Muharrem İnce, Kırıkkale’de konuşuyor

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, seçim çalışmalarına devam ediyor.

Kırıkkale’de konuşan İnce’nin konuşmalarının öne çıkan bölümleri şöyle:

  • Amerika’nın nüfusu 300 milyon, Türkiye’ninki 80 milyon; onların iki katı kadar milletvekilimiz var. İlk işimiz milletvekili sayısını indirmek olacak. Biz Amerika’dan daha mı büyüğüz, daha mı zenginiz! İlk önce buradan başlayacağız.
  • Kırıkkale bir Anadolu şehri ama son dönemlerde hep kaybediyor. MKE’ye bak, işçi sayısı kaça düşmüş, taşeronun hakkı verilmemiş. Bunu değiştireceğiz.
  • Türkiye’yi barıştıracağız, ekonomik olarak büyüyeceğiz, adil bölüşeceğiz.
  • Emekli arkadaşlarım, Ramazan ve Kurban bayramlarında birer maaş dedik; hükümet de biner lira dedi. Yetmez ama tamam! O bin lira birkaç senede enflasyonda erir. Bir de hükümetlerin tercihine bırakılmamalıdır, kanunu olmalı kanunu. Size sözüm şu; bayramlarda birer asgari ücret alacaksınız.
  • Devlet fakir fukaraya yardım ettiğinde Erdoğan mı veriyor, Ak Parti mi veriyor? Benim cumhurbaşkanlığımda da TC verecek, devlet verecek. Bir tartışmadır gidiyor, ben meydanlarda iş, ekmek, aş diyorum; kadınlara sesleniyorum. Ne diyor Neşet Ertaş, “Kadın insandır, biz insanoğluyuz”. Kadının iş gücüne katılım oranı yüzde 32, bunu yüzde 50 yapmamız lazım. O yüzden de her mahalleye bir kreş açacağız. Çalışmak isteyen kadının çocukla ilgili problemi olmayacak. Çocuk kreşe, kadın işe! Her aileye bir ev, her eve bir maaş!
  • Nereden bulacaksın diyor parayı, 4 milyon Suriyeliye 40 milyar lirayı nereden bulduysan oradan, sarayına parayı nereden bulduysan oradan. Çiftçiye mazotu 3 liradan vereceğiz. Asgari ücret 2200 lira olacak. Polislere, öğretmenlere, hemşirelere, din görevlilerine sesleniyorum, eski bir devlet memuru olarak; ne zaman siz 3600’ü vereceğim dedi, ben konuştuktan sonra. 16 yıldır neden vermedin? Ona teklifim var; devleti o yönetiyor, bir KHK çıkarsın bugün, 3600’ü versin. Samimiyse gelsin yapsın.
  • Memleketi 16 senenin sonunda duvara çarptırmak üzere. Dolar, Euro nasıl düşer? Bir yabancı yatırımcı Türkiye’ye güvenmiyor, çünkü mahkemelere güvenmiyor. OHAL var, yargısı bağımsız değil diye güvenmiyor. O yüzden de yatırım yapmıyor. Cumhurbaşkanı seçildiğimde ayrımcılığı sona erdireceğiz, sen, ben, o yok, biz var biz. Tek adam değil, ortak aklı kullanacağız. Türkiye’yi bir hukuk devleti haline getirince döviz düşecek, faizler inecek.
  • 16 yıldır aynı doktor, iyileştiremiyor. Hasta kanser oldu, kangren oldu. Doktoru gönderme zamanı. Dün, “Çıraklık, kalfalık, ustalık dönemim geçti, şimdi büyük ustalık dönemi” diyor. “Bana” diyor; “Büyük ustalık diploması verin.” Millet oy verir, diploma vermez. Diplomayı üniversite verir, o da varsa verir. 2016’da “Eyy” dedi “Marmara Üniversitesi Rektörü, çıkar diplomayı” dedi. 2 senedir çıkmadı. Ben telefon ettim, rica ettim hazırlar mısınız diye. 1 saat içinde hazırladılar. O 2 senedir bekliyor, üniversite vermeyince milletten istiyor
  • Ben dedim ki, 12 sene FETÖ’yle ortaklık yaptın. Şimdi gariban biri senin açtığın, izin verdiğin bankaya para yatırdı diye onu açlığa mahkum ediyorsun. Ben sordum, dedim ki, AK Parti’yi kurmadan önce konuşup onayını aldın mı? Dedi ki, almadım. Ben de dedim ki, hayır aldın, kimle gittiğini biliyorum çünkü en yakınındaki kişi aradı beni, beraber gittik ama bana zarar verir dedi. Senin cumhurbaşkanı seçileceğini biliyorum, seçilince açıkla dedi. Şimdi elimde bir kitap var, Nasuhi Güngör. Erdoğan’ın resmi var, dostu arkadaşı onun. Bunu aldı, TRT Haber Dairesi’ne başkan yaptı. Şimdi kitabın 89. sayfasını okuyorum: “Erdoğan 200 yılı Mayıs ayında ABD’ye yaptığı gezide, uzun süre orada yaşayan Fethullah Gülen’le de bir araya geldi. Erdoğan-Gülen görüşmesi muhtevasından çok, uzun yıllardır birbirine hayli mesafeli olan iki ekolün bir araya gelmesi açısından dikkat çekiciydi”.
  • Sayın Erdoğan, bana dava açmışsın 100 bin lira. Doymuyorsun paraya, illa para istiyorsun. E arkadaşına niye dava açmadın, onu niye tekzip etmedin. Gazete manşetlerinden devam edelim. Demiş ki, okullar için Putin’i aradı, ne için, FETÖ okulları için! Erdoğan: Cemaat ne istedi de geri çevirdik! Sıkı durun, 67 CHP milletvekili bir önerge verdi, 3’ünü görüyorum
  • Değerli Kırıkkaleli kardeşim, Cumhurbaşkanlığı’nın bütçesi 2007’den bu yana tam 25 kat artmış. Ey benim fakir, garip kardeşim, Ak Partili kardeşim; senin gelirin 25 kat arttı mı! Onunki niye artıyor biliyor musun; senin yüzünden. Sen ona sorgusuz sualsiz oy verdikçe onun bütçesi 50 kat artacak.

Dış basında ‘Kürt Obama’ denen Demirtaş: ‘Kürt Trump’tan iyidir

Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan Demirtaş, avukatları aracılığıyla The National’ın sorularını yanıtladı.

Demirtaş, cezaevinde olmasının seçimleri sorgulanabilir bir hale getirdiğini belirterek, “Bu haliyle hanginiz kazanırsanız kazanın, gönül rahatlığıyla o koltuğa oturabilecek misiniz diye soruyorum. Çünkü bu yarış devam ederken, cezaevinde kaldığım her gün seçimlerin, dolayısıyla da sonunda seçilecek kişinin meşruiyetine gölge düşürecektir” dedi.

Gazete DuvaR’ın aktardığına göre Demirtaş, yürüttüğü seçim kampanyasına ilişkin şunları söyledi:

‘DIŞARIDAN YÜRÜYEN KAMPANYAYI MOTİVE ETMEYE ÇALIŞIYORUM’

“En basitinden miting yapamıyorum, seçmenlerimin karşısına çıkamıyorum, sesimi dahi duyuramıyorum. Yani özetle rakiplerim gibi bir seçim kampanyası yürütemiyorum. Avukatlarım aracılığıyla gönderdiğim mesaj ve mektuplar dışında herhangi bir imkanım yok. Benimkisi bir seçim kampanyası yürütmek değil. Dışarıda yürüyen kampanyayı motive etmeye çalışıyorum sadece.”

Adaylığını son yıllarda Türkiye’nin ‘yarı açık cezaevine’ dönüşmüş olmasının sembolik bir parçası olarak nitelendiren Demirtaş, Batı medyasında kendisi için kullanılan ‘Kürt Obama’ nitelendirmesi sorulunca ‘Kürt Trump diye adlandırılmaktan iyidir’ diye yanıt verdi.

Demirtaş, seçim kampanyalarında karşılaştıkları engeller sorulunca “İktidarın devletin her kaynağını, resmi-özel tüm medya organlarını istediği gibi kullandığı bir yerde sesini duyurmak, seçim kampanyasını görünür kılmaktır en temel engel” dedi.

Demirtaş bu koşullara rağmen yine de HDP’nin ‘kilit aktör’ olmaya devam ettiğini belirtti.

‘ÜLKE YENİ BİR SEÇİMİ KALDIRAMAZ’

Darbe girişimi sonrasında AKP’nin muhalifleri üzerinde baskının arttığını belirten Demirtaş, şöyle devam etti: “Kürtlerin Türkiye demokrasisinin aldığı yaradan, bugünkü manzaradan en fazla zarar gördüğünü söylemek abartı olmayacaktır. Öte yandan siyaset alanı sadece Kürtler için değil toplumun AKP gibi düşünmeyen diğer kesimleri için de daraltılmıştır.”

Seçimlerden sonra yürürlüğe girecek cumhurbaşkanlığı yetkilerine karşı olduğunu belirten Demirtaş, seçilmesi durumunda bu yetkileri dağıtacağını söyledi: “Bildirgemde de ifade ettiğim gibi, çok fazla yetkiyle oturacağım o koltuktan görev süremin sonunda sadece ceketimi alarak ayrılacağım.”

Demirtaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını kazanmasına rağmen mecliste çoğunluk elde edememesi halinde yeniden seçim karara alabileceği iddialarına, “Ne ekonomik, ne siyasi, ne de toplumsal açıdan yeniden bir seçime gitme durumunu bu ülke kaldırabilir” yanıtını verdi.

Mehmet Ağar AKP adayı oğluna destek için Elazığ’a geldi

İçişleri ve Adalet eski bakanlarından Mehmet Ağar, AKP’den Elazığ 3’üncü sıra milletvekili adayı olan oğlu Zülfü Tolga Ağar’a destek olmak için Elazığ’a geldi.

Mehmet Ağar, meleketine gelişte bir kısım kalabalıkla karşılandı, araç konvoyu eşliğinde geldiği parti binasında basın toplantısı düzenledi.

Anadolu Jet’e ait tarifeli uçakla saat 13.30’da Elazığ’a gelen Mehmet Ağar, oğlu Zülfü Tolga Ağar ve AKP’lilerce karşılandı. Oğlu Zülfü Tolga’yı alnından öpen Mehmet Ağar, daha sonra kendisini karşılamaya gelenlere uzun süre selamlaştı.

Merkez Fahri Bey Caddesi üzerindeki AKP seçim koordinasyon merkezini ziyaret eden Mehmet Ağar, AKP İl Başkanı Ramazan Gürgöze ve partililer tarafından karşılandı. Mehmet Ağar, daha sonra seçim koordinasyon merkezinde basın toplantısı düzenledi.

Seçimlerde oğluna destek olmak için Elazığ’a geldiğini belirten Ağar, “Ülkemiz çok ciddi bir süreçten geçiyor. Recep Tayyip Erdoğan iktidarının başarılı olduğuna inanıyorum. Ben de destek veriyorum. Seçimler demokrasi bayramı gibidir. Her türlü fikir olacak. Şimdi bir Cumhur İttifakı var. Oğlum 2014 yılından AK Parti’ye zaten üye. Milletvekili olmak tamamiyle onun kararıdır. Bende destekliyorum. Merkez sağa her zaman ilgi duymuş ve desteklemişim. Yani Erdoğan’a destek veriyoruz. Seçimlerin ilimize hayırlı olmasını dileriz” dedi.

Bakan Bak: Kredi derecelendirme kuruluşları bizi çekemiyor

Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Türkiye’nin büyümesine not veren uluslararası derecelendirme kuruluşlarını eleştirdi, “Kafalarına göre not veriyorlar. Esas önemli olan milletin verdiği not. Millet ne not veriyor, biz ona bakıyoruz” dedi.

Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı ve AKP Rize Milletvekili adayı Muhammed Avcı, Rize’nin Güneysu ilçesinde esnaf ziyaretlerinde bulundu. Bak ve Yazıcı burada Fındıklı ilçesine geçti, seçim irtibat bürosunun açılışını gerçekleştirdi.

Burada konuşan Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Türkiye’nin dev projeleri gerçekleştirmek için koşar adımlarla çalıştığını öne sürerek 16 yılda Türkiye’nin 3,5 kat büyüdüğünü ileri sürdü. Türkiye’nin büyümesine not veren uluslararası derecelendirme kuruluşlarına yönelik eleştirilerde bulunan Bak, “Kafalarına göre not veriyor. Esas önemli olan milletin verdiği not. Millet ne not veriyor, biz ona bakıyoruz. Birtakım kuruluşlar not veriyor. Batan, borç içerisindeki Yunanistan’a yüksek not veriyor. Büyüyen gelişen Türkiye’ye düşük not veriyorlar. Bölgedeki bu gücü, büyümeyi çekemiyorlar. Bütün planları bozan, milletin iradesine dayanamıyorlar. Türkiye’yi çekemeyenlerin her türlü darbe girişimine millet karşılık verdi. Bu millet tanka karşı göğsünü siper etmiştir. Dolayısıyla bu millete kimse operasyon yapmaya kalkmasın. Bu millet asla bu operasyonlara prim vermez. Gücümüzü biz milletten alıyoruz. Oradan, buradan değil sadece milletten. Karar da söz de milletin.” dedi.

YSK’den Demirtaş’a ret

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) cezaevinde bulunan cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın bu akşam özel bir televizyon kanalında yayınlanacak programa telefon ile bağlanma talebini reddetti. YSK’nın 2 üyesi karşı oy kullandı.

HDP Genel Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamada, cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın bu akşam özel bir televizyonda yayınlanacak programa, haftalık 10 dakika olan telefonla görüşme hakkını kullanarak, cezaevindeki ankesörlü telefonla bağlanması talebinin YSK tarafından reddedildiği belirtildi. YSK kararında, “Demirtaş’ın programa katılımının sağlanması için girişimde bulunulması taleplerinin değerlendirilmesi merci T.C. Adalet Bakanlığı olduğundan, Yüksek Seçim Kurulu’nun girişimde bulunması taleplerinin reddine karar verilmesi gerekmiştir” denildiği kaydedildi.

2 KARŞI OY

Karara katılmayıp karşı oy veren YSK Başkanvekili Erhan Çiftçi ve YSK üyesi Yunus Aykın’ın ise karşı oy gerekçelerinde, şunları kaydettiği belirtildi.

“Cumhurbaşkanı adaylarına tanınan propaganda hakkının Cumhurbaşkanı adayı olan Selahattin Demirtaş’a tutuklu olduğu gerekçesiyle tanınmaması düşünülemez. Cezaevi imkanlarının elverdiği ölçüde gerekli önlemler alınmak ve yoğun araçlar kullanılmak kaydıyla seçim kanunlarında öngörülen propaganda hakkının Selahattin Demirtaş’a da sağlanması yolunda bir karar verilmesi gerekirken, izin verme yetkisinin Adalet Bakanlığı’na ait olduğundan bahisle talebin reddi yolunda verilen karara katılmıyoruz.”

FATİH PORTAKAL: DEMİRTAŞ YAZILI YANIT VERDİ

Fox TV’deki programı hazırlayan Fatih Portakal da bir tweet atarak, “Cezaevinde kampanyasını sürdüren #SelahattinDemirtaş sorularımıza yazılı yanıt verdi. Cevaplar akşam 8’de #LiderlerFox’ta. Maalesef garip bir durum bazı soruları gıyabında eşbaşkanlar yanıtlayacak” dedi.

Cezaevinde kampanyasını sürdüren #SelahattinDemirtaş sorularımıza yazılı yanıt verdi. Cevaplar akşam 8’de #LiderlerFox’ta. Maalesef garip bir durum bazı soruları gıyabında eşbaşkanlar yanıtlayacak. pic.twitter.com/S1AstK3y0Z

— fatih portakal (@fatihportakal) 30 Mayıs 2018

Seçim beyannamelerinde dış politika vaatleri… AKP: Maceraya devam Muhalefet: Tamir edeceğiz

İBRAHİM VARLI [email protected] @ibrhmvarli

Siyasi partilerin izleyecekleri politikaları ve vaatleri içeren seçim beyannameleri ardı ardına açıklandı. AKP, CHP, HDP ve İyi Parti’nin seçim beyannamelerine yansıyan dış politika hedeflerinde ABD, NATO, AB, İran, Irak ile ilişkilerle, Suriye sorunun çözümüne yönelik hedefler öncelikli başlıklar olarak anlatıldı. On altı yıllık iktidarı döneminde uyguladığı dış politikayla ülkeyi maceradan maceraya sürükleyerek, savaş ce çatışma iklimine sokan AKP, iflas eden politikalarına rağmen proaktif dış politikaya devam kararı alırken, CHP’nin dış politika hedefleri “İstikrar ve İtibar” başlığıyla somutlaştırıldı.

AKP: İflas eden dış politikada ısrar
360 sayfalık seçim beyannamesinde dış politikayla ilgili hedefler sıralanırken Türkiye’nin AB’ye katılım hedefinin korunduğu bağımsız, pro-aktif siyaset ve perspektif üreten politikaya devam ediliciği vaat edildi. Beyannamede “ABD ile yaşanan sorunları aşmak istiyoruz” denilerek, ABD ile yakın işbirliğinin korunmasının esas olduğu vurgulandı. Suriye politikası için de “Meşru bir yönetime kavuşmuş yeni bir Suriye hedefi için çalışacağız, arzumuz yeni Suriye ile komşuluk ilişkilerimizi ve işbirliğimizi yeniden tesis etmek” denildi.

“Dış Politika ve Milli Güvenlik” başlığı altında şunlar yer aldı: “Türkiye’nin AB hedefini stratejik bir hedef olarak görüyoruz. ABD ile yaşanan sorunları aşmak istiyoruz. ABD ile yakın işbirliğinin korunması esas. Rusya ile ikili ilişkilerimizi geliştirmeye çalışacağız. Suriye ihtilafının nihai bir siyasi çözümle neticelenmesi için gayretlerimizi sürdüreceğiz. Meşru bir yönetime kavuşmuş yeni bir Suriye hedefi için çalışacağız. Dış politikamız vizyona dayalı çok boyutlu olmaya devam edecektir. Güvenlik ve savunma politikamızın merkezinde olan NATO’nun, gerek askeri gerek siyasi etkinliğinin daha da güçlendirilmesine ve ülkemizin dışarıdan kaynaklanan tehditlere karşı savunulmasına katkı sağlamasına yönelik çalışmaları bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da destekleyeceğiz.”

CHP: İstikrar ve itibar
240 sayfalık beyannamenin “Dış Politika: İstikrar ve İtibar” alt başlığında derlenen hedef ve amaçlarda Türkiye’nin hem komşuları nezdinde bölgesel bir aktör olarak, hem de müttefikleri gözünde tarafsızlığını, inanılırlık ve güvenilirliğini kaybetmiş, öngörülebilir bir uluslararası aktör olma özelliğini yitirdiğine dikkat çekildi.

Beyannamede “CHP’nin dış politika anlayışı, bir yandan Türkiye’nin dış politika uygulamalarında yeniden güvenilir ve iş birliği yapılabilir bir ortak haline gelmesi için gereken adımların atılmasını sağlayan, bir yandan da ülkeninyitirmiş olduğu imaj ve itibarını yeniden olumlu bir dönüşüme kavuşturan güçlü bir kamu diplomasisi faaliyeti bütünlüğü oluşturmaktadır” denildi.

Türkiye’nin dış politikası şu dört unsur üzerine oturtularak geliştirileceği kaydedildi: “Yurttaşlarımızın adalet, güvenlik, huzur ve refahını gözeten bir dış politika. Uluslararası hukuka saygılı ve değerlere dayalı bir dış politika. Tarihi birikim, coğrafi konum ve kültürel çeşitliliğin zenginliği ile donanmış çoğulculuğa dayalı bir dış politika. Tüm dünya ile bütünleşen, bölgesel ve küresel iş birliğini güçlendiren, katılımcı bir dış politika.”

Beyannamedeki vaatler:
»ABD ile ilişkiler karşılıklılık ve güven çerçevesinde yürütecek. »AB’nin yeni fasıl açmasını beklemeden, gereken reformlar yapılacak.

»Rusya ile ekonomik ve ticari ilişkileri tek taraflı olmayan ve şahsi çıkarlara dayanmayan şekilde geliştirilecek.

»Suriye halkının esenliğini ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamaya dönük bütün uluslararası barış girişimleri ve BM’nin çalışmaları destekleklenecek.

»TSK’nin Suriye’deki misyonunun gerekli diplomatik adımlarla desteklenerek, en kısa zamanda başarıyla sona erdirilmesi temin edilecek.

»İran’la uzun bir geleneğe dayanan iyi ilişkiler çok yönlü olarak geliştirilecek. İran’ın nükleer programı ile ilgili olarak yapılan anlaşmanın sürdürülmesi için gösterilen çabalar desteklenecek.

»Irak’ın toprak bütünlüğünün Irak Anayasası’nın çizdiği sınırlar içerisinde korunması için bölgede ve uluslararası alanda etkin girişimlerde bulunulacak.

HDP: Eşitlikçi, barışçıl dış politika
Beyannamede dış politika vaatleri “Dış ilişkilerde barışçıl bir dış politikayı uygulamaya geçireceğiz” başlığı altında yer alırken, “En güzel ülke, komşularıyla barış içinde yaşayan ülkedir” denilen bildirgede şunlar kaydedildi:

»AB’yle müzakere ve tam üyelik çalışmaları ilkeler çerçevesinde yeniden değerlendirecek.

»Başta Ortadoğu olmak üzere, tüm dünya halklarının kendi geleceklerini özgürce belirlemeleri ve halkların kendi kendilerini yönetecekleri demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir yönetim anlayışını geliştirmeleri için destek verilecek.

»Bölgede küresel ve bölgesel güçlerin savaştan, işgalden ve şiddetten yana politikalarına karşı durulacak. Kader olarak dayatılan bu savaş düzeni değiştirilecek. Ortadoğu’da mevcut iktidar tarafından yürütülen Kürt düşmanı politikaya derhal son verilecek ve Kürt halkıyla barış sağlanacak.

»Suriye’de iç savaşın sona erdirilmesi için çaba harcanacak. Halkların kardeşliğine ve eşitliğine dayalı demokratik bir çözümün ortaya çıkarılması için çaba harcanacak, Rojava halkının açığa çıkardığı demokratik yönetim iradesinin tanınması ve Demokratik Suriye yönetiminin yaşam bulması için mücadele edilecek.

»İsrail hükümetinin etnik temizliği esas alan işgalci politikalarına karşı duracak. Filistin işgaline son verilmesine ve Filistin halkının kendi geleceğini belirlemesine destek verilecek.

»Ortadoğu’da emperyalistler tarafından çizilmiş yapay sınırlarla kendini bağlamayacak, halklar arasındaki ekonomik, sosyal ve kültürel bağların güçlendirilmesi ve ilişkileri perdeleyen bürokratik engellerin ortadan kaldırılması için çalışılacak.

»Ermenistan üzerinde uygulanan ekonomik ambargoyu kaldıracak, gerekli ekonomik, politik ve diplomatik ilişkileri geliştirecek. Türkiye tarafından tek yanlı kapatılan Türkiye-Ermenistan sınırını koşulsuz olarak açılacak.

»Emperyalist müdahalelere, başka ülkelerin topraklarının işgal edilmesine, komşu ülkelere askeri veya iç savaşı kışkırtıcı müdahalede bulunmak gibi politikalara karşı çıkmaya devam edilecek.

İYİ Parti: Milli, itibarlı dış politika
138 sayfalık beyannamenin “Dünyada ve bölgemizde barışı hedefleyen güçlü dış politika, huzurlu Türkiye” başlıklı dış politika bölümünde şu vaatlere yer verildi:

»Milli, İtibarlı, Barış Odaklı ve Gerçekçi Bir Dış Politika Anlayışını Benimseyeceğiz. Türkiye’nin tarihten gelen kazanımları, coğrafyasının zenginlikleri, stratejik ve jeopolitik konumu, siyasal gerçekçilik zemininde değerlendirilerek hazırlanan dış politika anlayışı uygulanacak.

»Uluslararası hukuku esas alan, caydırıcı, dengeli, barışçı, etkin, akıllı, kararlı, saygın, güvenilir, istikrarlı, gerçekçi, sadece sorunların çözümünü değil krizlerin önlenmesini de hedefleyen, sonuç odaklı ve çok yönlü bir dış politika izleyeceğiz.

»Türkiye’yi dış politikada yalnızlıktan kurtaracağız. Ülkemizin son zamanlarda dini-mezhepsel ve toplum mühendisliği yaklaşımlarıyla içine çekildiği “Ortadoğululaşma” yanlışına son vereceğiz. Çevre komşularımızla, bölge ülkeleriyle dostluk, iyi komşuluk ve iş birliği ilişkileri oluşturacağız, bu suretle bölge ve dünya barışına katkı sağlayacağız.
» Dış politikanın iç politika malzemesi olarak kullanılmasına son vereceğiz. Dış politikada sadece milli çıkarları gözeteceğiz, iç politika malzemesi olarak kullanılmasına izin vermeyeceğiz.

»AB ile müzakere sürecini hızlandıracağız. Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin Türkiye için olduğu kadar Avrupa Birliği için de önemli olduğunu düşünmekteyiz. AB ile müzakere sürecini hızlandıracağız.

»Türk Dünyası ile ilişkileri güçlendireceğiz, Yurtdışında Yaşayan Türklerin sorunlarıyla yakından ilgileneceğiz. Avrasya coğrafyasına yayılmış olan Türk Dünyası’nı dış politikanın önemli bir boyutu haline getireceğiz.

»Bölgesel sorunların çözümünde komşularımızla yakın işbirliği yapacağız. Kıbrıs Milli Davamızdır.

»Türkiye’nin Ege’deki haklarının korunmasında ve ihlâllerin önlenmesinde kararlı davranacağız. İki devlet arasındaki sorunların diyalog ve müzakere yöntemleriyle çözümlenmesi için iyi niyetle ve samimiyetle çalışacağız. Küresel Terörle Mücadelede Uluslararası toplum ile işbirliği halinde hareket edeceğiz.

Kılıçdaroğlu: İttifak iptali için değil sandık taşınması için AYM’ye gittik

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin AYM başvurusu ile ilgili Habertürk muhabirine açıklamalarda bulundu.

Kılıçdaroğlu, “İttifakın iptali söz konusu değil. Anayasaya aykırı maddeler iptal edilmeli. Bunlar seçimin iptaline neden olacak şeyler değil.” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, “İttifakın iptali için değil, sandıkların taşınması için başvuruda bulunduk” diye ekledi.

AKP’li Mustafa Şentop da katıldığı bir programda, AYM, kararının seçimi etkilemeyeceğini, YSK’nın gerekli düzenlemeyi yapacağını dile getirmişti.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce ise Kırıkkale’deki mitinginde, “Seçimi iptal ettirme derdindeler” diyerek tepki göstermişti.

AYM kritik başvuruyu görüşüyor: Seçim iptal edilmez en fazla ertelenebilir

HÜSEYİN ŞİMŞEK [email protected] @simsekhuseyinn

CHP’nin 7102 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Seçmen Kütükleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru bugün karara bağlanacak.

AYM’nin, CHP’nin iptal başvurusu ile ilgili bugün yapacağı görüşme öncesinde “Seçim iptal olabilir mi” tartışmaları gündeme geldi. Yüksek Mahkeme, ‘ittifak düzenlemesi’ olarak bilinen yasanın seçim güvenliğini riske atan maddeleriyle ilgili CHP’nin başvurusunu bugün esastan görüşecek. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, başvurunun ilk incelemesini 2 Mayıs Çarşamba günü yaparak başvuruda bir eksiklik olmadığına karar vermişti.

‘Mühürsüz oy pusulası’ itirazı
CHP’li Grup Başkanvekilleri Engin Altay, Özgür Özel ve Engin Özkoç ile 126 milletvekilinin yaptığı başvuruda, “aynı binada oturan seçmenlerin farklı sandık bölgelerine kaydedilebilmesi”, “sandıkların taşınması ya da birleştirilmesi”, “sandık başkanının belirleme usulü” ve “mühürsüz oy pusulaların geçersiz sayılmaması” gibi hükümlerin iptal edilmesi istendi.

‘YSK teamülleri uygular’
CHP’nin başvurusunun görüşülmesine saatler kala hükümetten ve CHP’den art arda açıklamalar geldi. Maddelerin iptal edilmesi durumunda seçimin iptal edileceğine yönelik inanışın gerçeği yansıtmadığını söyleyen TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve AKP Milletvekili Mustafa Şentop, “Seçimi etkileyecek hiçbir şey yok burada. Bunlar seçimin uygulanmasıyla ilgili düzenlemeler. Eğer bunlarla ilgili varsayalım ki AYM iptal kararı verdi, o zaman YSK bugüne kadarki teamülleri uygulayacaktır bunların yerine” dedi. YSK’nin AYM kararına rağmen kararları uygulamayabileceğini iddia eden Şentop, “YSK’ye kanunla seçimlerin yönetimi ve denetimiyle ilgili genel bir yetki veriyoruz. YSK, kanunda olmayan hususlarla ilgili de prensip kararları alarak uygulamalar yapabilir” diye konuştu.

‘Seçimlerin iptal edilmesini istemiyoruz’
CHP’den de esastan görüşülecek başvuru öncesinde bir açıklama yapıldı. CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, “Biz ‘seçimi iptal edin’ demiyoruz. Orada alınacak karardan bir tek beklentimiz var, seçimi güvenli kılın. Seçimleri iptal etmelerini asla ve asla istemiyoruz” dedi.

‘Seçim ertelenebilir’
AYM’nin itiraz ettikleri maddeleri iptal etmesi durumunda seçimin iptal olmayacağını ancak gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için seçimin bir süre ertelenebileceğini ifade eden Özkoç, “Ben hukukun üstünde, seçimlerin nasıl yapılacağını, ne yapılacağını söyleyemem ama seçimi iptal etmek başka bir şeydir. ‘Yasal düzenlemeleri yerine getireceğiz. 15, 20, 30 gün içerisinde bu düzenleme yapılıp seçimlere devam edilecektir’ diyebilirler. Bu onların takdiri tabii ki ama biz bu seçimlerin kesinlikle güvenli bir seçim olmasını talep ettiğimiz için müracaat ettik. Seçimleri iptal etmelerini asla ve asla istemiyoruz” şeklinde konuştu.

‘AYM kararına uymak zorundayız’
AKP’li Şentop’un, “YSK teamülleri uygular” ifadelerine ise CHP’nin YSK Üyesi Hadimi Yakupoğlu itiraz etti. YSK’nin görev sınırlarının Anayasa’nın 79’uncu maddesinde belirlendiğini ve özellikle AYM’nin kararlarını uygulamamak gibi bir yetkisinin olmadığını ifade eden Yakupoğlu, BirGün’e yaptığı değerlendirmede, “Şentop’un açıklaması kişisel yorumudur.

YSK, kanunları karşısına alarak hiçbir şey yapamaz. AYM kararına uymak mecburiyetindeyiz” dedi.

Öte yandan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Biz ittifakın iptali için AYM’ye gitmedik. Sandığın taşınması için AYM’ye gittik. İttifakın iptali söz konusu değil” dedi.

‘Güçlü Meclis’ yalanı: Güç tek adamda

NURCAN GÖKDEMİR [email protected] @nurcangokdemir

AKP, Recep Tayyip Erdoğan’ın tekrar Cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda “Tek adam”lığını kurumsallaştıracak Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile ilgili çalışmalarını tamamladı. Erdoğan’ın incelemesinden sonra son şeklini alacak kararnamelerin seçimlerin hemen ardından yayımlanması planlanıyor.

“Yürütmenin yanı sıra yasama yetkisini” de fiilen Cumhurbaşkanı’na devreden kararnameler ile yürütme ve devlet yapılanması ile ilgili altı temel alanda düzenleme yapılabilecek.

Şaibeli 16 Nisan Referandumu ile kabul edilen Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı’nın kararname çıkartabileceği alanlar şöyle düzenlendi:

1-Yürütme yetkisi,

2- Sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler,

3- Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin teşkilatı ve görevleri,

4- Olağanüstü haller,

5- Kamu tüzel kişiliği kurulması

6- Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri ile teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması.”

İlk kararnameler
Seçimlerin sonuçlanmasının hemen ardından çıkartılmak üzere hazırlanan kararnameler ise şöyle:
Başbakan silinecek: Yürütme yetkisini üstlenmesine ilişkin konular düzenlenecek. Kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş, teşkilat, görev ve yetkilerini düzenleyen yasalar ve KHK’lerdeki, Başbakan, Bakanlar Kurulu, Hükümet, Bakanlar Kurulu kararı, yasa tasarısı gibi ifadeler silinecek.

Yeni kamu düzeni: Başbakanlık ve bakanlıklara bağlı ve ilgili kuruluşlar yeniden düzenlenecek. Bazı kuruluşlar birleştirilecek, başta düzenleyici ve denetleyici kuruluşlar olmak üzere bazıları kapatılacak ya da yeni bağlılık tanımları yapılacak. Kamu kurumlarının kurulması, lağvedilmesi, görev ve yetkileri ile teşkilat yapısı, üst kademe yöneticilerinin göreve gelme ve görevden ayrılma esasları ile ilgili yetkiler Cumhurbaşkanı’na devredilecek.

Dışardan bakan: 5’i Başbakan Yardımcısı olmak üzere 26 olan bakanlık sayısı 14 ya da 15’e düşürülecek, bazı bakanlıklar kapatılırken bazılarının görev alanları da birleştirilecek. Cumhurbaşkanı kendisine 4 ya da 5 yardımcı atayacak, dışarıdan bakan ya da üst düzey bürokrat atanabilecek.

Meclis etkisiz
Cumhurbaşkanlığı kararnameleri Meclis onayı gerekmeksizin Resmi Gazete’de yayımlandıkları gün yürürlüğe girecek. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde kanun hükümleri uygulanacak. AKP’nin parlamenter rejimin kaldırılmadığının ispatı olarak gösterdiği bu yetkinin kullanımı da Cumhurbaşkanı’nın inisiyatifinde olacak. TBMM’nin aynı konuda kanun çıkarması durumunda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelecek ancak Cumhurbaşkanı’na tanınan geniş veto yetkisi yasamanın elini kolunu bağlayabilecek.

Temel farklar
Anayasa değişikliği ile getirilen Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile hükümetin Meclis’i devredışı bırakma aracı olarak kullandığı için eleştirilen kanun hükmünde kararname arasındaki temel farklar şöyle:

»Bakanlar Kurulu, TBMM’de kabul edilen bir yetki kanunu çerçevesinde KHK çıkartabilirken, Cumhurbaşkanı Meclis’ten yetki almadan kararname çıkartabilecek.

»Fiilen işlememekle birlikte KHK’lerin TBMM’nin onayına sunulması zorunluluğu Cumhurbaşkanlığı kararnameleri için geçerli olmayacak.

»Meclis çoğunluğunun Cumhurbaşkanı’nın partisinde olmaması durumunda gündeme gelebilecek, kanun yoluyla kararnameleri işlevsiz hale getirme yolları da fiilen kapatıldı. Meclis’in kabul ettiği kanunu veto etme yetkisi bulunan Cumhurbaşkanı’nın geri gönderdiği kanunun yeniden kabulu için en az 301 milletvekilinin oyu gerekecek.

Halk neyi oylayacak? 2: Anayasal gelecek tercihi

16Nisan 2017’de Anayasa değişikliği için kurulan sandıklar, sadece Anayasa oylaması değildi; “evet” ve “hayır” ayrışması, iktidarı temsilen R.T. Erdoğan ve K. Kılıçdaroğlu öncülüğündeki muhalefet bloku arasında bir tercih idi. Bu nedenle, Anayasa halkoylaması, “plebisiter referandum” şekline dönüştü. 24 Haziran seçimleri de, CB veya TBMM’de ortaya çıkacak çoğunluk tercihi olmayıp sadece, bir “anayasa oylaması” aynı zamanda.

Geçen yazıda, anayasal eksende tercihlere ilişkin şu karşıtlıkları açmıştım:

»Devamlılık ve kopuş,

»Umut ve statüko,

»İktidarın eldeğiştirmesi ve iktidar zehirlenmesi,

»Hukuk ve OHAL,

»Hukuk devleti ve kişi devleti,

»Türkiye barışı ve ötekileştirilmiş toplumsal yapı.

Bu yazıda, daha geniş ve bütüncü çerçevede konuyu üçlü eksende ele alacağım; zira bunlar, anayasa için sacayağı oluşturur: ülke, toplum ve devlet.

ÜLKE: Anayasa, ülkenin toprak, su ve hava sahasını nasıl düzenler? Bu açıdan, flora+fauna ve homo sapiens birlikteliği esastır.

TOPLUM: Anayasa, toplumun dayandığı değerler dizgesini güvence altına alır. Kuşkusuz bu değerler, özgürlük, eşitlik ve haysiyet denklemine dayanır.

DEVLET: Devlet, ülkenin ve toplumun değerlerini korumaya ve bunların uyumlu birlikteliğini gelecek kuşaklara aktarmaya elverişli kurumlar ve kurallar bütünüdür. Söz konusu kurumlar ve kurallar, ülke ve toplum için üçlü “yükümlülük” kavramında somutlaşır:

Devlet-ülke örneği: çevre kirlenmesini önlemek, çevre sağlığını korumak ve çevreyi geliştirmek (Any., md.56), Devlet’in yükümlülükleridir.

Devlet-toplum: hak ve özgürlükleri ihlalden kaçınmak (saygı göstermek), korumak ve geliştirmek (Any., md.2, 5, 12, 40 vd.), yine devletin yükümlülükleri.

Soru: ülke-toplum ve devlet üçlüsünde; önlemek (kaçınmak veya saygı göstermek), korumak ve geliştirmek şeklindeki üçlü yükümlülük nasıl sağlanır veya yerine getirilir?

Devlet örgütlenmesini şu üç işleve denk düşen üçlü yapıya ayırarak: kuralı koyma işlevi (yasama), kuralları uygulama işlevi (yürütme) ve kurallar ile uygulamalarını denetleme işlevi (yargı).

Biyolojik çeşitlilik/haklar toplumu ve hukuk devleti
Ülke/toplum ve devlet üçlüsünde anayasa sacayağı, yapılan açıklamalar ışığında, “biyolojik çeşitlilik”, “haklar toplumu” ve “hukuk devleti” kavramlarına denk düşer.

»Biyolojik çeşitlilik, doğal öğelerin hak öznesi olarak düzenlendiği çevresel demokrasiyi gerekli kılar.

»Haklar toplumu ise, çoğulcu veya demokratik toplum olarak ifade edilir.

»Hukuk devleti ise, kuralların aşamalı sıralanması veya normlar hiyerarşisi (hukuk) ve erkler ayrılığı (devlet)kavramlarında somutlaşır.

İttifaklar ve anayasa
Siyasal partiler ve anayasa arasında ilişki kurmak, ittifaklar ve anayasa ilişkisini öne çıkarır; zira, 24 Haziran’da yapılacak oy tercihi, hem partilere hem de ittifaklara veya kişilere ilişkin olacaktır.

Bu bakımdan, “Cumhur ittifakı”nın Anayasa tercihi bellidir: 16 Nisan 2017’de halkoyuna sunulan 6771 sayılı kanun. Bu kanun, anayasanın 3. Ayağı olarak nitelenen hukuk devletinin ana mekanizmalarını parçalamış bulunuyor: yönetmelik+tüzük+kanun ve anayasa şeklindeki aşamalı kurallar zinciri kırılmış; denge ve denetim düzeneği ile ifade edilen erkler ayrılığı yerine, tek kişinin belirleyici olduğu güdümlü yapı öngörülmüştür.

Bu nedenle, Cumhur ittifakı tarafından topluma sunulan Anayasa bellidir ve bunun dışında anayasal projeye sahip değildir (statüko).

Anayasa umudu…
Buna karşılık, statükoyu reddeden “millet ittifakı” ve HDP, topluma anayasal seçenek sunmalı. Bu seçenek, şu üçlüde somutlaştırılabilir:

-İhtiyaçlar: başlıca anayasa düzenleme konuları olarak “ülke+toplum ve devlet” üçlüsünde ortaya çıkan sorunlar nelerdir?

-Anayasal kazanımlar: sözkonusu sorunlara, ülkemizin yüz elli yıllık siyasal ve anayasal birikimi ne ölçüde çözüm bulabilir?
-Çağdaş a
ayasacılığın yanıtları: karşılaştırmalı anayasacılığın hangi öğeleri esin kaynağı olabilir?

Ülke/toplum ve devlet için
16 Nisan’da oylanan değişiklik, “kişi projesi” idi ve bu özelliği açıkça beyan edildi; aradan geçen bir yıllık zaman diliminde teyit edildi.

Bu nedenle, 24 Haziran çifte seçimlerine üç hafta kala, “kişi projesi”ni reddeden müttefik ve partiler, yukarıda betimlenen eksenlere dayanan anayasa tasarımlarını toplum ile paylaşmalı. Bu sadece, 16 Nisan “hayır bloku”na karşı bir yükümlülük değil, gelecek kuşaklara karşı da bir ödevdir.

Kendilerine çifte seçim dayatılan seçmenler, aslında geleceğe dönük anayasa tercihlerini ortaya koyacaklar.
Siyasal partiler, CB adaylarını ve milletvekili adaylarını acil bir görev bekliyor: anayasal geleceği tartışmaya açmak.
Zira, 24 Haziran günü, Cumhurbaşkanı ve TBMM üyeleri için kullanılacak oylar, Türkiye ülkesi, Türkiye toplumu ve Türkiye Devleti’nin geleceği üzerine belirleyici olacak.