Elon Musk Türkiye kararını verdi

Tesla’nın kurucu ortağı ve Üst Yöneticisi (CEO) Elon Musk, kendi Twitter hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, “Bu yıl içinde Tesla’yı Türkiye’de piyasaya sürmeyi planlıyoruz.” dedi.

Musk paylaşımında, “Ülkenizi seviyorum ve piyasaya sunmada bizzat orada olacağım.” ifadelerini kullandı. Elon Musk geçtiğimiz yıl Kasım ayında Ankara’ya gelerek Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüşmüş ve Anıtkabir’i de ziyaret ederek 10 Kasım paylaşımında bulunmuştu.

Şubat ayı itibarıyla Tesla’nın ürettiği toplam elektrikli araç sayısı 300 bini geçti.

Firmanın en popüler aracı olan ve bugüne kadar 200 binden fazla satan Model S, 2015 ve 2016 yıllarında dünyanın en çok satan elektrikli aracı olmuştu.

Şirket, Eylül 2015’te Model X isimli bir SUV ve Temmuz 2017’de Model 3 adlı aracını piyasaya sunarken, geçen sene de ilk elektrikli kamyonu olan Tesla Semi’yi duyurmuştu.

Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) en güncel verilerine göre, mart ayı sonu itibarıyla Türkiye’de yaklaşık 12,2 milyon trafiğe kayıtlı otomobil bulunuyor.

Avrupa Otomobil Üreticileri Birliğinin (ACEA) verilerine göre, geçen yıl itibarıyla Avrupa Birliği’nde 15,1 milyon yeni otomobil kaydı yapılırken, söz konusu miktar Türkiye’de 729 bin 500 seviyesindeydi.

Elektrikli pazarı hızlı yükseliyor

Ersoy Yaşar – [email protected] Mersysr

www.otosafari.com – www.youtube.com/otosafari

Özellikle Avrupa pazarında dizel otomobil satışlarının düşmesi ve emisyon konusunda yapılan düzenlemelerle otomobil üreticileri elektrikli ve şarj edilebilir hibrit otomobil üretimindeki hamlelerini hızlandırmışlardı. Markanın küresel pazarlardaki yükselişi, ABD’de yüzde 73,3, İngiltere’de yüzde 25,6 ve Çin Halk Cumhuriyeti’nde yüzde 646,7 oranında gerçekleşti.

Marka, İngiltere’de grup otomobillerinin satışlarının yüzde 9’unu elektrikli modellere dönüştürmeyi başardı. Amerika’da bu oran yüzde 7,3 oranında gerçekleşirken, elektrikli ulaşımı devlet politikaları ile destekleyen İskandinav pazarında ise toplam satışların dörtte biri elektrikli modellerden gerçekleşti. Çin’deki büyük artış ise pazara yeni sürülen ve yerelde üretilen 5 Serisi plug-in (şarj edilebilir-fişli) Hybrid modelinin başarısından kaynaklanıyor. Dikkat çeken bir detay olarak Malezya’da Nisan’da satılan grup otomobillerinin yarısından fazlasını ise elektrikli modeller oluşturdu.

Markanın özellikle 5 serisinin ‘plug-in hybrid’ modeli ve X5’in yakıt tüketim ve emisyon değerlerinin, bu modellerin farklı pazarlarda tercih edilmesini sağladığı görülüyor. Şirketin, BMW markasının satış ve markadan sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Pieter Nota, “BMW i, BMW iPerformance ve MINI Electric araçlarının kombine satışlarının Nisan’da yüzde 52 artarak 9.831 adete ulaştığını da açıkladı. Nota, bu yıl 140 binden fazla elektrikli araç satma hedefleri olduğunun da altını çizdi.

BMW Grup, küresel pazarda 5 Serisi, MINI Cooper SE Countryman plug-in hibrit, i3, i8, 225xe iPerformance, 330e iPerformance, X5 40e iPerformance ve 740e – 740Le iPerformance ile portföyündeki dokuz elektrikli araçla yer alıyor. Markanın ayrıca, yalnızca Çin’de satılan X1 xDrive 25Le iPerformance modeli de bulunuyor.

Kablosuz şarj Temmuz’da kullanıma sunulacak
Alman üretici geçen günlerde yaptığı açıklamada, elektrikli araçlarının kablosuz olarak şarj edilmesini sağlayan bir sistem geliştirdiklerini de açıkladı. Endüktif şarj sistemi adı verilen kablosuz şarj teknolojisi ile mavi çizgilerle belirlenmiş şarj yatağının üzerine park edilen araç 3,5 saat içerisinde tamamen şarj oluyor. İlk olarak 530e ‘plug-in hybrid’ modelinde kullanılacak teknolojinin yakın gelecekte markanın diğer modellerinde de kullanılacağı belirtiliyor.
Söz konusu teknoloji; endüktif akım, yani elektriğin kablosuz aktarımı esasına dayanıyor. Şarj yatağına entegre edilmiş birincil (primer) bobinin, otomobilin altına uygulanmış ikincil (sekonder) bobin ile karşılaşması ile alternatif manyetik alan oluşuyor ve 3.2 kW enerji transferi ile şarj işlemi başlıyor.

Geliştirilen teknoloji, sürücünün aracın bilgi ekranı ve bir mobil uygulama ile aracın şarj durumu hakkında bilgi sahibi olmasını da sağlıyor. Bir evcil hayvanın araçla şarj yatağı arasına girmesi durumunda da mobil uygulama aracılığıyla sürücüye uyarı gönderiyor. BMW’den yapılan açıklamada, bu teknolojinin çevreye yaydığı radyasyonun ev elektroniklerinden fazla olmadığı da vurgulandı.

Erdoğan’dan yurt dışında yaşayan Türklere tavsiye: Vatandaşlık

Resmi ziyaret için Bosna Hersek’te bulunan Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, burada Avrupa’da yaşayan Türklere seslendi.

Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Her ne kadar birileri bizi ayırmak için ellerinden geleni yapsa da başaramayacaklar. Üzerinde önemle durduğumuz hususlardan biri de sizler Avrupalı Türklersiniz. İfade ettiğim hususları bir kez daha tekrarlamak istiyorum. Yaşadığınız ülkenin vatandaşlığını mutlaka alın. Veriyorlarsa mutlaka alın. Çifte vatandaşlığa izin veren ülkeler için sorun yok. Haklarınızı hiçbir kayıp olmadan kullanabileceğiniz formüller geliştirdik.”

“Sizlerle bazı müjdeleri paylaşmak istiyorum. Yurtdışındaki çocuklarımızın ana dillerini öğrenmelerini teşvik edeceğiz. Diasporadaki gençlerimize ayrılan kontenjanları 2 katına çıkarıyoruz. Yurtdışındaki vatandaşlarımıza yönelik hizmetleri basitleştirmeye yönelik adımlar atacağız.”

“24 Haziran’da Türkiye tarihi bir seçime hazırlanıyor. 24 Haziran’da sadece cumhurbaşkanı ve milletvekili seçmeyecek ülkemizin gelecek bir asrının da tercihini de yapacağız. Geçtiğimiz 16 yılda neler yaptığımızın en yakın şahidi sizsiniz. Cumhurbaşkanı adaylarından bazıları Türkiye’de neler olup bittiğini bilmese de onlara adres olarak sizleri veriyorum. Bu adaylar denizdeki balıklar gibidir, anlamazlar. Onları denizden alıp karaya attığın zaman denizin kıymetini anlarlar.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Suikast ihbarı geldi

Cumhurbaşkanı ve AKP lideri Tayyip Erdoğan, Bosna Hersek’te düzenlediği ortak basın toplatısında gazetecilerin sorularını cevapladı. Gazetecilerin “Balkanlarda size yönelik bir suikast ihbarı olduğuna yönelik iddialar var” sorusuna, “Suikast ihbarı bana geldi. Geldiği için de buradayım. Bu tür tehditler bu tür operasyonlar bizi bu yoldan alıkoymaz.” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bosna Hersek Üçlü Devlet Başkanlığı Konseyi Boşnak Lideri Bakir İzzetbegoviç ile ortak basın toplantısı gerçekleştirdi.

Toplantı sırasında gazetecilerin sorularını cevaplayan Erdoğan, bir gazetecinin suikast iddialarıyla ilgili sorusunu şu ifadelerle cevapladı:

“Suikast ihbarı bana geldi. Zaten ulaştığı için de buradayım. Nereden ulaştı? MİT’ten ulaştı. Ama ben ulaştığı için de buradayım. Niye? Çünkü bu tür tehditler, operasyonlar şunlar bunlar, bizi bu yoldan alıkoymaz. Biz yola çıktığımız zaman yolumuza devam ederiz. Burada Avrupa’nın farklı yerlerinden gelen insanlar görmek buluşmak istedikleri lideri burada göremediklerinde, bu benim için doğru olur mu? Bizim planımız çok farklı bir plandır, yolumuza çıktığımız zaman devam ederiz.”

(İHA)

İran Dışişleri Bakanı: AB’nin nükleer anlaşma çabası yetersiz

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Avrupa Birliği’nin (AB) nükleer anlaşmanın İran’a getirdiği yararları korumak için yeterince çaba sarf etmediğini söyledi.

İran resmi haber ajansı IRNA’nın haberine göre, Zarif Avrupa Komisyonu’nun İklim ve Enerjiden Sorumlu Üyesi Miguel Arias Canete ile Pazar günü Tahran’da görüştü. Zarif’in Canete’ye, “ABD’nin anlaşmadan çekilmesiyle birlikte anlaşmanın kazanımlarını koruma noktasında İran’ın AB’den beklentileri arttı ve AB’nin anlaşmaya verdiği siyasi destek mevcut durumda yeterli değil” dediği bildirildi.

Zarif’in ayrıca “Avrupalı büyük şirketlerin İran ile işbirliklerini sona erdirdiklerini duyurmaları olasılığı, AB’nin nükleer anlaşmaya bağlılığıyla tutarlılık göstermiyor” dediği aktarıldı.

ABD Başkanı Donald Trump, 8 Mayıs tarihinde ABD’nin İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekildiğini açıklamıştı. ABD’nin yeni Berlin Büyükelçisi Richard Grenell, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “İran’da faaliyet gösteren Alman şirketleri operasyonlarını derhal azaltmalı” demişti.

Avrupa Komisyonu, 1996 yılında kabul edilen Blocking Statute (Engelleme Mevzuatı) adlı yasayı Cuma günü yeniden etkin hale getirmişti. Sözkonusu uygulamayla İran ile ticaret yapan Avrupalı firmaların ABD’nin yaptırımlarından korunması amaçlanıyor.

Avrupalı liderler ve Tahran ABD’nin kararına rağmen anlaşmanın sürdürülmesi taraftarı.

Demokrasilerde A, B, C planı olmaz: Geldiğin gibi gidersin

Siyasi iktidar ve temsilcileri sadece Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri ihlal etmekle kalmıyor, Cumhurbaşkanı’nın onayından geçen ‘Yetki Kanunu’ ve “Seçimden sonraki A, B, C planları”, ifadeleri ile Anayasayı da delebileceğine yönelik sinyaller veriyor, deliyor. O halde yargıyı göreve çağırmak neden suç sayılıyor? Açıklaması, ‘korku imparatorluğunun yıkılma korkusu’ olabilir.

45 gün içinde kaldırılması mümkün olan olağanüstü hal (OHAL), 18 Nisan 2018 tarihinde 7. kez uzatıldı. OHAL’in devam etmesi hali, AKP ve Saray iktidarının artık Türkiye’yi ‘yönetememe süreci’ olarak değerlendiriliyor. Yaşam ve adil yargılama hakkı ihlalleri, masumiyet karinesine aykırı tutumlar, emniyette kötü muamele artarak sürüyor.

OHAL, Anayasa gibi Birleşmiş Milletler (BM) Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de (AİHS) aykırı. AİHS’in 15. Maddesi’ açık: Tahmin, olasılık ya da varsayıma göre OHAL uygulanmaz, uygulanabilmesi için tehlikenin mevcut ya da çok yakında gerçekleşmiş olması gerekir. Oysa bugün herhangi bir tehlikenin olmadığı ortada.

Anayasal kurumları kim tehdit ediyor?

Uluslarası platformda ‘olağanüstü hali’ tanımlayan, ‘Sirakuza İlkeleri’ ise OHAL’in uygulanabilmesininin 3 şarta bağlı olduğunu belirtiyor. Buna göre özetle; (1) nüfusun tamamının ve coğrafyanın büyük bir bölümü ile (2) anayasal kurumların tehdit altında olması ve (3) bu tehdidin olağan güçlerle giderilemeyecek boyutta olması şart. Son madde ironik; çünkü anayasal kurumların ‘kim tarafından tehdit edildiği’ sorusu tartışılmaya değer!

Sandıkla gelen…

‘OHAL’siz Türkiye’yi yönetememe sürecinin’, bu süreçteki hukuksuzlukların; ‘Yetki Kanunu’ ve sözü edilen A, B,C planları ile çok daha ileri boyuta taşınması sinyalleri veriliyor. Bu yüzden seçmenin aklında, ‘Sandıkla gelen, sandıkla gitmeyecek mi?’ sorusu var. 7 Haziran- 1 Kasım 2015 arasında yaşananlar hafızalarda. İktidarın, hukuk kılıfında sunacağı kanunsuzluklara yönelik zemin hazırlaması ise önemli bir endişe.

Partili Cumhurbaşkanı’nın bakanlarına imtiyaz

Yetki Kanunu’nun tanımı şöyle: “Bakanlar Kurulu’na verilen yetki, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanı’nın yemin ederek göreve başladığı tarihe kadar geçerlidir. Bu süre içinde Bakanlar Kurulu birden fazla Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarabilir.”

Partili Cumhurbaşkanının ‘bakanlarına’ KHK çıkarma imtiyazı veren kanun, bu nedenle ‘Meclis’i fesih hamlesi’ olarak da değerlendirilebilir. Cumhurbaşkanının yemin süresinin ne olduğu belli değil. AKP’nin yasayı, Meclis çoğunluğunu kaybetme korkusu nedeniyle düzenlendiği açık.

Yetki Kanunu referansını; TCK’deki; ‘Anayasa’da değişiklik yapılmasına yönelik 6771 Sayılı Kanunu’ndan alıyor. Çerçevesi; “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yapılan değişikliklere uyum sağlanması amacı” olarak çiziliyor. Oysa, Erdoğan’ın birkaç gün önce imzalayıp, CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığı Yetki Kanunu daha ilk bakışta bile kendini ele veriyor. Çünkü bununla ‘uyum’ değil ‘radikal bir değişiklik’ öngörülüyor.

Hangi sistem?

Ancak “Seçimden sonraki A, B, C planları”, Yetki Kanunu’nun ‘yetmediğinin’ de göstergesi. Erdoğan, 24 Haziran 2018 tarihine çekilen Cumhurbaşkanlığı ve genel milletvekili seçimleriyle ilgili olarak 15 Mayıs’ta Bloomberg TV’ye verdiği mülakatta aynen şunları söyledi: “AKP’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) çoğunluğunu kaybetmesi olasılığına ilişkin “A, B, C planlarımız var.” Bu sözler, Havuz medyasında; ‘AKP’nin Meclis’te çoğunluğu sağlayamaması durumunda yeniden seçim yapılabileceği mesajı’ olarak yorumlandı. Bunun medyanın bir tevili olduğunu anlayabilmek güç değil. Çünkü Erdoğan bu cümlesini, “Sistemi tıkayacak herhangi bir gelişmeye izin vermeyiz” diye tamamladı.

“Hangi sistem?” diye sorup, başa dönelim. Anayasa’nın 309. maddesi, yine aynı kitabın ilk satırlarına göndermede bulunarak özetle şu ifadeleri kullanıyor: “Anayasanın başlangıç kısmında aynen ‘Millet iradesinin mutlak üstünlüğü; egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiç bir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk dışına çıkamayacağı’ belirtilmiştir.”

Maddenin fiile dünüşmesinin yaptırımları da açık. Suçu anımsatmak ‘suç değil’ ancak yurttaşlık ve gazetecilik görevi olsa gerek. Demokrasilerde A, B, C planı yoktur. Plan basittir: Geldiğin gibi gidersin.

DSP seçimlerde Millet İttifakı’nı destekleyeceğini açıkladı

24 Haziran cumhurbaşkanlığı ve genel seçimleriyle ilgili açıklama yapan DSP, “Demokratik Sol Parti’ye bağlı olan toplum kesimlerine karşı sorumluluğumuz gereği, 16 yıllık iktidarlarında ülkeyi ekonomik, politik ve sosyal yapısı itibariyle tam bir çöküntünün içine sürüklemiş olan AKP’nin karşısında, seçmenlerin Millet İttifakı’na ve bu ittifak içerisinde demokratik sol politikalarımıza en yakın partinin ve Cumhurbaşkanı adayının desteklenmesi gerektiği hususunun kamuoyuyla paylaşılmasına karar verilmiştir” ifadelerini kullandı.

DSP Başkanlık Kurulu’nca yayınlanan bildiride, mutlaka sandığa gidilmesi gerektiği belirtilerek, her seçmenin sandığına sahip çıkması, olası kanunsuzluk ve manipülasyonlara karşı tüm DSP’li avukatların cüppelerini yanlarında bulundurmaları istendi.

Bildiride, DSP’nin seçimlere girmesinin YSK tarafından ‘tam kanunsuzluk haliyle’ engellendiği savunularak, bu durum karşısında yürütülen iç hukuk yolları tükendiğinden, yaratılan hak ihlalinin tespiti için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurulduğu belirtildi.

Savaştan mutlulukla çıkan ülke: Vietnam

Vietnam, 1950’lilerin ortalarından itibaren 35 yıl boyunca Fransızlar, Birleşik Amerikalılar ve komşu Kamboçya ile savaştaydı ve bu savaşlarda 3,5 milyona yakın Vietnamlı hayatını kaybetti. Henüz son 25 yıldır ülkelerinde barışı hissedebiliyorlar. Bin yıllık tapınaklarının üzerine düşen bombaların yarattığı harabeleri ve çukurları gidip gördüğünüzde, ülke bu felaketleri görmeseydi bugün nerede olurdu diye düşünmemek mümkün değil.

Vietnam’ın resmi adı Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti. 1945’teki Vietnam Bağımsızlık Hareketi’nin önderi, Vietnam Demokratik Cumhuriyeti’nin kurucusu, halk için “ulu önder” statüsündeki Ho Chi Minh, ya da Vietnamlıların tabiriyle “Ho Amca”, Anıtkabir’e oldukça benzeyen bir mimari eser olan mozolesinden bugün şehri gözetliyor. Ho Chi Minh, eski adı Saygon olan Vietnam’ın en büyük şehrine adını vermekle kalmamış elbette, müzikten sinemaya, resim sanatından heykellere ülkenin her köşesinde varlığını size hissettiriyor, okullardaki her sınıfta tahtanın üzerine asılı portresiyle de dahil. Sosyalizmin, iyi ve kötü yanlarıyla hayatın her alanında halen kendini güçlü biçimde hissettirdiği ülkede şehir ve köy yaşamının, 2 bölüm boyunca bahsedeceğimiz zorlukları da mevcut. Fakat Vietnam halkı geçmişindeki bunca acıya ve günlük hayattaki zorluklara rağmen hayatından memnun, stresten uzak ve hatta düpedüz mutlu. Komşu Tayland uzun yıllar turizmde pastanın büyük dilimine sahipti, Vietnam ise son 10 yıla kadar büyük kalabalıklardan uzak kalmayı başardı, ancak muhteşem doğal güzellikleri, iklim ve kültür açısından çeşitliliği ile büyük şehirlerdeki eğlenceli gece hayatı ülkenin popülaritesini giderek artırdı. Şöyle anlatalım; Tayland’a 1 yıl içinde gelen turist sayısı halen Vietnam’ın 3 katı civarında, ancak son 20 yılda Tayland’ın ziyaretçi sayısı % 450 artarken, Vietnam’ın ziyaretçi sayısı % 760 oranında arttı ve 13 milyona ulaştı. Biz de Vietnam’ın orta kısmından kuzey sınırına kadar ulaşan 16 günlük bir yolculuk yaptık. Bizi Hong Kong’dan Da Nang’a getiren Hong Kong Express uçağından inerek başlayalım.

savastan-mutlulukla-cikan-ulke-vietnam-462998-1.

Da Nang ve Sonu Gelmeyen Sahili
Da Nang, başkent Hanoi ve Ho Chi Minh’den sonra Vietnam’ın en büyük üçüncü şehri. Genelde bir endüstri şehri olarak bilinmesi onun turistler tarafından çok fazla ziyaret edilmemesine yol açmış, bu yüzden de genelde 30 kilometre güneydeki, turistlerin göz bebeği Hôi An’dan günübirlik düzenlenen turların merkezi durumunda. Ancak biz klasik turist davranışlarından ve turlardan uzak durmaya çalıştığımız için Da Nang’da 2 gece geçirmeye karar verdik ve şehirden ayrılırken bunun ne kadar doğru bir karar olduğunu anladık. Vietnam’a ayak bastığımızda gözümüze ilk çarpan şey, akşam 10 sularında kafelerin tıklım tıklım olduğu ve seyyar yemek tezgâhının etrafına 5 tane plastik masa ve 20 tane plastik iskemle atan herkesin bir açık hava lokantası kurduğu. Bir de tabii, daha önce de birçok kez duyduğumuz, yiyecek-içecek fiyatlarının aşırı ucuzluğu. Şöyle diyelim, Vietnam’da orta halli bir lokantada başlangıç, ana yemek ve 2 şişe bira için ödediğiniz rakam kişi başı 30 TL (!) civarında. Eğer bu yemeği, sokak tezgâhlarında yerseniz fiyat 20 TL civarına kadar geriliyor. Hatta Vietnam’da kaldığımız 16 gün boyunca herhangi bir yemek için ödediğimiz en yüksek rakam kişi başı 200 TL idi ve onu da yolculuğun sonunun gelmesinin şerefine lüks bir otelin açık büfesine ödemiştik. Bu fiyatlara rağmen Vietnam mutfağı porsiyon konusunda da oldukça cömert. Yani oldukça cüzi rakamlara karnınızı doyurmadan sofradan kalkmanız oldukça zor.

Da Nang’ın 5 kilometre uzunluğundaki, bir zamanlar Vietnam Savaşı’nda çok önemli bir rol oynayan sahili bugün tertemiz kumsalı ve deniziyle harika bir plaja dönüşmüş durumda. Bu plajın bittiği ve şehir merkeziyle birleştiği noktada deniz ürünlerini sofralarına taşıyan lokantalar ve gece hayatını renklendiren barlar başlıyor. Da Nang’daki ikinci günümüzde istikamet, şehrin sembolü haline gelen Mermer Dağları. Birbirine yakın konuşlanmış ve en yükseği 500 metre yüksekliğindeki bu doğal yapılar içlerinde bir dolu küçük tapınak mağaza bulunduruyor. Bu mağaralardan en ünlüsü savaş zamanında hastane olarak kullanılan ve tepesine düşen bombaların açtığı delikten giren gün ışığıyla bir tapınağa dönüştürülen Hoa Nghiem. Mermer Dağları’nın en yüksekte bulunan 2 noktasından Da Nang şehrinin panoramik görüntüsünü de izleyebilirsiniz.

Renk ve Terziler Cenneti Hoi An
Ertesi gün güneydeki rengârenk Hôi An’a gitme zamanı. Ama size Da Nang’daki son gecemizde gittiğimiz harika bir lokantayı önermem lazım. Lokantalar bölgesinde, çıkmaz bir sokağın sonuna kurulmuş Thung Phi BBQ. Hem masanın üzerindeki ızgarada kendi et veya sebzelerinizi pişireceğiniz hem de kendi mutfaklarında pişirdikleri nefis şehriye (noodle) tabaklarını tadabileceğiniz Thung Phi, 16 günlük yolculuğumuzun zirve anlarından birisiydi. Burada ulaşımla da ilgili hemen bir tavsiye verelim. Vietnam’ın büyük şehirlerinde, şehir içi veya birbirine yakın iki şehir arasındaki yolculuk için tek seçeneğiniz Uber olmalı (tabii mobilet kiralamak ya da şehirler arası otobüsleri de kullanmak mümkün, ancak otobüs seçeneği 50 kilometreden daha uzak mesafeler için daha uygun). Biz Da Nang-Hoi An arasındaki 30 kilometre için Uber’e 358 bin Dong ödedik ve bu 60 TL’ye denk geliyor. Aşağıda şehirlerarası otobüslerden de bahsedeceğim.
Hôi An, aynen Da Nang gibi Vietnam’ın doğu kıyısında, turistlerin uğrak yeri pozisyonunda, tarihi kısmı UNESCO Dünya Mirası Listesinde olan, 120 bin nüfuslu bir şehir. Tam 400 otele ev sahipliği yapan bu küçük (!) şehrin sokakları, özellikle akşam saatlerinde büyük kalabalıkların sahnesine dönüşüyor. Özellikle de Thu Bộn Nehri’ne bırakılan renkli fenerlerin oluşturduğu, Işıklar Köprüsü’nden izleyebileceğiniz muhteşem görüntü ve nehrin kenarında sıralanmış tıka basa dolu barlar Vietnam’ın reklam yüzlerinden birisi. Biz nehir kenarının hemen arka sokağında, Lumpia adındaki Vietnam börekleri ile (bizdeki sigara böreğinin daha ince hamurla yapılanı) bizleri büyüleyen Nostalife’ta akşam yemeğini yedik ki bu da Vietnam yolculuğundan tavsiye vereceğimiz ikinci harika mekân. Hôi An’ın ünü Vietnam’a yayılan bir başka tarafı terzileri. Şehrin hemen her kısmında bulacağınız terziler sabah erkenden ölçülerinizi alıp, akşam saatlerinde takım elbisenizi veya bir balo kıyafetini teslim edebiliyorlar. Ancak belirteyim bu daha çok Avrupa ve Amerikalılara hitap eden bir pazar. Zira fiyatlar Türkiye ile hemen hemen aynı, tabii burada size özel yapılmış ve birkaç saat içinde teslim edilebilen kıyafetler söz konusu. Bavul veya sırt çantanızda yer varsa düşünülebilir.

savastan-mutlulukla-cikan-ulke-vietnam-462996-1.

Bombaların yıktığı tapınaklar ve eski başkent
Hôi An’dan ayrılmadan önce yolumuz 8. ve 10. asır arasında inşa edilmiş ve Vietnam Savaşı’nda üzerine düşen bombalar sebebiyle sadece birkaç binası ilk halini koruyabilmiş My Son Tapınağı var. Bombaların harap ettiği eski tapınaklar bugün üzerinde bitkilerin büyümesi ile başka bir güzelliğe bürünmüş durumda. Biz bu güzellikleri geride bırakıp eski başkent Hue’nin yolunu tutuyoruz. Vietnam otobüslerine girerken şöför size ayakkabılarınızı çıkarmanızı söyleyip onları bir poşete koyarak size teslim ediyor. Ardından 3 sıra halinde, ranza tipinde 2 katlı ve 45 derece yatabilen koltuklara uzanmış halde yolculuk ediyorsunuz. 130 kilometre ötedeki Hue’ye otobüs yolculuğunun fiyatı sadece 8 TL.
15 gün sonra ikinci bölümde sizleri, eski başkentten başlayıp bugünkü başkent Hanoi ve tarifsiz doğal güzelliklerle dolu Ninh Binh, Sapa ve Ha Long Körfezi’ne götüreceğiz.

savastan-mutlulukla-cikan-ulke-vietnam-462997-1.

Sıkıldım!

Sevgili okur, sen bu satırları okurken ben çiçeği burnunda bir milletvekili aday adayı olarak sokakta seçmeni dinliyor ve oy kullanmanın bir şeyi değiştirmediğini düşünenleri ‘bu kez gerçekten değiştirecek’ diyerek ikna etmeye çalışıyor olacağım. Açıkçası aday gösterilir miyim gösterilmez miyim, gösterilirsem hangi ilin listesinde nereye adım yazılır bilmiyorum ama bildiğim bir şey var: Olur da bir şekilde Ankara siyasetinin bir parçası olursam canınızı hiç sıkmayacağım. Can sıkıntısı çok fena bir şey. Bunu onlarca yıl aynı konuşmaları aynı isimlerden dinlemek zorunda kalanlar çok iyi bilir.

Pazartesi yazılarımı gazetemiz BirGün basılmak üzere matbaaya zamanında gidebilsin diye Pazar öğle saatlerine kadar göndermek durumundayım. Bunun için bu yazılar çoğu zaman Cumartesi geceleri bilgisayara dökülüyor. Bu yazı da Cumartesi gecesi yazıldı. Bilgisayarın başına oturduğumda anketler, son dakika haberleri, açıklamalar, küresel gelişmeler, ekonomi cephesinden son notlar arasında gezinirken sıkıldığımı fark ettim.

Yazıyı yazdığım Word penceresini simge durumuna küçültüp ekranda Youtube’u açtım. Arama kısmına Eurovision Live yazıp 6 yıldır katılmadığımız yarışmanın bu yılki finalini canlı olarak izlemeye başladım. Bu yıl Portekiz’de yapılan yarışmayı izleyen milyonlarca insan, farklılıkların uyum içinde bir arada, tatlı bir rekabet halinde, farklılıklarını kutlamasına tanıklık etti.

Çok eğlendiler. Çok kıskandım. Çok renkliydiler. Çok gençtiler. En çok da kendileriyle dalga geçtiler. İrlanda’nın yarı finaldeki şovunu sansürleyen Çin Televizyonuna, ‘sansürlersen biz de sana yayın izni vermeyiz’ dediler, Eurovision’un sansüre, yasaklara, ayrımcılığa karşı bir platform olduğunun da altını çizdiler.

Biz de uzaktan baktık öyle. ‘Aman canım bir eksiğimiz de komşunun komşuya oy verdiği şu eski yarışma olsun’ derseniz ben de size şunu sormak isterim: Sertab Erener’in eşsiz sesi ve sahne şovuyla makus talihimizi yendiği o yıl, o akşam yüreğiniz her zamankinden hızlı atmamış mıydı?

Sahi Akp’nin iktidara geldiği 2002 yılıydı değil mi o yıl? Durun youtube’u simge durumuna küçültüp vikipedi’yi açayım da bir bakayım. Sahi vikipedi’ye giremiyoruz değil mi? Durun o zaman Vpn’imi açık konuma getireyim önce.
Bak iyi oldu vikipedi’ye baktığım. Doğrusu 2002 değil 2003’müş. Akp’nin Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne tam üye yapma vaadiyle daha çok demokrasi ve insan haklarına saygı manifestoları yazdığı yıllar! Hoş 15 yıl sonra bugün bile aynı vaatleri sıralamakta bir beis görmüyor Reis.

Oysa geldiğimiz noktada modern dünyayla bağlarını neredeyse tamamen koparıp yalnızlaşmış güzel ülkemizde ağır mı ağır bir içine kapanma durumu var. İçine kapanmış, bütün enerjisini 16 yıllık iktidarının devamını sağlamaya harcayan parti devletiyle, baskılarla, cezalarla, yasaklarla sürekli olağanüstü hal yaşatılan bir ülke.

Muhafazakârlaşmakta sınır tanımayan bir toplum. Ekranlarda sil baştan yazılan resmi tarih anlatıları ve dizilerle Abdülhamit’i özleyen, Reis’in işaretini gözleyen, Ankara’daki Saray’ın küçük birer kopyası halinde inşa edilen okullarda niteliksiz eğitime mahkum edilenler…

Mahkûm edilen demişken, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin başına gelenleri ve Boğaziçi demişken ODTÜ’de daha birkaç gün önce yasaklar ve tehditler altında onur yürüyüşü yapan o cesur öğrencileri de anmadan geçmeyelim.
Akademiden sürülmüş akademi, düşünmekten men edilmiş üniversite! Of sıkıldım. Açayım Eurovision’u ve bir sahne şovu daha izleyeyim bari. 10 puanım kendi gibi davranmaktan korkmayana, cesur olana, farklı olana. 12 puanımsa ‘tamam, sıkıldık, yeter, değiştireceğiz’ diyen gençlere.

Gençler, tek bir oyla değişecek her şey ve tek bir kedi bile trafolara giremeyecek bu kez emin olun. Bunu hep beraber başaracağız. Everyway that we can…

Kanada üzerinde dolunay

Amerikan Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA), Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan (ISS) çekilen bir Ay fotoğrafını yayımladı.

NASA’nın internet sitesinde yayımladığı fotoğrafta, dünyanın tek doğal uydusu, Kanada’nın doğusundaki Newfoundland kıyıları üzerinde dolunay halinde görülüyor.

Dünyanın 354 kilometre üzerinde saatte 27 bin 700 kilometre hızla seyreden ISS, dünya çevresindeki bir turu 92 dakikada tamamlıyor. İstasyonda görev yapan astronotlar bu sayede her gün 15-16 kez gün doğumuna ve gün batımına tanık oluyor.

NASA, Rusya Federal Uzay Ajansı, Japonya Uzay Araştırma Ajansı, Avrupa Uzay Ajansı ve Kanada Uzay Ajansının ortak projesi olan ISS’de farklı ülkelerin astronotlarından oluşan 6 kişilik mürettebat görev yapıyor.