‘Borç alan emir alır’

Yalçın Karatepe [email protected]

Erdoğan uzun süreden beri seçim meydanlarında Türkiye’nin IMF’ye borç verecek bir duruma geldiğini söylüyor. En son salı günü Çorlu’da yaptığı konuşmada “IMF 5 Milyar Avro borç istedi. Arkadaşlar verelim mi? Dediler. Verin dedim. Borç alan emir alır dedim. Baktılar ki bu Türkler çılgın Türkler şaşırdılar ve vazgeçtiler” dedi. Sayın Erdoğan’ın borç alanlara ilişkin burada çok doğru bir tespiti var: Borç alan emir alır. Bütün kredi ilişkilerinde de durum böyledir; borç veren kuralı koyar. Borç alan eğer konulan kurala uymak istemez ise kaynağa ulaşamaz. Bu doğru tespitten hareket ederek Türkiye’de son zamanlarda yaşanan döviz ve faiz ilişkisini ve Erdoğan’ın bu ilişkindeki rolünü değerlendirmek gerekir.

Erdoğan’ın faiz konusundaki görüşleri, katılmasam da, gayet açık ve nettir. Uzun zamandan beri bütün ekonomi kuramlarının aksine, yüksek faizin yüksek enflasyona yola açtığını, bu nedenle de faizlerin indirilmesi gerektiğini hemen bütün konuşmalarında söylüyor. Tabii söyledikleri sadece bir siyasetçinin görüş beyan etmesi olarak yorumlanmamalıdır.

CB Erdoğan’ın faizlere ilişkin görüşünün bir de sonucu vardır. Her ne kadar kanununda bağımsız olduğu yazıyor olsa da Merkez Bankası’nın (MB) faiz politikasını belirlerken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu görüşlerinin etkisi altında kaldığını ve serbestçe politika geliştiremediğini tahmin edebiliriz. En azından geçen haftaya kadar durum böyleydi.
Türkiye ekonomisinde 16 yıldır uygulanan yanlış ekonomik politikalara bağlı olarak enflasyon, cari açık, bütçe açığı gibi ekonomik göstergeler bozulmuştur. Bu bozulmaya bağlı olarak derecelendirme kuruluşları Türkiye’nin kredi notunu yatırım yapılabilir seviyenin çok altına düşürmüş ve Türkiye’den sermaye çıkışı yaşanmaya başlamıştır. Yüklü miktarda kısa vadeli dış borç ödemesi yapacak olan ve artan cari açığı finanse etmek için yabancı kaynağa ihtiyaç duyan Türkiye için bu gelişmeler TL’nin özellikle dolar karşısında hızla değer kaybetmesine yol açmıştır.

TL hızlı değer kaybederken TCMB başlangıçta bu sürece seyirci kalmış, kullanabileceği araçları etkin biçimde kullanmamıştır. Kur artışını önleyebilmek için önce bankaların kendisinde yabancı para olarak tuttuğu munzam karşılıkların bir kısmını serbest bırakmış ancak bu yeterli olmamıştır. Piyasanın Merkez Bankası’nın faizler üzerinden de bir hamle yapma beklentisi giderek artmıştır. Ancak bu beklenti uzun süre karşılık bulmamıştır. Özellikle CB Erdoğan’ın İngiltere’ye yaptığı ziyarette Bloomberg televizyonuna verdiği mülakatta açık bir biçimde ifade ettiği “Seçimlerden sonra faiz politikasında daha aktif bir rol alacağım” açıklamasıyla birlikte TCMB’nin bağımsızlığı ve politika üretmekte yetersiz kaldığı inancı piyasalarda hakim olmuş ve TL’deki düşüş hızlanmıştır. Bu gelişmeler sonucunda geçen hafta dolar 4,92 TL’ye kadar yükseldi.

Kamuoyunun yakından takip ettiği bir gösterge olan dolar kurundaki bu artış MB’nin geçen hafta geç likidite penceresi (GLP) faiz oranlarında 300 baz puanlık bir artışa giderek %16,5’a yükseltmesine yol açtı. Faiz artırımının çok geç ve yetersiz olduğunu düşünen piyasa aktörlerinin beklentisini karşılanmadığını gören TCMB, Pazartesi günü aldığı kararla piyasanın uzun süreden beri talep ettiği faiz oranlarında da sadeleşmeye gitti. Kayıtlarda %8 olarak görünen politika faiz oranını 850 baz puan artırarak GLP oranı olan %16,5’e yükseltti.

Bu hafta Londra’da yabancı yatırımcılar ile bir araya gelen Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ve TCMB Başkanı Murat Çetinkaya, haziran ayında yapılacak Para Politikası Kurulu toplantısında Mayıs ayı enflasyon rakamlarına bağlı olarak yeniden faiz artırımına giderebilecekleri yönünde açıklamalarda bulundular. Peki bu açıklamayı yaptıkları yabancı yatırımcılar kimlerdir? 2002 yılının sonunda 114 milyar olan toplam dış borcun bugün itibariyle 453,2 milyar dolara çıkarken borç verenlerdir. Diğer bir ifade ile AKP döneminde ortaya çıkan yaklaşık 340 milyar dolarlık dış borç artışını fonlayanlardır. Erdoğan’ın “Borç alan emir alır” diye tanımladığı ilişkideki borç verenlerdir. Ve borç verenler borç alanlara istediklerini yaptırmışlardır. Sonuç olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan doğru bir tespit yapmıştır.

Yorum yapın