Yarkadaş: CAL’da birçok öğrenci zehirlendi, skandalın üstü örtülmeye çalışılıyor

Adı ”okul müdürünün düzenlediği köfte ve sucuk partileri”yle gündemden düşmeyen Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde bu kez de zehirlenme skandalı yaşandı. Skandalı TBMM’ye taşıyan CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, öğrencilerin okulda içtikleri sudan zehirlendiğini belirterek, konunun araştırılmasını istedi.

Yarkadaş şöyle konuştu:

“Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde birkaç gün önce sular kesiliyor. Okul yönetimi bunun üzerine, dışarıdan su getirtiyor. Bu sudan içen öğrencilerin bir kısmı kaldıkları pansiyonda, bir kısmı ise evlerinde rahatsızlanıyor. Okul Aile Birliği’ne giden çok sayıda şikayet sonrası durum Müdür Necati Yener’e aktarılıyor. Yener ise sorun çözmek yerine aileleri ‘provokasyon yapmak’la suçluyor. Böylece sorumsuzluğunu gizlemeye çalışıyor. Öğrenciler ise bu sırada yüksek ateşten dolayı kusma ve halsizlik yüzünden yataktan kalkamıyor.”

“PARTİZANLIĞIN GELDİĞİ NOKTA…”

Okul Müdürü Necati Yener’in, sırtını AKP’li İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve bakanlık bürokratlarına yasladığı için kendisini dokunulmaz gördüğünü belirten Yarkadaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Partizanlık, liyakatsızlık ve sorumsuzluk öğrencilerin canına mal olacak. Aynı müdür, daha önce de nereden alındığı belli olmayan sucukları öğrencilere yedirmeye çalışmıştı. Neyse ki; hiçbir öğrenci getirilen sucukları yemedi de zehirlenmekten kurtuldu… Ancak öğrenciler bir dahaki sefere, bu kadar şanslı olmayabilir. Milli Eğitim Bakanlığı, tarikat dayanışmasını bırakmalı ve okul müdürünü derhal görevden almalıdır. Müdürün görevden el çektirilmesi için öğrencilerin başına daha büyük bir felaket gelmesi mi bekleniyor!”

“AİLELER BASKI ALTINDA”

Çocuklarına “gıda zehirlenmesi” teşhisi konulan çok sayıda anne ve babanın kendisini aradığını belirten Yarkadaş, “Aileler kamuoyunda seslerini duyuramıyor. Çünkü müdür aileleri arayıp adeta tehdit ediyor. Adeta bir ‘Ali kıran baş kesen’ tavrı var. Öğrencilerin ve ailelerin bu zulümden bir an önce kurtarılması gerekiyor” dedi. Yarkadaş, İstanbul Tabip Odası’nı da okulda sağlık taraması yapmaya davet etti.

“HESAPLAR DA İNCELENSİN…”

Okulun tüm hesaplarının da incelenmesi gerektiğini belirten Yarkadaş, “Okulun gelir ve giderlerinin düzgün ve yasalara uygun tutulmadığı da beliniyor. Milli Eğitim Bakanlığı, bu müdürden neden çekiniyor? Müfettişlerin tüm raporları sümen altı ediliyor. Bakan İsmet Yılmaz bu müdürden neden korkuyor?” diye sordu. Yarkadaş, konunun tüm boyutlarını araştırma önergesi olarak meclise taşıdığını da dile getirdi. CHP’li vekil, okul müdürünün öğrencilere kötü davrandığını da yineledi.

Acil servis kaosuna ‘pansuman çözüm’

BURCU CANSU

Sağlık alanında en ciddi sorunların yaşandığı acil servisler için “göstermelik” bir düzenleme daha “müjde” diye duyuruldu. Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Eyüp Gümüş, acil servislerdeki yoğunluğu azaltmak için Aile Sağlığı Merkezleri’nin (ASM) , radyoloji ve laboratuvar hizmetlerinin de olacağı mini bir hastane görevi göreceğini açıkladı.

Gümüş, acil servislerde yaşanan yoğunluk sorununun çözümü için Sağlık Bakanlığı’nın, aile hekimlerinin daha çok rol alacağı yeni uygulama başlatacaklarını, bu kapsamda 75 bin nüfuslu yerlere kurulacak mini hastanelerin saat 23.00’e kadar açık olacağını duyurdu. TTB Merkez Konseyi Başkanı Raşit Tükel, “İçinden çıkılamaz hale gelen sağlık sistemi ‘pansuman’ tedbirlerle çözülemez” dedi.

Sağlık sisteminin içinden çıkılamaz bir kaosa dönüştüğünü belirten Tükel, öncelikle acil servislere başvurunun nedenlerinin doğru anlaşılması gerektiğini ifade etti. Tükel, bakanlığın mini hastane projesi ile ilgili BirGün’e şu değerlendirmeyi yaptı:

“SGK verilerine göre 2017 yılında herhangi bir kapsamda sosyal güvencesi olmayan, çalışmayan, SGK’dan gelir ve aylık almayan, 18 yaşını doldurmuş ve öğrenci olmayan ve aylık geliri asgari ücretin üçte birinden az olan 8 milyon yurttaş tespit edildi. 6,4 milyon yurttaş ise prim borcunu ödeyemedi ve sigorta kapsamı dışında kaldı. Bu insanlar sağlık hizmetine ulaşabilmek için acil servislere başvuruyor. Sağlık hizmetine erişim engelleri yüzünden acil sağlık hizmetlerinin amaç dışı kullanımı artmış, gerçekten acil olarak sağlık hizmeti alması gereken hastaların acil sağlık hizmetlerinden yararlanması zorlaşmıştır. Hem acil hastalar, hem yoksul hastalar, hem de uzun saatler yoğun olarak çalışan sağlık emekçileri aleyhine düzenlemeler peş peşe gelmeye başlamıştır. Bu düzenlemelerin hiçbirisi acil servise gereksiz başvurulara yol açan etmenleri ortadan kaldırmaya yönelik olmadığı için, acillerde yaşanan sorunları çözmeye yetmemektedir. Sağlık Bakanlığı, sorunun sonuçlarına odaklanmak yerine nedenlerini çözmeye yönelik uygulamaları hayata geçirmelidir.”

100 milyondan fazla başvuru
AKP Hükümetlerinin Sağlıkta Dönüşüm Projesi kapsamında ‘kışkırtılmış’ sağlık hizmetleri sebebiyle 80 milyonluk Türkiye’de acile başvuranların sayısının yılda 100 milyondan fazla olduğuna dikkati çeken Tükel, şunları söyledi:
“Sağlık kurumları işletmelere, sağlık hizmetlerini ticari bir faaliyete dönüştüren ‘kışkırtılmış bir talep’ yaratan sağlık sistemi oluşturuldu. Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan Sağlık İstatistikleri Yıllığı’na göre, 2002-2016 yılları arasında Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerin sayısı yüzde 13 artarken, bu hastanelere başvuran hasta sayısında yüzde 210, ameliyat sayısında yüzde 130 artış görüldü. 2002 yılında yılda 3.1 kez hekime başvuran yurttaşlarımız, 2016 yılına gelindiğinde yılda ortalama 8.6 kez hekime gider oldu. Sağlıkta Dönüşüm Programı, sağlık sistemini felç etti. Çözüm için sağlık sistemi düzeltilmelidir. Sağlık sistemi düzeltilmeden acil servislerde yaşanan sorun çözülemez.”

Sorun kronikleşti
Tükel, “Performans sistemi dayatması da sağlık hizmetlerinde niteliği düşürdü. Hastane hastane dolaşan yurttaş ‘tedavi olmak’ ya da aylar sonrasına sıra verilen ‘tetkiklerini yaptırabilmek’ için acil servislere gidiyor. Sağlık sisteminde yaşanan sorun artık kronikleşti. Sağlık sistemini kar getiren işletme gibi gören anlayış düzelmedikçe mini hastanelerde hasta için yeni bir başvuru noktası, hekim için de fazla mesaiden başka bir şey ifade etmiyor” ​dedi.

Mavi Balina’dan sonra yeni tehlike: Mariam

Dünyada, çocukları ve gençleri intihara sürükleyen, “Mavi Balina” oyunundan sonra şimdi de “Mariam” korkusu başladı.

Suudi Arabistan vatandaşı Salman El Harbi’nin geliştirdiği oyun, geçen yazdan itibaren özellikle Ortadoğu’daki gençler arasında yaygınlaştı. Oyunda, “Mariam” adında 9 yaşındaki kız, kaybolduğunu belirterek, eve dönmek için oyuncudan yardım istiyor. Oyun başlamadan önce kişinin ismi, adresi, yakın çevresi soruluyor ve Facebook, WhatsApp gibi uygulamalara erişim izni isteniyor. Oyunda kullanıcılara, “Eviniz nerede? Facebook hesabınız ne?” gibi kişisel sorular soruluyor. Bu sorular cevaplanmadan bir sonraki aşamaya geçilemiyor.

Gazete Habertürk’ten Fevzi Çakır ve İrem Koca’nın haberine göre oyun kapatıldığında, tekrar oynamak için 24 saat beklemek gerekiyor. Korkunç ses efektleri ve görsellerle desteklenen oyunun son seviyesine gelenler, bilinmeyen bir numaradan gece saat tam 03.00’te aranıyor. Sosyal medyada tecrübelerini paylaşan bazı bloggerlara göre, farklı dillerde konuşan bir robot cep telefonundan arayarak “Seninle tekrar görüşeceğiz” gibi kaygı verici bir ses dinletiyor ve oyunculara mesajlar yolluyor.

Oyunu oynayan kullanıcıların Youtube’da paylaştığı videolarda yabancı bir numara göze çarpıyor. Kullanıcılara cep telefonlarından aranarak korku filmlerinde de kullanılan çığlık ve fısıltı efektleri olan müzikler dinletiliyor. Habertürk’ün de aradığı bu numaraya bir robot ses cevap verdi. Oyunla ilgili sorulara cevap verecek bir muhataba ulaşılamadı.

BAKANLIK ERİŞİM ENGELİ İSTEDİ

Oyuna yönelik şikâyetleri değerlendiren Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Ankara Sulh Ceza Hâkimliği’ne başvurarak, oyuna erişimin engellenmesini talep etti. Bakanlığın yazısında, oyunun kişisel bilgileri elde ettiğine ve çocuklar üzerinde psikolojik tehlike doğurduğuna dikkat çekildi. Yazıda, oyunun çocukların intiharı düşünmesine sebep olduğu, oyunda “cinlerin musallat olması”’ gibi unsurlarla korku psikolojisi oluşturulduğu belirtildi.

Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimi Sezer Söylemez, bakanlığın talebi üzerine oyuna erişimi engelleme kararı verdi.

‘ETKİSİ AYLAR SONRA OLUŞUR’

Prof. Dr. Özgür Yorbik: “Şiddet, korku içeren ve ölümü/öldürmeyi teşvik eden oyunlar çocukların duygusal sosyal gelişimini olumsuz etkileyerek, öz kıyımlara neden olabilir. Çocuklar travmatik olan her şeyden etkilenirler. Üstelik etkisi aylar yıllar sonra oluşabilir. Çocuklar oyunlarda gördüklerine karşı bir süre sonra duyarsızlaşabilirler ve şiddeti yaşamın normal parçası gibi algılayabilirler.”

‘KORKU VE ENDİŞE DUYGUSU YAŞAR’

Doç. Dr. Mehmet Gökşin Karaman: “İnteraktif yapılı, korku içerikli oyunda, heyecan, korku gibi adrenalini yükselten duygular açığa çıkıyor. Ergenlik öncesi ve ergenlik döneminde çocukların duygusal dürtüsel kontrolleri tam gelişmediğinden hızlı duygusal değişiklikler ruh dünyalarını olumsuz etkileyebiliyor. Çocukların merakını istismar eden oyunlar, korku ve endişeye neden olabiliyor.”

68’den çıkarımlar- 2

68’e değinmek benim için yazıklanıp durduğum bir süreç. Sonuçta dünyayı yönetenlerin yine paçayı kurtardığı ama yinelemekten bıkıp usanmadığım, benim için dünyanın merkezine düşsel bir yolculuk sanki…

68’e yolculuğu geçen hafta kaldığımız yerden sürdürelim…

Hippi’lerin insancıl ve barışçıl bir yaşam biçimi vardı. Bu dönemin gençleri “make love, not war”(savaşma seviş) savsözünde kendini buldu. ‘68 dönemine müzik de damgasını vurmuştu. Rock ve folk olarak iki ana başlık altında toplanan, kökleri “insan hakları savaşımı”na dayanan protest müzik, siyasal içerikli bildirileri kitlelere ulaştırmada etkili bir rol oynamış ve bu günlere de ulaşan bir müzik kültürü yaratmıştı. Janis Joplin, Bob Dylan, Beatles, Rolling Stones, The Doors, Joan Baez, Peet Seager gibi müzisyenler özellikle şiddet ve ırkçılık karşıtlığı ile öne çıktı. Çeşitli şenlikler(festivaller) düzenlendi. 15 ağustos 1969’da yapılan Woodstock Şenliğine katılım şaşırtıcıydı. Bu; 2 gece 3 gün süren, 500.000 kişinin katıldığı sevgi ve dayanışmanın, paylaşımın, ırkçılık ve savaş karşıtlığının yaşandığı en büyük etkinliklerden biriydi. Unutulmaz anlarından biri de Jimi Hendrix’in ABD ulusal marşını gitarıyla savaş sesleri çıkararak çalması olmuştu.

1968 eylemleri kısa ve uzun erimli bir dizi gelişmelere yol açtı. Çevre bilincinin ortaya çıkmasına neden oldu. “Çekirdeksel(nükleer) karşıtlığı” ve “silahların artışına karşı silahsızlanma” gibi konularda toplumsal bilinç ve kültür yaratıldı… Seçenekli(alternatif) yaşam biçimleri geliştirildi. Ortak(Komün) evler kuruldu. Ayrımlı(farklı) olanların varlığı olurlanmaya başlandı.Cinsel özgürleşme, 68’in en önemli sonuçlarından biriydi. Okullarda dirimbilim(biyoloji) dersinde insan gövdebilimi(anatomisi) öğretilmeye başlandı. Daha önce pornografi, nü resimler, sanatta çıplaklık suç sayılırken, bunlar sergilenmeye başlandı. Eski kültür paramparça olmaya, bireyin özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden biri olan cinsellik tabusu yıkılmaya başladı. Eşcinsellik, eşcinsel evlilik, seks işçiliği, bisexsüellerin ve lezbiyenlerin örgütlenme özgürlüğü gibi kazanımlar elde edildi. 68’in en büyük sonuçlarından biri kadın haklarında görüldü. Kadınlar evli olsun olmasın kürtaj olma, boşanma davası açma, kocalarının izni olmadan ehliyet alma ve yolculuk etme haklarını elde etti. Evlilik dışı cinsel yaşam özgürlüğü, seçme seçilme hakkı sağlandı. İnsanlar birlikte yaşamak için evlenme koşulunu, aile kurmayı istemediler. Geleneksel kadın rolü sayılan çocuk bakımı, mutfak işleri ve ev temizliği erkekler yanınca da yapılmaya başlandı. Eğitimde demokratik katılımcı yapı ve örgütlenme özgürlüğü gelişti. Savaşlara karşıtçılık(muhalefet) yükseldi. Üçüncü dünya ülkeleri ve ulusal bağımsızlık istemleriyle dayanışma yerleşti. Sırt çantası ile dış ülkelere gezi, çeşitli kültürler ve insanlarla tanışma eğilimi arttı. Giyim kuşamda tüketim yerine ikinci el ya da eskiler yeğ tutuldu. Askerlik yapmaya karşı duruş, sivil askerlik gibi açılımlar gerçekleşti.

68-den-cikarimlar-2-462869-1.

Toplumda köktenci görüşler geliştirmenin gücü, denilebilir ki bir yokluk sonucu, kendisi bir sınıf olmayan, zaman içinde sürekli olmayan bir tabakaya, öğrencilerin omuzuna düştü. Onlar demokrasinin anlamını genişletmek, doğrudan eylemle halkın gücünü arttırmak, yeni siyasi arayışlar-kuramlar geliştirmek, bireyi köktencileştirmek için savaşım verdiler. Ne var ki 68 devinimi(hareketi), son çözümlemesinde(tahlilde), toplumsal tabakaları eyleme geçiremedi, özellikle kurulu düzenin güçlü(iktidar) yapılarına tehdit yöneltebilecek işçi sınıfıyla bağ kuramadı…

Benim yetersiz özetlemelerim nereye kadar? Oysa çok değerli çalışmalar var; 1968 İsyancı Bir Öğrenci Kuşağı(Ronald Fraser/ Belge Yayınları, 1988) yanı sıra diğer bir kaçı: Küresel İsyan ‘68(Mete Kızık/ Günizi Yayıncılık, 2008), Bizim 68’liler(Şükran Soner/ Cumhuriyet Kitapları, 2009), 68 Kuşağı Gençlik Olaylarının Uluslararası Boyutu(Feryat Bulut, 2011), Türkiye ve Fransa’da 1968(Emine Öztürk/ Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (2017), vd.

68 Kuşağı, yazmakla ve üzerinde düşünmekle bitmeyecek 50 yıllık bir destan…

Kedilerin aile saadeti

Antalya’da bir sitenin bahçesinde doğum yapan sokak kedisi, 5 yavrusuyla birlikte ‘aile saadeti’ görüntüsü çizdi.

Annelerinin sırtına sırayla dizilen yavru kedilerin pozu, görenlerin içini ısıttı. Annelerinin yanında kendilerini güvende hisseden yavru kediler, site sakinleri tarafından sevilip korunuyor.

Sığınmacı çocuklar minik yaşta ağır travma yaşıyor

Suriye’de iç savaşın neden olduğu sığınmacı göçünün ardından Türkiye’de de faaliyet göstermeye başlayan uluslararası çocuk örgütü Save The Children Türkiye Direktörü Nick Finney, 2018 itibariyle 938 bin Suriyeli çocuk okul yaşına geldiğini kaydetti. “Bunların yarısına yakını okula kayıtlı” diyen Finney, “Eğitim Bakanlığı’na göre sürecin normalleşmesi için 20 bin yeni sınıf gerekecek. Eğitim kalitesi düşebilir okul sayısı artmazsa” dedi.

Çocuk sığınmacıları ve en çok da eğitimlerini destekleyen projeler gerçekleştiren Save The Children Türkiye Direktörü Finney, “2018 itibariyle 938 bin Suriyeli çocuk okul yaşına geldi. Bunların yarısından fazlası okula kayıtlı.
Eğitim Bakanlığı’na göre sürecin normalleşmesi için 20 bin yeni sınıf gerekecek. Eğitim kalitesi düşebilir okul sayısı artmazsa. Çözüm mevcut sistemin geliştirilmesi. O yüzden de bu konu çok daha acil.Türkiye’nin çocuk nüfusunun da eğitim kalitesinin düşmesi riski var” değerlendirmesi yaptı.

“Türkiye’de üç yıl önce ortalama sınıf nüfusu 25’ti fakat üç yılda bu ortalama 2018’de 38-39’a çıkmış” ifadelerini kullanan Finney, “Okul sayısı artmazsa öğrencilerin de eğitim kalitesi düşebilir

Türkiye’de Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile yakından çalışıyoruz. Özel ihtiyaçları olan çocuklar var sığınmacılar arasında ve bakanlığın sosyal refah sisteminin bu aileleri de kapsaması için çalışmalar yapıyoruz” diye belirtti.

Eğitimin kalitesi düşebilir
Finney’in açıklamasından öne çıkan satırbaşları şöyle:

»Çocuk koruma en kırılgan çocukları kapsıyor: Okuldan atılma tehlikesi olanları, aile bireylerinden biri kayıp olan çocukları, ev içi şiddete ve zorbalığa maruz kalanları kapsıyor.

»Sığınmacı çocuklar için eğitimden sonra en önemli sorun ise ailenin çocuklara doğru yemekleri verebilecek, okulunu bitirmesini sağlayabilecek yeterli parası olmaması.

»Sığınmacı çocuklar Türkiye’ye geldiklerinde çok berbat şeyler yaşadı. Yaptığımız çalışmalar toksik stres de dediğimiz çok uzun süren strese bağlı tramvalar, davranış bozukluğu ve öğrenme zorluğu yaşamaya başladıklarını gösterdi.

»Son olarak da çocukların eğitimi için uğraşsak da bu çocukların ileride istihdam pazarına girmesi de düşünülmesi gereken başka bir zorluk. Okula giden çocukların sayısı artıyor. Peki iş nasıl bulacaklar ve Türkiye ekonomisine entegre olacaklar?

»Bazen ekonomik baskılardan dolayı okulu bitirmeleri zor. Dili öğrenmedilerse de işler zor.

»Şu ana kadar toplam 300 bin Suriyeli bebek Türkiye’de doğdu ve her gün 250 Suriyeli bebek Türkiye’de doğuyor. Bu nesil kim olduğuyla ilgili sorular da soracak.

Zeynep Delav ilk öykü kitabı Kemik Tozu’yla okurların karşısına

Daha önce birçok edebiyat dergisinde öyküleri yayımlanan Zeynep Delav’ın ilk öykü kitabı Kemik Tozu, hep kitap etiketiyle 11 Mayıs’ta kitapseverlerle buluşuyor! Delav, kalıpların dışına çıkarak farklı bir üslupla kaleme aldığı öykülerinde anlaşılmamayı, yalnızlığı, terk edilmişliği ince ince işlerken insana ve var olmaya dair umudunu da okurlarla paylaşıyor.

11 öykü ve bir novelladan oluşanKemik Tozubaskı altına alınmış, görmezden gelinen insanları eksenine alıyor: Romanının yayımlanması hayat memat meselesi olan içekapanık bir adam… Kocasından sürekli şiddet gören bir kadın… Aile baskısından yılmış iki kız kardeş… Öldükten sonra eşyaları eşe dosta dağıtılan bir genç… Evlenip sınıf atladıktan sonra kazandıklarını kaybetmemek için her şeyi göze alan bir kadın… Geçmişlerinden, çevrelerinden kaçmak zorunda olan bir çift…

Kemik Tozu, 11 Mayıs’ta hep kitap logosuyla raflardaki yerini alacak.

ZEYNEP DELAV HAKKINDA

1980 yılında Erzurum’da dünyaya geldi. Felsefe ve psikoloji eğitimi aldı. Sinema-psikoloji, edebiyat-psikoloji alanında yaptığı derinlikli araştırmaların yanında kitap ekleri ve dergilerde kitap tahlilleri, eleştirileri kaleme aldı. Çeşitli senaryo çalışmalarında yer aldı. TRT’de editörlük, danışmanlık ve metin yazarlığı yaptı. Kültür-sanat sitelerinde kültür ve kitap bölümleri hazırladı. Köşe yazarlığı yaptı. Hece Öykü, Varlık, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Edebiyatist dergilerinin de aralarında bulunduğu pek çok edebiyat dergisinde öyküleri yayımlandı.

Maltepe Belediyesi’nden yurttaşlara ücretsiz sağlık hizmeti

Maltepe Belediyesi’ne bağlı olarak faaliyetlerine sürdüren Küçükyalı Tıp Merkezi, 2018 yılında doktor ve poliklinik sayısını arttırarak, çalışmalarına hız verdi. Çalışmalar kapsamında 2018’in ilk 4 ayında, 37 bin hastaya ücretsiz sağlık hizmeti sunuldu.

Maltepe’de, belediye tarafından hizmete açılan Küçükyalı Tıp Merkezi, başarılı ve ücretsiz çalışmalarını, doktor ve poliklinik sayısını arttırarak sürdürüyor. Tam donanımlı olma noktasında hızla ilerleyen tıp merkezi, 2018’in ilk 4 ayında dahiliye, genel cerrahi, lokal cerrahi, kadın, çocuk, göz ve göğüs hastalıkları, ağız ve diş sağlığı, uzman aile hekimliği, pratisyen hekim ve psikolojik danışmanlık hizmeti alanlarında toplamda 37 bin hastaya sağlık hizmeti sundu. Ağız ve diş sağlığı polikliniğinde 826 kişiye hizmet veren tıp merkezi, radyoloji ve biyokimya hizmetleri alanında da 11 bin 379 vatandaşa laboratuvar hizmeti verdi. 2018’in ilk çeyreğinde 774’ü evlilik raporu, 35’i kan tahlili, 935’i sağlık raporu olmak üzere toplamda bin 752 kişiye ulaşılırken; kan alma, kan şekeri ölçümü, serum takılması, EKG, müşahede, pansuman, tansiyon ölçümü, enjeksiyon ve dikiş alımı gibi hemşirelik hizmetlerindeyse, 12 bin 648 vatandaşının derdine deva olundu.

“DOKTOR SAYIMIZ ARTACAK”

Hastane Müdürlüğü’ne bağlı Küçükyalı Tıp Merkezi’nin çalışmalarıyla ilgili olarak Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç, şunları söyledi:

“Bu merkezi, tam da Türkiye’de hemen hemen neredeyse tüm sağlık hizmetleri ücreti hale getirilirken, vatandaşlarımıza yönelik, özellikle temel sağlık ihtiyaçlarının ücretsiz olduğunu kabul eden bir sosyal belediyecilik anlayışıyla hizmete açmıştık. Geçen aylar, bu kararımızın ne denli isabetli olduğunu gösteriyor. 2018’in ilk yarısında 37 bin kişiye ücretsiz sağlık hizmeti sunduk. Yine sene sona ermeden hem doktor, hem hemşire, hem tıbbi malzeme, hem de poliklinik sayımızı arttırarak, daha donanımlı hizmetleri sunmaya devam edeceğiz.”

Doğan Medya, Demirören’e devredildi

Doğan Medya’da devir teslim töreni düzendi.

Bağcılar’daki Hürriyet Gazetesi binasında düzenlenen tören öncesi Doğan Holding Onursal Başkanı Aydın Doğan’a, Demirören Holding Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Demirören tarafından plaket verildi.

Daha sonra tören devir teslim törenine geçildi. Törene Doğan Holding Onursal Başkanı Aydın Doğan, Demirören Holding Yönetim Kurulu Başkanvekili Yıldırım Demirören ve Demirören Holding Yönetim Kurulu Üyesi Meltem Demirören Oktay ile aileler katıldı.

Törende ilk olarak Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fikret Bila konuştu. Bila, devrin her iki aile için hayırlı olmasını diledi.

Aydın Doğan ise, “Türk basınının amiral gemisini Demirören ailesine teslim ediyorum. Dilerim, Demirören uzun yıllar medyada yer alır ve daha da ileri taşır” diye konuştu.

Doğan,”Milliyet ve Vatan’ı Demirörenler’e teslim ederken salondan kaçmak istemiştim. Ben gemiyi kazasız, belasız limana yanaştırdım. Önceki devirlerde çok heyecanlanmıştım. Artık heyecanlanmıyorum. Artık satış konusunda kaşarlandım galiba.” dedi.

Yıldırım Demirören de, “Şimdi büyük denizlere açılma sırası bizde. Bu yolculuğu hep birlikte yapacağız” şeklinde konuştu.

Tören sonunda Yıldırım Demirören ve Meltem Demirören Oktay tarafından Aydın Doğan’a çiçek verildi. Törenin ardından Aydın Doğan, Yıldırım Demirören tarafından uğurlandı.

TRT ‘Arzunuz var mı?’ diye sordu

TRT, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Genelkurmay, MİT, MGK ve RTÜK’e bir yazı göndererek yayımlanmasını istedikleri programları sordu.

AKP iktidarında AKP’nin resmi kanallarından biri haline gelen TRT, yayımlayacağı programları önceden Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Genelkurmay, MİT, MGK ve RTÜK’e sordu.

Genel Müdür İbrahim Eren imzalı yazıda, 2019 yılında TRT’de yayımlanması istenen yayınlar ve haber programları konusunda teklifte bulunulması talep edildi.

Yazının ekinde “Toplumsal Konular, Uluslararası Konular, Kültür-Sanat ve Spor’’ başlıkları yer alırken, ilk talep Genelkurmay’dan geldi. Genelkurmay, “terörle mücadeleye dönük yayınlar” isterken, Aile Bakanlığı da boşanma konusunun işlenmesini önerdi. Malatya Belediyesi ise “Kayısı” konusunda yayın talebinde bulundu.