AKP’den kadın hastaya kadın sağlıkçı uygulaması

BURCU CANSU

AKP iktidarının kadın düşmanı uygulamaları tüm hızıyla sürüyor. Kadınlara “pembe otobüs” uygulamasından sonra şimdi de “kadın hastalara kadın sağlıkçı” uygulaması yolda. SES Genel Sekreteri Dr. Pınar İçel, uygulamanın tıp etiğine uymadığını belirterek, “gericileşmenin bir adımı” diye konuştu.

Özgürlükmüş!
Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Eyüp Gümüş, kadın hastalara kadın sağlık personelinin hizmet vermesine ilişkin çalışmalarının sürdüğünü “müjde” diye duyurdu. Özellikle kadın doğum kliniklerinden “talep” olduğunu söyleyen Gümüş, “Bayan istiyorsa, elimizde imkânlar varsa bunu organize edeceğiz. Sonuçta bu tercihtir. ‘Teknisyenim bayan olsun, kadın doğum doktorum bayan olsun’ diyorsa onlara da bu imkânı sunmamız lazım. Hekim atamalarında da mesela 6 hekim varsa 3’ü bayan 3’ü erkek tarzında genelde oluyor. Her şekilde vatandaşın mutlu olacağı şekilde hizmet sunmamız gerekiyor” dedi.

Gümüş’ün açıklamalarını BirGün’e değerlendiren İçel, AKP’nin 16 yıldır “dini hassasiyetleri olan” vatandaşların mağduriyetini giderdiği ve “özgürlük” getirdiği iddiasında olduğuna dikkat çekti.

İçel, sözlerini şöyle sürdürdü: “AKP’de özgürlük, yalnızca kendi gibi düşünenler için var. Kin ve nefret saçmak, kadınları aşağılamak, etek giyeni tekmelemek özgürlük iken çocuklar ölmesin demek, ‘bir kadın olarak susmamak’, ‘fıtratına aykırı’ davranmak ise en büyük suç. Pembe metrobüs, kadınlara özel AVM gibi uygulamalar şimdi de en hassas alan olan sağlık alanına kadar uzandı. Elbette her vatandaşın hekimini seçme hakkı var ve hali hazırda bu hakkı kullanmasının önünde herhangi bir engel yok. AKP’li yıllardan çok daha önce bu halk, ‘tıpta ayıp olmaz’ diyerek sağlığını biz sağlık emekçilerine tereddütsüz emanet etti. Dini siyaset malzemesi yapanlardan bu halk artık SIKILDI, teşhis doğru, tedavi TAMAM’dır.”

Yeni Türkiye

“Yazlık saray için 40 bin ağaç kesildi” haberine erişim engeli geliye.

Gazeteciler hapiste kalıye. Zaten gazeteciler gazetecilik yapmıye.

OHAL’de toptan seçime gidiliye.

Yerli ve milli uçak, araba, ev, TOKİ, UFO, ne varsa zaten otomatik olarak geliye…

Özgürlükler azalıye. Grev yasaklanıyeah. Konvoyun sonu gelmiyeah. Hiçkimse bizi sevmiye. Almanya bizi kıskanıye.

İsrail yine bildiğini okuye. Bizimkiler üç günlük yas ilan ediye. Mavi Marmara ise çoktan satılıye. 20 milyon dolara sus pus oluniye. Dostlar alışverişte göriye.

Döviz çıkdırıye, kimse bir şey yapamıye, Merkez Bankası sessiz kalıye. Kimse bizi tabii ki sevmiye… Giden bir tek bizim yövmiye.

Toplum iyice ortadan bölüniye. Kimse kimseyi dinlemiye, kimseye de güvenmiye, dinlese bile inanmıye. Başımıza gelen hep eğitimsizlikten geliye.

Bizimkiler yalanlarla yaşıye, ekonomiyi söz vererek düzeltiye, Dolar’a yatırım yapan yaya kalıye deniliye ama maalesef olmıyye. İnsan ister istemez üzüliye.

Seçimle gidilirken, giderayak kimsenin kullanmayacağı lüks zırhlı ve konforlu makam arabaları alınıye, neden bu kadar masraf yapılıye?

Altımızda Merso, işler yine terso gidiye… Yerli tohum elden gidiye… Topraklarımız satılıye, geçmediği köprünün geçiş ücretini yine vatandaş ödiye. Bir de bununla gurur duyuliye…

Koylar imara açılıye, imar affı geliye, çalanın, çırpanın, orman yakanın yanına kar kalıye… Oylamalarda herkes pişkince sırıtıye…

Meclis güçten düşüye, hiçbir şeyi araştırmak istemiye, çoluk çocuk sefil oluye, bir sürü hayat kararıp gidiye…

Baştakiler her şeye kızıye. Yıllar önce tekme atan Yerkel özür diliye, sanki rüzgarın yönü değişiye…

Anneler gününde Tünel’e dantel kaplanıye, bunun ihalesinin ekmeğini kim yiyiye? Yol kenarlarını sevimsiz saksılar süsliye…

Meydanlar betona teslim oliye. Örovizyona bizden kimse katılamıye, bakanlarımız dövize zaten tavır koyiye…

Medya iyice sütlaca döniye. Gazeteciler işlerinden çıkarılıye, zaten herkes kısa yoldan zengin olmak istiye…

Benzine mazota sürekli zam geliye, çalışanın maaşı gün geçtikçe eriye, kimse bunları hak etmiye…

Seçimlere doğru normalde istifa etmesi gereken kimse istifa etmiye. İnsan iyice kıllanıye, bunlar acaba oy mu çalıye… Durduk yerde bıyıklı bir bakan çıkıp “Bir trafo tartışması, elektrik kesintisi başlamamalı” diye açıklama yapıye. Neden bunu şimdi yapıye?

YSK zaten “Sıkıntı yok, neden sıkıntı çıkmadan bizi darlıyorsunuz” diyiye. Ben en çok onlara güvenmiye. Gün geliyor “Güvenli olsun” diye zarf mühürliye, ertesi gün gelip “Ya o mühüre filan gerek yok” diyiye… Sana kim inanıye?

Devletin ajansı acayip haberler yapıye. yükselen dövize “Dolar 4.29’a geriledi” diyiye, e ben sana nasıl inanıye? Dolar son bir ayda 3.98^’d’den 4.29’a geriliye. Ben gerim gerim geriliye.

Her yağmurda meydanlar sel oliye, dere yataklarına yapılmış evleri su basıye, gariban vatandaş da buna Allah’ın işi diyiye…

Erkekler kadınlar için AVM açıye, kimse buna şaşırmıye. Adam gibi adam, adam gibi kadınlar yetişiye…

Evren Paşa işkenceyi kabul etmiye, bakanımız kurdaki artışı kabul etmiye, inanmayarak bir hayat geçiye.

Başbakan yardımcısı seçim sonrası “Gerçek iktidar Haziran ayının 24’ünde belli olacaktır… Onlar rüya görüyorlar, 24 Haziran bu rüyaların kabusa döndüğü yeni bir gün olacaktır” diye millete kabus vaadediye… Kimse bu uykudan uyanamıye.

Peki sen söyle güzel abim, güzel ablam: Boşa geçen ömre ne deniye?

Yabancı kartla yapılan hava yolu ödemeleri dört kat arttı

Bankalararası Kart Merkezi (BKM), Türkiye’nin 2018 yılı mart ayındaki kart kullanım verilerini açıkladı. BKM verilerine göre geçtiğimiz yıl mart ayına kıyasla 2018 mart ayında kredi kartı kullanımı %7, banka kartı kullanımı ise %12 artış gösterdi. BKM’nin verilerine göre, mart ayı sonunda Türkiye’de 63,4 milyon adet kredi kartı ve 134,6 milyon adet banka kartı bulunuyor.

BKM verilerine göre, banka kartları ve kredi kartları ile mart ayında toplam 64,3 milyar TL’lik ödeme yapıldı. Bu tutarın 57,1 milyar TL’si kredi kartları ile ödenirken, 7,2 milyar TL’sinde banka kartları kullanıldı. Büyüme oranları özelinde incelendiğinde ise banka kartı ile ödemelerde önceki yılın aynı dönemine göre büyüme oranı yüzde 40 olurken, kredi kartı ile ödemelerde ise bu oran yüzde 15 olarak gerçekleşti.

Yabancı kartlar ile yurt içinde yapılan harcamaların sektörel dağılımı incelendiğinde en fazla payın yüzde 34 ile hava yolları sektöründe olduğu görülüyor. Hava yolları sektörünü yüzde 15 ile konaklama, yüzde 12 ile giyim ve aksesuar, yüzde 7 ile seyahat acenteleri, yüzde 6 ile market ve AVM sektörleri takip ediyor.

BirGün, özel, devlet ve kamu-özel ortaklığıyla işletilen şehir

MELTEM YILMAZ @meltemmmylmz

AKP iktidarının ‘sağlıkta dönüşüm’ programının neresinde tutsanız elinizde kalıyor. Acil sağlık sorunu olan yurttaşlar, devlet ve şehir hastanelerine gittiklerinde uzun kuyruklarla karşılaşırken, özel hastanelerin acil servislerinde ise başta fahiş faturalar olmak üzere, tüyler ürperten uygulamalara maruz kalıyorlar.

İlk durak Şişli Etfal: Acil servisin otogardan farkı yok
Devlet hastaneleri, şehir hastaneleri ve özel hastanelerin acil servislerini karşılaştırmak için çıktığım yolda ilk durağım İstanbul Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin acil servisi. Adımımı atar atmaz tam bir kaosla karşılaşıyorum. Zira hastanenin acil servisinin otogardan farkı yok. Onlarca insan ayakta dikilerek veya yere çökmüş halde sıra beklerken, kavgalar da kaçınılmaz oluyor.

“Bu koşullarda tedavi olmanın imkanı yok” diyen Gül Deniz, “İstanbul gibi bir metropolün ortasında dahi devlet sağlık hizmeti veremiyor. Kardeşim düştü ve kalçası kırıldı. Saat 18’de buraya geldik. Röntgen, tomografi çekildi, ağrı kesici yapıldı, hâlâ hiçbir müdahale yapılmadı. Şu anda saat 11 ve hâlâ bekliyor. Doktorla muhatap olmak zor, hiçbir bilgi alamıyoruz” ifadelerini kullanıyor.

Şişli Etfal’de eşini bekleyen Nuran Gökalp, bir ay önce aynı hastanenin acil servsine geldiğinde, kendisinin başına gelen bir olayı anlatıyor:

“Geçen ay, hiçbir neden yokken kusmaya başladım. Gün içerisinde 4- 5 kez kustum. Bu durum bir hafta kadar sürdü ve yataktan çıkamaz hale geldim. En sonunda çok kötü oldum ve acile gittim. Neyim olduğunu sorup kağıda yazdılar ve sıra aldım. Ardından sıra bana geldiğinde, doktor yüzüme bile bakmadan, benimle tek kelime etmeden bana ilaç yazdı. Böyle bir muayene ne kadar inandırıcı olabilir?”

İkinci durak Adana: Hastane mi, AVM mi?
Ardından durağım şehir hastaneleri. Günün en tenha olması beklenen öğle saatlerinde gittiğim Adana Balcalı Şehir Hastanesi’nde, tıpkı devlet hastanelerinde olduğu gibi, acil servis kuyruğunun dışarı taştığını görüyorum. Kimi hastalar, yere serdikleri battaniyelerin üzerinde oturmuş beklerken, kimi hastalar da, içerdeki yoğunluk nedeniyle, sedyelerin üzerinde dışarıda bekletiliyor.

Burada konuştuğum Ülkü Mememenci adlı yurttaş, şehir hastanelerin devasa yapısının, özellikle acil servislerde ciddi sıkıntılar yarattığına dikkat çekiyor:

“Şehir hastaneleri çok büyük. Burada bir yerde bir yere gitmek çok zor oluyor. Biz zorlanıyorsak hastalar ne yapsın. Acil servislerde doktorun gelmesini beklerken hastamızın durumu giderek kötüleşiyor. Sağlık personelinin de suçu yok, burada iki nokta arası mesafe çok fazla. Böyle hastane mantığı olmaz. Neden böyle bir hastane yapılmış, kim için yapılmış anlayabilmiş değilim.”

Adana Şehir Hastanesi’nin acil servisinin hemen yanındaki bloğa geçtiğimde ise ilginç bir manzara ile karşı karşıya kalıyorum: Burası sanki bir hastane değil, alışveriş merkezi. Acil servislerin önünde kuyrukların oluştuğu, polikliniklerde insanların sıra için birbirleriyle kavga ettiği bu hastanede alışveriş merkezleri unutulmamış. Çeşitli giyim mağazaları ve yeme- içme şirketleri, bu hastanede şube açmış, müşterilerini bekliyor. Hastaların büyük bir çoğunluğunu dar gelirli yurttaşların oluşturduğu bu hastanede sözkonusu tablo, sağlık hizmetlerinden kar etmeye çalışan yönetim anlayışının vahşi yüzünü bir kez daha gözler önüne seriyor.

Diğer yandan hemen herkes, Adana’nın en önemli sağlık kuruluşu, Türkiye’nin en köklü eğitim araştırma hastanelerinden biri olan Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile bir kadın doğum ve çocuk hastanesinin, bu hastane için kapatılmış olmasının, çok ciddi bir yanlış olduğu fikrinde.

Üçüncü durak özel hastaneler: Özellerin vahşi yüzü
Buradan özel hastanelere geçiyorum. Ne var ki, özellerin acile servislerine gelen yurttaşların, tıpkı devlet hastanelerinde olduğu gibi, uzun kuyruklarda beklemek zorunda kaldıklarına tanık oluyorum. Ancak bu kadarla sınırlı değil. Hastaya acil durumunun sona erdiğine ilişkin taahhütname imzalatarak, hastadan fahiş ücretler talep eden özel hastaneler, olmayan hastanın yatışını göstermek, hastanın altındaki çarşafı almak, otopark ücreti için yurttaşı sıkboğaz etmek gibi uygulamalara da imza atıyor.

Hasta ve hasta yakınları açısından, özel hastanelerin acil servislerindeki en büyük sorun, kendilerine kesilen faturalar. 7 aylık bebeğini yüksek ateş sebebi ile Silivri’deki bu hastaneye getirilen Semra Çelik, acil girişli hastalardan para alınması yasak olmasına rağmen kendilerinden 200 lira alındığını, daha sonra başka bir özel hastaneye gittiğinde ise 4 gündür hastanede yatıyormuş gibi işlem görmüş olduğunu fark ettiğini anlatıyor. Bir başka değişle hastane, acil serviste hastadan para talep etmekle yetinmiyor, yatmayan hastaları yatmış gibi göstererek devletten para alıyor.

Bir başka hasta yakını, Engin Yağcı, hastasını Ulus’taki özel hastanenin acil servisine götürmüş ancak ücretsiz olması gereken acil servis kayıt elemanının, hastanın durumunu sormadan kendilerinden direkt olarak 330 lira ücret talep ettiğini söylüyor. Şenol Karakoç adlı hasta yakını da, “Eşim alamama şikayetiyle rahatsızlandı. Acil olarak 112’yi arayarak eşimi ambulans ile evimize en yakın özel hastaneye götürdüm. Yapılan muayenede acil serviste keyfe keder fark ücreti çıkarttılar. Sanırım oradaki acil doktorlarına acile gelen hastalara bir şekilde bir kulp bulup sarı alan yazın deniliyor” ifadelerini kullanıyor. Dahası, anlatılana göre, bazı özel hastanelerin acil servisleri kullandıkları ilaç ve enjektörün eczaneden tedarik edildiğini gerekçe göstererek acil servise başvuran hastadan para istiyor.
birgun-ozel-devlet-ve-kamu-ozel-ortakligiyla-isletilen-sehir-hastanelerini-gezdi-devlet-ozel-sehir-fark-etmiyor-aciller-acil-lik-449590-1.
Ancak özel hastanelerin acil servislerindeki hastaları bekleyen tek sorun kendilerinden haksız yere alınan ücretler değil. Gaziosmanpaşa’daki özel hastanenin acilindeki yakınını görmeye giden Osman Balcı adlı hasta yakını, arabasını park ettiği otoparktaki görevlinin, adeta yakasına yapışarak para istediğini, para vermeden hastaneye giremeyeceğini ifade ettiğini anlatıyor. Özel hastanelerin hastalara kestikleri faturaların yanında, otoparklarının da ücretli olmasına anlam veremediğini söyleyen Balcı, otopark ücreti için dahi rehin alındıklarını belirtiyor. Yağmur Engin adlı bir başka hasta yakını da, Vatan Hastanesi’ne sevk edilen hastasının, havanın bir hayli soğuk olmasına rağmen altından ambulansa bindirilirken altındaki çarşafın zorla alındığını anlatıyor. Engin, çarşaf ücretini ödeyeceğini söylemesine rağmen hastanın çıplak bir şekilde “prosedür gereği” sedyenin üzerinde bırakıldığına dikkat çekerek, insanların özel hastanelerde gördükleri insanlık dışı muameleye işaret ediyor.

AVM lerde en çok erkekler vakit geçiriyor

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2014-2015 döneminde faaliyet türü ve hane halkının aylık gelir grubuna göre kişi başına faaliyet sürelerine dair araştırması, ilginç sonuçlar ortaya koydu. Cinsiyete göre faaliyet sürelerine bakıldığında, yemek ve diğer kişisel bakıma erkekler, ortalama 2 saat 46 dakika süre ayırırken, kadınlarda bu, ortalama 2 saat 43 dakika oldu. Hanehalkı ve aile bakımına ayrılan süre kadınlarda ortalama 4 saat 17 dakika olurken, erkeklerde 51 dakika olarak gerçekleşti.Hürriyet’teki habere göre, son dört hafta içinde yapılan veya katılım sağlanan faaliyetlerin cinsiyete göre dağılımı incelendiğinde, kadınlar en çok tv izleme, akraba ve arkadaş ziyaretleri, alışveriş merkezi dolaşma ve kitap okumaya vakit ayırırken, erkekler gazete ve dergi okumayı, radyo dinlemeyi, alışveriş merkezinde gezmeyi ve sosyal medyada vakit geçirmeyi tercih etti.Bu noktada, .