Sığınmacı çocuklar minik yaşta ağır travma yaşıyor

Suriye’de iç savaşın neden olduğu sığınmacı göçünün ardından Türkiye’de de faaliyet göstermeye başlayan uluslararası çocuk örgütü Save The Children Türkiye Direktörü Nick Finney, 2018 itibariyle 938 bin Suriyeli çocuk okul yaşına geldiğini kaydetti. “Bunların yarısına yakını okula kayıtlı” diyen Finney, “Eğitim Bakanlığı’na göre sürecin normalleşmesi için 20 bin yeni sınıf gerekecek. Eğitim kalitesi düşebilir okul sayısı artmazsa” dedi.

Çocuk sığınmacıları ve en çok da eğitimlerini destekleyen projeler gerçekleştiren Save The Children Türkiye Direktörü Finney, “2018 itibariyle 938 bin Suriyeli çocuk okul yaşına geldi. Bunların yarısından fazlası okula kayıtlı.
Eğitim Bakanlığı’na göre sürecin normalleşmesi için 20 bin yeni sınıf gerekecek. Eğitim kalitesi düşebilir okul sayısı artmazsa. Çözüm mevcut sistemin geliştirilmesi. O yüzden de bu konu çok daha acil.Türkiye’nin çocuk nüfusunun da eğitim kalitesinin düşmesi riski var” değerlendirmesi yaptı.

“Türkiye’de üç yıl önce ortalama sınıf nüfusu 25’ti fakat üç yılda bu ortalama 2018’de 38-39’a çıkmış” ifadelerini kullanan Finney, “Okul sayısı artmazsa öğrencilerin de eğitim kalitesi düşebilir

Türkiye’de Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile yakından çalışıyoruz. Özel ihtiyaçları olan çocuklar var sığınmacılar arasında ve bakanlığın sosyal refah sisteminin bu aileleri de kapsaması için çalışmalar yapıyoruz” diye belirtti.

Eğitimin kalitesi düşebilir
Finney’in açıklamasından öne çıkan satırbaşları şöyle:

»Çocuk koruma en kırılgan çocukları kapsıyor: Okuldan atılma tehlikesi olanları, aile bireylerinden biri kayıp olan çocukları, ev içi şiddete ve zorbalığa maruz kalanları kapsıyor.

»Sığınmacı çocuklar için eğitimden sonra en önemli sorun ise ailenin çocuklara doğru yemekleri verebilecek, okulunu bitirmesini sağlayabilecek yeterli parası olmaması.

»Sığınmacı çocuklar Türkiye’ye geldiklerinde çok berbat şeyler yaşadı. Yaptığımız çalışmalar toksik stres de dediğimiz çok uzun süren strese bağlı tramvalar, davranış bozukluğu ve öğrenme zorluğu yaşamaya başladıklarını gösterdi.

»Son olarak da çocukların eğitimi için uğraşsak da bu çocukların ileride istihdam pazarına girmesi de düşünülmesi gereken başka bir zorluk. Okula giden çocukların sayısı artıyor. Peki iş nasıl bulacaklar ve Türkiye ekonomisine entegre olacaklar?

»Bazen ekonomik baskılardan dolayı okulu bitirmeleri zor. Dili öğrenmedilerse de işler zor.

»Şu ana kadar toplam 300 bin Suriyeli bebek Türkiye’de doğdu ve her gün 250 Suriyeli bebek Türkiye’de doğuyor. Bu nesil kim olduğuyla ilgili sorular da soracak.

Doğum sonrası travma uyarısı: 5 anneden 1’i risk altında

1-7 Mayıs Anne Ruh Sağlığı Farkındalık Haftası nedeniyle Altınbaş Üniversitesi Psikoloji Bölümü tarafından Anne Ruh Sağlığı sempozyumu düzenlendi. Psikoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Aylin İlden Koçkar’ın önderliğinde düzenlenen, Altınbaş Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Çağrı Erhan’ın da katıldığı sempozyumda annelerde en sık görülen ruhsal problem olan ‘doğum sonrası depresyon’a dikkat çekildi.

İlk 40 günlük döneme dikkat
Sempozyumda konuşan Türkiyedogum-sonrasi-travma-uyarisi-5-anneden-1-i-risk-altinda-459750-1. Anne Ruh Sağlığı Farkındalık Birliği Koordinatörü Prof. Dr. Nazan Aydın, “Gebelikte ve doğum sonrası dönemde anneler hassas oluyorlar. Gebelik sırasında bizim karşılaştığımız ruhsal hastalıklar var. Annenin gebelik sırasında yaşadığı ruhsal hastalık tedavi edilmezse hem bebek hem kendisi için sorunlara yol açabiliyor. Doğum sonrası özellikle annelerin hassas olduğu bir dönem. İlk 6 hafta yani 40 günlük dönemde anneler daha hassas hale gelebiliyor ve bizim bu dönemde en çok korktuğumuz doğum sonrası depresyonu oluyor” diye konuştu.

Depresyon bebeğin ergenlik dönemine uzanabiliyor
Her 5 anneden birinin gebelikte ya da doğum sonrası dönemde ruhsal hastalık geçirme riskiyle karşı karşıya olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nazan Aydın,10 anneden 7’sinin ise tedavi olamadığını vurguladı. Aydın bu durumun anne ve bebeğe vereceği zararları şu sözlerle açıkladı: “Gebelikte başlayan ruhsal bir hastalıkta, düşük, erken doğum gibi istenmeyen etkilerin ortaya çıkma ihtimali yüksek oluyor. Anne, gebelikte bir ruhsal hastalık geçirdiğinde özellikle depresyon sonrası gerekli bakımı almıyor, kontrollerine gitmiyor, yeterli beslenmiyor, düzensiz uyku sonucu yeterince dinlenemiyor. Dolayısıyla bu gebeliğin seyrini olumsuz etkiliyor. Gebelikte geçirilen ruhsal hastalık ileride bebeğin büyüme, gelişme ve ruh sağlığını da olumsuz etkiliyor. Çalışmalar annesi gebelikte depresyon geçirmiş bir bebeğin ergenlik döneminde ruhsal hastalıklara daha yatkın olduğunu gösteriyor. Annelerin mutlaka fark edilip tedavi edilmesinin öneminin altı çizilmeli.”

Lohusalık hüznü diye biliniyor ciddiye alınmalı
Annelerin doğum sonrası yaşadığı problemlerin yeterince tanınmadığını ve teşhis edilmediğini belirten Doç.Dr. Aylin İlden Koçkar ise, “Annenin yaşadığı duruma ‘Lohusalık hüznü’ deniyor ve aileler tarafından ruh sağlığı uzmanına gidecek kadar ciddiye alınmıyor” diye konuştu.

dogum-sonrasi-travma-uyarisi-5-anneden-1-i-risk-altinda-459751-1.

Ruh sağlığı sorunu yaşayan annelerin yüzde 75’inin tanı alıp, tedavi edilmediğini belirten Doç. Dr. Koçkar şunları söyledi: “Böyle olunca da sorun çok daha ciddi seviyelere çıkana dek maalesef ruh sağlığı uzmanına başvurulmuyor. Doğum sonrası dönemde ise, ruh sağlığı sorunu olan bir annenin bebeğe uygun ilgiyi gösterememesi anne bebek bağlanmasının oluşmasında engeller oluşturabilmektedir. Sağlıklı bağlanma sonradan ortaya çıkabilecek psikopatalojinin önleyicisi aslında. Anne ve bebek sağlıklı bağlanma kuramadığında, bebek büyürken kendisinde de ruh sağlığı bozukluğunun gelişmesi söz konusu olabilir. O nedenle en erken müdahale bebek anne karnındayken yapılan müdahaledir.”

Bebek ölümlerini önlemek için yeni teknoloji WAAA!

Dünyada her yıl 2,8 milyon yenidoğan, besin yetersizliği ve hastalıklar nedeniyle henüz başayamadığı hayatını kaybedior. UNICEF bu yıl yenidoğan ölümlerine dikkat çekmek ve çözüm üretebilecek projelere ulaşmak amacıyla “Unicef’s Wearables for Good” isimli bir kampanya başlattı.

Kampanya kapsamında finale kalan 10 projeden biri de İngiltere Huddersfield Üniversitesi tarafından geliştirilen “WAAA!” adında yeni bir teknoloji. WAAA! bir giyilebilir teknoloji ürünü ve çok düşük bir maliyeti var. 46 ülkeden 250 katılımın sağlandığı projede finale kalmayı başaran tek İngiliz projesi olan WAAA!, bebeklerin göğüslerine bağlanmak suretiyle hayati bulgularını takip ediyor.

İsmini “Wearable, anytime anywhere, APGAR” kısaltmasından alan proje, doğumdan sonraki üç gün süresince kullanılıyor. İsminde yer alan kelimelerden de anlaşılacağı gibi her zaman ve her yerde giyilebilir. İsmindeki dördüncü kelime olan APGAR, bebeklerin doğduğu ilk dakika, saat ve gün içindeki hayati bulgularını değerlendirildiği evrensel bir ölçek. APGAR verilerinin hızlıca alınması projenin en hayati kısmı çünkü bebeklerin hayatını kurtaracak işlevi bu.

WAAA!’nın kullanım şekliyse şu şekilde; doğumdan sonraki üç gün süresince cihaz silikon bantlara oturtularak yenidoğan bebeğin göğüs kısmına bağlanıyor. Cihaz bebeğin vücuduna bağlı olduğu süre boyunca EKG sinyallerini ve kalp atışlarını takip ederek olağan dışı bir sinyal yakaladığında radyo sinyalleriyle detayları SMS olarak en yakın sağlık kuruluşuna iletiyor.