Gazetelerin sayfaları holdinglere yollanıyor

MUSTAFA KÖMÜŞ [email protected]

24 Haziran’a sayılı günler kala, medyadaki eşitsiz yayın devam ediyor. Özellikle TRT’nin taraflı tutumuna ilişkin tartışma sürerken, diğer basın kurumlarının iktidar ve muhalefet haberlerini görme şekli de eleştiri alıyor. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın haberlerini genelde manşette gören gazeteler, muhalefetin haberlerini ise çoğu zaman hiç görmüyor ya da çok küçük görmeyi tercih ediyor.

Ana akım olarak değerlendirilen medyada, muhalefetten Muharrem İnce dışında neredeyse kimseye yer verilmiyor. Meral Akşener, Temel Karamollaoğlu ve Selahattin Demirtaş medyada kendine yer bulamıyor.

DİSK’e bağlı Basın İş Sendikası Genel Başkanı Faruk Eren, konuya ilişkin BirGün’e konuştu. Eren, “Medyaya ‘İYİ Parti’nin haberlerini görmeyin’ diye emir veriliyor. 1’inci sayfalar holdinglere gönderilip orada onaylanıyor” dedi.

‘Manipülasyon yapılıyor’
Eren, şunları söyledi: “Bizim birçok yerde arkadaşlarımız var. Televizyonlarda, gazetelerde… İktidara yakın yayın organlarında bariz bir sansür ve ayrımcılık var. Bunlar tabii ki çalışanlara sözlü olarak iletiliyor, insanlara, yazı işlerine, haber merkezlerine. ‘Şu aday görülmeyecek, bu aday böyle görülecek’ diye. Tabii ki inkâr edeceklerdir, kanıtlayın diyeceklerdir ama biz bunu biliyoruz. Hürriyet’i ve Posta’yı yakın zamanda satın aldılar. Mesela Hürriyet’in 1’inci sayfasına Meral Akşener’i koymayın diye çalışanlara emir veriliyor. Gazetelerin sayfaları yapıldıktan sonra holdinge gönderiliyor. Bir denetimden geçiyor. Holdingin istemediği haberler girmiyor, istediği başlıklar atılıyor. Bu fecaat bir durum. Daha önce de Demirören Medyası’nda benzer şeyler yaşandı. Şimdi herkes kamu yayıncısı olduğu için TRT’yi konuşuyor. TRT dışında da aynı durum var aslında. Medya kuşatma altında. Bariz manipülasyon yapılıyor. Açıkça insanlara emir verilerek yapılıyor. Erdoğan dışındaki adayları az görün deniliyor.”

“Açıkça bir sansür olduğunu, kamuoyunun yanlış bilgilendirildiğini düşünüyorum” diyen Eren, şöyle devam etti: “Bu konuda sendikamız bir çalışma hazırlıyor ve bunu tanıklıklarla yayımlayacağız. Gazeteler bazı adaylara toleranslı davranabilir hatta taraf da tutabilir ama bunu manipülasyon aracı olarak kullanamaz. Gazetecilik adına gerçekten utanç verici bir durum bu.”

‘Eşit yarış olmuyor’
Daha önce Vatan gazetesi ile NTV’de çalıştığını hatırlatan Faruk Eren, sözlerini şöyle sürdürdü: “AKP bu duruma medyayı yavaş yavaş alıştırdı. NTV’de biz bunu hızlı tren kazasında yaşadık. 34 kişi öldü ve kazayı sorguladık. Çünkü Devlet Demir Yolları’na tecrübesiz bir ekip getirildi. Sonra yukarıdan emir geldi ‘Yayınları kesin’ denildi. Demirören, Milliyet ve Vatan’ı aldıktan sonra da bariz bir şekilde iktidar yanlısı yayınlar yapılmaya başlandı. Vatan, Deniz Feneri gibi iktidarı rahatsız eden çok haber yapmıştı. Bunlar kesildi. Gezi’de bize, ‘İsyan demeyin’ denilmişti. Ama Posta’yı Hürriyet’i de alınca iş başka bir şeye dönüştü. Başka bir örnek vereyim Anadolu Ajansı şimdiye kadar neredeyse hiç Meral Akşener haberi girmedi. Seçime eşit yarış olmuyor. Özel kanallar da böyle davranıyor.”

Prof. Dr. Süleyman İrvan: ‘Tanık haberciliği’ tehdit değil fırsat

ANIL KARACA

Dijital teknolojinin hızla gelişmesi ve medyanın dijitalleşmesi, gazeteciliği de şüphesiz etkiliyor. Akıllı telefonlar sayesinde günümüzde her yurttaş, etrafında olup biteni kaydederek sosyal medyada paylaşıp çevresini bilgilendirebiliyor. Günümüzde sokakta olup biten, saniyesi saniyesine sosyal medyada yer alıyor; anında binlerce insan tarafından paylaşılıyor.

Hâl böyle olunca, kamuoyu bazı durumlarda basın kuruluşlarından önce, ‘yurttaş gazeteciler’den haber alabiliyor. Peki nedir/kimdir yurttaş gazeteciliği/gazetecisi? Üsküdar Üniversitesi Yeni Medya Bölüm Başkanı ve Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman İrvan ile tartıştık.

Yurttaş gazeteciliğini “Asıl mesleği gazetecilik olmayan yurttaşların dijital iletişim teknolojileri yardımıyla haber üretim sürecine katılmalarını anlatan bir kavram.” ifadeleriyle tanımlayan İrvan’a, “Artık elinde telefonu olan herkes gazeteci mi?” diye soruyoruz.

İrvan, haber üretim sürecine dahil olmanın bir yurttaşı gazeteci yapıp yapamayacağı sorusuna vurgu yapıyor. Geleneksel anlamda gazeteciliğin profesyonel bir meslek olduğunun ve eğitimin önkoşul olmasa bile gazeteciliğin mesele özgü kuralları ve etik ilkeleri olduğunun altını çiziyor.

Demokratik toplumlarda gazeteciliğin dördüncü güç olarak tanımlandığını ve yurttaşların bilgi edinme hakkını gerçekleştirmelerinde önemli bir işlevi yerine getirdiğini kaydeden İrvan, bu noktada yurttaş gazeteciliği kavramının belirsiz olduğuna ve kullanımının yanlış olduğunu düşündüğünü ifade ediyor:

“Yaygın kabule göre, gördüğü herhangi bir olayı kaydedip sosyal medyada yayan herkes yurttaş gazeteci olarak nitelendiriliyor ve elinde akıllı cep telefonu olan herkes potansiyel gazeteci olarak görülüyor. Oysa, yurttaşların ellerindeki akıllı telefonlarla yaptıkları şey, bir olaya tanıklık etmek ve bu tanıklığı sosyal medyada aktarmaktan ibaret.”

‘GAZETECİLİK BİR MESLEK, HABERCİLİK BİR PRATİK’
Bu gerekçeyle bahsedilenin aslında “tanık haberciliği” olduğunu belirten İrvan, “Tanık gazeteciliği bile demiyorum, çünkü gazetecilik bir meslek, ama habercilik bir pratik,” diyerek tezini şöyle örneklendiriyor:

“Satın aldığınız bir ürünü sosyal medyada övdünüz diyelim. Bu bir reklam mıdır? Evet reklamdır. Peki bu sizi reklamcı yapar mı? Hayır yapmaz. Reklamcılık bir meslektir, tıpkı gazetecilik gibi. Bence tanımları doğru yapmak lazım.”

Mesleki pratiğe vurgu yapan ve “tanık haberciliği” tanımını anlatan İrvan, öte yandan yurttaş gazetecilik diye bir türün de olduğunu ifade ediyor ve geleneksel medyanın ağır baskı koşulları altında olduğu, sindirildiği, güdümlü halde olduğu, ülkede olan biteni özgürce haberleştiremediği toplumlarda, asıl mesleği gazetecilik olmadığı halde sosyal medya üzerinden gelişmeleri aktaran yurttaş gazetecilerden söz edilebileceğini belirtiyor.

Konuyla ilgili sözlerine Arap Baharı’ndan, 2009’da İran’da yapılan şaibeli seçimlere yönelik gösterilerden ve Gezi Parkı direnişinden örnek vererek devam eden İrvan, bu eylemlerin dünyaya yayılmasında yurttaş gazetecilerin rolüne vurgu yapıyor:

“Geleneksel medyada çalışan gazeteciler protestolar için sokağa çıkan halkı haber yapmaktan çekiniyorlardı. Suriye’deki iç savaşta da yurttaş gazeteciler önemli rol oynadılar ve halen de oynamaya devam ediyorlar. Türkiye’de Gezi protestoları sırasında da geleneksel medyanın önemli bir kısmının protestoları görmezden gelmesi nedeniyle yurttaş gazeteciliğinin ivme kazandığına tanık olduk.”

“Elinde cep telefonu olan herkes potansiyel bir yurttaş gazeteci değildir, o şekilde tanımlanmamalıdır,” diyerek bu tür tanımların geleneksel gazeteciliği değersizleştirmeye hizmet ettiğini söyleyen İrvan, “Öte yandan, geleneksel medyanın suskun kaldığı, ağır sansüre uğradığı durumlarda, dönemlerde, ülkelerde yurttaş gazeteciliği değerli bir alternatif olarak karşımıza çıkmaktadır.” diyor.

prof-dr-suleyman-irvan-tanik-haberciligi-tehdit-degil-firsat-470769-1.

‘TANIK HABERCİLİĞİNİN YÜKSELİŞİ İNTERNETLE MÜMKÜN OLDU’
İrvan ile görüşmemizin devamında ‘yurttaş gazeteciliği’nin kökenini irdeliyoruz.

Tanık haberciliğinin ilk kez Kennedy suikastıyla ismini duyurduğunu belirten İrvan, olayı şöyle özetliyor:

“Abraham Zapruder isimli terzi, 22 Kasım 1963 tarihinde eşiyle birlikte Dallas’a gelen ABD Başkanı John F. Kennedy’yi elindeki amatör kamerayla çekerken birkaç el silah sesi duyuldu. Olayı baştan sona kaydeden Zapruder, böylece tarihe tanıklık etmiş oldu. Zaten yurttaş gazeteciliği tarihinde de Zapruder ilk yurttaş gazeteci olarak kabul edilir. Kuşkusuz Zapruder’in tamamen rastlantısal biçimde olay yerinde bulunduğunu ve gerçekleştirdiği haberciliğin tanıklıktan ibaret olduğunu söylemeye gerek yok. Yine benzer biçimde, 3 Mart 1991 tarihinde Los Angeles’ta Rodney King isimli siyah gence yönelik polis şiddetine kamerasıyla tanıklık eden George Holiday de tanık haberciliği yapmıştı.”

Tanık haberciliğinin asıl yükselişe geçmesinin internetle birlikte mümkün olduğunu söylüyor Süleyman İrvan ve kendi tanımladığı anlamda yurttaş gazeteciliğinin Arap Baharı, İran’daki gösteriler ve sokak hareketleriyle önem kazandığını vurguluyor. İrvan, yurttaş gazeteciliği girişimlerini şöyle özetliyor:

“2000 yılında Güney Kore’de kurulan OhMyNews isimli internet sitesi “Her yurttaş muhabirdir” sloganıyla yayın hayatına başladı, ancak haber doğrulamada yaşadığı sıkıntılardan dolayı 2010 yılında yurttaşlardan gelen haberleri yayımlamayı durdurma kararı aldı. Global Voices ve IndyMedia gibi başka yurttaş gazeteciliği siteleri de mevcut.”

Türkiye’de de yurttaş gazeteciliği iddiasıyla yayın hayatına başlayan haber siteleri olduğunu, fakat birçoğunun ya format değiştirdiğini ya da ömrünü doldurduğunu söyleyen İrvan, “Dokuz8Haber, Journo ve VivaHiba gibi siteler bu iddiayla yayına başladılar, ancak bugün içeriklerine bakıldığında, Dokuz8Haber ile Journo’nun geleneksel habercilik formatına döndüğü, ‘Medya sensin, paylaş’ sloganını kullanan VivaHiba’nın ise başarısız bir girişim olarak ömrünü doldurduğu görülüyor.” diyor.

‘MEDYA YÖNETİCİLERİ MUHABİR İSTİHDAMI YERİNE SOSYAL MEDYA TAKİBİNDE’
Yurttaş gazeteciler gerçeği önümüzde dururken, bunun basın kuruluşlarındaki yansımalarıyla devam ediyoruz Süleyman İrvan ile konuşmaya ve bir basın kuruluşu için yurttaş gazetecinin ne anlam ifade ettiğini soruyoruz kendisine.

Türkiye’de son yıllarda geleneksel medyayı yönetenlerde, “Nasılsa insanlar yaşadıkları, gördükleri her olayı sosyal medyada paylaşıyor, öyleyse biz niye muhabir istihdam edelim, merkezden sosyal medya hesaplarını takip edelim, oralardan haber çıkaralım” mantığının egemen hale geldiğini söylüyor İrvan ve bunun neden yanlış olduğunu şu ifadelerle anlatıyor:

“Çünkü gazetecilik kaliteli içerik üretimi yapmayı gerektiren bir meslek. Kaliteli içerik de muhabirin, sadece olay yerinde bulunmasını değil, taraflarla görüşmesini, olayın arka planını araştırmasını gerektiriyor. Masa başında, sosyal medya paylaşımlarını peş peşe koyarak haber üretmek, gazeteciliği hafife almak anlamına geliyor. Bir de elbette haber yapılacak görüntülerin, paylaşımların gerçek olup olmadığı sorusu var. Gazetecilik etiği, tanık haberciliğinin en başta ‘haber doğrulama’ süzgecinden geçirilmesini gerektiriyor. Bir yalan haber bir sitede haberleştirildikten dakikalar sonra onlarca farklı sitede kopyalanabiliyor. Sosyal medyada yalanların hızla yayıldığına ilişkin ciddi araştırmalar var. Aslında yalan haberler haber sitelerinde de hızla yayılıyor, bu da sonuçta gazeteciliğe duyulan güveni aşındırmaya devam ediyor.”

“TANIK HABERCİLİĞİ BİR TEHDİT DEĞİL, FIRSATTIR”
Bu tartışmanın ışığında, yurttaş gazeteciliğinin profesyonel gazeteciliğe bir tehdit olup olamayacağı sorusunu görüşmenin gündemine getiriyoruz.

Prof. Dr. İrvan, yurttaş gazeteciliğinin bir tehdit değil, fırsat olduğu kanısında.

Tanık haberciliğinin haber konusu bulmada profesyonel gazetecilere yol göstereceğini, önemli olayları kolayca takip edebilmesi, görüntülerle kanıt oluşturabilmesi için malzeme sunacağını belirten İrvan, tezinin gerekçesini şu örnekle sunuyor:

“2009 yılında Guardian gazetesi adına Londra’daki G20 protestolarını izleyen gazeteci Paul Lewis, evine giderken düşüp ölen İngiliz yurttaşı Ian Tomlinson’un nasıl öldüğünü araştırmaya başladı. Resmi açıklamaya göre Tomlinson kalp krizi geçirmişti. Paul Lewis diğer gazetelerin aksine resmi açıklamayla yetinmeyip twitter’da takipçilerine çağrı yaptı ve olay yerinde olan görgü tanıklarından varsa ellerindeki görüntüleri kendisiyle paylaşmalarını istedi. Olay yerinde kamerasıyla çekim yapan bir kişi Lewis’e çektiği görüntüleri gönderdi ve sonuçta Tomlinson’un polis tarafından itildiğini, yere düşerek kafasını çarptığını ve öldüğünü kanıtladı.”

İrvan, tanık haberciliğine, geleneksel gazeteciliğin alternatifi değil, destekleyicisi olarak görüldüğü takdirde daha doğru bir yerden bakılabileceğinin altını çiziyor.

Görüşmemizin sonunda, yurttaş gazeteciliğinin gelecek için yol haritasını tartışıyoruz İrvan ile. Yurttaş gazeteciliğinin, gazeteciliğin dijital dönüşümüyle eş zamanlı olarak nasıl bir role bürüneceğini ve bu pratiğin sosyal medya üzerinden geçilen fotoğraf ve bilgiden daha geniş bir perspektif bulup bulamayacağını soruyoruz kendisine.

‘GAZETECİLİĞE BASKILAR ARTARSA YURTTAŞ GAZETECİLİĞİ ÖN PLANA ÇIKAR’
İrvan, bu konuda belirleyicinin geleneksel medya düzeni olacağını söylüyor ve gazeteciliğin üzerindeki baskı ortamı faktörüne değinerek, sözlerini şöyle sonlandırıyor:

“Tanık haberciliğinin dijital medya ile daha fazla görünürlük kazandığına kuşku yok. Ancak gelecekte nasıl bir yöne doğru gideceğini belirleyecek olan teknoloji değil, geleneksel medya düzeni olacaktır bana göre. Eğer geleneksel gazetecilik üzerindeki baskılar artar ve gazetecilik yapmak imkânsız hale gelirse yurttaş gazeteciliği olarak tanımladığımız gazetecilik ön plana çıkacaktır. Medya özgürlüğü arttıkça da tanık haberciliği olarak tanımladığımız, fotoğraf, görüntü ve bilgi geçmekle sınırlı habercilik anlayışı yardımcı bir unsur olarak varlığını sürdürecektir.”

Ahmet Hakan’dan Nagehan Alçı’ya: Ne oldu sizin şu Bank Asya işi?

Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan , kendisini hedef alan Nagehan Alçı ‘ya yanıt verdi.

Cumhuriyet’in haberine göre Nagehan Alçı için Bank Asya hatırlatması yapan Hakan “Niye size hiçbir şey olmuyor meselesini de bir açıklığa kavuşturuver bi zahmet?” ifadelerini kullandı.

“Nagehan! Ne oldu sizin şu Bank Asya işi” diye sorana Ahmet Hakan , “Bank Asya’nın önünden geçenlerin bile hayatlarının karartıldığı bir dönemde… Bank Asya’dan misler gibi kredi çekmenize rağmen niye size hiçbir şey olmuyor meselesini de bir açıklığa kavuşturuver bi zahmet.” diye yazdı.

Ne olmuştu?
Ahmet Hakan, 1 Haziran 2018 tarihli ‘Gazeteciliğin geldiği son nokta’ başlıklı yazısında, Muharrem İnce’nin konuk olduğu,Nagehan Alçı’nın da gazeteciler arasında yer aldığı televizyon programıyla ilgili olarak “Eskiden…Siyasetçiler madara olurdu. Bugün… Gazeteciler madara oluyor.” ifadelerini kullanmıştı

Nagehan Alçı da Ahmet Hakan ‘ın bu sözlerine yanıt niteliğindeki “Çoktan madara olmuş bir muhbirin portresi” başlıklı yazısında şu ifadeleri kullanmıştı;

“AK Partililerden CHP’lilere, MHP’lilerden HDP’lilere toplumdaki herkesin müşterek nefretini kazanmış bir insan düşünün. 80 milyon içinde hiç kimse ona güvenmiyor ve sözlerine inanmıyor. Çünkü dara düşünce herkesi yarı yolda bırakmış, zor durumdakilere acımasızca tekme vurmuş. Yeri gelmiş şahsi menfaatleri için en yakınlarını ve hayatında sadece iyilik gördüğü dostlarını sırtından hançerlemiş, en samimi arkadaşlarına bile kasten kötülük yapmış. Kötülük yapmakla ve kötü insan olmakla gurur duyan bu patolojik şahsiyet utanmadan hâlâ, tüm Türkiye’ye defalarca madara olduğu halde ahkâm kesiyor.

Türk basın tarihi çok sayıda kötü insan görmüştür ama bu derecesinin daha önce geldiğini sanmıyorum.”

İngiltere, Fransa ve Almanya’dan ABD’ye mektup: ‘İran’a yaptırımlardan bizi muaf tut’ dediler

İngiltere, Fransa ve Almanya’nın ABD’ye yolladıkları mektupta İran’a karşı uygulanacak yaptırımlardan Avrupalı şirketlerin muaf tutulmasını istedikleri belirtildi.

Bir süre önce ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin nükleer anlaşmadan çekildiğini duyurmuş ve İran’la ticaret yapan şirketlere ABD tarafından yaptırım uygulanmasının önünü açmıştı. ABD Hazine Bakanı Steve Mnuchin ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’ya gönderildiği belirtilen mektupta, İran’ın uluslararası para transferi yapılmasına olanak tanıyan SWIFT sisteminden çıkarılmaması da istendi.

Avrupa harekete geçiyor
Bu arada Avrupa Komisyonu, ABD’nin Avrupa çelik ve alüminyum ürünlerine getirdiği gümrük vergilerine misilleme olmak üzere, Avrupa Birliği’nin de temmuzdan itibaren belirli Amerikan mallarına ek vergi uygulamaya hazır olduğunu açıkladı.

AB üyeleri, Washington’un attığı adımın yasal olmadığı görüşünde olan Komisyon’un, karşılık olarak 2.8 milyar avro (3.3 milyar dolar) değerinde Amerikan ihraç malına yeni vergi getirmesine toplu destek veriyorlar.

Komisyon üyesi Maros Sefcovic dün yaptığı basın toplantısında, “Komisyon gerekli prosedürü üye ülkeler ile eşgüdüm içinde haziran sonundan önce tamamlamayı ve böylece yeni vergilerin Temmuz’da uygulamaya girmesini öngörüyor” dedi.

Fransa’dan İran’a ‘kırmızı çizgi’ uyarısı
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, ABD’nin İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesi sonrası uranyum zenginleştirme planlarını açıklayan Tahran’a, “kırmızı çizgiyi aşmak üzere” olduğu uyarısında bulundu.

Europe 1 radyosuna konuşan Le Drian, “Kırmızı çizgiye yaklaşmak her zaman tehlikelidir” diyerek, ABD Başkanı Donald Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilmesi sonrası anlaşmayı kurtarma planlarının değişmediğini vurguladı.

Le Drian’ın değerlendirmeleri, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile önceki gün görüşen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun nükleer anlaşmaya dair açıklamalarının ardından geldi.

Trabzonspor Başkanı Ağaoğlu, dövizdeki yükselişten şikayetçi

Trabzonspor Başkanı Ahmet Ağaoğlu, Türkiye Futbol Federasyonu’nun Ankara yapılan Olağan Genel Kurulu’nun ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Türkiye’nin tesis olarak EURO 2024’e hazır olduğunu ifade eden Ahmet Ağaoğlu, “Türkiye her yıl bir olimpiyat organizasyonu yapabilecek güce sahip. 2020 Olimpiyatları bizim hakkımızdı. Bu organizasyonun aynı yere verilmesi doğru değil. Bu organizasyonun dünyada dolaşması lazım. 2024’ün kesinlikle Türkiye’de yapılması lazım. Artık yeter. Biz tesis olarak hazırız” diye konuştu.

“HER POZİSYONDA VAR’A BAKARSAK MAÇ BİTMEZ”

VAR sistemiyle ilgili de konuşan Ağaoğlu, “Her şüphe duyulan veya tartışmalı pozisyonda gözümüzü Video Hakem Sistemi (VAR) sitemine çevirirsek bu maçlar bitmez. Bu sınırlı sayıda pozisyonlarda uygulanmalı. Hatta ceza sahası içerisindeki pozisyonlar haricindeki pozisyonlarda bana göre VAR’a başvurulmasına gerek yok” ifadelerini kullandı.

“DÖVİZDEKİ DALGALANMA MALİYETLERİ YUKARI TAŞIDI”

Son dönemlerde dövizde gerçekleşen dalgalanmasının kulüplerin maliyetini arttırdığını belirten Ahmet Ağaoğlu, “Doğal olarak yabancı transferlerin yabancı para birimi karşılığında sözleşme imzalamaları olmakta. Özellikle bu son dönemdeki dövizde gerçekleşen dalgalanma, kulüplerin bu anlamdaki maliyetini oldukça yukarlara taşıdı. Biz gelirleri Türk parası olup giderlerinin tamamına yakınının, dolar veya Euro cinsinden olan bir endüstri haline geldik. Buda ekonomik anlamda çok sıkıntılar yaşatıyor. Son bir ay içerisinde profesyonel kadro maliyetimizde 15 milyon Türk lirası bir artış meydana geldi. Zaten 1 milyar liralık borç sınırına dayanmış bir kulüp düşünün, günlük kur farkı ve faiz gideri günlük 750 bin lira civarında yaşandı. Böyle bir gerçek var. Tabi federasyonun bu konu hakkında yapabileceği bir şey yok. Kulüplerin bu konuda önlemler alması lazım. Bizde bundan hareket ederek ciddi bir tüzük değişikliğine gidiyoruz. Burası Türkiye Cumhuriyeti ve buranın para birimi Türk lirası” şeklinde konuştu.

“MALİYETLER TRABZONSPOR’UN KARŞILAYABİLECEĞİ MALİYETLER DEĞİL”

Takımdaki bazı oyuncuların maliyetlerinin fazla olduğunu belirten Ağaoğlu, “Hem Burak hem de diğer futbolcularımız Trabzonspor’un sözleşmeli futbolcularıdır. Futbolcularımız ile ilgili herhangi bir kulübün herhangi bir düşüncesi varsa öncelikle konuşmaları gereken yer Trabzonspor Kulübüdür. Biz sadece Burak’la değil diğer tüm futbolcularla görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Maliyetler çok büyük ve bunları Trabzonspor’un karşılayabileceği maliyetler değil. Menajerlere, “Eğer indirim yapmıyorsanız bu bize satmış olduğunuz fiyatlarda kendilerine kulüp bulun dedim” dedi. DHA

Mehmet Ağar AKP adayı oğluna destek için Elazığ’a geldi

İçişleri ve Adalet eski bakanlarından Mehmet Ağar, AKP’den Elazığ 3’üncü sıra milletvekili adayı olan oğlu Zülfü Tolga Ağar’a destek olmak için Elazığ’a geldi.

Mehmet Ağar, meleketine gelişte bir kısım kalabalıkla karşılandı, araç konvoyu eşliğinde geldiği parti binasında basın toplantısı düzenledi.

Anadolu Jet’e ait tarifeli uçakla saat 13.30’da Elazığ’a gelen Mehmet Ağar, oğlu Zülfü Tolga Ağar ve AKP’lilerce karşılandı. Oğlu Zülfü Tolga’yı alnından öpen Mehmet Ağar, daha sonra kendisini karşılamaya gelenlere uzun süre selamlaştı.

Merkez Fahri Bey Caddesi üzerindeki AKP seçim koordinasyon merkezini ziyaret eden Mehmet Ağar, AKP İl Başkanı Ramazan Gürgöze ve partililer tarafından karşılandı. Mehmet Ağar, daha sonra seçim koordinasyon merkezinde basın toplantısı düzenledi.

Seçimlerde oğluna destek olmak için Elazığ’a geldiğini belirten Ağar, “Ülkemiz çok ciddi bir süreçten geçiyor. Recep Tayyip Erdoğan iktidarının başarılı olduğuna inanıyorum. Ben de destek veriyorum. Seçimler demokrasi bayramı gibidir. Her türlü fikir olacak. Şimdi bir Cumhur İttifakı var. Oğlum 2014 yılından AK Parti’ye zaten üye. Milletvekili olmak tamamiyle onun kararıdır. Bende destekliyorum. Merkez sağa her zaman ilgi duymuş ve desteklemişim. Yani Erdoğan’a destek veriyoruz. Seçimlerin ilimize hayırlı olmasını dileriz” dedi.

Lavrov, Kim Jong-un’u Rusya’ya davet etti

Rus Dışişleri Bakanı Lavrov, Kuzey Kore ziyareti sırasında Kim Jong-un’u ülkesine davet etti. Lavrov, “Kuzey Kore dahil tüm tarafların çıkarlarını karşılayacak somut anlaşmalara destek vermeye hazır olacağız” açıklamasında bulunmuştu. ​

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Kuzey Kore’yi ziyaret etti.

Rus Bakan, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’u ülkesine davet etti. Lavrov Kim’in, “Kore yarımadasında barışın ve ilerlemenin sağlanması için istekli olduğunu” belirtti.

Lavrov’un Kim Jong-un’a Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in iyi dileklerini ilettiği açıklandı.

MEVKİDAŞIYLA GÖRÜŞTÜ

Rus Ria haber ajansı, Lavrov Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang’da mevkidaşı Ri Yong Ho ile de görüştüğünü aktardı.

Görüşme sonrasında düzenlenen basın toplantısında Lavrov, Kuzey Kore ile ABD arasındaki müzakerelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Kuzey Kore ve ABD arasındaki görüşmelere karışmanın hakları olmadığını ancak bütün tarafların çıkarlarını karşılayan anlaşmaları da desteklemeye hazır olduklarını vurgulayan Lavrov, “Elbette, Kuzey Kore dahil tüm tarafların çıkarlarını karşılayacak somut anlaşmalara destek vermeye hazır olacağız” ifadelerini kullandı.

Moskova’nın Washington ile Pyongyang arasında olduğu gibi Pyongyang ve Seul arasındaki iletişimden de memnun olduğunu kaydeden Lavrov, müzakerelerin başarılı olmasını diledi.

Kore yarımadasındaki nükleer sorunun çok bileşenli olduğunu ve aceleden kaçınılması gerektiğini ifade eden Lavrov, çözümünün zaman alacağına işaret etti.

Kuzey Kore’ye yönelik yaptırımların kaldırılmadığı sürece nükleer program sorununun çözülemeyeceğini savunan Lavrov, kısıtlayıcı önlemleri kaldırma sürecinin müzakere meselesi olduğunu bildirdi.

Lavrov, “Tek oturumda nükleer silahlardan arındırma hususunda çözüm bulmak mümkün değildir. Belli kademeler olmalıdır” diye konuştu.

(AA)

TRT’den pişkinlik üstüne pişkinlik… Çalışanlar eylem yaptı

TRT çalışanları, CHP’nin TRT’ye yönelik ‘taraflı yayın’ eleştirileri ve ‘Hakkımızı helal etmiyoruz’ açıklamalarının ardından kurumda görevli meslektaşlarına yönelik iddiaları protesto etti.

TRT Genel Müdürlüğü önünde toplanan ve “TRT milletindir. Bizler TRT çalışanları olarak milletin kurumuna sahip çıkmaya devam edeceğiz” yazılı pankart açan kurum çalışanları, “Şiddete karşıyız tarafsız yayınız” sloganları attı. Grup adına açıklama yapan Birlik Haber-Sen TRT Şube Başkanı Fatih Adem Gençbay, 24 Haziran seçimleri öncesinde cumhurbaşkanı adaylarının meydanlarda, seçmenleri etkilemeye çalışmak adına, birçok vaatlerde bulunduğunu belirterek, bunların siyasetin doğasında olduğunu kaydetti.

Son günlerde seçim meydanlarında ağırlıklı olarak, TRT’nin konuşuluyor olmasının, çalışanlarını derinden üzdüğünü ifade eden Gençbay, şunları söyledi: “TRT Kurumu, kamu yayıncısı olmanın getirdiği birtakım kurallara bağlı olarak yayıncılık yapmaktadır.”

***

Mersin’de “kapatıyoruz” etkinliği

Mersin Haziran Hareketi yanlı yayın yapan basın organlarını protesto için ‘Kapatıyoruz’ etkinliği düzenledi.
Etkinliğe katılanlar, havuz medyasının, seçim sürecinde muhalif seslere yer vermemesini protesto etti. Televizyon kanallarının en çok izlendiği saat olan 20.00 ile 22.00 arasında Barış Meydanı’nda yapılan eyleme CHP Mersin milletvekili adayları Alpay Antmen ve Kenan Hazar, HDP Mersin milletvekili adayı Eylem Gençer, Mersin Tabip Odası Başkanı Mehmet Antmen ile çok sayıda yurttaş katıldı.

David Almond’un öykü kitabı Küçük Koşucular Türkçede

Çağdaş İngiliz edebiyatının 2010 Hans Christian Andersen ödüllü yazarı David Almond‘un büyüleyici öykü kitabı KÜÇÜK KOŞUCULAR Türkçede Günışığı Kitaplığı etiketiyle yayımlandı.

Okuma serüveninin başındaki çocuklar için sokakları denize çıkaran bir öykü anlatan yazar, başarı kavramını tartışmaya açıyor.

Basın bülteninden;

Koşun çocuklar, hayallerinize koşun!

Tüm dünyanın okuduğu İngiliz yazar David Almond’dan, okuma serüveninin başındaki çocuklar için unutulmayacak bir öykü! Hayat koşusuna yeni çıkmış bir çocukla, koşunun sonuna yaklaşmış bir ihtiyarı aynı mahallede buluşturan yazar, başarının ipi göğüslemekten çok, mutlu anılar biriktirmekten geçtiğini hatırlatıyor. Kuşak farkını ortak hayallerle ortadan kaldıran öykü, çocuklara cesaret aşılıyor. Her yaştan okurda iz bırakacak güçteki kitap, ödüllü illüstratör Salvatore Rubbino’nun özgün desenleriyle renkleniyor.

Liam, yakın arkadaşıyla birlikte, geleneksel Büyük Kuzey Gençler Koşusu’na hazırlanmaktadır. Rıhtım boyunca nasıl fırtına gibi koşacağını düşünüp, bitiş çizgisini nasıl göğüsleyeceğini hayal etmektedir. O gün, antrenman yapmak yerine, annesinin zoruyla yaşlı komşularını ziyarete gider. Komşuda gördüğü eski fotoğraflar ve dinledikleri, Liam’ın koşusuna yepyeni bir anlam kazandıracaktır…

David Almond: 1951’de İngiltere’de doğan Almond, 1998’de Garajdaki Giz (2004) adlı çocuk romanıyla ödüller aldı. Sinema, tiyatro ve operaya uyarlanan bu kitabını, 1999’da yine üst üste ödül kazanan Dünya Büyülü Bir Yer (2001), 2003’te savaş karşıtı söylemiyle dikkati çeken ve ödüller kazanan Alevler Arasında (2011) izledi. 2008’de My Dad’s a Birdman(Babam Bir Kuşadam) ile, 2010’da Slog’s Dad (Slog’un Babası) ve Ay’a Tırmanan Çocuk (2011) ile resimli çocuk kitaplarına yönelen Almond, aynı yıl, dünya çocuk edebiyatının en önemli ödülü olan Hans Christian Andersen Ödülü’nü kazandı. 2012’de Piranalarla Yüzen Çocuk (2015) adlı çocuk romanının ardından, Half a Creature from the Sea (Denizden Gelen Kız, 2014) adlı kitabındaki bir öyküsü, 2015’te Küçük Koşucular(2018) adıyla desenli bir kitaba dönüştü. Almond, İngiltere’de çocukluğunun geçtiği kasabanın yakınındaki Newcastle-upon-Tyne’da ailesiyle birlikte yaşıyor.

Salvatore Rubbino: Londra’da büyüyen Rubbino, Kraliyet Sanat Koleji’nde (Royal College of Art) illüstrasyon dalında eğitim aldı. İlk çocuk kitabı A Walk in New York (New York’ta Bir Yürüyüş, 2009), Victoria ve Albert Müzesi İllüstrasyon Ödülleri’ne aday gösterilen bir dizi resmin ardından ortaya çıktı. İkinci kitabı A Walk in London(Londra’da Bir Yürüyüş, 2011) 2012’de Okul Kütüphaneleri Birliği’nin ödülünü aldı. Just Ducks (Yalnızca Ördekler, 2012) da 2013 Kate Greenaway Ödülü’ne aday gösterildi. Rubbino ailesiyle birlikte Londra’da yaşıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Suikast ihbarı geldi

Cumhurbaşkanı ve AKP lideri Tayyip Erdoğan, Bosna Hersek’te düzenlediği ortak basın toplatısında gazetecilerin sorularını cevapladı. Gazetecilerin “Balkanlarda size yönelik bir suikast ihbarı olduğuna yönelik iddialar var” sorusuna, “Suikast ihbarı bana geldi. Geldiği için de buradayım. Bu tür tehditler bu tür operasyonlar bizi bu yoldan alıkoymaz.” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bosna Hersek Üçlü Devlet Başkanlığı Konseyi Boşnak Lideri Bakir İzzetbegoviç ile ortak basın toplantısı gerçekleştirdi.

Toplantı sırasında gazetecilerin sorularını cevaplayan Erdoğan, bir gazetecinin suikast iddialarıyla ilgili sorusunu şu ifadelerle cevapladı:

“Suikast ihbarı bana geldi. Zaten ulaştığı için de buradayım. Nereden ulaştı? MİT’ten ulaştı. Ama ben ulaştığı için de buradayım. Niye? Çünkü bu tür tehditler, operasyonlar şunlar bunlar, bizi bu yoldan alıkoymaz. Biz yola çıktığımız zaman yolumuza devam ederiz. Burada Avrupa’nın farklı yerlerinden gelen insanlar görmek buluşmak istedikleri lideri burada göremediklerinde, bu benim için doğru olur mu? Bizim planımız çok farklı bir plandır, yolumuza çıktığımız zaman devam ederiz.”

(İHA)