68’den çıkarımlar- 2

68’e değinmek benim için yazıklanıp durduğum bir süreç. Sonuçta dünyayı yönetenlerin yine paçayı kurtardığı ama yinelemekten bıkıp usanmadığım, benim için dünyanın merkezine düşsel bir yolculuk sanki…

68’e yolculuğu geçen hafta kaldığımız yerden sürdürelim…

Hippi’lerin insancıl ve barışçıl bir yaşam biçimi vardı. Bu dönemin gençleri “make love, not war”(savaşma seviş) savsözünde kendini buldu. ‘68 dönemine müzik de damgasını vurmuştu. Rock ve folk olarak iki ana başlık altında toplanan, kökleri “insan hakları savaşımı”na dayanan protest müzik, siyasal içerikli bildirileri kitlelere ulaştırmada etkili bir rol oynamış ve bu günlere de ulaşan bir müzik kültürü yaratmıştı. Janis Joplin, Bob Dylan, Beatles, Rolling Stones, The Doors, Joan Baez, Peet Seager gibi müzisyenler özellikle şiddet ve ırkçılık karşıtlığı ile öne çıktı. Çeşitli şenlikler(festivaller) düzenlendi. 15 ağustos 1969’da yapılan Woodstock Şenliğine katılım şaşırtıcıydı. Bu; 2 gece 3 gün süren, 500.000 kişinin katıldığı sevgi ve dayanışmanın, paylaşımın, ırkçılık ve savaş karşıtlığının yaşandığı en büyük etkinliklerden biriydi. Unutulmaz anlarından biri de Jimi Hendrix’in ABD ulusal marşını gitarıyla savaş sesleri çıkararak çalması olmuştu.

1968 eylemleri kısa ve uzun erimli bir dizi gelişmelere yol açtı. Çevre bilincinin ortaya çıkmasına neden oldu. “Çekirdeksel(nükleer) karşıtlığı” ve “silahların artışına karşı silahsızlanma” gibi konularda toplumsal bilinç ve kültür yaratıldı… Seçenekli(alternatif) yaşam biçimleri geliştirildi. Ortak(Komün) evler kuruldu. Ayrımlı(farklı) olanların varlığı olurlanmaya başlandı.Cinsel özgürleşme, 68’in en önemli sonuçlarından biriydi. Okullarda dirimbilim(biyoloji) dersinde insan gövdebilimi(anatomisi) öğretilmeye başlandı. Daha önce pornografi, nü resimler, sanatta çıplaklık suç sayılırken, bunlar sergilenmeye başlandı. Eski kültür paramparça olmaya, bireyin özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden biri olan cinsellik tabusu yıkılmaya başladı. Eşcinsellik, eşcinsel evlilik, seks işçiliği, bisexsüellerin ve lezbiyenlerin örgütlenme özgürlüğü gibi kazanımlar elde edildi. 68’in en büyük sonuçlarından biri kadın haklarında görüldü. Kadınlar evli olsun olmasın kürtaj olma, boşanma davası açma, kocalarının izni olmadan ehliyet alma ve yolculuk etme haklarını elde etti. Evlilik dışı cinsel yaşam özgürlüğü, seçme seçilme hakkı sağlandı. İnsanlar birlikte yaşamak için evlenme koşulunu, aile kurmayı istemediler. Geleneksel kadın rolü sayılan çocuk bakımı, mutfak işleri ve ev temizliği erkekler yanınca da yapılmaya başlandı. Eğitimde demokratik katılımcı yapı ve örgütlenme özgürlüğü gelişti. Savaşlara karşıtçılık(muhalefet) yükseldi. Üçüncü dünya ülkeleri ve ulusal bağımsızlık istemleriyle dayanışma yerleşti. Sırt çantası ile dış ülkelere gezi, çeşitli kültürler ve insanlarla tanışma eğilimi arttı. Giyim kuşamda tüketim yerine ikinci el ya da eskiler yeğ tutuldu. Askerlik yapmaya karşı duruş, sivil askerlik gibi açılımlar gerçekleşti.

68-den-cikarimlar-2-462869-1.

Toplumda köktenci görüşler geliştirmenin gücü, denilebilir ki bir yokluk sonucu, kendisi bir sınıf olmayan, zaman içinde sürekli olmayan bir tabakaya, öğrencilerin omuzuna düştü. Onlar demokrasinin anlamını genişletmek, doğrudan eylemle halkın gücünü arttırmak, yeni siyasi arayışlar-kuramlar geliştirmek, bireyi köktencileştirmek için savaşım verdiler. Ne var ki 68 devinimi(hareketi), son çözümlemesinde(tahlilde), toplumsal tabakaları eyleme geçiremedi, özellikle kurulu düzenin güçlü(iktidar) yapılarına tehdit yöneltebilecek işçi sınıfıyla bağ kuramadı…

Benim yetersiz özetlemelerim nereye kadar? Oysa çok değerli çalışmalar var; 1968 İsyancı Bir Öğrenci Kuşağı(Ronald Fraser/ Belge Yayınları, 1988) yanı sıra diğer bir kaçı: Küresel İsyan ‘68(Mete Kızık/ Günizi Yayıncılık, 2008), Bizim 68’liler(Şükran Soner/ Cumhuriyet Kitapları, 2009), 68 Kuşağı Gençlik Olaylarının Uluslararası Boyutu(Feryat Bulut, 2011), Türkiye ve Fransa’da 1968(Emine Öztürk/ Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (2017), vd.

68 Kuşağı, yazmakla ve üzerinde düşünmekle bitmeyecek 50 yıllık bir destan…

Müzik Köyü, dünya müziği için Fethiye’ye davet ediyor

Bu yıl dördüncü kez düzenlenecek olan Müzik Köyü’nün 2018 yaz etkinlik programı açıklandı.

Müzik Köyü bu yıl, 30 Temmuz – 4 Ağustos ve 7-12 Ağustos tarihlerinde, iki periyot şeklinde gerçekleştirilecek. Anadolu’dan ve farklı ülkelerden bir çok müzisyen ve müzikseverin bir araya geleceği Müzik Köyü 2018’de atölye, seminer, söyleşi ve konserler düzenlenecek.

Anadolu’nun farklı bölgelerinde kaybolmaya yüz tutmuş müzik geleneklerine dair yaptıkları çalışmalarla bilinen Müzik Köyü Ekibi, 2015’ ten bu yana düzenledikleri atölyeler, seminerler ve konserler aracılığıyla Anadolu ve dünyanın dört bir köşesindeki geleneksel müzikleri ve müzisyenleri, müzikseverlerle buluşturmaya devam ediyor. Türkiye’de ilk ve tek olma özelliği taşıyan Müzik Köyü’nde , geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi, bu yıl da pek çok ilk gerçekleşecek.

Müzik Köyü 2018, Fethiye’ ye bağlı, dünyaca ünlü Kayaköy’de, ayrı ayrı programlanmış iki haftadan oluşuyor ve bu seneki etkinliklerde Türkiye’nin yanı sıra, İran, Yunanistan ve İspanya, Fransa, Ermenistan ve Almanya’dan sanatçılar yer alacak.

muzik-koyu-dunya-muzigi-icin-fethiye-ye-davet-ediyor-460361-1.

MÜZİK KÖYÜ 2018 PROGRAMINA KATILACAK SANATÇILAR:

30 Temmuz-4 Ağustos 2018 (1.PERİYOT)

Kemal Dinç, Kourosh Ghazvineh, Erdem Şimşek, Arslan Hazreti, Doç. Dr. Özgü Bulut, Efren Lopez Sanz, Ali Tekbaş, Doç. Dr. Cenk Güray, Ali Fuat Aydın, İsmet Kavanozlar, Yusuf İhsan Bodur, Sami Hosseini, Osman Kırca, Merih Aşkın, Veka Aler, Osama Badawe, Mehmet Günay Eser,

7-12 Ağustos 2018(2.PERİYOT)

Ahmet Aslan, Arslan Hazreti, Reza Samani, Birol Topaloğlu, Eleonore Fournaiu, Sami Hosseini, Ozan Baysal, Doç. Dr.Özgü Bulut, Giorgos Psaltis, Taxiarchis Georgulis, Selim Özyol, Salih Korkut Peker, Ulaş Özdemir, Salih Nazım Peker, Sevana Tchakerian, Mehmet Günay Eser, Osman Kırca, Yusuf İhsan Bodur, Gülay Diri.

Ayrıntılı bilgi için: www.muzikkoyu.net

Bahar depresyonuna dikkat

Mevsin dönüşümlerinde en sık şikayet edilen yorgunluk, uykusuzluk ve halsizliğin nedenleri ve bahar yorgunluğunun etkileri hakkında konuşan İstanbul Aydın Üniversitesi Tıp Fakültesi dahiliye uzmanı Dr. Ferit Arğun,“Bahar yorgunluğu deyip geçmemek lazım. Bu sorun bazı hastalıkların fark edilmesine engel olabilir. Her yorgunluğu bahara bağlamayın” dedi.

DEPRESYONA ZEMİN

“Mevsim geçişi aslında bir canlanmadır, vücut da bu canlanmaya eşlik etmek ister. Ama bireyin fonksiyonel kapasitesi yeterince sağlam değilse o canlanmaya eşlik edemeyebilir ve bu durum kişide depresyona zemin hazırlar” uyarısında bulunan Arğun, “Her yorgunluğu bu mevsimde oldu diye bahar yorgunluğu olarak değerlendirmemek gerekir. Ciddi bir B12 vitamin eksikliği, demir eksikliği veya vitamin D eksikliğiniz olabilir. Her birey bahar yorgunluğunu aynı yoğunlukta yaşamak durumunda değildir. Atopik (alerjik) bünyeler bahar yorgunluğundan daha fazla etkilenir ” diye konuştu.

“YAŞAMINIZ DEĞİŞİYORSA ALTINDA HASTALIK ARAMAYIN”

Mevsim değişiklikleri sonucunda yaşam biçimini hızla değiştirenlere uyarıda bulunan Arğun, “Mevsimler arası geçişte yaşam biçimimizi de aşamalı bir süreçle dönüştürmeniz gerekiyor. Güneşin doğduğu saat ile battığı saatin değişmesi uyku saatimizin de değişmesine neden olabilir. Bahara bağlı olarak dışarda daha fazla zaman geçiriyoruzdur ve bunlar birleştiğinde de uykuya daha az vakit ayırıyoruzdur. Havaların güzel olması bizi bazen sporumuzdan alıkoyabilir bu da yorgunluk olarak bize geri dönebilir. Yeme içme alışkanlığınız dışarda kalma süremize bağlı olarak değişebilir bu da vücutta sindirim sorunu yaratabilir. Tüm bu kendimizden kaynaklı nedenlerden yaşadığımız değişimlerin bahar ile ilgisi olmayabilir. Alerjik yapıdaki kişilerde durum farklıdır, havadaki polenler gün içinde yaşam kalitelerini düşürür, özellikle gece burun tıkanıklığına neden olduğundan kaliteli bir uyku alamazlar ve bu da gün içinde yorgun ve bitkin görünmelerine neden olabilir” diyerek konuşmasını sürdürdü.

“Sıcaklık ve rüzgar değişimleri fark etmesek de vücudumuzda değişim yapar, örneğin bakterilerin hareketleri azalır bu nedenle daha sık enfeksiyon kapabiliriz. Viral enfeksiyonları en çok sonbaharda görürüz ama ilkbaharda kış ile aynı seyri gösterir” diyen Arğun, havaların ısınması ile hastalıkların da hemen ortadan kalktığı yönündeki algının yanlış olduğunun altını çizdi.

“MEVSİME GÖRE YAŞAM DÜZENİNİZİ BOZMAYIN”

“Mevsim geçişlerinde giyiminize dikkat edin” diyen Arğun,”Hemen yazlıklara geçmeyin muhakkak yanınıza akşam serinliğine karşı yedek bir şeyler alın. Beslenme alışkanlığınızı bozmayın, baharın tadını çıkarmak uğruna uyku süresinizi azaltmayın, spor yapmayı ihmal etmeyin. Tüm bunlarda yapacağınız ani değişimler, yaşam kalitenizi düşürür, yorgun, uykusuz ve mutsuz bir dönem geçirirsiniz ve hastalıklara da kapı aralarsınız” dedi.

“İLAÇLARINIZI MEVSİME GÖRE YENİDEN DÜZENLEYİN”

Astım hastalarının mevsim geçişlerinde dikkatli olması gerektiğini belirten Arğun, “Atopik bir bünyeye sahipseniz, astım hastasıysanız, alerjik bir bünyeniz varsa, ilaçların basamaklı tedaviye göre verildiğini unutmayın. Özellikle astım ve allerjik rinit hastalarında hastalığı tedavi etmiyoruz, allerjen maruziyeti sonrası hastada oluşan şikâyetleri azaltmaya yönelik tedaviler uyguluyoruz. Şikâyetiniz artıkça ilaç ihtiyacınız da artıyor olabilir. Bu nedenle şikâyetleriniz artar ise doktorunuza başvurun ve ilaçlarınızı yeniden düzenlemesini isteyin” diye konuştu.

“MUHAKKAK BAHAR TEMİZLİĞİ YAPIN”

Yaşam alanlarının da mevsimle birlikte elden geçirilmesi gerektiğini dile getiren Arğun, “Evdeki allerjenlerden ilkbahar ile birlikte kurtulmak gerekir, muhakkak bahar temizliği yapılmalı. Elbise dolapları ve kitaplıklar elden geçirilmeli. Perdeler tozlar için rezevuar görevi görebileceğinden temizliğine özellikle belli aralıklarda özen gösterilmeli. Eski mobilyaların su alarak şişmesi durumunda o bölgelerde mantar oluşumuna neden olabileceği için tamiratı veya değiştirilmesi gerekebilir. Yatakların temizliği ve uzun yıllardan beri kullanılıyor ise değiştirilmesi gerekebilir. Lavabo ve banyolar detaylıca dezenfekte edilmeli, özellikle lavabo su giderleri temizlenmeli, nemli alanlarda mantar oluşumuna ve yayılımına izin verilmemeli. Özellikle ebeveyn banyolarında bulunan yer halıları ıslak ve nemli kalmamalı. Duvarlarda su sızıntısı var ise tamiratı yapılmalı. İlkbahar ile birlikte evin havalandırılması için de zamanlamaya dikkat edilmeli, sabah erken saatler yerine çiğin kalktığı 11-12 gibi saatler seçilmeli” dedi.

Arğun migren hastalarını ise, “Işığa uzun süreli maruz kalmak migren ataklarını tetikleyebilir. Göz sağlığı için, sarı nokta hastalığına yakalanmamak için mutlaka güneş gözlüğü kullanın” sözleriyle uyardı.

“ÇOCUKLARINIZIN GÖZLERİNİ GÜNEŞTEN KORUYUN”

Çocukların gözlerinin güneşe direk maruz bırakılmaması gerektiğini söyleyen Arğun, “2 yaşın altındaki çocuklarınızı baharda güneşlendirirken göz sağlığı açısından gözlerinin direkt güneşe maruz kalmasını engelleyin. Henüz kornea tabakası yeterince gelişmediğinden retina tabakasını koruyamayabilir ”dedi.

Güneşi gördüğümüz anda D vitamini aldığımız yönündeki algının da yanlış olduğunu belirten Arğun, “Vücudumuz ilkbahardaki güneşten yeterli miktarda D vitamini almaz, bu nedenle D vitamini takviyesine devam edin. Güneş ışınlarının derimize direkt teması ile D vitaminini, Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında daha fazla sentezleriz” ifadelerini kullandı.

Arğun, sağlıklı bir yaşam için su tüketimine dikkat edilmesi gerektiğinin de altını çizdi, “İlkbahar ile birlikte, sıcaklığın artmasına bağlı olarak su tüketimini artırın. Yaz ile birlikte mineralli su tüketmeye başlayın. Özellikle güneşlendikten sonra ya da spordan sonra mineralli su, soda için.” (DHA)