Kız arkadaşından ayrıldı, köpeği davalık oldu

Eskişehir’de 23 yaşındaki Osman Orhan Baçaru, ayrıldığı kız arkadaşında kalan köpeğini geri almak için dava açtı.

Eskişehir’de üniversite öğrencisi 23 yaşındaki Osman Orhan Baçaru, kendisine ait olduğunu iddia ettiği “Golden” cinsi “Marley” isimli köpeği ayrıldığı kız arkadaşının geri vermediği gerekçesiyle hukuk mücadelesi başlattı.

3. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açan Anadolu Üniversitesi Turizm ve Otelcilik Fakültesi öğrencisi Baçaru, Mart 2017’de internet üzerinden ilan vererek “Marley” adlı köpeğini sahiplendirmek isteyen Ezgi B. ile iletişime geçtiğini ve anlaşıp köpeği sahiplendiğini iddia etti.

Daha sonra Ezgi B. ile bir süre aynı evi paylaştığını öne süren Baçaru, yaklaşık bir yıl sonra ayrıldığı kız arkadaşının köpeği vermediğini ileri sürerek hukuk mücadelesi başlattığını söyledi.

Yeni bir eve çıkmak için köpeği bir hafta eski kız arkadaşında bıraktığını, almak için geri döndüğünde kapıların yüzüne kapatıldığını belirten Baçaru, eski kız arkadaşının “Marley”e kendisi kadar iyi bakamadığını savundu.

“BENLE ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞTU”

Ezgi B’nin “Marley”i kendisine vermeyeceğini söylediğini anlatan Baçaru, şöyle konuştu:

“Marley benden öncesinde tasmasından çıkmamış bir köpekti. Benimle özgürlüğe kavuştu. Yanımda yürürken bile tasmasız gezerdi. Yaklaşık 5 aydır göremiyorum onu. En azından iyi durumda olduğunu göreyim istiyorum ama buna da müsaade etmediler. Marley’in bana karşı duyguları daha fazla. Tuvaleti gelince terasa çıkartan biriyle onunla sokaklarda koşturan birisi aynı olamaz. Köpeğim için hukuk mücadelesi veriyorum ve sonuna kadar da vereceğim.”

Baçaru, “O benim kızım. Ben onun, bensiz neler hissettiğini biliyorum. En son eve onu almak istediğimi söylemeye gittiğimde kapının arkasındaki seslerini duymanız lazımdı. Resmen ağlıyordu” dedi.

“BU BİR EMSAL OLACAK”

Davacı vekili avukat Oytun Süllü adına dosya hazırlığı ve takibini yürüten stajyer avukat Ahmet Seyhan da köpeğin sahiplendirilmesi sonrasında gerçek sahibinin Osman Orhan Baçaru olduğunu savundu.Seyhan, yargı kararının bu konuda emsal teşkil edeceğini belirterek, şunları kaydetti:

“2017 yılı mart ayında karşı taraf internetten köpeği sahiplendirme ilanı vermiş. Bu delil elimizde mevcut. Sahiplenme resmi olarak gerçekleşmiş. Marley şu anda zorla alıkonulmaktadır. Gerekli başvurularımızı tamamladık. İnşallah davayı kazanacağız ve bu bir emsal olacak. Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde davamızı açtık. Müvekkilim gerçekten iyi bir hayvansever.”

“İNTİKAM ALMAK İÇİN YAPIYOR”

Konu ile ilgili hakkında dava açılan Ezgi B. ise davacı Osman Orhan Baçaru’nun kendisinden ayrıldıktan sonra intikam almak için bu yola başvurduğunu ileri sürdü.

Ezgi B, köpeği “Marley”i 3,5 aylıkken sahiplendiğini dile getirerek, şunları söyledi:

“Marley yaklaşık 4 yıldır bende. Ayrıldığımız için şimdi Marley’i benden alarak acı çektirmek istiyor. Kızımı Osman’a vermeyi düşünmüyorum. Bir dönem sahiplendirmeyi düşünmüştüm. O dönemde Osman’la tanıştım ve sahiplendirmekten vazgeçtim. Osman’ın birkaç aşı karnesine adını yazdırıp kendini sahibi gibi göstermesi Marley’in gerçek sahibi olduğunu kanıtlamaz.”

SON SÖZ MAHKEMENİN

Marley”in kimde kalacağı sorusunun cevabı, Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülecek davada belli olacak.Davanın ilk duruşması 25 Mayıs’ta gerçekleştirilecek.AA

Antalya’da kızamık alarmı: 1500 öğrenciye aşı yapıldı

Akdeniz Üniversitesi’nde biri yabancı uyruklu 8 öğrencide kızamık hastalığı tespit edilmesinden sonra daha önce aşı olmadığı belirlenen 1500 öğrenciye tedbir amaçlı kızamık aşısı yapıldı.

Akdeniz Üniversitesi’nde eğitim gören yabancı uyruklu bir öğrencide 28 Mart’ta kızamık hastalığı tespit edildi. Hasta hemen tedaviye alınırken, bu hastanın temas ettiği kişilere de aşı yapıldı. Olayın ardından hastalığın yayılması ihtimaline karşı kızamık aşısı olmadığı belirlenen öğrencilere aşı olmaları çağrısı yapıldı. AÜ Genel Sekreteri Ali Serinoğlu, Antalya İl Sağlık Müdürlüğü’nün koordinasyonunda üniversitede bir öğretim üyesinin görevlendirildiğini, bir ekip tarafından hastalığın kontrol altına alındığını söyledi.

Hastalığın ilk olarak yurt dışından gelen bir öğrencide tespit edildiğini vurgulayan Ali Serinoğlu, “Daha sonra üniversite genelinde toplam yedi kızamık vakası daha tespit edilmiştir. İlk vakanın tespit edilmesinden sonra koordinasyon ekibi tarafından hızla olaya müdahale edilmiş, hastaların hızla tedavi süreci başlatılmıştır. Şüpheli/temaslı tüm öğrenciler tespit edilerek aşılama yapılmıştır. Yapılan etkin müdahalenin ardından 28 Mart’ta bu yana yani bir haftadır şüpheli herhangi bir kızamık vakası tespit edilmemiştir. Şu an itibariyle halk sağlığı açısından endişe edilecek bir durum olmayıp, olay kontrol altına alınmıştır. Kızamık hastaları ile ilgili teması olduğu düşünülen, daha önce aşı olmadığını beyan eden 1500 öğrencimiz gönüllü olarak aşı olmuştur” diye konuştu.

Diğer yandan Antalya genelinde ise 4 bin 250 kişinin kızamık aşısı olduğu kaydedildi.

Aşı karşıtlarının iddiaları ve gerçekler

BirGün ANKARA

Klimik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Erişkin Bağışıklaması Çalışma Grubu, toplum sağlığını tehlikeye atan aşı karşıtlarının iddialarını ve gerçekleri 9 maddede açıkladı. Çalışma Grubu’nun hazırladığı değerlendirmede, “Bir salgın ortaya çıktığında hastalanan kişilerin çoğu aşı olanlardır” , “Anne sütü, içeriğindeki maddelerle bebeği enfeksiyonlardan korur” , “Aşıların içinde koruyucu olarak civa gibi tehlikeli elementler, alüminyum gibi zararlı maddeler bulunur” gibi yaygın görüşlerin gerçeği yansıtmadığı bildirildi.

KLİMİK Derneği Erişkin Bağışıklaması Çalışma Grubu, Bilim ve Gelecek Dergisi için hazırladığı çalışmada, sayıları 23 bini bulan toplum sağlığını tehlikeye atan aşı karşıtlarının iddialarını ve gerçekleri şöyle sıraladı:

1 Hastalıklar, sağlıklı yaşam koşulları ve temiz gıda/su temini sayesinde aşılamalardan önce ortadan kalkmaya başlamıştır.
Bu gibi ifadeler aşı karşıtı literatürde çok yaygındır. Bir hastalığın görülme sıklığının yıllar içindeki değişimine bakıldığında aşıların ne kadar etkili olduğu görülür. Aşılamayı bırakırsak hastalıklar ölümlerle geri gelecektir.

2 Bir salgın ortaya çıktığında hastalanan kişilerin çoğu aşı olanlardır.
Salgınlarla seyreden çocukluk çağı hastalıklarında bu iddia doğru olsa da, aşıların etkisiz olduğunu göstermez. Aşılanan çocukların ortalama yüzde 85-95’i korunurken, yüzde 5-15’inde aşıya rağmen hastalık gelişebilir.

3 Aşı olmaktansa hasta olmak daha iyidir çünkü aşılar hastalığın kendisi kadar koruyucu değildir.
Aşılar, hastalığın olası komplikasyonlarının da önüne geçer. Aşı yerine hastalığın kendisini geçirerek bağışıklık kazanmanın ağır bedelleri olabilir: Kızamığa bağlı ensefalit, körlük ve ölüm, kızamıkçığa bağlı doğum kusurları, bakteriyel menenjit sonrasında zekâ geriliği ve sinir hasarı, çocuk felci enfeksiyonundan sonra kalıcı felçler, Hepatit B virüsüne bağlı olarak karaciğer kanseri veya ölüm gibi ağır bedeller ödenebilir.

4 Küçük bir bebeğe çok sayıda aşı yapmak bağışıklık sisteminin çalışmasını bozarak pek çok hastalığa yol açabilir.
Bilimsel veriler aynı anda farklı aşılar yapmanın bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz bir etkiye neden olmadığını ayrıca yan etkinin de artmadığını göstermektedir. Bu nedenle çok uzun yıllardır bebeklere çoklu aşılar uygulanmaktadır.

5 Anne sütü, içeriğindeki maddelerle bebeği enfeksiyonlardan korur.
Anne sütünün enfeksiyonlardan koruduğu bilimsel bir gerçektir. Ancak aşılar olmadan tek başına anne sütü, kızamık, kızamıkçık, tetanoz, difteri gibi öldürücü hastalıklardan koruyamaz.

6 Ülkemizde aşıyla önlenebilir hastalıklar kaybolmaya yüz tuttuğu için çocuklarımıza aşı yaptırmamıza gerek yoktur.
Ülkemizde aşıyla önlenen çocukluk çağı hastalıklarının çok azaldığı doğrudur. Ancak halen dünyanın pek çok bölgesinde bu hastalıklar görülmekte ve artan seyahatler, göç ve mültecilik gibi nedenlerle çok kolayca sınırları aşabilmektedir. Ülkemizde 2011’de 105 kızamık olgusu varken 2013’te bu sayı 7 bin 405’e çıkmıştır. Aşılanma sadece aşılanan kişiyi değil tüm toplumu koruyan bir yöntemdir.

7 Aşıların içinde koruyucu olarak civa gibi tehlikeli elementler, alüminyum gibi zararlı maddeler bulunur.
Doğada toprakta, havada ve sularda bulunan civanın iki formu vardır: Metil-civa ve etil-civa. Metil-civa yüksek dozlarda insanlarda zehir etkisi gösterir. Etil-civa ise metil-civa’ya göre çok hızlı vücuttan atıldığı için toksik dozlara ulaşmaz. İnsana zarar vermez. Timerosal, etil-civadır ve sadece çoklu doz içeren flakon şeklindeki aşılarda bulunur. Tek kişiye yapılmak için hazırlanmış enjektörde bulunan aşılarda zaten timerosal (etil-civa) yoktur. Timerosalin otizm yaptığı iddiası da ortaya atılmıştır. Ancak yapılan bilimsel çalışmalar timerosal ile otizm arasında hiçbir ilişki olmadığını göstermiştir.

8 Aşılar güvenli değildir pek çok aşının çok tehlikeli yan etkileri vardır.
Aşılar çok güvenlidir. Lisanslı bir aşı, kullanım için onay almadan önce çok sayıda deneme aşaması boyunca titizlikle test edilir ve piyasaya çıktıktan sonra düzenli olarak yeniden değerlendirilir. Bilim insanları ayrıca, bir aşının olumsuz bir etkiye neden olabileceğine dair olası bir durum için çeşitli kaynaklardan gelen bilgileri sürekli olarak takip ederler.

9 Aşılarla ilgili çok yan etki var ama aşı firmaları bunların bilinmesine engel oluyor.
Aşılar toplum sağlığını ilgilendiren ürünler olduğu için aşı uygulamaları bağımsız bilimsel kuruluşlar ve ulusal sağlık otoriteleri tarafından günü gününe izlenmektedir. En ufak bir şüphe oluştuğunda bağımsız bilim insanlarından oluşan komisyonlar kurularak araştırılır, bilimsel ortamlarda şeffaf bir şekilde paylaşılır, tartışılır ve sonuçlar tüm hekimlere ve sağlık çalışanlarına duyurulur.

Prof. Dr. Funda Barlık Obuz: Karanlığa karşı inadına iyi

ANIL VARLI

İzmir Tabip Odası Seçimleri 15 Nisan Pazar günü Alsancak Salih İşgören İlkokulunda yapılacak. “Susmayacağız, biat etmeyeceğiz, sarayın odalarından biri olmayacağız” diyerek, “Karanlığa karşı inadına iyi hekimlik” sloganıyla seçime hazırlanan Demokratik Katılımcı Hekimler’in Yönetim Kurulu Başkan adayı Prof. Dr. Funda Barlık Obuz ile seçime dair konuştuk. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görev yapan Prof. Dr. Obuz, Türk Radyoloji Derneği İzmir Şubesi Başkanlığı, İzmir Tabip Odası Onur Kurulu üyeliğinin yanı sıra aynı zamanda Türk Tabibleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyesi. Prof. Dr. Obuz, “Çağdaş, laik ve demokratik bir ülkede, barış içinde onurlu ve iyi hekimlik yapmak istiyoruz. geleceğimize ve meslek örgütümüze sahip çıkacağız” diyor.

»Hekimlerin öncelikli sorunları nelerdir?
Kamu hastanelerinde aşırı hasta yükü altında uzun süreler çalışan hekimler, emeğinin karşılığı olmayan yetersiz ücretlerle, politik ve yönetsel baskılarla karşılaşıyor. Aile hekimliğinde benzer olumsuzlukların yanında, sözleşmeli ve güvencesiz çalışma dayatılıyor. Özel sağlık kuruluşlarında, işyeri hekimliklerinde çalışan meslektaşlarımız güvencesiz ve mesleki bağımsızlığını kaybetme tehlikesi altında çalışıyor. Üniversite hastanelerinde sevk zincirinin olmaması nedeniyle hizmet, eğitim ve araştırmanın önüne geçiyor. Tıp eğitimi ve mezuniyet sonrası eğitim gün geçtikçe niteliğini kaybediyor. Hekimler emeklilikte yoksulluk sınırının altında ücretlere mahkûm ediliyor. Kamuda liyakate dayanmayan kadrolaşma tüm hızıyla sürerken, binlerce hekim bir gecede kamudan ihraç ediliyor, yüzlerce yeni mezun hekim güvenlik soruşturmalarıyla işsiz bırakılıyor.

»Son yıllarda hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarında büyük artışlar yaşanmaktadır. Sağlıkta artan şiddet olaylarının nedeni nedir?
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, sağlık hizmet sunumunun hemen tüm aşamalarında yaygın ve ciddi bir sorun haline geldi. Sağlıktaki şiddetin en önemli nedeni, sağlık alanını ticarileştiren, sağlık çalışanlarını güvenliksiz ortamlarda, performansa dayalı gece gündüz çalıştıran sağlık politikalarıdır. Şiddeti artıran etkenlerden birisi de, şiddeti uygulayan kişilerin cezalandırılmayacakları ya da önemsenecek bir yaptırımla karşılaşmayacakları düşüncesidir. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddete asla hoşgörü gösterilmeyeceği, aksine şiddet suçlarının mutlaka cezalandırılacağı düşüncesinin oluşturulması, önleyicilik açısından çok önemlidir. Bu amaçla Türk Tabipleri Birliği tarafından önerilen yasa tasarısı kabul edilmelidir.

»İktidarın uyguladığı sağlık politikalarının yol açtığı yıkımı nasıl değerlendirirsiniz?
Son 15 yıldır uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP), sağlık ortamında pek çok yeni soruna yol açtı. Performansa dayalı ek ödeme sistemi, hastaya ayrılan süreyi azalttı, yapılan işlem sayısı, nitelikli sağlık hizmetinin önüne geçti. Performans sistemi aynı zamanda çalışma barışını da bozdu. Bugün Genel Sağlık Sigortası (GSS) primlerini ödeyemediği için yaklaşık 5 milyon kişi kamu sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor. Aylık olarak ödenen GSS primi dışında, hastalar hastaneye başvurduğunda, muayene katılım bedeli, ilaç katılım bedeli, tıbbi malzeme katılım payı gibi 14 ayrı kalemde katkı payı ödemek zorunda kalıyorlar. Yine SDP’nin bir parçası olan aile hekimliği sistemi, bireysel ve toplumsal sağlık hizmetini birbirinden ayırarak birinci basamak sağlık hizmetlerini parçalı hale getirdi.
SDP’nin ikinci fazı olarak ileri sürülen, bir kamu-özel ortaklığı projesi olan Şehir Hastaneleri, şehre olan uzaklıkları, gereksiz büyüklükteki kullanım alanları ile hastaların sağlık hizmetine erişimini güçleştiriyor, sağlık çalışanları açısından da önemli sorunlar oluşturuyor. Şehir merkezindeki pek çok kamu hastanesinin kapatılacak olması, toplam yatak sayısında önemli bir değişiklik olmaması, en önemlisi gelecek nesillere aktarılacak büyük bir kamu borcunun yaratılması, Şehir Hastanelerinin yeniden değerlendirilmesini ve daha büyük zararlara yol açmadan bu projeden vazgeçilmesini gerektiriyor.

»Hükümetin meslek örgütlerine yönelik (TBB, TTB, TMMOB) “itibarsızlaştırma, hizaya getirme” politikalarına karşı “Sarayın Tabip Odası olmayacağız derken neyi ifade etmektesiniz?
Son dönemde meslek örgütleri çıkarılmak istenen yasalarla etkisiz ve işlevsiz hale getirilmek istenmektedir. Anayasanın 135. Maddesinde, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları devlet hiyerarşisi altında bulunmayan özerk kuruluşlar olarak düzenlenmiştir. Meslek birliğimizin kamusallığı, hekimlerin haklarını korumakla sınırlı olmayıp tüm toplumun sağlık hakkının sağlanmasına yöneliktir. Demokrasinin sorunlu olduğu dönemlerde devletler, meslek kuruluşlarının kendi politikalarını eleştirmemesini, desteklemesini hatta bir devlet organı gibi hareket etmesini istemekte; bunu sağlamak için de müdahalelerde bulunabilmektedir. Bu müdahaleleri engellemek için, Dünya Tabipler Birliği, ulusal hekim birliklerinin üye olarak kabul edilebilmesi için herhangi bir devlet kurumu veya kuruluşuna tabi olmaması veya bir devlet kurumu veya kuruluşu tarafından kontrol edilmemesi koşulunu getirmiştir. Türk Tabipleri Birliği’nin ülkemizi temsil ettiği Dünya Tabipler Birliği, Avrupa Hekimler Daimi Komitesi gibi uluslararası hekim örgütleri, evrensel hekimlik ilkelerine sahip çıkmanın toplumlar açısından öneminin ve değerinin farkındadır. Güçsüzleştirilmiş, hükümetin kontrolü ya da etkisi altındaki meslek kuruluşlarının dünya halkları nezdinde itibarının olamayacağı açıktır.

»Sağlıkta gericileştirme özellikle aşı karşıtlığı ve kanıta dayalı bilimsel tıp uygulamaları yerine geleneksel, alternatif ve tamamlayıcı tıp uygulamaları yaygınlaşmaya başlandı. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Geleneksel, alternatif ve tamamlayıcı sağlık uygulamaları, büyüyen ve kar getiren bir pazar olarak sağlık sisteminin bir parçası haline getirildi. Modern tıp uygulamalarına erişemeyenlere “umut tacirliği” yapılarak alternatif yaratılmak isteniyor. Bizler etkinliği ve güvenilirliği belirlenmemiş, yarar zarar değerlendirmesi yapılmamış, bilimselliği kanıtlanmamış, toplum sağlığını tehlikeye atan, tüm bilim dışı uygulamaların karşısında olmayı, bilimsel ve çağdaş tıp yöntemlerine dayalı hizmet sunumunu tavizsiz olarak savunmayı sürdüreceğiz. Modern tıbbın konularının dini kavram ve uygulamalarla sorgulandığı, helal kan ve helal ilacın, organ ve doku naklinin dine uygunluğunun tartışıldığı, aşı karşıtı söylemlerin arttığı, hastanelerde psikolog yerine manevi rehberlik adı altında imamların çalıştırıldığı bir dönemde laikliği savunmayı temel bir görev olarak görüyoruz.

»Projeleriniz nedir? Yeni dönemde tabip odası olarak nelere öncelik vereceksiniz?
Hekimlerin sorunlarının çözümü için demokratik ve katılımcı bir yönetim anlayışını benimseyecek, mesleki etik değerlerin korunması ve geliştirilmesi için çalışacağız. Toplumun sağlığının korunmasında ve sağlığın en önemli belirleyicilerinden demokratik ve özgür bir ortamın yerleşmesinde hekimlere büyük görev düşüyor. Bunun sağlanması için üzerimize düşeni yapacağız. Uygulanan sağlık politikalarına eleştirel ve sorgulayan bir tutum içinde olacak, kendi çözüm önerilerimizi kamuoyu ile paylaşacağız. Hekimlik değerlerini ve halkın sağlık hakkını savunurken, barışın egemen olduğu, özgür, adil, demokratik bir ülkede yaşamak istiyoruz. Yaşamdan ve barıştan yana olma tutumumuzu bugün olduğu gibi yarın da sürdüreceğiz.

»İzmirli hekimlere çağrınız nedir?
Tüm meslektaşlarımızı insanca çalışma koşulları, çalışırken ve emeklilikte insanca ücret, iş güvencesi, sağlık hakkı, iyi hekimlik ve nitelikli sağlık hizmeti için mücadeleye ve bizleri desteklemeye davet ediyoruz.

TTB’den ‘Aşı candır’ kampanyası

Prof. Dr. Tükel, İstanbul Tabip Odası’nda “Aşı candır” kampanyasının tanıtım toplantısında, Türkiye’de özellikle aşılama sorunu ortaya çıktığını ifade etti.

Aşı reddinin giderek arttığını dile getiren Tükel, “TTB, uzun yıllardır bu konuda çalışmalar yapıyor. Bugün ‘Aşı candır’ kampanyasını başlatıyoruz. 5-24 Nisan arasında sürecek bir kampanya. Dünya Aşı Haftası başlangıç günü olan 24 Nisan’a kadar, broşür ve çalışmalarla aşı bilincini arttırmaya çalışacağız. Bu konuda net bir tutum geliştirmesi yönünde Sağlık Bakanlığı’na önerilerimizi ileteceğiz.” diye konuştu.

Tükel, aşılama için yasa değişikliği önerisi sunacaklarını ifade ederek, Anayasa Mahkemesi’nde çıkan kararların yasal bir düzenlemeyi zorunlu hale getirdiğini vurguladı.

TTB olarak son derece güvenilir ve etkin bir koruyucu sağlık hizmeti olan aşı konusunu önemsediklerinin altını çizen Tükel, şunları kaydetti:

“Sayıları giderek artan aşı reddiyle karşı karşıyayız. Sağlık Bakanlığı rakamlarına göre çocuğuna aşı yaptırmayı reddeden aile sayısı 2011’de 183’ken, 2016’da bu rakam 12 bine 2017’de 23 bine çıkıyor. Hızla artığını görüyoruz. Ne yazık ki günümüzde sadece aşı yaptırmayan değil, aşısı olan çocukların da risk altında olduğu bir durum söz konusu. Kızamık vakalarının arttığı görülüyor, hatta bunların arasında aşılı çocukların olduğu da görülüyor. Hukuki süreçler işliyor ama yasal değişiklik olmadan sonuç alınması söz konusu değil. Sağlık Bakanlığı, aşılama hizmetlerini tanımladığı Genişletilmiş Bağışıklama Genelgesi’ni 2009’dan bu yana güncellememiştir.”

Raşit Tükel, aşıların kesinlikle güvenli ve etkin ürünler olduğunu vurgulayarak, aşıya karşı çıkanların iddialarından birinin aşıların içeriğinin güvenilirliğine ilişkin olduğunu anlattı.

Tükel, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, insan sağlığına en çok katkısı olan uygulamaların aşı ve su dezenfeksiyonu olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:

“Türkiye’de aşılama oranlarının bugünkü düzeyine erişmesi, birinci basamakta emek veren sağlık çalışanları sayesinde gerçekleşmiştir. Aşılama hizmetinin yaygınlaşmadığı yıllarda Türkiye’de doğan her bin bebekten 150-200’ü bir yaşını görmeden ölüyordu. Aşıyla korunabilir hastalıklar çoğunlukla yaşamı tehdit eden yani ölüm ya da sakatlıkla sonuçlanan hastalıklardır. Çocuklarınızı aşılatmadığınızda onların yaşamını riske atarsınız. Yüksek aşılama oranları toplum bağışıklığı denen bir olguyu ortaya çıkarır. Bu artık o hastalığın salgınlarının olmadığı, sadece az sayıda vakanın görülebildiği bir durumdu. Bu nedenle aşılama gerçekte bireysel değil toplumsal bir hizmettir. Aşı sadece uygulandığı kişiyi korumaz. Hastalık etkeninin toplumda dolaşımını engelleyerek, toplumdaki riskli kişileri de korur. Aşılama oranının düşük düzeyde kalması kanser tedavisi gören ya da doğuştan bağışıklık sistemi hastalığı olan çocukları risk altında bırakmaktadır. Bu nedenle aşı olmasına engel durumu olmayan çocukların aşılanması, aşı olmaları konusunda engelleri olan çocukları da dolaylı olarak korumaktadır.”

Tükel, aile hekimleri için aşı broşürü hazırladıklarını sözlerine ekledi.

TTB: Zorunlu Aşı için Sağlık Bakanlığı göreve

BİRGÜN / ANKARA

Türkiye’de son 7 yılda çocuklarına aşı yaptırmayan ailelerin sayısı 183’ten 23 bine çıktı. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, “Aşı Candır Hayat Kurtarır” kampanyası doğrultusunda Sağlık Bakanlığı’na çağrı yaparak, “Zorunlu Aşı Yasası”nın bir an önce çıkarılmasını talep etti. Tükel, “Aşı yapılması kişinin ya da ebeveynin bilimsellikten uzak, kanıtlanmamış bilgiler ve yanlış inançlar doğrultusunda keyfi kararlara bırakılmamalıdır. Aşılama konusunda yasal düzenleme ivedilikle yapılmalıdır” dedi.

Kampanya ile ilgili TTB genel merkez binasında düzenlenen basın açıklamasına Merkez Konseyi üyeleri ve CHP Milletvekilleri Dr. Ali Şeker, Dr. Niyazi Nefi Kara ve Dr. Behçet Yıldırım da katıldı. Tükel, aşıların son derece etkin ve güvenilir olduklarına vurgu yaparak, şunları söyledi:

“Aşılarla ilgili kanıtlanmış hiçbir ciddi yan etki olmadı. Aşı, sadece aşı yapılan çocuğu korumakla kalmayıp hastalık etkeninin toplumdaki dolaşımını engelleyerek toplumdaki riskli kişileri de korumaktadır. Aşılama oranının düşük düzeyde kalması, kanser tedavisi gören ya da doğuştan bağışıklık sistemi zayıf olan ya da hastalığı bulunan çocukları risk altında bırakmaktadır. Aşı olmayı reddetmek, bireysel özgürlük değil kamu sağlığını tehdit eden bir davranıştır.”

Yasa teklifi kabul edilmeli

ttb-zorunlu-asi-icin-saglik-bakanligi-goreve-454364-1.

Sağlıklı toplum için, sağlıklı çocuklar için, sağlıklı bir gelecek için TTB tarafından bir yasa taslağı hazırlandığını belirten Tükel, “Anayasa Mahkemesi 26 Ekim 2016 yılında aşıyla ilgili önemli bir karar almış ve mevcut yasalar doğrultusunda çocuk felci dışındaki aşıların zorunlu tutulamayacağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin kararı aşılama konusunda yasal bir düzenleme yapılmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Dava konusu olan pek çok olayda aşılama konusunda yasal düzenleme yapılması gerektiği mahkemelerce hükmedildiği halde, Bakanlığın ısrarla gerekli düzenlemeyi yapmaması dikkati çekicidir. Aşılama konusunda mevzuattaki belirsizliklerin sona erdirilmesi için, yasal düzenlemelerin ivedilikle yapılması için Sağlık Bakanlığı’nı göreve davet ediyoruz” diye konuştu.

Basın toplantısının ardından, TTB Merkez Konseyi üyeleri ve milletvekilleri, dünyada sadece kızamık aşısının yapılmaması nedeniyle bir saatte 13 çocuğun yaşamını yitirmesine dikkati çekmek için 13 renkli balon uçurdu.

TTB’den kampanya: Aşı kanser yapmaz

BURCU CANSU

Aşılamanın koruyucu bir sağlık hizmeti olduğunu vurgulayan Türk Tabipleri Birliği (TTB), aşı karşıtı aileler için hazırladığı broşürde, aşılama oranlarındaki düşüş ile bulaşıcı hastalıkların geri geleceği uyarısında bulundu. Ölümlere neden olan hastalıklardan çocukları korumak için aşının önemine dikkatin çekildiği broşürde, aşıların iddia edildiği gibi kansere neden olmadığı kaydedildi.

TTB, son yedi yılda çocuklarına aşı yaptırmayan ailelerin sayısı 183’ten 23 bine çıkması ve buna bağlı olarak artabilecek bulaşıcı hastalık riskine karşı “Aşı Candır” kampanyası başlattı. Kampanya kapsamında Sağlık Bakanlığını yükselen aşı karşıtlığına karşı göreve davet eden TTB, ailelere de seslendi. Kampanya kapsamında hazırlanan “Anne ve Babalar için Aşı Hakkında Bilinmesi Gereken Bilgiler” başlıklı broşürde şunlar yer aldı:

»Çocuğunuza niçin aşı yaptırmalısınız?
Aşılar, çocuklarımızın sağlığını korumak, iyileştirmek için çok büyük bir etkiye sahiptir. Kızamık, difteri, boğmaca gibi toplumda sık görülen bazı hastalıklar, küçük çocuk ve bebeklerde ciddi sorunlara ya da ölümlere neden olabilir. Çocuklarımızı bu hastalıklardan ve bu hastalıklara bağlı diğer sağlık sorunlarından korumak için aşılara ihtiyacımız var.

»Aşı yaptırmasak ne olur?
Geçmişte yaşanan ve kitlesel ölümlere neden olan birçok bulaşıcı hastalığın günümüzde görülmüyor, olmasının nedeni toplumun yaygın bir şekilde aşılanmasıdır. Aşılama oranlarını önemli ölçüde düşürecek sayıda çocuğun aşılanmaması, salgınların yeniden ortaya çıkmasına neden olur. Çocuğunuza aşı aşı yaptırmamanız sadece sizin çocuğunuzu değil, tüm çocukları tehlikeye sokar.

»Yapılan aşılar Türkiye’de ve Dünya’da neyi değiştirdi?
Başlangıçta tüm dünyada olduğu gibi sadece 6 hastalığa karşı aşı uygulaması mevcuttu. Bunlar; difteri, boğmaca, tetanoz, kızamık, verem ve çocuk felci aşılarıdır. Sadece bu aşılara yönelik yapılan uygulama sayesinde her yıl 3 milyon çocuğun ölümü, 750 bin çocuğun da sakat kalması engellendi.

»Aşıların içinde zararlı maddeler var mı?
Bazı aşılarda koruyucu olarak kullanılan etil civa adlı bir madde vardır. Çevremizde doğal olarak da bulunan bu madde çok hızlı bir şekilde vücuttan atıldığı için asla toksik dozlara ulaşmaz ve insana zarar vermez. Etil civa sadece çoklu doz içeren flakon şeklindeki aşılarda bulunur. Tek kişiye yapılmak için hazırlanmış enjektörde bulunan aşılarda yoktur. Türkiye’deki aşıların çoğu tekli dozda olan aşılar olduğu için timerosella ilgili endişe duymaya gerek yoktur. Ayrıca, bilimsel çalışmalar etil civa ve otizm arasında hiçbir ilişki olmadığını göstermiştir.

»Aşı kanser yapar mı?
Aşı kanser yapmaz. Aksine kanserden korur. Dünya Sağlık Örgütü’nün çalışmaları aşı içeriğindeki kimyasalların hiçbirinin kansere neden olmadığını bildirmektedir. Aşı karşıtı kampanyalarda öne sürülen iddiaların hiçbir kanıtı ve gerekçesi yok. Aşılar kansere neden olmamakla birlikte kansere neden olan virüslere karşı koruyucu etki yaptığı için kanserden korumaktadır. Karaciğer kanserine neden olan Hepatit B virüsünden son derece güvenli olan Hepatit B aşısı ile korunabilirken yine kadınlarda rahim ağzı kanseri nedeni olan Human Papilloma Virüsü (HPV) ergen yaş grubundaki kızlara yapılan HPV aşısı ile önlenmektedir. Aşılar kanser yapmaz tersine kanserden koruyucudur. Örneğin Hepatit B aşısı karaciğer kanserinden korur.

TTB’den Sağlık Bakanlığı’na çağrı: Zorunlu aşı için gerekli

Türkiye’de son 7 yılda çocuklarına aşı yaptırmayan ailelerin sayısı 183’ten 23 bine çıktı. Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, “Aşı Candır Hayat Kurtarır” kampanyası doğrultusunda Sağlık Bakanlığı’na çağrı yaparak, “Zorunlu Aşı Yasası”nın bir an önce çıkarılmasını talep etti. Tükel, “Aşı yapılması kişinin ya da ebeveynin bilimsellikten uzak, kanıtlanmamış bilgiler ve yanlış inançlar doğrultusunda keyfi kararlara bırakılmamalıdır. Aşılama konusunda yasal düzenleme ivedilikle yapılmalıdır” dedi.

Kamu sağlığı tehdit altında

Kampanya ile ilgili TTB genel merkez binasında dün düzenlenen basın açıklamasına Merkez Konseyi üyeleri ve CHP milletvekilleri Dr. Ali Şeker, Dr. Niyazi Nefi Kara ve Dr. Behçet Yıldırım da katıldı. Tükel, aşıların son derece etkin ve güvenilir olduklarına vurgu yaparak, şunları söyledi:

“Aşılarla ilgili kanıtlanmış hiçbir ciddi yan etki olmadı. Aşı, sadece aşı yapılan çocuğu korumakla kalmayıp hastalık etkeninin toplumdaki dolaşımını engelleyerek, toplumdaki riskli kişileri de korumaktadır. Aşılama oranının düşük düzeyde kalması, kanser tedavisi gören ya da doğuştan bağışıklık sistemi zayıf olan ya da hastalığı bulunan çocukları risk altında bırakmaktadır. Aşı olmayı reddetmek, bireysel özgürlük değil kamu sağlığını tehdit eden bir davranıştır.”

Yasa teklifi kabul edilmeli

Sağlıklı toplum için, sağlıklı çocuklar için ve sağlıklı bir gelecek için TTB tarafından bir yasa taslağı hazırlandığını belirten Tükel, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Anayasa Mahkemesi 26 Ekim 2016 yılında aşıyla ilgili önemli bir karar almış ve mevcut yasalar doğrultusunda çocuk felci dışındaki aşıların zorunlu tutulamayacağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin kararı, aşılama konusunda yasal bir düzenleme yapılmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Dava konusu olan pek çok olayda aşılama konusunda yasal düzenleme yapılması gerektiği mahkemelerce hükmedildiği halde, Bakanlığın ısrarla gerekli düzenlemeyi yapmaması dikkat çekicidir. Aşılama konusunda mevzuattaki belirsizliklerin sona erdirilmesi için, yasal düzenlemelerin ivedilikle yapılması için Sağlık Bakanlığı’nı göreve davet ediyoruz.”