Taciz iddialarının ardından Talat Bulut hakkında soruşturma

FOX‘ta yayınlanan Yasak Elma dizisinin setinde oyuncu Talat Bulut‘un kendisini taciz ettiğini öne süren kostüm görevlisi Özge Şimşek, suç duyurusunda bulundu. Savcılık, Bulut hakkında, “sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel saldırı” suçundan soruşturma başlattı. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, setin Hadımköy’de olduğunu belirterek soruşturmada yetkisizlik kararı verdi. Dosya Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.

Habertürk Haber Merkezi’nden Arzu Kaya’nın haberine göre; ‘Yasak Elma’ dizisinin setinde ünlü oyuncu Talat Bulut’un tacizine uğradığını iddia eden 19 yaşındaki kostüm asistanı Özge Şimşek suç duyurusunda bulundu.

Kartal’daki Anadolu Adalet Sarayı’na dilekçe veren Özge Şimşek, İstanbul Avrupa yakasında bulunan Hadımköy’deki dizi çekimi sırasında sette hazırlık yaptıkları sırada Talat Bulut’un kendisini taciz ettiğini belirtti. 31 Mayıs 2018 günü taciz olayının yaşandığını belirten Özge Şimşek Bulut’tan şikayetçi oldu, dava açılmasını talep etti.

Soruşturma açıldı

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı genç kadının şikayetinin ardından Talat Bulut hakkında “sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel saldırı” suçundan soruşturma başlattı. Savcılık, olayın gerçekleştiği iddia edilen dizi setinin Hadımköy’de olduğunu belirtti.

Hadımköy’ün Arnavutköy ilçesine bağlı olduğunu, Arnavutköy’ün de adli yönden Gaziosmanpaşa Adliyesi’ne bağlı olduğunun anlaşıldığını kaydetti. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yer itibariyle yetkisiz olduğunu vurgulayan savcılık, yetkisizlik kararı vererek dosyayı Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi.

Avrupa’nın ‘ahlaksız teklifi’

Barack Obama’nın İran ile yaptığı nükleer anlaşmayı iptal ettikten sonra Donald Trump’ın kararına direnen AB ülkelerinin bu kadar kısa sürede havlu atacaklarını beklemiyordum doğrusu. AB ile birlikte eski AB üyesi İngiltere’nin yanı sıra Fransa ve Almanya’nın ABD’ye yolladıkları bir mektupla İran’a uygulanan yaptırımlardan kendilerinin muaf tutulmaalarını istemeleri, kelimenin tam anlamıyla ikiyüzlülük.

İran’la ticari ilişkilerin AB ile İngiltere, Fransa ve Almanya tarafından sürdürülecek olmasının İran’a da yararlı olacağı elbette doğru. Ama AB ile bu üç ülkenin haksız olduklarını daha önce kabul ettikleri bir uygulamaya boyun eğerek, şimdi kendileri için ayrıcalık istemelerinin ahlaki bir tarafı yok. AB, ABD’ye bu konuda direnebilirdi.

AB, ABD’ye Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun yapılan anlaşma gereği yükümlükülerini yerine getirdiğini tam on bir kez açıkladıklarını da anımsatıyor mektupta. Yani Trump’a “anlaşmayı bozman için hiç bir gerekçen yoktu” demek istiyorlar. Daha anlaşma iptalinin üzerinden çok da uzun zaman geçmeden şimdi yaptırımları kabul etme noktasına gelmiş oldular.

Gerçekten çok trajik bir gelişme bu. Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da geçen ay toplanan AB Zirvesi’nde, ABD vazgeçse bile İran’la anlaşmayı sürdürecekleri konusunda görüş birliğine varılmıştı. AB Başkanı Donald Tusk, ABD’den İran’a uyguladığı yaptırımlardan vazgeçmesini de istemişti.

Yazılan mektupta “müttefikler olarak ABD’nin çıkarlarımıza zarar vermekten kaçınacağını umuyoruz” deniyor, aynı zamanda İran’la yapılan (Trump’ın bozduğu) anlaşmanın nükleer bir İran’ı engellemenin en iyi yolu olduğu da vurgulanıyor. Mektupta doğru olan en çarpıcı ifade ise bence, “yapılan anlaşmanın İran’ın ekonomik fayda sağlamasıyla hayatta kalabileceği” ifadesi. AB buna inanıyorsa tümüyle yaptırımlar konusunda ABD’ye, İran’la ticari ilişkisi olan tüm ülkeleri de arkasına alarak karşı çıkmalıydı. Ne var ki AB ülkeleri, ABD’nin kendilerini İran’la ticaret yapmama konusunda üstü kapalı tehdit eden ABD’ye boyun eğmekle kalmayıp ayrıcalık talep edebildiler.

Ayrıcalık istenen alanlar özellikle otomobil, enerji, sivil havacılık gibi önemli sektörler. Bu konuda İran’la ticari ilişkileri sürdürmek istiyor AB ve söz konusu üç ülke. Fransızların ünlü otomobil üretici firmaları Peugeot ve Citroen, İran’la ortak üretimden vazgeçmişlerdi. Yine Fransız Total ile Engie SA, İran’daki faaliyetlerine son vermişlerdi.

ABD’nin istenen ayrıcalığı talep sahiplerine tanıyacağını sanmam. Eğer tanırsa, İran’ın, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu komşuları hiçbir ticari ilişki kuramayacakken, AB ülkelerinin böyle bir derdi olmayacak demektir bu. Yani AB, “biz işimizi sürdürelim ama diğer ülkeler uygulanan yaptırım gereği İran’la ticari ilişki kurmasınlar” diyor.

İran’la ticaret yapmak, başta komşuları olmak üzere. Her ülkenin hakkı. ABD’nin sadece kendisinin inandığı gerekçelerle bir ülkeyi cezalandırmasına başka ülkeleri de ortak etme hakkı elbette yok. AB, İran’a uygulanan yaptırımlara, kendilerine yasak yoksa “evet” demek durumuna gelmiştir. İran da AB’nin bu isteğine itiraz etmeyecektir aslında. Olan İran’la ticaret yapan ülkelere olacak.

Gerçekten ahlaksız bir teklif bu.

İngiltere, Fransa ve Almanya’dan ABD’ye mektup: ‘İran’a yaptırımlardan bizi muaf tut’ dediler

İngiltere, Fransa ve Almanya’nın ABD’ye yolladıkları mektupta İran’a karşı uygulanacak yaptırımlardan Avrupalı şirketlerin muaf tutulmasını istedikleri belirtildi.

Bir süre önce ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin nükleer anlaşmadan çekildiğini duyurmuş ve İran’la ticaret yapan şirketlere ABD tarafından yaptırım uygulanmasının önünü açmıştı. ABD Hazine Bakanı Steve Mnuchin ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’ya gönderildiği belirtilen mektupta, İran’ın uluslararası para transferi yapılmasına olanak tanıyan SWIFT sisteminden çıkarılmaması da istendi.

Avrupa harekete geçiyor
Bu arada Avrupa Komisyonu, ABD’nin Avrupa çelik ve alüminyum ürünlerine getirdiği gümrük vergilerine misilleme olmak üzere, Avrupa Birliği’nin de temmuzdan itibaren belirli Amerikan mallarına ek vergi uygulamaya hazır olduğunu açıkladı.

AB üyeleri, Washington’un attığı adımın yasal olmadığı görüşünde olan Komisyon’un, karşılık olarak 2.8 milyar avro (3.3 milyar dolar) değerinde Amerikan ihraç malına yeni vergi getirmesine toplu destek veriyorlar.

Komisyon üyesi Maros Sefcovic dün yaptığı basın toplantısında, “Komisyon gerekli prosedürü üye ülkeler ile eşgüdüm içinde haziran sonundan önce tamamlamayı ve böylece yeni vergilerin Temmuz’da uygulamaya girmesini öngörüyor” dedi.

Fransa’dan İran’a ‘kırmızı çizgi’ uyarısı
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, ABD’nin İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesi sonrası uranyum zenginleştirme planlarını açıklayan Tahran’a, “kırmızı çizgiyi aşmak üzere” olduğu uyarısında bulundu.

Europe 1 radyosuna konuşan Le Drian, “Kırmızı çizgiye yaklaşmak her zaman tehlikelidir” diyerek, ABD Başkanı Donald Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilmesi sonrası anlaşmayı kurtarma planlarının değişmediğini vurguladı.

Le Drian’ın değerlendirmeleri, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile önceki gün görüşen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun nükleer anlaşmaya dair açıklamalarının ardından geldi.

AİHM’den Türkiye’ye ilk ‘trafik’ cezası

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ( AİHM), ilk kez bir trafik kazasıyla ilgili davada Türkiye’yi “yaşam hakkı ihlalinden” mahkûm etti. Gazete Habertürk’ün DW Türkçe’ye dayandırdığı habere göre; İzmir’in Bornova İlçesi’ne bağlı Cumhuriyet Caddesi’nde 25 Ekim 2008 tarihinde meydana gelen kazada, direksiyon hâkimiyetini kaybeden 29 yaşındaki Fatih Ç.’nin aracı, metal bariyerlere çarpmasına rağmen yol seviyesinden yaklaşık 6 metre aşağıdaki şarampole savrulmuştu. Kazada Fatih Ç.’nin eşi Yeşim Ç. hayatını kaybetmiş, henüz 1 yaşındaki kızları M.N.Ç. ise hafif yaralanmıştı. Polisin hazırladığı tutanakta, otomobilin kaza anında çarptığı metal bariyerlerin kaza öncesinde hasarlı olduğu not edildi.

İZMİR BELEDİYESİ’NE DAVA
Fatih Ç., eşinin ölümüne neden olduğunu savunduğu hasarlı bariyerleri onarmakla yükümlü İzmir Belediyesi’ne karşı Mayıs 2009’da İzmir İdare Mahkemesi’nde tazminat davası açtı. Ancak mahkeme Ç.’yi, “kazanın tek sorumlusu” olarak gösterdi ve belediyeye karşı davasını geri çevirdi. Ç.’nin Danıştay’a yaptığı temyiz başvurusu da sonuçsuz kaldı. Ç., bunun üzerine davayı AİHM’ye taşıdı. Türk hükümeti, dava için Fransa’nın Strasbourg kentine gönderdiği savunmada, mahkemenin kararını savurken “Kazaya aşırı hız neden oldu” iddiasını da ortaya attı. Ancak AİHM, “aşırı hız” tezinin Türkiye’de kazayla ilgili idari ve cezai hiçbir süreçte gündeme gelmediğini hatırlatıp Türk hükümetinin bu tezini “kabul edilemez” buldu.

10 BİN EURO TAZMİNAT
Kararda, yargının usulen hata yaparak kazayla ilgili yeterli soruşturmayı gerçekleştirmediği, devletin de böylelikle vatandaşının hayatını koruma konusundaki “pozitif yükümlülüğünü” yerine getirmediği belirtildi. Buna
göre Ankara, karar gereği davacı baba ve kızına 10 bin Euro manevi tazminat, 2 bin Euro da mahkeme masrafı ödeyecek. Davacı baba-kızın avukatı İmdat Ataş, kararın kesinleşmesiyle birlikte yeniden yargılama için başvurabilecekleri sinyalini verdi. Türk hükümetinin 3 ay içinde itiraz etmemesi halinde karar kesinleşmiş olacak.

İtalya’da Giuseppe Conte hükümeti güvenoyu aldı

İtalya’da aşırı sağcı Lig ile Beş Yıldız Hareketi’nin (M5S) oluşturduğu Giuseppe Conte başbakanlığındaki yeni hükümet, Cumhuriyet Senatosu’nda 171 üyenin desteğiyle güvenoyu aldı.

Yeni hükümet, seçimle gelen 315 senatör ve ömür boyu 6 senatör olmak üzere 321 sandalyeli Senato’da bulduğu 171 “evet” oyuyla üst kanattan güvenoyu almak için barajı geçti. Senato’dan güvenoyu alabilmek için ise en az 145 oy gerekiyordu. Yeni hükümete 117 üye “hayır” oyu verdi, 25 üye de çekimser kaldı.

Öte yandan İtalya Başbakanı Conte, Senato’ya hükümeti ve programı sunduğu sırada bir de konuşma yaptı. Beş Yıldız Hareketi’ne yönelik “popülist” ve “sistem karşıtı” tanımlamalarına atıfta bulunan Conte, bunlar halkın ihtiyaçlarını dinlemek anlamına geliyorsa M5S’nin bu şekilde tanımlanabileceğini söyledi. Cinsel şiddet ve vergi kaçakçılığı gibi suçlara verilen cezaların ağırlaştırılacağını belirten Conte, yolsuzlukla mücadelede de “gizli ajanlar” kullanacaklarını ifade etti.

“Rusya’ya açılımı savunacağız”
Ülkesinin Rusya ile ilişkilerine de değinen Conte, şunları kaydetti:
“Ülkemizin Atlantik ittifakına olan aidiyetinin ve ABD ile özel müttefikliğinin altını çizmek istiyoruz. Aynı zamanda son yıllarda çeşitli jeopolitik krizlerdeki uluslararası rolünü sağlamlaştıran Rusya’ya yönelik bir açılımı da savunacağız. Sivil Rus halkına işkence gibi olanlardan başlayarak yaptırımların yeniden gözden geçirilmesini destekleyeceğiz.”
Hükümetin göç konusundaki politikalarının “ırkçılık” tarafından yönlendirilemeyeceğini vurgulayan Conte, ırkçı olmadıklarını, asla da olmayacaklarını dile getirdi. “Sahte bir dayanışma şemsiyesi altında devasa boyuta ulaşan göç işini durduracaklarını” anlatan Conte, etkili bir kimlik tespiti ve geri dönüş prosedürü uygulayacaklarını aktardı. Conte, İtalya’nın Avrupa Birliği’nden (AB) Dublin Sözleşmesi’nin yeniden düzenlenmesini de güçlü şekilde talep edeceğini bildirdi.

Yeni hükümetin programında, İtalya’nın yüksek kamu borcu nedeniyle çok eleştirilen vergi oranının düşürülmesini öngören iki kademeli vergi uygulaması, vatandaşlara temel gelir ve AB bütçesinde esneklik ile “Fornero Kanunu” olarak da bilinen emeklilik yaşını 67’ye çıkaran reformun gözden geçirilmesi, göçmenler ve Müslümanlara yönelik sert politikalar gibi tartışmalı konular bulunuyor.

Merkel: Türkiye ile mülteci mutabakatının dışında anlaşma yok

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Alman meclisindeki yeni uygulamaya göre, Çarşamba günü ilk kez koalisyon ve muhafelet partilerinin güncel konulara ilişkin sorularına yanıt verdi.

DW Türkçe’nin aktardığına göre Başbakan Merkel’e yönelik sorularda Türkiye de gündeme geldi. Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinden milletvekili Beatrix von Storch, Merkel’e 7 Mart 2016 tarihinde Türkiye’nin Brüksel’deki Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği’nde dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ve Hollanda Başbakanı Mark Rutte ile bir araya gelip gelmediğini sordu. AfD’li milletvekili von Storch, Merkel’in bu görüşmede Türkiye’den her yıl 150 bin ile 200 bin arasında mültecinin Avrupa’ya getirilerek, yerleştirilmesi yönünde yazılı olmayan bir anlaşma yapıp yapmadığı sorusunu yöneltti.

Merkel ise Türkiye ile mültecilere ilişkin görüşmelerin yapıldığını ve sonunda bir mutabakata varıldığını hatırlattı. Merkel, bu anlaşmaya göre, “Ege Denizi üzerinden kaçak yollardan Avrupa’ya gelmek isteyen her Suriyeli mültecinin” Türkiye’ye geri gönderilmesi karşılığında Türkiye’den belirli bir kontenjan dahilinde ve yasal yollardan gelecek Suriyelileri kabul etmeye hazır olduklarını ifade etti. “Bu konuda yapılan başka bir anlaşma olmadığını” vurgulayan Merkel, Türkiye ile yapılan anlaşmanın da içeriğinin bilindiğini dile getirdi. Merkel, von Strock’un sözünü ettiği buluşmada da bu anlaşmanın görüşüldüğünü ifade etti.

MÜLTECİLERE YÖNELİK POLİTİKASINI SAVUNDU

Başbakan Merkel’e mültecilere yönelik izlediği politikaya ilişkin sorular da soruldu. Merkel, 2015-2016 yıllarında izlediği mülteci siyasetini de savundu. Almanya’nın “çok sorumlu” bir tutum izlediğini vurgulayan Merkel, aldığı siyasi kararların da doğru olduğunun altını çizdi. O dönemde “istisnai bir durum” yaşandığını kaydeden Merkel, o dönemden beri göç ve mülteci siyasetinde bir dizi değişlik yapıldığını ve yeni düzenlemeler üzerinde çalışıldığını söyledi.

Merkel’e yöneltilen sorular arasında Göç ve Mülteciler Dairesi’ndeki (BAMF) sorunlar ve usulsüzlükler de önemli bir yer tuttu. Merkel, BAMF’deki ağır sorunları dikkate almadığı yönündeki iddiaları reddetti.

G-7 ZİRVESİ

Başbakan Merkel, milletvekillerinin sorularını yanıtlamadan önce hafta sonu Kanada’nın Charlevoix kentinde yapılacak G-7 zirvesine ilişkin bilgi verdi. Merkel, G-7 üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının katılacağı zirvenin sonunda ortak bir sonuç bildirisi yayınlanıp yayınlanamayacağı sorusunun yanıtını açık bıraktı. ABD’nin Avrupa Birliği’den (AB) ithal edilen çelik ve alüminyum ürünlerine uyguladığı ek gümrük vergisi, İran’la anlaşmadan çekilmesi ve iklim politikasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle zorluklar yaşandığına işaret eden Merkel, “Bunlar çok taraflı anlaşmalara ilişkin ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor” dedi.

Merkel, Rusya’nın G-8 üyeliğinin askıya alınmış olmasına ilişkin bir soruya yanıtından da, Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmiş olması nedeniyle G-8 üyeliğinden çıkartılmış olmasını savundu.

İspanya’da Sosyalist Parti hükümetinin 17’i bakanının 11’i kadın

İspanya’da Sosyalist Başbakan Pedro Sanchez, kabinesindeki 17 bakanlığın 11’ini kadınlara vererek, Avrupa’da bu alandaki rekoru kırdı.

Kendini feminist olarak tanımlayan Sanchez, güvensizlik oyuyla devrilen eski Başbakan Mariano Rajoy’un erkek ağırlıklı kabinesinin tersine, kadın bakanlarla çalışmayı tercih etti.

Kadın bakanlara, savunma, ekonomi, maliye, ve eğitim gibi başlıca görevler verildi.

Eski astronot Pedro Duque de Bilim Bakanı oldu.

Sanchez’in kapinesindeki partili çalışma arkadaşları ve siyaset dışından gelen uzman isimler İspanya’da “feminist kabine” diye tanımlandı.

Sanchez televizyonda yaptığı açıklamada kabinesinin “çağdaşlaştırıcı ve Avrupa yanlısı ilerici bir toplum vizyonunu benimseyen insanlardan” kurulduğunu söyledi.

Avrupa’dan “yeni memleketimiz” diye bahseden Sanchez yeni kabinesinin 8 Mart’ta İspanya’da ortaya çıkan değişimin yansıması olduğunu belirtti.

8 Mart’ta beş milyon kadın ücret eşitsizliği ve şiddeti protesto etmek için “feminist grev” yapmıştı.

Sanchez bu grevin İspanyol toplumunda bir dönüm noktası olduğunu vurguladı.

Pedro Sanchez kendisi dahil 18 kişiden oluşan kabinenin yüzde 61,1’i kadınlardan oluşuyor. Kabinesinin en az yarısı kadınlardan oluşan ülkelerse sadece Fransa, İsveç ve Kanada.

Astronot Bilim Bakanı

Havacılık mühendisi Duque, Avrupa Uzay Ajansı’nın astronot heyetine 1992 yılında seçildi ve 1998 yılında uzaya giden ilk İspanyol oldu.

Üç çocuğu olan Duque, Discovery Uzay Mekiği’nin 9 günlük seferinde uzman olarak yer aldı.

NASA’nın STS-95 misyonunda yer alan ekibe, 1999 yılında “evrenin barışçıl amaçlarla keşfinin mimarları” oldukları için Asturias Prensliği Ödülü verildi.

Duque 2003 yılında da Uluslararası Uzay Üssü’nün 10 günlük Cervantes misyonuna uçuş mühendisi olarak katıldı.

2011 yılından itibaren Avrupa Uzay Ajansı’nın Almanya’nın Münih kentindeki Uçuş Operasyonları Ofisi’nin başkanlığını üstlendi.

Avrupa Uzay Ajansı’nın internet sitesine göre, 2015 yılında “astronotluk görevine ve uçuşlarına” geri döndü.

2011’den beri görev başında olan İspanya Başbakanı Mariano Rajoy, geçen hafta parlamentoda yapılan güven oylamasını kaybetmişti.

Sosyalist Parti lideri Sanchez, altı partinin desteğini alarak, yolsuzluk skandalına adı karışan Rajoy’u düşürmüştü.

Sosyalist Parti’nin 350 üyeli parlamentoda sadece 84 sandalyesi bulunuyor.

İspanya Anayasası’na göre gensoru ile hükümeti deviren parti hükümeti kuruyor.

63 yaşındaki Rajoy Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Hayatta kendini siyasete adamaktan başka yapılacak şeyler var” sözleriyle siyaseti bırakmayı düşündüğünü açıkladı.

Rajoy, “Çok yoğun bir siyasi yaşamım oldu ve bence burada daha fazla durmanın bir anlamı yok” dedi. BBC Türkçe

AB’de havacılıkta güvenlik için yeni dönem

Avrupa Birliği Konseyi havayolu taşımacılığında güvenliğin sağlanması için önerilen kurallara ilişkin olarak yeni bir yaklaşım kabul ettiğini duyurdu.

Konsey’e göre öneriler, AB’de etkin olarak görev alan AB ve diğer ülkelere ait hava yolu araçları arasında adil yarışmayı benimsemeyi hedeflerken, aynı zamanda AB genelinde birbirine bağlı koşulları korumayı amaçlıyor.

Bulgaristan Taşımacılık, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Bakanı Ivaylo Moskovski, AB kararını şöyle değerlendirdi:

“Hava ulaşımı teknolojik gelişmelere fırsat sağlaması, hem AB içinde, hem de dışında vatandaşlar için daha fazla istihdam ve bağlantı sağlaması yönleriyle AB ekonomisinin çok önemli bir parçasıdır.

“Karar uygulanmaya başlanınca, ticari aktivitelerin bulunduğu bölgelerdeki uluslararası düzeyin bir benzerini Avrupa havacılık sektöründe mümkün kılacaktır.” DHA

NATO Genel Sekreteri: NATO, Irak istediği müddetçe ülkede kalmaya devam edecektir

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Irak’taki eğitim misyonunun ülkeden gelen talep üzerine başlatılacağını belirterek, “NATO, Irak hükümeti istediği müddetçe ülkede kalmaya devam edecektir.” dedi.

Brüksel’de düzenlenen NATO Savunma Bakanları Toplantısı öncesinde basına açıklamalarda bulunan Stoltenberg, toplantının ana gündem maddelerini anlattı.

Toplantının gelecek ay düzenlenecek NATO Brüksel Zirvesi’ne hazırlık amacı taşıdığını aktaran Stoltenberg, savunma bakanlarının caydırıcılık, savunma kapasitesinin güçlendirilmesi, askeri hareketlilik, siber savunma, terörle mücadele ve Avrupa Birliği (AB)-NATO iş birliği gibi farklı konuları ele alacağını kaydetti.

Irak eğitim misyonu

Brüksel Zirvesi’nin ardından Irak’taki eğitim misyonunun resmi olarak başlatılacağını ifade eden Stoltenberg, temel amacın ülkede istikrarın sağlanması ve terör örgütü DEAŞ’a karşı elde edilen kazanımların devam ettirilmesi olduğunu söyledi.

Irak hükümetinin çağrısı üzerine NATO’nun eğitim misyonunu üstlendiğini ifade eden Stoltenberg, “NATO, Irak hükümeti istediği müddetçe ülkede kalmaya devam edecektir.” açıklamasında bulundu.

“Katar üye olamaz”

Katar’ın NATO’ya tam üye olma konusunda istekli olduğunun hatırlatılması üzerine Stoltenberg, Katar’ın NATO için önemli bir müttefik olduğunu belirtti.

Stoltenberg, “NATO’nun kurucu antlaşması olan Washington Antlaşması’nın 10’uncu maddesine göre sadece Avrupa ve Kuzey Amerika’da bulunan ülkeler ittifaka üye olabililir.” dedi.

Seçim beyannamelerinde dış politika vaatleri… AKP: Maceraya devam Muhalefet: Tamir edeceğiz

İBRAHİM VARLI [email protected] @ibrhmvarli

Siyasi partilerin izleyecekleri politikaları ve vaatleri içeren seçim beyannameleri ardı ardına açıklandı. AKP, CHP, HDP ve İyi Parti’nin seçim beyannamelerine yansıyan dış politika hedeflerinde ABD, NATO, AB, İran, Irak ile ilişkilerle, Suriye sorunun çözümüne yönelik hedefler öncelikli başlıklar olarak anlatıldı. On altı yıllık iktidarı döneminde uyguladığı dış politikayla ülkeyi maceradan maceraya sürükleyerek, savaş ce çatışma iklimine sokan AKP, iflas eden politikalarına rağmen proaktif dış politikaya devam kararı alırken, CHP’nin dış politika hedefleri “İstikrar ve İtibar” başlığıyla somutlaştırıldı.

AKP: İflas eden dış politikada ısrar
360 sayfalık seçim beyannamesinde dış politikayla ilgili hedefler sıralanırken Türkiye’nin AB’ye katılım hedefinin korunduğu bağımsız, pro-aktif siyaset ve perspektif üreten politikaya devam ediliciği vaat edildi. Beyannamede “ABD ile yaşanan sorunları aşmak istiyoruz” denilerek, ABD ile yakın işbirliğinin korunmasının esas olduğu vurgulandı. Suriye politikası için de “Meşru bir yönetime kavuşmuş yeni bir Suriye hedefi için çalışacağız, arzumuz yeni Suriye ile komşuluk ilişkilerimizi ve işbirliğimizi yeniden tesis etmek” denildi.

“Dış Politika ve Milli Güvenlik” başlığı altında şunlar yer aldı: “Türkiye’nin AB hedefini stratejik bir hedef olarak görüyoruz. ABD ile yaşanan sorunları aşmak istiyoruz. ABD ile yakın işbirliğinin korunması esas. Rusya ile ikili ilişkilerimizi geliştirmeye çalışacağız. Suriye ihtilafının nihai bir siyasi çözümle neticelenmesi için gayretlerimizi sürdüreceğiz. Meşru bir yönetime kavuşmuş yeni bir Suriye hedefi için çalışacağız. Dış politikamız vizyona dayalı çok boyutlu olmaya devam edecektir. Güvenlik ve savunma politikamızın merkezinde olan NATO’nun, gerek askeri gerek siyasi etkinliğinin daha da güçlendirilmesine ve ülkemizin dışarıdan kaynaklanan tehditlere karşı savunulmasına katkı sağlamasına yönelik çalışmaları bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da destekleyeceğiz.”

CHP: İstikrar ve itibar
240 sayfalık beyannamenin “Dış Politika: İstikrar ve İtibar” alt başlığında derlenen hedef ve amaçlarda Türkiye’nin hem komşuları nezdinde bölgesel bir aktör olarak, hem de müttefikleri gözünde tarafsızlığını, inanılırlık ve güvenilirliğini kaybetmiş, öngörülebilir bir uluslararası aktör olma özelliğini yitirdiğine dikkat çekildi.

Beyannamede “CHP’nin dış politika anlayışı, bir yandan Türkiye’nin dış politika uygulamalarında yeniden güvenilir ve iş birliği yapılabilir bir ortak haline gelmesi için gereken adımların atılmasını sağlayan, bir yandan da ülkeninyitirmiş olduğu imaj ve itibarını yeniden olumlu bir dönüşüme kavuşturan güçlü bir kamu diplomasisi faaliyeti bütünlüğü oluşturmaktadır” denildi.

Türkiye’nin dış politikası şu dört unsur üzerine oturtularak geliştirileceği kaydedildi: “Yurttaşlarımızın adalet, güvenlik, huzur ve refahını gözeten bir dış politika. Uluslararası hukuka saygılı ve değerlere dayalı bir dış politika. Tarihi birikim, coğrafi konum ve kültürel çeşitliliğin zenginliği ile donanmış çoğulculuğa dayalı bir dış politika. Tüm dünya ile bütünleşen, bölgesel ve küresel iş birliğini güçlendiren, katılımcı bir dış politika.”

Beyannamedeki vaatler:
»ABD ile ilişkiler karşılıklılık ve güven çerçevesinde yürütecek. »AB’nin yeni fasıl açmasını beklemeden, gereken reformlar yapılacak.

»Rusya ile ekonomik ve ticari ilişkileri tek taraflı olmayan ve şahsi çıkarlara dayanmayan şekilde geliştirilecek.

»Suriye halkının esenliğini ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamaya dönük bütün uluslararası barış girişimleri ve BM’nin çalışmaları destekleklenecek.

»TSK’nin Suriye’deki misyonunun gerekli diplomatik adımlarla desteklenerek, en kısa zamanda başarıyla sona erdirilmesi temin edilecek.

»İran’la uzun bir geleneğe dayanan iyi ilişkiler çok yönlü olarak geliştirilecek. İran’ın nükleer programı ile ilgili olarak yapılan anlaşmanın sürdürülmesi için gösterilen çabalar desteklenecek.

»Irak’ın toprak bütünlüğünün Irak Anayasası’nın çizdiği sınırlar içerisinde korunması için bölgede ve uluslararası alanda etkin girişimlerde bulunulacak.

HDP: Eşitlikçi, barışçıl dış politika
Beyannamede dış politika vaatleri “Dış ilişkilerde barışçıl bir dış politikayı uygulamaya geçireceğiz” başlığı altında yer alırken, “En güzel ülke, komşularıyla barış içinde yaşayan ülkedir” denilen bildirgede şunlar kaydedildi:

»AB’yle müzakere ve tam üyelik çalışmaları ilkeler çerçevesinde yeniden değerlendirecek.

»Başta Ortadoğu olmak üzere, tüm dünya halklarının kendi geleceklerini özgürce belirlemeleri ve halkların kendi kendilerini yönetecekleri demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir yönetim anlayışını geliştirmeleri için destek verilecek.

»Bölgede küresel ve bölgesel güçlerin savaştan, işgalden ve şiddetten yana politikalarına karşı durulacak. Kader olarak dayatılan bu savaş düzeni değiştirilecek. Ortadoğu’da mevcut iktidar tarafından yürütülen Kürt düşmanı politikaya derhal son verilecek ve Kürt halkıyla barış sağlanacak.

»Suriye’de iç savaşın sona erdirilmesi için çaba harcanacak. Halkların kardeşliğine ve eşitliğine dayalı demokratik bir çözümün ortaya çıkarılması için çaba harcanacak, Rojava halkının açığa çıkardığı demokratik yönetim iradesinin tanınması ve Demokratik Suriye yönetiminin yaşam bulması için mücadele edilecek.

»İsrail hükümetinin etnik temizliği esas alan işgalci politikalarına karşı duracak. Filistin işgaline son verilmesine ve Filistin halkının kendi geleceğini belirlemesine destek verilecek.

»Ortadoğu’da emperyalistler tarafından çizilmiş yapay sınırlarla kendini bağlamayacak, halklar arasındaki ekonomik, sosyal ve kültürel bağların güçlendirilmesi ve ilişkileri perdeleyen bürokratik engellerin ortadan kaldırılması için çalışılacak.

»Ermenistan üzerinde uygulanan ekonomik ambargoyu kaldıracak, gerekli ekonomik, politik ve diplomatik ilişkileri geliştirecek. Türkiye tarafından tek yanlı kapatılan Türkiye-Ermenistan sınırını koşulsuz olarak açılacak.

»Emperyalist müdahalelere, başka ülkelerin topraklarının işgal edilmesine, komşu ülkelere askeri veya iç savaşı kışkırtıcı müdahalede bulunmak gibi politikalara karşı çıkmaya devam edilecek.

İYİ Parti: Milli, itibarlı dış politika
138 sayfalık beyannamenin “Dünyada ve bölgemizde barışı hedefleyen güçlü dış politika, huzurlu Türkiye” başlıklı dış politika bölümünde şu vaatlere yer verildi:

»Milli, İtibarlı, Barış Odaklı ve Gerçekçi Bir Dış Politika Anlayışını Benimseyeceğiz. Türkiye’nin tarihten gelen kazanımları, coğrafyasının zenginlikleri, stratejik ve jeopolitik konumu, siyasal gerçekçilik zemininde değerlendirilerek hazırlanan dış politika anlayışı uygulanacak.

»Uluslararası hukuku esas alan, caydırıcı, dengeli, barışçı, etkin, akıllı, kararlı, saygın, güvenilir, istikrarlı, gerçekçi, sadece sorunların çözümünü değil krizlerin önlenmesini de hedefleyen, sonuç odaklı ve çok yönlü bir dış politika izleyeceğiz.

»Türkiye’yi dış politikada yalnızlıktan kurtaracağız. Ülkemizin son zamanlarda dini-mezhepsel ve toplum mühendisliği yaklaşımlarıyla içine çekildiği “Ortadoğululaşma” yanlışına son vereceğiz. Çevre komşularımızla, bölge ülkeleriyle dostluk, iyi komşuluk ve iş birliği ilişkileri oluşturacağız, bu suretle bölge ve dünya barışına katkı sağlayacağız.
» Dış politikanın iç politika malzemesi olarak kullanılmasına son vereceğiz. Dış politikada sadece milli çıkarları gözeteceğiz, iç politika malzemesi olarak kullanılmasına izin vermeyeceğiz.

»AB ile müzakere sürecini hızlandıracağız. Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin Türkiye için olduğu kadar Avrupa Birliği için de önemli olduğunu düşünmekteyiz. AB ile müzakere sürecini hızlandıracağız.

»Türk Dünyası ile ilişkileri güçlendireceğiz, Yurtdışında Yaşayan Türklerin sorunlarıyla yakından ilgileneceğiz. Avrasya coğrafyasına yayılmış olan Türk Dünyası’nı dış politikanın önemli bir boyutu haline getireceğiz.

»Bölgesel sorunların çözümünde komşularımızla yakın işbirliği yapacağız. Kıbrıs Milli Davamızdır.

»Türkiye’nin Ege’deki haklarının korunmasında ve ihlâllerin önlenmesinde kararlı davranacağız. İki devlet arasındaki sorunların diyalog ve müzakere yöntemleriyle çözümlenmesi için iyi niyetle ve samimiyetle çalışacağız. Küresel Terörle Mücadelede Uluslararası toplum ile işbirliği halinde hareket edeceğiz.