Merkel: Türkiye ile mülteci mutabakatının dışında anlaşma yok

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Alman meclisindeki yeni uygulamaya göre, Çarşamba günü ilk kez koalisyon ve muhafelet partilerinin güncel konulara ilişkin sorularına yanıt verdi.

DW Türkçe’nin aktardığına göre Başbakan Merkel’e yönelik sorularda Türkiye de gündeme geldi. Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinden milletvekili Beatrix von Storch, Merkel’e 7 Mart 2016 tarihinde Türkiye’nin Brüksel’deki Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği’nde dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ve Hollanda Başbakanı Mark Rutte ile bir araya gelip gelmediğini sordu. AfD’li milletvekili von Storch, Merkel’in bu görüşmede Türkiye’den her yıl 150 bin ile 200 bin arasında mültecinin Avrupa’ya getirilerek, yerleştirilmesi yönünde yazılı olmayan bir anlaşma yapıp yapmadığı sorusunu yöneltti.

Merkel ise Türkiye ile mültecilere ilişkin görüşmelerin yapıldığını ve sonunda bir mutabakata varıldığını hatırlattı. Merkel, bu anlaşmaya göre, “Ege Denizi üzerinden kaçak yollardan Avrupa’ya gelmek isteyen her Suriyeli mültecinin” Türkiye’ye geri gönderilmesi karşılığında Türkiye’den belirli bir kontenjan dahilinde ve yasal yollardan gelecek Suriyelileri kabul etmeye hazır olduklarını ifade etti. “Bu konuda yapılan başka bir anlaşma olmadığını” vurgulayan Merkel, Türkiye ile yapılan anlaşmanın da içeriğinin bilindiğini dile getirdi. Merkel, von Strock’un sözünü ettiği buluşmada da bu anlaşmanın görüşüldüğünü ifade etti.

MÜLTECİLERE YÖNELİK POLİTİKASINI SAVUNDU

Başbakan Merkel’e mültecilere yönelik izlediği politikaya ilişkin sorular da soruldu. Merkel, 2015-2016 yıllarında izlediği mülteci siyasetini de savundu. Almanya’nın “çok sorumlu” bir tutum izlediğini vurgulayan Merkel, aldığı siyasi kararların da doğru olduğunun altını çizdi. O dönemde “istisnai bir durum” yaşandığını kaydeden Merkel, o dönemden beri göç ve mülteci siyasetinde bir dizi değişlik yapıldığını ve yeni düzenlemeler üzerinde çalışıldığını söyledi.

Merkel’e yöneltilen sorular arasında Göç ve Mülteciler Dairesi’ndeki (BAMF) sorunlar ve usulsüzlükler de önemli bir yer tuttu. Merkel, BAMF’deki ağır sorunları dikkate almadığı yönündeki iddiaları reddetti.

G-7 ZİRVESİ

Başbakan Merkel, milletvekillerinin sorularını yanıtlamadan önce hafta sonu Kanada’nın Charlevoix kentinde yapılacak G-7 zirvesine ilişkin bilgi verdi. Merkel, G-7 üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının katılacağı zirvenin sonunda ortak bir sonuç bildirisi yayınlanıp yayınlanamayacağı sorusunun yanıtını açık bıraktı. ABD’nin Avrupa Birliği’den (AB) ithal edilen çelik ve alüminyum ürünlerine uyguladığı ek gümrük vergisi, İran’la anlaşmadan çekilmesi ve iklim politikasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle zorluklar yaşandığına işaret eden Merkel, “Bunlar çok taraflı anlaşmalara ilişkin ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor” dedi.

Merkel, Rusya’nın G-8 üyeliğinin askıya alınmış olmasına ilişkin bir soruya yanıtından da, Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmiş olması nedeniyle G-8 üyeliğinden çıkartılmış olmasını savundu.

İspanya’da Sosyalist Parti hükümetinin 17’i bakanının 11’i kadın

İspanya’da Sosyalist Başbakan Pedro Sanchez, kabinesindeki 17 bakanlığın 11’ini kadınlara vererek, Avrupa’da bu alandaki rekoru kırdı.

Kendini feminist olarak tanımlayan Sanchez, güvensizlik oyuyla devrilen eski Başbakan Mariano Rajoy’un erkek ağırlıklı kabinesinin tersine, kadın bakanlarla çalışmayı tercih etti.

Kadın bakanlara, savunma, ekonomi, maliye, ve eğitim gibi başlıca görevler verildi.

Eski astronot Pedro Duque de Bilim Bakanı oldu.

Sanchez’in kapinesindeki partili çalışma arkadaşları ve siyaset dışından gelen uzman isimler İspanya’da “feminist kabine” diye tanımlandı.

Sanchez televizyonda yaptığı açıklamada kabinesinin “çağdaşlaştırıcı ve Avrupa yanlısı ilerici bir toplum vizyonunu benimseyen insanlardan” kurulduğunu söyledi.

Avrupa’dan “yeni memleketimiz” diye bahseden Sanchez yeni kabinesinin 8 Mart’ta İspanya’da ortaya çıkan değişimin yansıması olduğunu belirtti.

8 Mart’ta beş milyon kadın ücret eşitsizliği ve şiddeti protesto etmek için “feminist grev” yapmıştı.

Sanchez bu grevin İspanyol toplumunda bir dönüm noktası olduğunu vurguladı.

Pedro Sanchez kendisi dahil 18 kişiden oluşan kabinenin yüzde 61,1’i kadınlardan oluşuyor. Kabinesinin en az yarısı kadınlardan oluşan ülkelerse sadece Fransa, İsveç ve Kanada.

Astronot Bilim Bakanı

Havacılık mühendisi Duque, Avrupa Uzay Ajansı’nın astronot heyetine 1992 yılında seçildi ve 1998 yılında uzaya giden ilk İspanyol oldu.

Üç çocuğu olan Duque, Discovery Uzay Mekiği’nin 9 günlük seferinde uzman olarak yer aldı.

NASA’nın STS-95 misyonunda yer alan ekibe, 1999 yılında “evrenin barışçıl amaçlarla keşfinin mimarları” oldukları için Asturias Prensliği Ödülü verildi.

Duque 2003 yılında da Uluslararası Uzay Üssü’nün 10 günlük Cervantes misyonuna uçuş mühendisi olarak katıldı.

2011 yılından itibaren Avrupa Uzay Ajansı’nın Almanya’nın Münih kentindeki Uçuş Operasyonları Ofisi’nin başkanlığını üstlendi.

Avrupa Uzay Ajansı’nın internet sitesine göre, 2015 yılında “astronotluk görevine ve uçuşlarına” geri döndü.

2011’den beri görev başında olan İspanya Başbakanı Mariano Rajoy, geçen hafta parlamentoda yapılan güven oylamasını kaybetmişti.

Sosyalist Parti lideri Sanchez, altı partinin desteğini alarak, yolsuzluk skandalına adı karışan Rajoy’u düşürmüştü.

Sosyalist Parti’nin 350 üyeli parlamentoda sadece 84 sandalyesi bulunuyor.

İspanya Anayasası’na göre gensoru ile hükümeti deviren parti hükümeti kuruyor.

63 yaşındaki Rajoy Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Hayatta kendini siyasete adamaktan başka yapılacak şeyler var” sözleriyle siyaseti bırakmayı düşündüğünü açıkladı.

Rajoy, “Çok yoğun bir siyasi yaşamım oldu ve bence burada daha fazla durmanın bir anlamı yok” dedi. BBC Türkçe

‘Borç alan emir alır’

Yalçın Karatepe [email protected]

Erdoğan uzun süreden beri seçim meydanlarında Türkiye’nin IMF’ye borç verecek bir duruma geldiğini söylüyor. En son salı günü Çorlu’da yaptığı konuşmada “IMF 5 Milyar Avro borç istedi. Arkadaşlar verelim mi? Dediler. Verin dedim. Borç alan emir alır dedim. Baktılar ki bu Türkler çılgın Türkler şaşırdılar ve vazgeçtiler” dedi. Sayın Erdoğan’ın borç alanlara ilişkin burada çok doğru bir tespiti var: Borç alan emir alır. Bütün kredi ilişkilerinde de durum böyledir; borç veren kuralı koyar. Borç alan eğer konulan kurala uymak istemez ise kaynağa ulaşamaz. Bu doğru tespitten hareket ederek Türkiye’de son zamanlarda yaşanan döviz ve faiz ilişkisini ve Erdoğan’ın bu ilişkindeki rolünü değerlendirmek gerekir.

Erdoğan’ın faiz konusundaki görüşleri, katılmasam da, gayet açık ve nettir. Uzun zamandan beri bütün ekonomi kuramlarının aksine, yüksek faizin yüksek enflasyona yola açtığını, bu nedenle de faizlerin indirilmesi gerektiğini hemen bütün konuşmalarında söylüyor. Tabii söyledikleri sadece bir siyasetçinin görüş beyan etmesi olarak yorumlanmamalıdır.

CB Erdoğan’ın faizlere ilişkin görüşünün bir de sonucu vardır. Her ne kadar kanununda bağımsız olduğu yazıyor olsa da Merkez Bankası’nın (MB) faiz politikasını belirlerken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu görüşlerinin etkisi altında kaldığını ve serbestçe politika geliştiremediğini tahmin edebiliriz. En azından geçen haftaya kadar durum böyleydi.
Türkiye ekonomisinde 16 yıldır uygulanan yanlış ekonomik politikalara bağlı olarak enflasyon, cari açık, bütçe açığı gibi ekonomik göstergeler bozulmuştur. Bu bozulmaya bağlı olarak derecelendirme kuruluşları Türkiye’nin kredi notunu yatırım yapılabilir seviyenin çok altına düşürmüş ve Türkiye’den sermaye çıkışı yaşanmaya başlamıştır. Yüklü miktarda kısa vadeli dış borç ödemesi yapacak olan ve artan cari açığı finanse etmek için yabancı kaynağa ihtiyaç duyan Türkiye için bu gelişmeler TL’nin özellikle dolar karşısında hızla değer kaybetmesine yol açmıştır.

TL hızlı değer kaybederken TCMB başlangıçta bu sürece seyirci kalmış, kullanabileceği araçları etkin biçimde kullanmamıştır. Kur artışını önleyebilmek için önce bankaların kendisinde yabancı para olarak tuttuğu munzam karşılıkların bir kısmını serbest bırakmış ancak bu yeterli olmamıştır. Piyasanın Merkez Bankası’nın faizler üzerinden de bir hamle yapma beklentisi giderek artmıştır. Ancak bu beklenti uzun süre karşılık bulmamıştır. Özellikle CB Erdoğan’ın İngiltere’ye yaptığı ziyarette Bloomberg televizyonuna verdiği mülakatta açık bir biçimde ifade ettiği “Seçimlerden sonra faiz politikasında daha aktif bir rol alacağım” açıklamasıyla birlikte TCMB’nin bağımsızlığı ve politika üretmekte yetersiz kaldığı inancı piyasalarda hakim olmuş ve TL’deki düşüş hızlanmıştır. Bu gelişmeler sonucunda geçen hafta dolar 4,92 TL’ye kadar yükseldi.

Kamuoyunun yakından takip ettiği bir gösterge olan dolar kurundaki bu artış MB’nin geçen hafta geç likidite penceresi (GLP) faiz oranlarında 300 baz puanlık bir artışa giderek %16,5’a yükseltmesine yol açtı. Faiz artırımının çok geç ve yetersiz olduğunu düşünen piyasa aktörlerinin beklentisini karşılanmadığını gören TCMB, Pazartesi günü aldığı kararla piyasanın uzun süreden beri talep ettiği faiz oranlarında da sadeleşmeye gitti. Kayıtlarda %8 olarak görünen politika faiz oranını 850 baz puan artırarak GLP oranı olan %16,5’e yükseltti.

Bu hafta Londra’da yabancı yatırımcılar ile bir araya gelen Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ve TCMB Başkanı Murat Çetinkaya, haziran ayında yapılacak Para Politikası Kurulu toplantısında Mayıs ayı enflasyon rakamlarına bağlı olarak yeniden faiz artırımına giderebilecekleri yönünde açıklamalarda bulundular. Peki bu açıklamayı yaptıkları yabancı yatırımcılar kimlerdir? 2002 yılının sonunda 114 milyar olan toplam dış borcun bugün itibariyle 453,2 milyar dolara çıkarken borç verenlerdir. Diğer bir ifade ile AKP döneminde ortaya çıkan yaklaşık 340 milyar dolarlık dış borç artışını fonlayanlardır. Erdoğan’ın “Borç alan emir alır” diye tanımladığı ilişkideki borç verenlerdir. Ve borç verenler borç alanlara istediklerini yaptırmışlardır. Sonuç olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan doğru bir tespit yapmıştır.

Piyasa yeni bir faiz artışı bekliyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Londra ziyareti sırasında para politikasında daha etkin bir rol oynayacağını açıklamasıyla hızla yükselen döviz kuru, Merkez Bankası’nın (MB) faiz artışı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ile Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nın Londra’da yatırımcılara verdikleri taahhütlerin ardından geriledi ancak piyasada faiz artırımı beklentisi sürüyor. TCMB’nin faiz artırımı ve Londra’da yatırımcılara verilen sözler, piyasalar tarafından olumlu karşılandı. Bu sözler çerçevesinde MB’nin 7 Haziran’da yapılacak Para Politikası Kurulu toplantısında faiz artıracağına kesin gözüyle bakılıyor. Ancak 24 Haziran’da yapılacak seçimler öncesi, iktidarın faiz artırımına yanaşıp yanaşmayacağı en kritik soru olarak ortaya çıkıyor.

Deutche Welle’nin haberine göre, eski FED Araştırma Grubu Direktörü Erkin Şahinöz “Merkez, biraz daha cesaretli hareket ederek piyasa faizinin üzerine çıkmalı. Banka’nın 7 Haziran’da 1.5 puan daha faiz artırması şart. Bu yönde adım atarsa etki yaratır. Atmazsa kur üzerinde yukarı yönlü baskının artmasına neden olur” dedi.

TCMB 23 Mayıs’ta 300 baz puanlık faiz artışı yaparak geç likidite penceresi borç verme faiz oranını yüzde 16.5’e yükseltmişti. TCMB faiz artışı sonrası 28 Mayıs’ta yaptığı bir açıklama ile para politikasında sadeleşmeye giderek mevcut fonlama faizi yüzde 16.5’i 1 Haziran itibariyle politika faizi haline getirdi.

Londra ziyareti öncesi TCMB’nin 23 Mayıs’taki 300 baz puanlık faiz artırım kararı öncesi 4.9290 ile tarihi zirveyi test eden Dolar/TL, 4,72’ye gerilerken, ikilinin temaslarından sonra 4,47’ye kadar düştü.

Hükümetin mücadele politikası yok
GlobalSource Partners Türkiye Danışmanı Atilla Yeşilada ise, Londra’da yatırımcılara “çok somut taahhütler verildiğini” hatırlattı ve bunların yerine getirilmesi halinde, Türkiye’ye yatırımcı ilgisinin artacağını, ancak söz konusu taahhütlerin yerine getirileceği konusunda, “derin şüpheleri” olduğunu vurguladı.

Enflasyon ve cari açıkla nasıl mücadele edileceğine dair, hükümetin bir politikası olmadığını belirten Yeşilada, “Seçimden sonra olacağına dair de hiçbir hazırlık yok. AKP seçim beyannamesinde enflasyonu tek hanede tutacağını söylüyor. Enflasyonla mücadele bu değildir. Cari açıkla mücadelenin yolu bütçe harcamalarını kesmektir. Şu anda seçmene bütçeden 1 yılda 50 milyar TL dağıtıldı. Bunları nasıl geri alacaksınız. Bu soruların cevabı yok” diye konuştu.
Seçmenin çok uzun süre her şeyin iyi gittiğine inandırıldığını söyleyen Yeşilada, “Tarif ettiğim ortam içinde TL’nin değer kazanması ve yabancı yatırımcının çıkışının engellenmesi çok zor. Siyasetin bu tür fedakarlığı yapacak ve seçmene acı reçete yutturacak kadar güçlü ve basiretli olduğuna inanmıyorum” değerlendirmesini yapıyor.

Mehmet Şimşek: Enflasyon birkaç ay içinde zirveyi görecek olabilir

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, enflasyonun birkaç ay içinde zirveyi göreceğini, altın hariç cari açığın ise muhtemelen zirveyi görmüş olduğunu belirtti.

Sputnik’in aktardığı bilgiye göre Şimşek, Twitter’da İngilizce yazdığı mesajında Nisan 2009’dan bu yana en düşük seviyeyi gören imalat sanayi satın alma yöneticisi endeksine (PMI) atıfta bulundu: “Son imalat PMI verisi yeniden dengelenmenin devam ettiğini gösteriyor. Mal ihracatı ve turizm ekonomik aktiviteyi desteklemeye devam edecek, yani altın hariç cari açık zirveyi muhtemelen zirveyi gördü. Enflasyon birkaç ay içinde zirveyi görecek olabilir. Politika bileşimini güçlendireceğiz.”

Latest PMI print shows that rebalancing is underway. Exports of goods & tourism should remain supportive of economic activity. Hence, current account deficit, ex gold, is likely to have peaked. Inflation is looks set to peak in a couple of months.

We’ll strengthen policy mix… https://t.co/KRrHQDKMNi

— Mehmet Simsek (@memetsimsek) 1 Haziran 2018

Türkçe paylaşımda ‘tek hane’, İngilizcesinde ‘zirve’

Öte yandan, Twitter’da açıklamalarda bulunan Şimşek’in İngilizce ve Türkçe olarak yaptığı açıklamalar arasında fark bulunması da dikkat çekti. Türkçe yaptığı paylaşımda yukarıdaki ifadeleri kullanarak enflasyonda tek hane beklentisini yineleyen Şimşek, İngilizce yaptığı paylaşımda ise şunları söyledi:

“Son PMI (Satın Alma Yöneticileri Endeksi) verisi, yeniden dengelemenin devam ettiğini gösteriyor. Ürünlerin ve turizm ihracatı ekonomik hareketliliğe destek olmaya devam etmeli. Dolayısıyla, mevcut altın dışı cari açıkın zirve yapmış olması muhtemel. Enflasyon da birkaç ay içinde zirve yapacak gibi duruyor.”

Ekonomide II. çeyrekte başlayan yeniden dengelenme, yılın 2. yarısında para politikası, makro ihtiyati tedbirler & mali disiplin ile ivme kazanarak devam edecek.

Ortada vadede yapısal reformların desteği ile altın hariç cari açığı %3’ün altına, enflasyonu tek haneye düşüreceğiz.

— Mehmet Simsek (@memetsimsek) 1 Haziran 2018

‘Güçlü Meclis’ yalanı: Güç tek adamda

NURCAN GÖKDEMİR [email protected] @nurcangokdemir

AKP, Recep Tayyip Erdoğan’ın tekrar Cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda “Tek adam”lığını kurumsallaştıracak Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile ilgili çalışmalarını tamamladı. Erdoğan’ın incelemesinden sonra son şeklini alacak kararnamelerin seçimlerin hemen ardından yayımlanması planlanıyor.

“Yürütmenin yanı sıra yasama yetkisini” de fiilen Cumhurbaşkanı’na devreden kararnameler ile yürütme ve devlet yapılanması ile ilgili altı temel alanda düzenleme yapılabilecek.

Şaibeli 16 Nisan Referandumu ile kabul edilen Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı’nın kararname çıkartabileceği alanlar şöyle düzenlendi:

1-Yürütme yetkisi,

2- Sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler,

3- Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin teşkilatı ve görevleri,

4- Olağanüstü haller,

5- Kamu tüzel kişiliği kurulması

6- Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri ile teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması.”

İlk kararnameler
Seçimlerin sonuçlanmasının hemen ardından çıkartılmak üzere hazırlanan kararnameler ise şöyle:
Başbakan silinecek: Yürütme yetkisini üstlenmesine ilişkin konular düzenlenecek. Kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş, teşkilat, görev ve yetkilerini düzenleyen yasalar ve KHK’lerdeki, Başbakan, Bakanlar Kurulu, Hükümet, Bakanlar Kurulu kararı, yasa tasarısı gibi ifadeler silinecek.

Yeni kamu düzeni: Başbakanlık ve bakanlıklara bağlı ve ilgili kuruluşlar yeniden düzenlenecek. Bazı kuruluşlar birleştirilecek, başta düzenleyici ve denetleyici kuruluşlar olmak üzere bazıları kapatılacak ya da yeni bağlılık tanımları yapılacak. Kamu kurumlarının kurulması, lağvedilmesi, görev ve yetkileri ile teşkilat yapısı, üst kademe yöneticilerinin göreve gelme ve görevden ayrılma esasları ile ilgili yetkiler Cumhurbaşkanı’na devredilecek.

Dışardan bakan: 5’i Başbakan Yardımcısı olmak üzere 26 olan bakanlık sayısı 14 ya da 15’e düşürülecek, bazı bakanlıklar kapatılırken bazılarının görev alanları da birleştirilecek. Cumhurbaşkanı kendisine 4 ya da 5 yardımcı atayacak, dışarıdan bakan ya da üst düzey bürokrat atanabilecek.

Meclis etkisiz
Cumhurbaşkanlığı kararnameleri Meclis onayı gerekmeksizin Resmi Gazete’de yayımlandıkları gün yürürlüğe girecek. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde kanun hükümleri uygulanacak. AKP’nin parlamenter rejimin kaldırılmadığının ispatı olarak gösterdiği bu yetkinin kullanımı da Cumhurbaşkanı’nın inisiyatifinde olacak. TBMM’nin aynı konuda kanun çıkarması durumunda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelecek ancak Cumhurbaşkanı’na tanınan geniş veto yetkisi yasamanın elini kolunu bağlayabilecek.

Temel farklar
Anayasa değişikliği ile getirilen Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile hükümetin Meclis’i devredışı bırakma aracı olarak kullandığı için eleştirilen kanun hükmünde kararname arasındaki temel farklar şöyle:

»Bakanlar Kurulu, TBMM’de kabul edilen bir yetki kanunu çerçevesinde KHK çıkartabilirken, Cumhurbaşkanı Meclis’ten yetki almadan kararname çıkartabilecek.

»Fiilen işlememekle birlikte KHK’lerin TBMM’nin onayına sunulması zorunluluğu Cumhurbaşkanlığı kararnameleri için geçerli olmayacak.

»Meclis çoğunluğunun Cumhurbaşkanı’nın partisinde olmaması durumunda gündeme gelebilecek, kanun yoluyla kararnameleri işlevsiz hale getirme yolları da fiilen kapatıldı. Meclis’in kabul ettiği kanunu veto etme yetkisi bulunan Cumhurbaşkanı’nın geri gönderdiği kanunun yeniden kabulu için en az 301 milletvekilinin oyu gerekecek.

Muharrem İnce, Çorum’da

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, seçim kampanyasına devam ediyor.

İnce’nin Çorum’da yaptığı mitingdeki konuşmasının öne çıkan bölümleri şöyle:

  • Bütün dünyanın şunun bilmesini isterim. Siz bu dünyanın insanları, Mısır’a gidiyorsunuz piramitleri görmeye. O piramitlerin yapıldığı dönemle Hititlilerin yaşadığı dönem aynı. Mısır’da piramitlerin yapıldığı dönemde bir suç işlendiğinde kısasa kısas varken, Çorum’da tazminat yöntemi vardı. 3 bin 500 yıl önce Mısır’ın önündeydi Çorum. Bugün de önünde olmalı. Mısır’a gidiyorsa piramitleri görmeye, önce Çorum’a gelmelidir.

İnce: Mitingi vermeyen kanalların önünde miting yapacağım İnce: Mitingi vermeyen kanalların önünde miting yapacağım

  • 3 bin 500 yıl sonra Çorum hak ettiği yerde olacak. Havaalanını yapacağız, demiryolunu yapacağız. Kayseri’yle Çorum Anadolu kaplanlarıydı. Kaplan kükrüyor mu? Yeniden kükreteceğiz.
  • Ayın 19’unda Samsun’da açıklayacağım manifestomu. Genel Merkez de 24’ünde açıklayacak. Benim danışmanlar diyor, mazotu 3 liradan yapabiliriz; onlar diyor 3.5 lira yapabiliriz. Aradaki anlaşmazlığı çözeceğiz, 3 liradan az olmayacak, 3.5 liradan çok olmayacak.
  • Tek olan şey bir grubun olamaz. Tek olan şey hepimizindir. Bayrak tektir, CHP’nin de AKP’nin de. Cumhurbaşkanı da tektir, herkesin cumhurbaşkanıdır. Ben Çorum’dan Ak Partili analara, bacılara sesleniyorum. Size söz veriyorum çocuklarınızı iyi okullarda okutacağız.
  • Pasaportunuz Kapıkule’den sonra iş yapacak, işe yarayacak. Ezdirmeyeceğim sizi Avrupa’da söz. Her yıl 10 bin öğrenciyi yurtdışına göndereceğiz. Üniversiteliler, size 19 Mayıs ve 29 Ekim’de iki kere burs vereceğiz. O 500’er lira parayı ne ben ne CHP verecek; bugün verilenleri Ak Parti’nin vermediği gibi. Türkiye Cumhuriyeti devleti verecek size o parayı.
  • Pasaportunuz Kapıkule’den sonra iş yapacak, işe yarayacak. Ezdirmeyeceğim sizi Avrupa’da söz. Her yıl 10 bin öğrenciyi yurtdışına göndereceğiz. Üniversiteliler, size 19 Mayıs ve 29 Ekim’de iki kere burs vereceğiz. O 500’er lira parayı ne ben ne CHP verecek; bugün verilenleri Ak Parti’nin vermediği gibi. Türkiye Cumhuriyeti devleti verecek size o parayı.
  • Gençler, üniversitede okurken 475 lira kredi alıyorsunuz. Okul bitince işsiz kalıp babanızdan harçlık alıyorsunuz. Size meydanlarda tezek, pislik diyen bir cumhurbaşkanı değil; meydanlarda size öğretmen, abiniz gibi davranan birisi olacağım. Okul bitti, kredi ne olacak? İşe giremediği takdirde, o 475 lirayı iki yıl boyunca devlet sana ödeyecek, söz veriyorum.
  • Esnaf kardeşim, kan ağladığını biliyorum. Emeklilerin geçinemediğini biliyorum. Bayramlarda bin lira dediler. Yalan. 300 lira, 500 lira, 1000 lira alan var. Kademeli, herkese bin lira yok. Teşekkür ederiz, keşke herkese bin lira deselerdi.
  • Haksızlıklar var Türkiye’de. Subay emekli oluyor tazminat alıyor, astsubay almıyor. O da bu memleketin evladı değil mi? Polisler bağırıyor, 3600’ü vermiyorsun. Sendika hakkı vermiyorsun. Memur 40 saat çalışıyor. Mesai yaparsa mesaisini alıyor, polis alamıyor. Angarya bu, Türkiye Cumhuriyeti angarya yapamaz. 40 saatin üzerinde çalışırsa hakkını vereceksin.
  • 18 yaşında çalışmaya başlamış, 30 sene prim ödemiş. Gelmiş 48 yaşına, “Olmaz” diyor. Bu sorunları da en kısa zamanda çözeceğiz.
  • Ey Ce-Ha-Pe, sen köprü yaptın mı diyor. Ey Erdoğan, sen hiç şeker fabrikası, TEKEL, Petkim, Tüpraş yaptın mı! Köprü yapmak kolay iş. 50 sene önce Demirel yaptı birinci köprüyü, ikinciyi Özal, üçüncüyü de Erdoğan yaptı. Dördüncüyü de İnce yapar. Ben gönüllerde köprü kurmak istiyorum gönüllerde. Edirne’de miting yaptım, bir sonraki gün Hakkari’ye gittim. Oradan Rize’ye, Antalya’ya geçtim. Türklerle Kürtlerin arasında bir gönül köprüsü kurmak istedim. Sünniler, Aleviler, Şafiler arasında gönül köprüsü kurmak istedim. Bu milleti barıştırmak, uzlaşmak istiyorum.

ERDOĞAN’A ‘MERKEZ BANKASI BAŞKANI’ TEPKİSİ

  • Doları durduramıyorlar. Ne oluyor? Binali Yıldırım’a soruyorlar, “Dolsa ne olur, dolmasa ne olur” diyor. Ekonomi Bakanı, kurun yükselmesini tanımıyor. Batırıyorlar bizi batırıyorlar. Merkez Bankası Başkanı’nı Ak Parti Genel Merkezi’ne çağırıyorlar. Ayıp ya, ayıp. Bağımsız bir kuruluşun başkanını nasıl parti genel merkezine çağırırsın! Sen bunu yaparsan Avrupa’daki yatırımcı sana güvenmez. Para güvenli bir liman arar. Türkiye’de işlerin doğru gitmediğini, MB Başkanı’nın talimatla çalıştığını görünce para kaçar.
  • Bizim dönemimizde komiser olmak için FETÖ’cü olmak gerekmeyecek. Adil davranacağız. Herkes diyecek ki, “Ben doğru iş yaparsam müdür olurum, vali olurum”. Herkes buna inanacak ve aidiyet duygusu artacak. Bayrağını, milletini daha çok sevecek.
  • Passolig’i niye kurdular. Statlara gidince Erdoğan’ı protesto ediyorlar. Kaldıracağız. Cumhurbaşkanı olduğumda, stadyuma girdiğimde Ak Partililer de beni alkışlayacak. Sen tezek de, pislik de; testinin içinde ne varsa ağzından o akar.
  • Gelişmiş ülkelerde enflasyon yüzde 3, Türkiye’de yüzde 11. Gençlerde işsizlik oranı yüzde 20. Batıyoruz. Buradan nasıl kurtulacağız? Bir, Türkiye’yi hukuk devleti yapacağız. Bunu başardıktan sonra liyakat sistemini kuracağız. İdeolojik saplantılarımıza esir olmayacağız ve özgür yurttaşlar yetiştireceğiz.
  • Bakın şu anda Türkiye televizyon yapıyor, bir televizyondan 10 Euro kazanıyoruz. Otomobil yapılıyor, bir tanesinden 100 Euro kazanıyoruz. Fason çalışıyoruz fason. Boşa çalışıyoruz, bir işe yaramıyor. Hikaye onlar. Çünkü marka, teknoloji, tasarım bize ait değil. Mercedes’i üretiyoruz ama parayı yine Avrupa kazanıyor. Peki nasıl yapacağız? Ar-Ge’yle çıkacağız bir. Gençleri tasarım, teknoloji konusunda yetiştireceğiz. Marka olacağız marka.
  • Cumhurbaşkanını eleştireceksiniz benim dönemimde. Eleştirdiniz diye sabahın 5’inde evinize polis gelmeyecek. Cumhurbaşkanı eleştiriden korkmayacak. Cumhurbaşkanı millete hakaret etmeyecek, millet de ona etmeyecek.

‘MUTLU İNSANLAR ÜLKESİ OLACAĞIZ’

  • Yurtdışına göndereceğimiz 10 bin öğrenci, güneş enerjisini depolamayı öğrenecek. Kullanacağız bu enerjiyi.
  • Mutlu insanlar ülkesi olacağız. Fakirlikten kırılıyoruz. Asgari ücretle zor iş buluyor çocuklarımız.
  • Şimdi bir kampanya yapıyoruz. Önce ben sınava gireceğim, sonra siz. Bir uçak kiraladık, küçük bir uçak. Su yakmıyor, benzin yakıyor. Bizim hemşehri atlıyor devletin uçağına, 300 koruma. Biz de kiralayıp kendimiz geziyoruz. Sizin de katkı sağlamanız lazım biraz. Bankaya para yatıracak mısınız bana? Çok yatırmayın, kendinizi zora sokmayın. Ateşleyin bakalım biraz, banka önlerinde kuruğa girin biraz. 5 lira, 10 lira neyse… Bakalım örtülü ödenekle mi kampanya daha güzel yapılıyor, milletin 50, 100 lirasıyla mı? Yalnız TC kimlik numaralarını yazın, yazmazsanız Hazine’ye gidiyormuş. Fırına biraz odun atın, ateşleyin biraz. Cebe atmayacağız ama haberiniz olsun. Kampanyada kullanacağız.

TRT’YE SESLENDİ: VERDİĞİMİZ PARALAR HARAM OLSUN

  • TRT’ye bir yuh çekin de göreyim. Bir şey söyleyeceğim. Hepimiz elektrik faturası ödüyoruz değil mi, içinde TRT payı var. Hepimiz para veriyoruz, TRT’yi yöneten zat, sana sesleniyorum. Orası babanın çiftliği değil, sana ben para ödüyorum, Çorumlular para ödüyor. Buradan hep birlikte: Haram olsun mu? (Harım olsun, cevapları) TRT, sana verdiğimiz bu paralar haram olsun. Boynunda kalsın, boğazında kalsın, zıkkım olsun. Size öyle bir haddinizi bildireceğim ki, göreceksiniz! Siz kimsiniz, ne zannediyorsunuz kendinizi! Kinim, rövanş, intikam duygum yok ama iki konuyu ciğerime yazdım. Bir, Soma’da yere düşen o madenciye tekme atan vardı ya, onu ciğerime yazdım. İki, TRT’yi de onun yanına yazdım. TRT Genel Müdürü, sana sesleniyorum. Seni ciğerime yazdım, kalbimin bir kenarına yazdım. Bu fakir milletin hakkını Recep Tayyip Erdoğan’a yedirerek yaptığın bu yayıncılığı sana yedireceğim! Adalet olacak bu memlekette!
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yargılamak benim işim değil. Benim işim adil yargı düzeni kurmak. O yargı ister beni yargılar, ister Erdoğan’ı yargılar. Benim cumhurbaşkanlığımda bir salona girdiğimde yüksek yargıçlar ayağa kalkmayacak. Yüksek yargıçlar benimle Yalova’ya gelip elma toplamayacak; adalet dağıtacaklar adalet! Dağıtmazlarsa cüppelerinin önüne çıtçıt yaptıracağız!
  • Filistin’de Müslüman kardeşlerimiz vahşice öldürülüyor. Buradan ilan ediyorum. 24 Haziran’da cumhurbaşkanı olduğumda 3 ay içinde yargı düzenini değiştireceğiz, adil bir yargı düzeni kuracağız ve Amerika’ya diyeceğiz ki FETÖ’yü bize iade et. Etmezsen, 24 Aralık Noel günü İncirlik’teki askerlerini Washington’a göndeririz diyeceğiz. Amerika bizim eski müttefikimiz ama PKK’ya destek verirse gereğini yaparız. Almanya’yla kavga etmek istemiyoruz, milyonlarca vatandaşımız yaşıyor. Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyoruz, yeni bir Anayasa, yeni bir seçim olsun. İtirazımız yok. Bizim dünyada saygın bir ülke olmak gibi kaygımız var. Ey Amerika diye posta koyuyor, sonra gidip 11 milyon dolarlık uçak alıyor. Ey Rusya diye posta koyuyor, domatesler gitmiyor, turistler gelmiyor. Ey Hollanda diye posta koyuyor, Petrol Ofisi’ni satıyoruz.
  • Dış politikada yanlışlıklarımız. İç politikayla, dış politikanın karışık yapılmasından kaynaklandı. Bu dört ayda, 750 milyon lira örtülü ödenek kullandı Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım. Yazık, günah! Söz veriyorum, benim cumhurbaşkanlığımda bu 3’te birin altına düşecek.
  • Kazanınca sarayda oturmayacağım. Bu ülkenin yüksek puan almış, zeki çalışkan öğrencilerine vereceğim. Devletin işleri için Çankaya Köşkü’nü kullanacağım. Ben 14 sene kirada oturdum Ankara’da, 1.5 sene oldu bir daire alalı. Evime doymadım, evimde oturacağım. Bana göre dünyanın sarayı, helal parayla alınmış bir yer. Evimden falan çıkamam. Bıkarsam 3-5 sene sonra bakarız. Bana göre saray zaten orası.

İranlı kadınlar ne yapmak istiyor?

Türkiye’de hükümetin arayıp da bulamadığı bir girişim Fransa’dan geldi.

Fransa’da, aralarında eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, üç eski başbakan, Yahudi ve Hristiyan cemaati temsilcileriyle yazarların da bulunduğu 300 kişinin imzasıyla bir bildiri paylaşıldı. Bildiride Kuran’ı Kerim’de Anti Semitik olduğu iddia edilen bazı ayetlerin çıkarılması isteniyor. Bu saçma bildiri hükümete çok şahane pas verdi.

Ne var ki meselenin Fransa menşeili olması hükümet açısından kötü oldu. Malum Macron dünyada kim var kim yok, hepsiyle arayı iyi tutmayı amaçlayan, detaylara takılmayalım işimize bakalımcı bir lider. Avrupalı pek çok lider Erdoğan ile görüşmeyi tercih etmezken, Erdoğan’ı Elysee’de mart ayı sonunda ağırlayan isim Fransa Cumhurbaşkanı oldu. Bu bildiri Fransa’dan değil de Hollanda’dan gelseydi hükümet muhtemelen meseleyi daha da dallandırıp budaklandırabilir, tepe tepe kullanabilirdi.

Fransa bildirisi konuşulurken İslamcıların asıl atladığı hareket İran’dan geliyor. İran’da kadınlar sosyal medyada “Kuran’ı Kerim yakma” düellosu başlattı. Kadınlar Kuran’ı Kerim’i yaktıkları videoları sosyal medyada #Burning_Quran_Challenge etiketini İngilizce ve Farsça, “چالش_آتش_زدن_قرآن” paylaşıyor. Kadınlar videolarda önce yakmak üzere oldukları kitabı sayfa sayfa kameralara gösteriyorlar, yaktıkları kitabın gerçekten Kuran’ı Kerim olduğunu teşhir ediyorlar. Sonra da kendilerince bu eylemi gerçekleştiriyorlar.

Kutsal Kitabı banyosunda yakan bir kadın “bu hurafelerle dolu bir kitap. Bu kitabı herkes gerçekten okusa ve anlasa İslam Cumhuriyeti bir dakika bile ayakta kalmazdı” diyor. Kuran’ı devrim öncesi döneme ait İran sanat müziği eşliğinde yakan bir kişiye ait video var. Bazı kadınlar bu eylemi yaparken yüzlerini göstermekten de çekinmiyor. Sarışın bir İranlı kadın paylaştığı videoda, “Bu Kuran’ı yakıyorum çünkü beni 20 yıl boyunca kandırdılar ve bu kitabı bana zorla kabul ettirdiler. Bu eylemi daha iyi bir İran için ve gelecek nesillerin baskı altında olmaması için yapıyorum” diyor. Bir başka kadın “hurafeler yakılmalı artık 21. yüzyıldayız” diyor.

Bir avuç kadının Kuran’ı Kerim’i yakmasıyla dünya değişmeyecek, İran’da rejim falan düşmeyecek. Hatta muhtemelen rejim toplum üzerindeki baskıyı arttırmak için bu videoları kullanacak. Rejimi en katı haliyle uygulamak isteyen muhafazakarlar, “Bakın ılımlı Ruhani iktidara geldi özgürlüklerden bahsetti, dinsizlik, fitne, islam düşmanlığı aldı yürüdü” diyecekler. Sopayı şiddeti savunacaklar. Fakat bu da öte yandan, gördükleri baskıdan dolayı İslam’dan nefret etmiş kadınlara İslamı sevdirmeyecek, fikirlerini değiştirmeyecek. Sopayla, silah zoruyla, hapis tehdidiyle hiç bir rejim kimseye bir şeyi sevdiremez. Ancak bir süreliğine susturabilir.

Ancak baskıcı rejimlerin bir açmazı da bu. Halk üzerine sürekli uygulanan korku, bir zaman sonra olağan hale geliyor ve korku yıldırıcı olmaktan çıkıyor. İran İslam Cumhuriyeti’nde Kuran’ı Kerim yakma eylemi gerçekleştirirken yüzünü göstermekten çekinmeyen kadın korkunun yıldırıcılığının kırılma anının simgesi adeta mesela.

Velhasılı kelam, sopayla, korkuyla, tehditle kimseye bir şeyi sevdiremezsiniz, sevdirmek istediğiniz şey, size göre dünyanın en temiz mesajı, en ulu ülküsü, en şerefli amacı olsa da.

Yeni Türkiye

“Yazlık saray için 40 bin ağaç kesildi” haberine erişim engeli geliye.

Gazeteciler hapiste kalıye. Zaten gazeteciler gazetecilik yapmıye.

OHAL’de toptan seçime gidiliye.

Yerli ve milli uçak, araba, ev, TOKİ, UFO, ne varsa zaten otomatik olarak geliye…

Özgürlükler azalıye. Grev yasaklanıyeah. Konvoyun sonu gelmiyeah. Hiçkimse bizi sevmiye. Almanya bizi kıskanıye.

İsrail yine bildiğini okuye. Bizimkiler üç günlük yas ilan ediye. Mavi Marmara ise çoktan satılıye. 20 milyon dolara sus pus oluniye. Dostlar alışverişte göriye.

Döviz çıkdırıye, kimse bir şey yapamıye, Merkez Bankası sessiz kalıye. Kimse bizi tabii ki sevmiye… Giden bir tek bizim yövmiye.

Toplum iyice ortadan bölüniye. Kimse kimseyi dinlemiye, kimseye de güvenmiye, dinlese bile inanmıye. Başımıza gelen hep eğitimsizlikten geliye.

Bizimkiler yalanlarla yaşıye, ekonomiyi söz vererek düzeltiye, Dolar’a yatırım yapan yaya kalıye deniliye ama maalesef olmıyye. İnsan ister istemez üzüliye.

Seçimle gidilirken, giderayak kimsenin kullanmayacağı lüks zırhlı ve konforlu makam arabaları alınıye, neden bu kadar masraf yapılıye?

Altımızda Merso, işler yine terso gidiye… Yerli tohum elden gidiye… Topraklarımız satılıye, geçmediği köprünün geçiş ücretini yine vatandaş ödiye. Bir de bununla gurur duyuliye…

Koylar imara açılıye, imar affı geliye, çalanın, çırpanın, orman yakanın yanına kar kalıye… Oylamalarda herkes pişkince sırıtıye…

Meclis güçten düşüye, hiçbir şeyi araştırmak istemiye, çoluk çocuk sefil oluye, bir sürü hayat kararıp gidiye…

Baştakiler her şeye kızıye. Yıllar önce tekme atan Yerkel özür diliye, sanki rüzgarın yönü değişiye…

Anneler gününde Tünel’e dantel kaplanıye, bunun ihalesinin ekmeğini kim yiyiye? Yol kenarlarını sevimsiz saksılar süsliye…

Meydanlar betona teslim oliye. Örovizyona bizden kimse katılamıye, bakanlarımız dövize zaten tavır koyiye…

Medya iyice sütlaca döniye. Gazeteciler işlerinden çıkarılıye, zaten herkes kısa yoldan zengin olmak istiye…

Benzine mazota sürekli zam geliye, çalışanın maaşı gün geçtikçe eriye, kimse bunları hak etmiye…

Seçimlere doğru normalde istifa etmesi gereken kimse istifa etmiye. İnsan iyice kıllanıye, bunlar acaba oy mu çalıye… Durduk yerde bıyıklı bir bakan çıkıp “Bir trafo tartışması, elektrik kesintisi başlamamalı” diye açıklama yapıye. Neden bunu şimdi yapıye?

YSK zaten “Sıkıntı yok, neden sıkıntı çıkmadan bizi darlıyorsunuz” diyiye. Ben en çok onlara güvenmiye. Gün geliyor “Güvenli olsun” diye zarf mühürliye, ertesi gün gelip “Ya o mühüre filan gerek yok” diyiye… Sana kim inanıye?

Devletin ajansı acayip haberler yapıye. yükselen dövize “Dolar 4.29’a geriledi” diyiye, e ben sana nasıl inanıye? Dolar son bir ayda 3.98^’d’den 4.29’a geriliye. Ben gerim gerim geriliye.

Her yağmurda meydanlar sel oliye, dere yataklarına yapılmış evleri su basıye, gariban vatandaş da buna Allah’ın işi diyiye…

Erkekler kadınlar için AVM açıye, kimse buna şaşırmıye. Adam gibi adam, adam gibi kadınlar yetişiye…

Evren Paşa işkenceyi kabul etmiye, bakanımız kurdaki artışı kabul etmiye, inanmayarak bir hayat geçiye.

Başbakan yardımcısı seçim sonrası “Gerçek iktidar Haziran ayının 24’ünde belli olacaktır… Onlar rüya görüyorlar, 24 Haziran bu rüyaların kabusa döndüğü yeni bir gün olacaktır” diye millete kabus vaadediye… Kimse bu uykudan uyanamıye.

Peki sen söyle güzel abim, güzel ablam: Boşa geçen ömre ne deniye?

“Mehmet Şimşek söz verdi, oyunu CHP’ye verecek”

CHP’nin 2015 yılında seçim vaadi olarak gündeme getirdiği emeklilere 2 maaş bayram ikramiyesi konusunda Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in “Emekliye ikramiye için kaynağını açıklasınlar ben de oyumu CHP’ye vereceğim” açıklamasını sosyal paylaşım sitesi Twitter üzerinden hatırlatan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, “Mehmet Şimşek söz verdi, seçimde oyunu bize verecek” dedi.

Başbakan Yardımcısı Şimşek, Maliye Bakanı olduğu dönemde CHP’nin “emekli ikramiyesi” vaadi için “Bütün bunları yapsınlar, kaynak göstersinler sadece şapka çıkartmam. Samimi olarak söylüyorum, derim ki: Ben de CHP’ye oy vereceğim… Bir kalemde bütçe açığını yüzde 70 arttıracak, gerçekçi değil” yorumunda bulunmuştu.

‘Bin TL değil, birer maaş ikramiye verin’
Öte yandan Erdoğdu, yaptığı yazılı açıklamada Başbakan Binali Yıldırım’ın emeklilere bayramda bin TL ikramiye ödeneceğinin açıkladığını belirterek, “Sadaka mı veriyorsunuz? Bayramlarda biner lira vermek yetmez, iki maaş vermeniz gerekir” dedi. Kendilerinin kaynak da sormadıklarını ifade eden Erdoğdu, “Kaynağın, saraydaki inanılmaz israfın kısılması ve yandaşlara yapılan yolsuzlukların önlenmesi ile sağlanacağını biliyoruz. O nedenle biner TL ikramiyeden derhal vazgeçilerek emeklilerimiz birer maaş ikramiye ödenmesi kararı alınmalıdır” dedi.

‘CHP’nin kötü bir kopyası oldular’
“İktidarda değiliz ama 2015’te ne vaat ettiysek hükümet onun kötü kopyalarını uygulamaya çalışıyor. Hırsız olduklarını biliyorduk da vaatlerimizi de çalacaklarını düşünmedik” diyen Erdoğdu şöyle devam etti: “Asgari ücrete zam dedik, düşündüklerinin ötesinde zam yapmak zorunda kaldılar. Taşerona kadro dedik, yalan yanlış uygulamaya kalktılar. Biz söylediğimizde ‘kaynak nerde Hazine’yi mi yağmalayacaksınız’ diyorlardı. Oysa kaynak ortada. Sarayın günlük 10 milyon TL’ye ulaşan israfının önüne geçilse, yandaşlara bağlanan musluklar kapatılsa bütün vatandaşlara hak ettiği ücretler ödenebilir. Bu bir tercih meselesi. Biz halkımıza dağıtmayı tercih ediyoruz, onlar bir avuç yandaşa dağıtmayı tercih ediyor. Seçim beyannamemizi açıkladığımızda tüm halkımız sorunlarına nasıl çareler bulduğumuz görecek.”