TRT Türk 96 çalışanına İşe gelmeyin! dedi

TRT Yönetiminin TRT Türk ve TRT Avaz Kanallarını birleştirme kararı almasından sonra TRT Türk bünyesinde ve programlarında yıllardır çalışan 96 kişi 31 Aralık 2015 tarihi itibariyle işsiz kalıyor. Evrensel’de yer alan haberde gazete çalışanlarına işe gelmeyin uyarısı yapıldığı iddia edildi.

Şirket üzerinden istihdam edilen 33 kişinin sözleşmesinin uzatılacağını açıklayan TRT Genel Müdürü Şenol Göka, söz konusu 96 kişiyle ilgili ise herhangi bir açıklama yapmadı.İşten çıkarılacak olan çalışanlar, TRT Türk kurulduğundan bu yana program bütçeleri üzerinden çeşitli şirketlerle yapılan sözleşmelerle maaşlandırılıp kanalın kendi yaptığı 33 kişilik sözleşmelerin dışında tutuluyorlardı bu nedenle “teşeronişçi” statüsünde bile görünmemekteler. TRT Türk’te halen çalışmakta olan 96 kişinin 1 Ocak itibariyle akıbetinin ne olacağına dair belirsizlik devam ederken, yapılan tek açıklama kanal yönetimi tarafından ve sözlü olarak, “işe gelmeyin” oldu.Haberin tamamı için TIKLAYINIZ

O Hayat Benim dizisi oyuncusu yılbaşı ağacı oldu!

‘O Hayat Benim’in Beyza’sı Görkem Gönülşen’e senaryo ekibi unutulmayacak bir sürpriz hazırladı.

Gönülşen, bu pazar akşamı yayınlanacak bölümde, yılbaşı ağacı olarak izleyici karşısına çıkacak. Renkli görüntülerin yaşandığı çekimlerde Ahu Sungur, Oya Başar ve Ceren Moray, oyuncuyla hatıra fotoğrafı çektirdi.

Necati Cumalı Edebiyat Ödülü nün kazananı belli oldu

İzmir Urla Belediyesi ve Cumalı-Seferis Gökyüzü Kültür ve Sanat Derneği’nin işbirliğiyle düzenlenen Necati Cumalı Ödülü’ne, Köpekler İçin Gece Müziği adlı romanıyla Faruk Duman’ın değer bulunduğu açıklandı.Üçüncü yılında roman dalında verilmesi kararlaştırılan 10 bin TL’lik ödüle 54 yazar başvuru yaptı. Feyza Hepçilingirler, Nilüfer Kuyaş, Ömer Türkeş, Hayri K. Yetik ve İsmail Mert Başat’tan oluşan seçici kurul, Faruk Duman’ı ödüle layık gördü. Ödül töreni 12 Ocak 2016’da Urla’da yapılacak.

Metin Akpınar konuştu: Türk milleti, Kürt milleti diye bir şey yok!

Önce sosyal medyada paylaşılan bir yazı ile gündeme geldi. “Yalan yok, bu ülkeden utanıyorum” başlıklı yazı sosyal medyada o kadar çok konuşuldu ki usta oyuncu Cumhuriyet’ten Ceren Çıplak’a konuştu ve yazının kendisine ait olmadığını belitti.Şimdi de Oya Çınar kişisel blogu için Metin Akpınar ile dikkat çeken bir röportaj yaptı. Akpınar Türkiye’nin içinde bulunduğu durum için röportajda çarpıcı cümleler kurdu. “Karşı devrim” diye nitelediği günümüz koşullarını, etnik bölünme tehlikesini, Atatürk milliyetçiliğinin yanlış değerlendildiğini anlatan Akpınar “Burada çok mükemmel bir folklor var. Türk milleti, kürt milleti diye bir şey yoktur. Bunlar çok yanlış yorumlar.” dedi ve toplumsal barış için çaba harcanması gerektiğinin altını çizdi. İşte o röportajdan çarpıcı bölümler:Bu soruyu evirip çevirmek için çok uğraştım ama beceremedim. O yüzden direk sormaya karar verdim. Ne olacak bu memleketin hali?(Gülüyor) Buna bir röportaj yetmez Oyacığım, bir kitap yazmak lazım. Şimdi her şey bir yana çok önemli bir sual bu. Biz Osmanlı imparatorluğunda, yeryüzünde Allahın gölgesi kabul edilen padişah efendimiz hazretlerinin ümmetleri, o padişahın kulları olarak ve bütün toprak varlığımızla da padişahın malı olarak yedi yüz sene yaşadık. Sonra Gazi Mustafa Kemal diye bir deha oradan bir cumhuriyet ve o cumhuriyetten de bir millet çıkardı. Yani padişahlıktan cumhuriyete, ümmetten millete geçtik. Bu aslında burjuvazisi olmayan bir toplumda bir burjuva ihtilaliydi. Bunu büyük toplumlara mal etmek için Gazi Mustafa Kemal çok çalıştı. Halkevleri, köy enstitüleri bunun için açıldı. Ama zamanla onlar da yozlaştı, yıpratıldı ve kapandı. Sonrasındaki süreç, 1946 da Demokrat Parti’nin olumlu nutuklarıyla başladı ama, 14 mayıs1950′ de iktidara gelmeleri ve çok partili rejime geçilmesiyle de bir ikilem ortaya çıktı. Bir tarafta bir cumhuriyet ve millet anlayışı, diğer tarafta, “Eski Osmanlı fena değildi, biz onu niye yıktık, acaba yeni bir moderniteyle yine bir Osmanlı, bir İslami yönetim olabilir mi?” diye sorgulayan taraf oluştu. Bu ikilem hala sürüyor. Eğer buna bir ad koymak gerekiyorsa bunun adı da “karşı devrim” dir.ÇAĞDAŞ DÜNYANIN TAMAMEN DIŞINDA KALDIKKarşı devrim başarılı oldu mu peki?Valla, karşı devrim başarılı olmuş mudur? Olmuştur. Hatta bugün karşı devrim en başarılı çağındadır. Evet Mustafa Kemal’in yaptığı bir devrimdir. Bu da karşı devrim. Ne var ki bunu ülke bazında değerlendirdiğimiz zaman bu böyle. Evrensel bazda böyle olmadığı da çok açık. Biz bu kadar önemli bir jeopolitik yapıdayken çok yanlışta kaldık. Dış politikayı, eğitimi, sağlık ve sosyal güvenlik meselelerini yeniden gözden geçirmek gerekiyor. Hızla artan bir nüfusumuz var. Bir o kadar genç işsizlerimiz var. Bunlar çok büyük eksiklikler. Çağdaş dünyanın tamamen dışında kaldık.Sürekli bir “ekonomik büyümeden” bahsediliyor oysa…Her ne kadar başarılı bir büyümemiz var gibi gözükse de bu büyümeyi ürettiklerimizi pazarlayarak yapamadık biz maalesef. Biz bugün dış borçlarla büyüyoruz. Bütün bunların yeniden gözden geçirilmesi ve yeniden ikinci bir devrim değil belki ama evrim geçirmemiz gerekiyor diyebilirim. Bu evrim gerçekleşmezse çok iyi bir yere gitmediğimiz aşikar.”Halimiz hal değil” mi diyorsunuz?”Bakın, komşumuz Yugoslavya yediye bölündü. Irak üçe bölündü. Gürcistan beşe bölündü. Suriye bölünmek üzere. Lübnan zaten bölünmüştü. Sovyetler’in hali ortada. (Gülüyor) O iyice karnıbahar gibi yayıldı. Bir tek biz kaldık bölünmeyen. Geçmişte sağ-sol kavgası vardı. Şimdi de mezhep ve etnik kimlik kavgaları öne çıkıyor. Bunları halledemezsek halimiz iyi değil. Tabii eleştirmek kolay. Çözüm önemli. Hepimizin çözüme kafa yorması gerekiyor. Tek çözüm var, o da demokrasi. Ama demokrasi de öyle kolay ulaşılacak bir hedef değil.Ne yapmamız gerekiyor?Daha modern, daha çağdaş olmamız gerekiyor. Bize mesela demokrasiyi de yanlış anlattılar. Eşitlik diye anlattılar, azınlığın haklarının da çoğunluğun karşısında korunduğu bir yönetim şekli diye anlattılar ama çağdaş demokrasinin öyle olmadığını gördük. Bunların da yeterli olmadığını deneyimlemiş olduk.O zaman tam olarak nedir çağdaş demokrasi? Oraya nasıl ulaşacağız?Patalojisi olmayan insanların, yani sağlıklı insanların, özgür idareleriyle geleceği tayin edebildikleri rejimin adıdır demokrasi. Ve bu hedefe şiddet unsuru olmadan ulaşmak zorundayız. Savaşın galibi yoktur. Mustafa Kemal’in çok önemli bir sözü vardır bu konuda. Der ki “Vatan müdafası söz konusu değilse savaş cinayettir!” Çok ciddi bir tanım bu. Bütün insanların aynı kaynaklardan beslendiği, robot toplumlar demokratik değildir. Tam tersi, farklı ideolojideki insanların kavgasız, gürültüsüz birlikte yürüyebildikleri ortamlarda ancak çağdaş demokrasiden bahsetmek mümkün olur. Bizim işte bu hedefe doğru gitmemiz gerekiyor.”ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİ KESİNLİKLE YANLIŞ YORUMLUYORUZ”Bir de biz Atatürk milliyetçiliğini yanlış yorumlamıyor muyuz sizce?Kesin yanlış yorumluyoruz. Milliyetçilik ırk ayrımcılığı değildir. Mustafa Kemal’in nutukta da anlattığı gibi, o dönem manzar-ı umumiye şuydu. Bir tarafta ağalık var, bir tarafta tarikatlar var, ama bunların demokratik bir ortamda temsil edileceği bir organizasyon yok. Öyle olunca millet egemenliğinin devlet yönetiminde toplanması, tüm bu farklı toplulukların da birer siyasi partiyle temsil edilmesi gerekiyor. Ama zemin o zaman için tüm bunlara uygun bir zemin değil. Dolayısıyla Mustafa Kemal buna bir çözüm üretmek için bir çağrıda bulundu ve dedi ki ” Misakı milli sınırları içinde bulunan bu ülkenin tüm vatandaşları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıdır.” Bunun içinde lazı da vardır, kürdü de vardır, abazası da vardır. Mustafa Kemal’in yaptığı milliyetçilik tanımı bir etnik kimlik tanımlaması değildir. Burada çok mükemmel bir folklor var. Türk milleti, kürt milleti diye bir şey yoktur. Bunlar çok yanlış yorumlar.”TÜRKİYE DAHA ÖNCE BARIŞMALIYDI”Peki Türkiye barışacak mı sizce?Daha evvel barışması lazımdı, onu kaçırdık diye üzülüyorum ben. Sayın cumhurbaşkanı bu ortamı sağlayarak seçimlere gitmeliydi. Ben kendisinden bunu beklerdim.BEN İMANLI BİR VATANDAŞIM. DEİSTİM.Sizin kutsallarınız neler? Kimsenin o alana girmesine, dil uzatmasına izin vermem dediğiniz şeyler nelerdir? Ben imanlı bir vatandaşım. Deistim. Benim kutsallarımın arasında bunlar var. Ben daha çok etik, estetik, ahlak felsefesi… Oralarda durmaya çalışıyorum. Onların yozlaştırılması, o popülasyonun bozulması beni çok üzüyor. Ve ben tam da bu yüzden kutsal değerleri kamusal yönetimden ayırmak gerek diye düşünüyorum. Bunun adı da seküler yönetimdir. Laiklik yetmez. Yani devlet yönetimi, kamu idaresi, dini esaslara dayandırılamaz. Ama şu çok önemli burada. Kutsal benim kutsalımdır. Ben kendi kutsalıma herkes uyacak diye bunu kimseye dayatamam. Ha bu toplumun geneline bakacaksak da Allah, anne, asker tabudur. Bunlara dokunulmaz. Saygı duymak lazım.Röportajın tamamı için tıklayın

TRT çalışanları Numan Kurtulmuş a seslendi: Günahı olmayanlara bedel ödetmeyin! (Medyaradar/Özel)

TRT Yönetiminin TRT Türk ve TRT Avaz Kanallarını birleştirme kararı almasından sonra TRT Türk bünyesinde ve programlarında yıllardır çalışan 96 kişi 31 Aralık 2015 tarihi itibariyle işsiz kalıyor.İşten çıkarılacak olan çalışanlar TRT’nin bağlı olduğu Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’a bir mektupla seslendiler. İşte o mektup:Sayın Başbakan Yardımcısı,Biz; kimi bir yıl, kimi onlarca yıl TRT servisleriyle TRT binalarına gelip, TRT’nin cihaz, mekan ve imkanlarını kullanmış editör, sunucu, montajcı olarak devletimize hizmet vermiş 96 çalışan idik.28 Aralık Pazartesi günü içimizden bazı arkadaşlara gayriresmî olarak “TRT Türk’ün kapatılacak olmasından dolayı işimize son verildiği” söylendi.Onlarca yıl hizmet etmiş personellerin kulağına bir dedikodu gibi gelen bu olayı kimi kısım amirlerimiz doğruladı, kimi amirlerimiz ise uyarılarımız üzerine araştırarak edindiği bilgiyi bizimle paylaştı ve kurumdan ayrılmamız gerektiğini belirttiler.Kuruma başvuruda bulunup işe alınan personellerden sadece “işe giriş belgeleri ve banka hesap numaraları” isteniyor. İşe başladıktan sonra maaşı düzenli yatan ve kendisini yıllarca TRT çalışanı zanneden personelin ne “program üzerinden” tanımından ne “grafik” tanımından ne de “şirket personeli” tanımından haberi oluyor. Ta ki işten çıkarıldığımızı öğrenip araştırıncaya kadar.Aramızda yıllarca TRT’de çalıştığını zannedip, dün TRT ile hiç ilgisinin olmadığını, tazminat hakkının bile bulunmadığını, tüm yolların kapalı olduğunu öğrenen arkadaşlarımız var. Çalıştığı süre boyunca Haber Dairesi’nde video montaj yapan arkadaşımız, işten atıldığı gün TRT Türk’te yayınlanan ismini daha önce hiç duymadığı bir programın sorumlusu olduğunu öğreniyor. 96 personelin büyük bölümünün bu şekilde istihdam edildiğini öğrendik. Dün öğrendiğimiz, yıllarca “program üzerinden çalıştırma” formülü ile TRT’ye eleman alınması adaletsiz ya da illegal bir olay idiyse neden bu kadar zaman ne devletin müfettişleri ne de biz bunu anlayamadık? İllegal bir yöntem ise neden bu kadar alçaltıcı, adab-ı muaşerete, iş ahlakına ve kanunlarına aykırı ve kıymetsizleştirilerek gönderildik?İşten çıkarıldığını bir saat önce öğrenen ve tazminat dahil tüm yolları kapalı olan 96 kişi eğer özel sektörde olsaydı liyakat esas alınır, 2 hafta önce haber verilir, hakkı olan tüm tazminatları verilir; işten çıkarılan personel bu tazminatlarla yeni bir iş buluncaya kadar ailesini geçindirebilirdi. Kanun koyucuların koyduğu iş kanunlarına, kanun koyucuların yönetimindeki bir kurumun tek bir maddesini uygulamamasını anlayamıyoruz. Kışın ortasında, bir kuruş tazminat bile vermeden, liyakate ve işe sadakate bakılmadan, işten çıkarıldığına dair tek bir belge verilmeden, resmi kanalla tebliğ edilmeden, birkaç saat önce üstelik dudak kenarlarıyla işten çıkarılmamız hepimizin inancını sarsmış, insanlığımızdan utandırmış, umutlarımızı yok etmiş, onurumuzu incitmiş, varlığımızı değersizleştirmiş, bizi ailemizin yüzüne bakamaz hâle getirmiştir.Hiçbir bağımızın olmadığını yıllar sonra dün öğrendiğimiz TRT’nin Genel Müdürü Sayın Şenol Göka, Hürriyet gazetesinin internet sitesine verdiği beyanatta TRT Türk’ün sadece 33 çalışanının bulunduğunu belirterek, “Hizmet alımı ile çalışan bu 33 arkadaşımızı da yeniden kurumumuzda göreve başlatacağız” demiştir. Yerel televizyon kanallarının bile 50’nin üzerinde çalışanının bulunduğu ülkemizde, devletimizin kanalının 33 kişi ile dönmeyeceğini herkes tahmin edebilir. Bahsi geçen sayı ise toplamda 147’dir.Genel Müdürlük makamının kapılarının görüşme talebimize kapalı olması nedeniyle size ulaşmak istedik. Tüm hukuk yollarının kapalı olması nedeniyle vicdanınıza seslenelim istedik. İşten çıkarılan 96 arkadaşımızdan bir kısmının olmadığı toplantıda çok sayıda arkadaşımız zat-ı âlinizin adalet duygusuna güvendiğini, kul hakkını üstün tuttuğunuza inandıklarını ve hatta bildiklerini söylemeleri üzerine mektup yazma kararı aldık.Sizden ricamız konunun güvendiğiniz arkadaşlarınız tarafından araştırılması; varsa bir günah, günahı olmayanlara bedel ödetilmesine izin verilmemesidir. Hizmet alımı ile çalışan 33 kişinin yaptığı işten farklı işler yapmadığımızı, bizlerin de en az onlar kadar verilecek haklardan yararlanmamız gerektiğine inanıyoruz.Vicdanınıza, adalet duygunuza güvenimiz tamdır; karar size ait olursa son karara saygımız olacaktır.Saygılarımızla, arz ediyoruz.MEDYARADAR/ÖZEL

Varank a hakaretten ifade veren Özkök: Ortamı yumuşatmak istedim

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı Mustafa Varank’ın, yazdığı bir köşe yazısında kendisine hakaret ettiği iddiasıyla hakkında suç duyurusunda bulunduğu Hürriyet gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök, savcılığa ifade verdi.Ertuğrul Özkök, avukatıyla Bakırköy Adliyesi’ne geldi. Cumhuriyet Savcısı Ertuğrul Sarıyar’a ifade veren Özkök, Mustafa Varank ile ilgili “haklı olduğu konularda” yazdığı yazıdan sonra da yazılarının bulunduğunu belirtti.”Eleştiri babında yazdım”Varank’ı savunan yazılarının da olduğunu ifade eden Özkök, “Bu yazı dünya ve Türk basınında da çok sık yöntem olarak kullanılan mizahi tarzda küçük bir eleştiri yapmak, biraz da ortamı yumuşatmak için yazılan bir yazıdır. Çok daha ağır şekilde benim hakkımda da yazılmaktadır. Ben bunları basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirdiğimden yazıyı yazan kişiler hakkında şikâyetçi olmadım” diye konuştu.Varank, Özkök’ün hakaret ettiğini iddia etmiştiÖzkök, müştekiye yönelik hakaret veya iftira tarzında bir suç kastının bulunmadığını savunarak, bu nedenle hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesini talep etti.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı Mustafa Varank, Hürriyet gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök hakkında, 16 Ekim 2015’te gazetenin 19. sayfasında yer alan “Kuran Dersine Giren Yüzdesi Kaç” başlıklı yazısında kendisine hakaret ettiği iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştu.

BirGün gazetesi yazarından 2015 in en leri listesi!

BirGün Gazetesi yazarı Ümit Alan, bugünkü köşesinde 2015 yılında medyadaki önemli olayları derledi ve 2015’in enleri listesini açıkladı.İşte Ümit Alan’ın kaleminden 2015’in enleri:Her yıl olduğu gibi, bu yıl da yılın son Köşe Vuruşu’nda, yılın medya olaylarına ‘en’ler penceresinden bakalım istedim.En etkili haber: Kuşku yok ki, yılın medya olayı Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklanması. Dolayısıyla onların yaptığı “MİT TIR’ları” haberi de yılın en etkili haberi. (İlk kez onlar yapmamış olsalar da). Başka tutuklu gazeteciler de var diyeceksiniz, doğru. Ancak Dündar ve Gül’ün tutuklanması sadece daha ünlü isimler olmalarından değil, tutuklama gerekçesi olan haber ve Cumhurbaşkanı’nın haber sonrası beyanları nedeniyle de yılın en etkilisi.En etkili patron: Bence yılın en etkili medya patronu bilinen adıyla Kayyum, doğru kullanımıyla Kayyım oldu. Hem medya kuruluşlarına el koyuş biçimleri hem de yönetiş biçimleriyle. Cemaat yayınları haricinde kalan yayınlara da verilen mesajlar hakeza. Kazanılan “kemiksiz” para da ayrı dert.En etkili medya yazıları: Bu konuda Cem Küçük’ün hedef gösterici yazıları (Medeni ölüme mahkûm yazarlar listesi vs.) ilk akla gelse de, Doğan Grubu’nun Hürriyet ön sayfasından yayınladığı mektupların hakkını yemeyelim. O mektuplar yer yer sert olsa da, bir uzlaşma sürecinin başlangıcıydı. O sürecin seçim sonrası geldiği nokta, Hürriyet ve CNN TÜRK’ten izlenebilir.En kritik gazetecilik soruları: Önce Suruç, sonra Ankara’daki saldırılarla sarsıldık. O saldırılar öncesinde sorulup cevapsız kalan gazetecilik soruları vardı. Örneğin; IŞİD’çilerin sınırdan ellerini kollarını sallayarak girmesi, Türkiye’deki örgütlenmeleriyle ilgili gazetecilik soruları. Soruldu, yeterince gündem olmadı, cevapsız kaldı. Sonrası malum.En acayip tornistan: Ahmet Hakan seçim sonrası kendisine bile yakışmayan hızda yanlamaya başladı. Bu işi en azından daha zekice yapacağını düşünürdüm ama gördüğüm kadarıyla öyle gitmiyor. Aydın Doğan nasıl bir ara, mesajlarını onun köşesinde yayınlıyorsa, bu dönüşüm işini de oradan göstermek istiyor sanırım.En arada kaynayan itiraf: AKP’nin 7 Haziran’da yaşadığı şok sonrası Rasim Ozan Kütahyalı’nın yazdığı “Zekâ rehavetine kapıldık” temalı yazı, havuz medyadaki zekâ problemi konusunda içeriden gelen bir itiraf oldu, ama pek üzerinde durulmadı.En çirkin yalan: Bu yılın medya yalanları say say bitmez. Bence en çirkini, Sözcü Gazetesindeki Şenol Gezer imzalı, Dilek Doğan’ın öldürülmesine ilişkin haberdi. “Dilek canlı bomba şüphesiyle vuruldu”, “Polise ateş açıldı”, “Çatışma çıktı” gibi net ifadelerle yazılan olayın, hiç de öyle gerçekleşmediği sonradan çıkan görüntülerle anlaşıldı.En sık kendini hatırlatan olay: Kabataş Yalanı’nın üzerinden 2 yıldan fazla zaman geçti ama gündemden hiç düşmedi. Her vesileyle gündeme gelip durdu. Önce Cem Küçük’ün “kurgu” olduğu iddiası, sonra dönemin Star Gazetesindeki haber editörünün açıklamaları.En ibretlik çöküş: “Fuat Avni gazeteciliği” de 2015’le birlikte çöktü. Hatta sosyal medyada dalga konusu olmaya da başladı. Tapelerle çıkan dosyalar elbette görmezden gelinecek şeyler değildi. Orada gazetecilik, tapeleri oluşturan ve servis edenlerin kim olduğu ve niyetleriyle birlikte, tapelerin içeriğini soruşturmakla mümkündü. Ne yazık ki yapılamadı. Böyle olunca etkisi de olmadı.En çirkin tekzip: Hürriyet gazetesini gece yarısı basarak taş ve sopayla tekzip verme çabası, yılın hatırlanası gelişmelerinden biri. Ahmet Hakan’ın uğradığı saldırı da hakeza.En ‘maalesef’ gazeteci: Kabataş Yalanı’na sosyal medyadan yaptığı katkı ve sonrasındaki tavırlarıyla unutulmazlar arasına giren İsmet Berkan, yılın son günlerinde Hürriyet Gazetesi tarafından Diyarbakır Sur’daki sıcak çatışma bölgesine gönderildi. Tabii ilk işi polis zırhlısında poz vermek olmuş. Maalesef gerçek. Görüntüler var.En popüler gazetecilik türü: Görünen o ki, 2015’in en popüler gazetecilik türü, yer yer iliştirilmişin de ötesine geçen “Savaş Şakşakçılığı” pozisyonu olacak. Güneydoğu’da olanlar hakkında yapılan manipülasyon ayrı, görmezden gelme ayrı dert.

Bloomberg HT Yılbaşına Yıldız Tilbe ile giriyor..

Bloomberg HT’de eğlence ve müzikle dolu bir yılbaşı gecesi programı hazırladı.19:45 Süper Bulmaca Yılbaşı Özel: Yıldız Tilbe’nin şarkılarıyla renk kattığı kahkaha dolu bir yarışma21:45 Amerikan Müzik Ödülleri: Jennifer Lopez’in sunumuyla ekrana gelen yıldızlar geçidi.Saatler 00:00’ı gösterdiğinde Justin Bieber’dan müthiş bir performans…00:10 Akustikhane Yılbaşı Özel: Aralarında Bedük ve Öykü Gürman’ın da yer aldığı 6 sanatçıdan akustik müzik ziyafeti olacak.

Leonardo Di Caprio Star Wars u reddetmiş!

Dünyaca ünlü aktör Leonardo Di Caprio, ShortList’e verdiği röportajda Star Wars’un yeni filmi ‘Güç Uyanıyor’ için kendisine gelen Anakin Skywalker rolünü reddettiğini doğruladı.Geçtiğimiz sene Star Wars’un yazarı George Lucas ile bir araya gelen Di Caprio, ‘kendini hazır hissetmediği’ gerekçesiyle rolü geri çevirdiğini söyledi.Böylece Skywalker rolünü Hayden Christensen üstlendi.Di Caprio aynı zamanda ‘Batman Forever’daki Robin ve ‘Spider Man’deki Peter Parker rollerini de reddettiğini ifade etti.Di Caprio’nun süperkahraman canlandırmak konusunda bir takıntısı olmadığının da altını çizdi: ‘Hayır, öyle bir takıntım yok. Hangi role gireceğinizi asla bilemezsiniz. Böyle bir kuralım yok.’

Kara Sevda da bu hafta: Kemal Tehlikenin kıyısında! İşte fragman

Ay Yapım imzalı, Burak Özçivit ve Neslihan Atagül’ün rol aldığı, her Çarşamba milyonları ekran başına toplayan Kara Sevda’nın bu akşam yayınlanacak bölümünde, Nihan’a özgürlüğünü geri vermek için Kemal’in kendini attığı tehlike ekrana gelecek.

Kara Sevda’nın yeni bölümünde neler olacak?

Nihan’ın “o gece”ye dair sırrını çözebilecek flaşdisklerin Galip’te olduğunu gören Kemal, planlarını değiştirir. Nihan’ı özgürlüğüne kavuşturmak için çok riskli bir yol izlemeye karar verir. Nihan için bütün tehlikeleri göze alır. Nihan ise Kemal’in başının daha fazla belaya girmesini engellemeye kararlıdır. Kemal, Nihan’ın hayatına mal olan sırrı çözmek için planlarını adım adım uygular. O geceye dair bütün gerçekleri öğrenmesine bir adım kala, Kemal’in Nihan’a olan aşkı en büyük sınavı olarak karşısına çıkacaktır.

Hilal Saral’ın yönetmenliğini, Anıl Eke, Özlem Yılmaz ve Burcu Görgün’ün senaristliğini üstlendiği Kara Sevda bu akşam saat 20.00’da Star TV’de ekrana gelecek.”Kara Sevda’da bu hafta: Kemal Tehlikenin kıyısında! İşte fragman” Galerisine Göz At