Yerimiz dar yenimiz de

Geline “oynar mısın?” diye sormuşlar, “yerim dar” demiş. Yer göstermişler, “yenim dar” demiş. Yerimiz dar, giderek de daralıyor. Yer vardı ama oynamaya gönlümüz olmadığı için dar dedik; yer gösterdiler, bu kez de yenimiz dar dedik.

Gönlünüz yoksa bahane çok. Ama bu sefer gerçekten yerimiz ve yenimiz dar, bırakın oynamayı, kımıldayamıyoruz bile. Oynamadan, halaya durmadan birlikte yaşamayı nasıl öğrenebiliriz ki? Oyunlarla, oyunlarda kurulur dünyalar.

Çocukluğumuz mahallede geçti. Evlerin arasındaki boşluklarda oyunlar oynar, oynadıkça birlikte mikro dünyalar kurardık. O zamanlar âlem henüz sanal değildi, el âlemle birlikte sokaklarda düşe kalka büyüdük. O günlerden kalma yaralarımız var. Büyüdükçe hayallerimiz de büyüdü ve oyunlarımızı caddelere, meydanlara taşıdığımızda mevcut dünyanın yerine başka bir dünya kurmaya kararlıydık; yoksulluğun, eşitsizliğin, savaşın olmadığı adaletli bir dünya. Meydanları doldurup özgürlük şarkıları söyledik.

Sonra bir gece ansızın oyun alanlarımızı geri aldılar, şimdi isteksek de oynayamıyoruz, oynatmıyorlar. Yerimiz dar, çünkü iktidar mekân politikasıyla tüm boşlukları tıka basa dolduruyor. Yenimiz dar, çünkü beden politikasıyla bedenleri anatomik sınırlarının içine kapatıyor. Anatomik sınırları içine kapatılmış mekânsız bedenlerimiz bir dolgu malzemesine dönüşmüştür. Ve bazen geçmişin hayaleti ziyaret ediyor bizi, meydanlarda oyunlar oynadığımız eski güzel günleri hatırlıyoruz ve yeniden oynamak istediğimizde kentin dışında, kıyıdaki dolgu alanlarını gösteriyorlar. Doğrusu da bu, dolgu malzemeleri ancak dolgu alanlarına yakışır. Kendi zaman ve mekânını yaratamayanlar, dolgu malzemesi olabilir ancak.

Duvarlar anatomik sınırları içine kapatılmış bedenlerle örülmüştür, meydanlar ise dolgu malzemeleriyle doldurulmuş. Bedenin biçim değil, eylem olduğunu, bedenin mekân ama aynı zamanda kendi mekânını yaratan mekân olduğunu duyumsadığınızda duvarlar yıkılacak. Tuğla biziz, duvarı bizle örüyorlar; dolgu malzemesi de biziz, meydanları bizle dolduruyorlar. Dolgu malzemeleri boşlukları doldurmaya yarıyor sadece, oysa beden kendi mekânını yaratacak denli kudretli. Yerimiz hep dardır, yenimiz de, fakat bedenimiz, bedenlerimiz var, bedenlerimizin kudretiyle düşüncelerin dans edeceği mekânlar yaratabiliriz. İnsan doğurgandır, içinde mekânlar, dünyalar saklar.

yerimiz-dar-yenimiz-de-467658-1.

Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: “Boşluklara doğru ilerle!” Hep birlikte taşıtın içindeki boşlukları doldurduk. Boşluklar doldurulmalı ve mallar olabildiğince rantabl şekilde istiflenmeli. Toplu taşıma araçları kamusal mekândan sayılır ama bizde Batılı anlamda kamusal değil, sürücünün özel alanıdır. Diyelim ki belediyelerin hizmet götürmediği gecekondulu zamanlardan kalma taşıtlar olan minibüslere bindiniz; sürücünün davranışlarından özel bir mekâna girdiğinizi hemen fark edersiniz. Frene ani basışları, yolcuları hiçe sayan sürüş tarzı, çaldığı müzikler. İtiraz ettiğinizde ağzınızın payını verecektir. Çok fazla üstelerseniz, en iyi ihtimalle aracı kenara çekip özel mülkünden dışarı atabilir sizi, en kötü ihtimalle sürücünün darbelerine maruz kalabilirsiniz. Toplu taşıma aracını ya sevecek ya da terk edeceksiniz.

Meydanlar da kamusal mekânlardır, kamunun yatay bir düzlemde birbiriyle karşılaşacağı, müzakere edeceği, oyunlar oynayacağı alanlar. Roma hukukuna dayalı Batı kentleri böyledir. Kamusal mekân ile özel alan tek bir çizgiyle, sokağa açılan kapının eşiğiyle ayrılır. Evinizin eşiğinden sokağa adım attığınızda artık kamusal mekândasınız. Ama Osmanlı kentinde özel olanın, en mahrem yer olan evden başlayarak seyrele seyrele dışarı doğru yayıldığı görülür. Bu topraklar özel, mahrem olanın yayılarak kamusal olanı yuttuğu topraklardır.

“Yerim dar, yenim dar” dediğinizde bir de bakmışsınız size verilmiş olan kamusal mekânı da kaybetmişsiniz. Ve mekânınızı yitirdiğinizde tıpkı toplu taşıma araçlarında olduğu gibi boşlukları doldururken bulursunuz kendinizi; cisminiz kadar yer kaplarsınız. Ve sokağa adım attığınızda, birisinin özel mekânına girmiş gibi oluyorsanız bu faşizmdir. Oynayacak yerimiz yok, kamusal mekânlar özel mülk sayılıyor, hükümdarın özel mülkü. Cisminiz kadar yer kapladığınızda faşizme dolgu malzemesi olabilirsiniz ancak. Kamusal mekânlar, özgürlük alanları birlikte eyleyen ve titreşen bedenlerce yaratılabilir. Yaratmıştık, aylardan yine mayıstı.
Unuttunuz mu?

Bir çocuk ve bir köpeğin dostluk hikâyesi: “Dostum Tedi ve Ben”

Merve İpek Öztürk’ün yazdığı Dostum Tedi ve Ben Genç Destek Yayınları etiketiyle yayımlandı.

Tanıtım Bülteninden:

Bir çocuk ve bir köpeğin dostluk hikâyesi… Koşulsuz sevgiyi ve paylaşma duygusunu bir hayvan dost üzerinden anlatan Merve İpek Öztürk’ün yazdığı Dostum Tedi ve Ben Genç Destek Yayınları etiketiyle minik okurlarla buluşuyor.

Bir çocuğun hayatına bir köpek girmesiyle değişen dünyası… Yazar Merve İpek Öztürk’ün çocuklara yeni bir arkadaş olması için kaleme aldığı Dostum Tedi ve Ben kitabıyla tüm çocuklar içinde kendilerinden parçalar bulabilecekleri bir hikâye ile hayatına yeni bir dostu alan, onu kabullenip ailesinden bir parça gibi gören Melina’nın heyecanına ortak olacaklar.

Bir canlıyı sevmek için dış görünüşün önemli olmadığını doğal ve samimi bir dille anlatan kitapta çocuklara verilmek istenen mesajlar hikâyenin içine serpiştirilmiş gizli olumlamalarla aktarılıyor. Abartılı, olağandışı ya da fantastik ögelere ihtiyaç duymadan da çocukların ilgisini ve beğenisini kazanabilecek bir hikâye anlatılabileceğini gösteren kitap Melina ve Tedi’nin yeni maceralarını içeren bir seri olarak devam edecek.

Dostum Tedi ve Ben, içerdiği birbirinden güzel resimlerle 1 yaşında çocukların ilgisini çekebilecek renklilikte olmasının yanı sıra 2-4 yaş arası çocukların dinlemekten keyif alacakları ve odakları dağılmadan hikâyeye devam edebilecekleri kısa cümlelere sahip bir kitap olmasıyla da öne çıkıyor. Okumaya yeni başlayan minikler ise bu sıcacık dostluk hikâyesini ilk okuma kitapları olarak benimseyip yanlarından ayırmayacaklar.

Kitapta ayrıca annelerin her akşam uyumadan önce çocuklarına tekrar ettirebilecekleri olumlamalar da ayrı bir bölüm olarak yer alıyor.

Kitap çocuklara NLP tekniğiyle yaklaşıyor

Sahip olunması mucizevi bir gerçeklik olan evladı mutluluk ve huzur içinde yetiştirmek emek ister. Günümüzde NLP ekolüne önem veren, çocuklara ileride mutlu bireyler olmaları için bu sisteme bağlı kalarak yaklaşan okullar giderek artıyor. Peki, nedir bir çocuğa NLP sistemine bağlı kalarak yaklaşmak?

0-3 yaş dönemde olumsuz kalıpların oluşmasını önlemenin yolu

0-3 yaş döneminde karşılaştıklarımız hayatımızın geriye kalan döneminin mimarıdır. Bu dönemde çocuklar ebeveynlerinin mimiklerini, beden dillerini kopyalar. Ebeveynlerin olaylar karşısındaki tutumları ve çocukla iletişim kurma biçimleri çocuğun karakterinin şekillenmesindeki etkenlerden biridir.

Kişiliğin oturma süreci olan bu kritik dönemde anne-babaların çocuklarına yaklaşım biçimleri çok önemlidir.

Kişisel gelişim, NLP, EFT, Nefes gibi teknikleri kullanarak hayal ettiği başarılara ulaşmış pek çok insan vardır. Başarılı insanların yaptıkları modellenip örnek alınarak benzer başarılara ulaşılabiliyorsa, bu yöntemin küçük yaşlardan itibaren oturtulmasıyla mutlu, başarılı ve kendine güvenen bireyler yetiştirilebilir.

Peki, yetişkinlerde işe yarayan bu teknik, 0-3 yaş gibi kritik bir dönemde nasıl kullanılır ve ne işe yarar?

Yazar, karakterin oturmaya başladığı kritik bir dönem olan bu süreçte yanlış ve olumsuz kalıpların oluşmamasına yardımcı olabileceğimizi ve böylece daha mutlu ve başarılı bireylerin yetişmesini sağlayabileceğimizi ifade ediyor. Bunu başarabilmek için ilk adımının da olumlamalarla bilinçaltlarında doğru kalıplar oluşturmaktan geçtiğinin altını çiziyor.

Arka kapaktan:

Neşe içinde koşup oyun oynarken bir yandan da evimize gelecek olan yeni dostumu hayal etmeye başladım.

Tedi’nin neye benzediğini merak ediyordum.

Onu barınaktan alıp getirecekler bize.

Yazık…

Eski ailesi onu terk etmiş…

Acaba nasıl bir köpek Tedi?

Bir kurda mı benziyor, yoksa bir aslana mı?

Yoksa kuzu gibi kıvırcık tüylü bir yün yumağına mı?

Neye benzerse benzesin bunun hiçbir önemi yok.

Ben onu her koşulda çok ama çok seveceğim.

Ona “İşte burası evimiz Tedi” diyeceğim. “Bundan sonra burada birlikte yaşayacağız ve hepimiz seni çok seveceğiz.”

Çocuklara koşulsuz sevgiyi ve paylaşma duygusunu gizli olumlamalarla aşılamaya katkı sağlayan, doğru zamanda, doğru kalıp oluşturmaya yardımcı olan bu kitabı okul öncesi çocuklara anneleri keyifle okuyabilir.

Kitabın devam edecek olan serilerinde Melina, dostu Tedi sayesinde affetmeyi ve sorumluluk almayı bir dolu maceralarla öğrenecek. edebiyathaber.net

‘Barış istedik hedef gösterildik’

Rıfat Kırcı

Barış Bildirisi’ne imza attıkları için akademiden ihraç edilen akademisyenlerden Kuvvet Lordoğlu ve Filiz Arıöz, ihraç sürecini ve sonrasını anlatan öykülerden oluşan ‘Akademisyenlerden KHK Öyküleri’ kitabını hazırladılar. Tıp, kimya, hukuk gibi farklı alanlardan doktorun öykülerinin yer aldığı çalışma üzerine konuştuk.

»Kitabı hazırlama fikri nasıl oluştu?
Kuvvet Lordoğlu:
Fikir KHK’lı arkadaşımız Filiz Arısöz’ün kendi öyküsünü yayımlama girişimi ile başladı. Diğer KHK’lı arkadaşlara e-mail ile ulaşıp, öykü kitabına katkı sunmak isteyenler davet edildi. Belirli aralıklarla toplanıp öykü yazımına giriştik. Bu arada profesyonel olarak metin yazarlığı yapan arkadaşlardan da destek aldık.

‘Unutmayayım diye yazmalıyım’
Filiz Arıöz: KHK sonrasında “Olmaz böyle saçmalık, geçecek! Bugün yarın bitecek” diye düşünerek günler aylar geçiyordu ama bu büyük yanlıştan bir türlü dönülmüyordu. Üstelik kötülüklerine devam ediyorlardı; TÜBİTAK ayrı uğraşıyordu, pasaportlarımızı vermiyorlardı, sigortalı işe giremiyorduk. Psikolojik olarak çok zor bir süreç içerisindeydik. “Çok öfkeliyim ve tüm bunları yazmalıyım” diye düşündüm. “Unutulmasın, unutmayayım” diye “Yazmalıyım” dedim kendime.

»Akademisyenlerden KHK Öyküleri kolektif bir çalışma, ayrıca kitabın kapak tasarımı kitabın yazarlarından Didem Dayı’ya ait, siz de kitabın hem hazırlayanı hem de yazarlarındansınız. Kitabın hazırlanması nasıl bir süreçti?
F.A.:
Uzun yıllardır notlar aldığım diğer yazılarımı, birgün toparlar öykü ya da roman haline getiririm diye sakladığım yazılarımla birleştirip işte tam zamanı diye düşündüm. Düşüncemi bir arkadaşımla paylaştım o da hemen editör arkadaşını arayıp benimle ilgili konuşmuş. Editör beni aradı buluştuk. Yazdıklarımın, anlattıklarımın kitap olabileceğini yazmaya devam etmemi destek olacağını söyledi ayrıldık. Eve dönerken aradı, ortağı ile konuşmuş o da KHK sürecinin ayrı bir kitap olmasının daha uygun olabileceğini söylemiş. Bu süreci yaşayan 10-15 akademisyene ulaşabilir misiniz? diye sordu. Bu öneri beni o kadar heyecanlandırdı ki anlatamam. Önemli bir proje… Üniversitedeyken yapmaktan çok zevk aldığım projelerim gibi. Hemen sıvadım kolları önce bu süreçte tanıdığım hocalarıma arkadaşlara ulaştım. Bu fikrimi paylaştığım arkadaşların önerdiği kişilere ulaştım sendika ve dayanışma gruplarına mail gönderdim ve böylece yola çıkmış olduk. İyi ki de çıkmışız. Özdemir Hocam benim ısrarlarıma çok maruz kaldı. İyi ki ısrar etmişim o da ‘iyi ki etmişsin’ diyor. KHK Öyküleri kolektif bir çalışma, ayrıca kitabın kapak tasarımı kitabın yazarlarından olan Didem Dayı’ya ait. Değerli edebiyatçılarımız Sema Kaygusuz, Ercan Kesal ve Burhan Sönmez’in katkılarına değinmemek olmaz. Sağ olsunlar kendileri ile iletişime geçer geçmez öyküleri hızla okuyup kitabımızın arka kapağında ve içindeki o güzel umut ve duygu dolu yazılarını kaleme aldılar.

baris-istedik-hedef-gosterildik-467665-1.

“Tarih olmadan tarih yazmak hatalıdır”
»Akademisyenlere yapılan ihraçlar tarihe geçecek. Peki bu kitabın tarihteki yeri ne olacak?
K.L.:
Kitabın tarihteki yeri için beklemek gerekir. Belki on yıl sonra bu dönemi tarihselleştirecekler açısından bir belge niteliği olabilir. Borges ‘in deyimi ile “Tarih olmadan tarih yazmak hatalıdır”.

F.A.: Barış istedik terörist ilan edildik, hedef gösterildik. Yanı başımızda yaşanan insanlık dramına seyirci kalmak istemedik, dondurucuda ve sokakta günlerce kalan cesetleri görüp kafamızı çeviremedik… Durdurun bu savaşı dedik. Bunu belkide en etkisiz yollardan olan barışı talep eden bir bildiriye onay vererek yaptık. Hızla işten atma ve soruşturma açma sürecini başlatan üniversitelerin yanında hala soruşturma açmamış olan üniversiteler de var. Yani tüm bu yaşatılanlar keyfi. İfade özgürlüğü kapsamındaki bu imzanın suç olamayacağı anayasa maddesiyle de onaylı. Bir yıl önceki imza metni bahane gösterilerek açılmış olan soruşturmalar sürerken denk geldi OHAL ve KHK. 15 Temmuz sürecinin de aktif mağdurları olduk. Bizlerin, ne terörist ne de herhangi bir örgütün hatta FETÖ gibi gerici bir yapılanmanın içinde olamayacağı ve her zaman karşısında olduğu bilinmesine rağmen suça kanıta gerekte kalmadı. Listele, talep et, gönder ve oldu bitti. Muhalif, kendilerine biat etmeyecek akademisyenlerden böylelikle kurtuldular. Bu da yetmedi imza metninden başka hiç bir belgesi olmayan, asla kabul edemeyeceğimiz iddialarla ağır ceza mahkemelerinde yargılanıyoruz.

Bizler öykülerimizde bu hukuksuzlukları anlattık. Bu yaşatılanların sadece bizim maduriyetimiz olmadığını, bu keyfi hukuksuz uygulamaların insan eliyle nasıl bu kadar fütursuzca yapılabildiğini, haklarımızın yasalar da var olsa bile toplum olarak birbirimize ve demokrasiye sahip çıkmazsak nelerin yaşatılabileceğini göstermek, hafıza oluşturmak ve evet tarihe önemli bir not düşmek için yazdık bu öyküleri…

İzmir tramvayında orkestra dinletisi

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından kent merkezinde işletilmeye başlanan yeni tramvay hatlarında müzik dinletisi de sunuluyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Pop Orkestrası’ndan sanatçıların yer aldığı 2 ve 3 kişilik müzisyen grupları, tramvayda enstrümantal parçalar çalarak, yolculuğu keyifli hale getiriyor. İçinde notaların uçuştuğu tramvayda yolcular, önce şaşırıyor ardından ritim tutuyor. Yolcuların bir kısmı, müzisyenleri cep telefonlarının kameralarıyla kaydediyor ve sosyal medya hesaplarından paylaşıyor.

(DHA)

Rapçi Ezhel tutuklandı

Müzik dünyasında ‘Ezhel’ adıyla tanınan, şarkı videoları milyonlarca kişi tarafından internette izlenen ünlü rapçi Sercan İpekçioğlu, bazı şarkılarında uyuşturucu kullanımını özendirdiği ve kullanımını kolaylaştırdığı iddiasıyla gözaltına alındı.

İpekçioğlu, İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ndeki sorgusunun ardından çıkarıldığı adliyede tutuklanarak cezaevine gönderildi.

İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, sosyal medya ve internette uyuşturucu kullanımını özendiren kişilere yönelik yürüttüğü araştırmada, Ezhel adıyla bilinen 28 yaşındaki rapçi Sercan İpekçioğlu’nun bazı şarkılarında uyuşturucu kullanımını özendirdiğini belirledi.

NARKOTİK TARAFINDAN GÖZALTINA ALINDI

Savcılığın yürüttüğü soruşturma kapsamında, İpekçioğlu hakkında gözaltı kararı alındı. Narkotik ekipleri, Kadıköy’de önceki gün düzenlediği operasyonla İpekçioğlu’nu gözaltına aldı. İpekçioğlu, yapılan sağlık kontrolünün ardından sorgulanmak üzere Emniyete götürüldü.

Salda Gölü’nde festival yapılmasına çevrecilerden tepki

29 Haziran – 1 Temmuz tarihleri arasında Burdur’un Yeşilova ilçesi sınırlarında bulunan Salda Gölü’nde gerçekleşmesi planlanan Salda Gençli Festivali, çevrecilerin tepkisini çekti.

Selda Bağcan & Boom Pam, Can Bonomo, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Teoman, Manga, Ezhel, Hayko Cepkin gibi isimlerin katılacağı ve 3 gün sürecek festival, Salda Gölü’ne zarar vereceği yönüyle çevreciler tarafından tepkiyle karşılandı.

Bembeyaz kumsalları ve turkuaz rengi suyuyla Türkiye’nin Maldivleri olarak nitelenen Burdur’daki Salda Gölünün, dünyada mars gezegeninin jeolojik yapısına benzerlik gösteren iki noktadan biri olduğu vurgulanıyor. 2 milyon yıllık geçmişe sahip olan ve Türkiye’nin en derin gölü olarak bilinen Salda’da gençlik festivali yapılması hakkında CNN Türk ‘Yeşil Doğa’ isimli programın yapımcısı ve sunucusu olan Güven İslamoğlu, Twitter’da paylaşım yaptı. İslamoğlu, paylaşımında, “Salda Gölü.Çok özel bir yer.30 bin kişi festival ve kamp yapacakmış.Tanıtım içinmiş.Sahili mahvedecek tanıtım mı olur.Son interrail Mengen kampında gördük.Orman çöp deryasıydı.Burada ates yakarlarsa felaket olur.Gidin bir stadta yapın,doğayı rahat bırakın” dedi.

Salda Gölü.Çok özel bir yer.30 bin kişi festival ve kamp yapacakmış.Tanıtım içinmiş.Sahili mahvedecek tanıtım mı olur.Son interrail Mengen kampında gördük.Orman çöp deryasıydı.Burada ates yakarlarsa felaket olur.Gidin bir stadta yapın,doğayı rahat bırakın. pic.twitter.com/Ehl4NaFH9q

— Güven İslamoğlu (@guvenislamoglu) May 24, 2018

“PAMUKKALE NEYSE SALDA DA ODUR”

Gazeteci Yusuf Yavuz’un yaptığı habere göre, Salda Gölü kıyısında yapılmak istenen ve yaklaşık 30 bin kişinin katılması beklenen ‘Salda Gençlik Festivali’ne tepki gösteren Türkiye’nin önemli göl ve sulak alan uzmanlarından Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, “Böyle bir yerde böylesine büyük bir kalabalıkla müzik festivali yapılması hakikaten akıllara ziyan bir şey. Bence bu etkinlik sağlıklı bir düşüncenin ürünü değil. Bunun adı tanıtım falan değil, gölü tahrip etmektir. Pamukkale travertenleri ne kadar değerliyse, Salda Gölünün bembeyaz kumsalları da aynı ölçüde, hatta daha fazla değerlidir. Pamukkale de insanların ayakkabılarıyla o beyaz travertenlerin üzerine girmelerine nasıl izin verilmiyorsa Salda için de bu böyle olmalı. Bırakın araçlarla girmeyi, ayakkabı ile bile girilmemesi gereken bir doğal mirastan bahsediyoruz. Salda Gölü’nün kıyısındaki o bembeyaz kumsallar, biyomineralizasyon diye adlandırdığımız bir olayın sonucu oluşuyor. Siz buraları çiğneyerek, ezerek karartacaksınız” değerlendirmesinde bulundu.

Gölde yapılacak festivalin programı şöyle:

Bir festivalden çok daha fazlası.
.
Huzur, mutluluk, müzik, eğlence ve sosyal sorumluluk. Hepsi bir arada.
.#saldafest#saldagençlikfestivali#vosvos#festival#kamp#çadır#doğa#konser#karavan#gezi#tatil#müzik#bilet#haykocePKİN#teoman#zrf2018#EngellilerHaftasıpic.twitter.com/0wLRjEwLer

— Salda Gençlik Festivalii (@saldafestt) May 10, 2018

Salda Gölü’nde gençlik festivali yapılmasına ilişkin yapılan paylaşımlardan bazıları şöyle:

3 kamyon çöpü bırakıp gitmişlerdi.Belediye toplayacaktı demislerdi.Yiyecegi içeceği sen taşı çöpünü belediye toplasın.Salda da aynısı olacak. pic.twitter.com/1fGeasPBSE

— Güven İslamoğlu (@guvenislamoglu) May 24, 2018

Tanıtımında bile ‘bembeyaz kumsalları ve BAKİR doğası’ ile tanıtılan bir yeri, bir kez daha 50 bin kapasiteli festival ve kamp alanına dönüştürmek karlı bir doğa cinayetidir. Salda Gölü’nü rahat bırakı[email protected]@paaugezipic.twitter.com/b4edf3C4X9

— Tugce MadayantiⓋ (@madayantii) May 24, 2018

Boyle bir güzelliği bile bile yok edriyoruz.kimse de cevre bilinci yok.keske hic kesfedilmeseydi diyorum.salda da yasayan biri olarak cook uzuluyorum.gol kenarına arabayla inenler,beyaz kumsalda ates yakanlar, bira şisesi atanlar ..cok acı pic.twitter.com/PbV8ys1MCR

— emi (@emikaragoz1) May 24, 2018

Mühendisliği şiir ile buluşturan uygulama: Laf

Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Programı üçüncü sınıf öğrencisi Emre Şahiner, şiir severler için duygu-renk eşleşmesi içeren bir uygulama tasarladı.

Emre Şahiner tarafından geliştirilen “Laf” uygulamasının temel amacı şiiri kalıplaşmış düşüncelerden çıkarıp, insanların günlük hayatına sokmak. Uygulama kullanıcılarına var olan şiirleri okumanın yanında, kendi şiirlerini yazmalarına da fırsat sağlıyor. “Laf” uygulamasında her şiir ve şair bir renk ile tasvir ediliyor. Uygulama renk parametresi ile o gün kendinizi hangi renk hissediyorsanız, size uygun olan şiir/şair önerileri sunuyor.

Temel yapının üzerine eklenen renk parametresi ile her şiir ve şairin bir renk ile tasvir eden uygulamada, o anki duygu durumunuza göre profilden bir renk seçip tüm uygulamayı o renge dönüştürebiliyorsunuz. Laf, kullanıcılarının renk seçimi ve şiir okuma hareketlerini takip ediyor ve zamanla kullanıcısı hakkınızda anlamlı bir veri elde etmeye başlıyor. Kullanıcının sonraki seçimleri ve günlük şiir önerileri de bu analizler üzerine şekilleniyor.

Laf uygulamasına Sabancı Üniversitesi’nden destek

“Laf” uygulaması, aynı zamanda Sabancı Üniversitesi’nin yaratıcı ve yenilikçi projeler geliştirmeyi hedefleyen lisans öğrencilerine sunduğu destek programı SU-ASSET tarafından destekleniyor. Şahiner, SU-ASSET’ten aldığıfon desteği ile uygulamanın renk şeçimi ve analiz algoritmasını geliştirmeyi hedeflediğini belirtti.

Ocak ayında AppStore ve Google Play’de yayınlanan Laf uygulaması, kısa sürede AppStore’da kendi kategorisinde 24. sıraya kadar yükseldi.

Laf uygulamasının indirme bağlantıları,

App Store ->https://goo.gl/1vP5Nf

Google Play ->https://goo.gl/iM1KiG

Instagram sayfası ->www.instagram.com/laf.official

Kaynak: Edebiyathaber

Morgan Freeman’a 8 kadından taciz suçlaması

ABD merkezli haber kanalı CNN’in Perşembe günü yayınladığı özel haberine göre en az 8 kadın Oscar ödüllü Hollywood yıldızı Morgan Freeman tarafından uygunsuz davranışlara veya tacize maruz kaldığını açıkladı. Deutsche Welle Türkçe’nin haberine göre; CNN muhabirleri tarafından yürütülen araştırma kapsamında 16 kadınla görüşüldü. Görüşülen kadınlardan 8’i aktör tarafından taciz ya da uygunsuz davranışa maruz kaldığını anlattı, diğer 8 kadın ise aktörün söz konusu davranışlarına tanık olduklarını iddia etti.

Haberde kadınların maruz kaldığı ya da tanık olduğu davranışların 80 yaşındaki aktörün sahibi olduğu prodüksiyon şirketi Revelations Entertainment’ta, film setlerinde ya da çeşitli film etkinliklerinde gerçekleştiği belirtildi.

Habere göre iddia sahibi 8 kadının bir kısmı yaşadıklarını “cinsel taciz”, bir kısmı da “uygunsuz davranış” olarak değerlendirdi. Freeman’ın bedenleri hakkında sık sık yorum yaptığını ve yakışıksız bakışlara maruz kaldığını söyleyen kadınlar kendilerini huzursuz hissettiklerini de ifade etti.

“Kasten yapmadım”
İddialar sonrasında açıklama yapan ünlü aktör ise özür diledi. Freeman açıklamasında “Beni tanıyan ya da birlikte çalıştığım herkes, insanları kasten incitmediğimi ya da onlara huzursuzluk vermediğimi bilir. Bu sebeple kendini huzursuz ya da saygısızlığa uğramış hisseden herkesten özür diliyorum, böyle bir şeyi asla amaçlamadım” dedi.

Freeman yaptığı açıklama dışında konuya ilişkin kendisine ve şirketine yöneltilen soruları yanıtlamadı. Reuters haber ajansı da CNN tarafından öne sürülen iddiaları diğer kaynaklardan henüz doğrulayamadıklarını duyurdu. “Milyonluk Bebek” filmiyle 2005 yılında En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar kazanan aktör 50 yıllık kariyerinde 100’den fazla filmde rol aldı.

Miguel De Unamuno’nun Sis’i Türkçede

İspanyol edebiyatının en önemli yazarlarından biri olarak kabul edilen Miguel De Unamuno’nun başyapıtlarından Sis, Gökhan Aksay’ın İspanyolca aslından çevirisiyle Olvido Kitap’tan yayımlandı.

Tanıtım Bülteninden:

İspanyol edebiyatının dev yazarı Miguel De Unamuno’nun başyapıtlarından olan Sis, 1914 yılında yayımlandığında hem varoluşçu içeriği hem de anlatım tekniği ile büyük ilgi çekmiş; daha sonraları felsefede Sartre, Heidegger; edebiyatta Borges, Calvino gibi yazarların yapıtlarıyla zenginleşecek bir geleneğin ilk örneklerinden biri olmuştur.

Romanın ana karakteri AugustoPérez hali vakti yerinde, yaşama dair felsefi görüşleri olan biridir. Ne var ki bir gün sokakta gördüğü Eugenia’ya âşık olmasıyla tüm dünyası altüst olur. Zaten dünyayı bir sis olarak kabul eden Augusto için her şey gittikçe daha muğlak ve anlaşılmaz hale gelir. Sadece Augusto’nun düşünceleri değil, romanın kendisi de âdeta bir düşe, bir sise dönüşerek kurmaca sanatının sınırlarını zorlar.

Unamuno’nun artık bir dünya klasiği haline gelmiş bu eserini Gökhan Aksay İspanyolca aslından çevirdi.

“Dilimizin büyük yazarı, metafiziği sezen tek İspanyol… Her şeyden önce, ölüm hakkındaki görkemli savların yaratıcısıdır Unamuno.” Jorge Luis Borges edebiyathaber.net

Yasemin Mori’den yaza girerken yeni klip: Geçiriverdim İçimi

Yasemin Mori’nin büyük ilgi gören “Estrella” albümünden yeni klip geldi.

Sony Music etiketiyle çıkan ve 9 yeni şarkıdan oluşan albümün ikinci video klibi, Geçiriverdim İçimi bugün sanatçının vevo kanalında izleyiciyle buluştu.

Trakya’da her yıl Eylül ayında, Kırklareli’nin Pehlivanköy ilçesinde düzenlenen Pavli Panayırı’nda çekilen klibin yönetmen koltuğunda ise Bora Tarhan oturuyor.

Yasemin Mori: Gezi’nin ümidi tekrar gözlerimizi kamaştıracak Yasemin Mori: Gezi’nin ümidi tekrar gözlerimizi kamaştıracak

Sözü ve bestesi Yasemin Mori ile Ayşegül Savgı imzası taşıyan şarkının karnavalvari havası, panayırın renkli dünyasıyla birleşiyor. İzlemesi keyifli, insanın içini kıpır kıpır yapan şarkı ve klip ortamı, hem bir asırlık geleneği yansıtıyor hem de Pomakların ve Romanların keyifli dünyasına davet ediyor izleyeni.

Rengarenk kıyafetler, neşeli ve enerjisi yüksek katılımcılar ile Yasemin Mori’nin keyifli hallerinin izlenebileceği klip, bugün saat 10.00’da YaseminMoriVevo kanalında yayında.