anlayışı var. Havalar güzel parklarda her fikirden insan oturup sohbet etsin. Daha özgür bir irade ile karar verirsin.”

Havuzun karanlığına karşı protesto
Sanatçı Genco Erkal, CHP’li Zeynep Altıok Akatlı ve İlhan Cihaner’in de desteklediği çağrı şöyle: “Kapatıyoruz çağrısı, el koyulan kamu kaynaklarıyla oluşturulan eşitsiz medya düzenine milyonların itirazının bir ifadesi. Şimdi baktığımızda da seçimlere giderken tek bir partinin ve tek bir adayın sesinin dışında hiçbir sese yer verilmediğini görüyoruz. Bu da bir şekilde havuz karanlığına karşı bir dakika aydınlık eyleminin yeni bir biçimi olarak görülebilir.”